"Enter"a basıp içeriğe geçin

NATO | Recep Tayyip Erdoğan | Mevlüt Çavuşoğlu | Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı

NATO | Recep Tayyip Erdoğan | Mevlüt Çavuşoğlu | Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=AWqgilFlBps.

Herkese merhaba ve programa hoş geldiniz. Bugün perşembe. 32.gün, kafe muglarımdan kahve içmek kadar daha güzel bir keyif yok bu dünyada. Kahve de bambaşka oluyor bu muglarla birlikte. Siz aldınız mı kendinize 32.gün arşivi muglarını? Almadınız mı? Hemen aşağıdaki linke de tıklayabilirsiniz.
Reise, programa hoş geldiniz. İyi ki geldiniz. Bir iki günden beri izleyicilerim bana yanla niye NATO, Finlandiya ve İsveç’e konuşmuyorsun diye soruyor. Ben de bugün o konuyu açmak istedim sizinle. Efendim, Türkiye Cumhuriyeti büyük bir oyun oynuyor. Gerçekten. Sonunda doğru bir oyunda oynuyor. Onu da söylemek de istiyorum. Şimdi ne oldu? Rusya, Ukrayna’yı işgal etti. Ondan sonra ve de Baltik mülkeler
ve de Doğu ülkeler, NATO’ya üye olmayan Doğu ülkeler bu Rusya, bu Ukrayna’da durmayacak, muhtemelen ilerleyecek korkusuyla NATO’ya ya biz acaba başvursak mı, başvurmasak mı falan filan diyordu. Rusya’da sen başvurursan, ağzını burnunu kırarım falan filan diyordu. Ki NATO çok güzel bir törenle dedi ki biz dedi Finlandiya ve İsveç’i NATO’ya almak istiyoruz.
Onlar dediler ki biz de katılmak istiyoruz dediler. Alkışlar yapıldı, imzalar atıldı. Mükemmel İsveçliler sokaklarda garip garip şarkılar söyledi. Finlandyalılar Finlandiya’da şarkılar söyledi. Hayır öyle olmadı. Ne oldu biliyor musunuz araya? Şu oldu. Pardon bir dakika lütfen dedi sayın Cumhurbaşkanımız. Dedik ne alaka? Biz dedi kabul etmiyoruz dedi. Biz böyle bir şey uygun görmüyoruz dedi. Gayet doğal bir şekilde. Bütün planlar durdu orada. Durdu. Zaten Türkiye’de sorulmamış. Yani böyle bir sorulsaydı belki, belki önceden sorulsaydı Türkiye. Türkiye belki de, ya tabii ki ben belki onay veririm ama bazı şeyler de istiyorum sizden derdi belki Türkiye. Ama onun yerine kapalı kapılar arkasında ama pencere açık bir dış ilişkiler stratejisi izliyoruz. Nedir o kapalı kapılar ardından ama pencere açık? Şöyle. Bir yandan diyoruz ki sen kardeşim üye olamazsın. Çünkü sen bizse teröristlerle tuttun bilmem ne, PYD’ye, PKK’ye destek ettin. Tabii sanki böyle ilk destek veren ülke o yani NATO’da. Ayrıca sen bizi Avrupa Birliği’ne de sokmadın. Orada haklıyız. Bu stratejide haklıyız kardeşim.
Bir şey verin bize. Yani he babam her şeye evet de, her şeye evet de, her şeye evet de. Ne oluyoruz dedi Sayın Cumhurbaşkanımız. Güzel bir strateji. Ama Biden çıktı bir cümle kurdu. Dedi ki Türkiye yani İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğiyle ilgili Türkiye’yi bu konuda ikna edebilir misiniz? O da cevap verdi. Türkiye gitmeyeceğim ancak bence iyi olacağız. Ya bence iyi olacağız ne demek biliyorsunuz
onun İngilizcesi direkt tercümesi şu. We’ll be alright. Yani hallederiz. Anlatabildim mi? Haklı mı? Haklı. Şimdi diyeceksiniz ki hayrola. Bir yandan da destek veriyorsun Cumhurbaşkanımızın bu uluslararası alışverişe, pokerine. İyi diyorsun. Öbür yandan da diyorsun ki Ya kardeşim yani doğru mu yapıyoruz, yanlış mı yapıyoruz? Yani orada da bir hata var diyorsun. Doğru.
Çünkü gelin tarihe bakalım. Gelecek hafta sayın gözlerinden ışık parlayan bakarımız Nebati Bey Ya Gülçinem gözlerime bakar mısınız? Ne görüyorsunuz? Mısır’a gidiyor. İlk defa bu kadar üst düzey bir görüşme olacak. Ey İsrail dedik, ey Küdüs dedik. Ne oldu? Geçen hafta Küdüs’e saldırılar oldu. Hiç kimse hiçbir şey yapmadı. Okey biraz daha ileriye gidelim.
Ey Katar dedik. Ne oldu? Katar ile şu an iki parmak gibi böyle kardeşiz. Alakımız yok yani Katar ile. Yani tarihte hiçbir şeyde görüştüklüğümüz yok. Yollarımız bile böyle şey olmadı. Belki böyle 1600-1700 yıllarda Osmanlı ordusu oradan geçerken bir kabileye merhaba demiş olabilir. Belki tek temasımız o. Yani Osmanlı İmparatorluğu’nda Katar’daki o Arap şeyhlerinden bir aileye Selamun aleyküm, aleyküm selam dediği olmuştur o kadar. Onun harici başka hiçbir bağımız yok yani Katar’la. Abu Dhabi ile de yok. Onlar yeni ülkeler. Ama işte iki parmakta ki iki kardeş gibiyiz. Şimdi Finlandiya ve İsveç böyle bir şey talep ettikten sonra bizim de dönüp de kardeşim durun bekleyin. Biz de bir şey istiyoruz o zaman dememiz gayet normal. Ama şu var. Şeyimiz kötü.
Bizim hakkımızda dedikodu var. Türkiye ile ilgili dedikodu var maalesef. Biliyor musunuz? O dedikodular da şu. Ya kardeşim sen Türkiye’den bir şey istediğin zaman Türkiye’de hayır derse yeterince baskı yaparsan evet diyebilirler. Veya hatta kapalı kapılar arkasında ama açık bir pencere içerisinden oturup da Ey Türkiye sen bana şunu şunu şunu şunu şunu şunu verebilirsen ben de sana bunu bunu bunu veririm diyebiliyoruz.
Dedik de önce de al papazı ver papazı dedik. Değil mi? Finlandiya papazı bize verin. Bir papazda sizde var siz onu bize verin bizde siz onu yapalım yargıda şeyini size verelim. Deutsche Welle’nin muhabirini kesinlikle o bir teröristtir hapiste kalacaktır dedik. Hop amanyaya gitti. Bütün bunlar üst üste şey yaptığınız zaman yurtdışındaki diplomatlarda tabi ki doğal olarak ne diyor? Ya sen Türkiye yeterince iyi bir havuç verirsen onlar oraya doğru giderler.
Demiyorlar demeyin. Çünkü öyle diyorlar. Şimdi Finlandiya ve İsveç yetkilileri biz gireceğiz Türkiye diyor. Dediler. Cumhurbaşkanımız ne diyor? Zahmet etmesinler gelmesinler diyor. Gene açıklama yaptılar. Yok yok yok biz gireceğiz biz biz sizinle bir görüşmek istiyoruz. Ya kardeşim gelme diyoruz yapmayacağız bir şey biz net bir tavrımız var diyoruz. Ama hep bir aması var.
Şimdi eskiden nasıl olurdu bu hayatta nasıl yapılırdı? Çok basit. İlk önce Cumhurbaşkanımız böyle bir açıklama yapmadan evvel dönülüp haber verilirdi. E bakın NATO biz böyle bir açıklama yapacağız. Bu açıklamayı yapmadan evvel gelin hemen burayı bir toparlayalım. Biz de müttefikler arasında böyle bir sıkıntı yaratmayalım denilirdi. Diplomasi çalışırdı diplomatlar giderlerdi konuşurlardı derlerdi ki ya bak işte sayın Erdoğan hayır diyecek.
Siz ne veriyorsunuz onlar ne istiyor demeden kapalı kapılar arkasında yapılırdı bu görüşmeler. Şimdi basbayağı haberden dinliyorsunuz Cumhurbaşkanımızın gelmesinler demesini. Öbür taraftan da yok kardeşim biz bilmem ne istiyoruz. Biden çıkıyor diyor ki we’ll be alright. Hallederiz biz Erdoğan’ı gibi böyle açıklamalar yapıyor. Yani kapalı kapılar açık bir pencere içerisinde. Bütün bizim mahremiyetimiz ortada ve de aynı zamanda bütün diplomasi de yapacağımız hamleler apaçık. Herkesin önünde doğru bir hareket mi doğru yapılış şekli garip sonuç ben sonucu tahmin edebiliyorum. Biz muhtemelen muhtemelen İsveç ve Finlandiya’ya destek vereceğiz NATO üyeliği için niye çünkü bir anlaşma yapılacak. Göreceksiniz diyeceğiz ki f 35’i ver bilmem ne yapma f 16’ları bilmem ne olsun arabalarımızı yıka arabalarımızı yıkama içli dışlı yıka gibi gibi bir sürü böyle detaylar yapılacak ve günün sonunda biz oy vereceğiz ve kabul edeceğiz. Ve de bu bir diplomatik başarık olacak. Ama bu diplomasi içerisinde Sayın Çavuşoğlu bir yerde bir hata yaptı. Gibi geliyor bana. O da şu bu görüşme esnasında Berlin’de yaptıkları görüşme esnasında Sayın Mevlüt Çavuşoğlu İsveç Dişişleri Bakanı’ndan sesini yükselterek şöyle bir cümle kurdu. Feminist politikanızdan sıkıldım. Bayağı bayağı yüksek sesle bağırmış. Şimdi okuduğum bu Reuters’ın çeşitli yabancı gazeteleri ve yabancı haberlere baktığı zaman şunu görebiliyorum. Biraz ayıp olmuş çünkü feminist politikanın anlamını ben bilmiyorum. Feminist destekli politika olsa, feminizm destekli politika olsa ne güzel ne mutlu bize.
Çünkü unutmayın İsveç Dişişleri Bakanı kadın. Bizde kadın yok. Bizim şeyde kadın yok. Yani hükumette yok. Sosyal veya bilmem ne güvenlik yok o da yok. Şeyde var sosyal aile ve çocuk bakanlığı var. O kadar. Ama onlar da çoğunluk kadın. Hata yaptık inşallah geri dönerler. Neyse biz konularımızı ilerleyelim. Sanayi ve Teknoloji Bakanımız yardımcısı. Aya erişim hedeflerimiz var dedi. Onun açıklamalarına göre AK Parti ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 10 yıllık Milli Uzay Programı ilan ettiğini hatırlatarak Ay misyonumuz var, aya erişim hedeflerimiz var. 2023 tabii ki. 2028 iki aşamalı ay misyonumuz inşallah hayata geçireceğiz.
Aya gideceğimize enflasyonu indirebilsek çok daha kolay olur. Çünkü enflasyonu indiremeyen bir ülke bir astronotu nasıl aya fırlatacak onu merak ediyorum ben. Ben de bu kadar söyleyeceğim. Başka bir şey de söylemeyeceğim. Ama siz ne enflasyon ne Finlandiya ne İsveç onları siz dinlemeyin.
Siz beni dinleyin. Beni dinlemek mi istiyorsunuz? Takip etmek istiyorsunuz. Her gün buradayım. Ama küçük bir işiniz var. Abone olmak, üye olmak ve tabii ki yorum yazmak.
Çok teşekkürler. Yarın görüşmek üzere.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir