Robert Lewandowski | “GOLCÜNÜN SÖZLÜK KARŞILIĞI”
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=yey50OCjFkI.
1.sınıf bir golcü olmak için ne gerekir? Gol sezgisi, son vuruş, fizik güç ya da hız… Aklınıza gelen ilk özellik her ne ise Lewandowski’de de olduğundan emin olabilirsiniz. Peki en ileri sıralarken neler önem veririz? Gol sayıları, şampiyonluklar, kupalar, yüze yakın milli maç, devamlılık, bol miktarda kazanma arısı… Lewandowski’de hepsinden yeteri kadar olduğunu biliyoruz. Ancak o yine de en iyi oyunculardan kurulduğu ilk 11 yaptığınızda genellikle aklınıza gelen ilk isimlerden biri olmaz.
Eğer tüm dünya sizden bahsettiğiniz diyorsanız Bayern Munich pek de doğru adres değildir. Bayern’de oynuyorsanız, sektirdiğiniz tek bir şampiyonluk ya da kaybettiğiniz bir hedef maç haber değeri taşır. Kazandıklarınıza kimse önem vermez. En iyiler sınıfında adınız geçmez. Bunu başarmak için yaptığınız inanılmaz şeyleri biraz da insanların gözüne sokmanız gerekir. Ben her zaman daha iyi bir oyuncu olmak için çalıştım diyor Lewandowski. Bunu futbol sahası dışında başka bir yerde gösteriş yaparak başaramazsınız. Oynadığınız takım hangisi olursa olsun.
Robert Lewandowski bunu 32 yaşında başardı. Normalde her yıl attığından birkaç gol daha fazla atıp her sezon çeyrek final ya da yarı final gördüğü bir turnuvayı nihayet kazanarak kendisinin muhtemelen uzun süredir bildiği bir gerçeği hangi sınıfa ait olduğunu herkes de kabul ettirdi. İşte 9 numaranın golcünün sözlü karşılığı bir Polonyalı.
Robert Lewandowski.
21 Ağustos 1988 Warsaw’a Polonya doğumlu Robert. Sporcularla dolu bir aileden geliyor.
Kızı ve kız kardeşi profesyonel birer voleybolcu babası ise gençliğinde judo ile de uğraşmış başarılı bir futbolcuydu. Robert küçüklüğünde birçok spor dalığını denemiş olsa da kendisine en hissettiği an futbol topunu ayağına aldığı andı. Babasıyla birlikte Warsaw’a Warsaw klübünde denemelere katılan Lewa yeteneklerini geliştirmeye başladığı sırada en ideal ortamda sayılmazdı. Asfaltlarda, kum zeminlerde top oynadı. Soyunma odası, duşu ya da ısıtma imkanı olmayan tesislerde idman yaptı. Warsaw’ya da 7 yıl geçiren Robert ülkenin en büyük klüplerinden biri olan Legio Varsova’nın bir nevi pilot takımı kabul edilen, onlara oyuncu yetiştiren Delta Varsova adında bir klübe katıldı. Hayatının bu döneminde iki büyük darbe alacaktı Robert. Önce 2005 yılında en büyük hayali onun profesyonel olduğunu görmek olan babası Kristofu kaybetti. Bu kayıp onun erken olgunlaşmasına neden olacaktı. Annesinin yükünü hafifletmek amacıyla bir an evvel profesyonel olmak istiyordu. 2005-2006 sezonunda Legio’dan bir yıllık kontrat kaptı Leva. Beklediği şans buydu ve antrenörlerinin dikkatini çekmeyi başarmıştı. Artık yapması gereken tek şey bu takımda kendisine yer bulmaktı. Fakat sezon başı kampında yaşadığı büyük sakatlık sebebiyle 18 yaşında kariyeri bitme noktasına geldi. Legio, Leva’nın sözleşmesini uzatmamaya karar vermişti. Üstelik alt liglerden dahi hiçbir takım onu denemeye değer bulmuyordu. Lewandowski resmen ortada kalmıştı. Robert sakatlığını atlatmaya çalışırken kendisine doğru züğün idmen yapmasını sağlayacak bir kulüb aradı ancak kimse ona kapılarını açmıyordu. Sakatlığı iyileştiğinde dahi doktor raporları onun hayatı boyunca sakatlığa teşne bir oyuncu olacağını söylüyordu. 2006 yazında kapı kapı dolaştı ve kendisine o son derece değerli fırsatı verecek kulübü buldu Leva. Polonya 3. lig ekiplerinden Znitki Pruskov’la anlaştı. Burada çıktığı 27 maçta 15 gol atarak takımını 1 üst lige taşıyan Leva,
ertesi sezon 32 maçta attığı 21 golle bir anda ülkenin en potansiyelli genç oyuncusu yumanına kavuşuyordu. 2008 yazında birkaç yıl önce kapıyı gösteren eski kulübü Legia ondan özür dileyerek onu tekrar kavgasına katmak istedi. Fakat Robert yaşananları unutmamıştı. Legia’yı geri çevirip 375.000 euro karşılığında Polonya’nın köklü kulüplerinden Lech Pozna’na transfer olan Leva, Polonya ligi ekstra klasada toplam 2 sezon forma giydi.
58 maçta 32 gol atarak ülkenin en üst düzey platformunda da kendisini kanıtlayan Robert, Eylül 2008’de Polonya’nın lig takımının formasını da ilk kez sırtına geçirdi. Lech Pozna’ndaki son sezonunda ligde attığı 18 golle gol kralı alan Robert, aynı zamanda takımını tam 17 yıl sonra lig şampiyonlarına taşıyarak bir sonraki basamak için hazır olduğunu kanıtladı. Temmuz 2010’da ünlü Alman kulübü Borussia Dortmund bu genç Polonyalıyı yaklaşık 5 milyon yıldır
kadrosuna kattığında hem geleceğe yönelik makul bir yatırım yaptığını düşünüyordu hem de önceki sezon 19 gol atan takımın golcüsü Barrios’a bir alternatif yarattığını. Fakat Lewandowski’nin Almanya kariyerinin kelimenin tam anlamıyla bir fenomen olacağını belki de hiç tahmin etmemişlerdi. 2008-2011 yılları arası Borussia Dortmund’un Jürgen Klopp önderliğinde yeniden yapılanmanın kitabını yazdığı bir dönem. Jürgen 2008’de devraldığında ligi 13. bitiren bu takımın enkazını öyle hızla kaldırmıştı ki aradan 2 yıl geçtikten sonra Dortmund artık tanınmaz haldeydi. Bu dönemde Jürgen Klopp’un
o
Gözde gibi akademi çıkışı ile birkaç genç oyuncuyu takımın omurgasına yerleştirdi Jurgen. Bayern akademisinden Mats Hunayes’i 4 milyon euroya kapatarak resmen soygun yaptılar. Jurgen eski takımı Mainz’le Subotici de yanında getirmişti. Klübünün ne kadar geniş bir oyuncu izleme ağa olduğunu sanırım şu örnekler üzerinden anlayabiliriz. Takımın forveti Barjos, Chile liginden 4 milyon euroya, orta sahası Kagawa, Japonya’dan Bedava’ya, Polonyalı çetesi Jakub Blacikowski, Lucas Piscek ve Robert Lewandowski ise yalnızca 8 milyon euroya mal edilmişti. Robert buraya yedek forveti olarak gelmişti belki ama Lucas Barjos’un 2011 Copa America turnuvasındaki sakattığı sebebiyle uzun süre takımla nalil kalması onun beklediğinden da fazla şans bulmasına sebep oldu. Sezon boyunca 41 maça çıkan Robert takımda en çok forma giyeni oyuncu olmuş ve Dortmund’un 10 yıllık aradan sonra kazandığı Bundesliga şampiyonluğunla başrollerden biri olarak yer almıştı. Jurgen ve takımı Bayern Munich gibi bir süper güce kafa tutarken her geçen yıl biraz daha palazlanıyor, her yeni sezonu da başarılarının üstüne bir tuğla daha koyuyordu. Tabii ki onun antrenörlük kariyeri boyunca hep tanık olduğumuz gibi oyuncuları da bireysel performans anlamında sürekli sınıf atlıyordu. 2011-2012 sezonu Lewandowski’nin gelecek vadeden genç santrafor kimliğini terk edip dünyanın elit kolcuları sınıfına adım atacağı sezon olacaktı ki Robert bu sınıfta yaklaşık olarak bir 10 yıl geçirecekti. O sezon Nuri Şahin’i Real Madrid’e gönderen Dortmund onun yerini bir başka Türk asıllı oyuncu ilk ay gündanına doldurdu. Muhammed Zidane yerine ise belki bir parça daha az yetenekli ama çok daha çalışkan ve takım oyununa yatkın Ivan Perişic geldi. Dortmund önünde durulması imkansız bir makineye dönüşmüştü. Lewandowski ise bir gol makinesine. Sakatlığını atlatan Barrios bile forma yolundan geri alamıyordu. Robert 47 maçta attığı 30 golle Dortmund’u üst üste ikinci kez Bundesliga şampiyonuna taşıdı. Almanya Kupası finalinde Bayern Munich’le karşılaşan sarı siyahlılar güçlü rakibini tam 5 golle bozgunu uğratarak gövde gösterisi yapıyordu. Finalde hat-trick yapan Lewa hem maça hem de sezonu damgasına vurmuştu. Almanya liginde performansıyla bir nebze olsun parlayan herhangi bir oyuncunun Bayern Munich’le adının anılması çok doğal bir durumdur. Bundesliga’nın en iyi oyuncularından biri bile Bayern’de oynamıyorsa bu durum onlar için kabul edilemez. Parası neyse verir alırlar.
Nihal Balak’tan Zerroberto’ya, Lucio’dan Podolski’ye, Clos’a’dan Mario Gomez’e, Luis Gustavo’dan Manuel Loaere, Mario Manzuchist’en Joshua Kimmich’e, Leon Goreska’dan Niklas Suleye, Benjamin Pavard’an Sergi Gnabry’e kadar. Bu durum hep böyle olmuştur. Bayern bu sayede hem kadrosunu güçlendirir hem rakiplerinin en iyi oyuncularını alarak dominasyonunu devam ettirir. Bu oyuncularla işi bittiğinde ise genellikle onları yurt dışına yollar ve Almanya’da rakipsiz kalmaya devam eder.
Lewandowski’nin Dortmund’da geçirdiği bir harika sezon Bayern söylentilerini daha yuka çıkarmıştı. Fakat Lewandowski ile 2014’de kadar sözleşmesi olan Dortmund’un bir süre için daha eli kuvvetli olacaktı. Ertesi yıl kadrosunu Marco Reus’la güçlendiren Dortmund’un hedefi artık Avrupa Kupaları’na başarıydı.
Bu rakipleri Bayern Münich sezonu 8’de 8 yaparak başlamış ve aralarında ciddi bir puan farkı oluşmuştu. Dortmund’un Lig’deki inişli çıkışlı performansıyla birlikte bu fark giderek açıldı ve Bayern’i yakalamak bir daha mümkün olmadı. Öte yandan Şampiyonlar Ligi’nde önüne geleni deviriyorlardı. Manchester City, Real Madrid ve Ajax’la aynı grupta yer alan sarı siyahlılar 6 maçta tek mağlubiyet almadan grubunu lider tamamladı. Son 16 turunda Shakhtar Donetsk ise çeyrek finalde ise Malaga’yı eleyerek son 4 takım arasına adlarını yazdırdılar.
Yarı finaldeki rakipleri Jose Mourinho’nun Real Madrid’iydi. Jurgen’in Dortmund yıllarında çalıştığı oyuncularla ilgili şöyle bir gerçek göze çarpıyor. Performansını tavan yaptırdığı oyuncular birer birer Avrupa’nın elit kulüplerine transfer oldu. Ancak hiçbiri Dortmund’daki performansını tekrar edemediği gibi çoğunun kariyeri de düşe geçmiştir. Ne Nuri Şahin Real Madrid’de tutunabildi ne Shinji Kagawa Manchester United’da, Mario Götze ve Henrik Mkhitaryan gibi isimler içinde benzer şeyleri söyleyebiliriz. Belki de Jurgen’in sistemi bu oyuncuları olduğundan daha değerli gösteriyordu.
Ancak Robert Lewandowski bu konuda kelimenin tamamlamıyla bir istisna. O Dortmund takımının en özel oyuncusuydu Robert ve aradan geçen yıllar boyunca hiçbir şey değişmedi. Oynadığı takımların hep en iyisi oldu. Giderek nesli tükenen gerçek 9 numaraların son temsilcilerinden birisi olarak performansını hep belli bir çizgide tuttu ve belki de hepsinden önemlisi her şartta, her durumda golünü attı. Yarı finalinin ilk ayı alınan Signal Iduna Park’taki maç da Lewandowski Real Madrid’in içinden geçecekti.
Karşısında yaşayan bir efsane Cristiano Ronaldo ve savunma hattında Sergio Ramos, Rafael Varan ve Pepen’in olduğu bir takıma karşı gövde gösterisi yaptı Lewandowski. Tam 4 tane attı.
Fakat Şampiyonlar Ligi finalinden bir süre önce Lewandowski ve Dortmund tribünlerinin arası gerilmeye başlamıştı. Robert, Bayamüneyh’e gitmek istediğini açık açık söylüyor ve Dortmund yöneticilerinden da transfere izin vermelerini istiyordu.
Klubun siyası Hans-Johann Waske o sırada Mario Götzey’de kendilerinden koparmak üzere olan Baviera ekibine kendince bir savaş açmıştı ve Levay’ı satmaya bir türlü yanaşmıyordu. İşte bu transfer fısıldatılarının gölgesinde Wembley Stadionu’nda Bayamüneyh’e karşı final karşılaşmasına çıktı. Hánkessin Bayerny o sezon resmi maçlarda sadece 3 yenilgi almış bulunduğu her turnuvayı domine etmişti. Süper Kupa, Almanya Kupası birlikte oynadığı toplam 4 maçta güçlü rakibine diş geçiremeyen Dortmund sağdan iki birlik yeniliğine ayrılıyor ve sarı siyahlıların altın çağı yavaş yavaş kapanıyordu. Lewandowski sözleşmesinin son yılındaydı artık. Bayerny Dortmund’un istediği bonseris bedelini ödemeye yanaşmıyor ve sezon sonu serbest kalacak olmasını koz olarak kullanıyordu.
Görüşmeler bir süre sonra tamamen tıkandı ve Lewand’ın menajeri şu açıklamayı yaptı. Robert sezon sonunda bedelsiz olarak Bayerny’e gidecek. O yaz 37 milyon euro karşılığında Mario Götze’yi Dortmund’tan koparan Bayerny, sarı siyahlıların dengesini epey bozmuştu. Jurgen Klopp bu olaya profesyonelce yaklaşarak şunları söyledi. Mario ve Robert’ı takımda tutmayı elbette isterdik ve biz de onlara hak ettikleri birer teklif yaptık ancak burada mesele para değildi. Onları anlıyor ve kararlarına saygı duyuyoruz.
Lewand Dortmund’taki son sezonunda sahada olduğu sürece takım için elinden geleni yaptı. O sezonun attığı 20 golle karierinde ilk kez Bundesliga gol kralı olan Lewand Dortmund’ta sezonu ikinci sırada tamamlıyor. Şampiyonlar liginde ise çeyrek finalde kupayı kazanacak olan Real Madrid’e tek gollük farkla kaybediyordu. Robert 187 resmi maçta 103 gol attığı sarı siyah formaya 2 Bundesliga şampiyonluğu, bir Almanya süper kupası ve bir Almanya kupasıyla 2004 yazında veda etti.
Bayern Münchenin transferi olduğunda 26 yaşındaydı Robert. Artık bir golcü için en verimli çağına girmişti. Bayern’e daha çok kupa ve daha çok para kazanmak için gelmişti ama bu öyle dışarıdan göründüğü kadar kolay olmayacaktı. Bayern’in o dönem iki teknik direktörü Pep Guardiola kariyeri boyunca sadece gol atmakla ilgilenen 9 numaralara karşı hep biraz mesafeli olmuştur. Takıma geldiği ilk yıl Bayern Münchenin kariyerinde 174 maçta 113 gol atan Mario Gomez’in biletini kesivermişti. Robert’in takıma katıldığı yıl ise 88 maçta 48 gol atan Mario Manzuchichak kapıyı göstermişti. Bütün bu rakamlar şu gerçeği ortaya koyuyordu. Lewandowski her iki isimden de daha iyi bir golcü olsa bile sadece gol atmak Guardiola’nın takımında yerinizin garanti olmadığını gösteriyordu. Lewa Pep için şunları söylüyor. Takıma ilk geldiğimde klasik bir 9 numara gibi oynayacağımı düşünüyordum. O güne kadar yaptığım şey buydu ve bu işte gayet de iyiydim. Bir golcü için önemli şey gol atmaktır. Kendinizi ancak böyle iyi hissedersiniz.
Ancak Pep ile çalışmaya başladıktan sonra şunu anladım. Onu etkilemek istiyorsanız kaç gol attığınızın bir önemi yoktur. 6 pasda bekleyip her gelen topu içeri atsanız bile yeterince iyi değilsinizdir. O benim oyuna olan bakış açımı ve yaklaşımımı değiştirdi. Sağda nasıl hareket edeceğimi, başka oyuncular için nasıl fırsat yaratabileceğimi, baslaşarak nasıl oyunun bir parçası olabileceğimi öğrendim. Gol atmaktan çok daha fazlasını yapabileceğimi onun sayesinde öğrendim. Guardiola ise Lewandowski için şunları söylüyor. Bu güne dek çalıştığın en profesyonel oyuncu, 24 saat boyunca hep aklı idman, doğru beslenme ve uyku saatlerindedir. Kariyeri boyunca hiç sakatlanmaması ve hep formda kalması işte bunun sonucu. Robert öğrenmeye açık ve çalışkan bir adam. Lewandowski’nin bu özellikleri Pep Guardiola’nın 9 numara alerjisini yenmeyi başarmıştı. Pep zaman zaman onu yedek soyundurmaktan çekinmese dahi onun kadrodaki en güvenilir adam olduğunu biliyordu. Lewandowski’nin en önemli özelliği çok temiz, ölümcül bir tek vuruşa sahip olması.
Bu tek dokunuşu her iki ayağıyla, kafasıyla ya da vücudunun herhangi bir yeriyle yapabilir. Sahip olduğu bu gol sezgisi onu anlatmaya yeter de artar bile ancak kendisinde söylediği gibi gol atmaktan çok daha fazlasını yapabilen bir adam. Her şeyden önce eşsiz bir fiziğe sahip Polonyalı. İnce uzun, sırım gibi bir vücudu var. Sıskak gibi gözükmesine karşın kuvvetli ama daha da önemlisi çok çok dengeli bir futbolcu. Ceza sağlısı yaşafında topla buluştuğunda defans oyuncularının şarjlarına rağmen ayakta kalmayı başarabilmesi, sırtı dönük buluştuğu topları olumlu kullanabilmesi, oyun zekası sayesinde top daha kendisine gelmeden ne yapacağına karar vermiş olması ve her durumda, her açıya göre çok çabuk reaksiyon verebilmesi. İşte bütün bunlar Lewandowski’nin ekstraları. Onun dünya çapında bir forvet olmasını sağlayan şeyler. Frikik atabilen, top saklayabilen, çok yükseğe sıçrayabilen, aşırtma, plase, volle, kafa, golün her türlüsünü atabilen bir gol makinesi.
Ne fiziği, ne kuvveti, ne süreti, ne de top tekniği hiçbir eksiği bulunmayan, dünya üzerindeki en komple forvet oyuncularından birisi.
2 Sezon çalıştığı Guardiola ile takımın en çok süre alan ve en çok gol atan oyuncusu olmuştu Lewandowski.
Ekim 2015’de oynanan bir lig maçında Wolfsburg’a karşı ikinci yarıda oyuna girerek 9 dakika içerisinde 5 gol attı. En hızlı hat-trick, en hızlı atılan 4 gol, en hızlı atılan 5 gol ve oyuna sonradan girip en fazla gol atan oyuncu rekorlarını kırarak Guinness Rekorlar Kitabından bir maçta 4 adet sertifik aldı. Aynı sezon 32 maçta attığı 30 golle kariyerinde ikinci kez Bundesliga gol kralı oldu. Pep Guardiola ile çalıştığı iki yıl boyunca ikilik şampiyonluğu ve bir Almanya kupası kazanan Lewandowski mutluluğu bulmuş gibi gözüküyordu. Ülkenin en iyi ve sürekli kazanan takımının en fiyakalı, en golcü ve en çok kazanan oyuncusu. Bayern ve Lewandowski için yeni hedef artık belliydi. Onun Bayern kariyeri boyunca peşinde koşacağı tek bir şey kalmıştı artık. Bir şampiyonlar ligi şampiyonluğu. Bayern Munich bu turnuvanın her zaman doğal favorilerinden birisi olmuştur. Bayern burada hiçbir zaman sürprize izin vermemiştir. Erken bir turda beklenmedik bir rakibe karşı havlu atıp elenip gitmez.
Eğer kaybedecekse bile genellikle kendisi gibi favori bir takıma kaybeder. Bir bakıma kupaya giden yol Bayern Munich’i elemekten geçer. 2016-2017 sezonunda Guardiola’nın Premier Ligi’ye gidişiyle anahtarları Carlo Angelotti’ye teslim etti Baviera ekibi. İtalyan teknik adam henüz iki sezon önce bu kupayı Real Madrid’te kaldırmayı başarmıştı. Üstelik turnuvayı en çok kazanan Antrenör Lüman’ı taşıyordu. Bayern Bundesliga şampiyonluğunu yine sektirmedi. Üstelik şampiyonlar ligi son 16 turunda Arsene de içeride dışarıda beşleyerek gövde gösterisi yapmışlardı. Çeyrek finalde karşılarına son şampiyon Real Madrid çıktı. Bayern ilk maça evinde iki bir kaybetmesine karşın Santiago Barnebio’da iki kez öne geçmişti fakat sonra Terminator çıktı sahneye. İki maçta Bayern ağlarına bıraktığı beş golle Lewandowski’nin ve Bayern’in şampiyonluk umutlarını bitirdi. Angelotti Milan kariyerinden sonra gittiği hiçbir takımda uzun süreli kalmamıştır. Kazanma kültürünün mevcut olduğu bir yerde o kültürü devam ettirme kadına ideal ve geçici bir çözümdür Carlo. Ancak zaman geçtikçe Carlo sizden siz de ondan sıkılırsınız. Bir süre sonra Bayern’in soyunma odasıyla problemler yaşamaya başlayan Carlo, avununu toplamak zorunda kalacaktı. 2017-2018 sezonunun yedinci haftasında İtalyanlar yollarını ayırdı Baviera ekibi. Onlara en çok arzuladıkları bu kupayı son kez kazandıran adama gittiler. Emeklilik kararını Bayern için rafa kaldıran Jupp Heynckes bir kez daha takımın başına geçiyordu. Bayern en yakın takipçisi Schalke’ye tam 21 puan fark atarak üst üste 6.
şampiyonluğunu kazanırken Lewandowski Bayern Formasi’ye 4. kez şampiyon oldu, 29 golle kariyerinde 3. kez gol krallığı yaşadı. Şampiyonlar liginde son 4’e kadar tek yenilgiyle gelen takım, yarı finalde bir kez daha rehlam adı temgiline takılacaktı. Bayern Munich gibi bir kulüp çok az yanlış teknik adam tercihi yapar.
İşin gerçeği bu kulüp rakiplerine oranla her zaman daha güçlüdür. Sallansa da bir şekilde suyun üstünde kalmayı hep başarır. Büyük kulüplerin ortak bir özelliğidir bu. Gücünü tarihinden alır, bazen formasının ağırlığıyla bile maç kazanırlar. 2018-2019 sezonu Bayern Munich adına yeni kimliğini aramakla geçecekti. Takımın eski futbolcusu yeni hocası Niko Kovac belki de günün birinde çok değerli bir teknik adam olacaktır. Bunu bilemeyiz. Ancak Niko için doğru zaman değildi. Bayern sezon boyunca sırf formasının ağırlığıyla öyle çok maç kazandı ki sezon sonunda 2 puan farkla bir kez daha şampiyonlu kipini gözülecekti fakat eski halinden eser yoktu. Rakipleri üzerinde baskı kuramayan, maçlarını zar zor kazanan, tuhaf yenilgiler ve puan kayıpları yaşayan, tat vermeyen bir takıma dönüşmüşlerdi. Şampiyonlar ligi son 16 turunda Liverpool’a elenmelerine rağmen Bayern yönetimi şampiyonluğunun hatırına Kovac ile devam kararı alacaktı. Oyuncu grubunun çoğu bu karardan memnun kalmamıştı. Sezon sonunda Frank Ribery ve Arjan Robben takımdan ayrılıyor ve bir devrin sonu geliyordu. Thomas Müller gibi kulübün sembol oyuncularından birisi Kovac yüzünden küstürülmüş ve neredeyse ayrılma noktasına gelmişti. Lewandowski’ye gelecek olursak o sadece yorgundu. Artık 31 yaşındaydı ve uzun süredir peşinden koştuğu şampiyonlar ligi hedefinden git gide uzaklaşmak onu yorgun düşürmüştü. O sezonu attığı 22 golle bir kez daha gol kralı olmasına rağmen takımdaki birçok oyuncu gibi onun tadı kaçmıştı. Robben’in Bayern’a attığı imza kariyeri boyunca onun hem şansı hem de şahsızlığı oldu. Eğer Premier Ligi’ye gitseydi spot ışıkları hep onun üzerinde olurdu şüphesiz. Hem Bundesliga’nın dünya çapında gördüğü ilginin çok daha az olması hem de burada kazandığınız başarıların insanları çok etkilemiyor olması onu hep vitrinden uzak tuttu. Bayern Münin yine şampiyon olmuş. Sıkıcı. Haber değeri bile yok. Oysaki istikrarın sözlük anlamıydı Lewandowski. Ne sakatlandı ne sağ dışı konularla gündeme geldi ne de kariyerinin herhangi bir döneminde form düşüktüğü yaşadı. Sadece kazanmayı umursadı. Hiçbir zaman kendi statistiklerinin derdine de düşmedi. Örneğin 2017 yılında Bayern Münin yönetimine şöyle ver yansın etmiştir Robert. Her maç 90 dakika büyüklüğü taşımaktan bıktım. Artık genç değilim. Bu takımın bir forvete ihtiyacı var. Her maç 15-20 dakika daha az oynasam çok daha zinde kalabilirdim. Oysa o 15-20 dakikalara kim bilir kaç gol sığdırırdı. Ama o pek de umursamıyordu. Bulduğunu attı ve hep kazanmak için oynadı. Muazzam istatistikleri ve kupasız geçen tek bir sezonu olmamasına karşın balon door ödülü için bir kez bile finalde aday gösterilmedi. Tabii bunda muhtemelen Polonya milli takım için oynaması da etkili olmuştur.
Ancak gerçek şu ki Lewandowski Bayern’de hak ettiği ilginin çok daha azına tamah etmek zorunda kalmıştı. 2019-2020 sezonu hem Bayern hem de Lewandowski adına unutulmayacak bir sezon olacaktı. Klüpte var olan negatif hava dağılmış gibi gözükmüyordu. Böyle durumlarda özellikle kariyerli oyuncuların tabiri caizse boş verdiğine hatta memnun
olmadıkları teknik adamlarının başını yemek için uğraştıklarına çok şey şahit olmuşuzdur. Fakat Lewandowski’nin profesyonelliğini en iyi anlatan dönem bu olabilir. Niko Kovac’ın işini kaybettiği 10. haftaya dek Lewa o muhteşem kariyerinin o güne kadarki en iyi dönemini yaşadı. Bu 10 maçın tamamında gol atan ve rakifrelere toplam 14 gol bırakan Robert şartlar ne olursa olsun işini yapmaya devam etmişti. Belki de bu sayede Bayern oynadığı tatsız futbola rağmen hiçbir hedefinden uzaklaşmadı. 11. hafta itibariyle görevi devralan Kovac’ın yardımcısı Hansi Flick hem alman milli takımından da hem de Bayern’de oyuncu grubunun büyük saygısını kazanmış çok değer verilen bir figürdü. Flick göreve geldiği günden itibaren Bayern’i uçurmaya başladı. Sanki oyuncular futbol oynamanın keyfini onunla birlikte tekrar hissetmeye başlamış gibiydi. Takımın tecrübeli oyuncuları Thomas Müller, Manuel Neuer, Thiago Alcantara ve Philippe Coutinho gibi isimler çabucak eski formlarına kavuştu. Kaliteleri zaten her zaman orada duruyordu fakat Flick’in dokunuşlarıyla biraz özgüven ve biraz da hırs kazanmış gibiydiler. Üstüne takımın yeni üyeleri Alfonso Davies, Serge Gnabry, Leo Goreska ve Kingsley’in daha genç oyuncuların performansını da Hansi Flick ile birlikte tavan yaptı. Bayern, Aralık 2019 tarihinden Şampiyonlar Ligi finaline yani 23 Ağustos’a gelene kadar tek bir maç bile kaybetmeyecekti. Takım rüzgarı arkasına öyle bir almıştı ki Mart ayında tüm dünyayı etkileyen salgın ve lig’e verilen iki aylık ara bile onların hızını kesmeye yetmeyecekti. Pandemi dönüşü oynadığı 9 maçın tamamını kazanan Bayern üst üste 9. şampiyonluğunu en yakın rakibi Dortmund’a 13 puan fark atarak kazandı. Lewandowski kariyerinde 5. kez gol krallığına ulaşırken bu kez 31 maçta attığı 34 golle kendi sınırlarını bile zorlamaya başlamıştı. Ağustos ayında yarım kalan Şampiyonlar Ligi macerasına devam etmek amacındaydı Bayern. Lewandowski 32 yaşında bu turnuvanın altını üstüne getiriyordu. 6 grup maçı ve son 16 turnu da Chelsea karşısında oynadığı 8 maçın tamamında gol attı Lewa. 8 maçta 13 golle ulaşarak tek başına turnuvaya katılan 32 takımı 22’sinden daha fazla gol attı. Kariyerinde eksik olanı tamamlamak adına her zamankinden daha aç ve daha saldırgandı. Tam anlamıyla hedefek kilitlenmiş gibiydi. Turnuvanın son 8 takımından biri olarak finallerin oynanacağı Lisbon şehrine uçtu Bayern. Çeyrek finaldeki rakipleri Barcelonaydı. Merhamet hiçbir zaman Bayern Munich’ten görebileceğiniz bir şey değildir. Hanssefilik takımda bu maça öyle bir hazırlamıştı ki
oyuncular idmanlarda çalıştıkları planın sahada kusursuz bir şekilde işlediğini görünce daha da iştahlandı. Barcelona gibi bir rakip önünde dünyaya şu mesajı verdi Bayern Munich. Şu an için bizden daha iyisi yok ve bu kupayı kazanacağız. Ortaya çıkan skoru ancak böyle açıklayabiliyorum. Eminim hem sahadaki oyuncular hem de izleyenler hayatları boyunca böyle bir maça bir daha denk gelebilecekler mi bunu merak etmiştir. Ancak o akşam sahaya rakibini öldürmek için çıkmış bir takım vardı. 8-2’lik skor bile Bayern’ın sahadaki dominasyonunu anlatmaya yetmiyordu.
Bu etkileyici zaferin ardından yarı finalde olimpik Lyon’u da acımadı Bayern. Lewandowski Barça maçının ardından yarı finallerde boş geçmeyerek 15 gole ulaşmıştı. Kariyerinde ilk kez Prime Messi ve Cristiano rakamlarına ulaşmış. 47 maçta 55 gol ve 9 asistle artık onun olduğu tarafa bakmayanların bile kafalarını ona doğru çevirmelerini sağlamıştı. Finalde Paris Saint-Germain karşısında kazanılan zaferle birlikte Lava koleksiyonunu eksik parçasında tamamlamış oldu.
Ne şanssızlıktır ki Frans futbol dergisi Covid-19 salgının sebebiyle eşit şartlar oluşmamasını gereççe göstererek 2020 yılında Ballon d’Or ödülünü verilmeyeceğini açıkladı. Ancak bu Lava’nın ne kadar umrunda bilmiyorum çünkü 2020 yılı özelinde taraflı tarafsız herkese kabul ettirdiği bir gerçek var. O gezegenin şu andaki en formda oyuncusu. Robert Lewandowski’nin ikisi Borussia Dortmund, altısı Bayern’le olmak üzere tam 8 Bundesliga şampiyonluğu var.
4 Almanya kupası ve 4 Süper Kupanın yanına bir de Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu ekleyerek şimdiden fenomen bir kariyede sahip oldu. Ligde attığı toplam 236 golle Bundesliga’da tüm zamanların en skorer üçüncü oyuncusu. Şampiyonlar Ligi tarihinde ise Cristiano Ronaldo, Lionel Messi ve Raul Gonzalez’ın ardından en çok gol atan dördüncü oyuncu. Bayern’ın hiçini oynamak onun hayaliydi. Bu uğurda belki de çok hak etmesine rağmen dünyanın en iyileri arasında adı bugüne dek hiç sayılmadı. Her zaman kazanan bir takımın çok gol atan 9 numarasıydı o. Nasıl attığıyla, ne kadar çalıştığıyla ya da kazanma harçlığıyla kimse ilgilenmedi. Onun mücadelesi de işte buydu. Her işin kendine göre bir zorluğu vardır. Robert Lewandowski yıllarca süren çabalarının karşılığını fazlasıyla aldı. Futbol bir sonuç oyunu ve kimilerine göre daha çok saygı görmek için o en büyük kupayı kazananlara verilen madalyayı almanız gerekir. Bilin bakalım ne oldu.
O madalyadan artık Lewandowski’nin evinde de var.
Altyazı M.K.