"Enter"a basıp içeriğe geçin

Tapınak Şövalyeleri: Bir Tarikatın Kuruluşu ve Yükselişi

Tapınak Şövalyeleri: Bir Tarikatın Kuruluşu ve Yükselişi

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=yJKSocGuNvM.

Birinci Haçlı Seferinden yaklaşık 20 yıl sonra Kudüs’te bir araya gelen dokuz şövalye, tarihteki en gizemli tarikatlardan birini kurdu. Amaçları, kutsal topraklara giden hacıların güvenliğini sağlamaktı. Kendilerine İsa’nın yoksul askerleri adını vermişlerdi.
Ancak kısa süre içinde bugün onları tanıdığımız atlarıyla tapınak şövalyeleri olarak anılmaya başladılar. Onlar tarihin gördüğü en güçlü tarikatlardan biriydi. Öyle ki kurulduktan bir süre sonra Avrupa’nın ünlü krallarına borç verecek seviyede inanılmaz bir zenginliğe ulaşmışlardı. Bu videoda onların bu gücü nasıl elde ettiklerine tanık olacağız. Kudüs’ten Avrupa’ya tapınakçıların ayak izlerini takip edip, tarikatın bu hızlı yükselişinin ardındaki tarihi gerçekleri ortaya çıkaracağız. Ancak başlamadan önce sizlere bu videoyu hazırlarken faydalandığım kaynaklardan biri olan
Muhittin Çeken’in Tapınak Şövalyeleri adlı kitabından bahsetmek istiyorum. Kitap benim bu alanda gördüğüm en kapsamlı çalışmalardan biri. Tapınak Şövalyeleri’nin kuruluş amaçlarımı kısa sürede yükselerek dönemin en zengin ve en güçlü örgütü haline gelmelerini elaliyor. Haçlı seferlerine ilgi duyan herkesin okumasını tavsiye ediyor ve kitabı beş izleyicimize çekiliş yoluyla hediye etmek istiyoruz.
Çekilişe katılmak için yorumlara hashtag tapınakşövalyeleri yazmanız ve kanala abone olmanız yeterli. Ayrıca Muhittin Çeken’in Tapınak Şövalyeleri kitabını ve Timuç tarihin diğer kitaplarını incelemeniz için açıklama kısmına yayın evinin linkini bırakıyorum.
15 Temmuz 1099 tarihinde Kudüs’ün Haçlılar tarafından ele geçirilmesiyle sona eren birinci Haçlı seferi sonucunda Orta Doğu’da dört ayrı Haçlı devleti ortaya çıktı. Bunlar Urfa Kontluğu, Antakya Prensliği, Trablus Kontluğu ve Kudüs Krallığıydı.
Ancak bölgede yeni yeni ortaya çıkan bu siyasi yapı askeri açıdan oldukça kırılgandı. Velatin Krallıkları kurulduktan yıllar sonra bile iç azayişlem olarak sağlanabilmiş değildi. Şehrin ele geçirilmesinin ardından bölgedeki Müslümanların bir bölümü Kudüs’ün etrafındaki tepelere ve civardaki mağaralara yerleşmişlerdi. Bu durum zaman içerisinde Kudüs Krallığı için büyük bir problem teşkil etmeye başladı. Hristiyan Hacılar tarafından kullanılan Yafa Kudüs ve Eriha Kudüs güzargahları sık sık bu Müslümanların saldırısına uğruyordu. Buna bir çözüm olarak bu dönemde Hacıları korumak ve çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla birkaç tarikat kuruldu. Bunlar içerisinde kuruluşunun ardından çok geçmeden dağılıp tarihin tozlu sayfalarına karışan kutsal kabir şövalyeleri
ve Hacıları karşılayıp sağlık durumlarıyla ilgilenen Hospitaliyer şövalyeleri vardı. Ancak bu iki tarikat Hacıların güvendiğinin sağlanması konusunda yetersiz kaldı. Ve 1120 yılı civarına gelindiğinde Müslümanların haç yollarına düzenledikleri saldırılar iyice artmış durumdaydı. İşte tam da bu dönemde Hübdöpein ve Gatfreide Saint Omar adlı iki şövalye 1120 yılında gerçekleşen Nablus Konsülü sırasında Kudüs Kralı II. Baldwin’in huzuruna çıkarak yeni bir tarikatın kurulması önerisinde bulundular. Öneri Kudüs Patriği Varmun tarafından da destek gördü. Böylece bu yeni tarikat 1120 yılında Kudüs Kralı’nın onayıyla resmi olarak kurulmuş oldu. Kural adını verdikleri tüzüklerinde şu ifadeler yer alıyordu.
Ürdün Nehri’ne giden hacıları götürmek için tarikatın komutasında on şövalye, erzak ya da hacıları taşıyabilmek için ise at arabaları olacak. Kendilerine Pauperes Comilitiones Christi yani İsa’nın yoksul askerleri adını vermişlerdi. Fakat bu isim çoğunlukla resmi belgeler ve birkaç tarihi kayıtla sınırlı kaldı. Kral Baldwin kendi ikametgahı olan Mescidi Aksa Camii’nin bir bölümünü şövalyelere vermişti.
Hristiyanlar Mescidi Aksa’nın eski Süleyman Tapınağı’nın yerine inşa edildiğine inanıyorlardı. Ve işte bu yüzden İsa’nın yoksul askerleri, kurulduktan kısa bir süre sonra Kudüs’teki ilk ikametgahlarına ithafen tapınak şövalyeleri olarak anılmaya başlamışlardı. Tarikat üç temel ilke üzerine kurulmuştu. Bunlar yoksulluk, vekaret ve itaat ilkeleriydi.
Ancak içlerinde en önemlisi Tarikat’ın adında da geçen yoksulluk ilkesiydi. Gördüğünüz bu resim Tapınak Şövalyeleri’nin erken dönem sembollerinden biri. Bir atın sırtına binmiş iki şövalye. Bu sembol Tarikat üyelerinin yoksulluğunu ve sade yaşantısını simgeliyor. Peki Tapınak Şövalyeleri gerçekten de bu kadar yoksul muydu?
Bunu cevaplamak oldukça zor. Çünkü Tarikat’ın kurulduğu döneme ilişkin birçok şey günümüzde hala muamma. Örneğin kaynakların büyük bir bölümü dokuz kurucu üyeden bahsediyor. Ancak yalnızca sekiz isim veriyorlar. Bunlar Hücdo Payn, Godfrey de Saint Omar, Payn de Montlidye, Arshan Baud de Saint Amand, Andre de Montbart, Kofrey Lisson, Rossal ve Gondamere adındaki şövalyeler. Birçoğunun geçmişleri tarihin tozlu sayfalarında silinip gitmiş. Yani Tarikat öncesi yaşantılarında yoksul olup olmadıklarını ya da Tarikat kurulduktan sonra bu ilkeyi nedenli benimsediklerini kestirmek mümkün değil. Ancak sıradan birkaç adamın Kudüs Kralı’nın huzuruna çıkarak yeni bir Tarikat kurma önerisinde bulunması pek mantıklı görünmüyor.
Bu yüzden tarihçiler şövalyelerin benimsedikleri yoksulluk ilkesinin aslında yoksul Hristiyanların sempatisini kazanmak, desteğini temin etmek ve ilerleyen yıllarda Tarikata yapılacak olan bağışlar için zemin hazırlamak amacıyla ön plana çıkarıldığını öne sürüyor. Bununla birlikte şövalyelerin Tarikatın kurulduğu ilk yıllarda yoksulluk ilkesine gerçek manada bağlı olduklarını iddia eden tarihçiler de var.
Bu iddia gerçek olsa bile Tapınakçıların bu bağlılıkları çok uzun süreli olmayacaktı. Çünkü Tarikat kurulduktan sonraki birkaç yıl içerisinde kendi üyelerinin dahi hayal edemeyeceği muazzam bir yükseliş yaşayacaktı. Ve bu yükseliş İsa’nın yoksul askerlerine büyük bir zenginlik getirecekti. Tapınak şövalyelerinin hızlı bir şekilde yükselmesinde rol oynayan birçok unsur vardı.
Tarikatın fikirsel arka planı ve dünyevi misyonu dönemin en ünlü din adamlarından biri olan Clarevoa Manastırı baş rahibi Bernard tarafından geliştirildi. Onun çabaları sayesinde Tapınak şövalyeleri kısa süre içerisinde tüm Avrupa’da tanınan bir Tarikat haline geldi. Aynı dönemde örgütün ilk büyük Üstadı Hübbe Payne kariyer basamaklarını hızlı bir şekilde tırmanmaya başlamıştı. Hırslı ve akıllı bir adamdı. Dinamik bir karaktere sahipti. Kısa süre içerisinde Kudüs Kralı ve Patrick’le yakın ilişkiler geliştirdi. 1127 yılında Kral Baldwin adına diplomatik bir görev için Avrupa’ya gönderildi. İşte bu görev Tapınakçıların kaderini sonsuza dek değiştirdi. Hübbe Payne Avrupa’da kaldığı süre boyunca içlerinde kralların da bulunduğu birçok soylu ve sayısız din adamıyla görüşme fırsatı buldu.
Britanya’ya dek uzanan uzun yolculuklar yaptı ve Tapınak şövalyeleri adına muazzam bağışlar topladı. Londra ve Edinburgh’da Tapınak evleri kurdu ve en nihayetinde Kudüs’e geri döndüğünde yanında Müslümanlara karşı düzenlenecek yeni bir sefere katılacak eğitimli ve tam teçhizatlı 300 şövalye vardı. Tapınakçılar bu faaliyetlerinin meyvelerini 1129 yılında gerçekleşen Troyes konsilinde topladılar. Bu konsille birlikte Tapınak şövalyelerinin papalık tarafından resmi olarak tanınması kuruluş dönemindeki örgütün hızlı bir şekilde yükselmesini sağladı. 1130 yılında Clairvaux Manastırı baş rahibi Bernard Tapınak şövalyelerinin iç tüzüğünü oluşturacak olan yeni şövalyeliğe övgü adlı bir risale yayınladı. Tapınakçılar bundan sonraki süreçte Fransa ve İngiltere başta olmak üzere tüm Avrupa’da geniş bir bürokrasi ağı oluşturdular.
Kısa süre içerisinde şövalyelerin sayısı 300’ü aşmış durumdaydı. Örgüt için geri planda çalışan kişilerin sayısı ise çok daha fazlaydı. Troyes konsili ve Bernard’ın çabaları sayesinde Tapınak şövalyeleri papalığın haçlı seferi çağrısıyla başlattığı kutsal savaş ideolojisinin resmi temsilcisi haline geldi. Ancak asıl güçlerini bundan sonra yayınlanan fermanlarla elde edeceklerdi.
Papalık 1133-1151 yılları arasında Tapınak şövalyelerini destekleyen tam 26 ferman yayınladı. Birçoğu tarikata makul sayılabilecek çeşitli imtiyazlar veriyordu. Fakat Papa II. Innocentius tarafından 1139’da yayınlanan Omne Datum Optimum adlı ferman Tapınakçılara muazzam bir güç bahşetti.
Bu fermanla birlikte Tapınak şövalyeleri, papalığın koruması altına alınmış, dahası tarikata muazzam imtiyazlar verilmişti. Kilise vergilerinden muafiyet, kendi cemaatlerinden vergi toplayabilme hakkı, Müslümanlarla yapılacak savaşlarda elde edilecek ganimetlere koşulsuz el koyabilme hakkı, Avrupa’da ve Doğu’daki tüm kilise yargılanmalarından muafiyet, hiçbir dünyevi otoriteye bağlı olmama gibi çeşitli imtiyazlar bunlardan yalnızca birkaç tanesiydi.
Öyle ki bu imtiyazlar sayesinde Tapınak şövalyeleri gelecek 200 yıl boyunca katolik kilisesine bağlı birçok bölgede papalığa bağlı özerk bir devlet gibi hareket etme özgürlüğü elde edecekti.
Bu aşamadan sonraki ilk adım ise kurumsallaşma idi. Örgütün sahip olduğu maddi ve manevi gücü kurumsal bir zemine oturtup elindeki zenginliği daha da büyütmesi gerekiyordu. Bunu yapabilmek amacıyla Batıda ve Doğu’da çok sayıda Tapınak evi inşa edildi. Tapınakçılar bu yolla kısa süre içerisinde tüm Avrupa’yı ve Haçlı krallıklarını kapsayan geniş bir ağ oluşturmuşlardı.
Tapınak evleri bir arazi üzerinde birbirine yakın şekilde inşa edilen birden fazla binadan oluşuyordu. Genellikle önemli şehirlerde, stratejik bölgelerde ya da ticaret üzergahları üzerinde inşa ediliyor ve çok fonksiyonlu olarak işlev görüyorlardı. Seferberlik döneminde Haçlılara para, silah, at, gıda temininde bulunmak ve bunların transferini sağlamak evlerin öncelikli amacıydı. Bunun yanı sıra bankacılık sistemi ve hacıların kutsal topraklara nakledilmesi konusunda da önemli fonksiyonlara sahiplerdi. Kendilerine ait olan arazileri işliyor, belli malların ithalat ve ihracatını yapıyor, tarikat ideolojisini yayıyor, katolik kilisesi adına Müslümanlarla savaşacak yeni askerler yetiştiriyorlardı. Kısacası Tapınak şövalyelerinin tüm organizasyonu bu evler etrafında şekilleniyordu.
Tapınak evlerinde bulunan tarikat üyeleri kendilerine ait araziyi ekip biçiyor, yün, seramik, et ve şarap gibi ürünler üreterek tarikatın para kazanmasını sağlıyorlardı. Buna ek olarak örgütün kontrolü altında yaşayan köylü ve çiftçilerden de vergi topluyorlardı. Ancak bu gelirler genel kazancın küçük bir bölümüne tekabül ediyordu. Tapınakçıların zenginliği, büyük oranda savaşlarda elde edilen yağmalara, Avrupalı zengin soyluların tarikata yaptıkları bağışlara ve iyi organize edilmiş bankacılık sistemine dayanıyordu. 1129 tarihli Troyes konsilinin ardından Tapınak şövalyeleri, Haçlı seferlerinin elit birlikleri ve profesyonel ordulara haline gelmişlerdi.
Özellikle 2. Haçlı seferi itibariyle seferlerin büyük bir bölümünde etkin şekilde rol almaya başladılar. Bu durum beraberinde büyük miktarda bir gelir artışı getirdi. Müslümanlarla yapılan savaşlardan elde edilen ganimetlerin neredeyse tamamı Tapınak şövalyelerinin kasasına giriyordu. Ayrıca sefer boyunca üstlendikleri lojistik hizmetlerden elde ettikleri kâr da cabasıydı. Tarikatın bir diğer önemli gelir kaynağı Avrupalı zengin soyluların yaptıkları bağışlardı. Tarihçi Suryani Mihâ ile göre Tapınakçılara katılacak olan şövalyeler örgüde tüm mal varlıklarını bağışlamak zorundalardı. Bu yolla Tapınak şövalyeleri kurulduktan çok kısa bir süre sonra büyük bir zenginlik elde etmişlerdi. Ancak toplanan bağışlar bunlarla sınırlı değildi.
Troyes konsilinden önce tarikat dışındaki Avrupalı soylu kral ve kraliçelerden tam 21 farklı bağış alınmıştı. Konsille birlikte örgütün papalık tarafından resmi olarak tanınması, tarikat dışından gelen bağışların miktarının muazzam şekilde artmasını sağladı. Öyle ki 1120-1129 yılları arasında yalnızca 21 bağış toplayan Tapınakçılar,
1129-1150 yılları arasında 600’den fazla bağış toplamışlardı. Bunların büyük bir bölümü altın, gümüş, silah, at gibi taşınabilir mallardı. Bunun yanı sıra hatırı sayılır miktarda toprak ve gayrimenkul bağışı da elde etmişlerdi. Bunların bir bölümünü kendileri için kullanıyor, diğer bir bölümünü ise kiraya veriyorlardı. Bu şekilde kontrolleri altında bulunan her mülkten gelir elde ediyorlardı. Tapınak Şövalyeleri Tarikatı, kutsal topraklardaki haç yollarını korumak amacıyla kurulmuştu. Örgütün kurulduğu ilk yıllarda faaliyet bölgeleri genel olarak haçlı krallıklarıyla sınırlıydı. Akka, Yafa, Arsuf gibi liman kentlerinden aldıkları hacıları iç bölgelerde bulunan haç merkezlerine, özellikle Kudüs’e naklediyorlardı. Ancak tarikat büyüdükçe bu korumanın kapsamı da genişledi.
12. yüzyılın ortalarına gelindiğinde tapınakçılar Avrupa’daki pek çok ülkeyi kapsayan geniş bir faaliyet alanına sahiplerdi. Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden yola çıkan haçlılar, tapınak şövalyelerinin koruduğu yollardan geçiyor, tapınak evlerinde konaklıyor, onların gemileriyle denize açılıyor ve tarikatın koruması altında haç merkezine ulaşıyorlardı. Ancak ne olursa olsun bu yolculuk fazlasıyla uzun, meşakkatli ve tehlikeliydi. Haç yolları, hacıların üzerlerinde taşıdıkları değerli eşya ve paraları gasp etmek amacıyla pusu kuran gruplarla doydu. Yaptıkları iş gereği bu tür tehlikelerin farkında olan tapınakçılar, en sonunda hacıların mal varlığını güvence altına alacak bir bankacılık sistemi geliştirdiler. Bu sisteme göre Avrupa’dan yola çıkan hacılar, paralarını ve değerli eşyalarını en yakındaki tapınak şubesine teslim ediyor, karşılığında üzerinde kendi kişisel bilgilerinin yazılı olduğu ve tapınak evine ne kadar para teslim ettiğini belirten bir belge alıyorlardı. Yolculuğun ardından, örneğin Kudüs’e ulaşan hacı, Kudüs’teki tapınak şubesinin üyesine bu belgeyi veriyor ve Avrupa’da teslim ettiği miktara karşılık gelen bir ödeme alıyordu. Pek tabi bu işlem sırasında iki tapınak evi de kendisi için belli miktarda bir komisyon kesiyordu.
İlk başlarda sistem hacıların paralarını güvenli bir şekilde haç merkezlerine ulaştırmayı içeren basit bir altyapıya sahipti. Ancak tapınakçılar bu alandaki ticari faaliyetlerini zamanla daha da geliştirdiler ve İslam İttisadından da faydalanarak günümüz modern bankacılık sisteminin ilkel bir versiyonunu kurdular.
12. yüzyılın sonlarına gelindiğinde ülkelere ve şahıslara kredi sağlama, emekli maaşı ödemesi, vergileri tedarik etme ve havale işlemleri gibi günümüz bankacılık sektöründe de karşımıza çıkan pek çok hizmet veriyorlardı. Her işlemin karşılığında işlemi yapan tapınak üyesiyle müşterimin adının, işlemin yapıldığı tarihin ve işlem tutarının belirtildiği bir mahpus kesiyorlardı.
Örneğin 1295-1296 yıllarında yapılan işlemler için kesilen makbuzlarda Balduinus, Yohannes, Martinus ve Renerus gibi örgüt üyelerinin isimleri yer almaktadır. Bankacılık faaliyetleri sayesinde tapınakçılar kısa süre içerisinde Avrupalı kralların, din adamlarının ve soyguların her türlü nakit ihtiyacını karşılayan uluslararası finansal bir kuruluş haline gelmişlerdi. 1120 yılı dolaylarında 9 şövalye tarafından kurulan tarikatın üyes sayısı 12. yüzyıl ortalarına gelindiğinde 20.000’i aşmış durumdaydı. Sahip oldukları filo, Venedik ve Ceneviz gibi denizci cumhuriyetlerle yarışacak büyüklüğe erişmişti. Artık tapınakçılar Avrupa’nın ünlü kral ve soygularına kredi veriyor, ödeme zamanında yapılmadığını takdirde ise mal varlıklarını hacet ediyorlardı.
Bu şekilde zaman zaman ülkelerin iç işlerine müdahale etme şansları dahi olmuştu. İsa’nın yoksul askerleri adıyla kurulan tapınak şövalyeleri, kurulduktan sonra yaklaşık 20 yıl içerisinde Avrupa’nın en zengin örgütü haline gelmişlerdi. Bu yükseliş beraberinde gizemli hazine hikayelerinin, kutsal kase ve torino kefeni gibi efsanevi anlatıların tapınakçılarla ilişkilendirilmesine sebep oldu.
Ancak bu ilişkilendirmelerin büyük bir bölümünü tarihi olarak kanıtlamak günümüzde mümkün gibi görünmüyor ve öne sürülen iddialar genellikle komplo teorisi düzeyinde kalıyor. Buna karşılık tarihi kayıtlar tapınakçıların zenginliğinin, videoda da bahsettiğimiz bağış, ganimet, bankacılık ve ticari faaliyetler gibi yöntemlerle elde edilmiş olduğunu gösteriyor.
Bu açıdan değerlendirildiğinde tapınak şövalyeleri komplo teorilerinde olduğundan çok daha alelade ancak bir o kadar güçlü ve zengin bir tarikat gibi görünüyor. Tapınak şövalyelerinin yükselişi hızlı ve çarpıcıydı. Aynı şekilde düşüşleri de beklenmedik oldu. Ancak bu konuyu ve tarikatın askeri yapısını başka bir videoda daha detaylı bir şekilde ele almayı planlıyoruz. Bu yüzden serinin devamının gelmesini istiyorsanız yorumlarda belirtmeyi unutmayın.
Bir sonraki videoda görüşmek dileğiyle.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir