Namaz için Kerâhet Vakitleri Hangi Vakitlerdir? – Fatih Kalender Hoca Efendi
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=cW6H_jXceHM.
Gün içinde namaz kılınmaması gereken kerahet vakitleri nelerdir? Böyle sorunca hemen benim hakkıma şu da geliyor. Haram-ı şerifte yani Mekke’de, Mehmediyne’de işte burada kerahet yoktur gibi insanlar rastabeli şeyler dolaşıyor. Bununla ilgili de bir açıklama yaparsanız faydalı olacağını düşünüyoruz hocam.
اَعُلَّ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْتَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ İsterseniz önceliğimizi ikinci suale versek. Yani kerahet vakitleri mekana göre değişiklik olur mu olmaz mı?
Ki bahsettiğiniz mevzu hemen hemen her sene Ümre’ye gittiğimiz zaman ki maalesef iki seneden beri gidemiyoruz. Malumunuz bu salgın neticesinden dolayı ki inşallah Rabbim bu günleri de tez zamanda geride bırakabilmeyi ve eskiden olduğu gibi saflarımızı sıklaştırabilmeyi ve o mübarek mekanlara Hac 1’de Ümre için ziyarete gidebilmeyi nasip eder inşallah. Allah nasip etsin inşallah. Çünkü hakikaten özlenimimiz oldu. Hiç düşünememiştik oradaki mahrumiyetin bu derece insana koyacağı. Çünkü insan içinde bulunduğu nimetin kadir kıymetini hakikaten bilemiyor. Mahrum olunca anlıyor. Ve oradayken de defalarca hep sual edilen meselelerden bir tanesiydi. Buyurduğunuz üzere harami şerifte özellikle Mekke Haram’ın da kerahat vaktinin olmaması.
Aslında bu mesele biraz da mezhepteki farklı görüşlerin birbirleriyle karışmasından kaynaklı bir mesele. Şöyle ki kerahat vakitleri noktasında Hanefi mezhebine göre mekan farklılığı yoktur. Yani dünyanın her neresinde olursanız olun eğer o vakit kerahat vaktiyse, eğer o vakitte namaz kılmak mekruh bir vakitse
bu durumda sizin bulunduğunuz yere göre kerahatin kalkması söz konusu değildir. Dolayısıyla Mekke Haram’ın da kerahat yoktur görüşü Hanefi mezhebinin görüşü değildir. Ancak bu noktada Şafi mezhebine baktığınız zaman Şafi mezhebinin kerahat vakitlerindeki anlaşımı özellikle mezhep kuralları müvacihesinde bir de mekan açısından şöyle bir ayrım yapılıyor.
Haram-ı Şerif’te mutlak anlamda kerahat vakti yok. Artı sebebi olan bir namaz için de dünyanın neresinde olursanız olun kerahat vakti yoktur. Yani örneğin abdest aldınız, abdest-i şükür namazı kılacaksınız. Bu her ne kadar nafile bir namaz da olsa neticede sebebi olan bir namazdır. O zaman bu namaz için bir kerahat vakti söz konusu değil. Ya da mescide girdiğiniz tahiyyatül mescid namazı kılacaksınız. Yani mescidi selamlama namazı kılacaksınız.
Neticede bir sebebi olan bir namazdır. Sebebi olan bir namazda kerahat vaktinin bir önemi yoktur. Kerahat vakti peki ne zaman sıkıntı doğurur? Herhangi bir sebep olmadan ben Allah için iki rekat namaz kılmak istiyorum derseniz işte bakılır eğer o vakit kerahat vakti ise o takdirde Şafi fıkhına göre de böyle bir namaz kılmanız doğru olmayacak. İşte tam bu noktada Haram-ı Şerif bu noktada isna edilmiştir. Yani Haram-ı Şerif’te olan bir kimsenin ister sebebi olsun ister sebebi olmasın. Yani sebepli ya da sebepsiz nafile namaz kılması için herhangi bir kerahat vaktinin olmadığından bahsedilmiş. Ama Hanefi fıkhında ise böyle bir algı böyle bir olgu yoktur. Mutlak manada dünyanın neresinden olursanız olun kerahat vakitleri önemsenmesi gereken itibar edilmesi gereken
namazın sebebinin olup ya da olmamasının sonuca tesir etmediği bilinen bir vakadır. Peki nedir bu kerahat vakitleri? Bunu ele alalım. O ki sualimiz bu noktadaydı. Şimdi kitaplarımıza baktığımız zaman iki çeşit kerahat vakitlerinden bahsediliyor. Birincisi kerahat-ı galize diye ifade edilen içerisinde gerek nafile namaz, gerek farz namaz,
gerek kaza, gerek nafile, mutlak manada namaz kılmanın mekru olduğu vakitler. Bir de kerahat-ı hafife diye ifade edilen bu vakitlerde ise sadece nafile namaz kılmak mekru ama bunun haricinde kaza namazının kılmasının mekru olmadığı vakitlerdir. Galize hafife. Birincisi galize dediğimiz ister farz olsun, ister nafile olsun, mutlak manada namaz kılmasının mekru olduğu vakitler.
Peki bu birinci kısım kaç’a ayrılır, kaç tanedir? Kitaplarımıza baktığımız zaman bunu dört başlıkta görebiliyoruz. Nedir bunlar? Birincisi aslında bir, iki ve üç biraz sonra sayacağımız bunlar güneşin hareketleriyle alakalı. Bir dördüncü kısım daha vardır ki bu da bir güne mahsus. Nedir birincisi? Birincisi güneşin doğumunda bir mızrak boyu ufukta uzaması yükselmesi diye tabir edilen artık çıplak gözle bakamayacak bir durumda ışığını yayacak bir konuma gelmesi diğer bir ifadeyle işrak vaktinin girmesi diye tabir ediliyor. Bu zaman dilimidir kerahat-ı galize.
Yani sabah namazının vaktinin çıkması ile işrak vaktinin girmesi arasındaki zaman dilimi galize olan birinci mertebedeki kerahat vaktidir. Bu vakitte ne kaza kılınabilir, yani farz olan bir namaz kılınabilir, kaza olarak ne de nafile bir namaz kılınabilir. Bu vakitte mutlak manada namaz kılmak mekruhtur.
İkinci vakit nedir, galize olan kerahat vakitlerinde yine güneşin hareketleri ile alakalı tam zirveye çıkıp da öğle vaktinin girmesine kadar olan zaman dilimi. Buna istiva anı diyoruz. Yani takrib olarak öğle namazından yarım saat öncesi diyebiliriz. Birinci kerahat içinde güneşin doğumundan yarım saat veya 45 dakikalık bir zaman dilimi sonrası için diyoruz.
Bu kadarlık bir zaman. Tabi bu dünyada bulunmuş olduğunuz coğrafya göre de değişebilir. Yani hangi meriden üzerindeyse, çünkü Hicaz bölgesinde bu kerahat vakti biraz daha kısılabiliyor veya uzayabiliyor. Ama memleketimiz açısından baktığımız zaman takrib olarak yarım saat 45 dakikalık bir zaman dilimi diyebiliriz buna.
Demek ki ikincisi de güneşin tam tepe noktada olduğu vakittir. Yani öğle namazından yarım saat öncesi diyebiliriz. Bu vakitte kerahat vaktidir. Bu vakitte de ne eda ne kaza hiçbir namazın kılınmaması, nafile olarak da kılınmaması gereken bir vakit zaman dilimidir. Sadece bu noktada Hanefi mezhebinde İmam-ı Ebu Yusuf rahimullah’dan gelen bir rivayet vardır. Cuma gününe mahsus olarak bu ikinci kerahatin olmayacağı. Yani cuma günü, malumunuz cuma namazı vardır. Cuma namazının öncesindeki bu istiva anında kerahat vaktinin olmadığı rivayeti İmam-ı Ebu Yusuf rahimullah’dan gelmektedir. Hatta kitaplarımızda adeti işte o vakitte nafile kılan, işte örneğin kişi kuşluk namazı kılıyor idi ama gecikti o zamana kaldı.
Ya da mescide girdi, tahiyyatül mescit namazı kılıyor idi. O vakte denk geldi. İmam-ı Ebu Yusuf rahimullah’ın bu fetvasından hareket ederek, bu rivayetten hareket ederek namaz kılabileceğinden bahsediliyor. Ama cumanın haricinde, mutlak manada, hatta mezhepte kabul edilen görüşe göre aslında cuma günü içinde de böyle bir istisna yok ama adeti olan kişiler için İmam-ı Ebu Yusuf rahimullah’ın bu rivayeti bir amel etme noktasında
bir kişi için bir çıkış yolu olabilir. İkinci kerat vakti de bu. Üçüncü galiz olan kerat vakti yine güneşin hareketleriyle alakalı. Güneşin batmasına yakın artık çıplak gözle bakılabilecek bir duruma gelmesi yani davını ışığını yitirmesi ve akşam namazının vaktinin gireceği zaman dilimi.
Bu da takrib olarak akşama yarım saat kadar veya 45 dakika kal olan bir zaman dilimidir. Aslında buradaki seviyeyle iptidadı ki doğuş seviyesi aynıdır. Hani nasıl ki güneş doğduğu zaman bir mızrak boyu yükselene kadar başlangıçta bir kerat vaktinden bahsediyorsak batışında da batmasına bir mızrak mesafe kala diyebiliriz.
Çünkü orada da güneşin ışığının yitirmesi burada da güneşin ışığının yitirmesi olarak bakılıyor. Bu zaman zarfında da gerek kaza olsun gerek nafile olsun mutlak manada namaz kılmanın mekru olduğu vakittir. Sadece eğer vaktin ikindi namazını kişi kılmamışsa yani o vakit ikindisi Eda olarak kılmamışsa ve bu zamana sarkmışsa mekru olmakla beraber ki bu mekruh tahrimi mekruhtur.
Bunun da altını çizmekte fayda var. Yani bu zamana bırakmak da doğru bir şey değildir ama bununla beraber bu kişinin namazı kılması istisna edilmiş hatta kılması gerekir. Aksi takdirde kazaya kalacaktır. Dolayısıyla kitaplarımızda der ki günün ikindisinden başka bir namaz kılmanın mekruh olduğu vakittir bu ikinci zaman dilimi. Üçüncü zaman bunlar üç tane yanlış söyledim ikinci dil üçüncü yani bir güneşin doğması iki güneşin tam zirvede olması üçüncüsü güneşin batma esnası. Bunlar güneşin halleriyle alakalı olan üç zaman dilimi kerat-ı galizi olarak gelir. Bir de kitaplarımızda dördüncü kerat vakti diye de ilave edilmiş ifade edilmiş.
Her ne kadar mekruh vakitler başlatında zikredilmese de farklı konularda zikredilmiş ama neticede aynı mesele. Nedir bu? Cuma saatinde imam efendi cuma hutbesine çıkmak üzere ayağa kalktığından itibaren başlayıp namaz bitene kadar devam eden bir kerat vakti.
Ama bu aslında vakitten kaynaklı bir kerat değil, hutbeden kaynaklı bir kerat bir de namaza endeksi değil o vakitte başka bir ameliye ile meşgul olmak da caiz değildir. Ki Bukhari’de rivayet edilen bir hadis-i şerif Ebu Hüreri radıyallahu teala tariq ile Mervidir. Aynı zamanda muvaddada da imam Muhammed rahimullah tariq ile gelen muvaddada da bu rivayet edilmiştir. Malen bu hadis-i şerifte Efendimiz aleyhisselatü ve selam buyuruyor cuma hutbesi esnasında kişi arkadaşına konuşan arkadaşına sus diyecek olsa cumanın faziletini yitirmiş olur. Fakat leghavte ifadesi kullanıyor hadis-i şerifte yani cumasını lağ etmiş olur, boş konuşmuş olur, cumanın faziletini yitirmiş olur.
Hatta bu hadis-i şerifi şerhinde Abdülhayy Elleck nevi talikul mümeccet isimli eserinde diyor ki bir Müslümanın yanındaki bir yanlışa duyarsız kalmaması gerekli halde. Çünkü emir maruf her bir Müslüman için gerekli olan bir şeydir. Ve cuma saatinde yanındaki arkadaşının konuşması yanlış olan bir ameliye bu yanlışı bertaraf etme açısından kişinin ona emir bir maruf niyetiyle sus demesi dahi cumanın faziletinin yitirilmesine sebebiyet veriyorsa nerede kaldı boş konuşmak, fuzulu konuşmak, dünya kelamı konuşmak nerelere sebebiyet verir şeklinde bir ifadesi var. Dolayısıyla bu saatte de namaz kılmak da mekruhtur ama dediğimiz gibi aslında bu vakitten kaynaklı değil cuma hutbesinden kaynaklı bir meseledir.
Çünkü orada hutbe dinlenmesi gerekir dinlenmeye aykırı olacak bir ameliyede bulunmak veleveki bu namaz dahi olsa bunun mekru olduğu kitaplarımızda geçmektedir. Hatta hatırlarsınız efendimizin sağlıklı, sıhhatli olduğu dönemlerde cuma hutbesinde irad ettiği dönemlerde dua edeceği zaman cemaati uyarırdı. Şimdi biraz sonra dua edeceğim amin, sesli bir şekilde amin demeyin herkes kalbinden amin desin aslında yine bu manadan dolayı. Çünkü neticede hutbe bir nevi namaz gibidir sadece namaza aykırı bazı hareketlerin yapılması ki o da oturma şekilleri veya kıbleye karşı dönmek mecburiyetinin olmaması
ama nasıl ki namazda konuşmak namaza zarar veriyorsa hutbe esnasında konuşmak veyahut dinlemenin haricinde başka bir işle meşgul olmak da hutbenin sıhhatına zarar verecektir. Faziletinin yitirilmesine etken olacaktır. Dolayısıyla bu dört keraatten bahsedebiliriz bunlar kerat-i galize dediğimiz yani hem farz namaz kılmak hem de nafile namaz kılmak mutlak anlamda kılınmaması gereken vakitler.
İlk üç tanesi güneşin hareketleri dördüncüsü ise cuma namazında kaynaklı keraat vakitleri. İkinci başlığımız ise kerat-i hafife diye tabir edilen sadece nafile namazının kılınmasının mekru olması ama kaza namazının kılınmasında herhangi bir keraatin olmayacağı vakitler, vacip namazın kılınmasında herhangi bir keraatin olmayacağı vakitler.
Tabi burada yine bir parantez açmak istiyorum. Bazı namazlar vardır ki hadd-ı zatında vacip hükmünü alsa da onun vacip olması başka bir etkenden kaynaklı ise bu da nafile konumundadır. Örneğin bir insan iki rekâtlı namaz kılma niyetiyle tekbir alıp namaza girse sonra bir şekilde namazı bozulacak olsa o namaz artık vaciptir onu kılması gerekir. Bunu hanefif hıkkında İzzan-ı Şuru derler. Yani başladığı bir ibadeti devam ettirmek. Peki bu namaz artık vacipse bu bahsedeceğimiz hani nafilelerin kılınmasının caiz olmayıp da vaciplerin kılınabileceği vakitte bu namazı kaza edebilir mi? El cevap edemez. Çünkü bu namaz da hakikatta nafile konumundadır. Ya da tavaf namazı malumunuz beytullahın etrafını yedi tur döndükten sonra kılınması gereken
iki rekât bir namaz vardır. Bu da hanefime sebine göre vaciptir. Ama her ne kadar vacip olsa da tavafı yapmaktan kaynaklı olduğu için bu da nafile konumundadır. Hanefime sebinde tercih edilen görüşe göre bu konuda farklı görüşler olsa da dolayısıyla bu namazı da bahsedeceğimiz biraz sonra bahsedeceğimiz keraat vakitlerinde kılınması yine mekru olarak karşımıza çıkmaktadır. Peki nedir bu nafilelerin kılınmasının mekru olduğu ancak kazanın kılınmasının serbest olduğu vakitler? Birincisi sabah namazının vaktidir. Yani Tulu’l-fecir dediğimiz fecrin doğumundan Tulu’l-şemse kadar yani güneşin doğumuna kadar olan bir zaman dilimi ki sabah namazının zamanı vaktidir bu.
Bu zaman zarfında sabah namazının sünnetinden başka nafile kılmak caiz değildir. Sadece sabahın sünneti kılınabilir. Bunun haricinde başka bir nafile namaz kılınamaz ama kaza kılınabilir. Bakın nafile kılınamaz diyorum. Hatta İbn-i Nuceyem rahimullah da El-Eşbah ve Nezair isimli eserinde görmüştüm. Diyor ki bir insan tehccüd vakti zannıyla kalksa
iki rekat namaz kılsa, tehccüd namazı kılsa sonra fark etse ki eğer kim imsak kesmiş yani sabah namazının vakti girmiş o kılmış olduğu namaz sabah namazının sünnetinden mahsûb edilir. Olarak değerlendiriliyor. Çünkü o vakit sabahın sünnetinden başka bir nafilenin kılınmaması gereken bir vakittir. Bu şekilde İbn-i Nuceyem rahimullah bunu ifade etmiş.
Tabii ki ihtiyatsa dediğinde iade edilmesi güzeldir diyebiliriz. O ayrı bir konu. Birincisi bu. İkinci vası ise yine sadece nafilenin kılınmasının mekru olduğu vakitler. İkindi namazı kılındıktan sonra Kerat-ı Galize diye tabir ettiğimiz güneşin batmasına az bir zaman dilimi kalır. Hani üç vakitten bahsetmiştik ya Galiz’de.
Neydi o? Akşam namazını işte taklibe yarım saat kalan bir zaman dilimi işte bu zamana kadar olan o zamanda da kişinin nafile namaz kılması mekruhtur. Ancak bu vakitten kaynaklı değil bu da şahısla alakalı olabilir. Yani buna isterseniz iki örnek vermek istiyorum.
Mesela iki kişi düşünelim ikindi vakti girdi siz ve ben olayım. İkindi vakti girdi ve siz ikindi namazını kıldınız ama ben daha henüz ikindi namazını kılmadım. Sizin için Kerat vakti başlamıştır ama benim için Kerat vakti başlamamıştır. Yani siz artık nafile namaz kılamazsınız ama ben nafile namaz kılabilirim.
İşte vakit aynı vakit ikindi namazından sonraki bir vakit ama ben kılmadığım için benim açımdan Kerat yok ama siz kıldığınız için sizin açınızdan Kerat başlamış oldu. Bu da şahıstan şahısı bu bağlamda farklı karz edeceğini gösterir. Ta ki ne zamana kadar güneşin batmasına yarım saat kala bir zaman ki o zaman girdiğinde artık deyin nafile kaza dahi kılınması caiz olmayan bir vakittir. Genelde kitaplarımız bu ikisinden bahseder Kerat vakitlerinde ama farklı yerlere baktığımız zaman başka vakitler daha vardır ki buralarda da nafile kılınmasının mekru olduğundan bahsedilir. Nedir bu başka vakitler? Akşam ezanı okunduktan sonra akşam namazının farzını kılmadan önce nafile namazına meşgul olmak yine mekruhtur. Hanefi mezhebine göre bu da aslında yine şahıstan şahısa değişebilir. Yani aynı örneğimizi verelim akşam ezanı okumuş olsun siz farzı kıldınız ben daha henüz kılmadım. Benim için Kerat var ama sizin için Kerat yok yani siz nafile namaz kılabilirsiniz çünkü farzı kılmışınızdır ama ben daha henüz farzı kılmadığım için nafile namaz kılamam benim için bir mekruh vakittir. Bu üçüncü kısıma giriyor. Yine dördüncü olarak deniyor ki bayram günü bayram namazı kılınan bir yerde bayram namazı kılınmadan önce yine nafile namaz kılmak mekruhtur. Hatta bu sadece musallaya ait değil yani bayram kılınacak mescide değil. İster orada ister kişilerin evinde hani işrak vakti girdikten sonra bayram namazı kılınıyor ya.
Bunun öncesinde insan abdest alsa abdest şükür namazı kılması el cevap mekruhtur. Veyahut işte evinde işrak namazı kılması el cevap yine mekruhtur. Bayram kılınan bir mahallede bayram namazından önce nafile namazı kılmak mekruh. Keza bayram namazı kılındıktan sonra sadece bayram kılınan mescitte yine nafile namaz kılmak keza mekruhtur.
Bakın ikisi arasında fark. Bayram namazından önce evde olanlara da mekruh bayram namazından sonrası mescitte kılmak mekruhtur. Bu şekilde. Keza yine baktığımız zaman malumunuz hajda Arafat’ta cemi takdim vardır. Öyle ve ikindi namazının öğle vaktinde kılınması. Müzderifede cemi tehir vardır. Yani akşam ile yassı namazının yassı vaktinde kılınması. İşte bu iki cemde de arada nafile bir namaz kılmanın mekruh olduğu yine kitaplarımızda meşgül. Onun haricinde bayram hutbesi esnasında ya da hajda okunan bazı hutbeler vardır. Bu hutbeler zamanında da kişinin nafile namaz kılması keza mekruhtur.
Keza vakit o kadar daraldı ki artık farzı kılacak bir vakitten başka zaman dilimi kalmadığı zaman böylesi bir durumda da kişinin nafile namaz kılması mekruhtur. Bunların haricindeki vakitlerde ise. Namazı kılmamış yani sadece farzı kılacak kadar. Sadece farzı kılacak kadar bir zaman kaldı. Önlem bir insan öğle namazının farzını ne kadar da kılar. Takrib olarak diyelim ki 5 dakika diyelim ve vaktin çıkmasına da 4 dakika kalmış.
Yani artık bu saatten sonra bu kişinin ben abdest aldım ya abdest şükür namazı kılayım da sonra farzı durayım demesi de mekruhtur. Çünkü o vakit sadece ona münhasur olan bir vakittir. Artık buna göre hareket edilebilir. Bilmiyorum belki biraz meseleyi uzatmış olduk ama en azından detaylı bir şekilde anlatmaya ve hareket ettik. Peki Allah razı olsun.
Ve biz teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun.