OSMANLI DÖNEMİNDE YAŞANMIŞ TÜYLER ÜRPERTEN CADI – VAMPİR OLAYI

OSMANLI DÖNEMİNDE YAŞANMIŞ TÜYLER ÜRPERTEN CADI – VAMPİR OLAYI videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=3XMb_mlnvn0. İNTRO İyi ki geldiniz. Bende tam bu Osmanlı gazetesinde yapılmış olan oldukça ilginç ve ürpertici haberi okuyordum. Haber, Osmanlı döneminde kasaba ve şehirlere musallat olmuş, cadılar ve birtakım doğa üstü olaylarla alakalı. Meğerse Osmanlı Padişahlarının hayatları ve diğer…

OSMANLI DÖNEMİNDE YAŞANMIŞ TÜYLER ÜRPERTEN CADI – VAMPİR OLAYI

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=3XMb_mlnvn0.

İNTRO İyi ki geldiniz. Bende tam bu Osmanlı gazetesinde yapılmış olan oldukça ilginç ve ürpertici haberi okuyordum. Haber, Osmanlı döneminde kasaba ve şehirlere musallat olmuş, cadılar ve birtakım doğa üstü olaylarla alakalı. Meğerse Osmanlı Padişahlarının hayatları ve diğer devletlerle mücadelelerinin dışında daha neler neler yaşanıyormuş.
Özellikle de gece karanlığının çökmesinden sonra halkın evlerine çekildiği o geç vakitlerde. İNTRO
Birinci Bayezid döneminde Osmanlı’nın eline geçirmiş olduğu Tırnova şehrinde yaşanan Tüiler Ülpertan olayıyla videomuza başlayacağım. Ardından Evliya Çelebi’nin başından geçen akıl almaz olaylara hatta günümüze kadar gelip acaba bizler fark etmeden aramızda normal bir insan gibi dolaşan fakat geceleri bizden farklı bir yapıya bürünen insanlar var mıdır sorusunun yanıtlarına bakacağız. Tırnova olayıyla başlayalım.
Tırnova şehrinde yaşanmış, insanı dehşete düşüren olaylar silsilesinin en önemli kanıtlarından biri sanırım 6 Ekim 1833 tarihli Takvimi Vekai Gazetesinde yer alan bu ürpertici haber olsa gerek. Takvimi Vekai Gazetesi Osmanlı Devleti sınırları dahilinde 1831’de yayınlanmaya başlanan ilk Osmanlı gazetesidir. Haftalık olarak yayınlanan ve Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Ermenice, Fransızca ve Rumca baskıları da yayımlanan bir gazeteydi. 1833 yılında bahsetmiş olduğum bu haber ise Ahmet Şükre Efendinin bir mektubunu konu alıyor. Mektupta yazanlar öyle ilginç ki. Ahmet Şükre Efendinin mektubunda anlattığına göre Tırnova şehrinde aniden bir cadı zuhur ediveriyor. Şehirdeki insanların huzurunu kaçıran ve birçok kişinin korkulara daha fazla dayanamayarak şehri terk etmesine neden olan bu cadı ismini verdikleri vakada insanların başına gelenler bir acayip.
Şehir halkı gece karanlık çökünce ardı arkası kesilmeyen paranormal olayların yaşanmaya başladığından şikayetçi. Görünmeyen doğa üstü varlıkların güneşin batmasıyla birlikte neredeyse tüm evlere girip eşyaların yerlerini değiştirdiğini, uykularında iken hatta uyanıklarken bile sandalye, masa, çanak, çömlek ve ne varsa bunları yerlerinden kaldırarak insanların üzerine attıklarını yazıyor. Devletin ciddi gazetesindeki bu satırlarda.
İnsanlara yaşadıkları deneyimler sorulduğunda geceleri sanki bedenlerinin üzerine adeta bir camuş oturuyormuş gibi hissettiklerini bu sayede de rahat nefes bile alamadıklarını belirtmişler. Osmanlı gazetesinde yer alan haberin devamında yaşanan bu tuhaf olaylardan kurtulmak isteyen şehir halkı o dönem cadıcı Nikola ismiyle ün yapmış olan bir kişiyle belirli bir ücret karşılığında anlaşarak şehre dadanmış olan bu tuhaf varlıklardan kurtulmayı planlamışlar.
Ardından Nikola şehre geliyor ve kendisine ait olan büyü malzemelerini kullanarak şehirdeki mezarlıkta normal olmadığını düşündüğü iki tane mezar tespit ediyor. Tespit etmiş olduğu bu iki mezarın Ali ve Abdî isminde iki Yeniçeri kardeşe ait olduğunu öğreniyorlar.
Şehirde yaşanan paranormal olaylara bir son vermek için tutulan Nikola bu mezarların büyülü olduğunu, içinde bulunan bedenlerin normal olmadığını, acilen mezardan çıkartılarak göğüslerine tahtadan yapılmış kazıkların saplanması, yüreklerinin de bedenlerinden sökülüp kaynar suyun içinde haşlanması gerektiğini belirtiyor. Nikola’nın belirttiği üzere Osmanlının da onayıyla mezarlar açılıyor. Sonrasında gördükleri manzara karşısında adeta dehşete düşüyorlar çünkü mezarda bulunan bedenler neredeyse normalinin iki katı kadar büyümüş, kılları ve tırnakları ise uzamışlar. Şehir halkı bu Yeniçerilerin şehre musallat olduklarını düşünerek Nikola’nın talimatlarına uydu ve önce göğüslerine kazık çaktılar, sonra da gömülmelerinin üzerinden çok da uzun vakit geçmemiş olan bedenlerinden yüreklerini çıkartarak kaynar suda haşladılar. Fakat Nikola için bunlar yetmemişti. Eğer bundan tamamen kurtulmak istiyorsanız, bedenlerin tamamen yakılarak kül haline getirilmesi gerektiğini belirtti. Bunun üzerine fetva alındı ve Yeniçeriler yakılarak kül oldular. Yaşanan bu olayın Yeniçerileri kötüleme propagandası olduğunu savunan günümüz tarihçilerinin de var olması dolayısıyla, Tırnova’da yaşanmış bu tuhaflıklıkların perde arkası bir sır olarak tarihte yerini aldı.
Fakat Osmanlı’da yaşanmış cadı ve vampir vakaları bu olayla sınırlı değil. Şimdi çok daha hayret verici olanlarına geliyorum. Dünya üzerinde yapmış olduğu seyahatleri ve zaman zamanda bu seyahatler sırasında başına gelmiş olan ilginç ve tüyler ürpertici olayları, kitaplarında tüm detaylarıyla anlatmış olan Evliya Çelebi’nin 10 ciltlik seyahatname isimli eserinde Osmanlı zamanında yaşamış olduğu öyle şeyler yazmış ki.
Evliya Çelebi bir gün Çerkez bölgesinde 300 kişinin yaşadığı bir köyde konaklamaktadır. O gece dışarısı zifiri karanlık. Gök yüzünü aydınlatan tek şey bir anda başlayan ve 6 saat sürecek olan büyük yıldırımlar ve şimşekler. Gök yüzünde adeta kıyamet kopuyordu diye anlatıyor Evliya. Köy halkına ne oluyor böyle diye sormuş. Köylüler senede bir defa bu olay gerçekleşir.
Çerkez cadıları ve Abaza cadıları gökyüzünde savaşıyorlar diye cevap verirler. Cadılar arasındaki bu mücadele mecazi anlamda değildir. Evliya Çelebi bu tarz hikayelere inanmazken kendi gözleriyle bu ürpertici olaya tanıklık ettiğini belirtiyor kitaptaki zatırlarda. Köy halkıyla birlikte evlerinden dışarı çıkarak gökyüzünü izlemeye başlayan Evliya Çelebi gördükleri karşısında şaşkınlığını gizleyemiyor.
Bir tarafta inek ve at leşlerinin üzerine oturmuş ellerinde yılanlar, deve kelleleri olan Çerkez cadıları. Diğer tarafta ise deve ölülerine binmiş Abaza cadıları birbirileriyle savaşıyorlar. Şimşeklerin ışıltısıyla aydınlanan gökyüzünde öyle bir mücadeleye tanıklık ediyorlar ki büyük bir gürültüyle yukarıdan üzerlerine küpler, kapılar, at arabası parçaları, insan ve hayvan uzuvları gibi şeyler düşmeye başlamış. Cadılar ellerine ne geçirmişlerse birbirlerine fırlatıyorlar.
Gece boyunca 6 saat süren bu mücadele, horozların ötmeye başlamasıyla son bularak cadı diye atlandırdıkları varlıklar ortadan kaybolmuşlar. Evliya Çelebi bir başkası bu olanları anlatsa asla inanmayacağını ama kendi gözleriyle tüm bu yaşananları tanık olduğu için dehşete kapıldığını anlatıyor seyahat namesinde. Fakat anlattıkları bununla da sınırlı değil.
Osmanlı döneminde hava kararıp insanlar evlerine çekildikten sonra yani geceleri ortaya çıkan ve insanların kanını içen cadı ve vampir vakalarından sıkça bahsediliyor. Belki kulağınıza komik geliyor olabilir. Gerçeği nedir, ne değildir tam olarak bilemiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var ki gece olduğunda insanları rahatsız eden, kapılarına dayanan bu kimselerin varlığı. Yoksa olmayan bir şey devletin resmi gazetesi neden sayfalarına taşısın ki? Büyü olayını ise kutsal kitabımızda da belirtildiği üzere gerçekliğini kabul ediyoruz zaten. Evliya Çelebi Osmanlı döneminde yaşamış olan halkın arasında gezen fakat kimliklerini belli etmeyen vampirlerden de bahsediyor. Bu vampirler kanı susayıp dayanamayacak hale geldiklerinde bağına düşürdükleri kimseleri kulak arkalarından ısırarak kanlarını emiyorlarmış. Yakalandıktan sonra günlerce zincire vurularak suçlarını itiraf etmeleri sağlanıyormuş. Sonra da hayatlarına son verdirilerek bedenleri de yakılırmış. Evliya Çelebi yine seyahatlerinden birinde Osmanlı dönemindeki Çalıkkavak köyünde Müslüman olmayan bir ailenin evine konuk oluyor. O sırada başına gelen anılarını seyahat namesinde anlatan Evliya Çelebi o gece ateşin başında dinlenirken evin kapısından saçı başı dağınık, yaşlı, pis görünümlü bir kadın içeri girmiş. Ateşin başına oturan kadın Evliya Çelebi’nin anlamadığı bir dilde kendi kendine söyleniyor, adeta küfür eder gibi konuşuyormuş.
Derken kadının yanına erkeklik hızlı 7 tane çocuk gelmiş. Aralarında tartışıyorlarmış. Ne anlattıklarını anlamayan Evliya Çelebi onları seyrederken uykuya dalmış. Gece yarısı olduğunda gök gürültüsü sesiyle uyanan Evliya, yaşlı kadının ateşin içinden kül alarak onu kendi namahrem yerlerine sürdüğüne tanıklık etmiş. Sonra tekrar bir avuç kül alan yaşlı kadın bu külleri ise çocuklarının başından sonra da kendi başından aşağıya doğru dökmüş. Bunun sonucunda ise inanması güç bir olay gerçekleşmiş. Çocuklar birer plice, yaşlı kadın ise iri bir tavuğa dönüşerek bir hışımla evin kapısından dışarıya koşturarak kaçmışlar. Arkalarından koşan Evliya Çelebi tavuk ve pliçlerin atların arasında gezdiğini, atların da adeta çıldırmış gibi hareket ettiğini görmüş. O sırada Evliya Çelebi’nin de burnundan kan gelmekte. Sabaha kadar kanaması durmayan Evliya Çelebi yaşadığı bu olayı sabah olup bilir bir kişiye sorduğunda o kadının ve çocukların farklı bir soy olduğunu fakat zararsız oldukları cevabını alır. Osmanlı döneminde yaşanmış zombi, cadı, vampir gibi olaylar sadece Evliya Çelebi’nin seyahat namesinde anlattıklarından ibaret değil. Vampir vakalarının Osmanlı dönemi boyunca birçok köyü ve kasabayı huzursuz ettiğini biliyoruz. Peki vampir vakalarına günümüzde hâlâ sıkça rastlandığını, dünya üzerinde 10 binlerce hatta Türkiye’de de çok sayıda vampir vakası olduğunu biliyor muydunuz? Ya da dünyadaki ilk resmi vampirin bir Türk olduğunu? Yaşadığı disosiyatif kişilik bozukluğu rahatsızlığı nedeniyle kan içme hastalığına yakalanan ve vampirizm belirtisi gösteren 23 yaşındaki Türk genci, tıp dünyasının kayıtlarını aldığı ilk resmi vampir oldu. Yaşadığı bazı travmatik sorunlardan sonra kan içme alışkanlığı edinen genç ilk zamanlar çeşitli insanlar üzerinden bu ihtiyacı gideriyordu. Fakat bu durumun önüne geçebilmek adına gencin çaresiz kalan babası kan bankasından yardım almaya başlamış. Tedavi süreci başlamasına rağmen genç tedavilere yanıt vermedi. Dünya üzerinde vampirizm özelliği gösteren tahmin edemeyeceğiniz kadar çok insan var. Fakat kimsenin fark etmediği daha önemli detay ise vampirizmin yaygınlaştırılmaya çalışılması. Her zaman söylüyorum izlediğimiz filmler, diziler, düşünce yapımız üzerinde geri dönüşü olmayan etkiler bırakıyor ve birileri bunun oldukça farkında. Belki de sormamız gereken soru şudur. Neden vampir filmlerindeki başşöle oynayan vampirler yakışıklı erkeklerden ve güzel kadınlardan oluşuyor?
Bu tarz yapımların dünya üzerinde kaç kişiyi vampirizme özendirdiğinin sonuçlarının felakete dönüştüğünün ne kadar farkındayız? Sokağa çıkıp kalabalığa karıştığımızda kaçımız o kalabalığın içinde bizden farklı birilerinin olabileceğinin bilincinde?
Sessiz olun ne izlediğinize, kimin yanında yürüdüğünüze dikkat edin.