Putin’in hayali yeni bir çarlık mı? | Teke Tek Bilim

Putin’in hayali yeni bir çarlık mı? | Teke Tek Bilim videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=8gbqQI-TIzk. Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! İyi akşamlar değerli izler, Tekirdek Bilim’e hoş geldiniz. Bu haftada son kez Bilim’de Ukrayna Rusya geliminin tarihi bir şeyini konuşacağız. Rusya ne hedefliyor, Rusya nereye kadar gidebilir, tarih…

Putin’in hayali yeni bir çarlık mı? | Teke Tek Bilim

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=8gbqQI-TIzk.

Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! İyi akşamlar değerli izler, Tekirdek Bilim’e hoş geldiniz. Bu haftada son kez Bilim’de Ukrayna Rusya geliminin tarihi
bir şeyini konuşacağız. Rusya ne hedefliyor, Rusya nereye kadar gidebilir, tarih tekerrür mü ediyor yoksa tekerrürü de tekerrürü olacak. Bütün bunları ele alacağız. İki değerli konuğum var, birini daha önceden zaten tanıyorsunuz. Profesör doktoru Yücel Öztürk, SAKAR Üniversitesi tarih bölümü öğretim üyesi, iki hafta önce de konuğumuzdu. Hala hoş geldiniz. Ankara’da ise çok değerli bir başka konuğumuz var, ilk kez de Profesör doktor Hakan Kırımlı. Soyundan anlayacağınız gibi konunun uzmanı. Zaten Hakan Hocam siz de hoş geldiniz. Hemen başlamak isterim. Siz bu savaşı tarihe baktığınız zaman yani Rusya’dan Sovyetler Birliği’ne, Sovyetler Birliği’nden yeniden Rusya’ya, bağımsı devletler topluğuna nasıl okuyorsunuz bu savaşı? Gerçekten Putin bir yeniden imparatorluk peşinde mi o tarihteki Rus devletini canlandırmak mı istiyor? Sık sık değindiği gibi galiba ben de değindim bu şekliyle. Petro mu olmak istiyor? Stalin mi olmak istiyor? Nereye gidiyor bu iş tarihsel perspektüden bakınca? Aslında dediğiniz doğru. Çünkü bu tamamen Rusya ve Sovyet tarihinin devamı mahiyetinde olan biten.
Birincisi Putin’in kendi söylemlerinden gidelim isterseniz. Tabii. Putin iktidara geldiği 99’un son ayından itibaren defalarca tekrar etti. 20. yüzyılın en büyük felaketi Sovyetler Birliği’nin dağılmasıdır diye. Yani 20. yüzyıldaki iki tane cihan harbi, iki atom bombası, sayısız savaşlar, hiçbirisi felaketti. Fakat Sovyetler Birliği’nin dağılması en büyük felaketti ona göre.
Ondan sonra sayısız defalar konjonktüre göre bazen çok açık, bazen daha kapalı olarak. Hem Sovyetler Birliği’nin ortadan kalkmasına, yazıksınmasını sürekli olarak dile getirdi. Hem de bunu şu veya bu şekilde ihya edilmesi gerektiğini sürekli olarak vurguladı. Hatta bu ülkelerin, eski Sovyet ülkelerinin, eski Rusya imparatorluğu ülkelerinin
muhakkak bir şekilde bir çatı altında toplanması gereğini defalarca tekrar etti. Ve bunu bir siyasi amaç olarak gördü. Burada enteresan nokta şu, Putin için aslında Oksimaron diyeceğimiz şekilde hem Rusya imparatorluğu, Çarlık imparatorluğunun hem de Sovyetler Birliği’nin aynı şekilde kıymet ifade ettiğini görüyoruz.
Her ikisinin de değerleri, kendine göre değerleri, her ikisinin de emperyal şahsiyetleri, Putin rejiminde hem şahsında hem de zaten Putin rejiminde onun istemediği bir şeyin olması söz konusu değil, aynı şekilde yüceltilen, aziz mertebesine getirilen insanlar oldu. Bu bakımdan bakarsak, Korkunç Ivan’dan başlayarak, Korkunç Ivan, büyük piyotur, Türkiye’de de deri petrol, büyük petrol olarak bilinir ama Rusçası ile söyleyelim,
büyük piyotur, ikinci Ekaterina, daha sonra ikinci Nikolay, Lenin, Stalin, bütün bu isimler, yani emperyal isimlerin tamamı, Putin rejiminin, Panteon’un da diyelim yerini aldılar. Bu dediğimiz insanların, hemen hemen hepsinin, düşünüyorum, evet hepsinin bir şekilde ya heykelleri dikildi, ya rolyefleri dikildi, ya da mevcut heykelleri ihya edildi, muhafaza edildi. Şimdi buradaki bunların ortak özelliği ne? Nikolayı öldüren insanlar bol çevikler. Yani hem Nikolay’ın, hem Lenin’in ya da Stalin’ın aynı anda yer alması, normalde çok büyük bir paradoks. Peki ortak nokta ne? Hepsinin ortak noktası, büyük Rus Devleti’nin, emperyal devletinin, imparatorluğunun figürleri olmaları bir şekilde.
Şimdi Putin’in taraftarlarının, mitinglerini görüyoruz. Bu mitinglerde hem Sovyet bayrağının, hem şimdiki üç renkli Rusya bayrağının, hem de yine Çarlı’nın asıl bayrağı olan, sarı siyah kartal yani, Bizans kartalı bayrağını da görebiliyoruz. Adam bir elinde ikona da, ikinci Nikolay’ın resmini taşıyor, öbür elinde de Stalin’ın resmini taşıyor. Bunun mantığını ilk bakışta insanlar anlayamayabilir, fakat mantık hepsinin emperyal özellikte oluşur. Aynı şekilde Sovyetler Birliği’nde Putin’in çok büyük önem verdiği kutlamalardan bir tanesi de, zaten en çok önem verilen kutlamaların hemen hemen hepsi askeri kutlamalar, zafer kutlamaları, büyük zaferler. Sadece Çarlıksa zamanı zaferlerdi, Sovyet zaferlerdi.
Yeter ki zafer olsun, askeri zafer olsun. Mesela 23 Şubat 1918, Trotsky’nin Kızılordu’yu kurmasının yıl dönümüdür, ve bunu Sovyetler Birliği Kızılordu günü olarak senelerce kutladı. Putin bunu sadece muhafaza etmekte kalmadı, en önemli bayramlarından biri yaptı, ama paradoks şurada,
özellikle bugün de yakalara takılan Georgievska’ya kurdeleleri var. Yani Aziz Georgi kurdeleleri. Bu kurdeleler Çarlıktan sonra da Beyaz Ordu tarafından, yani Anteboğul Çelik Beyaz Ordu tarafından ihya edilir. Kızılordu ile savaşan orduyunun simgesini. Evet, yani hem Kızılordu’nun hem de Kızılordu’ya karşı savaşan Beyaz Ordu’nun sembolleri aynı anda kutlanıyor. Bu aslında bütün bunların birleşmesini gösteriyor. Saydığımız figürlerin tamamı da fevkalade despot tipler, son derece kan dökücü tipler, yani korkunç yuvandan başlayarak, Stalin’e kadar olan çizgidekiler, evet hepsinin ortak özelliği Rus’a emperyal figürleri olmasın. Ve aynı şekilde hem burada Çarlık zamanının klasik şöveniz söylemlerinin, hem Sovyet dönemi söylemlerinin yine birleştiğini görüyoruz. Bu da paradoks, oksimaron gibi gözükse de aslında kendi içinde son derece mantıklı. Birincisi bölünmez bir bütün olan Çarlık İmparatorluğu söylemi var.
Ve bunun içinde Slav varsa Slavlar tek millettir. Ruslardır, büyük Ruslardır. Rusça’daki tabir veliko rossidir. Diğerleri küçük Ruslardır, Ukraynlar ve Bela Ruslar. Yani onun alt kategorileri olabilir ancak. Zaten Putin’in son zamanlarda yakınındaki konuşmalarında bahsettiği şekilde, onlar başka millet bile değildir. Onların devlet olmaya hakkı yoktur sözlerinde aslında dayanayık. Kendi açısından dayanağı bunlar. Fakat diğer taraftan da Sovyetler’deki halkların kardeşliği daha doğrusu bütün ahalin homosovietikus kimliği içinde birleşmesi fikri de bu tabir kullanılmaksızın tabii ki yine muhafaza ediliyor. Homo sovyetikusun da özelliği şuydu. Homo sovyetikus hangi etnik usulüden olursanız olun nihayet olarak tek devletin, tek dilin, Rusya devletinin, Rus dilinin ve Rusya geçmişinin kabul edildiği farz edilen bir kitleydi. Yani bunun da muhafazası isteniyor. Aslında Putin’in bütün hareketlerinde, Ukrayna’ya yönelik hareketinde aslında bütün eski Sovyet coğrafyesine, hatta eski Çarlık coğrafyesine bakışında bundan başka bir türlü bakarsak anlamamız mümkün olmayacaktır.
Yani temel birinci sebep eski imparatorluğun bir şekilde ihyası. Bu gizli bir şey değil dediğim gibi. Peki Hakan hocam, Hakan hocam bir lafınızı… Çok açıkça tekrarladı bir husus. Lafınızı bir kesip bir şey söyleyeyim. Şimdi dediniz ya emperyal hedefi var diye. Fakat şimdi bu sonradan söylediğiniz bu homosovietikus söylemi yani Rusçuluk söylemi aslına bakarsanız emperyal bir söylem değil.
Çünkü emperyal dediğiniz zaman farklı uluslar, farklı etlisiler, farklı dinler bir arada tek çatı altında, tek belek altında ama herhangi bir empoze olmadan işte. Bu geçmişte böyle imparatorluklar vardı. Bugün de buna örnek olarak emperyal bir devlet olarak baktığımız zaman, emperyalist devlet olarak baktığımız zaman Amerika böyle. Ama sizin söylediğinizde bir yandan da bir şey de var, nasjonalite de var, bir milliyetçilik de var, bir Rus milliyetçiliği var.
Tam emperyal değil, tam aksine biraz sanki diğer unsurlara yani çatısı altındaki diğer unsurlara biraz sömürge mantığıyla bakan bir yapıda yok mu burada? Zaten sömürge mantığı bakılması onun emperyal yapısından. Yani Sovyetler Birliği’de, Çarlık da zaten bir imparatorluktu. Buradaki çelişen bir şey yok. Yok mu?
Burada söz konusu emperyalizm, emperyal düşünce esasında bu milliyetçilik. Milliyetçilik çok öne çıkıyor o yüzden diyorum. Tabii tabii. Yani Rusya dahilinde, Rusya Federasyonu isterseniz buna Çarlık Rusyası deyin, hatta değişik şeklinde Sovyet Rusyası deyin. Buradaki benim Sovyetikusa referans vermemek kastı.
Aslında enternasyonel görüntü içinde oradaki ahalinin hangi renkten hangi cinsden olursa olsun esasında tek bir kalıba sokulduğu fikrine işaretliydi. Yani bu fikir aslında Rusya’nın içinde böyle dışarıya karşı da böyle. Peki hocam şimdi Putin bu fikrini saklamadı. Diyorsun ki 99’un sonunda iş başına geldiği andan itibaren bu fikrini saklamadı. Aslında bakarsanız Rusya’nın bu fikri çok Putin’den öncesine de belki biraz dayanıyor. İşte ilk bunun emarilerini biz Çeçinistan’da gördük. Yani Rusya biraz kendini toparlar topalamaz. Çeçinistan’da çok kanlı bir savaş yürüttü ve en sonunda da hani baktıkı olmuyor silindir gibi geçti üstünden. Ne insan hakları düşündü ne bir şey düşündü. Yani sürpriz değil. Putin’in bunu yapacağı da biliniyordu. Yani kimse için Putin ya bu adam bir barış güvercini bu şahane bir heriftir. Yani otur adamda sabahlar akşama rakı iç falan bir tip ya vodka iç bir tipi değildi. Bunun Mendebur bir adam olduğu belliydi gidişatından. Bu Putin nerede durur bu durumda yani? Ukrayna’yı aldı bir sonraki hedef neresidir? Sadece Çarlık Rusyasını mı yeniden kurmak ister yoksa bir yandan da Sovyetler Birliği’ndeki döneminde oluşmuş iki Niyaz Savaşı sonrası oluşmuş o Sovyet bloğuna eklenmenmiş Orta Avrupa ülkelerinde tamamını da yine yine de o imparatorun içine mi almak ister? Nerede durur Putin? Tek kelimeyle söylersem Putin durmaz ancak durdurulabilir. Çünkü bahsettiğim kavramlara bakarsanız esasında sizin mesela burada Varshova Pak’ta ülkelerini kastettiniz. Bu cümleden bunlar içinde Polonya dediğimiz yer esasında Çarlık İmparatorluğu’na dahildi. Bugün Türkiye’de olan Kars, Ardahan, Artin’de Çarlık İmparatorluğu’na dahildi. Unutmayalım. Evet. Bunun gibi yani hem Çarlık İmparatorluğu hem Varshova Pak’tanın kesiştiği çok nokta var. Bunların hepsi aslında onun içinde var. Fazlası da var esasına bakarsanız. Yani mesela bugün Rusya, Suriye’de Avrupa’nın pek çok ülkelerinde çok aktif rol oynuyor. Afrika hatta Güney Amerika ülkelerinde aktif rol oynuyor.
Bunlar ne Çarlık zamanında ne hatta Sovyet zamanında söz konusu olmayan Sovyetlerin o kadar elin uzanamadığı yerleriydi. Şimdi burada bütün esas şuna dayanıyor. Hem iç pazarlamada hem dış pazarlamada iç siyasette ve dış siyasette de diyebiliriz.
İki şey oynamakta Putin. Bir, şahsi olarak kendisinin bir süpermen olarak gösterilmesi. Bunu gayet iyi biliyorsunuz. En medyatik şekilde kullanılan da. Fotoğrafları. Sondere bir güçlü adam. Havada uçan, denizli dibinde. Ayılarla güreşiyor bilmem ne yapar. Süpermen vesaire. Tabii hatta bazısı çok çocukça, fotoşoplarla bile kullanılan ama bunlar etkili oluyor. İkincisi Sovyet Ordu. Af edersiniz Rusya ordusunun ve Rusya’nın gücünün hiçbir şey tarafından durdurulamayacağı her şeye hütmünün geçeceği bütün dünyanın. Onun da önünde şu veya bu şekilde boyun eğeceği fikrinden bu iç iç pazarlamada onun gücünü takviye ediyor. Dış pazarlamada da tabirinizle kimsenin bulaşmak istemeyeceği bir noktaya getiriyor.
Bulaşmak istememesi de aslında şimdiye kadar attığı her adımın sigaya çekilmesine, kabul görmesine, ufak tefek protestolarla. Gürcistan, Kırım. Yol açtı. Tabii. Özellikle Kırım ve Dombass. Diğer yerlerde de öyle sayısız ülkelerde muhtelif ve darbe teşebbüslerine, hareketlere girişmesi çok çok önemli bir şey olarak.
Eski Sovyet ülkelerinde Rusya’ya bağlı olmayacak insanların muhakkak gelmemesine dikkat etmesi, onların devrilmemesi için her şeyi yapması ki bu da bunun parçası. Burada Ukrayna’ya gelecek olursak, Ukrayna’nın çok büyük önemini var. Çünkü Ukrayna eski Sovyet ülkeleri içinde muhakkak ki coğrafyalar en büyük olanı değil. Ama Kazakistan’dan sonra en büyük olanı ve Rusya’yı saymasak Rusya Federasyonu, Batı’nın içinde olan bir ülke, güçlü bir ülke, güçlü sanayi olan, çok güçlü entelektüel birikimi olan, güçlü milli kimliği olan tarihi bir ülke. Şimdi Ukrayna’ya boyun indirilmesi demek, geri kalan herkesin hizaya getirilmesi manasına gelecektir.
Ukrayna bile yutulmuşsa ya da yola getirilmişse diğerleri ancak yutkunup oturacaklardır. Bu muhakkak ki öncelikle halledilmesi gereken bir iş olarak görüldü. Esasında ben şunu söylemek isterim. Putin’in dış politikasında şuna çok çok dikkat etti.
Birincisi eski Sovyet ülkelerinin hiçbir şekilde içinde Rusya’nın bulunmadığı paklara girmemesini istedi. Yani baştan atı olmak üzere. Çünkü bunlar böyle bir pakta girerse istiklalleri kesin olarak kemikleşmiş çimento almış olacaktı. Yani Rusya’nın tekrar buraları bir şekilde hegemonyal altın alması imkansız olacaktı. Bunu Batı’ya önce 90’larda iyi ilişki verip şartlı olarak gösterdi. 90’lardan sonra yani Putin zamanında da açıkça tehdit olarak kabul edeceğini söyledi. Burada en açık örnek Baltik ülkeleridir. Eğer Baltik ülkeleri NATO’ya girmemiş olsaydı şu anda bir numaralı hedef olurlardı. En kolay hedef olurlardı. Yutması için de pek çok daha fazla bahane içinde bulundururlardı.
Tek kelimeyle söyleyelim. Ukrayna NATO üyesi olmuş olsaydı bugün Putin ancak sınırdan el sallayabilirdi. Dokunamazdı. Zaten onun için asla girmesini istemedi. Aynı şey Gürcistan başka yerler içinde muhakkak ki geçerli. Peki siz Baltik ülkelerin artık garantide olduğu yani Rusya’nın Baltı’ya dokunamayacağını düşünüyorsunuz. Evet çünkü NATO ülkesi onlar.
Yani NATO zaten açıkça söylüyor. Bir santimetre karesine NATO ülkelerinin müdahale olursa harekete geçeriz diye. Orada da NATO’nun kırmızı çizgisi oluyor. Yani Baltik ülkelerine girmesi için açıkçası 3. Dünya Savaşı gerekiyor. İkinci siyaseti ise Putin’in eski Sovyet ülkelerinde ne pahasına olursa olsun tercihan eski komünist partisi tezgahından geçmiş.
Yani adeta refleks olarak Moskova’yı kıble tanıyan insanların başta bulunması oldu. Bunlar güvenilir insanlar. Çünkü alışmışlar zaten Moskova’nın varlığına ve vazgeçilmezliğine. İkincisi hepsi aslında bunlar evinde Rusça konuşan insanlar. Önemli ölçüde Ruslaşmış insanlar ve kadrolar ve demokrasiyle en ufak ilgileri olmayan kimseler.
Zaten ülkelerinde demokrasiyle ilgisi olmadığı sürece bu insanların Rusya’ya bağımlılıkları da maksimum olarak artacaktır. Bu gibi insanların bulunmasına büyük özen gösterdi eski Sovyet topraklarında. Ukrayna’da bu tam istediği gibi olmadı. Yanukovic zamanında oldu. Fakat onun dışında olmadığı için Ukrayna büyük bir rahatsızlık konusu oldu Putin’in nezdinde. Diğer bir hususta bu ülkelerin ne pahasına olursa olsun tabi kaynaklarının ki tabi kaynaklarda ilk aklımıza gelen burada gaz petrol. Bunların içinden Rusya geçmeden Rusya’dan geçmeksizin dış ülkelere bağlanmaması için her şeyi yaptı. Bakı Ceyhan’ın Türkiye’ye kurulmaması için Rusya’nın ne kadar uğraştığını hatırlamanızı isterim. Çünkü Rusya’dan bağımsız olarak bunlar dışarıya ulaştığı takdirde bu ülkelerin ekonomik bağımsızlıkları dolayısıyla da siyasi bağımsızlıkları takviye olmuş olacaktı. Bu asla istenmeyen bir şeydi. Hatta Rusya üzerinden geçmesiyle bir amaca daha da hizmet oluyordu. Özellikle Avrupa’ya yönelik olan çizgide. Avrupa’da da şu çizgiyi tatbik etti Putin. Bir ne pahasına olursa olsun Rus gaz ve petrolünün ki aslında Rusya’nın en önemli en temel satış varlığı, silahı hariç tutarsak fakat en büyük kısma muhakkak ve muhakkak Rusya dışı ülkelerde ekonomik bağımlılığın sağlanması. Bunun için her şeyi yaptı. Bence gerekirse bedava verse bedava vermeye razı olur. Neden başta bedava vermeliyse?
Çünkü buradaki hedef sadece ekonomik getirdiği en önemli bağımlılığını sağlamak ki burada Almanya’nın durumunu çok açık görüyor. %54 ona da bağımlı. Başka bir şey için söylenebilir. Evet ikincisi çok ilginç bir şey yaptı. Avrupa’da her türlü çok önemli şahsiyetleri, siyasi şahsiyetleri, Schröder’in, Sarkozy’s’in, Fionn’un, Berlusconi’nin daha kimleri kimleri satın aldı. Hepsini bir şekilde göbekten bağladı. Yani Rus şirketlerinde çok önemli yerleri getirdi. Muazzam şekilde besledi. Avrupa’daki Amerika’daki birçok sosyal figürü de yani aktörleri, rejisörleri, sanat adamlarını, popüler figürleri, bunun içinde Oliver Stone’dan Depardio’ya kadar kimler kimler var. Bunların sayısız isimleri bir şekilde bağladı popülerize etmek için. Bir üçüncü adım olarak da Avrupa’daki daha evvel Soveç zamanında hatırlarsınız. Moskova’nın taraftarı olan siyasi husullar belli komünist partileriydi. Hatta 70’lere falan bakarsak her komünist partisi bile değil.
Moskova’ya bağlı olan belli komünist partiler vardı. Hatta Avrupa komünistler falan Moskova’ya bağlı değildi o zamanlar. Fakat sonradan yaptığında çok büyük bir dikkatle Batı gereğinde Batı düşmanlığını ve kapitalizm düşmanlığını oynayarak, gerektiğinde yabancı düşmanlığını oynayarak hem her türlü komünist partiyi,
mavcular dahil ki bunun çok tipik örneğini başka yere bakmamıza gerek yok zaten. Sondere açık bir şekilde görürsünüz. Hem onları hem yabancı düşmanı partileri hem islamofobik partileri hem başka türlü ekstremist partileri, ırkçı partileri, nazi partileri, faşist partileri şu ya bu şekilde Moskova’dan beslenir hale getirdi.
Yani hem löpen besleniyor hem komünist partisi besleniyor hem faşist hem diğerleri. Ama bunların ortak özelliği demokrasi karşıtı olmaları ve en önemlisinden batıdaki istikrarsızlığa araç olabilecek unsurlar olmalarıydı. Bunların hepsini aslında 20 yıl boyunca çok geniş bir şekilde besledi.
Ve yine nihayet bir şey olarak muazzam bir dezinformasyon ve propaganda örgütü kurdu. Yani Sovyetlerle bile kıyaslanmayacak şekilde bu sosyal medya dünyasına son derece etkili bir şekilde girdi.
Ve aslında her yerde batı düşmanlığını, demokrasi düşmanlığını veya her türlü istikrarsızlık yaratabilecek fikrin dolaylı dolayısız arkasında oldu. Bütün aslında bu son hareketlerinin altyapısını bu 20. yıllık kadar zaman içinde büyük bir dikkatle hazırladı.
Ukrayna içinse onu isterseniz ayrı konuşalım. Hocam bir nefes alın isterseniz. Ben biraz da İstanbul’da Hocam’ı, Yüce Hocamı bekletmeyeyim daha fazla. Onu tekrar Ukrayna meselesine geliriz. Kusura bakma Yücel Hocam de. Estağfurullah Hocam zaten siz beraber uzun yılların dostluğu var. Niye kusura baksın değil mi hocam? Zaten biz her yıl bir araya geliriz. Kırım grubu olarak bu konuları konuşuruz. Burada yapmış oluyoruz. Bu sefer Kırım grubu burada toplanmış oldu. Burada toplanmış oldu Sevgili Hakan’ım.
Peki Hocam şimdi Hakan Hoca’nın söyledikleri doğru gördüğümüz bir gerçek. Fakat bir yandan da Rusya böyle bir imparatorluğu ayakta tutabilecek güce sahip mi? İmparatorluk kurmak bir şeydir. İmparatorluğu devam ettirmek başka bir şeydir. Zaten bir imparatorluktu ve ekonomik nedenlerle dağıldı Rusya. Yani durduk yere ya biz sıkıldık dağılalım demediler. Artık taşıyamıyordu bu yükü Rusya.
Siz nasıl görüyorsunuz Rusya’nın bu gücü tarlını? Hakikaten Hakan Hoca’nın dedikleri ideolojik açıdan yüzlüğü doğru. Peki Rusya’da bu güç var mı? Bu gücü nerelere kadar götürebilir? Eski Rus cümleyi etrafında kimler karşı çıkar? Ukrayna, Kırım, başta olmak üzere Polonya burada nasıl bir faktir olur? Şimdi Hakan Hoca’nın çok berrak şekilde çizdiği resim. Yani Rus despotizminin yarattığı sorunlar var.
Bu tarihi bir sorundur. Tarihi kökleri vardır. Yani olayın sosyal ekonomik askeri boyutları vardır bu tartışılıyor. Ama bir de çok derin tarihi kökleri vardır. Bunun kuramsal derinliğiyle ele alınması lazım. Artık o şeye geldik. Yani olayları, güncel olayları istediğimiz kadar alt alta sıralayalım. Bunları tekrarlayalım.
Bunları çözümleyemeyeceğiz ve bunları tam olarak kavrayamayacağız. Yani bu olayı tarihsel boyutlarıyla ele almak gerekiyor. Yani Hakan Hoca’nın, yani o bir Rus despotizmi resmi çizdi. Yani bu yönüyle şunu diyebiliriz. Bir Ukrayna krizinden ziyade Rusya krizi var. Yani modernleşemeyen bir Rusya söz konusu. Yani bir Avrupa, Batı Avrupa ve Doğu Avrupa diye düşündüğümüzde
bunu zaten tarihçiler tartışıyor. Yani Batı Avrupa kapitalizme geçti. Doğu Avrupa geçebildi mi? Modernleşme Batı Avrupa’da ne zaman başladı? Doğu Avrupa’da ne zaman başladı? Bunlar nasıl sonuçlandı? Mesela reform hareketi Rusya’da oldu mu?
Rusya’da imparatorluk diyoruz. Ağzımızda alışmış bir şekilde. Peki Avrupa’da imparatorluk kaldı mı? Bunlar Batı Avrupa’da. Yani 1648’de Westphalya anlaşmasıyla artık Avrupa’daki Suvan imparatorluk, Habsburg imparatorluğu, ki aynı zamanda Kutsal Roma Cermen imparatorluğu ile de bir bütünlük teşkeder.
Burada Ulus Devlet artık ortaya çıktı. İmparatorluk mütevazı sınırlarına çekilmeyi kabul etti. Yani artık imparatorluk bütün Avrupa’yı yöneten tek bir merkezden Avrupa’ya hakim bir güç olma iddiasını orada bıraktı. Artık 1648’de Ulus Devlet’in yolu açıldı. Tabii bu öyle hemen demokrasiye cumhuriyete geçiş olmadı.
Ama krallar doğdu. Bu krallıklar daha sonra demokrasiye evrildi. Batı Avrupa modernitesi, tabii burada protestanlığında rolünü inkar etmemek lazım. O reformasyon, Katolik kilisesindeki reformasyon, papayı kendi mütevazı sınırlarına çıktı. Vatikan’da artık politikaya bulaşmayan tamamen dini sınırlarla yetinen bir papa. Önce kralları Afaröz eden bir papa var. Fakat şimdi tamamen politikanın dışında dinle uğraşan bir aziz şeyine indirilmiş ya da çıkarılmış bir papa var. Şimdi diğer yandan protestanlık diye yeni bir dünya oluştu. Lüter’le, Kalbin’le, İngiliz Anglicanizm’le birlikte işte modern Avrupa derken biz bunları anlıyoruz. Buradan kapitalizm çıktı. Kapitalizm sonra demokrasiyi inşa etti. Bütün bunların hiçbirisi Rusya’da olmadı. Rusya taş gibi bir feudal, taş gibi bir Doğu Avrupa Asya Devleti olarak kaldı. Modern alemin bir takım özelliklerini taşıyan sınıf son derece küçük, elit bir sınıftan ibaret kaldı Rusya’da. Yani Rusya elitizminden söz edebiliriz onlar ifrit gibi modernidir.
Ama tabi orada da bir devlet cihazı bu elitlerin elinde çok önemli bir güç olarak Rus despotizmini aslında bir elitizmin bir hegemoniyası olarak da. Zaten bugün de oligark dediğinizde de oligark. Yani yarattıkları şey ortada oligarklar yaratmışlar. Dolayısıyla kitlesel bir aydınlanma olmadı. Kitlesel bir modernleşme olmadı. Reform olmadı. Yani bunu Sovyet Devrimi başaramadın mı? Başaramadı. Rusya, Hakan Bey’in de dediği gibi bırakın bunu başarmayı.
Bu orta çağdaki bu feudal yapının modern bir görüntüde sanki yapılmış gibi de makyajlanarak sunulmasını sağladı. Aslında komüizm kitleleri mülkiyetsizleştirerek… Aslında modernleşminden kasıt bir demokrasi ve demokrasiye bağlı kuralları belli bir kapitalist sistem oluşturma da bilgiçliyorsunuz. Kesinlikle. Asıl olan demokrasi oluşmadı.
Demokrasi kapitalizmsiz olmaz. Kapitalizm önce vahşi bir şekilde ortaya çıkar. Çıktı işte Avrupa’da biliyoruz. Bunun tarihi vardır. Sonra demokrasiye dönüşür. Kitleler bu refahtan payına alır. Bir orta sınıf ortaya çıkar. Ve toplum kitlesel bir refah toplumu haline gelir ve demokrasi burada oluşabilir.
Oyun vermeye ulaşmış vatandaş kimliği buradan ortaya çıktı. Avrupa demokrasisi… Rusya bunu beceremedi. Rusya bunu beceremedi. Aslında Rusya hakikaten sadece Rusya burada tek başına değil. Doğu’da bunu kaç kişi becerdi? Kaç tane devlet bunu başardı? Kim bunu başaramadı? Mesela ben hatta Japonya’dan da burada kuşkuruyorum bunu ne var anda başardığını.
Ben Japonya uzmanı da değilim ama yani bu Asya’da henüz bu tarihsel dönüşüm yaşanmadı. Yani siz Murat Bardakçı’nın şakta demokrasi olmaz lafına katılıyorsun bir yandan. Olmaz demiyorum. Bu olacaktır. Olacaktır ama bunun ne zaman olacağını tarih gösterir. Ona biz şu anda herhangi bir öngörüde bulunamayız. Peki hocam Rusya bu yapısını söylemeyeyim. Bunu niye soruyorum?
Şimdi oraya buraya saldırıyor işte Gürcistan, Kazakistan’a bir ufak müdahale, yandan bir müdahale. Bugün Ukrayna, yarın belki başka yerler. Ama Rusya bir yandan burada daha önce konuştuk Rusya’nın bir nüfusu ihtiyacı var. Yani dev bir arazi, 140-150 milyonluk bir nüfus buraya yetmiyor. Bu dev arazi. Ama bir yandan da ekonomisi güçlü değil. Yani evet bir ekonomi var ama toplumsal gelir yeni yeni 10 bin dolarları aştı. Birkaç sene önce aştı. O da büyük doğal kaynaklarla bir sanayi, hakiki bir sanayi toplum olamadı. Girişmiş bir altyapısı olmasına rağmen gerçek bir sanayi ülkesi halinde de gelemiyor. Daha çok işte yeraltı zenginliklerin üzerinde duruyor. Ve bu nedenle de zaten yani gelişemediği için de taşıyamadığı yüklardan kurtulmak için dağıtmıştı birliği.
Şimdi yeniden bu birliği kurmaya çalışıyor. İmparatorluk olarak başka bir adla neyse fark etmez. Bunu taşıyabilir mi? Ya bugün Okrayna’yı yarın oraya buraya aldığı zaman bunlar ona yük olur mu? Yoksa artık Rusya o Sovyetlerin son dönemindeki zayıf Rusya değil mi? Şimdi şu var. 1991’de Rusya dağıldı. Sovyetler birliği dağıldı. Gorbachev dedi ki bu iş üretemiyoruz.
Esasında Rus devletinin, Rus milletin içinden çıkan en akıllı adamlardan birisi. Yani Rusya’ya, Rusya’nın taşımış olduğu bu tarihi yükün aslında Rus toplumuna ne kadar büyük bir maliyet getirdiğini gördü. Artık Ruslarında demokratik bir toplum, bir refah toplumu olabilmesi için sırtındaki bu büyük kampuru, bu büyük bir devlet yükünü, yani bütün Doğu Avrupa’nın aslında jandarmalığını yapan bir Rusya var ama üretmeden bunu sadece devletin organizasyonu ile yapan bir Rusya var. Bunu kaldıramadı işte. 19-kaçta başladı bu Rus yeni modern Sovyet İmparatorluğu. Kırk beşlerde başladı desek. 91’e kadar 50 sene ancak devam etti, 40 sene ancak devam edebildi.
Şimdi sorunuza gelince yani Rusya’yı şu anda bıraksanız kendisi yıkılır yani. Belli bir süre geldikten sonra yani bütün Doğu Avrupa’yı alsın, fazla götüremez yani. Fakat işte şimdi, mesela komünizmden daha farklı bir yöntem de geliştiriyor Putin. Hakan Bey’in dediği gibi aslında milliyetçi, emperyalist bir yöntem.
Mesela komünizm döneminde bütün Doğu Avrupa’da Rusya bir jandarmalık yapıyordu. Yine de insanlara bir iş veriyordu, ekmek yemelerini sağlıyordu. Yani bu insanlar bir devlet koruyuculuğunu yine de hissediyorlardı. Yani fakat şimdi Rusya artık bir emperyalist bir devlet olarak doğrudan doğruya sömürgecilik şeyi ile bunlar yapmaya çalışıyor.
Yani Yemenlik altına aldığı alanların yer altı yer üstü kaynaklarına hükmediyor. Ama oralara bir refahın gitmesi önünde de herhangi bir çaba sarf etme ve bir sorumluluk duymak anlayışında değil. Buna belki de güvenebilir. Eğer bunu başarabilirse belki de uzun sürede yaşayabilir. Yani o batılı sömürgecilerin Afrika’da yapmış olduklarını. Eğer bu Rusya’nın yapmasına müsaade edilirse bu modern çağda belki o zaman uzun süre yaşar. Yani biraz o Sovyetlere de çok hafızlı haksızlık yapmayalım. Sovyetler bundan daha iyiydi diyorsun. Daha iyiydi tabii ki. Putin Sovyetler döneminde en azından bir yükün eşit olarak dağıtılması gibi bir durum vardı.
Çok büyük yani hantal bir devlet, propagandaya, askeri harcamalara çok büyük harcama yapan bir devlet. Ama yükü de dağıtıyor. Yine insanlar aç kalmayacak şekilde belli bir hayat seviyesini sürdürebiliyor. Burada öyle bir sorumluluk duymuyor Rusya. Daha ağır bir emperyalist anlayışa yöneliyor. Yani ve bu hakikaten de tehlike.
Peki siz Rusya’nın Putin’in hedeflediği noktaya ulaşabileceğini düşünüyor musunuz? Geçmişten bugüne baktığımızda böyle bir olasılık var mı? Yani ben en kısa şekilde bunu kesinlikle düşünüyorum. Hür dünya dediğimiz bir coğrafya, bir alem vardır. Ve buna müsaade etmiyor. Şu anda da etmiyor ve etmeyecektir.
Putin ulaşabildiği en yüksek noktaya şu anda ulaşmıştır belki de. Bundan sonrasına müsaade edilmeyecektir. Bir sınır geldi. NATO artık savunma şeyini aldı. Gardını aldı. Ama hemen Polonya sınırında bir yer vurdu yani. Ya bu bence şey bir olaydır yani küçük bir olaydır. Ama hemen NATO buna karşı da bir cevap verdi. Bunun hesabı da sorulacaktır Rusya’dan diye bu sabah dinlediğim şeylerde, ajanslarda bununla ilgili bir haber hatırlıyorum. Fakat yani Putin daha fazla ileri gidemeyecektir. Buna müsaade edilmeyecektir. Hele hele Amerika’nın almış olduğu bu yeni tedbirler Avrupa taş gibi birleşti. Ekonomik tedbirler çok da öyle hafif alınacak şeyler değil.
Yani silah, askeri yardım bütün bunlar. Ukraine’da bunlarla birlikte Rusya’ya karşı artık direnebiliyor. Putin daha fazla ileri gidemeyecektir benim kanaatime göre. Mahlup olmuştur yani. Sizce oldu mu? Şu anda mağlup. Şu anda bayağı bir yakıp yakıyor Ukraine’yi ve sanki ilerliyor. Bütün dünyada nefret objesi haline geliyor. Artık Ruslar dünyanın baş belası olarak algılanıyor. Bu ister buna algı değil, ister gerçek değil ama olan biten bunlar. Yani böyle bir ülkenin dünyada hakikaten daha fazla şey yapabilmesi, ilerleyebilmesi mümkün değil.
Peki hocam şimdi burada mesela geçen gün bir Mısırlı bir sporcu madalya törenine şöyle dedi ki eskiden bir konuşma yaptı Rusya’yla ilgili. Dedi ki eskiden biz sporcuların siyaset konuşmasına izin verilmezdi ve hoş karşılanmazdı. Şimdi ise tam aksine teşvik ediliyor dedi. Ama bir şart da dedi Rusya’yla ilgili olmak şartıyla. Dünyanın başka yerlerinde de çok büyük acılar yaşanıyor ama bunlarla ilgili konuşamıyoruz. İnşallah bir gün onları da konuşuruz dedi. Yani burada bir haksızlık yok mu? Yani Rusya’ya haklıdır demiyorum. Rusya bağımsız bir devreye saldıran ve o devletin halkının arzusu hilafına bir iş yapan kimsenin haklı olma hakkı yoktur. Yani kimse yanlış olmasın. Ama bir yandan da çok tek taraflı bir propaganda yapılmıyor mu? Çok tek taraflı bir şekilde Rusya’ya üstüne gidilmiyor mu? Burada bir haksızlık yok mu? Yani şimdi hukuksuz biçimde Avrupa’da dün bağırlarına bastıkları oligarhların parasıyla her şeye sattıkları oligarhların bugün mallarına el koymaları doğru mu? Avroma üç örneği saydın. Adamı Chelsea’ye sattılar. Yıllarca Chelsea’ye büyük paralar yaptı. Avrupa şampiyonu falan yaptı Chelsea’yi. Sonra şimdi satmasını bile engelliyorlar, el koyuyorlar. Bu normal mi? Yani şöyle, ben Ukrayna, Rusya sorununu diğer sorunlardan ayrı değerlendiriyorum. Öyle mi? Mesela Filistin’in sorunuyla alakası yok mu? Hiç alakası yok. Filistin halka yapılan haksızlık değil mi? O da haksızlık. Ona da karşı çıkmamız lazım. Veya işte Yemen’de olanlar veya başka yerler. Yani şu anda Ukrayna konusunda ne kadar hassas isek Filistin konusunda da öyle hassas olmamız gerekiyor.
Suriye konusunda da o kadar hassas olmamız gerekiyor. Irak, Libya konularına, Afganistan konularına. Onlar da aynı şekilde haksızlığa uğrayan ülkelerdir. Emperyalist bir tahakkümün kurbanları olmuşlardır. Onlara da karşı çıkmamız lazım. Ama bu geçmiş olayları bugün getirip Ukrayna, Rusya şeyinin yanına… Orada oldu, bu da olsun diyebilir. Kardeşim böyle bir şey olmaz. Böyle bir kıyaslama şartlığına ben doğru görmüyorum doğrusu.
Hepsine karşı çıkmamız lazım. Bir de zaten Rusya böyle bir cesareti oradan aldı. Aslında Rusya’yı bu duruma getiren Amerika’nın bu dünya düzenini aslında temsil ettiğine inanılan, ettiği zannedilen Amerika’nın… Bu büyük devlet olma vasfını yitirmesinden kaynaklandı. Amerika burada temiz değil.
Amerika epey bir zamandan beri açıktan kendi öncülüğünü yaparak kurmuş olduğu temel ilkeleri kendisi ihlal etti. Yani kuvvet yoluyla bir ülkenin işgal edilmemesi temel prinsiptir. Birleşim Şimletleri’nin temel ilkelerindendir. Rusların kendi kaderini tayin etme hakkı, Birleşim Şimletleri’nin temel ilkelerinden. Peki bunları en önce en fazla kim ihlal etti? Amerika.
Şimdi işte Rusya da buna cevap veriyor burada. Yani bu dünya düzenini aslında… Bozan Amerika. Bozan Amerika, Rusya da diyor ki sen kendinin yaptığını yaptın, şimdi ben de bundan payımı alacağım diyor. Dolayısıyla şimdi Amerika bunu yaptı diye, şimdi tutup da biz Rusya’yı burada savunacak halimiz yok. Hakkını görecek halimiz yok. Hakkını görecek halimiz yok. Amerika’yı da burada kınıyoruz zaten.
Ama şu anda Türkiye’nin gerçekten tarihsel çıkarları açtığından baktığımızda bizim jeopolitik gerçeklerimizden olaya yaklaştığımızda, Ukrayna bizim milli bir meselemiz. Milli meselemiz mi? Bizim sevgili Hakan Hoca’nın bir lafı var, hiç aklımdan çıkmaz. Ukrayna diye bir millet, devlet olmasa biz onu yaratmamız lazım demiş. Hiç aklımdan çıkmaz. Çok değerli bir sözdür. Yani… Soruldu mu acaba niye böyle bir söz etmiş?
Gerçekten çok. Ben de katılırım yani. Yani buyurun açıklasın. Hocam, Ukrayna olmasaydı bizim öyle bir ulus yaratmamız gerekti. Cümlenizin arkasında yatan bağlam nedir? Yine o Kırım şeyinin oluştuğu toplantılarından birini de hatırlıyorum. Söylemiş miyiz? Şöyle iki yönlü söyleyebiliriz bunu. Bütün samimiyetimle inanıyorum. Tabi ki burada bir mecazi ifadem de var. Bir ülkenin isteği için başka bir ülkenin kurulması gerektiğine ben elbette kişisinin anlıyor. Yok tabi ki. Önemli ne bu? Mecazi olarak ifade ettiğinde tabi ki. Evet, tam manasıyla o açıdan. Hatta o cümlemin ikinci boyutu da var.
Ukrayna diye bir ülke olmasa Türkiye öyle bir şey yaratması gerekirdi. Türkiye diye bir ülke olmasa da Ukrayna’nın onu yaratması gerekirdi diye. Çünkü bunun tarihi örneğini de görüyoruz. Belki programınızda değinirsiniz. Ukrayna derken hep unutulan bir kısmı da var.
Ukrayna’nın. O da 1918-2021 yılları arası Bağımsız Ukrayna dönemi. Bağımsız Ukrayna’yı belki dünyada en sevinçle karşılayanlardan birisi de Osmanlı Türkiye’siydi. Ve ilk tanıyanlardan birisi de Osmanlı İmparatorluğu’ydu.
Ve temel gördükleri sebep çok açık bir şekilde tam 13 kere savaşmış oldukları Rusya ile artık aralarına bir tamponun girdiğini ve Kuzey’deki tehlikeden ebediyen kurtulduklarını düşünmeleriydi. Tabi bu öyle olmadı. Birinci Dünya Savaşı’nın neticesi malum.
Aynı şekilde Ukrayna’nın da güneyinde Türkiye gibi bir ülkeye, dost bir ülkeye, çatışmasının normal şartlarında olmadığı, çıkar farklılığının olmadığı bir ülkeye çok büyük ölçüde ihtiyacı var. Burada tabi çok kilit bir nokta belki ona da yine değiniriz. Kırım’ın durumu. Kırım’ın ve Kırım Tatarlarının durumu.
Burada diplomatik olarak hep şu kullanılır Türkiye’de. 20 yıldır 30 yıldır affedersiniz 90’lardan beri Kırım Tatarları, Ukrayna ile Türkiye arasında dostluk köprüsüdür diye. Bu ilk etapta basit bir diplomatik retorik olarak, nezaket retoriği olarak görülebilir. Gerçek öyle değil bence.
Gerçekten de bu böyle. Çünkü hem bu iki ülkenin de bu halka ihtiyacı var ve bu halkın da o iki ülkeye ihtiyacı var. Her bakımdan çıkarları çatışmıyor ama menfaatleri, çıkarları çatışmıyor ama menfaatleri üst üste geliyor. İşte bu bakımdan ben bu cümleyi söylemiştim.
Peki hocam geçen hafta burada konuğumuz Kırım Türklerinin önde gelen ismi eski parlamento başkanı. Şimdi Ukrayna milletvekili Mustafa Kırımlıoğlu’ydu. O dedi ki, Ukrayna’da Putin’in kaybetmesi ki kaybetmeye doğru gidiyor ve bana göre zaten kaybetti ama tam anlamıyla kaybetmesi Kırım’da da kartları yeniden dağıtır dedi. Ve Kırım’ın da yeniden bağımsına kavuşmasına sayabiliyor dedi. Siz bu görüşe katılıyor musunuz yoksa Kırım meselesi kapandı mı? Çünkü bugün medya yansın haberlere bakarsak, Ukrayna işgalin sona erdirilmesi karşılığında Kırım üzerineki haklarından vazgeçmeye hazır gibi bazı haberler çıktı. Dezenformasyon olabilir, doğru olabilir, bilmiyoruz bunu reşitlilik. Siz Mustafa Bey’in söylediğinde katılıyor musunuz?
Tabii ki katılıyorum zaten Kırım’ın Rusya tarafından işgali ne Ukrayna tarafından ne de medeni dünya tarafından tanımadı. Türkiye’de dahil asla tanınmadı. Zaten tanınması demek ki uluslararası hukukun bitmesi manasına gelir.
Bunu Kırım’ın yerli halkı olan Kırım tatarlarını tanıması ise hiç söz konusu değil. Zaten 8 senelik Kırım’daki Rus hakimiyeti altında Kırım tatarları için çok açıkça cehenneme döndü.
Burada mesele şu Rusya hakimiyetinden çıkması Kırım’ın elbette ki bu önümüzdeki gelişmelerle son derece bağlı. Eğer bir mutlak Rusya zaferi olursa ki kesinlikle bunun böyle olacağına inanmıyorum.
Bu benim sadece duygularım değil hesaplamalarım yani tahminim de bu şekilde Kırım’ın da Kırım tatarlarını da felaketine yol açar. Şimdi burada bahsettiğiniz hususa gelince çok sistematik bir şekilde Ukrayna’nın hem dombası hem de Kırım’ı feda etmeye hazır olduğu propagandası özellikle yapılıyor.
Mesela son birkaç gün önce bilhassa Rusya kaynaklı ve Türkiye’de ve başka yerlerde açıkçası Rusya propagandasını sürdüren kaynaklarda Zelenski’nin teslimiyet işaretleri Kırım’ı feda etmeye hazırız ibareleri gibi haberler çıktı.
Halbuki Zelenski’nin o beyanatlarını okuduğunuzda aynen şöyle deniyor. Deniyor ki Kırım’dan dombaştan vazgeçmeyeceğimiz best bellidir diyor.
Ancak oradaki insanların geleceğini konuşabiliriz diyor. Yani şu anda ben de çok takip ettim ve bütün beyanatları gördüm. Gerek Zelenski’nin diğer yetkililerin böyle bir şey söz konusu bile değil. Zaten böyle bir durum şu anda Ukrayna’nın Kırım’daki en büyük destekçisi olan Kırım Tatarlarını karşısına alması olur. Hemen şunu söyleyeyim. Belarus sınırındaki ilk görüşmede Kırım Tatar temsilcisi de vardı. Rusya’nın Ömer Hoft’a vardı. Mustafa Kırımoğlu’nun Antalya forumunda Ukrayna’yı temsil ettiğini de unutmayalım. Zelenski onu tebrik etti. O da Zelenski’yi tebrik etti.
Zelenki Mustafa Bey için bunu söyledi. Yani Ukrayna tarafından kesildik de böyle bir şey yok. Yalnız bunun psikolojik hazırlığının yapıldığı kesin yani Rusya tarafından. Zaten harekatın başlamasından önce ortaya konulan şartlardan birisi ki aslında o şartlar biliyorsunuz. Ukrayna açıkçası yok ol denen şartlarda. Onu kabul etmesen de Ukrayna diye bir şey kalmazdı. Öncelikle Kırım’ın Dombas’ın Rusya tarafından fiilen Rusya aitliğinin tanımasıydı. Dombas’ın güya bağımsızlığının tanıması ama zaten Rusya’ya tanıması manasında.
Bu Ukrayna bunları kesinlikle tanımayacağını söyledi ve Ukrayna’da bunları kabul ettirmeniz hele şu anda mümkün değildir. Ben Yücel Hoca’nın dediğine de katılıyorum.
Pratik olarak Putin’in bu savaşı kazanması kesinlikle mümkün değil. Neden mümkün değil? Şu anda belki de kendisine en sempatik olabilecek unsurların yaşadığı Ukrayna’yı çünkü bir hayli sayıda etnik Rus olduğu gibi dil olarak Ruslaşmış unsur da çoktur. Şu anda kendisinden de Rusya’dan da en çok nefret eden ülke haline dönüştürdü. Ben sanırım bildiğimi sanıyorum oradaki ahalin psikolojisinin. Daha evvel kayıtsız olan unsurlar şu anda inanılmaz derecede Rusya düşmanı ve Ukrayna bağımsızlık taraftarı insanlar haliyle geldiler.
Yani taraftaları da kaybetti orada. Putin şunu yapabilir. Kesinlikle kaybetti. Birincisi askeri olarak zaten şu anda çıkmazdı. Askeri olarak kazanabileceğine dair hiçbir emare yok.
Fakat mesela sadece burada bir Afganistan, Irak gibi, Vietnam gibi batı atma almaktan bahsetmiyorum ki bu da söz konusu ama daha da önemlisi her yer dümdüz edilse bile Rusya’nın oraya bir milyon asker getirip de oraya hakim olması söz konusu olacak.
Neyi meşru gösterecek? Oradaki insanları neyi kabul ettirecek? Bugün Herson’a girdi. Herson’da şu hazırlıklar yapılıyor. Aynı Kırım’da yaptığı gibi. Nylon’dan bir referandum yapıp.
Herson’un, Herson vilayetinin Rusya’ya bağlanması teşebbüsü. Herson’da ahali elinde Ukrayna bayraklarıyla hatta Kırım Tatar bayraklarıyla sokağa sivil olarak çıkıyor. En ufak bir silah olmadan kendisinin tankların önünde Rusya defol diye bağırıyorlar. Hatta şu anda söyleyemeyeceğiniz başka sözlerle ifade ediyorlar. Duygularını. Yani bu halka siz ne yapabilirsiniz? Yani inlenen her bomba, öldürülen her insan ve onların geri kalan insanları ancak nefret getiriyor. Ve şu anda sosyal medya pek çok açıdan Putin’in menfaatine çalıştı. Trolleriyle ya da propaganda mekanizması ile, dezenformasyon mekanizmasıyla. Ama artık bunları tersten baktığınızda da ne Rusya içinde ne de Rusya’nın eski Sovet ülkelerinde bunu kıyamete kadar gizlemeniz mümkün değil.
Yani niye insanlar orada? Bugün bir rakama göre oradaki savaşan askerlerin her yedi askerden birisinin etnik Rus’u olduğu söyleniyor. Bu doğru olmasın, yarısı olsun. Geri kalanı Moğollar, Kazan Tatarları, sayısız Kafkasya halkları, başkaları. Bu insan orada kendisinden nefret eden insanlarla savaşıp canını vermek için hangi sebebi, hangi motivasyonu görecek? Haklı hiçbir sebebi yok. İki ülke savaşsa yani şimdi örnek versen başka mana çıkmazsa ama X ülkesi ile Y ülkesi falan çıkarından dolayı savaşsa her ikisi de vatanımız için savaşıyoruz diyecek. Burada bir bu savaşta birinin vatanı için savaştığı çok açık. Diğeri de sen olmayacaksın, ben senin tepende olacağım diyor. Ben şöyle söyleyeyim, itiraf edeyim yakın zamana kadar ben Avrupalıların pek çoğunun Putin’i anlamadığını çünkü Putin’in mantığının 19. yüzyıl mantığı olduğunu düşünüyordum. Şu anda düşünüyorum hata etmişim çünkü Putin’in mantığı aslında antik çağ mantığı yani Firavunlar devrinin eski Pers İmparatorluğu’nun devri.
Yani ben senin yok olmanı istiyorum ben güçlüyüm ve seni yok edeceğim mantığı. Bu hakikaten uygulama kabiliyeti olmayan bir düşünce ve şunu da söyleyeyim. Şimdi diğer yönde var. Gerek çağlıkta gerek Sovyetlerde muhakkak ki idareciler düş zaferleri içerideki yönetimlerini takviye etmek meşru göstermek için her zaman kullandılar. Ama bir şey daha söyleyeyim. Rusya aslında sadece despotların korkunç yuvanların, Stalinlerin büyük fiyatürlüğü’nün ülkesi değil. Aynı zamanda çok büyük aydınların ülkesi. Çok büyük humanistlerin insan, sever insanların demokrat insanların da ülkesi.
Yani o Tolstoy’un da ülkesi, Saharoff’un da ülkesi, Alexander Herzl’in de ülkesi. Yani bu bu şekilde bir idarenin kıyamete kadar söylemesi de mümkün değil.
Rusya sadece despot geleneğinin ülkesi değil ama yine söyleyelim bu despot gelenek maalesef 19. asırda da 20. asırda da 21. asırda da bu aslında insanlığın ortak serveti olan bu geleneği de ezen gelenek o ezen sistem oldu. Peki hocam teşekkür ediyorum. Biraz da tekrar İstanbul’a dönelim.
Hocam bu soruya geçmeden Hakan Hoca’ya sadece birkaç cümleyle katkı yapmak isterim. Yani bu savaş bir ezberi daha bozdu. Şimdi biz şöyle okuyorduk genelde basımdan, propaganda oluşturulan algış oydu. Efendim Dombas bölgesinde Rus’la şeyler,
Ukrayna ordusu Rus asıllıları etnik temizlik yapıyor. Hatta burada neonazi şeyleri filan var. Grupları var. Birinçli bir katliam yapıyorlar. Efendim bütün işte Harkiv’de, Mariopolda işte ve diğer Rusça konuşan halkların çoğunlukta olduğu işte bu doğu sınır bulağetlerinde.
Şimdi bu sıcak savaşlar şunu gösterdi. Hakan Hoca’nın da belirttiği gibi Rusya’ya karşı en sert direnişler buralarda oluyor. Bu çok müthiş bir şey. Ukrayna hakkındaki bilgilerimizi alt üst et. Yani mesela bunu Hakan Hoca hem Hakan Hoca hem de Kırmoğlu da bunu söyledi. Aynı şeyi söyledi. Ve biz de bunu görüyoruz şimdi. Yani gözlerimize de bunu görüyoruz, okuyoruz. Dolayısıyla Ukrayna’nın böyle neonazimiymiş, yok banderacılıkmış. Yok falan. Yöntemler için. Hatırlayın Amerika’da aynı şeyleri Irak için yapmıştı. İşte Irak’ta şu oluyor, Irak’ta bu oluyor. Evet evet. Kuveyt’te çocuklar öldürüldü. Hastaneler basıldı falan. Sonra hepsi yalan çekiyor. Ama bu algılık mekanizmalarında, propagandayı gerçekten ayırmak da bizlerin görevidir. Empeliyelizm en önemli şey. Bu dönemde eskiden de böyle ama şimdi iyiden iyiye bu propagandalar. Şeyi merak ediyorum şimdi.
Bu tartışmalı bölgeler. Volin, Lviv, Galicia, Kiev, Dombass. Buraların tarihi arkapler nedir yani? Rusya’nın bu kadar buralar üzerine ısrarlı olmasına arkası ne yatıyor? Şimdi şöyle. Rusya üç ana bölgeye ayrılabilir. Birisi Batı. Rusya mı dedim? Düzelttim. Uğrayna. Uğrayna üç ana bölgeye ayrılabilir. İşte Lviv, Galicia, Volinya bölgeleri. Buralar Polonya. Bu da Batı Uğrayna. Sınırı ve Batı Uğrayna. Merkezdeki Kiev, Ün-Kuzey bölgesinde. Orası zaten ortak bir merkezi alan. Bir de doğu sınırları.
Dombass. Eee işte Dombass’dır. Eee Dombass’ın biraz daha batı yakasındaki eee Zaporojide’dir. Mariopoldur. Bu bölgeler. Yani Dünyeper’in doğu yakası. Doğu yakası. Şimdi buraların arka planında işte Rus emperyalizminin tarihsel gelişimi yatıyor.
Yani eee yani şimdi biraz tarih eee okuması yapacak olsak şöyle bir resim çıkıyor ortaya. Eee Avrupa’nın işte tek imparatorluğu, Habsburg imparatorluğu eee 1683-1699’da Osmanlı Türk imparatorluğuyla bir ölüm kalım mücadelesi yaşadı.
Başkenti kuşatıldı Türkler tarafından. Eee hakikaten de Avrupa’nın eee yüreği ağzına gelmişti. Müthiş bir durumdu. Yani Rüya’na alınsaydı Türklerin nereye kadar gidebileceği tahmin edilemezdi. Farklı bir tarih başladı. Peki burada Rusya bu kutsal ittifaka girmedi. Türklere karşı Avusturya öncülüğünde, Papa’nın da öncülüğünde bir kutsal ittifak yapıldı.
Rusya buna girmedi. Müthiş bir diplomasi var. Ben de bunu hakikaten hep söylerim. Durdu bekledi kenarda. Türklerle Avusturya ve müttefiklerinin ortaya çıkaracakları gelişmeleri gözledi ve ona göre de pozisyonunu aldı. Ve aynen ikinci dünya savaşında Amerika’dan nasıl taviz kopardıysa bakın yani o Rüzvet’ten ve Turman’dan bütün Doğu Avrupa’nın patronu olma şeyini tavizini nasıl kopardıysa orada da aynısını yaptı.
1686’da Beşnü Mir’i yaptı Polonya’yla ve bütün Kiev dahil Dünyeper’in Doğu Yakası’nın tamamına hakim olma hakkı kazandı.
İşte bu Doğu Ukrayna’nın Rus… Yani bu İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşmuş bir istatikodiyosunuz. Yok. 1686’da ama İkinci Dünya Savaşı’nda da artık o zaten artık Doğu Ukrayna falan kalmadı. Polonya’yı aldı yani Oder Nehri’nin Doğu Yakası’nı bütün Doğu Avrupa’yı aldı aslında Rusya. Olağanüstü bir galibiyetti. Şimdi burada Doğu Ukrayna’nın yani Dünyeper’in Doğu’nun tarihi olarak Rusların egemenliğine girmesi söz konusu.
Yani Rusya orada oraya pençesini geçirdi ve orayı hiç bırakmadı. Ufak faslalar haricinde. Nedir ufak faslalar? İşte Brest-Litovsk dediğimiz işte o kısa dönem 1617-18 Rusların Bir Dünya Savaşı’ndan çekilmeleri.
Ondan sonra işte 1991 Rus, Sovyet dağılması filan falan bunun dışında hiç bırakmadı bu Doğu Ukrayna’daki egemenliğini. Ve tabi 1991’de son olarak Ukrayna’nın bağımsızlığına kavuşması ayrıca bütün Doğu Avrupa ülkelerinin bağımsız olması Rusya’yı hakikaten korkuya, paniğe sürükledi. Yani biz tarihsel alanında bir yok oluşmuyoruz, yaşıyoruz. En içerisinde sürükledi ve Rusya yeniden bir toparlanma şeyine girdi çabasına. Şimdi bu Doğu’ydu. Doğu Ukrayna, Batı Ukrayna’da, Lviv’de, Galicia’da ve o Volunya bölgelerinde Polonya sistemi geçerlidir.
Polonya Katolik reformasyona uğramış, Ünyat kilisesi var. Bu papaya bağlı. Ünyat kilisesi de hem ortodoks şeyini de temsil ediyor. Ortodoks Katolik’te. Ortodoks Katolik’te. Ve şimdi yani burada dönüşmüş bir Ukrayna da var. Asimile, yarı Asimile olmuş, batıllaşmış bir Ukrayna’dan bahsediyoruz.
Hakikaten Lviv’i niye bir batılı başkent, kültür başkenti konumundadır? Buradan geliyor. Polonya sistemi oraya çok nüfuz etti ama Polonya sistemi de doğrudan Avrupa sistemidir. Yani Batı Avrupa’nın o reform şeyi, ruhu Polonya’da son derece etkili olmuştur.
Ukrayna’daki bu bölgede, Batı Ukrayna’daki. Ama siz dediniz ki Doğu Avrupa modernleşemedi. Modernleşemedi. Ama Polonya da modernleşti. Polonya da modernleşti. Modernleşti. Onu Doğu Avrupa saymıyorsunuz Polonya’yı. Polonya’nın, tabii orada artık Batı Avrupa sistemine entegre oldu.
Entegre oldu. Polonya hakikaten, tabii ki tam bir Batı Avrupa ayarında bir modernleşme olmasa da, Polonya ona ciddi şekilde yaklaşmış bir ülke. Orada kapitalizm var. Orada reforma uğramış bir kilisenin reform ruhu var. Demokrasi bir kere var. Zaten Polonya’nın kendisi cumhuriyet.
Polonya’da da otokrasiye yakın bir durum var yani baktığınız zaman şu anda. Olayın otokrasi boyutu tamamen iki saniye. Rus Emperyal Sistemi’nin, Komünist dönemin bütün Balkanlar’da Doğu Avrupa’da yaratmış olduğu bir tarihsel bir şey o. Gerçekten durum.
Bu bir talihsizlik yani. Polonya diyelim ki Rus şeyine uğramasaydı, böyle olmazdı. Böyle olmazdı ben ona. Doğru. Öyle düşünüyorum. Peki hocam şimdi bir de tekrar Sayın Kırımlı’ya sormak istediğim iki tane mesele var. İki konu var hocam. İkisini de çok uzatmadan daha doğrusu uygun sürede uzatmadan özür dilerim çok doğru bir laf olmadı ama. Bir, şunu merak ediyorum. Kilisenin buradaki önemi ne? Yani, Ukrayna Kilisesi aslında Hristiyanlığı Karadeniz’in kuzeyine götüren kilise. Bugünkü önemi ne bunun? Çünkü Rusya, Ukrayna Kilisesi’nin tekrar İstanbul’daki Fenerpatrikhanesinden bağlanmasından duyduğu rahatsızlığı hiçbir zaman gizlemedi. Buraya kıymet veriyor. İki, şimdi herkes Amerika’da da Avrupa’da da deniyor ki kardeşim Amerika’da bir zayıf bir lider var. Eğer Trump olsaydı bu işler böyle olmazdı. Putin bunlara cesaret edemezdi. Trump bu işi engellerdi. Bu inanç doğru mu?
Şöyle söyleyeyim. Kilise derken, Ukrayna’da aslında birçok kilise var da iki ana kiliseden söz etmek lazım. Birisi Yücel Hoca’nın bahsettiği Uniyat Kilisesi.
Uniyat Kilisesi aslında Batı Ukrayna’da yani orası Lehistan Litvanyanın parçası iken kurdurulan bir kilise. Oradaki ortodoks nüfusu birazcık ehliyleştirmek için tabiri caizse Polonya’cısından kurdurulan bir kilise 1586’da. Bu ritüallerinde ortodoks fakat bağlılığında papaya bağlı bir kilise ve bu esasında ilginç bir şekilde her ne kadar Ukraynları lehleştirmek, katolikleştirmek için kurulsa da tarihin paradokslarından biri olarak Ukrayna Milliyetçiliğinin, Ukrayın Milliyetçiliğinin ana unsurunun etrafında teşekküle ettiği bilgi oldu. Ve zaten unutmayalım Batı Ukrayna birinci dünya harbinin sonuna kadar esasında Habsburg, Avusturya-Majeristan imparatorluğunun parçasıydı.
Lviv’in Almanca ismi Lemberg. Tabi daha öncesinde Polonya’nın Lvov’uydu. Birinci dünya harbinden sonra da Lvov olarak Polonya’da kaldı. Galicşehir ile birlikte.
Diğer kilise ise esasında Ukrayna bağımsız olduğunda 1917-18 döneminde Moskova’nın etkisinden kurtulmak üzere kurdurulan Ukrayna Otokefal Kilisesi. Daha o zamandan aslında bağımsız Ukrayna Cumhuriyeti, Ukrayna Demokratik Cumhuriyeti Osmanlı Devleti ile ilişki kurduğunda
Temel amaçlarından bir tanesi de İstanbul’daki Fenerpatrikhanesi’nin onun Otokefal sıfatının tanımasıydı. Fakat öyle bir dönemden geldi ki bağımsız Ukrayna bağımsızlığını o süreç içinde koruyamadı.
Defalarca işgal edildi. Osmanlı Devleti hemen Ekim 30 Ekim 1918’den sonra mütareke ile birlikte fiilen İngiltere ve diğer müttefiklerin işgali altına girdi.
Yani mütareke dönemi, adı üstünde o döneme geçildi. Fenerpatrikhanesi o sırada açıkta kaldı. Hatta Bursa Metropoliti Demetrius geçici patrik olarak patrikvekili olarak bulunuyor. O da Yunanistan taraftarıydı. Osmanlı Devleti ile arası iyiydi vesaire. Bu o zaman gerçekleşemedim. Ukrayna bağımsızlığından sonra 91’deki ikinci bağımsızlıktan sonra özellikle 2000’li yıllarda Moskova’nın bilhassa Kırım’ı yutması, Dombassı’da aslında fiilen yutması neticesinde bu oto kefalik meselesini tanımasına büyük ağırlık verildi. Yanılmıyorsam 2-3 sene önce de Tomos verilerek Fenerpatrikhanesi tarafından bu oto kefalik tanındı.
Buna Moskova şiddetle karşı çıktı. Çünkü bu Ukrayna üzerindeki otoritesinin kalkmasıydı. Yani aslında bu şimdiye kadar söylediklerimizden hiçbir farkı yok. Moskova ekonomik olarak, siyasi olarak, dini olarak hiçbir şekilde kendisinden uzaklaşılmasını istemediği için karşı çıktı. Bugün için de bu durum bu. İkinci sorunuz neydi Fatih Bey özür dilerim. Trump. Trump olsaydı. Ha Trump. Trump meselesi, tabi bu mesele olmazdı açık söyleyeyim. Trump olsaydı şu anda Putin elini kolunu sallayarak pek çok işi yapıyor olurdu.
Niye Trump’tan? Trump’ın orada bulunduğu 5 sene unutmayalım. Trump ucu ucuna ucu ucuna iktidara gelmiş. Arkasında Rusya’nın oyunları olduğu zaten senelerdir bahsedilen bir adam ve Trump’ın bulunduğu süre içinde bir tek kere bunu altını çizerek söylüyorum. Bir tek kere Putin aleyhinde tek bir konuşması yoktur.
Bütün ailesinin Trump’ın ailesinin oğlu dahil, Trump Junior dahil bütün çevresinin hepsinin Moskova’yla Düp’e dost doğru bağlantıları vardı. Aynı Schröderler gibi, Sarkoziler gibi, diğerleri gibi. Yani aslında göbekten bağlanan adamlar içinde bizatihi Trump çevresi de vardı.
Yani bu açıdan baktığınızda Trump’ın orada olması da Putin dünyada herkesten çok isterdi. Yani Trump’ın değil karşı çıkması, cesaret edememesi falan tam tersini bunu büyük bir rahatlıkla yapardı. Trump zamanında tekrar ediyorum bir tek cümlesi yoktur Putin aleyhine söylenmiş olan Trump’ın. O bakımdan bu tam manasıyla Amerika’daki Trump taraflarının boş lafı ya da Rusya’daki propagandalarından birisi.
Peki hocam bir şey merak ediyorum ben şimdi. Şu bağımsız döneminde yani 91’le bu kadar aslında Ukrayna çeşitli çalkantılar yaşadı. Rusyalar, batıyalar, silikast girişimleri oldu.
İşte bir Ukrayna Devlet Başkanı Ruslar tabi da zehirlendi adamın hayatı kaydı falan bir sürü olay oldu. 2014 yılı Ukrayna’sından çok ilginç bir dönemdi. Hatırlayacaksınız işte Ukrayna’da neredeyse bir yerel isyan başlamıştı. Ve o günlerde Ukrayna çok daha bir dış müdahaleye açık haldeydi. Putin niye o zaman bir şey yapmadı, bugünü bekledi? O zaman yaptı 2014’te Kırım’ı aldı. Kırım’ı aldı. Ondan sonra Gürcistan’ı yüzeye getirdi. Yoksa önce miydi o Gürcistan? Gürcistan da haliyle 2008 Gürcistan. 2008 Gürcistan.
Putin aslında işleri süreye koymuştu. Ve şimdi Ukrayna konusu burada Zelenski’nin NATO’ya girmesi gerçekten çok önemli bir hamleydi. Ama giremedi.
Giremedi. Yani şimdi Gürcistan, mesela Kazakistan’da yapılanları da unutmamak lazım. O da artık çok teşhis edilmiş bir şey. Yani kendi adamları, kendi iktidarını oraya getirdi. Orayı da sağlama aldı. Ve şimdi Ukrayna’ya giriyor. Yani hepsini bir arada yapması da zaten akla mantığa aykırı. Yani Putin aslında kendi planını, agendasını uygulamaya devam ediyor.
Yani diyelim ki şimdi Ukrayna’yı almış olsaydı hemen tutup da Polonya’yı alması gerekmezdi. E biraz sindirecek, biraz dünya kamuoyunu yetiştirecek. Ondan sonra biraz sonra Polonya’ya girecek, Romanya’ya girecek. Yani onun kendi gündemi devam edecek. Devam ediyor. O gündemini hiç değiştirmiyor. Dış etkenlere bakmıyor. Oradan oğluna bakmıyor. Kendi gücüne göre gidiliyor.
Tabii tabii. Yani bu açıdan yani Rusya’nın şimdi bu şekilde devam etmesine müsaade etmek aslında Amerika’nın bir diğer Avrupa’nın kendi varlığını da tamamen tehlikeye sokması anlamına geliyor.
Yani bundan sonrası artık Putin’in Avrupa’yı tehdit ettiği yeni bir aşamaya doğru geçilecektir. Putin bence ilerleyebileceği yere kadar ilerlemiştir. Daha fazla sınavı sürdü. Bundan sonrası yok yani. Yoktur. Yani siz hocama katılmıyorsunuz Putin’in durdurulmalı, dört ay ilerler lafına katılıyor. Durdurulmalı. Ona katılıyorum Hakan Bey. Yani be durdurulmuş. Ama Hakan Hoca diyor ki daha da ilerler diyor. Yani durdurulmuştur çünkü. Onu diyorum ben. Putin şu anda durdurulmazsa ilerler diyor.
Durdurulmazsa ilerler diyor. Ben de ona katılıyorum. Ama durdurulmuştur. Yani şu anda bakmayın Amerika benim kanaatime göre İngiltere ve diğer Almanya işin içindedirler benim kanaatime göre. Rusya’yı durduran da aslında burada daha önceden yapıldığı anlaşılan bir tahkimattır. NATO buraya çok ciddi bir tahkimat yapmış. E Ukrayna aslında tek başınayım diyor ama bence değil. Amerika ikide bir ben buraya silah şey pardon sıcak savaşa girmeyeceğim diyor. E benim kanaatime göre şu anda orada sıcak savaşın bir bir boyutu yaşanıyor. NATO orada aslında müdahil bir konu. Mühimmatlarını yollamış belki askerleri var bir kısım orada. Yani orada bir NATO aslında işin içindedir. Ama Amerika ikide bir ben buraya asker göndermeyeceğim sokmayacağım ama savaşı yapmayacağım. Bunları sırf bir makyajlama olarak yapıyor. Yani Putin’i çıldırtıyor yani aslında orada yani işin içindeler hepsi. Peki bir şey söyleyeceğim burada sorun Putin mi yoksa Rus mantığı etesi mi? Putin olmazsa da bu işler olmaz mıydı? Rusya bu yola girmez miydi? Ben Putin’in kendi aklıyla hareket etmediğini Rus devlet aklıyla hareket ettiğini Rus devletinde tarihte hiçbir devlette görülmeyen bir süreklik olduğu görüyorum. Putin olmasa başka birisi olacak. Yani medvedev olsaydı aynı şey olur muydu sizce?
Yani tabi onu net olarak kesin olarak bilemeyiz. Belki de medvedev belki olmazdı ama medvedevi pas işledi. Yine yapacak birini getirirlerdi. Hakan hocam sizin görüşe katılıyor musunuz? Kısmen şöyle bu bahsettiğimiz görüşlerdir. Şöyle geldiğimiz üzere çağlıktan beri devam eden klasik Rus Emperyal Şöven Rusya düşüncesi. Rusya devletinin yüceliği fikrinden hareketle ve buna kimsenin karşı çıkamadığı ön kabulinden hareket ediyor. Yalnız Putin’in özel bir durumu var. Putin iktidara gelirken çok önemli bir şey kendisi de bir KGB’ciydi. Eski KGB’ci lafını özellikle kullanmıyorum. KGB’cinin eskisi olmaz.
Hani Celal Bayer’in eski iddiaççı olmaz diye fikri gibi ve kendi tamamen eski KGB’cilerden ya da KGB’cilerden oluşan kendi kadrosuyla geldi. Eski oligarhları dümdüz etti. Yeni oligarhları getirdi. Eski oligarhlardan da ancak ehliyleşenleri varlığına sürdürmelerine izin vermiş. Fodor Kosyayı aldı götürdü hemen. Hiç bunlardan istisnai olanlardan bir tanesi. Yani o bakımdan bahsederseniz bakarsak sadece Putin’e ait görüşler değil bunlar. Zaten değildi. Bir diğer hani yerine göre bazı şeyler daha açık bağırttırılan jirinoskileri ya da filozof diye takdim edilen duginleri falan ayrıca bahsedebiliriz. Yalnız burada şu var. Putin her ne kadar bu ekiple geldiyse de ve hala bu ekip baştaysa da Putin, Putin’in şahsı çok açık bir şekilde bunların içinde tamamen sivrildi. İç durumunu bilmiyoruz. Burada spekülasyon yapmak bence mantıksız olur. Orada olanları birebir görmedikçe ama bu zihniyetteki insanlar olursa Putin ya da diğeri tabii ki devam eder. Medvedev’e gelince görünüşe bakılırsa Medvedev sadece orada Putin’in bir kuklası yerine göre kullanılan bir insan çok önemli bir figür değil. Ama tekrar ediyorum. Şunu demek de hakikaten Rusya’ya da daha doğrusu herhangi bir ülkeye haksızlık olur. Yani sürekli bu insanlar bu gibi despotlar tarafından, diktatörler tarafından, emperyalist adamlar tarafından yönetilecek.
Tekrar diyorum Rusya’nın tarihi yani Rusya insanı sadece bunlardan ibaret değil. Bu haksızlık olur ama bu mantıktaki insanlar kalırsa başka netice görülebilmesi de kesinlikle mümkün değil. Bir şey söylemek isterim burada bilmiyorum vakit olur mu fırsat var mı? Buyurun buyurun.
Uyku 2014’den bahsederken 2014’de 2014 öncesinde Rusya, Ukraine üzerinde iki şeye çok büyük ehemmiyet sarf etmişti. Aslında Putin öncesinden itibaren bir Kırım’daki Sevastopol’deki yani bunun Türkçe Kırım Tatarca ismini söylersek
Akya’daki Rus Karadeniz filosunun ne pahasına olursa olsun orada durmasını sağlamak. Ukraine’nin idareleri ister Rusya’nın kuklaları olsun isterse tamamen bağımsızlık taraftar insanlardan olsun ne pahasına olursa olsun bunu uzatmayı bir vazife bildiler.
Bu Kuçma zamanında da uzatıldı hele hele Yanukovic geldiği zaman ikinci gelişinde ilk kişi geldiğinden bir hafta geçmeden 2047’ye kadar bu Karadeniz Rus filosunun oradaki varlığını uzattı. Uzattı söyleyeyim mi? Bunun manası şu orada tam 40.000 asker bulunuyordu. Yanukovic zamanında ise yani tam bir Rusya kuklası durumunda olan Yanukovic’in ki aynı zamanda da Ukraine tarihinin gelmiş geçmiş en yolsuz idaresidir. Onun yolsuzluk müzesini tabi şu anda gezemezsiniz ama serbestlik olsa gezmenizi isterdim Kiev yakınlarında Arap şehirlerini kıskandıracak ölçüdedir.
Şimdi burada Ukrayna ordusu yani Türkiye’nin üçte ikisi büyüklüğündeki 44 milyonluk Ukrayna’nın ordusu muharap unsur olarak 5.000 kişiye düşürüldü. İnanılır gibi değil. Yani şimdi 40.000 ordusu filan ortadan kaldırıldı. Hocam. Ukrayna istihbarat servisi olan Hesbe’ o boşaltıldı. Hocam iki cümle diye size bir dönmüştüm reklam arası vermeye verecektim.
İzin verirsin şu reklamları bir halledeyim sonra devam ederim. Hakan hocam çok özür dilerim lafınızı kesmiştim. Buyurun kaldığımız yere devam ederim. Estağfurullah.
Yanukovic iktidarı zamanında dediğim gibi Ukrayna ordusu adeta yok mesabesine getirildi. Ukrayna istihbarat servisi Hesbe’ o fsb’nin yani Rusya istihbarat servisinin KGB’nin şimdiki isminin adeta Ukrayna şubesi haline getirildi. Ukrayna özel kuvvetleri dahi tamamıyla Rusya’ya Rusya tarafından adeta idare edilen hale geldi.
Ukrayna dışişleri her şey yani en önemli organları adeta bir Rusya’nın şubesi haline geldi. Veyalet oldu Ukrayna bir anlamı. Yanukovic iktida tabii ki yani esasında Yanukovic idaresinde Ukrayna bugünkü Belarus’tan bile daha ziyade Rusya’ya muti bir hale gelmekteydi.
Avrupa Birliği ile NATO ile ilişkilerini adeta koparmıştı. Öyle Avrupa Birliği’ne yakınlaşma politikasından vazgeçeceğini ilan etmişti. İşte tam o sırada Yanukovic’e karşı halk ayaklanması başladı. Bu Rusya’da çok büyük panik yarattı Putin’de. Yani Ukrayna’nın batıya yanaşması orayı yutması imkanının ortadan kalkacağını gösteriyordu.
İşte o zaman harekete geçti. Esasında Kırım’ı yutarken gerçi Kırım’ı yutabilmek için Putin’in çok daha evvelsine giden planları ve hazırlıkları vardı. Mesela Kırım’daki mahalli idare Ukrayna zamanında da bütün yöneticiler itibariyle tamamen Ruslardan oluşuyordu.
Ve bunlar aslında Kiev’den çok Moskova’ya bakıyorlardı. Bunun pek çok örneği var gerekirse söyleriz. Ben size küçük bir örnek vereyim. Şu anda Kırım’daki idareciler yani hayatta olanları itibariyle, emekli olmayanları itibariyle esasında Ukrayna zamanında kim varsa Rus olarak şu anda yine onlar Kırım’da idare eder. Çünkü onlar o zaman da şimdi de gene Rusya’ya bağlıydılar.
Bu durumu çok açık olarak gösterir. Kırım’da 90’lı yıllarda özellikle de 2000’li yıllarda her türlü paramiliter grup besleniyordu. Yani sadece Akyağrdaki Sevastopol’deki koskoca Rusya ordusu değil 40 bin kişilik aynı zamanda içinde paramiliter güçlerde hazırlanıyordu.
Mesela Kırım kazakları diye apaçık silahlı eğitim güre silahlı eğitim gören gruplar vardı. Tarihte hiçbir zaman Kırım kazakları diye bir grup yoktu. Ama bu yaratılmıştı. Yani altyapı hazırlanıyordu her bakımdan. İşte bu hazırlıklar varken Yanukovic’in düşürülmesi hadisesinde Putin düğmeye bastı. Esasında o zaman birtakım teröristleri de görüyoruz. Onlar da bu kadar kolay olacağını düşünmüyorlardı.
Yani Akyağrdaki Rus birlikleri Kırım’ın baş şehri olan Akmeççi’de ellerinin kollarını sallayarak yürüdüler. Sadece silahsız Kırım tatarları vardı buna karşı çıkan. Kırım parlamentosunu bastılar. Tepeste Rusya bayrağını çektiler. Esasında hemen Rusya tarafından yutulabileceğini düşünmüyorlardı. Yani en azından Batı’nın tepkisini gözünde bulunduruyorlardı. Fakat Batı’da öylesinde bir tepkisizlik oldu ki. Özellikle Obama Amerika’sında hiç uzatmadan hesapları ki önce dünya Kırım’ı bağımsız yapacaklar. Rus bağımsızlığında. Ondan sonra yavaşça sindirerek Rusya’yı birleştirecekler. Hani bu Donbass modeli gibi. Ama Batı’nın tepkisinin çok basit protestolardan öteye geçmemesi cesaret verdi. Aslında görülmüş bir şey değil. Bir başka ülkenin topraklarını işgal ediyorsunuz ve onları yuttuğunuzu ilan ediyorsunuz. Bu hakikaten çok büyük tepkiyi beklemeniz gereken bir hareket ama olmadı. Mesela Obama’nın o zamanki beyanatları şu kulağımda. Anne seseri mu demişti. Yani gereksiz bir hareket. Hani olmasa daha iyi olur gibisinden. Ve yaptırım diye koydukları şeyler esasına bakacak olursak son derece gülünç zerre kadar Moskova’yı etkilemeyecek hareketlerdi. Ve hemen tamamen sahte bir referandumla dünya Kırım’ın Rusya’ya bağlandığını ilan ettiler.
Dış dünyanı bunu tanımadık demesi bir şey ifade etmedi çünkü tanımadılar ama hiçbir şey de yapmadılar açıkçası. Donbass meselesine gelince Donbass’ı aslında başlangıçta Kırım’a karşı pazarlık olarak kullandılar. Yani bunu hemen ihak etmemelerinin sebebi oydu. Yani Kırım’ı yuttuğunuzu kabul edin ama Donbass’ı yutmayalım. Yutmamış olalım. İşte güya muhtariyet verilsin. Öyle idare edin ki o muhtariyette aslında fiili Rusya idaresi olacaktı.
Ondan sonra artık spor tabiriyle önümüzdeki maçlara bakalım olacaktı. Bir çoğu bu bakımdan plan yürüdü ama Kırım’ı bu kadar batının ve dış dünyanın tepkisiz şekilde yutabilmesi muhakkak ki Putin’e çok büyük cesaret verdi. Bu bakımdan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerine ben yüzde üç katılıyorum.
Yani Kırım’a gereken tepki verirseydik bu olmaz diye. Kesinlikle en azından bu şekilde olmazdı. Bu son durumda da düşündük ki özellikle Ukrayna’nın doğusunda Kırım’da olduğu gibi ellerini kollarını sallayarak Rus tankları yürüyecekler. İnsanlar onları hatta önceden hazırlanmış insanlar Rusya bayraklarıyla karşılayacaklar.
Sağda soldaki direnişçiler de kolayca bastırılacak. Kiev’e iki günde girilecek. Zaten propagandayı da öyle yaptılar. Fatih Bey dikkatinizi çekerim. Öyle bir propaganda yapıldı ki Rusya işgalinin ikinci gününde Türkiye’de çıkan gazetelerinde hepsinin başlıklarına bakın.
Yardımcılardakilerde de Rus ordusu Kiev’e girdi diye yazıyor. Bile girmedi. Ama psikolojik olarak bu hazırlanmıştı. Güya orada Yanukovic tipi bir adam paraşütle indirilecek. Öyle birisiyle artık Ukrayna’yı filan yok gösterecek. Anlaşmaları imzalanacak. Ukrayna’nın meşru yönetimi budur denecek.
Diğerleri gerekirse terörist ilan edilecek ve Ukrayna’da kafesine sokuluş olacak. Hesap buydu. Ama böyle olmadı. Peki şu anda savaşı kazanmıyor mu Putin? İlerlemiyor mu? Durdu mu hakikaten? Çünkü Kimya Haberleri’ne göre artık kan meselesi.
Şu var. Askeri olarak burada bir başarısızlık olduğu kesin. Yani birkaç gün içinde olacak denen harekatın 20. gününe neredeyse gireceğiz.
Belli bir ilerlemesi tabii ki var. Fakat muazzam bir direniş var. Kimsenin beklemediği bir direniş var ve belli yerlere girebilmesi ya imkansız ya çok zor. Bunun için hiçbir insani kaygı gözetilmeksizin tam Grozny’de, Halep’te, İglib’te, diğer yerlerde olduğu gibi son derece insatsız bir bombardımana girişiliyor.
Yani oradaki insanları tükenmeye itmek, çaresizliğe itmek, tam bir yıpratma savaşına girmek. Yalnız tekrar ediyorum. Muhtemel görmemekle birlikte Kiev’i ya da Harkiv’i diğerlerine yerle bir ederek girilse bile mesela sadece girmek değil ki.
Bu girdiğiniz yere nasıl hakim olacaksınız? Yani Afganistan, Irak örneklerini düşünün. Kaldı ki, Ukraine, Afganistan örneğinden, Irak örneğinden çok çok çok daha ileride. Orada elinde kalaştikof olan çıplak ayaklı savaşçılara karşı değilsiniz. Devlet geleneği olan ve gerçekten yekpare bir halkla karşı karşıyasınız.
Batı’nın desteğine gelince şu anda sınırlı, gerçekten de Zelenski’nin adeta çaresizlik içinde bize gökyüzünü kapatın demesi bundan gökyüze açık ve her türlü bombaya açıklar.
Ama Batı’dan en azından kara silahlarının belli bir ölçüde gireceği, girmekte olduğu belli. Ne ölçüde istenen etki gösterir ki o silahlarla ya da silahsız onlar olmasa bile Putin’in oraya hakim olmasını söylediğim manada imkansız görüyorum.
Tekrar diyorum ki keyfi bir Berlin haline getirseniz bile ikinci dünya arbındaki hakim olmanız mümkün olmaz. Yani bu saatten sonra Yanukovici’ye de benzer bir adamı getirip Ukraine’ın temsilcisi budur derseniz bunu kabul ettirecek bir kişi bulamazsınız. Peki hocam teşekkür ediyorum. Müthiş hocam, yinekleriniz bir şey var mı? Özellikle kilise mevzunda siz aynı kanaatte misiniz?
Şimdi bayağı konuşulmaya başladı. Ortodoks kilisesi, bizim İstanbul Patrikhanesi, bu Kiev, Moskova Metropolitliği, bunların hem Ukraine hem Moskova Rus sisteminde, tarihinde ki önemi Rus egemenlik telakisinde bu ortodoks inancının rolü.
Bunların üzerinde biraz konuşmak isterim. Buyrun hocam. Yarım saat yirmi dakikamız var.
Şimdi önce geçen programımızda belirttiğimiz gibi Rus kilisesinin anası Kiev kilisesi. Yani bu meşhur mağara manastırı deniliyor buna. İlk otosefal yani şeyden İstanbul’dan, Kostantinopoldan yetki almış. Otosefal yani otonom olma hakkı kazanmış kilisedir. Henüz daha Moskova kilisesi yoktur ortada. Fakat Moğol istilasıyla birlikte burada yine belirtmiştik bir kesinti oldu Kiev o dağında.
Burada Suzdal, Novgorod kuzey sahasına taşındı bu kilise. Ama Kiev kilisesi de yine varlığını sürdürdü. Ama artık Moskova’ya doğru bir kayma başladık kilisede.
Fakat asıl ortaloks kilisesinin tarihinde çok ciddi değişim bin dört yüz elli üçte oldu. Yani bu İstanbul fethiyle fethedilmesiyle birlikte İstanbul patriği muhtemelen şu düşünceyle artık bizim burada sonumuz gelebilir.
Ortaloks kilisesi tarihe karışabilir. Bunun devam etmesini sağlayacak tek şey artık Moskova olabilir gibi bir düşünceye kapılmış olmalıdır. Bu benim yorumumdur. Ve burada artık Moskova patrikliği biraz daha ön plana geçti. Tabii bu Kiev’in iyice gerilemesinde şeyinde bu Polonya, Litvanya egemenliğinin de çok önemli bir rolü oldu. Ve 1589’da Moskova metropolitliği otosefal yetkisini aldı. Statüsünü aldı. Bu arada tam da Brest birliğiyle 1596’da yine işte bu üniyet dediğimiz şey,
Ukrayna’da Katolikleştirme şeyine başladı. Ve buna tepki olarak bir Kazak, Ukrayna bağımsızlık hareketi meydana geldi. Meşhur Bodan Heministiki falan, işte Ukrayna itilali bağımsızlık hareketi.
Fakat başarıya ulaşamayacağını görünce de Rusya’ya doğru 1654’de bir Rusya koruması talep etti ve Rusya da onu himayese altına aldı.
Şimdi 1686’da ise, Kiev metropolitliği doğrudan Moskova metropolitliğine bağlandı. Bu 1686 yine hep bahsettiğimiz bu ebedi barış dediğimiz Moskova ile Polonya arasında yapılan çok önemli bir anlaşmalıdır.
Yani Polonya’nın sonunu hazırlayan bir şeydir. Büyük Rusya’nın ortaya çıkışını sağlayan bence temel anlaşmalıdır.
Yani Moskova metropolitliği artık Rusların temel kilisesi haline gelmiştir. Kiev doğrudan Moskova’ya bağlanmıştır. Yani tarihsel bir kırılmadır bu. En azından iki tane kilise vardı. Biri Kiev, biri Rus.
Biri Rus bölünmüştü. Tek el olarak Rus devletinin vücuduna eklenilenecek. Büyük Rusya, büyük kilise şekline geldi. Bütün Rusların lideri Petro. İşte Petro zamanından bahsediyoruz. Bu dönem Petro’dur. Büyük Petro dedikleri.
Ve şimdi burada tabii Doğu Avrupa’da Moskova Rusya’sının ortodoks kilisesini kendi devlet ideolojisinin tam da beyni haline getirmesi gibi bir durumdan söylüyoruz. Yani Rus, panslavizmi, Rus milliyetçiliği eşittir ortodoks inancı. O zaman şunlar mümkün mü? Bu kilisedirin ayrılması aslında Putin’in hiç istemediği bir şey. Çünkü gücü kırmış oluyor. 1600’lerde 1700’ün başında oluşmuş bir gücü kırıyor.
Kırıyor ama onu bağlıyor. Bakın Kiev’i kendisine bağladı. Bakın kiliseyi, Kiev metropolitliğini, Kiev kilisesini. Hayır ben bugünkü durumdan bahsediyorum. Bugünkü, bugün ise durum çok farklı. Yani o geçmişteki durumdan çok farklı.
Orada yeni bir tarihsel süreç yaşandı. Şimdi Rusya’da Rus kilisesinin hakimiyeti Moskova’ya geçiyor ama şimdi şeyde ne oluyor? Bizim İstanbul Patrikhanesi ve ona bağlı olan diğer kiliselerin durumu nedir?
Şimdi burada İstanbul asıl patron yani ekümenik güze sahibi olan kilise İstanbul kilisesidir. Hem Moskova kilisesine hükmeder hem… Ama bunu Rusya kabul etmiyor. İşte bakın burada yani kilise konusunda anlamamız gereken püf noktası burası. Şu andaki kafa bilgi kargaşasının temelinde de bu yatıyor. Biz hakikaten İstanbul Ortodoks Patrikhanesi’ni tam olarak bu modernleşme sürecinde geçirmiş olduğu değişimleri bilmiyoruz. Burayı ben biraz şöyle bir iki dakika daha bana müsaade ederseniz. Buyurun hocam.
Burayı ben değerlendirmek istiyorum. Özellikle Balkanlardaki uluslaşma hareketleri İstanbul’daki patrikhaneye karşı çok ciddi şey getirdi. Muhalefet ekledi. Yani Bulgar…
Bulgarlar, hatta Yunanların kendileri. Bakın yani İstanbul Patrikhanesi şu andaki Yunanistan’daki Yunan kilisesiyle anlaşamaz ve kesinlikle birbirine muhaliftirler. Ama Yunanlar hep buraya geliyorlar.
O göstermeliktir. Kol kırılır yerin içinde. O bir vitrindir. Belki de Amerika’nın tezgahıdır. Şu anda bizim İstanbul Patrikhanesi’nin tek bir sahibi vardır. O da Amerika’dır.
En büyük düşmanı Rusya’dır. Bakın. En büyük düşmanı Rusya’dır. Neden? Çünkü yani bu İstanbul Patrikhanesi, işte 1991’de Kiev Patrikhanesi’nin kendisine bağlı olmasını ve otosefal bir karakter, yani otonom bir karakter taşıdığını ilan etti.
Bu işte o büyük Rusya’nın, o büyük Rus kilisesinin Moskova egemenliğinden çıkması anlamına geliyordu. İstanbul’a bağladı. Şimdi İstanbul kilisesini zaten biz çok tehlikeli görüyoruz. Hakikaten kontrol edemeyeceğimiz bir alandır burası zaten. Türkiye açısından çok tehlikelidir. Yani bir patlamaya hazır bomba olabilir. Biz bunu nasıl kontrol edebiliriz?
Yani bir Fatih Sultan Mehmet dönemindeki Osmanlı, Türk İmparatorluğu olsa ben kesinlikle bu patriyeye sahip çıkmamızı, bunun ekümenik gücünü bütün orta doksal üzerinde kullanmasını, Türk İmparatorluğu’nun bütün Balkanlar’a filan, pansulavi halklara hepsine yayılmasını sağlayacak bir araç olarak görürüm. Ama bugün? Bugün işte bizi parçalar. Devletimizin yapısını darmadağın eder. Bugün Ulus Devleti olma özelliğimizi de, ee, sorgularını getirdik. Yollayalım burada. Vallahi bunun tartışılması lazım. Ben bu konulunda uzmanı da değilim. Ama bu İstanbul kilisesinin şu anda sahibi yok. Buna biz sahip çıkalım bence. Ama bunu kendi sınırları içinde kalmasını da sağlayalım. Birazcık istifade edebiliriz. Yani o konuda bir sakınca yoktur. Yani bu ekümenik gücünü mesela. Ama ekümenik değil de Türkiye’de milletin türlüye diken diken oluyor.
İşte ama hakikaten de yani öyle yani devlet içinde devlet konumuna getirir bunu. Dolayısıyla bu açıdan bakılması lazım. Rusya’nın özellikle bu bin dokuz yüz on pardon iki bin on sekizde iki bin on sekizde İstanbul Patrikhanesi’nin Kiev kilisesine otonomi vermesi Rusya’yı en çok çok rahatsız eden konular arasındadır.
Yani bu konuda şimdilik bunlar söylenebilir. Evet. Peki hocam bir şey daha soracağım. Şimdi buraya da onu da not almıştım ama bulabilirsem notlarım arasında nereye koydum diye aranıyorum. Bir şey gibi çekmişim çünkü. Bazen böyle insan şaşırıyor işte.
Beynim durdu vallahi bazen duruyor. Geç saate kalınca bu saate programma unutumda onları elde. Şunu merak ediyorum şimdi siz hep bu Doğu-Batı vurgusu yapıyorsunuz. Bu çatışma Doğu-Batı çatışması diye algılanabilir mi?
Çünkü bir yandan Çin başka bir tavırı. Yani bu dünyanın eksen değiştirmesi dönemi mi geliyor yine? Bu tarafa mı kayıyor? Bu onun bir parçası mı? Evet. Yani Asya toplumları ile Batı toplumları, Şarkide, Garp arasında bir hesaplaşma, yeni bir hesaplaşma mı bu? Yoksa o kadar önemli değil mi?
Bence asıl çatışma tarihsel devinim bu noktada cereyan ediyor. Yani bu bir Doğu-Batı meselesidir ama burada değerler, değerlerin modernleşmesi,
yeni dünya düzeni, dünya sistemi dediğimiz sistem nedir? Bunlar tartışılabilir ama özellikle bu sanayi devriminin dünyaya tam yeni bir yaşama biçimi getirmesinden itibaren ki
bunun da öznesi Batı’dır, Batı Avrupa’dır. Bunda tartışılacak bir şey yoktur. Ve Doğu’nun henüz bu yeni toplum noktasına gelmesi söz konusu olmadığından,
yine bu Doğu ve Batı eksenli bir ayrışmadır bu. Bunu böyle düşünüyorum. Yani demokrasiler… Demokrasiler ve demokrasi olmayanlar arasındaki bir şey. Türkiye’de ne demokrasi ne demokrasiyle olduğu için tam arada mı kaldı bu durumda? Şimdi ben Türkiye’yi ben hiç şahsen, Türkiye’nin arka planının çok da zayıf olmadığı için… Temeli sağlam. Yani mesela bir tanzimat tecrübemiz var bizim. Meşrutiyet tecrübelerimiz var. Pek bunu bir Türk modernleşmesi var. Bunu pek hatırımıza getirmiyoruz.
Yani sadece işte yine Osmanlı imparatorluğu bir padişah falan gibi görür. Öyle değil. Yani biz 1656’tan itibaren başbakanlık neredeyse parlamentersiz yani bir hükümet sistemine yakın bir uygulamaya geçiyoruz köpürlerle birlikte.
Adım adım hükümetler var yani. Ve tanzimat modernleşmesiyle birlikte. Biz Batı Batı Avrupa’ya etkiliyoruz. Biz Batı tarzı bir modernleşmeye başlamıştık diyoruz. Bu da hasalanacak bir şey değildir. Ve aslında Rusya’da da modernleşme oldu. Hakan Bey’in bahsettiği gibi. Ama Rus modernleşmesi ulus devlet noktasına evrilemedi. Rusya’da eski imparatorluk kökleri, bu hegemonyacılık yine bir despotik bir karakterde devam etti.
Yani Rusya’ya bir atatürk çıkaramadı. Yani çıkaramadı. Bir de yani Rusya’daki bu sosyal yapı buna uygun değildi. Bizim sosyal yapımız buna uygundu. Yani toplumsal bir uygunluk söz konusuydu.
Yani diğer yandan Rusya’da Hakan Bey’in dediği gibi çok büyük yani hümanistler var. Tolstoy var, Dostoyevski var, Gorki var, şu var, bu var. Fakat yani baktığımız zaman bu büyük insanların aslında bize söylediği bir şey de var. Onlar da bu Rus despotizminin yaratmış olduğu büyük trajediyeleri dile getiriyorlar. Yani orada mutluluk yok yani. Yani Dostoyevski’de biz cinneti görüyoruz. Suç ve ceza da bir bakın adam öldürmeyi meşru hale getiren bir Dostoyevski var.
Öyle değil mi? O Pavel birisini öldürmüştü. Aslında şeydi haklıydı değil mi? Batıda böyle bir şey görebilir misiniz? Yani bir Balzak’ta ya da Stendhal’da veyahutta Fluvert’te böyle bir bakış açısı görebilir misiniz?
Ama Rus bakış açısı tabi. O Rus bakış açısı, o despotizme karşı bir çıkış yolu arayan bir bunalımlı bir toplum var. Tolstoy da ben aslında o Kafkasya halkları içerisinde çok vakti vaktini orada geçirmiş, orada yaşamış, o halkların trajediyesine ortak olmuş büyük bir hümanist olarak görüyorum. Ve bu da yine bir Rus devletine karşı uyanmış büyük bir insanlık bilinci olarak görüyorum ve çok saygı duyuyorum. Çok değer veriyorum onlara da tabi ki. Ama Rus yine en büyük şeyi, darbeyi en büyük acıyı kendi halklarına çektiriyor.
Hakimet altına aldığı topluluklara çektiriyor. Kendi halklarına çektiriyor Ruslar. Yani bir Rus meselesi var. Biz Rus halkından karşı en ufak bir şeyim yok benim. Antipatim yok. Çünkü en büyük mağduru onlar yani. Bu Doğu Avrupa sorunu, bu Asya sorunu, insanlığın sorundur. Bunun bir gerçekten gelişmesi gerekiyor Batı Avrupa ayarında. Zefa toplumuna ulaşması gerekiyor. Afrika sorunumuz var.
Belki de ulaşacak kaynaklara sahip olmadığı için böyle gidiyor. Onu da bilemiyoruz. Hakan hocam sizin son söyleyeceğiniz ne vardır bu konuyla ilgili? Özellikle Doğu-Batı çarpışması mıdır anlamında?
Doğu-Batı çarpışması tabii ki onun çeşitli yönleri olabilir fakat ben şu anda Rusya’nın Ukrayna işgalini özellikle bazı stratejist geçinen insanlar tarafından işte Rusya’yla Batı’nın satraç tahtası vesaire gibi sözlerle ifadesinden son derece rahatsızım. Çünkü olan hadiseyi gizliyor. Hatta şu söylem kullanılıyor. Rusya, afedersiniz, Amerika yalnızı mı olacak Rusya yalnızı mı? Sanki böyle bir tercih gibi. Yani bir ülkenin bağımsız olabileceğini, bağımsızlığını korumak için savaşabileceğini birtakım insanlar bir türlü kabul etmek istemiyorlar.
Yani Zelenski ya da her kim olursa bağımsızlığı için savaşırsa bu adam Amerika yalnızı, Batı yalnızı olacak. Yani demek teslim olursa Rusya’ya beni yok et derse benim ordumu yok et, kimliğimi yok et, her şeyimi yok et o zaman Batı yalnızı olmadığını ispat edecek.
Bu kabul edilir bir durum değil. Şu anda olan şey her bakımdan hiçbir şekilde tahrik etmeksizin karşı tarafa en ufak bir zararı olmayan bir ülkenin sen yok ol diyen bir diğer ülke tarafından istilası söz konusu.
Ben hep şu benzetmeyi yapıyorum. Bazıları söylüyorum. Eee Ukrayna’yı Batı tahrik etti. Onun için Rusya’ya karşı diklendi. Diklenmeyip ne yapar? Diklenmek değil. Onların eee taleplerini kabul etse bugün Ukrayna olmayacaktı.
Eee Batı’daki eee bir eee gösteriyle şöyle bir pankart vardı. Aynen şöyle yazıyordu ki yüzde yüz katılıyorum. Rusya savaşmayı durdurursa savaş biter. Ukrayna savaşmayı durdurursa Ukrayna biter.
Gerçek budur. Yani ben hep şunu düşünüyorum. Şunu dememiz mümkün müdür? Mesela eee bin dokuz yüz on dokuzda Mustafa Kemal ve arkadaşları eee sessizce kabul etselerdi eee önce mütahakkeyi sonra da sevr anlaşmasını. Savaş da olmazdı.
Eee şimdi biz onları eee niye savaştılar? Niye eee kabul etmediler diye bilmiyor muyuz? Bu aynı şey herhangi bir diğer ülke içinde geçerlidir. Bu insanlar bağımsız kalmak istiyorlar, hür kalmak istiyorlar ve buna yeryüzündeki bütün halklarında sonuna kadar hakkı vardır. Aynen öyle.
Eee Ukrayna’da olan biter şey budur. Onun dışında yok Batı’yla Rusya’nın bilmem nesi satraç tahtası domino masası bu gibi laflar olan biteni aslında tamamen maskeliyorlar.
Eee benim eee özellikle bu konuda altını çizmek istediğim nokta bu. Ve esasında bizzat Rusya propagandasında eee üzerinde durduğu noktalardan biri bu. Hani biz olmazsak Amerika olur gibi. Mesela Amerika diyor. Adam bağımsız olmak istiyor. NATO’yu niye istiyor? Bağımsızlığını korumak için istiyor. Başka bir sebepten değil. Adam çaresiz yani şu anda eee onun eee kat ve kat fazla bir güce karşı kimin desteği olursa olsun onu bulmak istiyor. Aynı zamanda Mustafa Kemal ve arkadaşlar istediği gibi dünyanın başka yerindeki bağımsızlık hareketlerinin liderlerini istediği gibi. Esasta esas noktada bundan zerre kadar farkı yok. Tamamen katılıyorum hocam. Tamamen katılıyorum. Ya Rusya’yı haksız hareketine zaten egemen bir devletin kendi arzusuyla seçmiş olduğu tarafı kabul etmemesi. Biz batıllaşacağız ve batı medeniyeti gibi bir demokrasi olacağız.
Arzusuna hayır olamazsak kardeşim dibinde böyle bir şeye izin vermem demeye kimsenin eee hakkının olmadığı konusunda yüzde yüzen fikiriz. Yoksa eee herkesin böyle saldırmak için bin tane bahane eee üretilebilir dediğiniz gibi ayı ininin önünde eee yaşadığı için eee Ukrayna bir tüfek verin diyordu. O tüfek de NATO’ydu. Eee bunu da eee vermediler zaten ama başka bir şey vermişler galiba. Hocam sağ olun teşekkür ediyorum katılınız için. Ben teşekkür ederim. Güzel hocam sağ olun. Kaldım söyleyecek bir şey. Yok. Konuşmalarımız yeterli sanırım. Değerli izleyiciler herkese çok teşekkürler bizi izlediğiniz için.
Eee şikayet ediyorsunuz gece geç saate diye efendim benim terbiyeye şunu söyler. Bu kanalı yönetenleri var. Onlar derlerse ki şu saatte biz bu saatte yaparız. Şu gün yap o gün yaparız. Buna itiraz etmeyiz. Buna itirazımız ancak onumakla eee olabilir. Eee öyle uygun görmüşler kanalın çıkarılır isen o yüzden geç yapıyorum. Eee şikayet ediyorsunuz olabilir. Eee yarın YouTube’dan seyredersiniz eee başka bir yerden seyredersiniz.
Eee her yerde var nasıl olsa izlemek isteyenim eee zor değil canlı canlı izleyebilirsiniz. Fark etmez bizim için. Biz doğru bilgileri sizle ulaştırmaya çalışıyoruz.
Her alanda bazen bilimde bazen siyasette konuyu uzmanlarıyla konuşmaya çalışıyoruz. Iıı izlediğiniz için teşekkür ediyoruz. Saçakalın.