Suriyeli sığınmacılar için görüşü ne? Teke Tek Bilim’de Prof. Dr. İlber Ortaylı soruları yanıtladı

Suriyeli sığınmacılar için görüşü ne? Teke Tek Bilim’de Prof. Dr. İlber Ortaylı soruları yanıtladı videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=yWJ047tA-xU. TKT TKT TKT İyi akşamlar dereceler TKT Bilim’e hoş geldiniz. TKT Bilim artık vaktinde Kübrapar tatilden döndük. Ondan sonra yine 23’te başlayıp artık kaça kadar giderse gideceğiz. Ama bu akşam çok fazla gidemeyeceğiz….

Suriyeli sığınmacılar için görüşü ne? Teke Tek Bilim’de Prof. Dr. İlber Ortaylı soruları yanıtladı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=yWJ047tA-xU.

TKT TKT TKT İyi akşamlar dereceler TKT Bilim’e hoş geldiniz. TKT Bilim artık vaktinde Kübrapar tatilden döndük. Ondan sonra yine 23’te başlayıp artık kaça kadar giderse gideceğiz. Ama bu akşam çok fazla gidemeyeceğiz. Çünkü biliyorsunuz bu akşam konuğumuz çok sevgili dostumuz, değerli abimiz, büyüğümüz,
üstadımız, her şeyimiz. İlber Ortay’la uzun programımız sıkılıyor. Uykum geldi diyor ve gitmek istiyor. Bu akşam İlber Hoca ile beraberiz. İlber abi hoş geldin. Sağ ol çok teşekkürler. Tahtel oğlum maşallahın var çok iyi görünüyorsun. Ha öyle mi iyi. Tatil yaptın mı? Tatil yaptın mı? İyi akşam üçer beşer gün ancak. Gidiyor musun Ayvalara Cunda’ya? Gidiyorum üç gün kalıp geliyorum. Herkes deli diyordur bana herhalde. Delisin ama normal yani. Üç gün kalınır mı? Ne işin var burada?
Ama deli Celal bile üç ay oturuyor. Orada üç aydır daha da bir ay daha orada en az. Evet orada bir ay da orada. Bir ay daha orada ama oradan yetişiyor yani. Şimdi bizim bir davamız var ona müdahil olacak. Hangisi o? Bir şey teke teke bir laf etti Celal’le Musa Peygamberle ilgili. Dedi ki işte bunların tarihi olarak varlığı tartışmalıdır dedi.
Bunun üzerine de ceza verdiler şimdi biz de o cezaya karşı. Cezayı verenler kim? Rütük. Biz de ona karşı da bir hakkımız varacağız. Yargı ona başvuracağız. En azından ben başvuracağım. Kanal da başvurur herhalde. Celal de o davada müdahil olmak istiyor. Tarihi belgelerle konuyu bir enteyektüel tartışma olduğunu göstermek için. Konuşuruz onu. Tartışma bitmiyor. Fazıl Say tanırsın Fazıl’ı. Herhalde. Tanıyorum. Çok seviyorum.
Ben de çok severim. Tamamen Maden Türkiye diye yazıyor ya. Meden Türkiye. Evet. Yani tabii oraya gidip okuyanları, okutulanları, okutanları, burs verenleri hiç kınadığımı zannetmeyin. Helal olsun. Yani Cumhuriyetimizin fakir zamanda bile birkaç çocuğu gönderdiler konservatuallara. İdil Bülent gibi gerçekten. Sunakan Kaviliyetli.
Sunakan, şey aile babasının babasına gitti Behçet hocanın. Aile Erduran. Evet yani aile Erduran. Ve o tabii ama yani müthiş bir şeyler onlar. Bu ise tamamen becerikli rahmetli anasının gayretleri. Babasının da. Babası zaten Mosiki hocamız.
Onların şeyse Ankara Devlet Konservatuarı. Yani kendi disiplini kendi kurarak çalışan bir bebe. Aynen öyle. Ve bugün dünyada efendime söyleyeyim bunun fanları var. Yüzler, binler. Binler, on binler. Ben onu ilk telavihde dinlediğimde bundan 20 sene evvel korktum salon Rusya Yahudisi. Bir takımla dolu onlar iyi miydi? Bunu dedim ne olacak Allah bilir. Zubin Mehtaydı. Hakikaten efendim herif bir Mozart piyano konservatu çıkardı. Allah yani. Kaç yaşındaydı o zaman? Vallahi daha 20’lerin falan böyle. Birbirlerinin başında. Evet yani birbirine girdi ortalık. Ve demişti ki Ankara’daki İsrail Büyükelçesi’nin eşi de orada meşhur bir çocuk yazarıdır o. Ben bunu dinledim iki gün evvel. Jazz piyanosunu dinledim dedim. Tamam dedi oradan söyledi bana. Belli yani. Sonra muhtelif yerlerde gördüm. Millet hakikaten ayaklarda alkışlıyor. Sırf dinleyiciler değil. Yani sırf bunun için çalışan böyle bilmem nereden kalkıp gelen.
Gelen violonçalist. Orkestra şefleri, bestelerini çalmaya kalkanlar falan. Kalk çalı icra edenler. Böyle bir meşhur adam yani dedim ki. Herhalde o düzeye gelmiş ilk Türk Periis kaynaklı. Memleketimizin Paderevski’si bu dedim. Şimdi sen onu Paderevski yaparsan. Paderevski. Paderevski yapıyorum da burası Polonya değil. Mesele bu. Sonra günün birinde sizin meseleden bir kar. Paderevski bilmeyenlere anlat. Paderevski’nin önemi nedir? Paderevski’nin ne olması? Paderevski biliyorsunuz Polonya’nın büyük büyük. Besteci ama aslında piyanist. Müthiş bir icra. İnsanları şey yapıyor ve sonunda tabi. Polonya kuruldu. Pilsudski marshal bunu Cumhurbaşkanlığına şey gösterdi.
Bir müddet yaptı ve yine kontrataşının başına döndü. Şimdi bu tabi çok önemli bir şey yani. Yani seni Cumhurbaşkanlığa infaz olsak. Yani işte orada ne bileyim tabi o zaman için kadınlar hiç düşünülmezdi ama Maria Kuriśka, Dowska var değil mi? İki tane elemanın buluşu kocası Pierre ile birlikte falan. Böyle bir devir Polonya için. Ve sonunda biliyorsun feci bir kaza ile bittiler.
Girdi. Böyle bir. Öyle bir polayda var. Bir Paderevski de burası Polonya ne zaman olur? Polonya olmamız için kötü bir şey ama yani üç devletin iska haline uğramamız lazım. Çok sizin takımdan birileri bu İlber Ortaylı’yı Cumhurbaşkanı adayı göstermiş. E bari kendini göstereydi.
Evet şimdi bak Fasıl çıktı dedi ki benim Cumhurbaşkanım İlber Ortaylı, Ersan Şen. Birini daha söyledi. Birini söyledi. Üç kişiyi söyledi. Öncesini söyledi. Ondan sonra saldırı. Kendini gösterdin. Yani İbrader siz kim oluyorsunuz yani insanların alkışladığı bir adamı. Bu şekilde yargılamak için.
Ben öyle düşünmüyorum şu sebepten ciddi bir saygıyla diyebilirsin ama yani böyleleri de var. Fakat bu böyle bir yere oturdum mikrofon buldum. Kamera buldum veya sütuna geçtim diye. Ağzına gelin. Kendine ağzına gelin söylemek ve her şeyi yapmak. Ay yok bu tahammül edilmez. Yani buna tahammül etmek için çok fazla mütevazi olmak gerekiyor. Yani olmaz.
Bu zamanın zamanı değil. Değil tabi bana da öyle geliyor. Yani çünkü ağırlığa ağrından utanılır. Edebsiz benden korkuyorlar dermiş. Evet evet evet. İş artık o noktaya doğru ilerliyor çünkü. Evet yani çok ilginç oluyor. Bunlar işte böyle tatsızlıklar oluyor. İşte onun dışında da tartışılıyor tartışılıyor tartışılıyor. O ayrı bir şey. Sonuçsuz ve anlamsız ezberden tartışmalar. Öğrenmek ve uzlaşmak maksatıyla yapılmamış kavga maksatıyla yapılmış.
Uzlaşma falan da zaten bazılarının rolü değildir öyle bir şey yok. Yani onun yapacak insanlar var makamlar var. Yani herkes bir şekilde girerse böyle şeyleri. Fikir beyazının ötesinde. Nihayet de işte bir seçim var gideceğimiz. İnşallah o selametle biter. Ve doğru dürüst biter. Her şey olmaz.
İnşallah zamanında yapılır. İnşallah doğru dürüst biter. İnşallah tartışmaları olmaz. İnşallah İstanbul seçimlerine benzemez sonrasındaki gelişmeler. İnşallah iyi olur. Şimdi herkes diyor ki İlber Hoca niye gelmiyor? Her hafta sen burada ol biz bu hafta burada seninle sohbet edin. Bir hafta değil ama geliriz. Sırf bıkar geliyorsun sağ ol. Millet bıkar her hafta. Senden bıkarlar mı Allah aşkına. Millet sana bayılıyor.
Yolda çevirip seni soruyorlar. Sağlığı nasıl? İyi mi? Öyle mi? Böyle mi? Seni soruyorlar. Ben de diyorum ki Allah’a şükür iyi. Bugün neden bahsetmek istiyoruz? Söyleyeyim sana. Biraz Çin. Biraz Kafkaslar. Çin, Kafkazya. Kafkazya. Biraz Çin-Amerika ilişkileri, Çin-Batı ilişkileri. Ne dersin? Çin, ABD tabi. Nereden başladın? O da herhalde ABD.
Bir reklam arası verelim mi? Bir reklam arası verelim. Şu reklamdan kurtulalım. Sonra sen Çin’den gir. Nereden istersen çık. Bir kısa reklam arası vereceğiz. Ardından İlber Hoca ile bir dünya turu yapacağız. Tarihi bir dünya turu yapacağız. Bugünü biraz daha anlamak için. İlber abi sana kimsenin çok bilmediği bir konuyla ilgili gireyim istiyorum. Çin. Çin dünya tarihisinden, Türkler’in tarihisinden çok önemli bir ülke olmakla beraber son bin yıl içerisinde bizimle çok yakın ilişkisi olmamış. Ama giderek de önem kazanan bir ülke tekrar tekrar tekrar ve şimdi bir gerilim yaşanan farkı nasıl sen de biliyorsun izliyorsun. Amerika’da temsil emirisi başkanı Pelosi’nin yaptığı ziyarette Çin Amerika geriliğine tekrar başladı.
Tayvan’a gittiği kadın biliyorsun. Ve yeniden bir Çin meselesi gündemi geldi. Nedir Çin? Çin’in dünya için tarihi önemi ne sence? Ben şeyi peşinden söyleyeyim. Tabii birçok arkadaşlarımızın işte bir hatun meclis reisi, temsilciler meclisi reisi, senatörlerin değil mi?
House of Representatives gibi işte büyük anne ve halen kuvvetli biri, protokolda üçüncü falan filan. Bunlar tabii hoş görünümler. Tabii öbür tarafı pek söylemiyorlar. Şimdi resmi ziyaret yapıyorsun, protokollun içindesin. Ve gittiği ülkeyi gıcık kaptıracak böyle bir şey yapıyorsun.
Ve aniden bir Çince şey açıyorsun İngilizce işte demokrasi şehitleri falan gibi kıyanlanan meydanında. Bunlar çiğlikler. Ucuz hareketler. Ucuz çünkü arkanda bir kuvvet var. Onu temsilen geliyorsun. Kimse sana bir şey yapamaz ve misafirsin. Yani herkesin cesaret edemeyeceği bir şey ama edebilecek adamın da terbiye diye bir şey lazım yani.
Maalesef Amerikan polisikasında son zamanda yanlışlıkların içinde bir de böyle kişisel edepsizlikler çok. Hakin vaziyette bu hoş bir şey değil tabii görünüm olarak ve bunun da propagandası yapıyor. Bunu her yerde yapıyorlar, Çin’de de yaptılar. Her yerde yapıyor kadın bunu. Geçen sefer yapmış çok daha hassas bir nokta söz konusuyken. Her yerde de yapıyor tabii bu milletlerin en azından kişisel olarak ambargo koymaları gereken bir ziyaretçi, bir politikacıdır. Yani o memleketin dışişleri bakanı denen sekreter hostiyetiyle, savunma defen sekreterinin, terbiye bakanıyla, başkanın kendisiyle veya yardımcısıyla her türlü teması sürdürebilirsin. Bu zat olmamak kaydıyla yani böyle bir şey halde. Dışlanması gereken bir. Evet ve meclisler arası ilişkilere de icap edersen o bir protokolda vardır. Onu da kesebilirsin Amerika’yla şey yapıldığı zaman.
Çünkü ve çok bilgili falan olduğunda zannetmiyorum işte tipik bir upper middle class ve upper class zengini bir hanım, böyle rahat bir çocuk büyütmüş, evlilik hayatı düzgün gitmiş falan. Bilmem kaç yaşından sonra politikaya karışmış.
Yine muvaffak oluyorsa eyvallah ama öyle büyük bir kariyerde değil yani o memleketin gördüğü büyük insanların arasında nereye yerleşir o da belli değil. Şimdi bunun üzerinde durduktan sonra şeye gelelim bu Çin meselesine. Şimdi bizim 19. yüzyılda Çin tamamıyla merak konusuydu. Şimdi buna doğru dürüst başlayan insanlar Benediktan’lar, Cizvitler ve Benediktan’lar. Bunlar alim takımı biliyorsun. Cizvitler alimdir, kontrevolüsyonudur yani şey kontreform, protestantizmin iddialarına ve tabuları yıkma, demistifikasyonuna,
bir yerde Hıristiyanlığın tarihini ve incir yorumlarını bile değiştirme çabalarına karşı bir bilimsel, sadece teoloji de değil, arkeolojiye kadar. Çünkü işin içine Hıristiyan teolojisi de giriyor, arkeolojisi de giriyor.
Bunları bilen ve dünya yüzünde teşkilatlanan üniversiteler kurmaya çabalayan mesela Vienna Üniversitesi falan, tamamen Cizvitlerin kurduğu yerlerdir. Sonradan Ayr Klanse de, Fransa’da meseleler çok hakimdiler. Kalikanizm çıktıktan sonra süpürdü onları 14.Lui.
Böyle şeyler söz konusu, bunların yanında mesela daha sessiz gibi görünen çok iş yapan Benediktan’lar. Hıristiyanlık tarihinin bunlar mucizevi karıncaları. Yani sen Benediktus adına amele gibi de çalışıyorlar, ormanları biçip tarıma da açıyorlar, zira-i metotları da öğretiyorlar, manastırları da idare ediyorlar, şarapçılık yapıyorlar bilmem ne hepsi ve okul. Ve o da yetmiyor, lisanlar. Mesela Fransa’da galiba bir Mans Komünü vardır, orada bir manastır vardır. Böyle şey gibiydi, Filoloji Fakültesi gibi yani. Her sahada adamlar var. Hatta ben birini tanıdığım Per Ootyet. Yani bir sene bir şeyde oturduk, Kafkasya üzerine bir seminerde rahiplik kisvetiyle gelmiş genç münevver bir Fransız otuzlarında. Udin ve bilmem ne diye iki tane Şerkez dili. Fakat adamın aslında Gürcüce ve Ermenice gibi de bir Anadolu var Kafkasya etiketlerinde. Olmayan şey Humuk vesaire, o setin şey Türkçe falan Azer şeyse falan onlar. Çok enteresan bir yaklaşım yani. Ben ondan daha iyi bir Kafkasolok olarak, Cüneyt Meğer itibariyle Andreas Gitsi’yi tanırım. Yani Türkçe’yi biliyor, Lehçeleri biliyor, Ermenice biliyor falan böyle bir adamdı.
Şimdi bir baktım üç sene sonra adam çıkmış, Afsanı istemiş. Çıkmış tarikaya evet. Evlenmiş kızı varmış. Bu bana dedi ki Kafkasya dedi yani ben dedi gider Çeçenlerle birlikte savaşırdım Ruslara karşı kızım çok küçük olmasa dedi. Bunu söyleyen dünkü rahip. Niye?
Adam inanıyor kavgasına yani Kafkas’ın cesaretine Rusların işinin bittiğine falan. Fakat bilmiyorum o bu inguşlar yaptı daha çok o okul hadisesinden sonra hala kaldı mı bilmiyorum. Yani maalesef bu küçük küçük milletlerden oluşan, yaknesak devam edemeyen hareketler olmadık şeylere sürükleniyor. Mesela Cehzade Duda’yı niye harcadılar hakikaten değerli bir asker. Çok çok önemli. Şimdi böyle bir dünya bu. Bunu bu tetkik etmiş adamlar. Kilise bunu kafkasologlardan evvel tavsiye ediyor. Yani çok Urquhart mesela David o da kafkas uzmandır ama daha yüzeyseldir. Türkiye’yi tutar o biliyorsun.
Karl Marx Engels Urquhart sonra efendim söyleyeyim Pale William Pale ve hepimizin bildiği gibi işte Macaryahudisi olan Bamberi aslında İngiltere’ye sonra intibar etti. Bunlar Türkiye’yi tutarlar. Akademik kadrolar içinde. Böyle bir dünya vardır. Politik arkasından geliyor bazı şeylerin. Çin de öyle. Gizlidlerle Benediktenler daha önce tetkik etmişler. Ve mesela Çin analilerinde, Çin analilerinde Türkler hakkındaki kayıtlara bakan Dutvî. Yani 14. Louis devrinde.
Onun kalemi aldığı kalemi aldığı demeyeyim de neşrettiği, tercüme ettiği Fransızca’ya, Meddinlere maalesef Fransızca biliyor ama tabi Çince bilmeden o mühim bir eksik sayılır. Hüseyin Cahit Bey çevirdik Çinleri, Mogulları, Türkleri bilmem nelerini tarih falan diye. Sahip Husar’ın tarihi diye. Bu bizde ta ne zaman olmuş ama düşün çok tartışmaya rağmen.
Bir senede yeniden basıldı o kitap biliyorsun. Basıldı çünkü hiçbir şey yoktu. Şöyle bir şeydir. Herhalde şimdi bu kadar olmuştur tabi. Arap harfleriyle bu kadar olursa ondan sonra. Fakat bu modern sinolojiye el atmak Atatürk Türkiye’sinin işidir. Türklerin tarihini öğrenmek için bu kaynakları bilmeniz gerekiyor. Çünkü Çin kaynaklarından Türk tarihi öğrenemez. Öğreneceksin çünkü oradır bizim komşumuz.
Bu böyledir. Yani mesela bazı milletlerin tarihlerini komşulardan öğre. Bak çok ciddi. Eğer Julius Caesar ve Bello Gallica ve Tacitus Germania falan gibi eserler olmasa ki bunlar Mîlad’ın birinci asrı evveli ve birinci asrı sonrası. Bizim apeninlerin kuzeyindeki dünyadan pek bir haberimiz olmayacaktı. Kendilerini de tanıtma şeyi yok. Medeniyetler gariptir. Bu milletler demiri işliyorlar fakat yazıları yok o zaman. Ve bunları Roma tanıtıyor dünyaya Latin medeniyeti. Bu ilginç bir şey. Onun için bundan şey değil yani Türkler de demiri işler. Çok yatçıdır, süvaridir, organize bir kuvvettir. Şunu yapar bunu yapar, etrafa karşı kendini gösterir. Çin bunlarla başlayamaz ama bir tarih yazımı veya gerekli belgelerin ortaya konması gibi bir olay yok yani. Bir takım iddialar var yani. Ama şu ana kadar yani en çok kabul edilen şey işte beşinci asra kadar giden bizim Türk alfabesi diyebildiğimiz runik alfabe. Bundan evvelki şeyler var mıdır olabilir. Ama büyük ölçüde vardır. Böyle bir iddia da var fakat bunların hepsi sistematik olarak o belgeler veya o şeyler kayıtlar paleografik ve diplomatik açıdan incelenmiş değil yani.
Vesikaların değerlendiği meseleler. Ne var işte gene bir takım komşular var Sanskritçe. Efendime söyleyeyim eski pahlevi farz dili falan komşular bunlar yani. Dolayısıyla biz Çin’i o açıdan öğrenmek istemişiz ama şurası bir gerçek.
Bir yirminci yüzyılda Çin uykuda değil fakirlikte yaşayan kocaman bir kıta. Daha milat sıralarında nüfusu 50 milyon çok kalabalık. 2000 yıl önce 50 milyon nüfusu var. Kıtlık oluyor bilmem ne oluyor açlık oluyor eriyor o nüfus kırılıyor dökülüyor falan ama her zaman istilacıları karşılayıp yok etmekten çok eritiyor.
İşte Kubilay’ın seyisi, Mogul İmparatorluğu Cengiz Han’ın torunu gitmiş. Timur girmeye kalktı oraya ömrü yetmediği girse görürdük onu da yani o gaye kuyusunda giderdi. Bu çok açık. Batı Türklüyse Çin’den kaçmayı denemiştir uzak durdu. Bu çok önemli yani bizim için Çin çok erken vakitte terk ettiğimiz bir aslında sınırlarının içinde dış asıl vatanımız yani Mogolia ve Çin nedir. Fakat kültür olarak onlardan çok uzak ve ayrıyız. Yani mesela Mogullar için çok enteresan Türklerin atları, itleri, etleri hep söylüyorum aynı şey çünkü aynı tabiatı paylaşıyoruz ama mesela evlilik kuralları öznamlı anlaştırmadan
çok değişik ve yani hiç İslamiyet’i falan islamiyet öncesinde de değişik. İslamiyet öncesi daha bile fazla. Yani hiç kimse yok. Çok enteresan ama her şeyden bir yerde atayerkil toplum sayılabilir çünkü kadın da üretimin içinde. Çok önemli bir şey bu. Atayerkil mi anaerkil mi? Anaerkil bir toplum değil ama atayerkil tabi esas itibariyle.
Kadınların da rolü var yani öyle tamamen eve kapanmış bir tip. Üretimin içindeler çünkü onun için o önemli bir şey. Çünkü erkekler savaşçı bir kere yani mecbur o kadınlar orayı çevirmeye. Görünen o yani bunların hepsi yarı yarıya fiktif şeylerdir. Ekstrapolasyonla konuşuyoruz. Fakat şurası bir gerçek.
Miladın orta çağın ilk başlarında artık Türkler tarih konusu yazılı tarih konusu. Başkalarının kayıtlarıyla değil kendilerine. Yani o Orhun biraz daha geriye gidiyor. Dolayısıyla ileride çıkacak şimdi mesela Ötüken arabeleri Ötüken bilmem ne falan diyoruz. Orkun falan diyoruz.
Mongolistan açıldı şeye komünizmden sonra o bir takım yazıtlar şeyler taşlar yığılırlardı etrafta. Yani malzeme yeni yeni açığa çıkıyor ve biraz bakıldığı zaman kazılar yapılmaya başlandı müşterek olarak. Daha derine gidiyor. Mesela ruhunun kitabı için ne düşünürsün? Şampolju son derece zekice ve iyi toparlayan biri. Yani şampolju ne eski Türk mitolojisi ne eski Türk yazıtlarında ne Arapça ne Farsça ne Osmanlıca’nın bir üstadı. Fransız tarih biliminde klasik oryantalizmde. Eğer siz Osmanlı tarihi diyorsanız bu müteveffa Jilvenstein’ındır. Komedi Fransız’a girdi aklım. Collège de France’ın üyesidir. Bu enteresan çünkü bu dalda seçilen ilkedir. Ve ilginç olan da yani mesela bazı tarih yorumlarında da Bernal Luiz ile birlikte çok paralel olduğu için Fransız Ermeni cemaatı onun protesto edip gitmesini. Şirak Cumhurbaşkanı’ydı bunu tasdik etmeyin falan demişler. O daha öyle mi? Bu makam bir asrı evvel birini tasdik etmediydi. Kimdi o demiş. Şirak çok enteresan bir adamdı. Şey demişler, Ense Renan. Fransız akademisi, akademisi değil mi? Collège de France. Rebdedildi o kadar büyük hizmetleri olan orientalizmde, Fenike biliminde yani falan. Tabii bu iş düşmüş yani. Sonra törenlerde falan demişler buraya, poes çağrırız. Bir ciddi tepki vardı ona karşı. Tamamıyla yazdıklarından çok galiba seminerlerinde falan bu tip şeyleri ama bir de şeyi destekledi Bernal Luiz’in tezilerini. Bu ama bizde ciddi olarak bu Osmanistlik’te vesika şeyini takip eden yeni nesil budur. Ondan evvel kim vardı derseniz size bir isim verebiliriz. Hepiniz biliyorsunuz belki yahut bilmiyorsunuz. Perdevna Eli Boratay. Ama burada folklor hocasıydı Türkoloji’de. Folklorla ilgileniyor. Osmanlıca’yı biliyor. Bu siyasi çatışmalarda falan şunu da söyleyeyim ben Perdevna Eli Bey’in öyle Marksiz falan olduğuna hiç inanmıyorum. Bildiğine de inanmıyorum bu işi fazla. Fakat o 47 hadiselerinde böyle bir güme gitmiş açığa çıkarılmış ve Fransa aldı ona hemen. Ve o başlattı bu işi ciddi olarak yani onun adamlarıdır.
Çünkü Fransız Türkolojisi Türkoloji olmaktan çok tıpkı İngiltere’de olduğu gibi Araplarla, İran’la falan ilgilenir. Hatta Etiyopya’yla ilgilenir. Hatta işte Urdu falan gibi şeylere gider. Ama daha ziyade kendi sömürgülerinde Berberilik vardır, Araplık vardır. Efendime söyleyeyim işte İran’la ilişkiler vardır falan.
Türkolojiyi geç adım atan bir memlekettir dolaylı olarak. Ama atılmıştır tabii bir yerde. Jan Dén’i ilk lügati yazmış. İlk lügati diyorum ciddi gramer. Polonya asıllıydı o. Langzodan yani mesela Langzo bir ara bütün büyük şeylerin toplandığı, Türkologların toplandığı bir yerdir. Yani Berna Lüzya Titse’de, İrem Melikov da hepsi orada talebe. Hocalarından birisi ve çok sevdikleri de Adnan Adıvar. Bayılıyorlar. Ne öğretiyordu size dedim böyle küçümser bir şeyle. Yani bir de dolduruyorlar bizi böyle Adnan Adıvar cahil, sağcısız oluyorsun. Her şeyi dedi adam. Ben bunu çok tekrarlarım aslında. Nasıl her şeyi dedim? Faust’la Göte’yi bile anlattım. Size Ukala şey Batılı veletleri o zaman gençlere evet ne zannediyorsun? Batının ve Doğunun Efendisi dedi. Adnan Adıvar için. Evet Adnan böyleydi. Yani Ali Deydi Panım da öyledir. Bazılarının hem sağdan hem soldan hem de meslektaşlarının ve akranlarının, asistanlarının küçümsediği biri olamaz. Yani kuru kuruya mektiht de olmaz. Yok Türk kadının sosyal seviyesini çıkartır. Öyle bir şeyin içinde yoktu. Yani burada o tip reformlar yapılırken Ahilde Hanım sürgündeydi. Ama mesela Müslüman Hindistan’ın ortaya çıkışında çok önemli rolü var. Yani bilinir bu eserleriyle falan değil mi? Çin’de böyle bu zaman geldi bize. Düpedür Kemalizm’dir.
Düpedür Atatürk’ün şeysidir. Kimi getirdi? Hitler’den kaçan en önemli bir sinolog ve Japoncu. Wolfram Eberhard. 47 olaylarına kadar bizdeydi. Ve maalesef o olaydan sonra buradan gitmek zorunda kaldı. Ama Amerika’ya gitti. Almanya’ya dönmedi. Bunlar çok önemli.
Bugün görüyorum ki o bir durgunluk zamanına göre neredeyse 50 sene sürmüş. Çin araştırmaları tekrar çıktı. Peki Batı Çin’i iyi biliyor mu sence? Biliyor bize göre iyi biliyor. Ama her zaman için tabi engel var anlamasında. Türklerin dış dünyayı tanıması daha kolay oluyor. Çünkü biz tabulararız ayız. Öngargılarımız yok. Boş tahtayız.
Hali-i zihin denir. Yani biz mesela bilmiyoruz. Yani biz Çinli’ye bilmem ne diye bakmayız. Bizim okumuş yazmış. Bilmem ne falan demez. Öyle Pelbak gibi de böyle naif duygularla falan da bakmaz. Amerikanlı romancı biliyorsun. Misyonel gözlü ama. Yani böyle bakar, çalışır falan. Benim zamanımda bizim kuşağın ilk sinologları. Hayvanda falan öğreniyorlardı. Bu işin kızılkçına gidilmiyordu. Şimdi artık her yere gidiyorlar. Her şeyi öğreniyorlar. Yani isim saysan artık herhalde iki elin parmaklarını geçiyor bunlar. Tabii. Açılıyorlar. Yani Türkler böyle dalmaya başladı. Ve öngargı şeyleri çok az. Yani onları açıyor da çok enteresan bir şekilde.
Tabula rasa demek şey iyidir. Bir kısmı vah diye küçümsü adam akıllı gördüğüyle yani o boş bakıyor. Bir kısmı da ama da ilginç pozuna giriyor. Bunu ben görüyorum. Çok enteresan bir şey. Şimdi biz Çinli tanıma başladık. Ve tanıyoruz. Çinli’ye birtakım ilişkilerimiz var. Var yani. Çok açık. Herkesin var. Herkesin var ama herkes ipin ucunu kaçırmış. Yani Amerika’da neredeyse Çin’de yatırım yapmayan şirket kalmamış. İş gücü ucuz falan diye. Ve bu Çin’deki zenginliğin de en yaralı tarafı. Yani şey üretiyor, tüketiyor büyük bir miktarla, büyük bir suratla. Fakat hiçbir şekilde insanlığın profili olan eşitsizlik ve çoğunluğun fakirliği, gerçeğini ortadan kaldıramıyorlar. Onu bir kere herkesin bilmesi lazım. Yani verilen rakamlar doğru bile olsa yalan. Mesela Hindistan da diyor 250 milyon orta sınıf oldu. Hindistan’da 250 milyon Avrupa Birliği standarını yaşayan insan mı? Bu standar konmuş. Epeki nüfus kaç? 1-1,5 milyon. Bu şeyi kaldırmıyor ki. Bombay’da yok bilmem, Hyderabad’da yok bilmem nerede. Sokaklarda yatıp kalkan, orada doğan, orada evlenen, orada ölen insanları. Hem de çok büyük bir kalabalık o. Çin’de de aynı şey var ve çok mutsuzlar onlar. Yani yabancı sermaye kiralanan fabrikalarda ucuza çalışan
insanı cehennem olarak hisseden insanlar var. Bu çok önemli. Bunlar çıkıyor. Bir totaliter bir yapı var hakikaten. İlginç propagandı teknikleri var. Hiç ilginç değil yani ilginç olan hala onun geçiyor olması orada. Ve bu tüketimden istifade edemeyen bir takım var. Bu ne kadar nasıl gider belli değil. Ve profil düzelmemiş vaziyette. Yani büyük bir ülke. Tek çarelerin ufusun azalması bir kere. Yani ona azalması lazım. Bu bütün dünyada lazım. Ne zaman biter? Çin’in ikinci büyük problemi Amerika’ya. Yazmıyorsun Çin ulusal gelirine, kişi başı dışı ulusal gelirine ciddi miktarda arttırdı. Arttırıyor da ne oluyor artınca? İktidar ne kadar artıyor? Bir, ikincisi şeye bakacaksınız yani Lawrence Eylilerine. Ne kadar orada gelir dağlamında eşitlik var. Şimdiki necdin onu biraz eşitlemek üzere. Nereden eşit diyecek? Lafla eşitlersin. Yani bu senin kabahatin ve kifayetsizliğin de değil. Senin bir buçuk milyar nüfusun var. Bir buçuk milyar nüfusun üstelik Çin gibi bir takım kaynakların kıt olduğu.
Yani nehirlerin rejiminin bile çok düzgün olmadığı bir coğrafyanın ortasında. Yani şaka maka yok. O memleketin bir kısmı da baya çöl yani. Önemli bir kısmı çöl. Şimdi mesela bazı yeni kaynaklar keşfedilmemiş olsa Doğu Türkistan’a hiç şimdi gitmezdi. Şimdi başladılar gitmeye ve problem çıktı. Oradaki propagandaları da çok komikti. Serda böyle ben biliyorum bir akademi tebliğinde. Efendim kompültür metoduyla Türkistan haydutlarıyla nasıl başlıyor Avrupa’yla işbirliği diye şey veriyordu adam. Herkes ayaklandı. Ayıp şey falan diye. Hatta Avrupa’da yaşayan Çinli alimler var onlar bile. Yani bu sabittir bu. Ben size bunu söyleyeyim. Şimdi bu bilmiyor da farkında değil bile adamlar ne yaptıklarının. Ama bu bir insanlığın hem neler yapabileceğini gösterir size. Çünkü eski bir medeniyettir. Kabiliyetleri, yetenekleri çok yüksektir. O kıtlık devrinde bile mesela oraya kaçıp kurtulan bir Avusturyalı Yahudi dostum vardı. Arkadan karısı geliyor nişanlısı o Hırsiyanmış. Tamamen çulsuz yolluyorlar seyahat izni için naziler. Kadın gelmeden bu artık biraz para kazanmış. Kadının giyeceği kıyafetleri boyunu tarifle veriyor. Ama şeyini kalkça elini göğüs elini falan ezberliyor. Biri değil eski erkek. Şöyle biri diyor işte gösteri falan.
Adamın diktikleri oturmuş kadıncağızın üzerine küt diye. Yani bunlar böyle kabiliyetli insanlardır dedi. Bunlar dedi yutarlar bu memleketi dedi. Bunu ilk diyen Karmburger değil. Trochki de diyor kominden de bunu. Yani Manchester top atar eğer eteklerini bir parça uzatırlar veya kısaltırlarsa diyor. Yani kendi uzatır, kendi üretir.
Veya kısaltı verir, tüketmeyi verir. Bir karış bak ne olur. Ve oldu da. Yani bunlar çok önemli şeyler. Şimdi bu ülkenin büyük problemi şudur bizim aslımız için. Bu adamlar çevreyi kirletiyorlar, dünyayı kirletiyorlar. İklimin başsızca problem konusu bunlar. Nüfus kalabalık. Öbürü de Amerika. Şimdi bu herifleri ne yapacaksın?
Bunlar hiçbir anlaşmayı milletler arası şeyleri, agremanları, Pax’ları bu konuda kabul edip uymuyorlar. Tasdik bile etmiyorlar. Hele bir gece geldi gidiyor işte kıtlıklar falan onun arkasından gelecek. Büyük bir problem. Bunlarla nasıl başlayacak bu dünya? Yani Amerika’yı mı tutacaksın, Çin’i mi tutacaksın? İkisi de berbat mısın? Bu büyük bir problem işte bitti. Ama tabi şimdi Çin dünyayı kirletiyor diyor Batı propagandası. Ama Batı’ya üretim yapmak için dünyayı kirletiyor. Batı pis işlerini Çin’de yaptırıyor. Evet ama ve kendi de zaten üretmeye ve tüketmeye çok meraklı. Tabi başka şeyler de var. Mesela Avrupa’da şey var. Dönüşüm çöpleri atıyorlar. Dönüşüm burada yapılıyormuş. O dönüşüm Çukurova’daki akademisyenlerin raporları malum. Yıldan yıla artıyor çöp fabrikaları. Düzgün çöp fabrikaları değil, çöpüye oluyor artık. İngilizler protesto ediyor. İngilizler üretiyorlar. Bir bir muhabir yaptı. Evet İngilizler dünyayı kirletiyorsunuz diyor. Oranın işte radikalileri böyle şeyler yapıyorlar. Yani bu o bakımdan Çin bizim için önemli. Tarihimiz için çok önemli. Ve size şunu söyleyeyim. O derecede temaslarımız yoğundu ki bugün Topkapı’nın Çin koleksiyonu dünyada birçok Çin’in kendi dahil. Yani hem sayı bakımından hem nitelik bakımından, örneklerin zenginliği bakımından. Bunun için maalesef büyük bir müziği hala yapamıyor. Topkapı kendi yapıyor. Özel bir portremen müziği yapmak gerekiyor.
Evet Topkapı. Olmaz abi gibi şark müzesi kurmamız lazım. Bunlar kasliye. İran’da da var böyle kaliteli şeyler ama sayıca çok az. Bu kadarça kabul etmez. Çin’in kendinde yok. Allah Allah. Niye yok? Maoist kültür devrim bir ahli bir şeyleri götürmüş. Ama bunların dışında zaten Şangaişe kaçarken Formuza’ya, yani Tayyiba’ya kurmak üzere, birtakım şeyleri götürdü. Metal, işçiliğin örneklerini, camları yoktur onların bilmezler. Çin’leri falan, evrakları. Hatta kendi askerlerini iti puçaklarla doldurup götürmüş. Komünistlere bırakmam diye. Ondan sonra kültür devrimi, ona dedi ki ya işte demedik miye geldik. Fakat Tayvan’daki koleksiyonlar da en iyisi değil.
San Francisco’daki Amerikan koleksiyonu da mukayese kabul etmez. O kadar iyi bir şey mi? Evet çünkü biz tarih boyu Çin’le İpek yolunu çok iyi işletmişiz. Bu 16. asla kadar gider. Yani Yavuz Selim’in Mısır’ı alması bu. Deryalara çıkma durumumuz yoktu. Portekiz, İspanya falan gibi, İngiltere gibi sonra. Fakat işte İpek yolunu tam kontrol için Mısır seferine gidildi. Bir hamlede adam Suriye, Ürgün, Filsi, Ürgün değil ama o zaman Filistin falan ve Mısır’ı şey yaptı. Aldı yani Kuzey Afrika’da da zaten. Yavuz’un şey vardır. Bu önemli. Bu Çin nasıl gider? Bu büyük bir soru.
Bundan nasıl hallediliriz? Şuna inanmıyorum. Çin ile Rusya’nın müttefik kalacağına. Kalmazlar mı? Hayır kalmaz. Ve tarihi stratejiye bakarsanız Rusya’nın müttefiki ABD’dir. Yani iki Cihana Harbi’de de müttefikti. Ciddi araştırmalar vardır Rus tarihçiliğinin Amerika ile ilişkide. Bunlar beraberdiler yani.
Yani sen diyorsun ki Rusya ile Çin değil Rusya ile Amerika müttefik olur. Rusya ile Amerika. Öbür taraftan enteresan olan bir şey var. Geçen asırda Çinliler Amerika’ya yamem yu xiao xin gibi bir laf söylüyorlar. Ne konu? Yani akıllı fikirli ve akil insanlar ülkesi diye. Bayılıyorlar oradaki işlemeye ve kapitalizme. Ölüyorlar.
Mesela Amerika’nın geniş Çinli kitlesi hiçbir şekilde ne otonomi isterler ne de kendi kültürlerini devam etmek için bir kıpırdanmaları vardır. Aksine aklı başında bütün insanlar çocuklarını İngilizce öğrenmesine dikkat eder başka şeye değil. Bu bellidir yani Çin mahallelerine falan da gidiyorsunuz.
Yani orada millet Çince konuşmuyor. Ama Çince konuşanlar da var. Var yeni gelmiştir veya husus öğrendiklerinde konuşmuştur. Mesela Ermenilerin bulunduğu yer doğuda Lübnan, Fransa, Amerika orada Ermeni okulu olsa da olmasa da bir sürü konuşan olur. Evde konuşuyor. Daha enteresan o evlerde Türkçe de konuşuyor. Yani bu çok açık.
Enteresan bir şeydir. Yani onun için Çin’le ilişkileri dünyanın son derece problemlidir. Hep böyle olur. Hep böyle oldu ve hep böyle olacak. Eğer radikal şeyler olmazsa değişimler, o değişimlerin başında da insanoğlunun artık nüfusunun kontrolünü kendinin yapması geliyor. Bu açıktır.
Yani birilerinin birilerini zorla kısırlaştırma ameliyesine girmesini falan beklemek, böyle bir cinsi gibi garip kehanetlerde bulunmak bu konuda lüzumsuz. Ama Turgut Feci asrın, 20. asrın başında 1 milyarın üstünde olan nüfus 21. asra girişte 8’i geçti. Çok yani. Kim besler bunu? Hangi çevre?
Yani ürettikçe bunları beslemek için tüketim mahvetti bir kere değil mi? Denizleri, havaları, nehirleri ve iklim değişiyor tabii yani. Şey tabakası, ozon tabakası falan değişiyor. Bunun nasıl çözüleceğini bilemiyoruz. Hindistan alt kıtası Çin’le Amerika arasında bölülmüş özellikte.
Yani Hindistan ve Pakistan’ın ne derlerse desinler Amerika içlerinden çıkmıyor ikisinin de. Fakat öbür taraftan bir denge aramaya kaldıkları zaman Pakistanlar Çin’le tercih ediyorlar beraber olmayı.
Öbürkülerinin Ruslarla olması gibi. Çok enteresan bir Rus uzmanı kalabalığı var Hindistan. Yani mesela bir parlamenterin, bir parlament okulübünde derliyle bir Rus bilginin konferansını dinledim. Çeviriyorlar İngilizceyi yani. Onu söyleyeyim adamın konuştuğunu bir spontan çeviriyor. İngilizceyi çeviriyor.
Her bir tercimin ister istemez yapacağı yorgunluktan veya kaçırmaktan simultanen bir iki kelimeyi o kalabalığın yarısı düzeltiyor böyle. Çok enteresan o kısarıklı şirkler bilmem ne. Veyahut Moskova’da duymaya başladığını İngilizceyi ne kadar hoş bir telaffuzla konuşuyorlarsa Rusça idi öyle. Yani çok ilginç bir teli ama biliyor yani Çin Rusya’yı da tanıyor, Amerika’yı da tanıyor ama daha iyi tanıyan Hindistan. Bu büyük devletlerin artık cultural fringe dediğimiz kültürel saçaklanması da oluşmuş vaziyette. Bizde tabi bu var mı bu tip gelişme var tabi. Var mı? Tabii ya hiç şakası yok yani yeni nesiller Türkiye’de her yere burunlarını sokan şu veya bu şekilde bir takım şeyleri öğrenmeye başlayan insanlar. Mesela bundan evvel Arapça bölümüye bir baktım ciddi Arapça öğreniyorlar insanlar. Yani ben oraya hoca oldum diye yan gelip yatma yok. Bittim bir tanesi hatta İbranca Türkçe Lugat hazırlamış yani ondan gitmiş İsrail’de bir de İbranca öğrenmiş yan dil diye. Benim zamanımda ben böyle bir klasik filoloji Arap Fars filolojisi düşünemezdim yani yoktu. Sen diyorsun ki iyiye gidiyor yani.
Türkiye tabi çünkü bir memleket burası da geçinmek zorunda her şey rağmen çantasını alıp gitmek zorunda bir yerlere iş yapmak zorunda birileri buraya gelme durumunda. Burası endüstriyel bir memleket yani Kuzey Akdeniz normlarına uygun bir yer ve birçok bakımdan onların içinde de cüstesine uygun bir gelişimi var. Burası açılır dünyaya yani yakında doğru dürüst Afrikanistler de çıktı.
Çıkar yani şakası yok. Bu önemli zaten vatandaşının bir kısmı oralarda yaşıyor orada yaşamakla kalmıyor buraya da bulaşıyor ya giriş yapıyor. O bakımdan bunlar eski şey gibi değil bunlar tanınacak. Sorun Türkiye’de Kafkaz’dadır. Şimdi tam oraya gireceğim ben de. Çin’den yola çıkıp Çin’de zaten böyle bir yol inşa etmeyi çalışıyor. Biliyorsun Kafkazya üzerinden Avrupa’ya da ulaşacağı bir yol inşa etmiş. Türkiye’ye acısından baktığımız zaman Kafkaz senin kıymeti harbiyesindedir. Tarih olarak çok enteresan şeyler var. Mesela hiç kimsenin aklına gelmiyordu Urartuların Çeşen oldu köklerinin. Yani orada çeşen maceriler var o Çavuştepe’de falan. Bir tanesi işte Mehmet orada. Adam çivi yazısı öğrendi. Okuyor çünkü neden çivi yazısını okuyabilirsin lisanı bilmeden de. Kör kütük okuyanlar bu bizim dile benziyor demiş. Sonra birini okutuyor hocanın öyle okuyor. Öbürü belki daha yakın okuyor. Adam akıllı şüphede bu işin peşine düşüyor.
Evet kabul edildi bu. Daha evvel hiçbir Hönarsiyah arkeologunun bir İranistin bir bilmem ne’nin bu Urartu dili de yani Çeşenlerle yav lezgilerle avarlarla. Daha önce Etrusklerle bir bağındası oldu düşünürdü. Etruskleri de maalesef okuyorsun dilini bilmiyorsun. Evet. Ve o nereden geliyor? Yani şimdi biz mi Çeşen yanında aldıları geldi oraya? Yoksa onlar mı oraya gitti? Muhtemelen Kafkasya çok enteresan bir tergazildir. İltica memleketidir. Böyle bir memleket. Kafkasya’da tabi nüfus bakımından bilemiyorum ama mutlaka nüfus bakımından çoğunlukta değil. Fakat çoğrafi yaygınlık ve sayı bakımından ünitelerinin sayısı itibariyle çerkezler gelir önde yani. En kalabalık. En kalabalık yani dağılım nüfusun yoğunluğu değil. Çünkü yani Gürcüler mesela üç buçuk beş milyon arasında dünyada dahil. Bunlardan fazla. Ermeniler bütün dünyadaki hesaplarıyla on milyonu bulan bir memleket hemen hemen. Çeşen şeyler Kafkasyalıların hepsi o kadar mı bilmiyoruz. Türkiye’deki nüfusları düşük. Buradaki çok daha fazla görünüyor. Şimdi burada 600 bin var deniyor ama çok az insan bunu yazıyor. Konuştuğu dile falan göre. 65’ten beri böyle bir sayım yok Türkiye’de zaten. Şimdi o zaman tabi dünyadaki nüfusu itibariyle ki o Kafkasya dışı, Expatria bir nüfustur. Bunun üzerinde fikrimiz yok. En kalabalıkları burada. Ama İmparatorluk’taki nüfus dolayısıyla, Ürdün’de de var, Suriye’de de var, Mısır’da da var yani var. Çok ilginç bu. Şimdi bunlar ne yapıyor burada? Orada ne oluyor? Oradaki lisanlar buradaki kadar temiz değil. Rusya çok girmiş falan. Ama bir nüfus var orada da ve orada da bir milliyetçilik var.
Devletler var işte gördünüz. Abkhazya. Efendime söyleyeyim. Abkhazya’da Ermeniler bunları tepelemeye kalktı. Hayır o zaman onlar tepeledi çıkardılar. Ermeniler diyorum işte, Gürcüler. Şimdi o Gürcüler oradan atıldıktan sonra Ermeniler girip yerleşiyor mu söylüyor? Demek ki problem bitmeyecek. 300 bin nüfus deniyor.
Rusya’nın statistikleri 300 bin ise burada çok daha kalabalıklar aslında. Onu söylemek lazım. Böyle bir köye şeydir o nüfustur. Burada birbiriyle sadece etnik fakültelere değil, ırk olarak bile çok uzak milletler var. Yani Ermenice, Osetçe falan bunlar şeye bağlıdırlar.
Dünyada dar alanda en fazla dil ayrımı olan yer değil mi? Evet. O mesela Dağıstan bölgesinin dilleri Allah vermesin. Her köy başkası konuşuyor. Evet. Bunlar nasıl? Gürcü çok ayrı bir dil grubu. Hiçbirine girmiyor. Düşünebilir misiniz bunu? Ve onların bir alt katmanında Lazca. Türkiye’de ne kadar Laz var bilmiyorum. Tabii bütün Karadeniz’e Laz var. Bütün Karadeniz’e Laz var.
Yani bunlar alt katmandır, mengreliye yakındır. Mengrel takımı, yani Gürcüca’nın mengrel diyalektini konuşanlar Karadeniz’de çok iyi anlaşırlar o arka bir arka artınındaki, vizetekilerle. Ve tipleri de benziyor. Çok önemli. Yani mesela öyle şeyler var. Bunların üzerinde durmamız lazım.
Ve tabii Slav dünyası tekrar problem olmaya başladı. Komünizmin ve totaliter rejimin baskısı ile bir yerde bütün problemlerin muz dolamına girdiği bir dünyanın tadı bitti şimdi. Kokumaya başladılar. Buzlar çözülünce kokular başlıyor. Çürmeler başlıyor. Veya tam aksine canlanma başlıyor.
Bunlar tabii büyük kavgalar çıkarıyor. Polonya gene huzursuz. Ukraynalıları kabul etti ama bir an evvel de gidin dinleye başladı. Çünkü hiçbirinin cancı yer olacak hali yok onların. Peki Polonya niye bu kadar korkuyor? Polonya niye bu kadar korkuyor Rusya’dan? Polonya aslında Almanya’dan korkması gerekmiyor mu? Almanya’dan da korkuyor da Rusya bastırıyor.
Sen o sorunun psikolojisini bana soruyorsun. Onu anlaması çok zordur. Çünkü Almanya 11. asırdan beri kavga ediyor Polonyaz ülkeyle. Polonyalıların oraya geldiğinden beri birtakım ülkeler içeri girmişti. Danzik falan, Şilezya falan değil mi bütün bunlar içindeydi. Ama Ruslarla da 16. asırdan sonra başladı. Kavga ve bölünme. Yani 16. asırda Rusya’nın oradan müdahale etmesinin söz konusu değil. Ve Velko Polska denen Litvanya’yı da içeren bir Polonya vardı. Hatta bir ara bu Çekya’yı ve Macaristan’ı da içerdi. Yani Macar tacı da oraya bağlı oldu. Çok ilginç değil mi? Şimdi bu ülkenin derdi bir yandan Almanlar’da. Ve Almanların durduğu yerde Rusya karşıya çıkmaya başladı. Ve o zaman için hem tampon devleti olarak hem de bir nevi böyle belki bir yakınlaşma olarak Polonya makbuldü. Osmanlıya çok makbuldü. Osmanlı çok desteklemiş orayı. Evet yani ticaretinde, kültürel hayatında da öyle. Ve mesela 19. asırda Rusya’nın ve Avusturya’nın zulmünden kaçan ayaklanan Polonyalı askerler, subaylar bize sığındı. Saymakla bitmiyor isimler. Ve Türkiye’de birtakım kıymetli insanlar, aileler onların sonundan geliyor. Sağda ve soldaki birtakım münevverler.
Siz Nazım Hikmet’in de Cevat-ı Rıfat Atil Han’ında Konstantin Borgeski’nin torunları olduğunu biliyor muydu? Çok enteresan değil mi? Büyük dedeleri. Yani biri nerede biri nerede. Fakat müşterek bir şeyleri var.
Bunlar kadınlı, erkeklik, müşterek hayatı, sosyal hayatı getiren zümre İstanbul’a. Çok önemli. Müslüman olmuşlar ama bu müslümanlık bizim bildiğimiz kültürle gelmemiş. Yani onlar yine Polonya’daki hayatlarını bir şekilde sürülüyorlar.
Ve miriyetçiliğe mütemahiller. Müslüman olduk, bu ülke bizi kurtardı diye Türk’lüğü, Türkleri öne çıkarmaya. Yani o eserleri Konstantin Borgeski yazıyor. Bu çok ilginç. Onun üzerinde mesela durmamız lazım. Biz yakın tarihimizi de son 400 yılı da biyografik tetkikleri ciddi olarak yapmadan anlayıp değerlendiremeyiz.
Bu çok açık. Ama şu durumda bir şey var. Sicili Osmani dediğimiz Mehmet Süreyya Bey’den sonra bu konudaki çalışmalar hatta ansiklopedik değerlemeler bile çok az. Yetersiz. Yani bu çok açık. Onu bilmemiz gerekiyor. Şurada şunu söylemek istiyorum. Kavkazya 19. asrın ortalarında başlayan bilhassa Çeçen ayaklanmasını, Şeyh Şamil olayını bastırmadaki kanlı tedbirleriyle General Yerim Orduyyev’in baskısıyla imparatorluğumuza sığınanlar ilk anda Doğruca’ya sığınmışlar. Fakat orası da elden çıkınca gene bu tarafı.
Ve o zamanki imparatorluğun kendilerine yakın her yerine gelip yerleşmişler. Çok uzak doğu Anadolu değil ama bütün mezroportamya’nın belirli bir tarafı. Maraş falan, Antep, Kayseri tabi. Tam dağ havasının olduğu yerler. Pınarbaşı, Kayseri de. Orta Karadeniz falan. Orta Anadolu’nun çok az fakat bütün Marmara bölgesi.
Çok garip bir şekilde Ege’nin güneyi falan yok, sıcak yerler. Ama burada nüfus çok kalabalık. Çerkezler dediğimiz işte büyük muhtelif kabileleriyle bu yerleşilmiş 19. asırdan beri Türkiye’nin nüfus manuraması için de son derece önemli yeri olan bir şey.
Lisanlarını unutuyorlar. Galiba evde konuşmamaktan falan olabiliyor bu daha çok. Fakat üzerinde konuşmak istemiyorum ama verilen örnekler hep öyle. Geçen asırda akaretlerde mesela bir çerkez okulu vardı. Saraylı çerkezlerin çocukları. Bugün öyle bir derli toplu, elit zümre oluşturma şey olmadığı için o okul yok. Kurulması da söz konusu değil o çok açık. Zaten evde öğrenilmesi gereken bir lisan olduğu söyleniyor bu çok açık. Ama bu arada bir Kafkasya var yani Türkiye’de bir Kafkasya var bu çok önemli. Ve her türlü düşüncenin, her türlü siyasi davranışın içindeler. Ama bir şeyleri söz konusu hep Çerkez istiyor yani onu da tutuyor, öyle bir kimliği de tutuyor. O enteresan yani Kafkasya ile ilişkilerimiz budur bizim. Ve geriye kalıyor Slav dünyası. Biz onların nasıl geçineceğiz?
Geçinememişiz. Rusya İmparatorluğunun içinde 16. Asrın ortasından beri Yünge Volga boyunun elden çıkmasıyla Müslüman azınlıklar var ve Türk bunlar. Başka bir Müslüman azınlık çeşidi pek yok. Türkler daha çok. Ve bu 18-19 boyunca devam etmiş. Yani yeryüzünde hatta Müslümanların kalabalık olduğu imparatorluklarından biri. Yani Fransız ve İngiliz sömürgeleri başla. Ondan sonra geliyor. İlginç bir yaşamlar var. Dini hürriyetleri var yok yerine göre. Devletin idaresine değil de orduya çok girmişler. Müslüman generaller var çünkü muharip bir zümre bu. Ama büyük elçi yok mesela. Niye mesela o kadar Türk kalabalığından ki Rusça’yı falan da çok öğreniyorlar? Yeterli sayıda üniversite profesörü yok yani. Bir tek Türkolog vardır meşhur bize. Ebu Mûmû Mûsâ Mirza Kazım Bey Mirza’dır. Azerbaycanlıdır, derbent ahalisinden. Hatta onun o lügatlarını falan senker Almanlaştırarak kullandı Almanca, Türkçe lügat diye. Başka birini pek göremiyorsun. Niye göremiyorsun? Yok işte. Demek ki öyle bir gayreti yok o toplumun yani almaya. Geçen asırlarda altın orta hakimiyeti devrinde birtakım Ruslardan fakat daha çok Türk kabilelerden, Kıpçaklardan tanasır edenler olmuş Rusya’nlar var. Yani bunlar bilmiyor. Hatta böyle isimler var. Rahmanilov gibi falan. Çok ilginç değil mi bu suratların? Baskako var. Baskakvali demek. Mongolca bir kelimedir. Bunların üzerine tezler var. Bu tezlerde bazen abartma da olabiliyor ama var. Bu Kafkasya ve Ukrayna, Slav dünyasının kendine göre bir kaderi var. Yani bunlar devamlı bu Osmanlı İmparatorluğu ve ona bağlı kuvvetlerle çarpışmak zorundadırlar. Hatta mesela Polonya’yı Osmanlı İmparatorluğu ilgilenmez görünse bile Kırmhânlı ilgilenmiş.
Zaten adeta orada sanki kendine göre bağımsız bir dış politikası var gibi. Halbuki olmaz yani olamaz. Barşova devletleri neyse statüleri. O öyleydi ama bu şey gibi görünüyor. Tarifsiz bir politika gidiyor gibi onlarla. Biz Rusya’yla çok çarpıştık biliyorsunuz ama o devir bitti galiba. Artık Rusya’yla Türkiye’ye çarpışmak zorunda. Aslında son Rus-Türk savaşında bitmişti o iş. Yani şunu anladılar ki Türkiye’yle savaş yapılmaz. Pahalıya mal oluyor. Bunu Ruslar anladı. Anladı ve söylediler. Gorkyakov çok akıllı bir politikacıdır, diplomattır. Berlin Konversi’nde dedi bu kadar asker bu kadar para boşuna dedi.
Bitti ve 3. Alexander’ın suluştu politikası geldi. Tamamdülhamid devriyle oturuyor. Birinci cihan harbine maalesef iki tarafta kendilerinin olmayan bir harbe girdiler. Çünkü ikisi de borçlu, ikisinin de bağlı olduğu bir batı var. Yani bu önemli, bu bir ürkütücü bir şey.
Her iki imparatorlukta Türkler var Rus’ta. Burada da Slavlar var. Öyle bir problem var. Burada Slav nerede var? Bizde mi? Bulgaristan’da mı? Sırbistan neydi? Yani bunlar çok açık. Bir ara işte bu şeyin Romanya’nın üst tarafları falan neydi?
Slavların ülkesi açıcısı yani. Bu bitti. Bizimki bitti 1912’de. Yani Balkan Savaşı ile bu iş bitti. Evet ama öbür tarafta var. Ve bir problem çözülmedi. Birinci harb, diğer Allah’ın günü bir takım ordudaki Türk askerler, Türk arsullular. Macaristan Avusturya ordusuna sığınıyorlar.
Orada da eğitim falan görüp kalanlar oldu mesela. Hatta komünizm orada öğrenenler oldu. Beylakun’dan falan. Bekir Çobanzade gibi. Bu konuda Amerikalılar çok meraklılar. Hatta bir eser çıktı değil mi? Sınır ötesi münevverler diye. Yani o Rusya’nın Müslüman münevverleri nasıl iki memleketin içindeler.
Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya’nın. Biraz yüzeysel. Çünkü şöyle bir şey. Tabi evrak iyi incelenmiyor. Bunu yaptığın zaman evrak bakacaksın bol bol. Tek taraflı değil çok taraflı. Ve mantaliteyi anlamak için de edebiyata bakacaksın. Yani bunu yazan adam… Edebiyata bakmak nasıl mantalite ya? Bakamıyor. Şimdi mesela şurada siz Rusya yapanlar bilirler Türkiye’de.
Ahmet Sedat. Rusça, Türkçe, Lugat. Önce Bimbaşı diye yazıyor. Arkasında Mayor diye Rusça. Ondan sonra Potpalkovnik yazıyor. Kaymakam. Ahmet Sedat. Ondan sonra nihayet Palkovnik oldu. Albay, Miralay oldu. Belli ki adam Türk ordusuna katılmış.
40 sene geçtiği aylı orduda hizmet veriyor ve genel kurmayın hizmetinde. Osmanlı Erkanı Harbiyesi Rusya’ya önem verdi. Enver Paşa bile ölmüştü. Yani şey askeri bir dilde Kara Ordusu’nda. Bu çok önemlidir. Bahriye’de de İngilizcenin olduğu gibi yani Fransızca’nın dışındaki şeyler bunlar kaymalar.
Böyle bir şeyi mesela bilmiyor adamlar kimler var burada, ne yapıyor bunlar tam manasıyla bilinmiyor. Yarım yamalak bilgiler. Çünkü Türkoloji’ye iyi bakmıyorlar. Çok önemli. Rusya gibi kozmopolit bir imparatorluğunda imparatorlukta Türk unsurunu bilmek zorundasınız. O zaman ülkenizin tarihine eksik yazarsınız veya başkaları yazar yorumlarla. O da aydınlatıcı olmaz. Aydınlatıcı olmaz taraf girlik dışında. Bunlar görüldü. Son Ukrayna meselesinde bu görüldü. Yani o kadar rahat insanlar karar veriyorlar ki Amerikan politikası doğru diyor. Öyle mi bakalım?
Öyle mi? Yani adama bakarak yani tamam o adam zaten doğru iş çıkmaz diyemezsin çünkü Amerikan dış politikasının ve askeri stratejilerin kurucusu tek başına başkan değildir. Onun birileri yönetir etrafta. O sıra çok önemli.
Yani Amerikan pentagonu askeri kuvvetleri harbiyesi, dış bakanlığı, state departmentı niye böyle gidiyor? Yani buralarda İngiltere’nin payı var ama niye bu adamlar böyle işte? Onun gibi bir mesele anlamıyorlar. Yani bu Rusya meselesi bu bakımdan bizde yanlış öğreniliyor. Bazı takımlar da onlara göre düşünüyorlar. Halbuki ona göre lüzum yok.
Yani çok Batı, Amerika, Avrupa gizliyle bakıyor. Çok Batı Amerikan gözüyle bakılıyor. Çok önemli. Çok önemli bu. Mesela şeyi ben biliyorum. 1950’lere kadar hatta Almanya emin olun, işgal edilmiş değil mi? Amerika tarafından zayıf hissediyor kendini. Birleşmiş Milletleri bile üye değilken NATO’ya alınıyor falan hep Amerika sayesinde. Çünkü ikili olduğu için, Doğu Batı olduğu için Birleşmiş Milletler üyesi değildiler. Böyle bu kadar etkisaz da oldu. Hayır. Sovet tetkikleri, Slavistlik tetkikleri müstakil olarak Amerika’nın falan çok daha önündeydi.
İngiltere’nin de önündeydi. Şimdi artık ne durumda bilmiyorum. Bana çok parlak görünmüyor. Yani ben nihayet orası yandalım. Fazla günü gününe takip etmiyorum ama bunu söyleyebilirim. Henüz oralarda hocayken 1980’lerde falan bazı seminerler yapıyorduk.
Emin olun, yaş itibariyle Almanca konuşan dünya iki nesil arasında dağlar kadar fark vardı. Yani eskiler hakikaten rafine, bilgililer. Öbürküler değil. Yani değil yeniler değil. Çok hava. Almanya’da bile. Almanya’da Almanca konuşulan bölgelerdi. Avusturya, Almanya müşterek gibi bu konuda.
Çünkü dil aynı ve akademik gününe çok yakın. Sen oraya ÇEK’yi de sokar mısın peki? ÇEK’ler her şeyin uzmandır. Küçücük bir devlettir, küçük bir millettir. Aslında Polonyalılarla çok yakındır biliyorsun. Evet. Prak Bahar’ından itibaren ÇEK’ye de bir sürü kitaplar çevrilmezken ÇEK’ye ya ÇEK’çeye ya Saktı. Basılamazdı. Bunlar gider Polonya’dan alır okurlardı her şeyi. Çok yakındır. Yani iki diplomat konuşuyor. Vallahi konuşuyorlar herifler. Slovaklarında dahil. Batı Slav grubu çok yakın. Polonya’da mesela iyidir birtakım şeyde. Fakat bu çok iyidir hem de bizim Türkoloji dediği, Germanistik dediği, şuna bundan ama ÇEK’ler Avusturya İmparatorluğu’nun çok meraklı takımı ve Slavistlik, Slav tetkiklerinin babası bunlar. Osmanlı tarihine yaklaşınları da öyle Yireçek gibi adamlar var mesela. Çok farklıdır onlar. Hamer veya Kraliçe, Kolunlar, Viyana’daki. Farklı yanaşırlar. Enteresan bir memlekettir ben onu söyleyeyim. Sonra tabii unutmayın ÇEK’ye Katoliktir kağıt üstünde. ÇEK’lerin dinine pek o kadar alakaları yoktur. Ateist olarak hisseden vardır kendilerini. Onun için bunu insan anlıyor. Niçin Yireçek gibi adamlar çıkıyor. Değil mi? Yani hiçbir zaman dini perspektiften bakmıyorlar.
Polonyalı milliyetçiler de öyle yani Türkologlar. Onların da o dertleri pek yok Türkiye ile o anlamda. Fakat olanlar var tabii Avrupa’da o ayrı bir şey. Bunlar öyle memleketler yani ilginçtir yaklaşımları. Peki Türkiye’nin, evet o Türkiye’nin demeyeyim Türklerin diyeyim bütün bunlarla ilgili yeterince çalışma yaptığını düşünüyor musun? Hayır yeterince yapılmıyor ama yapılıyor. Mesela ben değil bizim gençlerden Polonya Spirolusu kuruldu Lehtet Gitleri. Ona gidip okuyanlar var artık yani. Şurası mühim mesela Polonya’da Yunus Emrensi su kurduğumuz zaman prelsip şuydu.
Bu dili bilmeyen orada müdür olamaz ve orada yaşayıp o mantariteyi kapan adamlardan bulun diye bulunuyor. Bulunuyor mu? Bulunuyor artık tabii. Ve aslında bu Almanca için falan da doğru yani oralarda doğup büyüyen, doğru dürüst okuyan çocuklar bulunuyor. Bu önemli yani Türkiye’ye yayıldı.
Önce işçi olarak yayıldı, sonra iş adam olarak yayıldı, sonra gitti meslek adam olarak yayıldı. Bir taraflardan da hiç bunları bilip de oralara yerleşmeyenler burada bu işi merak edenler var. Bazen şeyleri hayret ediyorum bu kadar İspanya mühimdi tarihte. İspanyol filozisi bile yoktu.
Sonra bir gün bir baktım bir mühendis aradı beni bir şeyimi sordu konuştuk falan eksik olmasın. Siz dedim nedir biliyorsunuz bana İspanyolca dedi. Nerede öğrendin İspanya’da mı? Hayır orada öğrenmiş. Kimden öğreniyorsunuz hangi çeyre dedi Gül Işık dedi. Gül Işık vardı bu ismi. Hayır. İspanya kan ağlarken falan gibi böyle şeyler yakın tarihini falan yazan güzel kitaplar. Hiç. İşte bilmiyorum birden bire kürsüyü falan terk etti bir İspanyol beyefendiyle evlenmiş. İspanya’da da tabii kimseye iş vermezler. Yok çünkü doğrudan doğruya üniversitede Türkçe lektörlüğü almış yani bütün o kürsü başkanlığı. Bir kayıp tabii ama ne yapayım yani bu diyor. Buradan da çekildi halbuki bunun etrafında fanlar vardı yani bu bir kulüp gibi böyle. O insanlar İspanya’yı okuyorlar bu gibi kitapları teşvik ediyorlar yaz diye İspanyolca öğreniyorlar.
Böyle bir adamlar vardı bunlar eskiden yoktu yani. Şimdi o raddeye geldi ki Servan Tersensisi biraz ötemizde yer bulunuyor. Gitti gir bakalım girersem ve öyle maymun iştahlar mekanizması değil. Söylesin başında girecekler yarısı kaçacak sonra bizim zamanımızda öyleydi. Kültür derneklerinin kurslarına gider yarıyı bulmadan kaçar.
Diğer yarısı şimdi öyle değil tıkış tıkış. Şurada Şişman Uğur Uhan var Yunan konsoloslu. Onların gayri resmi yani taktik yapılmamış yani tasdik edilmemiş bir enstitüsü var orada enstitüsü değil de lisan kursları. Vallahi yer bulunuyor ve bir giden orada kalıyor böyle. Benedikten Manastırındaki raib gibi kalıyor. Mükemmel Rumca öğreniyorlar. Dimetik Emdi yani eski Yunanca falan değil bu çok önemli. Böyle bir Türkiye çıktı ortaya bundan para kazanmak için öğrenen var. Bunu keyif için yapan var yani bu yeni nesillerin farkı Türkiye’de.
Yeterli mi galiba yetersiz ama olacak. Hocam izleyiciler ilginç şöyle bir şey sormuşlar konumuzun dışında ama Benediktenler Benedikten rahipleriyle Benedikten tarikatıyla Cezuit tarikatıyla Benediktenlerle Cezuitler arasındaki fark nedir? Var. Fransızkenler arasındaki fark nedir? Var. Nedir farklar?
Fransızkenler İtalya’da çıktı San Francisco’da. Asisi? Asisi. Esası merhamet, merhamet, sevgi gibi. Fransızca haziyeler fakirlik. Fakirlik şimdi tabi pek fakir değiller artık. Üstlerindeki cübbenin kısmetin altındaki giydikleri şeyler var. Orta çağda çıplak ayak üstüne.
Sandalet giyerlerdi. Fransızken sandaleti diyoruz ya açıkça, açık yaskış. Aa bunlar şimdi bir pantolon giyiyorlar. Benim takım elbisemden pahalı. Büyücüler yani ayakkabılar falan öyle. Yani değişti tabi o eski orta çağın öyle. Peki bunlar ne savunurlar nedir farkları temel farkları? Söyledikleri şu iman, sevgi ve fakirlik. Bunlar Fransızkenler. Fransızkenler.
Beledikler nedir? Beledikler nedir? Yahu sonra bunların fonksiyonları artıyor. Beledikler nerede? Sen Beledik tutsanına kurulmuşlar. Ama bunlar işte aynı şekilde bir de ona buna yardım ederim. Hastane kurarım. Fakirlere bakarım. Bir takım rahibeler yani gençliğimde bir. Mesela ben Avusturya’da biz köyde otururken ikinci haftan sonra ben bebekken gelir rahibe iğne yapar gidermiş birisiyle.
Bana bile yapmışlar bir kere belki üşüttüm falan. Yani dolaşıyor. Doğum yapan fakirlere yardım ediyorlar. Doğum yapan evet yani doğuruyor tabi çok yok bunlar ama şimdi ben ikinci haftan sonra bu artık belki hastanelik ister oldu ama hastane kuruyorlar. Yani St. George tarikatı da öyle. Hacca gidenlere güya misafirperverlik yapıyorlar. Hastalık bilmem ne aşı gibi falan. Ondan sonra kavga da ediyorlar tabi mukaddes memleketi korumak için bir sürü şövalyeler. Sonra gidip baltığı tef şey yapıyorlar. Ele geçiriyorlar. Töton şövalyeleri işte. Onlar Alexander Nevski tepeli battı Rusya’dan. Fakat aynı Alexander Nevski, o mogullarla altın orduyla son derece muti ve iyi ilişkileri.
Şimdi o kadarına giremeyiz demiş. Çok enteresan o. Böyle şeyler var. Ondan sonra mesela kim var daha? İstersenler var hakikaten sarnış gibi yerde oturuyorlar. Sarnışları yapıyorlar su için ayakkabı dikiyor bilmem ne dikiyor. Fakir şey bir hayatın içindeler. Uykuları bile sınırlı. Sabah akşam kilisedeler böyle ibadet için falan. Bu böyle bir çilekeş hayat yani. Bir takım rahibeler var. Bugün bile mezhepler kuruluyor. Mesela Hindistan’da işte Tereza’nın değil mi o Annavut Hristiyan Annavut bir rahibedir. Şimdi artık Aziz ilan edildi. Yani onun yaptığı şey o çalışma, salgın hastalıklarla uğraşma, bastırma.
Hristiyan tarikatlarla, İslam tarikatlar arasında benzerlikler veya farklar nedir? Bizde o tip tarikatlar yok. Bizde tarikat demek inanç yolunda gidiyorsun. Sosyal hizmet verdikleri olabilir. Yani mislik yoldan tasavvuf yoluyla gidiyorsun. Bu bir tarikattır. Şey ilme dayanır diyorlar.
Tarikatlar değil de şeyler, talebelik yapıyorlar onlar mezhepler. O da öyle peki yani. Ama bunların tabii kuvveti ve aidiyeti öbürleri gibi değil. Yani Hristiyan dünyası daha çok bağlı o tarikatlara falan. Sosyal hizmetler bakımından da inancın yorumlanması bakımından da. Ama hepsini de Papa tabi tasdik etmiş yani.
Hristiyan dünyada öyle Papa’ya bağlılar. Değil mi Malta şövalyeleri dediğin Senjörş’ün bilhassa bizden Bodrum’dan ve Rodos’tan sürüldükten sonra Malta’dalar en son kuvvet orası. İkisi de Fransa’ya gidiyor. Fransa’da falan var ama Malta onların müstehidin mekânı.
Evet çünkü kaybettiler Rodos ve Bob Bodrum’u Halikarnası. Geride tam anlaşılmıyorsa temel fark ne mesela? Müslüman tarikat, İslam tarikatları daha fıkh ve hukuk aralığındaki farklılıklar, diğerleri daha sosyal hizmetler. Onları tam mukayese etmek mümkün değil ama bunlar bu mühendis hepler fıkh tarikatına, fıkh tarikatı olmaz fıkh mektepleri olur.
İşte o mesela Sünnîyiz hepimiz ama Ebu Hanife’ye bağlı olan Hanife’ler, Hanefiler yani on talepse Ebu Yusuf’a falan. Yok mesela vakıf nasıl yapılır? Ağzından çıktığı an mı yazıldığı an mı? Tehsis edilmiştir. Efendime söyleyeyim abdest meselesi mesela Şafi’lerle Hanefiler arasında. Çok önemli yani malikiler, mesela malikiler diyor ki akar sudan köpek içerse bir şey olmaz. Bekler alırsın abdest öbürü olmaz. Şafi’de de olmaz. Olmaz. Şafi’de zaten su o kadar dikkatli kullanılıyor ki birikme yetiyor yani müayene miktarda biriktirme. Ama bunlar etrafı şeyi dahil de ve çok bağlamaz. Mesela siz yerine göre Hanefi de olsa bu konuda amelim olabilir derim. Bu fıkh çünkü etikat meselesi değil. Hatta Mısır’da öyle hakimler var ya dört mezhebe göre, Hanımefendi bu senin işi burada çözersem olmaz. Sen falan git öbürüne git dermiş.
Yani onun menfaatini olacak mesela Nafaka meselesi falan öyle şeyler oluyor. Bunların bu tip şeylerle ilgisi yok. Bunlar örgüt. Kirise örgüttür. Bizde öyle bir örgüt yok. Yahudilikte de yok. Bunlar örgüt yani tasdik edilen şeyler oluyor. Ha şimdi hiç yok biz ruhani teşkilat yok Yahudilikte ve Müslümanlıkta olmamış mı?
Git gör Kudüs’te Allah’a her rabayn bir şulhofu var. Orada geliyorlar sabahtan akşama hep ona bağlı ona içtahatlarına şey yapıyorlar. Bu ikisi evlenebilir mi diyor mesela ona soruyorlar. Ve onların içinde müthiş şeyler çıkmış ya biyogenetikçiler falan. Yani belirli hastalıklar var kapalı cemaatlarda irsi. Siz evlenemezsiniz diyor çocuğunuz olamaz sizin. Vermiyor izin. Doktor değil bunu yapın haham. Haham evet. Yani tatbiye inanıyor kendisi. Çünkü diyor böyle bir şey var. Çünkü biliyor tecrübeyle sabit ne olacak. Evet yani normal görüyor. Bu kılıkta gezemezsin. Böyle yapamazsın. Yani bunlar önemli bazıları çok sert mesela.
Her şeyse bu önemli sonra hukuk bakımından yine ayrılma var. Yaşadıkları coğrafyaya göre safaratlar var. Eskinazlar var İspanyalı ve Almanyalı benziyorlarlar. Bu bugün iki tane ayrı şey gibi. Bunlar itikat meselesi değil yani. Gündelik hukuk. Çünkü orada da şeriat var 24 saatini ona bağlı olarak yaşıyorsun. Müslümanlıkta da öyle bir şey bu. Ama size şunu söyleyeyim mesela bankacılık meselesinde sigorta mevzuatında bir takım Sunni Müslümanın, Humayni’nin içtihatlarını itibar ettik çok açık. Biliyor çünkü o işi. Hangi Caferi değilmiş? Şii Caferi. Türkiye’yi Caferilerde İran’a mı bağlıdır yani? Evet Caferi mezhebi var bizde İran Şii’lerin. Bilhassa Iğdır’da falan. Tabii göçle, Turgutlu’da bile gördüm. Var tek tükare ama daha çok.
Biliyor baya şibih hainlerini yapıyorlar. İstanbul’da çok baya. Ve şey, Şii Caferiler Alevi değil. Onlar sıkı yani oruç namazı aç. Sıkı içtihatlar var. Örtün falan yani. Alevilikle uzak yakın arka soran bir şey bambaşka bir şey. Alevilik başka bir şey. Çok daha var.
Bir şeyler var. Üstlü var yani o gibi inanclar. Peki İlber abi biraz da Afrika’ya geçelim. Niye Afrika’ya geçelim? Şimdi Türkiye’nin Afrika’nın ilgisi malum. Özellikle bu iktidar döneminde çok büyük ilgi göstermeye başladı Afrika’ya. Bütün dünya da Afrika ile ilgileniyor. Ama ilginçtir. Osmanlı da Afrika ile çok ilgilenmiş. Evet.
Nedir Afrika’nın bizim açımızdan ve dünya açısından öneme ve neden bu ilgi tekrar artıyor? Yalnız bu ilgilenmelerin çok örgütlenmiş ve etabili anlamda kurulduğu şüpheli. Türkler için de. Tabii şimdi onun uzmanları var. Mesela Malide veya hatta Senegal gibi yerlerde Müslümanlığın yayılması, tutunması.
Yani Afrika’da bir Arapların misyonerliği ile yerleşenler var. Mesela Etiyopya, Habeşistan böyledir. Somalyanın Müslümanları böyledir. Ama bir de ta gidip Batı Afrika’da var böyle değil mi Müslümanlar? Bunların bazıları menkıbevi bir şekilde, bazıları adam akıllı, ispatlı, vesikalı, resimli neredeyse. Bir şekilde Osmanlı İmparatorluğu’nun misyonerlisiyle etkilenmişler. O çıkıyor meydana bugün. Ama Osmanlı orada bazıları gidip bir tekke kuruyor, bazıları bir şey kuruyor, yerleşiyor falan dergah gibi. Bunun dışında pek yaygın ve bilgi dahil. Ama Kenya’ya kadar gitmiyor. Kenya’da Osmanlı kalesi var. Çünkü gidiyor oraya. Oradaki niyet, denizcilik mi? Hayır denizcilik değil, çölden gidiyorlar. Orada denizi kontrol etmek için mi? Gidiyor oraya. Adam çölden, kervanlarla gidiyor. Mali’ye falan geçiyor mesela. Mali ortada biliyorsun. Onun başında biliyorsun Timbuktu var başkent. Suyun bile doğru düz bulmadığı yerde. Çok ilginç bir yer. Niye gidiyor Osmanlı oraya? Derdin ne? Orada ne yapmak istiyor? Niye bugün gidiyorsa aynısı için. Yani gidiyor, orada misyonerlik yapacak yahut gidip orada bakacak geçim var mı falan. Gidiyor, bir zenci kızla evleniyor. Çocukları oluyor. Ya geliyor ya kalıyor. İşte gelenler var. Köle mi getirme maksadıyla falan mı gidiyor? Köle getirme köle ticareti için değil. Köle tacirleri Türkiye’den çıkmaz. Köle tacirleri o bölgenin adamlarıdır. Habeşistan’dan falan havlayıp getirirler çocukları. Sudan’dan bazen. Bunların işte büyük ölçüde Latif hundiyalar olmadığı için bizde çiftliklerde kullanıp Amerikan kolonilerinde olduğu gibi işte böyle ailelerin yanına kalırlar.
Konaklar da çok derin önemli bir katkı yok ama bu nüfus vardır Türkiye’de her şey rağmen. Çiftliklerde çalışanlar falan sonra Mısır’dan gelme fellah fellah demek çiftçi, ziratçı. Zirrat takımından gelenler var.
Yani mesela işte bizim şeyde falan aileci yerleşip kalmışlar. Bu köyceğiz falan oralarda. Hatta Hidiv’in kurduğu çiftliklerde ailenin oralardan getirtilmiş. Bunlar kaldılar işte bu toplumun adamları olarak gitti. Çok açık. Şimdi sana şunu soruyorlar İlval abi. Sen bir daha önce burada yaptığınız bir programda Murat da vardı yanaş hatırlamıyorsam.
Göçmenlerin Türkiye için gerekli olduğunu söylediğimde bir de burası göçmen ülkesidir. Göçmenlerden niye rahatsız oluyorsun dedin. Ekstrem konuşanlar var. İsterik müslümandır hepsi. Kaçan bize sırrı. Mesela ne kastırıyorsun? Tıp burası göçmenler. Şimdi mesela 7 milyon Suriyeli falan var mı? Zira hatta yokça ne münasebet Suriyeliler bize yarayan bir şey yapmıyorlar ki. Yani bu işe biraz da böyle bakmak lazım.
Ben adamı alayım eve. Sen işgücü olarak bakıyorsan gidip burada yapılmayan ölmek falan ne kadar kurtaracaklar? Kendini ne kadar kurtaracak? Vatandaşlık vereyim diyor. Ölü anda verdiği parayla hiçbir katkıs alınmaz. Ne çalışıyor ne zenaat getiriyor. İlk başta bunu söylüyorlardı İçişleri Bakanlığı falan. Çok çalışıyorlar üretim gidiyor.
Sonradan baktık ya üretimin Türkiye’ye hiçbir faydası, katkısı yok. Fakat çok nüfus ve bunların olmaz Suriyeli. Ama aynı yere götürüp Afganlıyı da koyamazsın. Çünkü onlar çalışıyor zira hatta hayvanca. Yani Afganlının çalıştığını ve işe yarar. Daha Orta Asya’dan çok adamlar gelecek. Ben size söyleyeyim Uygurlar’dan, Uzak Kırgızistan’dan gelecek yer bunlar. İş yapıyorlar burada. Gelmesin diyor. Evinde Türkmen yardımcı kullanıyor. Böyle tipler var. Bunlar burası göçmen ülkesi değil diyor. O zaman sen de evinde özbek tutma yani. Bilmem ne.
Tutuyorsan çok iyi ediyorsun. Gelsinler o zaman. Yani gelecek olan var gelemeyecek olan var. Suriyeliler Türk toplumu tarafından en az istihdam edilen ve istihdamlarına ihtiyaç duyulmayan adamlar. Kimler ihtiyaç duyuyor? Merdiven altı iş yapan sanayiler. Bütün felaket o. Yani İstanbul’da mesela merdiven altı iş yapanlar yüzünden askeri ücret, hatta askeri ücretin altında ödemeyle çalışanlar var. Bu bir sosyal politika. Fenomen bu. Bir patlama noktası yani. Çok kötü bir şey. Peki Türkiye Suriye’dir geri yollayabilir mi? Suriyelilere nasıl yollar onu bana sormasınlar. Artık kendileri keşfedecekler. Teşvik parasını mı verecek bilmem ne mi.
Yahut işte bayramda, seyranda köyüne gidenler gelmeyecek bir de artık. Sığınmacı ne işi var bir orada bir burada. Türkiye onu çözü biliyorsun. Köyüne bayramda gitmek isteyenlere yollamıyor. Gitsin kalsın o zaman onu. Gitmesi yasak. Gelmesi yasak değil. Gitmesi yasak. Efendim? Gitmesini yasakladılar biliyorsun gelmesini değil. Oraya gitmesin diyor. Burada ne yapacak o zaman? Bilmiyoruz onu.
Onu soran biz değiliz. Belki de o giden tekrar dönce kaçacak. Göçmen gibi falan diye çekiniyor. Çünkü besbelli ki Türkiye’ye göç hep var. Tabii ki var her zaman var. Hocam bir de şeyi sorarsana. Türklerin İslam’a geçmesi. Türkler nasıl İslam’a geçti diye çok konuşulan bir konu ama bugün sonra.
İki tane temel yanlış var. Bir muhafaza karşı. Efendim bekliyorduk tam bize uygun bir inanç. İnsan bir yeri döndükten o inancı kabul ettikten yani ihtida ettikten, hidayeti erdikten sonra herkes pam bana uygunlar. Başında daha pahkan kendiden yani cahiliye devrinde nasıl bakıyor ona bakar o.
Bunun Türklerin bu şekilde İslamiyet’i kabul edip bekledikleri ve üç günde benimsizledikleri doğru değil. Çünkü bilhassa Hz. Peygamberden sonra hatta Hulefay Rashid’in bir kısmı döneminde Araplar maalesef kendi Arapla kabile identiteleriyle, gelenleri aynı iliştirmeye çalışmış ve beğenmemiş itmiş. Cahiliye devri dedikleri şey yani bu Acem dedikleri, Acemi dedikleri, Türkler de öyle yadlandırılıyordu. Onun için olmuyor. Yani kolay değil bu iş.
Efendim tabi savaş gücü olan bir topluluk orada çok makbirler ama şurası bir gerçek bu iş öyle kolay olmamış. Türkler bir anda müstahil olmadı. Hayır hiç olmamış. Olanı var olmayanı var. 18. asırda ancak olanlar var. Ben de size söylüyorum ki onu. Karaşaylar Kafkas’ta 18. asırdır. Dillerinde eski şeyler var. Kalıntılar çünkü hepsini atamamış yani. Çok önemli bunlar böyle gelmişler. Doğu Karadeniz’in de çok geçmesini istemedik. Doğu Karadeniz halkların da geçmiş. Onlar daha ziyade şeydeler onlar. 18. yüzyıl değil belki ama Fatih’ten Fetih’ten itibaren varlar.
Yani Fetih dediğimiz olay belki ihtidayı çok düşünmemiş ama olmuş. Şehir boşaldıktan sonra tabi abat edilmesi lazım. Bunun artık coğrafyasını tahmin ediyorlar ve getirtiyorlar yani şehir gelen çocukları. Bir başka sorulan bir şey.
Biliyorsun özellikle bu göçmenlerin legal ve illegal göçmenlerin İstanbul’da çok yoğunlaşması üstüne konuşulan bir tanesi. Osmanlı zamanında her isteyen gidip İstanbul’a yerleşebiliyor muydu özellikle bu Suriye’den oradan? Hayır klasik devirde olmuyor. Suriye çok uzak zaten de. Yani köylüler gidemezler toprağa bırakıp.
Bu servaz gibi değil Batı Avrupa’daki ya da Rusya’daki Krepotsk, Nepal’de derlerdi yani Kalebentlik gibi bir şey. Bu olmaz bizde yani ama ektiğin toprağı sana verilen çift yerini tutacaksın. Yoksa ağır tazminat ödersin. Onun için buradan şey kolay da değil çok insan da gelmiyor aslında. Sürgü metodu vardı mesela. Bildiğimiz bugünkü Aksaray var ya onun ahalisini İstanbul’a sürdüler gidin oturun diye. Nüfus olsun diye İstanbul’a? Evet ben pek nüfusun tek başına olduğu kanıtında değilim yani nüfus artışının. Çünkü orada sayısız mütefekkir, şair falan var teke, şehirleri falan.
Böyle istihrakla bakıyorlar yani onlara eşit muamele edilmesi. Yemek yemeği bilmez diyor, bilmem ne diyor, temiz bir mi diyor falan. Kendi de yani gitmeye pek niyetli değil açıkçası. Artık işte ev bir yeri bulamadıysa falan kendisine başka bir yerde mecburen oturuyor. Yani bu çok açık oluyor böyle bir şey. İstanbul’a girmesi yasak olan, İstanbul’a girmesi yasak olan kişiler, toplum? Yok o kadar zarbat değil yani bir sümites gerisi alıyor veya işte o Bostancı’da ve Çekmece’deki Bostancılar, karakollar engelliyor veya bırakıyor bunu.
Çok önemli ama bu nüfus buraya gelip de işsiz kalırsa, gıda kıtlığından dolayı mustarip olur, şeye başlarsa falan, yolsuzluğa ve kendisi şeye başlarsa, hırsızlığa. Bunu tabii tasdik etmeleri mümkün değil biliyorsunuz. Yani iş o zaman soğuyor, çıkartıyorlar yani defterden bu işi. Onun için… İstanbul’da hep nüfus kontrolü var Osmanlı döneminde. Var, müthiş oluyor, yani hem de oluyor. Zaten biliyorsunuz şimdi şeyi bile değiştirmek zorundalar. Yani bir sürü pantolon, gömlek yahut işte zeytin kıvrında birtakım şeyler. Bunların hepsini tutmaya kalkarsa çürür bu, yenmez. Atmak da ayıp, günah diye bakıyorlar.
Onun için bizde gönüllü taburlar vardır, çöpleri toplayan atlar falan. Yani bu en önemli şey. Onlara bakıyorsunuz yani 15 gün sonra durur tabii. Çok aç. Son bir tartışma var, onu konuşalım sonra da seni daha fazla yormak da istemiyorum açıkçası. Estağfurullah. Sokak hayvanları. Biliyorsun bu köpeklerle ilgili bir tartışma var. Sokak köpekleri, insanlar saldırıyorlar, işte insanlar muz delil.
Bunlar korunsun diyenler var, bunlar toplansın diyenler var. Kenti biz onlarla paylaşıyoruz diyenler var. Bir de son olarak Havrita diye bir rezalet çıktı ortaya. Nerede? Şimdi Türkiye bir internet sitesi kurulmuş. Bu internet sitesinde işte sokak köpeklerin nerede olduğu haber veriliyor. Oraya birileri gidiyor, bu köpekleri öldürüyorlar, zehirliyorlar, işkenciler falan. Evet. Merak ettiğim şu, Osmanlı zamanında İstanbul’da sokak hayvanları bir problem. Evet. Osmanlı ne yapıyor bunlarla mesela? Kedi köpek bunlar ne yapıyor?
Ne yaptıkları belli değil işte. Bir kısmını toplamış, hayırsız adaya yollamış. Onlar da birileri geldiği zaman pek öyle saldırmıyor falan orada. Ama bir de sonra bakıyor ki ne yiyecek ne yatacak hali var. Geri kaçıyorlar. Kaçıyorlar yani. İstanbul’a gidiyorlar da geliyor. Yüzüyor, çıkıyor böyle.
Var yani o imkanları çok bir sürü köpek de yüzmeyi bilir yani. Öğretecek şeyse yok durumu. Bu var ama. Öyle bir şey var bu köpek toplama. Yani hem temiz olur ortalık hem de bunlar da sopayı yersin adam olur, beklenmiyor. Yani bir müddet sonra o hayvan şefkati falan da azalıyor herhalde. Ama her halükarda insanlar sakatlanıyorlar burada değil mi?
Düşüyor kırılıyor bacağı falan. Doktor yok falan o zamanlar. İşte daha ikinci sınıf bir tedavi yöntemleri bileti aldınız. Buna rağmen yani bu böyle bir şey var, eğilim var dünyada. Onun için bundan dolayı da çok kızıyorlar. Yani Türben’in veya şeyin küçük Mozöle’lerin böyle bir şansı olamaz.
Yani gaz ne yapıyor yani? Bir şey oldu galiba. Bir şey düşürdüler galiba. Ben de anlamadım. Peki beraber bir kayıt. Bitirelim bugün istersen. Seni çok yoruyorum. Estağfurullah. Bitirelim bugünkü işimizi. Millette şey biz doldurduk mu iki saate? Hemen hemen iki saat oldu.
İki saate olmasa on dakikamız var ama dediğim gibi seni bu saatte çok yormak da istemiyorum. Erken saateki uzun uzun tutuyorduk ama. Şimdi şey biz bu sene mesela bazı dallar zengin olacak. Ziraatta. Zeytin falan ama bazı kallarda kıtlık olacak gene. Türkiye’nin en büyük zenginliğini aslında işte Fırat falan üzerinde kurulan barajlar tabii.
Hem elektriğimiz o veriyor hem toprak daha çok su görüyor falan. Bunlar da yani etrafında bir hır çıkarsa iş olmaz o zaman. Her halükarda yani bu vatandaşlık hemşirelik hukukunun biraz böyle abartılmaması lazım. Yani iyi geçim için, iyi yatıp uyuyabilmek için bile evinizde buna ihtiyaç var tabii. Çocukların şeysi içindir, geleceği için. Fena bir şey bu. Teşekkür ediyoruz. Ağzına sağlık. Şimdi ne yapalım bizim şey çıkıyor. Neydi unuttum. Sen bu ne yapıyorsun bu sene yani neler yapıyorsunuz? Valla bir şey yapmıyoruz yok gördüğünüzde. Sen bizim şeytanı görüyor musun son zamanlarda? Şeytanı. Şeytan bana telefon etti yine. Ne dedi? Şeyin aile hanımın ölüme haber verdi cenazesi. Kendi var mıydı bugün görmedim. Galiba yoktu. Yoktu. Neden acaba? Bilmem hiç çıkmamıştır evden. He evet çıkmıyor ama. Çıkmıyor peki evden bugünlerde. Ama o akıllı bir iş yani değil mi? Biz yaptı biz olduk falan diyemezsin.
Bu yazı seni çok kıskanıyor. Ya bak sevallı çocuk. Şimdi ne yapıyor Atatürk’ün pavyonu diye mi ya top tap yazıyormuş. Bilmiyorum bir şeyler yapıyordu yine. Muzur bir işler yapıyordu yine kötü bir işler yapıyordu. İbrahim abi sağ ol teşekkür ediyoruz. Doğrudur. Kitaplar yazması lazım. Yazıyordu arada güzel kitaplar. Yazsa halifeyi falan bitirmesi lazım. Yani Yıldız kumarhanesinden ne olur ya. Ne çıkıyor. Muzur bir iş. Ne kuruş getiriyor orası ne kuruş götürüyor hiç değil mi? Halbuki yani baya işte halifeyi falan yazması lazım. Halifeyi baya hazırladı galiba. Halife baya bitti gibi ya bildiğim kadarıyla. Bitti mi? Çok güzel bir şey. Epeyce çalışıyorsun çünkü. Çünkü böyle Osmanlı hilafeti üzerinde halife olarak. Yani değerli toplu bir şey yok.
Yok şu anda da açıkmış değerli toplu bir şey yok. Murat’a da baya bir evrak var onunla ilgili. Bütün ailenin evraklarında. Ya bu bomba falan gibi şeyler var böyle bir acayip isimli. Türkçe, Yunanca isimler var müşteri onların etrafında. Baya canlı yakarak sokuyorlar içeri. Siyahileri. Ve üzüldü ayağa kalktığı zaman da çok çekiniyorlarmış.
Şimdi bilmiyorum geri geliyor mu öyleleri bir şey. Şey yok hastane yok Suriye’de. Doktor yok. Ama yakında bize de kalmayacak biliyorsun. Var mı öyle bir şey? 10 bin doktor mesleği bırakmış veya emekli olmuş. Ne yapıyor bunlar fındık mı yetiştiriyor? Bırakmışlar. Kimileri yurt dışına gidiyor, kimileri bırakıyor doktorluğu. Haa. Bak bak bak. Çünkü pek çok doktor Türkiye’de hasta bakıcılardan daha düşük gelire sahip. Evet.
Ne yazık ki doktora verdiğimiz değer bu. Yani bir adı şeyin üstünde durmak lazım. Hangi birini duracaksın hocam hangi birini? Yani ne zaman olacak falan vaktine bakarak konulara bakarak. Gerizekiler bu akşam da İlber hocamızla beraber dik. Yarın akşam görüşmek üzere. Hoşçakalın. Ha yarın akşam ne konuşacağız onu da söyleyeyim. Yarın akşam Suriye ile bu yeniden barış sürecini konuşacağız.
İşte biliyorsunuz Vatanparesi Genel Başkanı gidiyor oraya. Doğperin çekiniyor oraya biliyorsun. Doğperin çekiniyor. Oğlunu dinledik dün. Oğlu Mehmet Mehmet çok akıllıcıdır aslında. Çok güzeldi konuşma. Çok düzgündür. Dugin ile tabi Türkiye’de bir sürü çevreler çok ahbap. Çünkü bu Türk dostluğunda şeyleri kullandıkları retorik doğru yani orada. Doğru.
O da kızını havaya uçurlar biliyorsun. İşte onu kimin yaptığı belli değil. Rusya özgürlük hareketliği bir hareket üstlenmiş. Ruslar Ukrayna yaptı diyor. Ukrayna biz teröristler değiliz diyor. Rusya ama enteresan şey böyle mesela hem böyle çok Hristiyan çok ırkçı gruplar var. Bunların piri Stalin. Evet.
Gazete çıkarıyorlar Zafer Gününüz kutlu olsun diye 7 Mayıs’ta kocaman bir Stalin unutku ve Kadehine Rus halkı şerefine zaferi ilan veriyorlar. Garip bir şekilde Rusya yani hem Çarlı hem Stalin’ı hem Sovyetleri hepsini bir arada bir patata elitti. Böyle bir garip bir şey yaptılar. Onu yapıyorlar bak geçilmiyor. Bairakları artık çar bayrağı. Çar bayrağı. Bütün emblemler çar emblemi her yerde.
Bütün giyenekler çar giyenekleri. İlginç bir hale geldi Rusya’ya. Çok. Neyse arkadaşlar yarın akşam Suriye’ye konuşacağız. Suriye’deki son Türk konsolosu büyük ençisi konsolos nereden çıktı? Ömer Önhon özellikle bu konuyu açıklayacak. Ömer’in bu konuda çok güzel bir kitap var biliyorsun.
Yarın akşam görüşmek üzere hoşçakalın.