Sahada neler yaşandı? Dr. Selim Erdoğan yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=TLfOxBz2gPM.
Peki, 26 Ağustos tam başlamazdan evvel kim nerede? Mesela hep şöyle düşündük, Türk ordusu kuzeyden geldi, bunlar güney taraftaydı, bunları güneye doğru itti oradan. Aslında tam o değil. Türk ordusu aşağıdan da geliyor. Tam kuvvetler nerelerde duruyor o sırada? Kim nerede sıkışmış vaziyette? Şimdi aslında bunu harita eşliğinde anlatmak belki daha güzel olacak. Haritayı bir mi? Şimdi burada harita ikiyi açabilir miyiz? Evet. Şimdi harita ikiye baktığımızda burada intikalleri görüyoruz. Bu yirmi altı Ağustos’tan önce o gizli son intikaller yapılmadan yani hani meşhur Mustafa Kemal Paşa’nın komutanlar toplantısında şu dakikadan sonra artık batının
bizimle bütün bağlantısı kesilsin bizi ölü sansınlar dediği toplantı. O toplantıdan önce aslında bizim kuvvetlerimizin ağırlıklı olarak bulunduğu bölge Afyon’un doğusundaki bölge, ikinci ordu bölgesi, Yakup Şevki Paşa’nın bölgesi. Orada toplam üç kol ordumuz var bizim. Afyon güneyindeyse daha sonra taarruz edeceğimiz bölgede düşmanın karşısında onlara gösterdiğimiz yaklaşık beş tümenlik bir tanesi doğrudan
cephe komutanlığına bağlı bir de dört tümenlik beş tümenlik bir yapımız var. Bir kol ordu var. Fakat biz on dört Ağustos’tan başlayarak on gün içerisinde gizli gizli gece yürüyüşleriyle ve daha önceden belirlenen mola noktalarında konaklatarak ağaçların altında gündüzleri istirahat ettirerek o iki kol orduyu gizlice Afyon güneyine kaydırıyoruz. Hatta gündüzleri bazen bu birliklerden birer tabur kuzeye doğru yalancı yürüyüşler yaptırılıyor. Işte olayın aslında stratejinin temelinde bu var. Baskın taarruz. Olayın mevzi muharebesine dönmemesi için bu gizli intikalleri Yunanlar fark edemiyorlar. Ne keşif uçuşlarına? Çünkü bakın bir tümeni hareket ettiriyorsunuz. Daha önceden belirlenen yere gidiyor. Daha önceden hazırlanan gerideki tümen gelip onu yerini dolduruyor. Dolayısıyla keşif uçağa geldiğinde tümenin numarasını bilmiyor ki herkes yerinde duruyor onun için. Bir şey değişmiyor. Bunu fark edemiyorlar ve yirmi altı Ağustos sabahı önde cephede iki kolordu arkada da bir ihtiyat kolordusu. Yani toplam yani Yunanları da aslında güneyden bir taarruz beklemiyorlar. Aslında orada şöyle bir yanlış algı var. Iıı Afyon güneyinden Trikopis bir taarruz bekliyor. Fakat beklediği taarruz işte bu karşısındaki beş tümenin yapacağı ona da böyle bir oyalama taarruzu bekliyor. O yüzden hatta taarruz beklediği için ne olur ne olmaz diyerek kuzeyde döer bölgesindeki ihtiyat kolordusundan ikinci kolordudan bir tümen daha getirtiyor. Toplam üç tümen yani yaklaşık otuz bin kişi biriktiriyor Afyon güneyinde. Ve diyor ki benim karşımda beş tümen var. Yaklaşık otuz beş kırk bin kişi. Ben de elimdeki zaten güçlü bir tahkimat. Eee Afyon’un güneyi de Sarpkayalık dağlar. Yani ben burada bu taarruzu kırarım. Bu yeterli. Yani Trikopis dalga bekliyor. Yirmi altı Ağustos sabahı Tusunami geliyor. Bizim aslında
yirmi altı Ağustos sabahı o mevzileri ezip geçebilmemizin altında bu iki kolorduyu ve onların top bataryalarını yirmi beşinci ağır topçu alayını mesela hiç sezdirmeden Afyon güneyine getirmemiz var. Şimdi ben bu arazileri daha önce de gezdim. Bugün de eee gelirken epey bir dolaştım ve şunu gördüm. Çok büyük bir alan. Doğru. Yani hani kağıdın
üstünde kolay görünüyor ama çok büyük bir alan ve farklı coğrafyalar yani. Bir kısmı ova. Bir kısmı sen dediğin gibi dağlık, tepelik. Doğru. Nehirler var. Gerçi onlar çok önemli nehirler değil ama göller var. Yani çok karışık bir coğrafya. Burada dört günde nasıl yapılır bu işi? Dört gün kısa süre değil mi burayı bütün burayı temizlemek için? Çok kısa bir süre. Fakat eee bizim şöyle bir avantajımız var. Yunanlar burada ne kadar kaldı? Biz burada ne kadar kaldık? Araziyi biz ne kadar tanıyoruz? Şimdi mesela Afyon güneyinin seçilmesindeki espri de biraz budur. Yunanların çok ciddi bir stratejik hatası var Fatih Bey. Kuzeyden eski şehirden gelen cephe hattını tam böyle Afyon’un ııı doğusunda doğrudan batıya dinar istikametine doğru kırıyorlar. Yani yukarıdan aşağıya doğru sandıklığa doğru indirmek dururken batıya kırıyorlar. Böyle bir ters L harfi şeklinde zaten buradan onu net bir şekilde görüyorsunuz. Şimdi bu şöyle bir dezavantaj getiriyor ve bize de bir avantaj sağlıyor. Bu cephe hattının hemen on beş yirmi kilometre gerisinde Yunanların temel arteri var. İzmir, Uşak, Afyon, Demiryolu hattı. Yani bu adamların bütün her şeyi buna bağlı. Bunu cephe hattının içine alıyorlar. Iıı bizim kurtlar bunu affetmiyor.
Eğer tam tersini yapsalar Yunan askeri belki sadece cephesini savunmak derdini çekecek. Ama burada arkadaki ikmal hattını mı koruyacak? Cephesini mi koruyacak? Ve bütün çekilme boyunca oluşturacağı alternatif savunu mesela yirmi yedi Ağustos’ta cepheyi yarıyoruz. Ondan sonra çekilirken bunlar arkalarına bakmadan kaçmıyor. Tekrar bir savunma hattı kurmaya çalışıyorlar. Ama nerede kuracaklarına bir türlü karar veremiyorlar. Çünkü ikmal hattını da korumak zorunda. O ikmal hattı şu arkadaki şu
aradaki. Tabii bu. Tabii. Yani Afyon’dan Dumlupınar’a geliyor. Buradan Uşak istihametine gidiyor. Zaten yirmi altı yirmi yedi Ağustos’ta cephe erildikten sonra otuz Ağustos’ta Dumlupınar’a kadar adım adım yapılan bütün muharebelerde adamların iki derdi var. Hem bir an evvel bir yerde bir savunma hattı oluşturmak ama bir yandan da ikmal hattını korumak. Bu çok büyük problem onlar için. Şimdi ııı bu nedenle seri sert
çekilmeler yapıyorlar. Biz de onları bu şekilde kovalıyor durumuna düşüyoruz. Ama burada yaptıkları şey arkalarına bakmadan, dövüşmeden kaçmak değil. Sürekli artış alayları asla değil. Bakın ııı buraya yaklaşık on kilometre mesafede Çatkuyu yakınlarında mesela olan mezarı mevkii dediğimiz bir yer var. Dün oradaydık. Orada küçücük bir tepede altmış üç tane beşinci Kafkas tümeninden şehit var. Demir yolu on beş yirmi metre mesafede. O demir yolu parçasını korumak için ve orada çekilen aynı zamanda tümenleri zaman kazandırmak için yunan alaylarıyla öyle şiddetli bir muharebe var ki. Şimdi biz mesela otuz Ağustos’ta oradaki şehidin yarısını vermedik Dumlupınar’da. Çünkü artık Dumlupınar’da o son muharebede hakim durumdayız. Kuşatmışız, imha hareketi yapıyoruz. Orada bol bol ölüverenler Yunanlar. Ama oraya gelene kadar yirmi yedi Ağustos’tan sonra o işte sizin bahsettiğiniz o ovalar, tepeler, yer, gök, oralar şehit dolu. Büyük taarruzda verdiğimiz kadar en az şehit bu Dumlupınar, Afyon arasındaki kesimde veriyoruz. Dediğiniz gibi Dumlupınar’a gerçekten şehit sayısı daha az. Toplam şehidimiz ne kadar bizim büyük taarruz boyunca? Şimdi yirmi altı Ağustos’tan on sekiz Eylül’e kadar çünkü İstiklal Savaşı ya da bu harekat dokuz Eylül’de İzmir’de değil on sekiz Eylül’de Bandırma’da bitti. Üç bin iki yüz civarında şehidimiz var. Bunun bin kadarı ııı yirmi yedi Ağustos’tan sonra hatta belki daha da fazlası. Mesela on yedi on sekiz Eylül’e bağlayan gece son muharebe Bandırma’da Delikli Bayır muharebesidir. O son muharebede yetmiş üç şehit var küçücük bir tepede yine. Hatta şehitlerden biri de alay komutanı altmış birinci alay komutanı Hüseyin Vecibey. O da ilginç bir anektottur. Onu da söyleyeyim. Sakarya zaferinden sonra bu sefer çekilen Yunanları takip ederken altmış birinci alay komutanı Hasan Rıza Bey şehit olur. Zaferden sonra takip harekatında. Aynı alayın komutanı yine zaferden sonra çekilen Yunanlarla son muharebede şehit oluyor Hüseyin Vecibey ve ikisi devre arkadaşı, sınıf arkadaşı harbiye de. Bu da acı bir şehitliği gezerken gördüm. Iıı her yerden şehit var. Çok enteresan. İstanbul, Diyarbakır bir ezber bozalım mı yine?
Bozalım. Şimdi Dumlu Pınar’daki şehitlik gerçek bir şehitlik değil. Değil mi? Bu temsili bir şehitlik. O da hani biraz böyle her memleketten biz burada savaştık mesajı. Bir üç tane de kadın şehit var on dokuz yüz yirmi yaşında. Onlar da nasıl? Doğru değil. Hepsi temsili şehitlik. Ama büyük Aslanlar’da mesela bir aslanlar şehitliği var. Hoş o bin dokuz yüz yirmi birdeki ııı ikinciyin önü muharebesinden sonraki aslanlar taarruzundaki şehitler. Orası mesela gerçek bir
şehitlik. Orada bir tane bayan mesela hemşiremiz yatıyor. O askerleri o bakmış. Kendi de vasiyetiymiş. Daha sonra altmış beşte vefatince gömülmüş. Gerçek şehitlikler var. Harp meydanında ama onlar. Burada değil. Şimdi Dumlu Pınar’ın şöyle bir. Ya bu da bir temsili bir şehitlik aslında. Tabii. Şimdi Koca Tepe şehitliydi öyle. Ilk gerçek şehitlik ııı iki sene önce Gepli, Tınas Tepe taarruzunda şehit olan elli altıncı alay askerleri on bir askerin şehitliğiydi. Ama yani
şu son iki sene içerisinde altı yedi gerçek şehitlik daha ııı ziyarete açıldı. Çiğiltep’e de mesela çok büyük bir gerçek şimdi onlara boşuna mı durabildik biz onu? Ya boşa gitmez.
Gitmez. Yani burada değil orada. Biraz yedik.