Muhammed Mahmut Bakır – İtaat ve İsyan Sarmalında Yeniçeriler – CS (12)

Muhammed Mahmut Bakır – İtaat ve İsyan Sarmalında Yeniçeriler – CS (12) videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=9d-WAxQy_34. Mahmut, Yeniçerili’ye sen de getirdin meseleyi zaten. Yeniçerili’nin 2. Mahmut’a kadarki durumu nedir? Birazcık böyle özetleyerek izah edebilir misin? Şeyde, bu az evvel Osmanlı sistemini anlatırken bahsettik. Burada, yani onların aynısını tekrar etmek istemiyorum ama…

Muhammed Mahmut Bakır – İtaat ve İsyan Sarmalında Yeniçeriler – CS (12)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=9d-WAxQy_34.

Mahmut, Yeniçerili’ye sen de getirdin meseleyi zaten. Yeniçerili’nin 2. Mahmut’a kadarki durumu nedir? Birazcık böyle özetleyerek izah edebilir misin? Şeyde, bu az evvel Osmanlı sistemini anlatırken bahsettik. Burada, yani onların aynısını tekrar etmek istemiyorum ama şunu söylemek gerekiyor. Ne demiştim? Bir sivilleşme süreci oldu dedim, değil mi? Artık ham mallar, kalyoncular, kürekçiler buna bizim vakanı ister. Herkesler erazil taifesi derler. Yani ayak takımı falan diye zikrediyorlar. Fakat yapılan araştırmalar gösteriyor ki sadece bu ayak takımı da değil. Normal halktan ahadın, aslan kişiler dahi girmişler. Ve esamelerde bildiğiniz üzere maaş için bunlara verilir ve resmileştirirler. Bir Yeniçeri grubu düşünün. İşin içerisinde halktan herkesin olduğunu ve bunların çoğusunun ismen Yeniçeri olup
savaşa falan gitmediğini tahayyül edin kendiniz. Bankamatik memuru diyebilir miyiz bunları? Yani aslında ona benziyor. Neden? Çünkü adam burada esnaf, kömürcülük yapıyor. Efendim, savaşa gitmiyor. Mesela garip bir anektot nakledelim. Üçüncü serim diyor ki Yeniçeri alsınlar. Ya işte falan halk var. Bana işte 20 bin Yeniçeri lazım.
Padişahım en fazla 10 bin veririm diyor. Padişah bunu diyor. Şimdi bu padişah bundan dolayı ayanlara muhtaç kalıyor. Ve biz tabi oraları çok hızlı anlattığımız için değinemedik. Yeniçeri askeri eskiden sadece merkezdeydi. Değil mi? 15 bin o civarda mahdut bir insan yekünüydı. Hassa birliği statüsündeydi. Yeniçerilerin sayısı artmaya başladıkça, tabii tımar azalıyor, Yeniçeriler artıyor.
Yeniçeri sancaklara taşraya gitmeye, kale muhafızlığına falan başladı. Yani imparatorluğun satına yayıldılar. Nüfusları artmaya başladıkça nüfusları da artmaya başladı. Mesela Osmanlı’da bir yere bir inşaat yapacaksınız.
Bize inşaatın girişine bir yerine bir nişan tahtası asmanız gerekliliğinden bahsedeceklerdir hemen. Bir ocak mensubu gelecektir. Elindeki aletiyle, ki ocağının simgesi de üzerindedir, nişan tahtasını da verir. Ya bunu buraya asacaksın, bizim imayemizde bu işi yapacaksın ki bu ne demektir? Amelelerin her birinin ücretlerinden haraç almak demektir.
Bu mafyatik bir yapılanmadır aslında. Koruyorum. Aynen öyle. Karşınlığı olarak ödeyeceksin. Bunlara yeniçeriler bu esnafın dükkanlarına, inşaatlara haraç almak, insanların ticari faaliyetlerinden nemalanmak artık bir usul haline de gelmiştir. Şuna da bir alakası yoktur. Ocak falan bilmem ne.
İnsan popülasyonu, var olan insan yekununun rant ve kudret arayışıyla, bu kavramların ilişkisiyle alakalı bir durumdur. Yani mevzu, esasen şimdi ilgaya da geleceğiz, yeniçerilik mevzu değildir. Biz yeniçeriliğe takılıp kalırsak bu kavrama, bu müesseseye, meseleyi çözemeyiz. Çünkü nostaljik şeyler canlanacaktır vesaire. Mesele rant ve kudret. Bu rantı kim yiyecek ve kudretin şeriki kim olacak? Mesela budur kalemiye mi olacak, ilmiye mi olacak, yoksa kadim bir ocak mı olacak? Burada şunu söyleyelim. Yeniçeriliğin ki kuruluşu ihtilaflıdır. Orhan zamanı mıdır, Şeyh zamanı mıdır, Murad-ı Hüdavendi yer zamanı mıdır, daha sonra mıdır falan. Ama %80 dolayım da şöyle diyebiliyoruz.
Murad-ı Hüdavendi yer zamanı kurulmuştur ocak. Nasıl kurulmuştur? Evvela, evvelden pençik sistemiyle asker alımı var idi. Fakat bu sistemin yeteri kadar asker kapasitesi yaratmadığını görünce devlet devşirme diye bir sisteme geçtiler. Ve Osmanlı tebaası olan ve İslam hukukuna göre zımmi statüsünde bulunan kesimlerden
askerlik yapmak şartıyla ceziye vermelerinden affederek kendilerini, bunları devşirdiler. Devşirme sistemini bu açıklama haricinde nasıl açıklarsak açıklayalım, problem çıkacaktır. Ne demek? Yani Yeniçeriler köle değildir. Kul taifesinin hiçbirisi köle değildir. Eğer bir savaş esiri vesaire değilse, bir köle pazarından alınmadıysa zımmi kişiler adı üzerinde zımmi statüsüne mensup oldukları için devlet tarafından ceziye vermeleri karşılığı ile can ve başları ve hayatları güvence altına alınmış kişilerdir. Bunların çocuklarının Yeniçeri ocağına veya devletin farklı kademelerine devşirilerek alınması bunların köleleştirilmesi anlamına gelmez. O zaman bunlar köle değil. Kaldı ki bu garip garip açıklamalar var. Kul taifesi köledir. Padişah onun canını da malını da alabilir. Lan İslam hukukunda kölenin canı falan helal değil ki. Yani bu açıklamalar ne yazık ki bir yere istinad etmeyen, böyle garip bir işi kotarmak için abrakadabra yapmak kabilinden işler ne yazık ki. Devşirme sistemi öyle kurulduğu andan bir itibar yıkıldığı ana kadar kaldırıldığı ana kadar ocağın devam etmiş bir sistem midir? Hayır değildir. En fazla 2.5 asır sürmüştür. En iyi uygulandığı asır 16. kısmen 17. asır olarak zikredilebilir. Devamında ocağa asker verme bağlamında devşirme sistemi yavaşlayacaktır.
Kaldı ki biraz mantıklı düşünürsek Osmanlı coğrafyasının genişlediğini bir an tahayyül edin bunu. Ve daha sonra Osmanlının girdiği savaşların sayısının arttığını, Osmanlının asker ihtiyacının çoğaldığını tahayyül edin. Ve benim klasik sistemi anlatırken Timarlılığın sayısının azaldığını ve piyadelerin sayısının artmaya başladığını aklınıza getirin. Bir köye gideceksiniz de belli boyda, belli yaşta, belli vücut kapasitesine sahip, bir aileden en fazla bir erkek çocuk alıp, belli şartlarla insan toplayıp onları 10 yaşıyla 21 yaşının arasında değişiyor. Öyle şey de değil sadece küçük akıl bali olmayan çocuklar da değil. Hanifemesebine göre 18’dir ama 18’den yukarılar da var. Elimizde devşirme defterleri var. İçlerinden çıkıyor. Herkes gönüllü değil. Kimisi gönüllü, kimisi cebren alınıyor. Bu da var.
Ve bunun hukukçular hükmünü vereceklerdir. Buraya girmek istemiyorum şimdi. Bu bahis de ne kadar devşirme asker toplayabiliriz? Mesela bir tahayyül etsek ya. Mesela 60.000 devşirme asker toplayabilmek için imparatorluk satında kaç köye gidilmesi lazım? Kaç tane aileden çocuk alınması lazım? Bu alınan çocukların 5, 10 yıl, kaç yıl eğitim alması lazım? Yani bunu niye anlatıyorum? Devşirme sisteminin bir doyumu var. Bir kapasitesi var. Bu sistemde, imparatorluk satında devşirebileceğiniz insan kapasitesi belli. Ama devletin ihtiyacı olan insan kapasitesi bundan fazla. Bizim tarihe bakarsanız 3. Murat sünnet düğününde ne yapmış? Gelmişler, Padişahım ne olur biz de girelim. Türkler, yani Türkler dediği şey. Devşirme olmayan kesimler. Bizi de alın ocağa.
Hadi siz de girin demiş. Şuh bir anına denk gelmiş böyle. O anda artık Türklere de girmiş. Böyle bir şey yok. Devlet bunu bilinçli olarak yapıyor. Bilinçli olarak piyade sayısını arttırıyor. Bakıyor ki devşirmeden alabileceğim insan kapasitesi artık ihtiyaçlarımı karşılamıyor. Bilinçli olarak arttırıyor. Tabii bu doğal olarak az evvel bahsettiğim sivilleşme sürecini ve ocağın popülasyonunu değiştirmiştir.
Ve bir diğer meselede Yeniçeri Ocağı ile alakalı söyleyeceğim bunu. Genç Osman vakası Osmanlı tarihine Hâ-i-ley-i Osmanîye olarak geçmiştir. Genç Osman’ın kendisine sığınan bir padişah. Genç Osman, ocağa sığınan bir padişah. Ki Osmanlı padişahların hepsi 1. ortanın 1. bölümünde mensuplu. Yeniçeri de aynı zamanda. Ocağa sığınan asla verilmez. Savunulur, müdafaa edilir.
Canıyla başıyla, ocağın namusudur. Genç Osman’ı bir eşeğin üstüne bindirip çapulcu gibi bir kıyafetle 7 kule zindanlarına götürüp orada öldürdüler. Karadağut Paşa’nın da başında olduğu ekip sadece yeniçeriler de yok yani. Sipayiler vesaire de var. Bu Osmanlı tarihinde bir nevi bir ne diyelim psikolojik eşiktir.
Bir padişahın öldürülebilmesi ocak tarafından. Osmanlı tarihinde artık o tarihten öncesiyle sonrasını net bir biçimde ayırmıştır. Ve yeniçerilerin karizması sarsılmıştır. 2. karizma sarsılması da bu Karlofça’ya giden uzun 15 yılı aşkın harpte olmuştur. Bunu niye söyleyeceğiz? Şimdi hep vardır ya ocağın kanunu şudur, ocağın kanunu da yeniçeriler çalışmaz, evlenmez, şu bu falan filan. O kanunlar elimizde çok eskiye gitmiyor.
Ve o kanunların pratikte ne kadar uygulandığını bilmiyoruz. O yüzden kanunnameye bakarak bir yeniçerilik ideası oluşturup, tarihteki yeniçerilerin de o ideaya uygun bir biçimde, yeniçeriler şöyle iyiydiler, kanuniydiler, nizamiydiler, emirden çıkmazlardı vesaire deyip, daha sonraki yeniçeriler çıkınca da kabahati devlete bulmak aslında kendi kurduğu oyunu insanları pazarlamak gibi bir şey. 14. yüzyıl yeniçerileriyle alakalı, 15. yüzyıla yeniçerileriyle alakalı elimizde ne bilgi var, ne kadar bilgi var?
Kırıntı halinde bilgiler çıkmaya başladı. Mesela 14 veya 15. yüzyıl Ayasofya Vakfı’nın akarlarından olan dükkanlarda yeniçerilerin sahibi olduğunu görüyoruz. Hani çalışmıyordu bunlar? Çok erken mi bir dönem? Çok erken yani bu şey değil öyle 17 falan da değil. Bunlar bir tarafa yeniçeri ocağının talim sistemi nedir? Sözde şifahi geleneğe dayanır. Yani ocakta karşılıklı eğitimlerle vesaire yazılı böyle bir kitap al oğlum hadi oku. Bu çok modern bir şeydir zaten beklenmez de. Yani yetişmiş insanların yetişecek insanlarla kurduğu ilişkiyle şifahi bir kültürün aktarımı söz konusudur. Usta çırak ilişkisi mi? Aynen öyle. 15 yıl süren savaşta o savaş Osmanlı’nın bir nevi üst düzey insan yekûnunu kaybetmesine sebep olmuştur. Yeniçlerin çoğunun da öldüğünü düşünün üst seviye. Ya da kaliteli bir yekûnunu kaybettiğini düşünün devletin. Kültürel, geleneksel aktarımı yapamayacak veya bunu sadmeri sakatlatacak bir hale bülündüğünü görüyoruz. Daha sonra da zaten Lale Devri diye tesmiye edilen aslında ilgisi falan olmayan o devirde uzun süren bir 30 yıllı aşkın harpsiz devir var.
Bu harpsiz devirde de yenişeriler dedi ki şifahi geleneğe dayanırlar. Bir diğer dayandıkları şey de sürekli harp yaparak harp tecrübesi kazanmaktır. Yeniçeri hocanın kendini yetiştirebilmesinin ocaktaki fertlerin. Şimdi bir taraftan şifahi geleneği sağlayacak insan yekûnunu kaybetmeye başlıyorsunuz. Diğer taraftan uzun süre harpsiz kalıyorsunuz.
Bir yeniçeri güruhu veya cemaati düşünün ki şifahi aktarımı almamış ya da az almış, noksan almış, o edebi şey almamış tırnak içerisinde. Bir de uzun süre harp tecrübesi görmemiş ve Kartal’da 1770’lerde Kartal meydan muharebesinde Hakile-i Eksan oğullar binlerce yeniçeri.
İmparatorluğun nazarında Haile-i Osmaniye olarak tarihe geçen Genç Osman vakaasında bir defa üzerleri çizilen ocak mensupları, kurumsal olarak ocak birilik ruhu, genişerilik ruhu kaybedilen harpilerle üzerlerine yeni bir fatura daha kesilmiş oldu diyebiliriz.
Ve 2. Mahmud Devri’ne geldiğinde artık o bir nevi mafyalaşmaya başlayan insanları haraca bağlayan devletin ve sultanın isteklerinin ramına hareketlerde bulunan bir şey var ki ilk isyanlarını yeniçerler Fatih Sultan Mehmet’e yapmışlardır, Pucuktepe isyanında. O da bir nevi maaş, mali bir meseleden çıkmıştır.
Ama burada şunu söylemiyoruz, Osmanlı’da iktidara şerik olma arzusunda olanlar sadece yeniçeriler değildir. Kabahat, topyekun yeniçerilere mal edilebilecek bir şey değildir. Bu yeniçeriler dedik ya içerisi değişti. Sanmayın sadece yeniçeriler, bürokrasi yani kalemiye yerbabı. Aynı yeniçeriler gibi yapısı değişmeye, insan popülasyonu netvörk değişmeye başladı. Yani askeri ve RAA olarak ikiye ayrılır Osmanlı halk ve yönetilenler ve yönetenler olarak ikiye ayrıyoruz. Burada askeri taife RAA ile aynıleşmeye, bu aradaki ayrım silikleşmeye başladı. Buradan sadece yeniçeriler hissedar olmadılar.
Ama üzerlerine fatura edilebilir kabahat ve ocağa sürülebilecek leke bazında yeniçeriler baya bir meseliyetin altına girmişlerdi.