Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Prof. Dr. Celal Şengör Teke Teke Bilim’de Kavimler Göçünü anlattı

Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Prof. Dr. Celal Şengör Teke Teke Bilim’de Kavimler Göçünü anlattı videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Hr-GLHkcJj4. İNTRO İyi geceler değerliler bu akşam Şampiyonlar Ligi final maçına hoş geldiniz. Final değil tabi. Afiyetle çok var. Ben arkadaşlar Celal Bey, İlber Bey siz maskeyi çıkarabilirsiniz program başında. Pardon pardon. Artık…

Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Prof. Dr. Celal Şengör Teke Teke Bilim’de Kavimler Göçünü anlattı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Hr-GLHkcJj4.

İNTRO İyi geceler değerliler bu akşam Şampiyonlar Ligi final maçına hoş geldiniz. Final değil tabi. Afiyetle çok var.
Ben arkadaşlar Celal Bey, İlber Bey siz maskeyi çıkarabilirsiniz program başında. Pardon pardon. Artık Oya’dan izin aldık program. Oya bir şey diyemez. Bir şey diyemez. Hayır abi benimki değil. Değilse program başında bunlarla program başlamak kolay değil tabi. Onlar sohbetler deminden beri ki bilir neler. Önce dersini görevini hazırlamamıştım. Hazırlamamış, eksik hazırlamış fırça atıyordum farkındayım.
Programdan önce de bize Avrupa’da 20. yüzyıl sosyetesindeki daha doğrusu 20. yüzyıl aristokrat sosyetesindeki girift ilişkili anlatı değil bir hocamız. Onu da öğrendik. Ona da ayak program vermiştim. Ne girift ya hepsi ayakta tango yapıyorlar herkes gibi konuşuyor. Neyse bu akşam göçlere konuşacağız. Göçler derken bugün göçlerden değil geçmiş göçlere bahsedeceğiz.
Emner göçü diye bilinen dönemden yaklaşık 2 bin yıl önceki bir süreçten bahsedeceğiz. Nasıl oldu, nasıl gelişti Avrupa’daki nüfus nasıl şekillendi, hangi ırklar geldi, hangi ırklar gitti, nasıl yer değiştirdi. Bütün bunlardan bahsedeceğiz bu akşam ve tabi bu göçlerin sonucunda Avrupa’da hem sosyoloji değişti, hem etlisi de değişti, hem de siyasi coğrafya değişti.
Pek çok imparatorluk yıkıldı, gelenler medeniyeti bir yandan da yok edip Orta Çağ başlattı Avrupa’da. Bütün bunları doğru konuştum bilmiyorum bunları konuşacağız birazdan. Belçuk mu Roma mı? Yok yukarıdan bahsediyorum ben Roma’dan bahsediyorum. Roma’dan bahsediyorum. Belçuklu denildi ondan. Kim dedi ben mi dedim? Ben. Yok yanlış demedim. Demedim. Belki de demişildi bilmiyorum. İdbaroğlu dedi diyorsa dedi yani demişildi ne olacak.
Ama önce bir ara vereyim reklamlar var böyle bir paket halinde. O reklamlar. Dur reklamları verelim sonra ne yapalım? Ben mi anlatayım? Önce bir önce bir Celal bize bir fiziki durumu anlatsın. Hayır şimdi onu hemen koysun zaten. Dur şimdi reklamlardan sonra fiziki durumu bir anlatalım. Hayır şöyle yapalım. Nasıl yapalım? Onu anlatalım. Coğrafyaya tabi az diyeceğim. Şeyleri anlatacağım. Ondan sonra onun fizikisini anlatacağım. Senle başlayalım.
Biz ikisini anlatacak. Çünkü orada bir sebep var. Ya diyecek ki hayır o yanlış böyle olmalı demeli. O zaman sen önce sen başlamak istiyorsun. Ben başlayayım ki millet bir kere göçlüne falan anlasın. Tamam doğru doğru. Ve orasını da koy yani. Bir insan boşuna ilber ortayla olmuyor. Ama sana önce şunu soracağım reklam dönüşüne. Dönüşte sorarım. Reklamlar diyorlar ya sana hani yerine göre konuşuyor diye. Senin ne konuştuğunu izlemedikleri için. İşte haber de başa konuşuyor. Halk TV’de başa konuşuyorlar. Hacan işine göre cimpus koyuyor. Enver Aysever’le. Sen ne dediysen aylar önce burada ne anlattıysan. Halk TV’de de onu anlattın. Orada da anlattın. Herkes işine gelen bölümü cimpus diyor. Bunu konuşacağız. Kısır konuşuyoruz. Sera, setli şey değil. Reklam. Reklam diye polo, pop bu nedir? Konsolmatik teknolojinin sunduğu teke tek bilim devam edecek. Ama lafın neresinden başlı değil ki bir yerden girmişsiniz. Tartışma yapıyoruz. Dersini hazırlamış. Dersini hazırlamış. Sen onu fırçalıyorsun farkındayım. Fırçalıyorsun onu iyi hazırlamamış diye.
O kadar da iyi hazırlayacaksın. Oraya tuz koy falan buraya at. Zaten oya şikayetçi sonu biliyorsun. Kötü kurabiyelerden yedi burada. Kötü kurabiye yiyor ve siwara içiyor. Yok öyle bir şey yok. Hemen başlayalım. İbrahim abi nereden başladın? Hocasensin nereden başlamak istersin? Yani bir haritanın karşısına gel. Haritanın karşısına gel istersen. Şöyle alıyorum. Moda oldu. Göç haritası. Herkes anlatıyor haritanın karşısında. Okrayla ezberledi.
Sopayı bulalım. Sopayı alıp götürmüş Kübrapar. Kübrapar götürmedi sopayı. Bunu kahveden getirdim. Şimdi bu biraz karışık bir harita görülüyor. Bunu kendisi çizecekti. Tembellik etmiş. Evet.
Bu maalesef Alman mektep kitabından herifler karışık gösteriyorlar. Doğru değil. Bence şurada üç şeyi bildirecekti. 1. Zaman olarak göçler Avrupa tarihini oluşturan göçler.
Miladın hemen 1. asır 2. asır sonrasıyla yani Flavienler sülalesinin imhidatı, inkirazı ve arkadan dörtlü imparatorluklara geçiş ona dayanır. E doğrudan doğruya kuzeyden gelen göçlerdir. Yani bugünkü Avrupa’nın etnik oluşumu büyük ölçüde bunlara dayanır.
Abst GOP’nin keyfini 곳 alınacaktı,
Hindu Aryan kavimlerdir. Yani bu çok önemli bir şey. Bunun üzerinde özellikle durmamız gerekiyor. Çünkü hakikaten bu önemli bir fasulye. Yani şuradan, yukardan. Evet, yukardan geliyor. Şimdi bu gelişin sebepleri var. Bunun fizik olaydan sebepleri var. Yani buranın coğrafyası ile bu geçişler farklı coğrafyalardır. Evet, yani gelişleri. Burada kimler vardı? Burada birileri vardı. Burada bir kere Keltler vardı. Fransa’da. Fransa’da. Bunlar Galya onun için. Yani şu Asterix’i okuduğu adamlar. Sonra bugün sık sık kavgasını duyduğumuz, şurada bu kalan artık Basklar. Bunlar Celtic kavimler.
Gene burada Britanya’da olan, yine Gal diye bildiğimiz, bak Saxonyalılar yazmış herif. Bu olmaz işte. Burada Galler var. Hâlâ burada Galya, burada Welsh. Ve tepede tabii şurada şeyler var. Duyduğunuz üzere İrlandalılar. İrlanda Celt bir gruptur. Konuştuklar İngilizceye bakma, assimilasyon var. Girirtmeye çalışıyorlar. Sefaretlerin adı mesela, başadada Heyrun falan. Ama konuşmayı bilmiyorlarsa uzmanlar bilir. Dilleri Celtçe. Celttir bunlar, Raga’pı. Ve Skotlar, İskotçede böyle bir Celt grup vardır. Onlar eskiden beri orada, göçler gelmemişler. Şimdi ikinci akım dediğim gibi, İmperatorluğun inkirazı sırasında başlıyor. Hangi İmperatorluğun? Roma tabii. Çünkü Roma birinci safhada hepinizin bildiği gibi, Germanya’yı ama bugünkü Almanya’nın güney kısımlarını aldı. Bunu böyle çok lokal yazmış. Yani Mainz denen bölgeyi aldı. Magne Toforme. Augsburg’a kadar. Kolonya’yı aldı. Köl. Kolonya’yı aldı. Kolonya, Agrippinense, Köln yani. Bavaria sonradan şenlendi.
Bu çok önemli. Ve buraya giren Roma lejyonları genellikle bütün lejyonlar gibi çok karmaşık oldukları için, içinde Suriyeli bulursunuz, Berberi bulursunuz, Asyalı bulursunuz. Herkes vardır. O da çok önemli bir şey. Çünkü buralarda nüfus kalabalık değil. Eski. Bütün bu yöreyi yani… Yani Roma İmparatorluğu askeri aslında bu bölgelerden geliyor.
Evet. Şimdi Roma tarihin başında İtalya yarımadasını, üstünden Yunanistan’ı ve İllirya’yı. İlliryalılar da ayrı bir ülktür. Ve ondan sonra bugünkü gördüğümüz bu Balkanlar Avrupa’sını ve ondan sonra İskender’in mirası olan imparatorlukları, Serevkos’ları, Ptolemaios Hanedanı, buraları ve Kartaca’yı yenerekten buraları aldı. Bu çok önemli. Bu Doğu Roma’sı, yani Asya ve Afrika’daki Roma İmparatorluğu çok deniz bir konu. Bunu klasik Roma ilimlenir. Yani Roma tarihçileri henüz keşfetmiş ve düzenlemiş değiller. Bu çok açık. Bunu bilmemiz lazım.
Çünkü gençlerin şey için söylüyorum buna Roma tarihi işlenmiş, bitmiş bir tarihtir. Biz ne yapacağız demeyin. Yapacak çok şeyiniz var Türk olarak. Çünkü bu kıta Roma İmparatorluğu’nun çok önemli bir kıtasıdır. Buradaki çeşitli biletler daha çok teklif edilecek. Bak şimdi Zerzalan kalesi çıktı. Orada da bu eski İran yani Sarsaniler devrinin mitra kültürü, partların ve sarsanilerin mitra kültürü, bilhassa parsların yani ikinci, üçüncü asrın Roma’daki tesiri, Hıristiyanlar rakip bu. Eğer askerliğe ve savaşçılığa önem vermeseler öbür kitleleri daha kolay bende edebilirlerdi. Çünkü felsefe daha inandırıcı. Çok açık bir şey.
Bunların araştırmaları var, bu dil araştırmaları var. Roma’nın bu kısmı çok enteresan ama Roma doğuya hakimdi. Roma o zaman bütün burayı da hakimdi, burayı da hakimdi. Şimdi Yulius Sezar’dan itibaren buralara ilerlemeye başlıyor. İster istemez. Yani İsa’dan önce üçüncü yüzyıldan itibaren. Hayır, İsa’dan önce birinci asır. Birinci asır.
Ve artık İsa’dan sonraki birinci asrın içinde Roma es impera orbit universum. Yani bütün dünyaya hakimdir Roma, böyle bir şey. Burada dolayısıyla Galyalılar var, kelp dediklerimiz. Bunların iç göçleri kavimler göçlerinden sayılmıyor Roma hakimiyeti sırasında. Galli heykeli falan var biliyorsunuz. Yani buralara kadar gelmişler.
Ankara ve Yozgat Galatya’dır. Kertlerin ülkesidir. Bunların lisanlarında çok acayip isimler var. Yani hakikaten İdefiks gibi, Asteriks gibi, testamentum anchiranum’un Roma’daki, yani Aga’daki Augustus Mabedinin karşı sell’a duvarında yazan,
yazıya baktığınız zaman orada Ankara’nın, Galatya’nın kendi tarihi söz konusu edilmektedir. Ve burada okuduğunuz meselelere dikkat ediniz. Bakınız çok enteresan bir şey. Siz orada isimleriyle ve yapılanmalarıyla ayrı bir kültür göreceksiniz. Bu Roma kültürüne girmesine rağmen. Demek ki o göçü sayamayız. Bunların Kafkaslar’la ilgili nedir, kimse ne bileyim ben. Hepsi teoridir. Ama var gibi bir şeyler görünüyor. Çok enteresan. Hamit Sübeyl Koşay gibi bir adam, ciddi bir adam rahmetle oturdu. Bas diliyle Türk dili arasında ilişki kuran, belki çok şey ispat etmeyen ama enteresan bir uzun makale yazdı. Bu şaşılacak bir şey çünkü birtakım benzetmeleri en azından aglutine bir dil olduğu için, ek kök yapısıyla giden bizi çok ilgilendiriyor. Sizin bugün söz konusu ettiğiniz problem olan, kavimler göçü dediğimiz şey, doğrudan doğru imparatorluğun hiç tanımadığı, tanımaktan da hoşlanmadığı ve şu lafı seve seve kullandığı. Barbarus Superbus. Barbarus Saibus. Vahşi barbar, küstah barbar falan gibi kelimelerle andıkları kavimler. Şimdi dikkat ediniz, Yunan’da barbar demek, orta çağdaki İranlıların Farsça konuşmayanlar için, hükümdarlar için falan, Mahmud-u Gaznevi için kullandıkları bir tabir var.
Melik Tazi Güent diyor, yani gaman gibi değil, gargar eder diyor. Küçümseme değil bu, Farsça bilmeyen demek. Barbar Yunanistan’da işte ahir bir semahsızlığı daası olan bir adam, yani böyle çok lisan bilmeye falan teşhili değiller. Ama barbarlar bir insanın, Roma’da, eğer eğitimli biriyse bir lisan, iki lisan falan bilmesi gerekiyor. Dolayısıyla barbar lafı bunlar için kullanılıyor. Yani Galiyalılar için değil, İspanyadakiler için değil, Diruitler için değil, doğrudan doğruya bu yukarıdan gelenler için. Boylu, boslu, osfrizyalılar gibi, uzun sakallı, İskandinavyalılar gibi pis. Efendime söyleyeyim, her şey dayanıklı.
Yarı hayranlık, yarı barbar dedikleri şey. Hangisine baksam mesela Yürüs Sezar bunları çok ciddiye alan bir komutan. Askeri stratejideki öğretim, bir yere gittiğin zaman savaşacaksan çevredekilerle, önce kastranı yapacaksın, yani odun ordur gahı. Tom Hicks romanlarından biliyorsunuz, en azından oradan geliyor. Etrafına kanalları kazacaksın. Yani böyle Vallum Fossatum konstru edeceksin bunu. Efendim, bunsuz olmaz. Galiyalılarla savaşta Sezar’a dedi ki maiyeti, Yürüs Sezar’a, herifler kabak gibi oturuyor karşına, gelin şunları avlayalım, bitirelim işini. Yok dedi, hiç belli olmaz. Buzdağ da getirdi, önce işini yap dedi ve çok haklı çıktı. Çünkü teperediklerinin arkasından geliyorlar, sayıları çok kalabalık. İlber, şey örneğini verebilirsin Varus’un başına geleni. Kimin? Varus. Ha tabi Kuzey’de biliyorsunuz Quirinus Varus konsül, lejyonlarla gitti galiba 8 veya 9 lejyon her birinde 6000 kuvvet. Ama 3’üyle gitti zannediyorum. Büyük bir kuvvet. Burada Herüsklar vardı şu Kuzey’de, Herüsklar. Herüskların başında Hermanus dedikleri, Herman dedikleri Almanlılar bugün bir başbuğu var. Şimdi bunu tepelediler çünkü herifler ağaçlarının üstünde meyve gibi bitiyorlar yani. Lejyonların düzeni dağılıyor, mahvoldu orada Quirinus Varus.
Bugün bile Almanların okul şarkısıdır böyle. Yani böyle çok enteresan bir şey.
Bugün bile Almanların okul şarkısıdır.
Bugün bile askerlik için bunu kullanıyorlar. Bu böyle bir bölge. Burada mahvoldular yani güney şeyi bitti. Yülyüz Sezar’ı unutursa bir komutan başına gelenleri göreceksiniz burada. Bu çok önemli. Peki İlberay abi bir şey soracağım. Şimdi bunlar niye aşağı gelmeye başladı? Ee oğlum şimdi tabi teori çok söylenen teori.
Bunların efendime söyleyeyim burada üredikleri, bunlar hepsi bir kere niye bunlar üremiyor da ürüyor? Efendim bunlar boylu bozlu. Boylu bozlu adamların öbürlerinden daha çok üredikleri ne malum. Yani Çinliler hiç boylu bozlu değil. Tarihte üremeleriyle meşhur. Yani milat sıralarında 50 milyonluk bir memlekette Çin artık daha o zamandan. Ben bu teorileri ciddiye almam. Bunlar önemli değil.
Burada doğrudan doğruya fauna flora, fizik geografi ve jeoloji bilcen. Onu şimdi Celal yapacak. Peki şimdi. Bu ikinci asımdır. Bu ikinci asırda bunlar geldi. Bu ikinci akım. Bak Gotlar geliyor. Got. Bu doğrudan doğruya İsveç-Norveç’ten. Bu adamlar böyle bir rota çizilmiş bunlara. Çünkü bazıları hakikaten kırma yerleştiler. Bizans İmparatorluğunun sınırlarını zorladılar. Burada Roma’dan bahsediliyor. Sonra da Gotlar’ı görüyorsunuz. Yani bunlar küçük Asya’ya girmiş değiller. Ama bu bölgeyi çok tesir altına aldılar. Valens İmparator, Valens öldü gitti ya. Onların savaşı için. Valens tabi. Valens burada savunma yapıyor. Burada ölen bir imparator var. Julian Apostatus biliyorsunuz.
Julian Apostatus muhtemelen pagan tanrılara tapma gibi bir gerilik yapmadı. Konstantin’in büyük yeğeni. Hırslı yandıktan çıktı. Ama eski çok tanrılı dine girdiği şüpheli. Daha çok Mitra olabilir bu adam. Eğilim olarak. Onu da maalesef İranlılar yendiler. Yani Ammianus Marcellinus’u okursanız orada bunu görürsünüz. Bunlar sonraki akım. Bunu söylemiyoruz.
Bu Gotların yanında asıl Vandalılar önemlidir. Vandalılar öbür kabiledir. Bunlar da buradan çıkardılar. Onlar da İsveç’ten geldiler. Onlar da İsveç’ten gidiyor. Longobartlar ise gene buradan bu Frisland, Gotland oralardan inenler. Ve bunlar İtalya’ya kadar inecekler. Lombardia memleketi ve işte Milano bugünkü onun başkenti. Bunların adını taşıyor. Ve aynı şekilde Gotlar bir yerde ikiye ayrılıyorlar. Ostrogotlar, Doğut’a, Vizigotlar İspanya’da. Yani İspanya’da Tarık Biliyadı karşılayanlar Vizigotlar ve onlar yenildiler. Vizigotların İspanya’dan kendilerinden evvel gelip kovaladıklarına doğrudan doğruya Vandalılar deniyor.
Aynı bölgeden. Bunlar öbürkülerinin aksine daha böyle yumuşak tabiatlı, daha entrigan, daha kıskanç. Fakat Kuzey Afrika’da bile bunları itelediler. Vandalılar şurada eski Kartakada kaybolmuş arazi ve Tunus’tan ileri gidemediler. Buranın berberiler bir asıl yerlileri ve bu insanlar bundan dolayı çok açık söylemek gerekir ki. Çok ilginç bir biçimde. Telefonu çok güzel çalıyor. Evet yani bu saatte telefon ne demek onu da bilmiyorum. Hiç bilmiyorum işte aramak da istemiyorum. Kusura bakmayın. Burası çok enteresan bir biçimde. Bunu iterek geliyor buraya. İnatlar arıyor. Bir şey mi oluyor? Evde yangın oldu demek istiyorlar herhalde. Bunlar çok ilginç bir biçimde. Bu takımı itmişler. Vandalılara bugün sahip çıkanlar tek Habib Burguvaydı. Tunus’tan onlardan geldiğini söylüyordu. Peki bu Vandalılar tekrar buradan Sicilya ve Sardunya üzerinden Avrupa’ya mı geldin? Avrupa’ya geldiklerinden değil. Yani Napoli, Sicilya falan güya onların ülkesi oluyor. Ama onu bilemeyiz çünkü Sicilya maşallah herkesin olduğu bir yer. Asıl memleket Fenikelilerin sahip olduğu bir yer. Bak bütün burada. İspanya’nın Atlas okyanusuna açılan bölgesinin olduğunu biliyorsun. Hangi şehir? Lusitanyalıların.
Tam şu bölgede biliyorsunuz orada. Sonra burada mesela Malta. En önemli şey Malta adası. Ve tabi Kartaca silinip gitmiş. Bunlar Lübnanlar’la arkadaşlar. Çok önemli bir şey. Ne kadar sürmüş bu? Önce bir otlar gidiyor sonra.
Milattan sonra üçüncü asırda beşe kadar devam ediyor. Hayır sırf gotlar değil bunlar ayrı şeyler. Gotlar var. Ondan sonra Lombardlar var Vandallar var vesaire. Bunların hepsi İsveç’ten geliyorlar. Yani İskandinav bölgesinden ve buradan. Şimdi istisnalar var mı? Burada bir takım Germanik kavimler var. Kelp olmayan. Mesela Güney Almanya’daki Sühepler. Hatta bunların tarihini Sezar yazmış oluyor. Çünkü Sezar’ın ünlü eseri Debello Gallica’da. Bunlardan bahsediliyor. Mesela şu. Şuralarda kelp milletler var. Hayedular.
Ve başka milletler var. Ne oluyor? Yangın mı var yoksa çok büyük bir taraftar mı var? Bunu anlamıyorum. Çok enteresan bir şey. Evet kapatamıyorum ama. Kötü bir telefon biliyorsunuz. Derya alsın götürsün.
Kendisi baksın birisi. Bu kabilelerin içinde çok enteresan bir şekilde. Bu milletlerin tarihini görüyorsunuz. Bunlar büyük göçten evvelki Germanik kalıntılar. Şvaplar falan. Şveben dediğimiz yerde yaşayanlar. Bunların kuvvetli de başbuğları var. Başbuğu denir buna. Çünkü Latinler bile bunlara Rex falan demiyor. Regulus diyor. Şimdi burada Hayedular var. Bunlar. Sekvan denen kabileyle kavgaya tutuşuyor. Şu merkezi bölgeyi ele geçirmek için. İkisi de birbirleriyle baş edemedikleri için. Sekvanlar Schwab başbuğundan. Aryovistus’tan.
Öbürleri de Romallılar’dan yardım istiyor. Hayedular. Hem de çok enteresan. Burada yaşayan insanlar bu kabileler. Holstein kültürü dediğimiz kazılarda bulunan katmandan beri demir biliyorlar. Silah yapıyorlar. Araba bildikleri yok. Ve silah yapmalarına rağmen demirle fazla bir şey yaptıkları da yok. Ve yazılarının olmayışı dolayısıyla ne konuştuklarının tespiti çok zor. Yani bu ayrı bir dal filolojide. Dolayısıyla bu adamlar, miladın başlarında bile dünyaya tanıtanlar Romallılardır. Eğer onlar olmasa. Yani Julius Caesar gibi büyük bir komutan. Ve Tacitus gibi büyük bir gezgim ve antropolojinin babası diyeceğimiz adam. Germanya eserini yazan.
Biz bu adamları tanımayacağız. Onun tanıdığı Germenler bu sonradan gelenler bu bahsettiğimiz Godlar değil eskiler. Mesela bunu Ariovistus’u yazıyor Caesar değil mi? Intergalos magna discordia erat. Büyük bir çatışma vardı keltiler arasında. Itacue Hayedui küçükler Aromanis Romallılardan. Zekuani asoebis auxilius. Svaplardan yardım istediler. Ariovistus validus regulus. Sveborum, Sveplerin kuvvetli başvuru. Derhal bunlara yardıma gitti. Set post victoriam ama zaferinden sonra. Non moda ap Hayedui victis magna distributa excequibat.
Yenilmiş mağlup Hayedulardan. Sadece onlardan büyük vergiler almakla kalmadı. Set etiam. Şeyin dahi Svebus kazanan kendi adamı olan Sveplerin topraklarını Sveplere dağıttı. Svebus litruibat.
Bak Batı feodalizminin feodal kuruluşun tam bir şey geliyor herif alıyor bir yeri. Kendi adamlarını dağıtıyor. Sonra Sezar diyor ki Svebsiye Sezara sen ne bu haltı yapıyorsun. O da senden korku yok diyor. Tabi yeniliyor. Şu bölgede yenildi ve bir dizen takıldı. Roma o zaman kuvvetliydi ama ikincisinde aynı şey olmadı. İkincisi ne zaman oldu bu işin?
İşte bu 3. asırdan itibaren. Peki Hunlar ne zaman geldi? Bunlar nereden geldi? Hunlar. Hunlar çok enteresan 5. asır o 3. bir dalgadır. O dalgayı bunların içine koyamazsınız. Doğudan kimler geldi işte asıl önemli şu gelenler. Hunlar buradan geldiler. Hunların isimler dairinden o da latince yanlış zikredilen isimlerin dışında.
Lisanı hakkında fikrimiz yok. Fakat isimlerin etnolojik malzemelerin ve hareket tarzlarından anlaşılan bunlar çuvarçıların ataları. Bolga boyundan. Çok ilginç bir şey bu. Ve bu insanları biliyorsunuz çok sonra sadece romalı yazarlar ve komutanlar değil. Çok sonraları İbn-i Fadlan da inceledi. Yani Zeki Velidi Togan’ın en önemli katkısı dünya tarihine İbn-i Fadlan’ı bulup buldu. Meşhette. Meşhette. Cami de bulmuş. Cami de bulmuş ve şey yapmış. Yani oturup incelemiş, nesretmiş. Ondan sonra onun kaynakları için koşuştu. Siyasi mahkum olacaktı az kalsın. Kaçmak için gittiği bir yerde bile kaçakçı rehberleri deliriyormuş buna. Senin yüzünden mahvolacağız diye.
Fotoğraf makinesi de yok. Kaydedeceğim diyor. Bilmem ne diyor böyle çizeceğim diyor. Yani bir dert bir alim. Böyle ama bir şey vardır. Çok derin bir coğrafyacıdır. Rus ekolünden tabi. Rus’a mı? Evet yani eğitim bu Rus’ya ve o ekolden olduğu için çok derin bir coğrafyacı. Coğrafya bilgisi, zooloji bilgisi, hidrostatik bilgisi, bilmem nesi olan bir tarihçi.
Çok önemli bir şey bu. Rus ekol işte o. Rus’ların getirdiği bir tarihçilik. Zeki Velidi Togar’ın. Asya haritası vardır ya. Evet yani. Coğrafyayı anlatan. Ona göre çizgi anlatıyor. Çok önemli bir şey yani gerisi tarihçilikte. Bizde başka türlü bir şeydir. Şimdi orada kimler var o son akımda. Ona gelmedik. Orada Hunlar var. Avarlar var. Buradan gelme.
Çekoslavakya onların buluntusudur. Ve çok sonra Mogollar, Tatar denen başka bile o. Ve İstikıpçak kabileleri etraflarında onlar 13. asırda bugünkü Rus vatanına girdiler. Yani bu son kalıntı elan devam ediyor bence. Bunun yarattığı kriz elan devam ediyor. Slavlardan bahsederseniz o başka onlar buradaydılar.
Kalıntıları Doğu Almanya’daki sorplardır. Sırp değil sorp. Yani ayrı bir azınlıkta. Onlar buradan buraya doğru hareket ettiler. Buranın otokton halkı yani bugünkü Ukrayna, Volgaboy, Dniyapur, Dniyastir havalisinde bilinmeyen anlağın milletler var.
Şeysi kökeni çok iyi bilinen ne yaptıkları, ne ettikleri, gayet iyi savaştıkları devlet düzenleri, başbuğularının, başbuğelerinin, kraliçenin, tomu istediğimizin hepsinin üzerinde bilgimiz olmasına rağmen lisanları üzerinde filolojik kurgumuz ve bilgisi olmayanlar var. Bunlar çok enteresan. Yani bu iskitlerdir bunlar.
Biz de bunları Türk olarak kabul ediyorlar. Bazıları İrani diyor. Bu gibi şeylere ben girmiyorum. Çünkü filolojik ispat belgelere elde olması lazım ki tasvir edilmiş olsun. Bunlar vardır. Bunların bulunduğu, üstünden geçtiği bir kıtaya, finlilerin, fin memlek hala orada mordubalar falan var Volgaboy’n da.
İrlavları yerleşmesiyle milattan sonra 8.9. asır, 10. asırda yazıları alındı. Ruslar var. Birden bire 13. asırda doğudan son akım geliyor. Bu önemli. Yani bunu tespit etmek zorundayız. Peki şimdi bir şey biraz toparama için. Bunlar burayı Roma’yı yıkanlar? 5. asırda geliyor. Hayır, Hunlara Roma’yı yıkmak nasip olmadı.
Çünkü onlar geldiler buraya kadar indiler. Geldiler Roma’ya kadar tehdit ettiler. Fakat çekildiler. Mağlup oldu. Bunların Paris’e kadar geldiği, Fransa’ya da geldiği. Yok, bunların herhalde Fransa sınırlarına geldiği söylenebilir. Atlarını atlatamadık. Evet, yargılaşırlar. Atlılanın mağlubiyeti vardı. Galiler karşısı. Galiler karşısı. Galyalılar karşısında. Galiler karşısı. Galiler karşısı. Galiler karşısı. Galiler karşısı.
Galilerdeki işleri. Galilerden dolayı değil, gene Roma ordularından dolayı ama bütün bu tarifler, tasvirler de Roma kaynaklarına geliyor. Onu da bilmek lazım, tek garipli kaynak. Avarlar yerleştiler buraya kadar. Bu çok önemli. Hunların kendileri ne kadar kaldılar? Bugünkü Macaristan’a Hungary’a diyor herkes ama kendileri Macarism, Macari, Morsak diyorlar. Orşak Türkçe bir kelime-dir orada lafı.
Bunların bu şeyden çok Hunların kendi kalıntılarından olmalarından dolayı değil, doğrudan doğruya bazı Fink kabileleri ve bazı Macar kabilelerinin oluşumuyla gene doğudan geldikleri açık. Ama buralar Hunlar oraya da girdiler tabi.
Eski panonya Roma panonyasına Hunların girisi dolayısıyla bugün dünya orayı Hungarya, Hungary falan gibi tanıyor. Yapımız budur yani göçler budur. Bu göçler Batı Roma’yı sarslılar, en son Ostrogatlar, Odovakır girdi Ravenna’yı aldı. Ravenna’da bir yerleşti, Romalılarla anlaştı. Ondan sonra Cürsünliğen ta 6. asırda buraya aldı ve güzel bir laf kullandı, Ekzarchia yani mümtaz eyalet, bizde mümtaz eyalet denen şey. Bu Ekzarchia, Autokefal kilise gibi bir şey, Bulgar kilisesi Ekzarchia olarak kuruldu 19. asırda.
Ortodoks ve nereden ayrılırken ayrılır çünkü. Peki bunlar buraya geldiklerinde, buranın yerli halkı ne oldu? Buranın yerli halkı, Galyalılar kaldı. Üstüne buradan Franklar geldi. Franklar buraya da geldi fakat kalabalık Franklar ve daha başka milletler Langobartlar, Almanlar ayrıdır. Fransızlar onlara bakarak Almanlar Alman diyor.
Tabii ki Aleman ayrı bir millettir. Strasburg, Arsas aşağıda Almanya’da Freiburg, Avusturya ayakkabısının ucundaki Vorarlberg. Tamamen lehçeleri farklıdır, adetleri farklıdır. Asıl Alemanlar onlardır. Evet kendilerine göre de eğitimli kazançlı bir millettir. Fakat Aleman takımı ben size söyleyeyim, bunlar o kadar enteresan insanlar ki,
bunlar istemiyorlar şeyi yani savaş ayrılma bilmem ne öyle bir problemleri yok. Mevcut federal otonomi yetiyor ama hiçbir şekilde de bağlı oldukları yerden pek hoşlanmazlar. Kendilerini severler. Avrupa’nın devletsiz halklarından biridir. Yani atlas… Yani bugün aslında Fransa’nın mesela çok etnisiteli yapısı bu göçlerden kaynaklanabilir. Etnisiteli yapıyla Visage de France diye ne diyorum çok esaslı bir kitap olması lazım. Lazım dediğim yani tesirleri bakımından çünkü okunursa görülüyor, Fransa aslında nasıl karmaşık bir yapı. Yani ben yazıldığı zaman kitap nasıl bir etki yaptı bilemiyorum çünkü ben geç okudum onu tabii.
Bunlar hepsi biz kısa pantolon giyerken siz daha yoktunuz bile dünyada. Ortaya çıkan kitapları brodelin herhalde sarsmıştır. Anladın mı Kadı gelmişler burada birikmişler birikmişler o yüzden çok sarkılık olmuş. Tabii Frank’lar geliyor, Frank’ların getirdiği dünya çünkü Kral Clovis, Clotilde ile evli. Clotilde artık decahıristiyan da çoktan hıristiyan olmuştu bu 6. asırdır.
Bunları da kimden öğreniyoruz? Ceydan Gregor de Tur dediğimiz bir klasik historiografdan öğreniyoruz. Şimdi bakın şurası Kadis şurada atlambi söz ettik Atlantik okyanusuna açık olan. Burada mesela Kartaca ve burada Beyrut. Bu ikisi yok oldu kalıntılarından başka bir şey yok. Malta ile burası.
Bu Frank’lar burada galce iki küçük yerde yaşıyor Britanya’da ve Normandia’da değil mi? Bir de burada baskılar bölgesinde buranın baskılarının dediğin o galce konuşan Britanya Normandia var ya İngiltere’deki gallerle anlaşabilir mi? Anlaşıyor tabii. Aynı dili konuşuyorlar. Ama git sor bakalım bunlar için ne diyorsun? Amma der Salon Gre der Britannik falan. Yani işte kalkıp bunlar da bize benziyor. Tabii bizim zeli britton. Evet. Ben hayret ettiydim zeli. Bizimkiler dedi gallerle gayet rahat anlaşıyorlar. Tabii brotonlar zaten memlekete yani brotonluk burayla olan yakınlıktan ileri geliyor değil mi? Angul Saxonlar diyoruz. Saxonlar buranın Saxonları ama burayla ne ilgileri var? Almanya’nın Saxonları hiçbir alakaları yok. Yokmuş belki. Yok mu? Aynı şeyi konuşuyor ama git sor bakalım ne diyorsun arkadaşın içinde? Ne diyeceğini görürsün yani çok önemli bu. Bu Avrupa’dır yani burada önemlidir bu çok büyük bir şey var. Şimdi buradaki insanların kaybolmuş kültür.
Ama şurada Malta’lı ile Beyrutlu, Lübnanlı bir araya geldiği zaman ayıramıyorsun. Zaten diaspora da bunların hepsi birlikte cemiyet kuruyorlar. Ya Fatih hayret edersin Malta’nın Arapça, İtalya’nın… Ben Lugatist dedim. Malta izliliği diye bana 6 cilt herhalde eşeği yükleyip getirdi bana.
Dedim ya Hiber 6 cilt Lugat aldım ben kendime deyince bana da al dedi. Ben zaten şöyle bir şey zannediyorum eşek yükü lazım. Düşünebiliyor musun abi Malta’da konuşulan dil 6 cilt. O dur Arapçadır aslında Arap tarifi kullanmıyor. Fenike alfabesi de kullanmıyorlar. Fenike alfabesi değil mi bunlarınki? Tabii tabii. Yani eski Kartacalılarınki Fenike alfabesi. Fakat dilin zenginliğine ben hayret ettiydim ya. Dil zengin ama bütün Akdeniz orada. Evet. Ve bu dil yaşıyor. Nerede yaşıyor Malta’da ve Beyrut’ta. Şimdi Beyrut’ta yani Beyrut değil bütün Cebel aslında. Yani bu bölgenin artık Maroniler’i falan kendilerini Lübnan’da böyle ayrı bir şey zannediyorlar.
Artık Arapça ya Arap alfabesine dudak bükmeye kadar geldi bu iş yani bir yerde ayırmak kendilerini. Bunlar tabii bizi şimdi ilgilendirmiyor. Onları bizden evvelkiler tartışırlar. 5 kişi çıkıyor ya. Hadi geçelim. Yeray Bey. Arkadaşım benim üzerimde durmak istediğim.
Bu özellikle doğudan gelen Hunların takip ettiği yol ve Hunları iteleyenler arkadaşım. İlber dedi ya sebepleri var bu göç. Bir tane bir şeyler var. Germenler var bildiğimiz. Bir Kuzeydekiler var. Onların sebepleri var. Onlar çok şey yedi. Mesela o Germenler geliyor. Baltık’ta milletler var. Bu milletler nece konuşuyor? Konuştukları asıl diller.
Bugün Litvanya ve Latvya’da konuşulan. Finca ile Akraba ya. Hayır. Sanskrit ile Akraba eski Latinca ile. Yani Latince ve eski Sanskrit 8 tane İsmali falan. Litvanya ve Latvya’da, Letonya’da yaşıyor. Şimdi onların yanında bir de Pruslar vardı. Bu Pruslar deyince biz böyle senin bazen tıpkı onlar gibi konuşuyorsun. Bağıra bağıra Almalca’yı.
Bu Alman miğferli herifleri hatırlıyoruz. Yanlış onlar Prusları yiyen herifler. Yani memleketin adı Prusya kalmış. Böyle şey olur. Mesela Slavlar gelen Bulgarları yediler. Bulgaristan oldu onlar da. Bulgarlar aslında Volga boyu millet. Bir ara gelmişler. Bitirmişler, emirmişler onları. Bu Pruslar da Germenler bu Prusları yemişler.
Ama memleketin adı Prusya. Lisan çok enteresanmış yani buluntulara kadar. Bunlar hepsi daha geç oluşumlar. Estonya galiba. Estonya, Finland, Finland’ler akraba. Bir buçuk milyon. Yok akraba değil konuşuyorlar. Aynı dil, aynı dil. Yani ben baktım aşağı yukarı Azerbaycan ve Anadolu kadar yakın birbirine. Yapma ya onu bilmiyordum. Bu bazı şeyler çok enteresan mesela Polonya, Çekya, Slovakya. Bunlar aynı dili konuşurlar. Çekya’da yasak olan kitaplar, tercümeler falan Polonya’dan gelir. Onu okurlardı Pırak Bahar’ından sonra. Onun için bizim Cevdet Rusça, Bulgarca onları bildiği için. Çekoslovaklarla falan anlaşabiliyor. O kitaplara bakabiliyor. Tabii herkes okur.
Yani bir tane şey bilirsen derece derece çok rafineri olmamak şartıyla bir ansiklopediyi okuyabilirsin. Evet. Polonya’da. Hayret ettin. Yani büziografi. Bizim Cevdet’i saldı o Avrupa’ya. Herkesle konuşabiliyor. Şimdi Fatih’cim. Buyurun. Benim üzerimde durmak istediğim dediğim gibi Avrasya’dan gelen göçlerdi daha ziyade. Onun için biz ikinci haritayı alalım.
Arkadaşlar bir de başka bir konuya daha değineceğim ki o bu vikingler işin içine girdi mi? Önem kazanacak. Mesela Amerika’da böyle göçler yok. Nedir? Amerika’da böyle göçler yok. Yok. Yok. Şimdi onu gelmesine de iki. Geçler serbest teker teker. Edeberkan dahilinde. Bak burada.
Şu mavi gösterilen alan. Meşhur step alanı. Evet. Toynbee. Meşhur İngiliz tarihiçisi Toynbee step’e çok güzel benzetme yapmış. Step diyor okyanus gibidir. Yolculuk için çok iyidir ama yerleşemez. Orada oturulmaz. Ama diyor. Yolculuk için meşhur orta asla step dedikleri bunlar.
Şimdi bundan sonrasını al. Şimdi bak Amerika’da da stepler var. Pre re kuzey Amerika’da. Güney Amerika’da Yanoz ve Pampas. Fakat dikkat edersen Amerika’daki stepler kuzey güney yayılıyor. Evet. Doğu batı. Bu neden önemli? Bundan sonrasını alalım.
Bak. Asya’da şu gördüğün ılman bölgeyi görüyor musun? Buradaki göçler ılman bölge içinde oluyor. Adam iklim bölgesini kat etmiyor. Hayvan da beslemek için gereken bitki aynı. Giydiği elbette. İklim değiştirmiyor. Hiçbir şey değiştirmiyor.
Buna mukabil Amerika’da bak. 30 bin sene evvel şuradan giriyorlar. Görüyor musun? Bak. Kaç tane iklim kuşu dört aylık yokuşan geçiyorlar. Evet ve Amerika’dakiler daha ziyade burada yerleşiyorlar. Bir de şurada tropikal bölgenin dağlık bölgesine yerleşiyor. Daha serin daha serin. Fakat oraya ana Pizarro’nun adamı.
Amazon’dan geçerken şurada oraya ana gönderiyor Pizarro. Git bakalım ne var orada diye Pizarro hayret ediyor. Amazon da burada diyor milyonlarca insan yaşıyor. Bugün yok o insanlar. Milyonlarca dediği tabii yüz binlerdir. Ama kalabalık diyor. Kalabalık diyor. Bunlar şuraya geliyorlar. İspanyollar burada gemiler yapıyorlar.
Kendi yaptıkları gemilerle Amazon boyundan gelip buradan Karayip’lere gidiyorlar. Fransızca oraya ana kitap yazıyor. Fakat burada vurgulamak istediğim şu. Amerika’da bu kültürler arasında herhangi bir temas yok. Avrasya’nın tam tersine. Şimdi bundan sonrasını alayım. Bak. Göç yapılan yere bak. Yirmi derece ve yirmi beş derece santikrat. Bunlar yaz sıcaklıkları. Ideal. Bu bölge üzerinde hareket ediyor. Şimdi ben biraz önce Gliber’e dedim ya. Bu Amerika’daki göçün olmaması. Viking’ler açısından çok ilginç. İstisna teşkil ediyor Avrupa’da. Vikingli de soğuktan sıcağa doğru geliyor.
Avrupa’da. İklim değiştiriyor adam. Onu ayrıca tartışacağız değil mi? Şimdi bundan sonrasını alalım. Yapılan şey. Bak bu. General Projevalski’nin kitabından Sivers bunu almış. Avrasya steplerinin bu temsili bir görünümü. Yani şeyden sanayileşme ve şehirleşmeden önce.
Toynbe’nin dediği çok güzel anlaşılıyor burada. Atlar var. Dümdüz. Bak şu mesela Ekuz Projevalski. Projevalski’nin keşfettiği yabani at. Şimdi bir tane daha bulundu Ekuz Kiyan diye. Ama Mongolia’da ilerden o atlar var. Hayır. Mongolia’dakiler. Kısa. Bizim atların evet küçük. Bizim atların bir ırkı. Bunlar değişik. Bambaşka bir at.
Değişik bir tür bu. Ekuz Projevalski değişik bir tür. Ve ilk defa bunu General Projevalski keşfediyor. Bundan sonrasını alayım. Develer de var değil mi? Çift örgüslü develer de var. Her şeye bak. Bir önceyi al arkadaşlar. Bir öncesini al. Hecin develeri. Bak bu develer var ya. Bu çift örgüçlü develer. Bir isim verdi Ta Fatih. Bak. Hecindevedir. Sven Hedin.
İsveçli Seyyah biliyorsun. Ama bu develer daha önce de biriniyor. Bunlar Toynbee’nin dediği Step Okyanusunun gemileri. Ama öyle o hatta. Evet. Develer öyle. O develerin ıslah edilmesi yani Bactria develeriyle öbürlerinin ıslah edilmesi Osmanlı İmparatorluğu’nda kullanıldı. Doğrudur. E yani çünkü biz deveyle taşımak zorundaydık. Başka bir şey imkan yoktu.
Bu seplerdeki bu kervanların hepsi deve kullanıyor. Yani en önemlisi. Bak mesela yak. Bu yak öküzleri bilhassa step’in güney kısmında ve Tibet’te. En çok insanların hayatına etki eden hayvan. Bu kürkünü kullanıyor, derisini kullanıyor, sütünü kullanıyor, boynuzunu kullanıyor, kemiğini kullanıyor. Kendisi de kullanıyor. Çeki çeki çeki çeki çekilir. Aynı zamanda onu da kullanıyor.
Tamam mı? Bak antiloplar. Küçük tarla fareleri. Bunlar tabi biliyorsunuz büyük bela. Çünkü vebayı yayıyor. Veba teşhili. Vebayı yayıyor. Buradan başlıyor veba. Bundan sonrasını alayım. Bakın ben burada limesi çizdim. Bu Roma İmparatorluğu’nun en geniş zamanı sınırları.
Kuzey sınırı. Tamam mı şimdi? Orada bak Magneto şey var. Mainz. Ve Rambo’yunda Kolonya var. Kolonya, Agripenis. Evet orası. Ben şeyin üzerinde durmak istiyorum. Onu geçemezsin. Ondan sonraki Turingenler falan. Augusta Trevor onun üzerinde durmak istiyorum. Almanlar orada yeni bir şey keşfettiler. Nedir o? Onu anlatacağım şimdi. Bakalım şuna. Yalnız orada bir şey dikkat edin. Bugünkü Turingen ormanları. Turin’te bir şey var.
Yani Riguna dedikleri galiba Norveçin falan. Bu arada tabii İsveççe, Norveççe, Danimarka’cıyı diplomatik olarak kullanıyoruz.
Danca’yı bunlar aslında birbirlerinin şivesi kadar yakın birbirine. Fakat çok hassaslar ve birinden birine çeviriyorlar. Niye bu işi yapıyorlar bilmiyorum. Enayilik bana sorarsan. Var bir başka iştir. Yani bu olacak iş değil. Çeklerle sığmaklar da. Danimarka’ya olan reaksiyon. Çünkü Danimarka buraların hepsine sahipti bir zamanlar. Evet. Evet. Reaksiyon bunlar.
Bundan sonrasını alayım. Şimdi bak şuraya gideceğiz. Burası Augusta Trevor’u. Bugünkü Trier şehrin kalmazsın doğduğu yer. Burası çok önemli bir şehir. Burada Roma imparatorları yaşamış. Kolosyon var. Yani sınırda olduğu halde. Fakat bunun başka bir önemi var.
Hipodrom var, kolosyon var. Her şey var ya. Muazzam bir şehir. Bundan sonrasını alalım. Bak bu şehrin etrafında bir sur var. Bu da meşhur bu hala ayakta Porta Nigra. Kara Kapı. Bu eski şeye girilen yer. Bu Augusta Trevor Roma girilen yer.
Şimdi bu tahrip olmadı. Yani o bina hemen hemen iki bin yaşına yakın. Orada duruyor. Burada ilginç olan biz biliyoruz ki buradaki arkeolojik kazılardan bu şehrin içinde bu göçlerle gelen adamlar. Yani bunlar burayı saldırıyla falan almak için. Gelip yerleşmişler. Gelip yerleşmişler. İş bulmuşlar. Bilmem ne yapmışlar falan. Yani Trier.
Barışçı bir hareketle işgal edilmiş. Kultür altında mı? Orası Roma’nın. Evet Roma’nın ama burada yavaş yavaş nüfusta bir değişiklik yaşar. Yerlilerle Roma karışıyor. Yani göç yukarıdan gelenlerle. Doğudan gelen. Bunlar var ya burada. Bunlar mı? Gotlar mı?
Hepsi var. Hepsi var. Bunların hepsi buraya gelmişler. İş bulmuşlar. Ve Alman arkeologlar şimdi bunları çıkartıyorlar. Diyorlar ki burada yakılmış yıkılmış bir yer yok. Gelmişler güzel güzel demografik olarak değiştirmişler. Roma romalılığını kaybetmiş. Bu yani bu bizim bugün düşünmemiz gereken çok önemli bir fakir.
Peki bugün Avrupa’nın göç karşısı duruşunun sebebi geçmişin bu anılarından dolayı mı? Bunu İngiltere başbakanı Boris Johnson açıkça ifade etti. Boris Johnson’un mesleğini biliyorsun. Klasikçi. Dolayısıyla biliyor bu hikayeyi. Şimdi bak bundan sonrasını alayım. Burada kimler yaşıyordu? Burada yaşayan adamlar şunlar.
Patrisiyenler yani üst sınıf kriyerde bu plebeye enler yani alt sınıf bu tip adamlar bunlar. Daha sonraki savaş dalgasıyla gelenlere bakalım bundan sonrasını al. Bu adamların karşısında bunlar çıkıyor. Ama bu daha sonra bu kaçı 100 yıl işte bu beşinci daha sonra.
Yani bununla beraber limas deliniyor. Belki 4 300’ler dediğin gibi. Bunların başındaki adamı biz tarihten biliyoruz bundan sonrasını al. Bu Attila’nın temsili bir resmi. Attila fakat ilginç olan biraz önce ilber dediğin ya barbar bu. Barbar lafı Roma’da hakarettir. Evet bunlar Romalı için barbar yani bir sezarı böyle düşünemez. Burada benim vurgulamak istediğim bu göçlülere sınan aslında her şey savaşla falan değil. İlber biraz önce söyledi. Bir kere ordunun içine sızıyor. Bir sürü aldı. Asker olarak askere almıyorlar. Asker almıyorlar bütün şeyler. Büyük alaylar var yani koruyucular sarayda isyan çıkardılar. İmperator değiştirdiler mesela. Nehron alt üst edenler bunlar. Yani Kaligula’yı alt üst edenler bunlar. Bu zaten bir laf çıktı biliyorsunuz. Varak lafı çıktı. İsveçliler sonra isterseniz son safhaya geçelim. Rusya’nın norma anlaşması teorisi. Ben norman teorisini tutmayanlardanım. Yani Rusya tarihiyle ilgilenenler. Bu norman teorisi şudur. Bu gelen Slavlar filmleri de yuttular kısmen. Yaşıyorlar beraber falan. Bu adamların 8.9.10. asırdaki değişiminin doğrudan doğruya İskandinavlara bağlanması. Yani o Roma’yı yıkanlar gibi. Ve coğrafi antiteler buluyorlar. Mesela Rusya, Rotsi. İşte Roderer yok Kayıkçı, Kayı’ya binenler, gemileriyle gelenler. Yok Doğu İsveç’teki bir kabilenin adı. Bu Ruslara adını vermiş Slavlara. Yani Slavyan takımına. Bu bir norman teorisidir. Yani İsveçliler Varak denen takım. Bunlar tabi Bizans’da koruyucu kuvvetler, saray muhafızları falan. Saray muhafızların hep yabancı olması lazım. Yerli, Alparslan çok önemli bir şey. İslam dünyasında da olabilir. Hep öyle Türkler, Çerkezler falan getirilir. Ve bunlara bu Varak denen takım buradan geliyor. Yani Varenkler falan böyle. Bu bir kiralık asker alınabilir İskandinavya’dan. Bu açık. Fakat bu devletin ve milletin böyle kurulduğuna pek delil yetmez. Ve bu büyük bir kavga. Hatta müthiş bir kavga vardı. Çarica Elizabethan’da 18. Aras’ın ilk yarısı. Akademide Alman üyeler vardı. Bunlardan Müller adlı biri bunu anlatıyor. Origeniz Ruslar’ın orijini diye. Oradan Popov diye bir astronom. Celal gibi tarihe çok meraklı biri. Eline kılıcını çekip akademisyen kılıcını üstüne saldırıyor. Nostrum, gendem, ilnus, deydi böyle aşağılıyorsun diyor. Çok iyi bir şey. İnfamyafik istiyor. Aşağılıyorsun bizi diyor. Bütün millet Çarica’nın önünde kapışıyorlar.
Çarica’da ediyor yani Profesör Ruslar. Siz bu sıra Sibirya tarihini yazmanızda çok büyük fayda var. Bu origeniz. Ve şahane de yazmıştır herif ha. Müller’in o Sibirya’nın keşif tarihi kitabı. Sürgüne yollanıyor, orada kitap yazıyor. O sürgünün çok ceza olduğu bakımdan süperi. Çünkü kullanılması gerekiyor.
Fakat Lomonozov falan öbür teoriyi tutuyorlardı. Hatta çok enteresan bir şey. Ukrayna’nın ihtilalden sonraki ilk Cumhurbaşkanı Kruşovski. Profesör Kruşovski de Stalin ona bir şey yapmadı. Burcuva milliyetçi diye yollaması gerekirken beri hiç öyle olmadı. Çünkü bu teoriye karşıydı Norman teorisine. Yani Kiev Rusyası Rusların işidir diye. Başlıca delil ne biliyorsunuz? Gene coğrafiyedir. Nestor Kroni’nde mevcut Dnieper’in kollarından biri Rus adını taşıyordu. Bu koldan gelenler Rus Devleti’ni kurdular. Buna izaf edin. Rus aristokratlarının… Ooo çok karışık.
İftihar ettikleri en önemli şeylerden biri. Biz Kiev Çarlarından geliyoruz. Kropotkin ailesinde ne diyor? Biz diyor ki’ef çarlarından geliyoruz. Kiev Künezlerinden geliyoruz. Ama bir grup var Almanlardan geliyor. Onlar Baltık Almanları. Nesterode falan. Çok geniş bir grup da var. Yani Tolstoy, Puskı. Baltık Almanları az önce bahsedemeyiz Almanlar mı yoksa? Yok.
Alman Tötonlar. Yani Baltık aristokrasisi baya bir aristokrasidir. Ve elit için beş ton kitap yazılmıştır. Çok enteresan. Çünkü o küçük şehirlerde o bir takım Finni, Litvanyalı, Latviyalı ve sonradan gelme Rusların üstesinde. Bu herifler toprak sahibidir, tüccardır, gemicidir. Böyle bir burunları büyüktür.
Hakları da vardır. İyi tahsillidirler. General de bunlardan çıkar. Efendim General Totleben. Abi tarihifisi bunlardan. Totleben. Sonra efendim kim var? Nesterode, hariciye nazırı. Beniksen Danimarkalıdır. Yani böyle bir de Baltık aristokrasi vardır. Yani Sturm und Schub. Bu Engel harplarıdır. Bu Engel harplarıdır.
Üçüncü grup daha var. Üçüncü grup doğrudan doğruya Bizans’tan kalan insanlardır. Yani bunlardan bir tanesi Arnavut Hristiyanıdır. Tabii İmparatorluk da yaptı. Kantakuzinoslar. Ve bunlar çok enteresan. Slavların içinde var Kantakuzinos ailesi. Bir kolu Kırım’da var Müslüman takımı. Belki bittiler artık. Sonra şeyler var. Böyle Rachmaninov gibi adamlar var. Bunlar da hakikaten altın ordudan dönme insanı. Mesela Şırıngıçki Şakmatov var. Feci bir şey. Marif Nazırı, Sapan Slavist. Evet akrabam olur. Tabii olacak. Yani anam benim değil. Fakat yani Şırıngıççı Şak Ahmet’tir. Yani bunlar çok enteresan. Bunu Beniksen de söyledi.
Biz nasıl akraba oluyorsunuz diyenler de biz hala nomadız dedi. Çünkü büyük annesi öyle. Yani bunlar devam ediyor. Bu çok enteresan bir şey. Bu altın ordu bir hakimiyettir. Elan devam ediyor. Bunu size söylüyorum. Rusya tarihçilerinin çok önemleri. Bayılıyorlar bu devri incelemeye. Yani modern Rusya böyle yapıldı diye. Ve şark tarihinde Osmanlı tarihi, Kırımhanlı tarihi kadar sevmiyor. Bunları sevmiyorlar bu kadar. Onlar Akdeniz İmparatorluğu diyorlar. Yani Akdeniz yapısı bizi ilgilendirmiyor. Mühim olan göçebeliktir Rusya’yı yaratan falan gibi bir teori var. Bu bakımdan bu Rusya tarihinde bunun en önemli bir safha olduğunu da katmak zorundayız. Yani bu çok önemli.
Kiev nedir? Büyük tarihçisi, Türkoloji dünyasının ve Ukrayna’nın o milyon pritsak. Yine bu ekonomi adamı tabi o Batı Ukrayna’lı yalnız. Rusya’yla çok az ilişkisi olmuş onun. El Idris’i incelerken, Idris’i büyük bir coğrafyacı. Ciddi bir adam, faslı bir prensidir. Norman sarayında Roje’de oturdu.
Roje’nin zamanında orada oturdu. Kitabı Roger adlasında. Çok ilginç bir şey yaptı adam. Ruslardan, İskandinavlardan bahsederken adamın birtakım Norse bilgilerine sahip olduğu görüldü. Norse dili bilmiyor. Ama Latince biliyor. Ve gelen heriflerle, kibar adamlarıyla, yukarıdan gelenlerle Latince konuşuyor.
Latince notlarını okuyor. Yani bu böyle bir devirdir. Arap dünyası bugün böyle ama eskiden böyle değildi. O zaman bir aramayayım, bir lekle marası vereyim. Sonra siz burada çay, kahve, beyefendi daha yemek yiyecek. Aşına basayım, kim bu beni arayan? Ne oluyor ya? Telefonum bende, vereceğim şimdi. Sonra da bir şey konuşalım. Bu Anadolu yolları göçleri konuşalım.
Çünkü Anadolu yolları göçler, biz hep 1071 falan değil mi? Türklerin Anadolu’ya girişi 701’den çok önce başlamış. Ama sonra da çok geç de gelmiş yani. Anadolu’ya hiç niyet yok mu atlara? Nerede? Kızım sen ona bak çok önemli olabilir. Telefon kimde? Kimde kimde?
İlmen Hocam, Anadolu. Aşağıdan da bir göç dalgası var. Yine hemen hemen benzer bir yerden yola çıkan Türk kavimleri. İki yerden, iki yerden hatta sonra üç olacak. Anadolu’ya da doğru geliyorlar ama biz bunu bir 71 ile tarihlediyoruz. Ama ondan öncesinde de gerek Arap yolları. Ama bu bir devirdir.
Bugün Irak diye bildiğimiz bölgeye, gerek Suriye, gerek Mısır’a, gerekse Bizans topraklarına gelen yoğun bir Türk göçü var. Bu göç ne zaman başlıyor, ne zaman devam ediyor? 1071’de biz Alparslan’ın mağazak zafiri kazandığında Anadolu’daki durum ne?
Çoktan büyük olan Türkleşme başlamış mı? Şunun üzerinde ısrarla durayım. Tarihte etnogenes dediğimiz, yani etnik kökenin, etnik karakterin değişimine sebep olan göçlerin en önemli bir şey.
Hatta demin bahsettiğimiz daha biraz geç tarihte cerian eden Asya kavimlerinin Rusya topraklarına girmesinin bile bu kadar etkisi olmamış. Biz daha ziyade medeniyet bakımından, işte giren Türkçe, Mogolca kelimeler bakımından böyle bir göçü İran’da ve Rusya’da hissediyoruz.
Mesela kocaman bir lugattır Türk, Mogol elemanlar modern Farsça’da dörferin yaptığı bir çalışma bu. Öyle 10 bin falan değil 20 bin daha fazla. Tıpkı bizde de böyle biliyorsunuz.
Yüzde 10’a yakın böyle bir Rumca ve Slovenik lisanlardan tabi %40 da Arapça’yı içeren Farsça. Biz Arapça’yı Farslılardan öğrendik. Çok önemli bir şeydir. İran’da da tabi Türk kalıntıları vardır. Çok önemli ve bunlar o zamanlardan.
Çünkü Türkler İran’la İslamiyet’ten önce de etkileri var ve 1050’lerden itibaren İran’da hüküm ferma oldular. Eee adı İran diye kullanmaya başlayanlar onlardır ısrarla.
Bunu da İranlılar büyük bir medeni bir tavırla söylerler. Selçuklu devri derler, Türk devri derler, böyle gizleme örten falan yani basit bir Balkan milliyetçiliğinden eser yoktur. Çünkü kendinden çok emin bir medeniyettir. Kendini çok beğenmiş bir medeniyettir. Haklıdır da yani.
Şunu da hatta söylerler, askerlik düzen Türklerindir. Edebiyat bizimdir, ilim Arapçadır falan gibi böyle bir şey dolaşır halt arasında. Yani bunlar önemli ve bu üç dilin tarifi işte efendim Farsi şirines tatlı dildir.
Türkiye bir höner ister, grameri dolayısıyla herhalde. Ama lokal Arap’tır diyor yani. Zeman Arapçadır, İslam Arapçadır falan gibi böyle bir karmaşık yapılır. Ama eski dili yani İran’da iyi bir edip, iyi bir edebiyat tarihçisi mutlaka Fahlevi metinleri okur. Hatta bizim İstanbul’daki İranlılar arasında böyle bir şey vardır. Fahlevi çiviyesi. Mesela rahmetli Lugal’de böyle yetişen bir Türk bilginiydi. Farsi şeyde bunu belirtmekte fayda vardır. Memnuniyetle takip ediyorum. Yeni Türkler, gençler henüz daha çok yarı yolda olmalarına rağmen eskiyi izliyorlar.
Öyle olması gerekir zaten. Şimdi bu göçüler konusuna geliyorum. Alparslan’dan evvel burada Türkler var. Birincisi Peçenekler. Çünkü Balkanlar’daki Hıristiyanlaşan Türkler, Roma klizesini yani Doğu Ortodoks klizesini kabul edenler buraya yerleştiler.
Yerleşme nedenleri çok açık değil. Yani belki kiralık askerler oldukları için, yardımcı kuvvetler oldukları için kendilerine hassaten Orta Anadolu yaylasında yer verilmiş olabilir. Peçenekler mesela Ankara civarında vardır. Sen daha iyi biliyorsun geçerken. Köyün de vardır. Bu gibi köyler de vardır.
Bademli falan yani orada ismi Peçenek olmayan. Tipten bellidir tabii. Hiç kimse Oğuz Türkçe’sinin o farslığını konuşmuyor artık.
Gazı kaybolmuş ama böyle. İkincisi Danişmentler ve ondan evvel Kutalmış’ın zamanındaki bazı Türk birlikleri 1071’den evvel sızmışlardır Anadolu’ya. Bunların kalıntıları vardır.
Ve bu Danişment namelerden falan takip edilenler maalesef Bizans Kroniklerinin yanında geniş ölçüde şey kullanamıyor bizimkiler. Gürcü ve Ermeni ve Arami kaynakları, Sürriyani dediğimiz kaynakları tercümenin dışında kullanamıyorlar. Belki daha çok şey çıkacak.
Bir sızma vardır. Ama şunu söyleyeyim 1071 bir miladi ölçüdür. Yani sıfır noktadır. O demek değildir ki Alparslan, Sultan Alparslan savaşı kazandı.
Diogenes ordularını dağıttı. Diogenes biliyorsunuz Romanos affedildi döndü ama bu sefer orada mahvettiler adamı. Problemi hiç buralara gelmek değil. Yani bizim bugünkü şehrimize gelmek değil. Orta Anadolu değil. Anadolu Selçukları o işi 13. Aslın başlarında 12’nin sonunda falan tamamladılar.
Bu çok önemli. Yaptıkları iki şey var. Madde bir Hellenistik Türkiye, Romanist Türkiye, bilhassa Helen zamanı Türkiye’si. Anadolu Sumerian Mikrasiyası, Küçük Asya’sı dağları sevmiyor. Yerleştikleri dağ silsilesi daha çok. İşte bizim Hamid Tekke dediğimiz, onların Psidialikya dedikleri. Banfirya kıyıdalar ama oradan da bir göç olabiliriz mevsimlik. Daha çok dağ sıraları. Yani bizim bugün Elmalı, Korkuteli falan dediğimiz çevre. Ve buralarda güzel şehirler var. Termesos’tan başlayarak Sagalassos gibi ağlasın falan. Yani o dağ silsilesi orada o iki yere bağlı. Demek belki iklimdeki aşırı uçlardan kaçınmak için oralarda bir gelişme de olmuş.
Bir saplama yapayım. Orada güzel ovalar da var. Karstik ovalar var. Elmalı, Kesten. Hayalim bak ne güzel. Kaynayan şöyle. Metal kaynamasıyla çıkartıyor. Yani orası ne olacaktı? Çukur olacaktı. Kaynadı toprak oldu. Öyle mi? Derin çukurlar oldu. Herhal olsa toprakları var. Haa. Enteresan bak bu teori. Bu teori onların benim bildiğim. Yani bu kürsünün. Yani Anadolu yaylası bir kalderonla olacak. Öyle olması lazım diye sordum. Bilmiyorum tabi. Yani buranın şey gibi tıpkı Yunanistan’daki, Giridin kuzeyindeki Santorini gibi orada depremle çöküntü olmuştur.
Böyle iki dağ silsilesinin ortasında bir çökünce alanı olması lazım. Bunlar karstik ama. Bunlar şey değil. Su girmesi lazım. Niye yüksek bura dedim. Metallerin kaynaması, soğuması, kaynaması, soğuması diye izah eden bir makaleleri var. Tabi bu Anadolu’nun çok bereketli bir ova olmasını sağlıyor. Yani onun için zengin bir ova.
Yani Roma İmparatorluğu’nda İtalya gibi daha bile zengin buluntular gösteriyor. Bu kadar bol villa olması. Olmaz. Bir zenginlik, iki korrupsiyon olması lazım. Ama olmuş ve var. Evet. Çok zengin bir yer ve bereketli bir toprak. Onu söyleyeyim. Yani bütün Akdeniz’in en zengin ovası Çukurova’dır. Çukurova 19. asırdaki bir yerleşme değildir biliyorsunuz. Kırık ya Roma devrinde de vardır ve zengindir. Kozmopolittir. Ama Çukurova delta değil gibi. Delta. Delta olduğu için çok zengin. Ama niye o genişle mesela Mısır’dan daha zengin, delta ağzından? Niçin? Niçin yani bu soru?
Niye bu delta? Bunu daha zengin olduğunu bilmiyordum yani. Hayır, ölçümü alsana. Seni kafan hepsini ezbere yutar. Hayır. Ben der gibi adam bile yutarsam. Çukurova önemli bir delta. Ha niye o arazi daha geniş? Mesela İskenderiye deltasından.
Rakhşit dediğimiz yahut Rosetta denen ecnebilerin, her şeyin hierogrif tabletin bulunduğu. Niye oradan daha zengin? Niye poğovası giden daha geniş? Yani bunlar benim sorularım. Poğovası daha geniş. Daha mı geniş, daha mı az benim bildiğim? Yok daha geniş. Düşün. O Piemonte’den başlıyor. Evet. Ama Mediaya kadar.
Ama bu da şeyden başlıyor aslında. Ta Silifke’den başlıyor. Yok Silifke sahilde kalıyor. Silifke’den biraz ileriye gittin mi başlıyor. E Mersin’in bu tarafından başlıyor. Mersin’in doğusundan var mı? Ya ama ta Antakya sınırların içine giriyor. Ya şöyle diyeyim sana. İskender’ın körfezinin kuzeyi. Kuzeyi evet. Antakya’ya gelmiyor. Gelmiyor. Evet. Tamam. İskender’ın körfezi’nin kuzeyi. Tamam oradan daha silsiymiş. Orada dediğin gibi Çukurova.
Ama ben bunu merak ettim şimdi. Orada iki tane nehir var. Ama bu bir de daha eskiden mezkün bir yer yani burası. Tabii tabii. Hepsi de şehirler var falan. Ama abi delta. Tabii. Verimli şey tabii. Bir de deniz kenarı. Şimdi burada çok enteresan bir şey evet. Yani bu ülkede dağlara yerleşme faslı başlıyor. Bu birinci.
İkincisi San Paolizi ünlü İtalyan restorasyon profesörü her zaman ismi yaşayan biri. Resmen bize misafir olarak davet edildiğinde 65’te büyük bir kvanç ve şerefle asistanlarının falan bavullarını taşımıştık karşılayıp Ankara’da. Çünkü iki lafını dinlemek için falan.
Bedrettin Bey, Tuncel galiba kurumun görevlisiydi o zaman. Tanınan biridir. Halil Hoca bizim. Halil Hoca ona bir de mihimandarlık yaptı resmen. Pek yapmaz. Sultan Han’ına gittiler. Ve Sultan Han’ında demiş ki Halil Bey’e böyle ısrarla çocuğa sorar gibi iki üç kere bunun tarihi ne diyor.
1229 artık diyor. Önünü sorup duruyorsun diyeceğim diyor neredeyse. O tarihte İtalya’da böyle bina yok dedi. Ne doğru? Yok yani böyle bir silsile bir ipek yolu. Bu anlaşılıyor Türklerin ne yaptığını. Yani orada oturmak için. Sultan Alparslan’ın böyle bir niyeti yok. Onun gözü Suriye, Filistin ve Mısır’a yerleşmek. Maalesef Alevliler bunu beceremedikleri için Anadolu’ya doğru bir dönüş yapılmış. Bu göç çok önemli. Bu göçle şu oluyor. Kendileriyle birlikte şehirliler geliyor. Farsi konuşanlar, Türkçe konuşanlar.
Kendileriyle birlikte köylüler geliyor. Köylere yerleştirilmişler parçalanarak bazen. Kendileriyle birlikte geniş ölçüde göçebeler geliyor. Türkiye tarihçilerinin en önemli eserlerinden birisi bu Oğuzlar adlı kitaptır Faruk Şümer’in. O burada bir müznets nüshası bile birinci baskı bile tükenene kadar onlarca yıl geçti.
Ama mesela Azerbaycan’da neredeyse 7 milyonluk nüfusta 1,5 milyon basılmış. Düşün her evde var. İran’da öyle. Bu kabilelerin, aşiretlerin yerleşmesi parçalanarak acayip şeyler karşılıyor. Çepniler Manisa’da çıkıyor, Giresun’da çıkıyor. İşte bu aşireti, imparatorluğu kuran Kayılar, Söğüt’ün şeyleri değil mi? Aşireti Söğüt’te var bir de Siverek’te var mesela çok enteresan yerleştirme. Bu bir yapılanma meydana getiriyor. Onun için etnojeniz, elan karışık, denge güçleniyor.
Bu Roma iddiasından dolayı kimse Türkiye, Mürkiye diye at koymuyor Anadolu’ya. Anadolu’ya da demiyorlar çünkü Yunanca bir laftır, doğu demektir. Tıpkı Horasan’ın eski Farsıya’da doğu olması gibi. Anadolu’ya, Güneş’in yükseldiği yer demektir. Horasan da öyledir yani doğu. Bu memleket Roma adına düşkün, Rumi yani çok ilginç.
Ve İtalyanlar bize bu adı verdiler Türkiye, Türkmenya diye. Çünkü Ceneviz, Florenso, Amalfi falan böyle dolanıyor etrafta adamlar. Yani nüfusta bir kalabalıklaşma var. Bu arada çok enteresan oluşumlar var. 1924-22-24 mübadelesine kadar Orta Anadolu’da yani bugünkü Konya’nın adıdır Karaman ayaleti ama geniştir o. Ta aşağıyı kadar gider Sparta’lara, Burdürlülere, Nidelere kadar kalabalık bir Türk-Hristiyan nüfusu vardı. Bunların İncil’leri Yunan harfleriyle yazılan metis bir Oğuz Türkçesidir, tertemizdir. Yani böylesini her metinde bulamazsın. Konuşmaları da zaten odur. Balta’nın çok güzel bibliyorafyaları var.
Balta bazı şeyleri o kadar iyi bulduk ki ama mesela biz bile aşilde okurken, Ivan Gelios’un şeyini bulduk bazı. Fern mecmuası çıkarmış adam Karamanlı dilinde yani. Osmanlıca, aman. Türkçe, fern mecmuası çıkarıyor. Geografya var ya. Fern mecmuası çıkarıyor, mecmuar çıkarıyor. Bunları verdik.
Çünkü sansür prearable olduğu için önceden vereceksin. Bunları barşilde buluyorduk. Veriyordum ben onlara yani şey değil benim saham değil. Enteresan ama okuma yazma öğrenmek için onu şey yapacaksınız. Yunan harfleriyle Türkçe çok ilginçtir. Mesela bu bizde Rembetico diyor ya yanlış o. Çünkü Meylepe B’yi karşılıyor. Rebetico olacak falan. Onun gibi imlai takip ederek. Türkçe’de de böyle yapılmış. Bunlar gitti kayboldu. Yani mübadeleri gitti kayboldular. Balta dedi, Ivan Gelios Balta onlardan bir arkadaştır. Sonra Şeyh Mehmet Elizabeth Zakarya’dı onlardandır. Yani bunlar enteresan bir şeydir. Şimdi bu insanlar nedir?
Bunlar herhalde Türklerin hıristiyanlaşmışıdır. Yani hıristiyanın türkleşmesi değil. Çünkü böyle Türkçe konuşamazlar. Bir gerekli de yok. Lüzum da yok. Ya bunlar Türklerin şamanizmden hıristiyanlar geçer. Selçuk Devri’nde böyle bir şey var yani. Gagavuzlar ne ya? Gagavuzları anlıyorsun. Çünkü yukarıda daha yabancı. Orası bir Müslüman devleti karantorluk değil.
Yani bugünkü Moldova, Ukrayna’nın kısmı, Bulgaristan’ın bir kısmı ama Tuna boyunun yani. Burası öyle değil. Şimdi o bakımdan burada bir önemli bir asimilasyon, programlı, masakrlı bir asimilasyon yok. O anlaşılıyor. Kaldı ki tabi Helenizm küçük Asya’ya sahip çıkıyor.
Ama bunun tarihi esas itibarıyla hepiniz çok iyi. Biliyorsunuz Yunanistan’ın klasik devrinde başlayan bir süre. Tabii tabii. Yani Pericles, Yunan halkını doyurmak için, sınıfların sıkıntı çekmesini önlemek, vatandaş statüsündekilerin çok sürünmemesi için zengin ve fakirin, Yunan kolonileri çağını başlattı. Yani Sicilya derdi.
Ondan da önce şeyi düşün, Miletus’u düşün. Evet. Girit’ten gidiyor yeryüzü. Evet, Girit’ten gidiyor, Miletus’tan da Marsilya’ya kadar, Foca’ya’dan. Evet, Foca’dan tam Arsilla’ya gidiyor. Bazıları çok sonra Karadeniz’e çıkıyor. Fakat Anadolu’da bir kolonizasyon başlamıştır. Bu kolonizasyon o kadar da yaygın değildir. Ama Yunanca öyle bir dildir ki yani her yerde konuşulacağın bir dildir Roma hakimiyeti başladığı zaman. Onun için Romallar bütün mâbetlerde, bütün kitabelerde, Suriye’de bile Yunanca yazarlar, yanına Latince yazarlar. Mesela Aramca o kadar kullanılmaz. Ama bilinir oralarda. Bizde tamamen iki dil. Nereye bakarsan iki dil. Bu bir süreçte. Bu süreçte tabii başka milletlerin olduğunu Ermeniler gibi, Aramiler gibi. Yani birisi Sami, birisi Aryen, Yunanca başka bir dil. Ve hatta bazı yerlerde de Latin kolonileri olduğunu bilmemiz lazım. Bunlar şiddetli asimile edilmiş. Helenizm kültürel olarak ve günlük ilişkiler itibariyle kolay asimile eden bir kültür. Yani bu Türkçe’de de vardır. Bütün Rumeli’de falan görülür bu. Asimile eder kültür. Yani sopa el uzun yok. Dili kullanarak, konuşarak, iş yaparak falan. İstikça da bunun başka tarzı da olmaz zaten. Mesela Efes’te önemli bir Roma kolonisi vardı.
Latince konuşan. Erimiş zamanla. Türkler de böyle bir şey yaptılar. Yani Ermeniler kiliselerin arasında münafaret var Helen unsurla. Kendilerine sahip çıkıyorlar bir şekilde beraberlerinde tutuyorlar. Suriyaniler için aynı şey söz konusu. Bu tetkik yapıldığı zaman görülüyor. Bundan dolayı bir etnogenetik bir yapı, bir etnik yapı değişimi var. Ama bu tabii 20. yüzyıla kalmıştır aslında. Yani 20. yüzyılda birtakım olaylarla belki tamamlandı ve mübadene çok etkin bir yol oldu. Yani Anadolu’dan tabii herkes Karaman Türkleri dediğimiz Rum Türkler gibi değil.
Helenler de var. Mesela Ürgüp’te şeyler yaşar Karamanlı takımı. Yanıbaşındaki Sinasus, Soğanlı ve Mustafa Paşa adını taşıyan yerde Helenler oturuyor. Bunların azalması falan değişti. Bu bir uzun bir süreçtir ama. Bin yıllık bir süreçtir. Bin yıl tutmuyor da sekiz asırlık diyelim. Bizim burada oturuşumuz sekiz dokuzdur.
Denizlere çıkışımız daha geçtir. Ama Türk Bahriyesi bu açığı kapatmıştır. Türkler denizci bir millet değildir. Balık atları bile başka değil. Çok azı bizim fakat bu açığı kapattılar. Çok önemli daha da kapatırlar. Son olaylarda Bahriye’ye karşı aşırı düşmanlık beslenmesi ve onun eritilmesi buna dayanıyor.
Çünkü Doğu Akdeniz’de Türk donanması istenmiyor. Bu çok açık. En başta müttefiklerimiz istemiyor bunu. Bu açık yani. İstemiyorlar. İyi bir anı değil. Ve halk düşüncesinde Türkiye’nin küçük Asya’nın Türkleşmesi kabul edilir bir hikaye değil.
Mesela Müslümanlaşması resmi politikanın diplomatik dilin dışında, geniş halk katmanlarında çok sıcak kanlı bir direniş yoksa da soğuk kanlı olarak bir alt kültür olarak devamlı bu şekilde gidiyor. Yani bunun bilindiğini zannediyorum. Bu göç yolunda çok ilginç olan denize yönelik değildir bu.
Dağ ve yayladır. O bakımdan Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulma ve genişleme döneminde Türk ırkının Anadolu’dan toplanarak bilhassa Karaman Bölgesi’nden gene mecburi sürgünlerle hiç tatlı bir şey değil bu. Yani otobüse ve 3. mevki trene bindirerek gitmiyor insanlar. Bayağı telefat var o sürgünlerde.
Balkanlara yerleştirmeleri. Bir kere yerleştikten biraz tadına baktıktan sonra çok seviyorlar. Ama ona kadar eminim ki çok büyük reaksiyon vardı. Nitekim bu Menkıbevayar’da mesela Mahmut Paşa Menkıbesinde Mahmut Paşa sürgünü durdurmaya gayret eden biraz halkın şeylerini dinlemeye çalışan biri bir papaz ailesinden devşirilmiştir.
Mahmut Paşa’yı Veli oldu adı. Yani halk Karaman Bölgesi’nde nefret ederdi. 15. yüzyıldan bahsediyoruz. Tabi efendim yani Karaman Osmanlı’yı sevmez. Çok açık bundan dolayı. Zaten hapap birbirlerini yemişlerdi. Ama halka kadar intikal etmiştir. Çok ilginç doktora çalışmaları falan var bu konuda. Bu iş sonra tabi başka yöre doğru gitmiş.
Şimdi bu memleketin ilginç şeyleri bunlar, yüzleri. Ve Balkanlarda bir Türkleşme var. Ama çok derin, çok hızlı, çok yoğun değil. Bu etnogeniz değişiminde bazı şeylere dikkat edeceksiniz. Mesela Çar Devri’nde işgal edilen ya da Rusya açısından artık ilhak edilen
Müslüman bölgelerinde, Alman bölgelerinde Baltık gibi Rus yerleşmesi var fakat hiç o kadar yoğun değil. Ve çok daha ilginç olan bu gelip yerleşen Ruslar birkaç nesil sonra oraya uyuyorlar. Hatta Müslüman bölgelerde oranın diliyle konuşuyor. Adetlerini benim istemeye başlıyor. Sayı o kadar kalabalık değil.
Asıl Ruslaşma çok enteresan bir şey. İstenen veya belki istenmeyen tecelli Sovyet devrindedir. Sovyetler bölgenin endüstriyalizasyonu. Çok kuvvetli bir göç var, yoğun bir göç her yerde. Ve bu yoğun göçle entermaryer dediğimiz karışık evlilikler artıyor. Ve dolayısıyla bir etnik yapıda böyle bir değişik renklenme var. Bunu görüyorsunuz hem bir gerilim yaratıyor kütleler arasında. Ama hem de bir baskı, bir direnç var böyle. Değişmeye başlıyor tabii. Çok ilginç ama süreç elan devam ediyor. Fakat sana bir şey söyleyeyim mi? Aynı şey Osmanlı, Alman İmparatorlu şeyin Avustura içinde. Ben İrmut’a gittiğimde şeye hayret ettiydim. Çarlık zamanında 19. Cahazın ortasında geografi Cescayop Şestvo için saray yapmış. Ama o çok önemli. Kim gider oraya? Ruslar yapmış. Üzerinde meşhur coğrafyacılar, Ruslar da var, Almanlar da var. Almanlar ama çok seviyor. Dalman Weiss mesela. Dalman Weiss de görüyorsun bu literatürde. İsmi bir şeyde de var. Şimdi Radlof Alman asılıdır. Başka kim var? Pallas’ı düşün. Pallas var. Başka kim var? Samaylovic Rus. Hayır tabi. Mesela Şmit var. Şmit var. Müller demin bahsettik yani bunlar müthiş adamlar. Yani bunlar coğrafyacı. Bunlar tetkikatçı. Ama Sibir’de tetkik yapan adama bir askeri konforunda verilmesi lazım. Sibirya tetkikleri önemli.
Ama şey şu var. Şu çok önemli. Bu tip bir kültürel kultürasyon kuvvetliymiş. Bu sonra azalmış. Yani bunun önünde üzerinde duracağız. Bak bir şey ben orada hemen söyleyeyim.
Poltava Savaşı’nda Stralenberg esir düşüyor İsveçlilere. Gönderiyor bunu Petro Sibirya’ya. Sonra doktor Mesaj Sivri’ye geliyor. Pardon doktor Mesaj Sivri’ye önce gönderiliyor. Araştırma yaptık. Stralenberg esir düşünce Petro diyor ki sana iki şık. Ya esir kampı ya diyor gidip Mesaj Sivri’ye asistan olur.
Stralenberg hemen diyor ki ben asistan olmayı tercih ederim. Gidiyor ve biliyorsun ilk Türkçe lügatı bu adam yazmıştı. Çünkü oradaki dilleri tanıyor. Radlof da öyle yaptı. Yani bunlar önemli fakat şunu söylemek istiyorum.
Bu etnogeniz dediğimiz olay yani yapısı bunun değişmesi imparatorluk da doğal bir gelişme halinde gider. Bu kolonializm devrinde yapılmıştır.
18-19’a bilhassa aittir. İngiltere bunu çok efendice yapar ama çok planlı ve şeyce götürür. Fransa çok kabaca yapar. Yani böyle kuzey Afrika’da Arapçayı falan yok edecek şekilde Fransızca’yı sokmak bayağı bir arogans yani.
Fransızca Fransızcadır güzel dildir ikiniz de. Bu çok iyi biliyorsunuz. Ama Arapça da Arapçadır yani böyle bir şey olmaz yani. Bu çok saçma bir şey. Bunun eski imparatorluklarda böyle bir şey görülmez. Mesela Avusturya, Macaristan monarşisinde böyle bir şey yok.
Almanca kendiliğinden bir lingua franca olarak anlaşma dilidir. Kültür ile gelir ama öbürleri de ondan bir ne bilsin dediğimiz rekabet içinde devam eder. Ama iç içe giriyorlar. O kadar iyi yani Maraşalgradetki’yi almıyor. Çek ya. Avusturya için neler yapıyor adam.
Almançeklerin çok güzel Almanca konuştuğu Prager, Deutsch, da. Evet oradan taşır. Herhalde Avusturya’nın dialeklerinden çok daha iyidir. Ve iyi Avusturyalılar yani bizim bir hocamız vardı. Türkiye tanır onu. Dr. Kristinos. Dialekten nefret ederdi. Bu şeydi Brno’luydu.
Güneş, Südet Almanya’sı. Bir yana da Pulaşka’yı tanıdım öyleydi mesela. O da oralıydı. Tanıdığım insanlar vardı. Bir gün bir telefon etmiş biri. Sizi dedi biri aradı bir hanımefendi. Kim acaba dedim. Vallahi ismini vermedi ama Prager, Deutsch konuşuyordu dedi. Hemen anladım tabii. Ailemizin dostunu aradım. Biri beni aramış Prager, Deutsch’lu biri dedim.
Gülüyorum kaç nesil bir yan adı. Bu dialek bilmeyiz derdi Prof. Jansky mesela. By unsu hauza mani dialek. Bir tekrar bir göçlere dönsek. Ceyla biz sana bir… Şimdi bu göç bizde bu şekilde bitiyor. Bağlayım ona çünkü bu çok önemli. Bizde göç ikinci Arp’ten sonra artmıştır.
İkinci Arp’ten sonra artmıştır. Ama zannediyorum yapılan işe bağlıdır. Doğu Anadolu’nun Ermenileri bazı köy ve şehir zanaatlarında öncelikleri ve marifetleri olduğu için. Tarımda, hayvancılık dışında çiftçiliğe daha çok önem verdikleri için çoban değillerdir. Herhalde bir nüfus itmesi dolayısıyla Batı taraflarına daha erken göç ettiler.
Bu çok önemli. Ve yayıldılar hatta Klikke’de de ileride mesela Suriye tarafına göç ettiler. Tekçilden evvel falan. Klikke dedik küçük Ermenistan diyor. Evet o orta çağda doğan. Klikke katoliktir onu da söyleyeyim.
Ama o nüfusun bir de böyle Lübnan ve Suriye’ye göç edisi daha erken başlamıştır. Çünkü orada iş görecek şeyleri var. Sonra sonra dağlı olan, hayvancılıkla uğraşan nüfus ikinci Arp’ı bulmuştur iç göçlerde.
Yani bu çok önemlidir. Ve bugün bu çok yüksek oranda devam ediyor. Şimdi iç göçü bu kadar hareketli olan bir memlekette, dış göçlerin olması da kaçınılmaz olabilir. Çünkü kırsal nüfus dağılıyor. O zaman onların yerine o işi yapacak başka kırsallar geliyor.
Ama İlber abi şimdi Türkiye bugün ondan bahsettiğim bir zaman kırsaldan daha çok kentlerdedir. Nerede? Kırsaldı değil kentlere geliyorlar. Şimdi İstanbul’da. Şimdi kırsalda köylülükten insanlar nefret ediyor. Bu çok açık. Göçte gelenler de kırsal değil ki Suriyeliler de şehirlerde. Suriyeliler zaten yanlış politika. Suriyeliler şehirlidir ve yaptıkları işler, meşgaleler hiçbirisi bize lazım değil. Burada var ona.
Efendim ayakkabı yapıyor dedi ailenin biri. Evet Afka. Bana da ne ayakkabı burada yapılıyor zaten. Yani ve bu artan çok fazla bir nüfus geldi. Hepsi dediğiniz gibi çok elit olanları da Almanya falan yuttu götürdü 100.000 kişiyi.
Bunlar tabii ki burada bir kötü tarafı daha var. Bu tip göçler de asgari ücretin altında çalışan insanlar var. Sayıları çok kalabalık oluyor. Ve bu tip bir işçi kitlesi bir de merdiven altı sanayi dediğimiz sefil bir sanayi yaratıyor.
İstanbul gibi coğrafyası sınırlı benden iyi biliyorsun. Nüfusu kaldıramayacak bir fizik kitle bu. Görülmemiş bir şey. Bunlarda bu çok büyük tahribat yaratıyor. Ama hep aynen söylüyorum çok yanlış anlaşılan ve iktibas yapılan yer. Öyle her yerde de konuşamaz olduk neredeyse. Çünkü başka türlü kendine göre çiziyor millet. Afganistan’dan gelenler lazımdır. Onları köylerde kırsal da lazım. Çünkü onlar kırsılabiliyorlar diyorsun. Hayır atçılık yapıyor. Bu memleket atçıdır. Ölmüş bu iş. Ziraatı terk ediyor. Köylümüzü köye göre yetiştirememişiz. Olmuş bir kere artık. Bu saatten sonra ağız yakmayacağım.
Onu temin etmek zorundayız. Bir de biliyorsunuz bizim göç kanununda, vatandaşlık kanununda, iltica kanununda, statüler ayrı sığmacı ve iltica da. Türk ırkından olmak diye bir gerekçe var. Bu bir ırkçılık gerekçesi değil. Bu işte din olarak, dil olarak zulme uğradığın zaman buraya gelirsin.
Çünkü kültürel azındığımızsın. Bu geldiği vakit onu bir şekilde kullanacaksın. Bu Afganistan’dan gelene bunlar da dahil. Suriye’den gelenler de var bunlar. Halep Türkmenleri falan. Bunlar kabul ediliyor ama büyük bir kitle olmaz. Bir de böyle bir ülkede olmayacak bir şey vatandaşlığın bir satış komusu olmasıdır.
Çünkü Güney Amerika değiliz, Kuzey Amerika değiliz, Güney Afrika değiliz. Buraya gelmez. Yer yok. Türk vatandaşlı çileyle çirkin. Yani Rumeli’den gelen de, Irak’tan gelen de, Kafkas’tan, İran’dan gelen de arkasında tragedyalar ve dramlar yatar. Öyle boru bir şey değil. Onun için bunu tasvip etmek de mümkün değil. Bu kadarla ben konuşmak isterim.
Peki, Ceylan abi biraz hızla geçiyor. Bir öğretim üyesi dostumuz diyor ki 13. yüzyılda Anadolu’nun tektonik olarak da hareketlendiği görülüyor. Göçlerle bunun bir bağlısı var mıdır diye soruyor. Hayır, hayır. O doğru değil. Öyle mi? Bunu ben dinlemek istiyorum. Anadolu hep hareketliydi. Dönem dönem, mesela Kuzey Anadolu fa’yının 20. yüzyıldaki faaliyeti gibi. Ama istatistik olarak bakarsan bir artma falan yok. Yalnız kayıt tutmada zaman zaman azalma var. O da sosyal olarak ortalık çökünce. Tabii kayıt tutulmuyor. Evet. Stabilite olduğu zaman kayıt tutuluyor. Peki, Ceylan abi şimdi bütün bu göçlere baktığımız zaman, 1. yüzyıldan başlayarak Kuzey’den gelenler var.
Keza, Türklerin de yine hemen hemen aynı dönemde Kuzey’den aş. Sivirya’nın Kuzey’inden bu Doğu Türkistan ve Batı Türkistan’ın endiklerini biliyoruz. Hep bir Kuzey’den gelenler var. Sonra bunların Doğu-Batı hattında özellikle Batı’ya doğru dağılmaları var. Bunun doğal sonucu olarak da hem siyasi değişiklikler var hem az önce bahsettiğimiz etno değişiklikler var.
Bunları üstte koyduğumuz zaman bütün bunlar sonuçta her göçün bir siyasi sonucu ve genellikle de bir imparatorlukları ya da mevcut devletlerin değiştirme söz konusu olmamış mı? Olmuştur. Şimdi Asya’ya bakarsan, Asya’da Kuzey’den gelenler Çin tarafından hep asimile idi. Hayır, asimile idi. Kayak koyuşu diyorlar.
Çin asimile etmiştir. Mesela Roma bunu beceremiyormuştur. Roma yıkılmıştır. Bu göçler sonunda Roma’ya gitmiştir. Daha mı kalabalık bunlar öyle? Efendim? Daha kalabalık gelenler. Hangisi? Roma’ya gelenler mi? Tabii. Her şeye dayanıklı her şey. Hem daha kalabalık hem Roma zaten İçin’den başlamış çıkmaya. Çin kadar sağlam değil Roma. Çin çok değişik bir kültür.
Şimdi Kuzey’den gelen Çin’e bakıyor, ne görüyor? Güzel kadınlar. İpek. Rahat bir yaşam. Yemekler. Yemekler. Şak diye uyum sağlıyor. Halbuki Kuzey’den gelen Roma’da öyle bir rahatlık bulmuyor geldiği zaman. Çünkü Roma zaten çöküntüye girmiş vaziyette. Mesela şehirler boşalmaya başlamış çoktan.
Yani asiller şey takımı, ne derler? Patrisiyat takımı şeylere kaçmaya başlamış. Şakalarına falan. İşte bu orta çağın zaten tetiğini çeken bu olaylar. Sen biraz önce dedin ya feodal yapının yayılmaya başlaması. Yani barbarların feodal yapısı Roma’nın sınıflaşması, arazi dağılımı falan.
Tabii bir de Roma’nın çok büyük talihsizliği bu olaylar olurken Hristiyanlığı şahlandırıyor. Ideolojide hazır. Yani ideolojik olarak çünkü Hristiyanlık, medeniyeti içinden kemiriyor ve çökertiyor. Evet. Çin’de öyle bir şey yok. Yok doğru.
Çin’de din yok. Çin geleni asimile ediyor. Bir iki konfüçyüz klasiği öğreniyor. Yok daha adam birkaç bir şey öğreniyor ama mühim değil. Eğer sen Çinli oluyorsan belli bir imtihana tabi oluyorsun günün birinci. Çok az insan. İstersen mandarin bile oluyorsun. İyi sen. İyi sen. Kötüysen hiçbir şey olmaz. Ama hiçbir şey olmamak da zaten Çin’deki ahalinin çoğunun kaderi pek de bir fark etmiyorsun. Yani oraya geliyorsun. Sonra sen iyi askersin. Kuzeyden geliyorsun. Çinli seni kullanıyor. Hemen iş buluyor sana. Ve sen Çin’deki hayat rahat olduğu için Çinli’ye baş kaldırmıyorsun. Çinli’ye baş kaldıran, ta 19. yüzyılda bile vardır, Çin’in fakir fukara şey halkıdır. Köylü halkıdır. Mesela Tayyip’in ihtilalini düşün 19. yüzyılda. Şeyler baş kaldırıyor. Oradaki garibanlar baş kaldırıyor. Gelenler baş kaldırmıyor. Gelenler hatta bu baş kaldırıları ezmek için kullanıyor. Roma’da tam dersine. Roma’da gelen adam baş kaldırıyor. İmparatorluğu biraz önce İrben söyledi. Satışı çıkartıyor ya.
Sen duydun mu Roma İmparatorluğu’nu satışa çıkartıyor. Kretor alayları yani böyle bir şey. İteye geçirmişler yani. İmparator kim daha öder. Evet. Ve sen iyi ödüyorsun. İmparator oluyorsun. Kısa bir sene sonra öldürüyorlar. Daha iyi ödeye giriyor. Daha iyi ödeye giriyor. En hafif bir dengesizlikte yeniyorlar seni. Tabii. En hafif bir dengesizlik.
Roma’yı bunlar olurken Hristiyanlık içinden çökertiyor. Evet. Hristiyanlık çöktürüyor. Hem göçler beraber olunca. Beraber olunca çökertiyor. Mesela şimdi şeyi al. Selçuk İmparatorluğu’nu al. Özellikle Anadolu Selçukları’nı al. Anadolu Selçukları iyice yumuşamış Türklerdir. Bir Baycu gelip dağıtmıştır. Baycu kimdir? Cengiz Hanım bir general. Bir general yap. Köse Dağı savaşında. Alaattin Keykubar. Bizans’tan yardım alıyor. Anadolu bütün gücünü topluyor. Geliyor. Köse Dağı da ilbermede daha iyi geliyor. Ama öbür taraftan öbürü kurtarıyor kendini. Parçalanmada bir tanesi Bitinya Avcısı dediğimiz. Bugün Huda ve Diger oldu. Oradaki kuvvet kendini toparlıyor ve mantar gibi sallıyor. Anadolu toprağı çok enteresan bir toprak. Bereketli. Burada küçük kuvvetler büyüme şansı buluyor. Doğu’da bu mümkün değil. Bir de İlber. Sen Bitinya dedin ya, Bitinya’dakiler Bizans’tan öğreniyorlar. Medeniyleşiyorlar. Bitinya’da şey var yani şimdi şöyle bir şey. Köprünün çok büyük esaslı bir şeyi. Burası diyor bütün ulema ve ümeranın yığıldığı bir yer oluyor diyor. Yani adam orada ama Kayı aşireti işte onun kendi aşiret yapısı. Bütün Anadolu Selçuklu Devleti’nin hatta İran’daki Selçukluların, İlhanlıların arkadan gelen bütün seçkin insanları oraya gidiyor. Coğrafya çok bereketli. Yükselme şansı var. Geçiyor gidiyor yani bu çok önemli. Ve insanları kullanmayı biliyor. Mesela Halil Bey ile biz helalleşmeye gittik.
İnsan hocasını son anda ziyaret eder değil mi? Bu bana Evrenos’tan bahsediyor. İsmini söylemiyor. Dedim ben bile unutuyorum en önemli ismi. Hoca da 103 yaşında. Hiç o değilmiş. O dedi Evrenos değil. Tahir defterinde Vranos yazıyor dedi. Tabii, tabii. Vranos yazıyor dedi Evrenos değil dedi. Tabii, Ruh kökenlidir o.
Biliniyor canım uçuyan tekfur da Tahir defterinde Evrenos değil. Bak dikkat et. Türk de lafına uyan Vranos yazıyor diyor. Askerler ona Demirok derler diyor. Ünvanı bu. Yani o yeniçeri o zaman daha kurulmuş değil. O Türkmenler. Bu adam benim şey o Demirok çünkü asker. Ve işte şeyi anlattı bana. Bütün o çekildiği, tespit ettiği had dedi Edirne civarında. O dedi genel kurmayında bugünkü savunma hattı falan maşallah dersimizi aldık. Gittik bu saatte ve bu ömrün son haftasında. Nafıza yerinde. Çok ömrün. Bu ama çok önemli bir şey. Yani o akültürasyon ve o simbiyosis nasıl işliyor. Bu çok önemli. Bunlar mümkün bu toprakta. Olabiliyor. Köse Mihali düşün. Köse Mihali öyle. İşte ondan Evrenos’un yanında bundan bahsediyor. Çünkü bu adamlar da zaten. Nözetin Şazi Köse Mihali birileri Rum demiş de. Öyledir ama sekiz asır Türk ve Müslümanız daha eskisi varsa gelsin. Demin ya. Çok etkiler.
Sosyaloktu biliyorsun. Kendisi çok iyi bir de kitabı vardır onun sosyoloji tarihi üzerine. Türkçe’de de yabancı dillerde de bence çok iyi bir değerleme yani çok iyi bir kitaptır. Böyle bir şey var. Bu önemli tabi. Mesela şey vardı. Drim Tekin. O öyle yani bir yerde Arnavutluk tarihiyle bağlı birisi.
Çok enteresan yapılanmalar görülüyor. Bu memleketin zenginliği Akdeniz dünyasına açılış ve ne olursa olsun orada gelen bir yaşama. Hakikaten Köse dağ Anadolu’yu durdurmuş. İran kadar tahrip etmemiş. Ama İran’da da bir dirilme var. Çünkü o da başka bir ülke. Doğru. Ve Rumeli dediğim bir yerde de işte Timurleng de bir şey yapamıyor. Gitmiyor zaten. Gitmiyor.
Hatta biliyorsun Venedikleri de kızmış. Niye? Demiş Osmanlıları kaçırdınız demiş. Evet. Evet. Orada ama kendide Venedikler akıllı diyor. Baş edemeyecekleri düşmanlar ziyade baş edebileceklerini tercih ettiler diyor. Kendi İzmir’i aldı. İzmir’i bir tek İzmir tek cihadır onun. Evet. Yani tek Hristiyan. Hristiyan’ı aldı ya İzmir’i, Rudos’tan aldı. Fakat şimdi bak çok ilginç. Ak kültürasyonundan bahsediyorduk ya. Osmanlı ordusu. Yani karşılıklı kültürleşme. Osmanlı ordusu giderek Bizans yani Romalılaşıyor. Ziyade oluyor. Evet. Onun için Timur’la karşılaşıyor. Ama o çok enteresan. Bizans o tip bir Roma değil. Kılı kıyafeti benziyor belki. Bizans o tip bir Roma değil. Yani çok ilginç bir şey. Bunların bir nereden nasıl o kaynağa ulaştılar. Lejyon düzeni hakim şeydi. Yenitçeri, Kapıkobası. Evet. Lejyon düzeni hakim. Ve çok enteresan. Lojistik bakımdan, sefere hazırlık bakımından, savaş esnasındaki geçim bakımından. Bir lejyoner gibi bizimkiler. Evet. Üstünü başını dikiyor, eksiğini eteğini yanındaki esnaftan alıyor. Roma orduları da öyle yürüdü. Yani yanı başında tuz tüccarı gidiyor. Çünkü adama maaş tuz veriliyor. Salari oradan geliyor salisten. O sal olsa tuzu anında devredecek herifler de ordunun yanında. Ondan sonra oradan bilmem ne alacak. Fakat ilginçler ne biliyor musun? Bu Roma lejyon teşkilatı ki bizim yenitçeri. Teşkilatı orduyu yavaşlatıyor. Evet. Ben hep onu diyorum. Bayezid Timur’la karşılaştığı zaman Bayezidin hesaba katmadığı karşıda gelen adam. Yüzde 100 civari. Evet. Bambaşka bir gelenekten geliyor. Yani ben hep şunu söyledim şimdi. Ankara Meydan Savaşı’nda Roma ile Orta Asya Türk gelenekleri karşılaşıyor. Ve her zaman olduğu gibi Orta Asya Türk. Ama Ankara’daki buradaki Roma silahlı kuvvetleri geçince iş bitti. Yani iş öyle bitti. Kesin üstünlük. Ondan sonra hepsi bitti. Yani ondan sonra ne Memluklar direnebildi ne Safeviler direnebildi. Yani Timur da o zaman gelse o da biterdi işe. Ağabeyciğim ben aynı fikirde değilim. Niye? Hemen söyleyeyim.
Çünkü Timur’un askeri teşkilatının arkasındaki gelenek mesela Cengiz ile başlıyor. Bir müthiş bir istihbarat var. Bu güzel. Timur Anadolu’ya geldiği zaman Anadolu’yu Bayezid’den iyi biliyor. Evet. İklimini biliyor. Adamları biliyor. Etnografyayı biliyor. Kimi elde edebileceğini biliyor. Onları biliyor fakat karşı taraf henüz daha bir silah ateşli silahlara kavuşmamış.
Ama Timur ateşli silahların devrini göreydi. İntibak eder miydi o? Hem ne bileyim ya bak bu adam Hindistan’a gidiyor. Hayatında fil görmemiş. Filler saldırıyor. Timur bakıyor. Yeniyor onları. Ama diyor bu kıymetli bir silah. Yalnız diyor bu Hintliler bunu kullanmayı bilmiyorlar diyor. Bir fili alıyor. Tank haline getiriyor.
Biliyorsun üzerinde patlayan kumbaralar atan ısıhlı kuleler yaptırıyor fillerin üstüne. Timur’un adaptasyon hızı inanılmaz. Bu doğru. Bu yani müthiş yaratıcı bir adam. Hem bizimkilerde taburu almış ikinci Murat tabur sistem böyle. Peki şimdi şey şunu söylemek mülkü mü?
Anadolu’ya gelen Türkler özellikle Türkler Roma’yı yıkmamışlardır. Kendileri Roma haline gelmiştir. Kısmen denebilir gitme geleni. Belki yani şey geleneksel olarak üç tane Roma vardır. Mehter’de lejyon bandosunu aynısıdır diyor. Olabilir yani üç tane şey var. Ya Salih Ötbaran Hoca hep der ya Osmanlı bir yerde diyor Bizans’ın Müslüman’dır.
Bizans’ı bilmem ne devri demek çok basit bir yorum. O Batı’da onu söylüyorlar. Yani bu Bizans’ın devamı iki buçuk diyorlar. Yani bunu Katolik dünya da çok söylüyor. Bunun dinle alakası yok. Yok hayır. O Roma üç tanedir. Birisi klasik Roma’dır. Her şeyle çok büyüktür her zaman. Çünkü eski imparatorlukları da içeren bir yapısı vardır.
Mısır’ı fethettikten sonra Roma devlet oldu. Çünkü Mısırlıların arazi ölçümü, vergi koyma, tarhetme sistemlerini benimsedi. Çok önemli bu Sezarist şeyse. İkincisi bu devamlı böyle orduyu yenileme. Ordudaki askeri bir yürüyen üretim, askeri üretim aracı haline getirme.
Bunlardan dolayı bu üçüncü Roma ve son. Bundan sonra dördüncüsü yok. O yüzden Osmanlı tarihtileri çok iyi Roma imparatorluğu öğrenmek zorundalar. Rusya’ya üçüncü Roma diyemez miyiz? Hayır. O bir teori onu şey söyledi. Hiçbir ciddi tarihçi yok. Ne o gün ne de bugün. Bugün bu üç Roma’da Roma Allatestas Roma Somposyumu da Rus kilisesini belki elde etmek için muhafızikarlar böyle bir Rusya dediler. Rusya’dan gelen bütün ciddi tarihçilerin hepsinin bu teoriyi anlamakalı, şüpheli ve gülümsemeli. Bunu kim tutmuştur biliyor musun? Alexi Tastoy, Tastoy’un yeğeni, romancı. Wim Stalin’ın kendisi. Grecov denen herif. O da öyle ona mahsus bir tarihçi. Ve tabii Eisenstein. Çok başarılı, büyük bir rejisör diyorsunuz. Babası da büyük bir mimardı yani tavsiye ederim. Bütün Riga onun eserleriyle doldurdu. Çok büyük bir Arnavucudur. Yani bu orada biter. Çünkü Roma, Romanın şartlarında dünyasında o zaman biter. Osmanlı’nın 16. asırdan itibaren yani 15 atta yeni dünyaya intibakıyla bu şekil değiştirmeye başlıyor aslında. Çok önemli bir şey. Peki İlber abi şunu merak ediyorum. Bir şey sormak istiyorum.
Bu geçmiş dönemi imparatorluğuna baktığımız zaman Roma, Bizans, diğer ne varsa aklımıza gelin. Bunlar bu göçleri desteklediler mi yoksa bu göçlerden… Başta baştan başa göçtür. Hepsi göçtür. Bizans yapamadı göçleri. Bu göçleri karşı mı koymak isterler yoksa gelsinler derler mi? Hayır, gelsin değil. Gelsin demiyor. Gelsin ister mi? İstanbul’a bir sürü adam nasıl alacak?
İşte iki tarafa iki kulübe kurmuş. Bostancılar onlar bostancı ve bu tarafta küçük çekmece. Öyle herkese almıyor yani. Alamaz, bakamaz, edemez. Fakat aynı metotla da göçü engelleyemezsin. İktisadi tedbirlerle bunu yapacaksın. Yani bir takım ucuz endüstriyleri insanların istismarına dayanan bir büyümeye, gelişmeye mani olacaksın.
Bu bir maliye işidir, bir iktisat meselesidir, bir plan meselesidir. Jandarmayla falan göç önlenir mi? Olacak değil yani. Abi bu çok önemli bir laf. Yani göçle göçü önleyemez. Yani bu neye benzeyebilir? Göçün kriminalitesini gözler ve tedbir alırsın. Askeri kuvvet, polis kuvveti buna yarar. Ya şimdi diyor ki gelenler diyor mesela sarkıntılık yapıyor hanımlara diyor. Bilmiyorum ne kadar yapıyor, nasıl yapıyor. Bunu gözlemek, önlemek kasa iş kuvvetlerine has bir şeydir yardımcı olun. Ama yani göç diye bir olayı bunların önlemesi mümkün değildir. Hele iç göçler de hiç çalışmaz Jandarma kuruluşu. Ya bu şey, bileşik kaplar gibi. Evet. Denge çok mu bozuldu bu? Kaçınılmaz olarak o dengeye geliyor.
Bu saati tedbir alacaksın. Evet yani arazi fiyatlarıyla oynanacak, kontrol edeceksin. Spekülasyon yapıldığında derhal vergi koyacaksın. Bu çok açık bir şey. Bütün dünya bunu böyle yapıyor. Yani başka türlü olmaz. Efendim’e söyleyeyim böyle herkes. Ya şimdi havaalanını aldım bu sefer bilmem neyi açacağım. Yok öyle şey. Onların hepsi kontrollü olur.
İcabında referanduma gidiyor. İcabında vergilendirme yoluna gidiyor. Yani şehir arazisinde ev yapacak müteahhitin yeri için çok ağır vergi vermesi lazım. Bu çok açık. Yapmasın yani bu kadar. Fakat abiciğim bunu yapacak adamları, yani ülke yöneticilerini biraz tarih bilmeli. Evet ve belirli gruplarla ilişkilerinin kesilmesi lazım.
Ne tür hareketlerin ne neticeler verdiğini görmelerini yapmak. Evet yani coğrafyaya, tarihe çok dikkat edin. Ben yaptığım olduğu ile olacak işler değil mi? Evet yani onun hiçbir zaman da olmamış. Çok önemli şeylerimizin başında tabi bu geliyor. Maalesef bu İstanbul’un coğrafyası bilinmiyor. Yani burası mucize bir yer değil işte görüyorsun.
Bir uçtan yani Sarayburnu’ndan Anadolu Rumelife’nin eline kadar kaç kilometre? 40 Ne kadar basit bir şey. Öbür taraftan uca bak yani buraya sen ne yığıyorsun ya feci bir şey. Yani olacak iş. Evet ya olacak. Her yere her sanayi kurulur mu? Abi bu sırf mesafe değil. Deniz çevirmiş büyüyemezsin. Büyüyemezsin. Yoksa denizi mahvedersin.
Dil ovasının havası suyu gıdası kalmaz. Siz yetişmediniz belki. Sizin doğduğunuz yıllarda ben çocuktum artık. Ve Ankara, İzmit, İstanbul arası zeytinliklerle büyüdü. Şimdi öyle bir şey yok. Yabani kalıntıları görüyorsun geçerken. Dikkat et bak sen görürsün hemen.
Şimdi burada bunu değiştirdiğin yok ettiğin an orada başka türlü bir klima meydana gelir. Ve mesela dil ovası gibi bir sanayi merkezi. Olmasa ne kaybeder memleket? Hiçbir şey kaybetmez. Hal içtekileri temizlediler de ne oldu? Fakir ve işsiz mi kaldık o yüzden? Olmaz. Yani bazı şeylerle burada bilmem iş yapıyor falan gibi basın bir lafa gidemez.
Bu çok açık bir şey. Her yerde yüksek kat yapılamıyor çünkü iklim müsait değil. Bunun önlenmesi için sopanın dışında 50 tane 50 tane iktisadi mekanizma ayarlamak mümkündür. Ve bunlarla bunu tattığın takdirde hem hazine zenginleşir hem memleket kontrolü olur hem de insanlar rahat ederler. Bunu yapmadığın takdirde. Tabii çok acı intikam alır. Evet, bir kere görüyorsunuz son depremde İzmit köftezi’nin başı depremi geçti. Seldeki kaç kişi öldü İstanbul’da? 29 kişi mi öldü? Bir seldedir 29 kişi öldü. Tabii sen çünkü bütün Deryatakları yapar. Ya adı üstünde taşkın ovasına ev yapılmasına izin verirsen. Adı üstünde taşkın ovası bunun.
Bilmem ne deresi diyor kağıtane deresi diyor dolu üstü. Dere boyun caddesi var her yerde bir tane. Dere boyun caddesi. Orası taştı mı orta köydeki tare bölge? O taşmadı Allah tarafından da başka yerdekiler taşıyorlar sırtıklar. Allah göstermesinler bir şey. Yani olmayacak şey değil yani. Denize olmadık yerlerde dereleri tıkarsan o da başka sebep olur. Felaket olur.
Mesela tatlı su kaynaklarını kestiler Kaş’ta. Efendim mesela karşıda Kastelorizo yani Meis ne kadar tatlı bir suyu var. 3 saat yüzer millet burada berbat olmuş deniz yani. Bitti o suyu kesiyorsun çünkü çok kötü. Yani her türlü müdahale çok kötü. Bilber, coğrafyayı bilmeden, şeyh yerleşim yaparsan, gelişme adını verip böyle rezillikler yaparsan. Kıyıları kullanamazsın. Tabiatın da intikamı çok feci. Çok oluyor. Çok evet doğrudur. Kapatalım mı? Kapatalım. Patron burada. Ben ne diyeyim ben karışmam. Fakat saat kaç oldu? Saat bir iki yere geçiyor. Şimdi bizim yüzümüzden öbürkülerinin programının tekrarı duracak. Tekrarı gecikecek bir şey olmaz. Seker geciksin seni 40 yılın başı görürüz burada. Hakikaten ha.
Ben bir kere ben çok memnun oldum. Biz epeydir görüşmedik. Oya izin vermiyoruz. Oya hiç bize izin vermedi. Böyle bir şey olamaz. Bir tek bahçeye çıkartıyordu onu. Bir bahçeye çıkarıyor değil mi? Orada da sigara içmiş. Ben dedim bahçede uzaktan görüşebilirsiniz. Herkes de öyle ya. Öğrenciler geliyor bahçede. Ne yapıyor? Uzaktan konuşacağız. Çok seviyor kocasını.
O yüzden bir şey başa gelmez. Doğrudur. Orada çok haklıdır. Çok takdir ediyoruz. Havuk. İlber Bey fıldır fıldır her yere gitti valla. Ne pandemi dedi ne bir şey dedi. Oya her İlber’i televizyonda gördüğünde bakıyor bu adama bir şey olacak. Allah korusun. Korkuyorum diyor. Öyle mi? Allah korusun. Seni her gördüğünde. Ama ben aşçılar olana kadar kız kardeşim kilitledi beni. Çok iyi. Yanında anahtar var. Ama bunu aldım dediğim zaman her gece.
Ne bileyim. O zaman her gecenin ikisinde bile havalandırma ve oltu atmaya izin veriyor. Kırk adet evindeyken arkasında bir balık vardı. Hatırlıyorsun. Bizde balığı ne güzel balık falan filan dedik. Sağ olsun balığı yapan sanatçı dostumuz da bir tane de bize yolladı. O işte o güzel balıklı. Sağ olsun teşekkür ediyoruz. Oya her gördüğünde İlber’i ya diyor.
Çok dolaşıyor ödüm patlıyor bu adama bir şey olacak ama ben arabayla geziyorum. Arabayla geçiyor. Yok yok. Sen bazen kalabalığın içinde yürüyorsun. Televizyonda o kalabalık geliyor son zamanda o son zamanda o son zamanda. Mühim değil abi. Oya için ilberde maske yok kalabalık var. Arabayla geziyorum. Eee taksiye hiç bilmedim. Oya müthiş pireleniyor. Evet. O da çok tatlı. Gördüğü zaman çok korkuyorum bu adama bir şey. Taksiye bilmedim. Sigara içmiyorum senin gibi. Sıkanlığı yok. Sen de azıcık olsun ama olsun. Sigara içmeyeceksin. Sigara çok kötü başka her şeyi için. Evet bence de. Bu arada haftaya biz şeye gidiyoruz. Urfa. Urfa harra. Ne yapacaksınız orada? Orada program yapacağız. Ahmet Hoca ile. Ahmet Hoca ile. İkiniz çok güzel bir şey. O orada mı yaşıyor artık? Yok. İzmir’de yaşıyor ama. Oralı ama. Ama oralı olduğu için öyle bizi oraya götürüyor. Aa Urfa’nın havası suyu pek güzel. Akıllı bir kaymakam var galiba. Cihat Bey akıllı bir adama benziyor. Nerede? Haranda. Haranda. Ahmet Hoca ile. Akıllı kaymakamlar çok. Ahmet Hoca ile ayarlamışlar. Bekliyoruz ne zaman vali olurlar diye. Ne iyi olur ya bu Cihat Bey’e hakikaten çok hoşuma gidiyor. Telefonda da konuştuk. Evet. Bender’a da konuştuk. Haftaya oradayız. Sizi çağırmadık. Nereye? Ne yapacağım ben? Ne yapacağım? Ne yapacağım ben? Ne yapacağım? Sıcak. Aynen sıcak. Çok sıcak. Fakat oya geliyor. Oraları görmemiş. Asım geliyor. Asım geliyor. Asım Üsterik. Cevdet de geliyor tabii. Bizim için bir şey. Bittikten sonra şey biliyor eski diller. Asım ile Cevdet Mardin’e gidecekler. Orada. Aramca. Ben ilk gittiğimde Aramca sokakta konuşuyor. Yok ya. Tabii. Aramca sokakta konuşuyor. Hala konuşuluyor. Yok kalmadı ki konuşacak. Şimdi kilisede bile okumayı bilmiyorlarmış. Dedikodu. Yani kilisede herkes.
İncili okuyamaz deniyor Aramca İncili. Çok yazık. Ben öyle diyorlar. Ben de bilmiyorum. Kaybolması çok kötü bir şey. Evet iki tane unsur var kaybolmasında. Madde bir. İsrail kurulunca mebzul miktarda o bölgedeki Yahudi göç etti. Onu da bir şey yapmıyor.
Onlar göç edince Aramca da onlarla gitti. İkinci safa İsrail’de başladı. Bu Aramca bilenler. Arapça bilenler. Bilhassa Yemenliler çok hoş bir bir anca konuşuyorlardı. O kaybolmuş. Yani eski naziyel ekti geliyor yavaş yavaş.
İkinci kayıp doğrudan doğruya bizdeki göç meselesidir. Süryani kilisesi mensupları inançlıları yavaş yavaş Avrupa’ya falan gittiler. Avrupa’ya ve Amerika’ya gitti. Sahil çok azaldı. Bu tabii. Halbuki ne kaynaklar var ya. Kontrol edemediğimiz. Kontrol edemediğimiz gelişmeler. Ben zannederim. Süryaniye okyanuslar hakkında ta ne zaman? Orta çağda kitap yazılır. Yazılmış. Çünkü Rumca biliyorlar. Buradan çeviriyor. Arapça çeviriyor. Yani onların tercümesi o. Tercüme bugün. Yani medeniyet tarihinde en büyük tercüme yapan bir dünya Arap dünyası. Bugün artık tercüme faaliyetinde geride kalanlardan çok enteresan.
Değil mi? Yani üzerinde biz Hasan Ali ile iyi bir başlangıç yaptıydık. Bizde şimdi geliyor. Şimdi geliyor. Arkası hiç umulmadık. Tercümeler çıkıyor. Yani iyi tercüme var mı? Eskiden yoktu. Çok azdı. Şimdi var. Şimdi var. Şimdi ben isimler vermek reklam mı oluyorum? Kitap saati olmadığı için mesela Rusça da övünmek gibi olmasın.
Validemizin öğrencilerinden askeri talebelerdi onlar. Mehmet Özgül, ondan sonra Şeyh Ergin Altay falan. Bunlar çok iyi yaptılar. Fakat o kuşağın üzerine yeni bir düzine adam çıktı. Çok iyi. Yani çok iyi yapıyorlar. Ben onu yazdım. Mesela şiiri güzel çeviren Atavl Behramoğlu çıktı falan.
Onu daha sonraki nesil. Bu önemli bir şey. Latinceden başladılar. Mesela Nikomedya ettiğini şey çevirdiler. Yunancadan çevirdiler. Şeyle birlikte Babür’le uçuradılar. Bana bir öğrencilerden biri Varro’nun Lingua Latina’nın tercümesini verdi. Kimin? Varro’nun. Ha Lingua Latina’nın. Lingua Latina’nın Türkçe tercümesini verdi.
Ben iyi Latinceden ders kitaplarından birisi Türkiye’de yazıldı. Kaç müddetcilerden? Profesör Ro Devlin’le kulaştı. Öyledir yani. Çok güzeldir o. Fakat bu devam ediyor. Mesela Farsça’dan artık güzel tercüme başladı. Yani sayı artıyor. Sonra umulmadık şeyler oluyor. Arap filolojide yükselen genç bir profesör.
Oturuyor, İbrancı öğreniyor, onunla çalışıyor. Tabii böyle başladı. Dil tarihte insanlar lisanı öğrenip iş yapmak derdindeler. Kapitalist çok enteresan bir kırbaçtır. Kültür hayatı. Oho bu arada biliyorsunuz değil mi? Atatürk Havalimanı’nı… Nedir? Atatürk Havalimanı’nı yıkmaya başladılar. Ne olacak orayı yıkınca? Ağaç dikceklermiş, park yapacaklarmış. Ne yapacakmış? Ağaç diki park yapacaklarmış.
Parklara bir de böyle evler yapılacak. On sekiz katlı. On sekiz katlı. Ne ağacı dikecek? Ağaç diksin arkadaşlar. Dikin ağacı da pisleri niye yıkıyorsunuz? Binaları niye yıkıyorsunuz? Hayır pisti niye yıkıyorsun? Yirmi milyonluk şehirde herkes onu mu kullanacak? Yavrum gibi bir ihtiyaç olsa. Ne olacak? Kar yağdı, bütün başbakanlar oraya eskavana iniyorlar. Pist her zaman önemli. Her zaman önemli. Burası yirmi milyon. Yazdım ya Almanya’da işte Tempelhof havaalanı, Nazlıdere’nin büyük havaalanı kullanılmıyor bilmem kaç senedir. 2006’da tamamen kapattılar. Pistler olduğu gibi duruyor. Ben Tempelhof’a inip kalkmış mıyım? Ben çok inip kalktım. Tempelhof eskiden bir yer ve 74’te Berlin’deyken içinde bir tren satan dükkan vardı ben bayılırdım o dükkanı. Hangisini? Tempelhof’un içinde oyuncak, vaket, tren satan bir dükkan vardı. Ne satıyordu?
Fragman mı, Mertlin mi? 78 farklı marka satıyordu. Ve yani küçüklerden daha büyük. Abi ama Almanlar da bu işin tam… Tam ilenisi yapar. Aman be karıma. Kim biliyorsun değil mi? Onlara kim deniyor? Salzburg oyuncak sanayi merkezinde bu tren yapanların, daha doğrusu trenlerin parçasını ve döküm şeyini hazırlayanlar o iki üç kere kullanılıyor, kırılıyor bir daha yapılacak.
Bunu yapanlara fine mekaniker denir. Bu bir kocayı geçemiyor dizende.
amt tp sesitan,
Çok kitap almışımdır Macaristan’dan. Alırsın. Sağ ol, orada. Bu Almanya’da da alırsın. Evet, evet. Haviyer de çok ucuz. Onu bilmiyorum. Ben haviyer sevmediğim için. Evet. Oya sever haviyeri. Ben sevmedim. Sen yemek çünkü çok dokunur. Evet. Şey yapar. Protein olduğu için. Vallahi gutulursun sonra. Abi ben… Hiç unutmadığım bir şey. Bir yerde Azerbaycan’da asitrin haviyeri ikram edildi. Baktım rahmetli hocamız Züya Bunyadov. Sen hele dedi başka şey yeme, bunu yiyelim. Ay çok hoş bir şeydi. Koca akademisyen, Kızıl Yıldız Nisali taşıyan adam bile böyle buldumu yiyor. Çok enteresan bir şey. Pahalı bir haviyer. Ve oradan anladım ki o cins tükenmiş. Bolga’daki sanayi kirlenmesi yüzünden. İran’a da tesir ediyor bu tabi. Oya sever. Herkes sever efendim. Ben sevmem. Parası olan. Abi ben yiyemem. Sen ne diyorsun ya? Onu çiğ yiyen adamlar var. Abi oya alıyor böyle kızarmış ekmeği, tereyağını. Tereyağı sürüyor altına.
Abi bak uyanık. Kreması öyle genetli. Hayır kremadan çok daha saf tereyağı çok iyidir. İyi temizler onun yoksa mide fesatına uğrarsın. Uğramışlığı vardır muhakkak. Tabi niye? Bulup da yemem. Bilemiyorum yani. Ama sevgili karıcım ne zaman Rusya’ya gitsek. Nereden buluyorsun ya? KGB akabiyelerden.
Otellerde var ya mesela Rusya’da şey Moskava’daki metropolü düşün. Orada bulunuyor. Efendim San Petersburg’daki Savoy’u düşün. Ben kendi başıma gittiğimde akademin lojmanında kalıyor. Hanım efendiyle gittiğimizde bu otellerde kalıyor. İyi tabi. Oralarda çünkü. Sana ucuz bir halayacı telefonu vereceğim birazdan. Sana ucuz bir halayacı telefonu vereceğim birazdan. Onu Oya’ya ver bana ver. Tamam Oya’ya yollarım o zaman.
Peki efendim. İlber hocam çok teşekkür ediyoruz. Zahmet verdik. Evet. Ben denizde uykumu açtım. Beni bırakın. Uykumu açtım evet. Uykunu açıp başlamak. Sana bir şey diyeyim mi? Ben çok şey öğrendim. Neden? Her otomuzu bir şey. Abi ben millete diyorum ki. İlber’e merhaba dediğim zaman diyorum. Yeni bir şey ödünüyorum. Olabilir. Geçen gün doktorlar vardı burada. Beyinden bahsediyoruz. Sizden bahsediyoruz vallahi. Murat da kıskanmış biliyorsun. Niye? Sen de bir şey söyle.
Murat kıskanacak tabi. Murat biliyorsun şeytan her yerde biter. Çok enteresan bir hayvan. Her yerde biter. Fakat çok güzel benzetmeleri var bazen yani. Bir dilin asimilasyonu ben bahsediyorsan ilk önce annenle büyük annene bakacaksın.
Sorumlu odur diyor. Okul gizli de geliyor. Murat çok zeki bir herif tabi. Mutlaka. Boşuna şeytan demiyor zaten. Aytan. Ben Murat’tan da çok şey öğrendim şimdi. Ben de hepinizden çok şey öğrendim. Murat Özgür’le. Karşılıklı abi. Benme Hanım’ın ölümünden dolayı biraz üzgündüm. Benme Hanım bugün biliyorsunuz yani geçtiğimiz günde oluyor takvim. Evet. Nur içinde. Bu gün de. Bu gün de. Bu gün de. Bu gün de. Bu gün de. Bu gün de. Bu gün de. Bu gün de. Bu gün de. Bu gün de. Bu gün de. Bu gün de.
Bu gün de. Bu gün de. Bu gün de. Bu gün de. Bu gün de. Öncelikle. Bu gün de. Bu gün de. Bu gün de. Bu gün de. Bari geçtiğimiz günde bugün defnedildi kızı şeyden kandıca da tabi anmak gereken bir şey. İstanbul’un artık bu tip renkleri gidiyor. Yani eski bir aileden sonradan Simavilere gelin gitti Erol Bey ile evlendi. Ama eski bir Boğaz ailesinden ona göre bilgisi var. Çok pahalı.
Boğaz ailesinden. Ona göre bilgisi var. Çok parlak, çok iptalı, çok……ekzalere abartılmış şeylerinde bile bir ölçü var. Mutlaka iyi bir dost. Öyle olduğunu gördüm. Yani……bazen çok uzun faslala sürdü görüşmek için ama…
…her zaman arayan ve aranan bir yerde ve çok insanlara yardım edersin. Çok yardım edersin, çok karışıyorsunuz. Zaten de görünüyor cenazeden belli oluyor kimlerin geldiğine, ne kadar kalabalık olduğuna. Tabii ömür bellidir. Ama yani böyle insanları insanı unutmuyor. Hakikaten ben seviyorum.
Kocaman adayı alıyor, hiçbir şey yapmıyor üstüne, küçücük bir ev yapıyor. İnsan bir 6-7 kat yapar. Son yıllarda adayı da gidemiyor zaten son iki sene. Doğranıyor gitmekten. Peki, çok teşekkür ediyoruz. Ağzına sağlık, biz size teşekkür ediyoruz. Siz de haftaya tekrar beraberiz yaban ellerde. Seni biz mi götürüyoruz? Yok gelir şimdi. Araba var mı? Sağzına mı istiyorlar? Size bakalım.
Şeref duyarız götürmeye. Ha sen şimdi karşıya geçirsin. Cevdet hemen onu sunu, dedi ki, İlmen Hoca’yı biz götürüyor muyuz bu akşam? Bu akşam hangi evinize kalacaksınız? Ben Kadıköy’deki Bitinya Harzası. Yani biliyorsunuz Kadıköy dedikleri bir yer var, Kadım Adı yok orada artık. İstanbul’un hayhundan kaçanların sığındığı bir kıtadır. İşte fena değil aslında, çok güzel.
Orada görüşüyor artık bu işler. Eski Fatih Sultan Ahmet ahalisi orada oturuyor. Efendim herkese teşekkür ederim. İzleyenlere de teşekkür ederim. Gecenin bu saatte kadar. İzleyenlere de teşekkür ederim. Yarın öbür gün YouTube’dan, YouTube’dan izleyecekler. Yine milyon kişi seyredecek sizi. Sağ olun ki geldiniz. Teşekkürler. Gecezler, yarın akşam yine siyaset konuşacağız mecburen burada.
Görüşeceği için hoşçakalın.