Muhammed Mahmut Bakır – Tanzimat Hayaleti – Cumartesi Sohbetleri (16)

Muhammed Mahmut Bakır – Tanzimat Hayaleti – Cumartesi Sohbetleri (16) videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=T24MRCuL9cI. Tanzimatı hayriye, tanzimat dediğimiz şey yakınca Türk tarihçiliğinin üzerinde dolaşan bir hayalettir. Onun zihninde dolaşan bir hayalettir. Siz bunu hortlak da diyebilirsiniz, karabasan da diyebilirsiniz. Muhafazakarı ya da liberali, kemalisti, fark etmez. Hepsinin ortak noktası tanzimatı kendi…

Muhammed Mahmut Bakır – Tanzimat Hayaleti – Cumartesi Sohbetleri (16)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=T24MRCuL9cI.

Tanzimatı hayriye, tanzimat dediğimiz şey yakınca Türk tarihçiliğinin üzerinde dolaşan bir hayalettir. Onun zihninde dolaşan bir hayalettir. Siz bunu hortlak da diyebilirsiniz, karabasan da diyebilirsiniz. Muhafazakarı ya da liberali, kemalisti, fark etmez. Hepsinin ortak noktası tanzimatı kendi ideolojik reflekslerine göre kurgulayıp inşa etmelerinde de yatar.
Ben burada derkener çekimi yaparken şey söylemiştim. Efsane söylediler ve uykuya daldılar diye bir sözü vardı. Bir de Cemil Meriç’in bir sözü var. Cemil Meriç diyor ki bazı ölüleri tekrar öldürmek lazım. Tam ölmemiş yani. Hayalette ne var ne yok arasında ara bir varlık gibi gözüküyor.
İnsanların zihninde olmayan, insanların zihninde muhayyel bir varlık gibi tanzimata dair bütün atıklar, bizim hislerimiz, temayullerimiz, sevgilerimiz, her şeyle ilintili bir şekilde tanzimatı kendimize göre kurguluyoruz. Bugüne kadar böyle yapıldı. Ve ben artık bu hayaletin öldürülmesi, tanzimatın gerçek yüzüyle, hakikatiyle karşılaşılması, bunun izhar edilmesi taraftarıyım.
Kusurumuz olduysa affola. Teşekkür ediyorum. Ağzına sağlık Mahmut. Bu konularda tabi sözde nihayet yok. Bu konularda ne kadar konuşulsa az geçer. Yine bak şeye değinemedik Gavur Padişah meselesine falan. İnşallah başka zaman başka şeylerde değiniriz. Zaten şu da var hani bahsedilir ya Reşit Paşa gece kaleme alıyor Metin’i. Yarın ilan edecek.
O da son gün alıyor kaleme. İşte ailesiyle vedalaşıyor, sarılıyor. Yarın belki hayatta kalır mıyım kalmaz mıyım belli değil. Bu Cavit Bison vs. bunu o kadar tiyatro alır ki halbuki anlattıklarından o çıkıyor ki. Herkes herkesin her şeyin farkında. Bir de şu var hani bunu öyle bir caf caflı bir şekilde ilan ediyorlar ki işte bir rivayet sende bilirsin Sultanahmet.
Bir rivayette Ayasofya’dan işte imamların konuştuğu kürsü getiriliyor. Gülhane kasrının önüne yerleştiriliyor. İşte çevrede bil cümle işte ulema, süfera, esnaf liderleri, işte bürokratlar hepsi var. Ecnebi sefirler var. Hatta Fransız karının kardeşi Jean-Évill’ bile var. Mustafa Reşit Paşa da çıkıyor Sultanahmet’ten gelen kürsüye ve orada kral okuyor.
Sultan da gülhane kasrından seyrediyor. O yüzden gülhane atıyor. Yani bu gülhane parkı olduğu için değil. İnsanlar onu da yanlış biliyorlar. Ama burada da insanlar ister istemez şey söylüyor. Bakın yani işte Fransız kralının kardeşi de var. İşte Tanzimat’taki demek ki bu batı etkileri vesaire bu yüzden var. Halbuki öyle bir anlattık o kadar güzel bir şekilde. Bunlar böyle değil. Bunun böyle ilan edilmesinin sebebi.
Evet. Devlet bunu pazarlayabilir. Devlet konjöktür icabı. Bakın bak bir şeyler yapıyoruz farkına varım diyebilir. Bu ayrı bir şeydir. Tanzimat’ın mahiyeti ayrı bir şeydir. Ki işe yarıyor. Az önce bahsettiğin hain Ahmet Paşa diye anılan Ahmet Paşa’nın donanmayı Mısır’a kaçırıyor. Biz o donanmayı daha sonunda İngilizlerin daireye girmesiyle geri alıyoruz. Yani bu bahsettiğin diplomatik hamleler işte 38’de de Baltalimanı’yla vesaire 7 vaidin yani tekelciliğin kaldırılmasıyla Aslında İngilizlerin müzaharetini bir nevi kazanıyor. Tabi icap ediyoruz. İngilizlerle siyasi olarak iyi bir şekilde yakınlaştık. O donanmayı Kavalalı’dan geri almak kolay olmazdı. Asıl bahis Kavalalı meselesini çözdük ve Boğazlar meselesini de çözdük.
O devir için söylüyorum. Sonradan yine bozulacaktır ama en azından Kavalalı ve Mısır meselesini İngilizlerin Abdülhamid devri işgaline kadar çözmüş bulunduk. Peki o zaman ağzına sağlık Mahmut. Gayet güzel bence istifade edilecek bir program oldu. Fakat bir hususta bence şerh düşmek lazım. O da şu. İnsanlar şunu diyebilir. İyi peki tamam.
Gülhane Hat düğme oyunu hakikaten de bizim zannettiğimiz gibi değilmiş. Öyle eşitlik vermiyor işte Müslümanların onu rencide edecek şeyler de yok. Şeriata dair kırık şeyler yok. İyi peki. Ama bizim zihnimizde bu tarz ön kabuller var. Acaba ön kabuller metin de olmasa bile o dönemle alakalı olabilir mi? Yani o dönem Tanzimat döneminde bu yanlışlıklar yapılmış olabilir mi? Zaten mesele odur. Tanzimat dendiğinde bir belgeye matif yapılmaktadır. Bir döneme mi? O dönem nereleri kapsamaktadır. Bu büyük bir iştir. Ben şunu söyleyebilirim. 1856 Islahat fermanına kadarki dönem o tasvir edilen dönem gibi bir dönem değil. İkincisi. Ya kardeşim iyi tamam da. Devamında aynı padişah Haradan 10-15 yıl geçiyor. Islahat fermanını ilan ediyor. Islahat fermanını nasıl reddeteceksiniz? Yani bak sen Tanzimat ile ne dersen ıslahat da peşinden gelir. Aslında bu şey gibi de değil. Şöyle de algılanıyor. Çok uzuyor ama. Bu bir… Bak bugüne kadar böyle anlatıldı. Ben de bunun tersini anlatıyorum falan. Hayır böyle bir şey değil. Giriyorsunuz, araştırmayı yapıyorsunuz ve karşınızda bir şey çıkıyor. Onunla karşılaşıyorsunuz. Ben eğer Mahmut Devri’ni araştırıp Meclis-i Vali’ye ayağına ol, Bahsettin Meclis’in defterlerine girip bu hükümleri görmeseydim ben de o literatürde yazan şeylerden konuşacaktım. Yapacak bir şey yok. Rivayet yok ki ne yapacağız. Peki sana bir kanaat olarak soruyorum. Bu kadar girmiş bir insan olarak ki biz değinemedik ama ıslahata dair de araştırmaların, okumaların var. Hani bunlar meçhul metinler değil. Hepsi ortada. Nasıl şartlarda hazırlandığı da ortada. Sence bir tarihçi olarak soruyorum. Gülhane Hattü’nü’nün siyasi ve idari iktisadi bilcümde konulardaki vermek istediği izan, daha doğrusu sahip olduğu izan ıslahat gibi bir metni öngörür mü? Veya öyle bir metnin doğumuna hizmet eder mi? Etmez. Bizim tarihçilerin yine yanlış bir akıl yürütmesidir bu. Sırf bir metin önce olduğu ve diğer metin sonra olduğu veya hadise önce veya sonra olduğu için peş sıra gelmeklik sebepliliği illiyeti mecbur kılmaz. Bu bir ne diyelim… Determinizm. Hem deterministik bir bakış açısı olur. Aslında bu biraz illüzyon gibi de gözükebilir insanlara. Sırf arka arkaya gelmesi. İslahat fermanının konjöktürüyle tazimat fermanı diye bilinen belgenin, Gülhane Hattü Hümaynı’nın ne içeriği ne konjöktürü bağlanımı bambaşka değil. Fuhat Paşa’nın yalısında yabancı devlet temsilcilerinin de bulunduğu bir yerde dikte ettirilerek yazdırılmıştır.
Ve o yüzden halka ilan edilmemiştir tazimat gibi. Yok, mümkün mü? Hani dış dünyaya, ecdebilere daha çok ilan edilmiştir. Bir de şunu gözalede etmemek lazım. 1808. Senedir İttifak’la başlatırlar. Magna Carta benzetmesiyle. 1839. Gülhane yani tazimat 1856. İslahat 1878. Anayasa, Meşrutiyet ve 1923 Cumhuriyet. Böyle bir dizim yaparlar.
Sanki tarih Cumhuriyeti vermek için akmış gibi. Bu metinlerin her biri bir diğerini tevlid etti yani doğurdu ve en sonunda da Cumhuriyet. Bu tabi akış zaten bunu gerektiriyordu. Fakat şunu biz biliyoruz. Tabiat’taki o süreklilik bile bugün fizik ilimlerinde sorgulanıyor. Tabiat’taki o nedensellik. Ya bu sosyal ilimlerdeki bu kadar nedensellik, bu sebep sonuç ilişkisine bu kadar katı olarak bağlı kalmanın sebebi ne? Niye böyle, niye bunu yapmak zorundayız? Yani bu metinler niye bir diğerini zorunlu kılıyor? Tarih illa ve kesin kes böyle akmalıydığının mecburiyeti nedir? Senediy İttifakı’yı imza atanların önüne Gülhane’yi koysaydık aynı şekilde bakar mıydı? Gülhane’yi imzalayanların önüne aynı şekilde Meşrutiyet’i koysaydık veya Cumhuriyet’i koysaydık bakar mıydı?
Biz çok iyi biliyoruz ki ıslahat gibi şerke açıdan savunması, müdafası zor olan bir metni bile bazı açılardan. Yani ilan eden Ali Paşa’ya bakıyorsun, Fransız İhtilali hakkında konuşurken Republikan keferesi alemi her cümercen boğdu diyebiliyor. Evet. Yani ıslahatı ilan edenler bile veya Mustafa Reşit Paşa tanzimatta bu kadar failliyoruz. Islahatı görünce diyor ki bunlar ihanettir diyor. Niye? Çünkü siz dış müdahaleleri açık kılıyorsunuz diyor.
Yani bu insanlar acaba Cumhuriyet veya Meşrutiyet gibi şeylere hakikaten müspet bakar mıydı? Zaten insanlar burada dedim ya tanzimat yakınça Türk tarihi yazımının üzerinde dolaşan bir hayalettir diye. Marx bunu Avrupa’nın üzerinde dolaşan bir hayalet olarak komünizm söylüyordu. Ben de bizim tarihçilerin zehri dünyasında dolaşan bir hayalet olarak görüyorum. Niye? Çünkü hep Cumhuriyet dönemi için söylüyorum özellikle. Bu arada Osmanlı Devri tanzimata kötü bakılmaz.
Hiçbir sultan yani Abdülhamid dair buna. Ne de hiçbir tarihçi. Ahmet Cevdet Paşa mesela tanzimata güzellemeler. Hiçbir tarihçi de göremezler. Hep Cumhuriyet dönemi yazılmıştır bunlar. Ve son vetirideki siyasilerin sözleridir. Bu bir tarih yazımı problemidir. İnşallah bir sohbette onunla alakalı belki yaparız da ilerleyen vetirede yani. İnşallah bakalım yani.
Çünkü 20. asırda o bahsettiğim metinler ve işte hatta mecelle gibi daha çok sosyal, medeni hukuka tetabuk eden şeyler. Bu hususları da hakikaten konuşmak lazım. Ağzına sağlık. Eyvallah teşekkür ediyorum. Ben de çok memnun kaldım.
İnşallah seyirciler de beğenerek izleyecektir.