Prof. Dr. Ahmet Arslan: “Batı’da 17. yüzyıl bilim yüzyılıdır. Büyük doğa sistemlerinin yüzyılıdır”

Prof. Dr. Ahmet Arslan: “Batı’da 17. yüzyıl bilim yüzyılıdır. Büyük doğa sistemlerinin yüzyılıdır” videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=rcNCW5ZGlq0. Şu bilimle aydınlanma arasındaki ilişkileri daha geniş bir perspektife sokacağım. Tamam. Şimdi bakın, büyük aydınlanma bu. Renesans gibi. Nasıl ki Renesans terimi hem büyük harfle yazıldığı zaman tarihte belli bir döneme, belli özelliklerle olan…

Prof. Dr. Ahmet Arslan: “Batı’da 17. yüzyıl bilim yüzyılıdır. Büyük doğa sistemlerinin yüzyılıdır”

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=rcNCW5ZGlq0.

Şu bilimle aydınlanma arasındaki ilişkileri daha geniş bir perspektife sokacağım. Tamam. Şimdi bakın, büyük aydınlanma bu. Renesans gibi. Nasıl ki Renesans terimi hem büyük harfle yazıldığı zaman tarihte belli bir döneme, belli özelliklerle olan belli bir döneme, işte belli bir zamanda ortaya çıkan belli bir döneme işareti derse aydınlanma da öyle.
18. yüzyıl ama başlangıcı 17. yüzyıl dediği gibi olabilir ve bilimle ilişkisi var. Doğru söylüyor. Çünkü bilim aklın gücünü gösteriyor. Şimdi Yunan’da da bir aydınlanma var. Yunan aydınlanması diye bir kavram var. Eski Yunan’da. Eski Yunan’dan bahsediyorum tabi. Antik Yunan’da. Orada bir Yunan aydınlanması var. Yani çok kullanılır. Nasıl ki 12. yüzyıl Renesansı da kullanılır. Hatta belki biraz daha az güçlü olmakla birlikte Türk Renesansı terimi bile kullanabiliriz. Evet Cumhuriyette tabi. Cumhuriyet için tabi. Bunlarda mahsur yok. Anlamamıza imkan verir. Aynı şekilde Cumhuriyet için Türk Hümanizmi terimi de kullanabiliriz. Sinan Bey’in sizin değil mi? Biliyorum. Biliyorum. Yani bunlardan korkmayalım. Bunları kullanalım.
Canlımeyla bir şey yok. Bu başka bir dünyaya ait. Hayır başka bir dünya ait ama o dünyanın iyi kötü karakterlerini gösteren, ona özenen bir dünyaya da ait. Şimdi Yunan aydınlanmasına geleceğim ve bu olayı toparlayacağım. Şimdi Yunan dünyasında önce bilim var. Fizikçiler, daha bilimcileri. Yaklaşık 150 yıl.
Sonra 500 yılın ortalarına doğru sofistlerle başlayan harekete Yunan aydınlanması adı verilir. Niye? Çünkü fizikçiler, yani Thales, Anaximanas, Anaximandoras, Heraklitus falan, bunların meselesi doğa nedir? Doğa nedir? Doğa yasası nedir? Değişme nedir? Varlık öz. Oysa ki, 5. yüzyıla geldiğimiz zaman insan nedir?
Toplum nedir? Din nedir? Ahlak nedir? Politika nedir? Bak, doğa üzerindeki ilgiden, 5. yüzyıla da sofistlerle birlikte insan üzerinde ve insani olan şeyler üzerinde, kültürel ve toplumsal olan şeyler üzerine ilgiye döneriz. Onun da en iyi örneği, işte protagorastır. Cümle. İnsan her şeyin ölçüsüdür.
Şimdi ne olmuştur? Bu geçişin nedeni nedir? Birçok nedeni vardır ama senin açtığın yoldan yürürmek istiyorum. Önce akıl, kendini doğa araştırmaları incelemelerinde gösteriyor. Akıl derken çok genel bir şey kastediyorum. Yani bizim yeteneklerimiz, bilgi yeteneklerimiz. Akıl, gözlem, duygu, tecrübe.
Kafir derecede 150 yıl orada kendini gösterdikten sonra, orada egzersiz ettikten sonra, mümarese ettikten sonra eskilerinde yemiyle yavaş yavaş akıl bu varmış olduğu, keskinleştirmiş olduğu, geliştirmiş olduğu alet var ya alet, akıl denilen alet var.
Bilgisayar aleti yavaş yavaş kendine uygulamaya başlıyor. Yani kendisiyle ilgili şeylere. Sadece doğa değil, doğadaki hareket, değişme, varlık, yokluk değil. İnsan din, siyaset, ahlaka uyguluyor. Mülmum anlatabildim mi? Şimdi çok enteresan. Aynı süreç. Aynı süreç işte Batı’da var. 17. yüzyıl Batı’da bilim yüzyıldır. Bilim yüzyılı. Kopernik bir yüzyıl evvel. Ama Kepler, ama Newton, ama Harvey, ama Galileo. Bilim yüzyıldır. Yani büyük doğa sistemlerinin yüzyıldır o.
Şimdi yavaş yavaş tekrar, yani deyim yerinde ise kendisini doğada, doğa bilimlerinde, doğa araştırmalarında çok başarılı bir şekilde kanıtlayan, gösteren insan aklı, insan yeteneği yavaş yavaş kendine dönerek bu sefer kendisini anlamaya, aydınlatmaya,
cihazatını göstermeye başlıyor. Yunan aydınlanmasından işte Batı aydınlanmasına. Çok doğru. Descartes’in rolü hocam orada şu. Descartes bu bilimsel gelişmelerin içinde bir adam. Evet. Çünkü anotigometriyi de icat ediyor. Hocam Descartes’siz modern bilim düşünülemez. Evet.
Yani Descartes o kadar önemli bir herif ki modern dünyayı yaratan adam bu adam. Bakın önemi şurada Descartes’in. Descartes modern bilimler ortaya çıkan insan aklının ne kadar değerli olduğunu kendi tarzında felsefi olarak kanıtlayan bir adam. O zamana kadar hakikatlerin kaynağı Tanrı. Öyle diyelim çok basit. Onların da temsilcisi kilise.
Descartes neye arıyor? Bir önce şunu yapıyor. O zamana kadar doğru olarak bilinen şeylerin hepsinden şüphe ediyorum diyor. Doğru olarak bilinen her şeyden şüphe ettiğiniz zaman hem duyulardan tecrübeden şüphe edersiniz hem de kilisenin sözlerinden şüphe edersiniz. Güzel. Ne arıyorum diyor.
Kesin apaçık kendi kendine yeten ve bütün diğer hakikatleri kendisinden türetmek için hareket edebileceğim bir temel doğru arayacağım. Şimdi Agostinus o doğru ithanı da buluyor. Evet. Descartes diyor ki hayır diyor kendimde bulacağım. Biliyor hakikaten. O da şu biliyorsun şu meşhur laf düşünüyor mu halde varım. Gojito ergosu.
Düşünüyor mu halde varım şu demek ben bir düşünen adam olduğumun kesinliğinden eminim. Ben bir düşünen varlık olarak söz olarak varım. Şimdi düşünen bir varlık olarak kendi varlığından emin olmasının arkasında artık tanrıya inanç artık tanrıya inanç.
Tanrı’nın o hakikati desteklemesi tanrıda teminat olan yok. Anladınız mı? Akıl bireysel akıl insan aklı kendisi dayanacak bir nokta olarak yine kendisini buluyor. Hakikaten kaynağı insan aklı ben varım. Ama çok güzel ben varım. Ben var.
Hocam müsaade etseniz bakın Williams vardı bir hatırlar mısınız Cambridge’deki felsefe profesyonu onun bir kitabı var. Descartes’ın bu çalışması için diyor ki pür araştırma saf araştırma. Evet işte akıl o kadar ilginçti yani bu saf araştırma. Ne araştırıyor? Ben var mıyım yok muyum araştırıyor herif.
Bundan sonra bu noktadan sonra hareket noktası insan artık. İnsan kendi yeteneğinden kendi yetilerinden kendi yetileri hakkındaki bilincinden bilincinden hareketle dünyayı inşa edecek artık. Bilmem anlatabildim mi?
Şimdi iki yüz yıl sonra şeye geldiğimiz zaman 18. yüzyıla geldiğimiz zaman işte bu akıl kendine olan bütün güveniyle kanta ne olarak ortaya çıkıyor. Yahu biz kendi hatamız sonucu akıl kendi kendine diyor. İnsan kendi hatası sonucu düşmüş olduğu çukurdan aklını kullanma cesaretini göstermek surette çıkabilir. Evet. Ne demek bu biliyor musun?
Bilimi yaptığı gibi siyaseti de yapar. Akılla her şeyi yapar. Akılla ahlakı da yapacağız. Ahlakın da akıldan başka insani yetenekler insani argümanlar insani hakikaten başka vitaminatı veya bir kaynağı yok. Kiliseye ihtiyacım yok benim. Bak ne kadar önemli bir şey. Şimdi bu güven kendine duyduğu bu güven ilerleme olan inanç olarak güven olarak ortaya çıkıyor.
Sarhoş 19. 18. yüzyıl Avrupa aydınlar sarhoşlar yani kendi güçlerinden kendi güçlerinden sarhoşlar. Buna çere de katılıyor. Hükümdarlar. Evet evet. Bak. Yalnız burada ben bir sapla yapmam lazım hocam. Eğer şey yaparsanız bundan sonra.
Bundan sonrasını alalım.