Tarihin Fay Hatları / Celal Şengör / Bölüm 1: Atatürk’ten Sonra Cumhuriyet…
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=zoUocBqYcF0.
Hayır. Hayır. Atatürk zamanında bile tam onun hayal ettiği gibi
gidemedi. Bunun ııı sebebini çok güzel Armstrong bu The Grey Wolf kitabında anlatıyor. Çünkü Atatürk’le onun çevresi arasında çok büyük bir ııı zeka ve bilgi farkı var. Yani şunu kabul etmek lazım. Atatürk bir dahiydi. Etrafındakiler dahi değillerdi. Etrafındakiler iyi yetişmiş ııı zeki askerdiler çoğu. Işte Ruhşen Eşref falan gibi gazeteciler bilmem neler falan Adnan Adıvar gibi ııı doktorlar vardı ama Atatürk’ün yakın çevresi Makedonya’daki asker arkadaşlarıydı. Iıı bir de Makedonya dışındaki Hüsmet Paşa falan gibi adamlar da vardı. Şimdi Atatürk’ün çevresindekilerin ııı görüş açıları diyeyim Atatürk’ten çok daha dar. Içinde yetiştik. Yetişmiş oldukları Osmanlı ııı kültürü bunları çok sınırlamış vaziyette. Hatta biliyorsun Rauf Orbay en sonunda ben diyor Padişaha karşı gelemem, Padişah hekmeyi yedik diyor. Yani dam üstünde sakza. Eee onun için Atatürk bütün hayallerini kafasındakileri bunlara anlatamadı. Jeffrey Lewis’in çok güzel bir kitabı var. The language reform in Turkey diye altında da a catastrophic success diyor. Yani afet halinde bir başarı diyor. Iıı orada bir dipnotta diyor ki Atatürk diyor böyle diyor dişe diş bir tartışmayı çok seviyordu diyor. Ama diyor ona diyor o
tartışmayı verebilecek adam yoktu etrafında diyor. Yani mesela tarih ııı kurumunu kuruyor Atatürk ve diyor ki ya işte ben şöyle bir fikir geliştim. Meşhur Türk Tarih Tezi. Iıı diyor ki bunu diyor inceleyelim. Atatürk bu uygulanacak demiyor. Bunu diyor bir inceleyelim. Bir kitap yazdırıyor. Işte Türk tarihin ana hatları yüz adet bastırıyor. Bunun bir de atlası var. Yüz elli adet de ondan bastırıyor. Bir de bunun ııı özeti şeklinde küçük işte giriş kısmıyla ııı kayyunun bir makalesinin Türkçe tercümesinden küçük bir kitap yaptırıyor. Ondan da otuz bin tane bastırıyor. Iıı diyor ki bu diyor büyük kitapla atlası uzmanlara dağıtalım. Bakalım onlar ne düşünüyorlar bu konuda? Iıı uzman tabii Türkiye’de yok. O zaman adam gibi. Adam gibi birkaç adam var. E kim
bunlar? Fuat Köprülü. Iıı Zeki Veli’ydi Togan falan. Onlar bu tezi okuyorlar. Atatürk’e diyorlar ki böyle zıvalık olmadı hani. Ötekiler baş yağcılar aman paşam ne kadar güzel çok güzel düşünmüşsünüz falan. Şimdi Atatürk bakıyor ki eee geniş bir katılım sağlamak lazım. Onun üzerine Atatürk diyor ki ya diyor çeşitlik konularda işte
Türkler de astronomi, Türkler de tarih, Türkler de matematik, Türkler de tıp. Bu konuları diyor dağıtın. Eee uzmanlardan fikir alalım. Bunlar geliyor. Bu da neşredilmiştir. Adı da Türk tarihinin ana hatları Müstreddeleri. Birinci seri. Şimdi gelenleri okuyorsun, hepsi şak şakçı. Aslan Atatürk. Aman paşam ne güzel düşünmüşsünüz. Tabii Türkler öyle büyüktür, böyle büyüktür. Falan Atatürk bakıyor ki eee olmadı bu iş. Tekrar daha dar bir gruba sorduruyor. Gene olmuyor. En sonunda üçüncü seri on beş tanedir. Sadece on beş kişiye sorduruyor, gene olmuyor. Ve onun üzerine Atatürk tarih grubuna görev veriyor. Sizin göreviniz diyor tarihi inceleyip doğru neyse onu anlatmaktır. Eğer tarih yazan tarih yapana sadık kalmazsa hakikat çok garip bir şekil alır diyor. Şimdi bak burada bu çok güzel bir örnek. Atatürk büyük bir iyi niyetle bir hipotez ortaya atıyor. Arkadaşlar bunu tartışalım diyor. Geliştirelim diyor. Kimsenin öyle bir niyeti yok. Kimse ha bravo paşam çok güzel
paşam bunu kullanalım diyor. Dil devriminde benzer bir şey başına geliyor. Ve Atatürk eee bu Türkçe’yi saflaştırma sırf Türkçeleştirme yolundan hemen sapıyor. Bakıyor ki iş kötüye gidiyor. Ama onu takip eden yok mesela Nurullah Ataç sıkı Türkçeci Hasan Ali Yücel ki Atatürk’ü benim kanaatimce
anlamış tek adamdır. Hasan Ali Yücel dermiş ki Nurullah Ataç’a Atatç, Atatçayazma, Türkçayaz dermiş. Bunu ben Hasan Ali Yücel’in kızından Canan Hanım’dan duydum. Atatçayazma, Türkçayaz. Tabii eee Atatürk hayatta olduğu sürece eee bilhassa hastalığından önce pek çok şeyi kontrol edebildi. Ama öldükten sonra Atatürk’ün kontrolü kalkınca iş eee daha sınırlı adamlara kaldı. Bu sınırlı adamların hepsi Atatürk ideallerine bağlı kişilerdi. Ama bu ideallere bağlı olmak ne demek onu bilmiyorlardı. Diyorlardı ki işte Atatürk şunu şunu söyledi hadi biz de öyle yapalım. Halbuki Atatürk ne diyor ya ben diyor size bir eee suret bir doktrin bir bilmemle bırakmıyorum. Aklınızı kullanın diyor. Bu adamlar onu bir türlü yapamadılar ve Armstrong eee o kitabında çok güzel ifade ediyor diyor ki Atatürk diyor Kurtuluş Savaşı’nı önce arkadaşlarına karşı kazandı sonra diyor düşmanlara karşı kazandı. Yani dolayısıyla eee inanın tabii çok büyük bir talihsizliği Atatürk’ten sonra eee hemen ikinci dünya savaşının çıkmış olmasıdır. Tabii inönü eee Atatürk gibi bir adam değil. Inönü daha sınırlı eee çok daha temkinli çok daha korkak bir adam. Yalnız burada altını çizerek söyleyeyim. Inönü’nün korkaklığı şahsıyla ilgili değil. Şahsen cesur bir adam inönü. Devleti için çok korkuyor.
Mesela Hatay hadisesinde Elya ya birbirine dolaşıyor Atatürk’e gelmiş demiş. Ya demiş Fransızlar savaşırsa ne yaparız? Atatürk gülmüş İsmet demiş. Beni asarsınız olur biter demiş. Bütün suç burada. Kurtuluş Savaşı’nda da var değil mi böyle bir hikaye? Tabii o şeyde eee Cevep. Değil mi? Büyük taarruzda. Büyük taarruzda. Diyorlar biz bu mesuliyeti alamayız. Aman arkadaşlar diyor. Sakın yanlış anlamayın. Bütün mesuliyet benim. Fevzi Çakmak mı söylüyordu hocam bunu? Yok. Eee Fevzi Çakmak eee şey Yakup Şevki. Hı. Eee İsmet İnönü eee Matı cephesi kurmay başkanı Asım Gündüz. Kel Asım meşhur. Onların bulunduğu bir toplantıda eee onların planı izah ediyor. Ne yapılacak? Peki şu tersinden
sorabilir miyim Ceyhan abi size? Tabii. Ne olmasaydı Atatürk’ten sonra? Atatürk de bir fani. Sonuçta hepimiz gibi ölümlü. Eee Atatürk’ten sonrasında ne olmasaydı bugün daha Atatürk’ün hayal ettiği bir cumhuriyeti yaşıyor. Yani İntikçi Dünya Savaşı çıkmasaydı. Hı. Ve Rus tehtili olmasaydı biz çok daha rahat ilerlerdik. Şimdi Rus ben İnönü’ye kızdığım zaman eee rahmetli dedeciğim derdi ki bana bak derdi paşaya kızma çaresizdi derdi. Şimdi senin elinde hiçbir şeyin yok. Beş kuruş paran yok. Derdiler ki orduda on tane kamyon varsa dokuz tanesi çalışmıyordu derler. Şimdi sen bu durumdasın karşında Stalin diyor ki Karşı ve Erdoğan’ı istiyorum. Boğazlarda söz sahibi olmak istiyorum. Herif zaten Avrupa’nın yarısını yutmuş. Eee seni kim koruyacak? Dolayısıyla Amerikan cephesine tutunmak zorunda kaldı yine. Şimdi Amerikan cephesine tutunduğun zaman Amerika diyor ki tabii ben sana yardım ediyorum ama diyor çok partili demokrasiye geçecek. Hı. Şimdi Atatürk bunu iki defa denedi. Fakat bizim kültürümüz buna henüz hazır değildi. Çünkü bizim
küldürümüz Peder Şah’i bir kültür. Dinin egemen olduğu bir kültür. Tek adamcı bir kültür değil mi? Ya tabii yani ııı biz istiyoruz ki Osmanlı zamanı gibi olsun. Yani biz Balkan Harbi felaketini, Birinci Dünya Savaşı felaketini falan unutmuşuz. Kurtuluş Savaşı’nda büyük bir başarı kazanmışız. E bize bu başarıyı veren adam Atatürk. Atatürk hayattayken hiç diyecek yok. Ama Atatürk öldükten sonra oradan buradan çatlak ses çıkmaya başlıyor. Yok dinimizi kaybettik, yok bilmem ne oldu falan filan. Eee Amerikalılarda siz mutlaka demokrasiyi getireceksiniz deyince şimdi in önü kendini Türkiye’de rahmetli dedem eşraf derdi. Eşrafa karşı zayıf hissediyor. Eee bu eşraf ne istiyor? Bunlar ağlar. Diyorlar
ki bir kere bu köy enstitülerini kapatacaksın. İnanın onları hemen kapatmıyor ama Hasan Ali Yüceli atıyor orada. Reşat Şemsettin Sirer’i getiriyor. Reşat Şemsettin Sirer’in gelmesiyle milli eğitim baş aşağı gitmeye başlıyor. Iıı imam hatip okulları açılmaya başlıyor. Bunları yine ne açmıştır? Dolayısıyla millet zannediyor ki aa ne güzel bak biz tekrar Osmanlı’daki zamanımıza dönüyoruz. Tabii
eee bunun buna dönülmesine mani olan öğeler var. Recep Peker falan gibi kendisine faşist denen adamlar var. Eee o zaman Halk Partisi bir baskı yönetimi kurmak ihtiyacını hissediyor. Bu halkı daha da çok kızdırıyor. Çünkü o zamanki Halk Partisi’ni yönetenler Atatürk gibi ııı karizmatik
adamlar değiller. Atatürk diktatör ama bir kişi karizmatik bir adam kardeşim. Yani biliyorsun Doğma Bahçe Sarayı’nda bir gün bakmışlar Atatürk kayıp. Yok. Büyük telaş İstanbul’da. Paşa nerede? Eee arıyorlar orada burada bilmem ne falan. Bir bakıyorlar aa Paşa’yı Beşiktaş’ta bir meyhanede buluyorlar. Gitmiş halkın ortasında sırtında
gömleği halklar akı içiyor. Bir bakmış polisler falan İstanbul valisi bir görünce burada da mı buldunuz beni diyor. Atatürk’ün gönlü halkla bir arada olmak. Onlarla bir arada olmak istiyor. İnanın böyle bir adam değil. İnanın çevresindekilerdi bu tiplerdi. Ceren kırklar,
elliler altmışlar, yetmişler, seks altı sekizden sonrasında bu onar yıllık dönemlere baktığımızda cumhuriyetin Atatürk’ün idealindeki, hayalindeki cumhuriyetin en çok zarar gördüğü. Demokrat Parti zamanıdır. Demokrat Parti zamanıdır çünkü biz demokrasiyi yanlış anladık. Biz oy almak için her şey mübahtır anladık. Atatürk’ün ideallerini çöpe atabiliriz zannettik. Yani düşün ki sen eee Sayidi Nursi gibi bir adam cumhurbaşkanının arabasında geziyordu. Yani bunlar Atatürk zamanında düşünülemeyecek şeylerdi. Fakat Demokrat Parti hareketi çok iyi niyetlerle başlamıştır. O meşhur dörtlü takdir. Bunu verenlerden bir tanesi Fuat Köprülü ya. Köprülü. Fuat Köprülünün bir kitabı vardır. Şey basacak tekrar. Enkilap yayınları. Bunu kalan bir
üniversitesi bastırmıştır. Böyle bu kalınlıkta eee on the way to democracy diye bir kitap. O kitabın tamamı candaş Türkçe. Amerika’da basılmış. O kitabın tamamını oluşturan sayfalar Köprülü’nün gündelik gazetelerde yazdığı siyasi yazılar. Kitabın editörü de Köprülünün öğrencisi bir
Macar ve bu kitap Türkiye’de o kadar az biliniyor ki. Şimdi bunlar mücadele ediyorlar. Demokrasi gelsin bilmem ne gelsin falan. Köprülü liberal bir adam. Atatürk’e bile kafa tutuyor bazen. Ondan sonra bunlar seçimi kazanıyorlar. Seçimi kazandıktan altı sene sonra Köprülü gidiyor Menderes’e işler iyi gitmiyor diyor. Siz diyor fazla diyor taviz vermeye başladınız. Ona buna diyor. Bizim amacımız bu
değildi. Menderes de hoca sen bu işlerden anlamazsın. Onun üzerine Köprülü dışişleri bakanlar istifa ediyor. Bakıyor bunlar gene toparlanmıyorlar. Kendi kurduğu partiden istifa ediyor. Istifa etmekle kalmıyor ki diyor İsmet Paşa’ya Paşam diyor. Ben diyor bundan sonraki seçimde Demokrat Parti aleyhine istediğiniz mitingde konuşmaya hazırım. İsmet Paşa
diyor ki Fatih Bey diyor istediğiniz yerden liste başı milletvekili. Yok yok onu istemem diyor. Onu bir kere o hatayı yaptım diyor. Onu istemem diyor. Ama diyor istediğiniz zaman ve balıkesir onun nutku vardır meşhur. Şeye karşı Demokrat Parti’ye bu partiye oy vermeyin diyor. Kendi partisine. Ve bu taviz verme standartları gevşetme mesela Atatürk bin dokuz yüzün üçte üniversite reformu yapılırken
eee Marş’ın raporunun kenarına derken arlar düşmüş. Bunlardan bir tanesi diyor ki ııı kıymetsiz öğrencinin cesareti ilk sene kırılmalıdır. Yani işe yaramayan adamı diyor at üniversiteden diyor. Ya kardeşim şimdi biz üniversiteden hiç kimseyi atamıyoruz. Adam ne kadar çakarsa çaksın gene geri
geliyor. Böyle olunca da üniversite mezununun bir değeri kalmıyor. Üniversite üniversite olmaktan çıkıyor. Ha ben diyorum ya Türkiye’de bir tane bile üniversite yok diye. Çünkü ııı zırtfırt üniversite affı diye bir şey çıkartıyorlar. Yani deliliğin talihiskası ne demek ya o üniversite affı? Yani adam çakmış sen atmışsın bitti kardeşim. O zaman bir Atatürk’ten sonrası en büyük hata demokrasinin yanlış anlaşılması mı? Evet. Yani demokrasi yerine ohlokrasiyi getirdik biz. Hı. Belirli zümreleri meşhur yunanlı ııı tarihçi ııı aslında bir Roma generali bu adam yani Roma ordusunda general Yunanlı ama onun tarih diye bir kitabı vardır. O kitabında ııı toplumların gelişmesini çok güzel anlatıyor. Diyor ki bak diyor toplum diyor demokrasiyle başlıyor. Giderek diyor ohlokrasi oluyor. Ohlokrasiyi düzeltmek için tiran geliyor diyor. Diktatörlüklere gidiyor. Ve dikkat edersen bugün dünya oraya doğru gidiyor. Evet her yer. Yani değil mi Trump? Bundan daha güzel bir örnek olamaz. Yani değil mi? Trump bir daha seçilseydi yani onun sonu herhalde Amerikan ordusunun el koyması olacaktı. Iki eğitim mi hocam? Yani bir demokrasiyi yanlış anladın. Iki eğitimli bir de sanayileşmeyi beceremedin.
Atatürk dikkat edersen mesela ilk şeker fabrikalarını kurmuştur. E bunlar nerelere kuruldu? Anadolu’nun çeşitli yerlerine kurmuştur. Atatürk istiyordu ki sanayi dağılsın, ticaret dağılsın, Anadolu’nu zenginleşsin. Değil mi? İpek fabrikalı yer, Sümer Bank’ı Bursa’da kurdurur. Benim kayın validem ki Rumeli, bizim bütün aile Rumelidir. E Turhal doğumludur. Neden? Babası orada görevli. Şeker fabrikasında görevli. Dolayısıyla burada büyük ııı bir kaybol vurdu. Yani her şeyi İstanbul’a topladık. Bir kere İstanbul iflas etti. Yani bugün şehir olarak İstanbul müflis bir şehirdir. Yani bakıyorsun ııı yaşanmaz bir hale getirdiler İstanbul’a. E bu ne zaman başladı? Demokrat Parti zamanı da var. Ve ondan sonra gelenler ııı bunun üzerine tüy diktiler. Peki şimdi hocam şu anda ııı yapabileceğimiz ne var? Yani o ideale yeniden sarılmak bugün aklın, bilimim, demokrasinin. Ya bana çok sık soruluyor bu soru. Bugün ııı yapılabilecek işin iyisini sizin gibi insanlar yapıyor. Yani ııı resmi eğitimden ümidimi kestim ben. Yani sen lise sona kadar her hafta iki saat din okutup coğrafyayı tercihli hale getirirsen o eğitim bitmiş demektir. Evrimi öğretmezsen bilmem ne yapmazsan falan sen orta çağ eğitimi yapıyorsun demek. Tamam o dolayısıyla yani o eğitimden çıkacak adamdan bir şey beklememek lazım. Ama ııı şimdi buna alternatif olarak bir sürü YouTube üzerinden olsun başka kanallardan olsun gençler programlar yapıyorlar. Işte beni bazılarına davet ettiler. Evrim anlattım, jeoloji anlattım bilmem ne. Efendim Fatih Altaylı mesela o bilim programını başlattı. Buna büyük ihtiyaç var. Hatta eee Fatih başlattığı zaman ben Fatih’e dedim ki ya kardeşim dalga mı geçiyorsun dedim. Kim dinler Türkiye’de bilimi be dedim. Yani bu Müslüman mahallesinde salyangoz satmak gibi bir şey. Fakat çok popüler oldu o program. Şimdi böyle şeyleri tabii ümit veriyor bana. Bilhassa
gençler arasında. Evet. Eee ve benim ümidim bu hareketlerin kafası tam burada olmayan gençleri de etkileyebilmesi. Yani değil mi? Ali Kırca güzel bir program yaptıydı. Bir tarafta imama tipliler, bir tarafta biyoloji bilmem ne falan okumuş adamlar. Iki ilahiyatçı ben ve Ali abinin kendisi. Eee
o şahane program oldu. Evet. Ve çok beğenildi o program. Değil mi? Yani o da tabii yani Ali abinin dehasıdır. Ali abi biliyorsun askerdir. Evet. Türkiye’de galiba artık böyle bir tartışma zemini de çok kalmadı. Ne dersiniz? Vallahi eee var. Işte yani sizlerin yaptıklarında oluyor. Millet arası kendi arasında eminim konuşuyordur. Yani bizim
öğrenciler kendi aralarında konuşuyorlar. Öğrenmek istiyorlar. Hocam Atatürk’le ilgili yani Atatürk’ten sonrası Cumhuriyet’le ilgili bölümü bitirirken size şunu sorayım böyle bitirelim bu bölümü. Atatürk’ü gerçekten okuyup anlamak için kaynaklar sizin okuduğunuz eee çok da gençlerin okurken içinden rahatlıkla bir şey öğrenebilecekleri dili de biraz kolay olan kaynaklar nelerdir? Şimdi arkadaşım her
şeyden önce nutuk okusunlar. Nutuk çok mühim. Nutuk çünkü bir deney protokolu. Yani Atatürk bir iş yapmış onun hesabını veriyor. Yani bir eee Marx gibi bir Hitler gibi bir Lenin gibi önce kitabı yazıp sonra iş yapmıyor. Önce işi yapıyor, ondan sonra nasıl yaptığını anlatıyor. Ve orada da hani mutlaka benim dediğimi yapında demiyor. Ama diyor şu problemler çıktı şöyle çözdü. Işte bilimde de keşif nasıl yapılır diye bir ders olamaz. Öğretemezsin bunu. Bunu öğrenmenin yolu genç bilimcilerin işte bilim tarihine bakıp ya o ne yapmış, bu ne yapmış, bu hangi problemle karşılaşmış falan şeklinde kendine yol bululmasıdır. Bu ona yardımcı olur. Atatürk’ü iyi tanımak için Şevket Süreya Haydemir’in tek adamı çok güzel bir kitaptır. Ben onu hakikaten
çok beğenmiştim. Üç yıl değil mi hocam? Evet üç yıl. Ondan sonra Andrew Mango’nun Atatürk’ü çok güzeldir. Yalnız ben onun Türkçesini okumadım. Hı. İngilizcesini okudum. Iıı dolayısıyla ne kadar yaygın okunabilir onu bilmiyorum. Iıı ben okudum hocam. Ben çok benim de çok beğendiğim bir Atatürk kitabı. Mango’nun kitabı. Ama sen de İngilizce’den okudun herhalde. Eee yok hayır ben Türkçesini okudum. Ha iyi mi tercüme ha? Ben çok beğendim. Şimdi yanlış söylemeyeyim. Kitabı verir de yani benim ben çok benim çok hani bana sorsanız bu soruyu biri sorsa ben mutlaka Mango’nun Atatürk’ünü söylerim. Eee ama ya Türkçesini. Evet Türkçesini. Ay iş bankası çıkardıydı. Iş bankası, iş bankası evet. Iş bankası çıkardıydı. Dediğim gibi yani bana Ahmet Salcan sağ olsun gönderdi. Ben kapağını bile açmadan İngilizcesi yanına koydum rafta. Çünkü ben İngilizcesi ben Andrew’yu da tanıdıydım. Eee o çok hoş bir adamdı. Çok entelektüel bir
adamdı. Eee tabii İstanbul’da büyümüş. Andrumango Atatürk Şevket Kureyya Aydemir, The Grey Wolf. Bozkurt. Ama orijinali. Bu sansürle. Atatürk’ün cevaplarıyla mı? Ha? Atatürk o biliyorsunuz iki iki şey vardır onun. Bir eee Armstrong’un kendi yazdığı bir de Atatürk’ün cevaplarıyla vardır. Yani şey Atatürk’ün cevaplarını ben hiç görmedim. Eee bir gazeteciye
bir röportaj veriyor yanılmıyorsam. Hayır. Atatürk diyor ki şimdi bunu yasaklıyorlar bu kitabı. Atatürk diyor ki ya getirin bakayım nasıl bir şey bu diyor. Ondan sonra ya bunu niye yasaklamışlar diyor. Hatta diyor adam eksik yazmış diyor. Keşke bana sorsaydı ben tamamlardım diyor. Anlatabiliyor muyum? Müthiş. Yani bir cevap verme ihtiyacını hissetmiyor. Diyor ki eksik yazmış ben tamamlardım diyor. Çanka ya. Var mı sizin
güzeldir. Evet. Fahri Hrıfkı’nın o da gayet güzeldir. Eee Ruşe Neşref’in hatıraları güzeldir. Hasan Rıza Soyak? Hasan Rıza Soyak güzeldi. Ya bunlar Atatürk’e yakın adamlar. Yalnız eee Atatürk’e yakın adamları okurken dikkat etmek lazım. Hep söylenir hocam o. Bunların hiçbiri Atatürk’ün zekasında adamlar değiller. Ve yani bunların büyük bir kısmı böyle ağızları açık Atatürk hayranı. Yani Kazım Karabekir’in İstiklal Harbi’miz. Mesela o eee çok güzel bir kitaptır. Yer yer tenkitler içeri Atatürk’e. O bakımdan hoştur ama Kazım Karabekir’in de intelektüel düzeyi Atatürk değil. Oradaki tenkitleri bilmem neleri falan da onu düşünerek okumak lazım. Ama o kitabı okumak lazım. O kitap da yasaklandı. Yani bu garip bu kitap yasaklamak kadar saçma sapan bir şey düşünemiyorum ben. Yani ben onu
nerede öğrendim biliyor musun Candaş? Hava Kuvvetleri’nde bizim filoda otururken şimdi bizim filoda iki tane yaşlı aslubayı vardı. Biri pilot Şükrü uygun, nur içinde yatsın. Öteki de Özkeleş, Nehat Özkeleş. O da makinist. Bunların ikisini dört temditli kül emri başlamış. Nehat abi
rahmetli. Halk Partili. Şükrü abi demokrat partili. Bunlar kapışırlardı. Falan. Biz de bir keyifle bunları dinlerdik. Fakat şunu söyleyeyim bu kapışma son derece seviyeliydi. Bu kapışmaların birinde Şükrü abi ya dedi bu dedi Kazım Karabekir’in kitabında vardı. Nehat abi dedi ki ne de o yasaklandı ya dedi.
Onun üzerine Şükrü abi rahmetli döndü bana. Bana bak dedi. Senin dedi babalıydı dedi. Böyle bir sürü tanıdığın vardır dedi. Bak bakalım bir tane bulabilecek misin o kitaptan? Peki abi. Peki abi dedim ben inkılap kitabı Orhan abi. Tanıyanınız var mı bilmiyorum. Ben ilk okul kitapları bile ondan alırdım. Gittim Orhan abi böyle böyle dedi. Ben de Zulu’da birkaç tane var dedi. Öyle mi? Evet. Çıkarttı verdi. Ben o
kitabı aldım. Kardeşim Aslıbay gazinosu Yeşilköy’de Şükrü abiye getirdim. Şükrü abi dün okumuş gibi istediği belgeleri buldu ve gösterdi. Ben onun sayesinde o kitabı öğrendim ya. Yani İsmail Pişkin bahçelişim hayatta efendim eee Yurtdant Oktebir bahçelişim hayatta. Bunlar hepsi bunlara şahittirler yani. Eee hocam bu şeyle ilgili Bozkurt’la ilgili ben şimdi hatırlayamadım. Çok özür diliyorum ama Atatürk Bozkurt yayınlandıktan sonra tam sizin söylediğiniz o konuşmaların ardından Yanılmıyorsam Güneş gazetesi mülakat veriyor. Evet. Ve orada da iddiaları kendisine sorduruyor. Ve bayağı açık açık sorduruyor yani. Evet evet. Ya Atatürk dedim ya. Bernhard Lewis ama Jeffrey Lewis ne diyor? Bu adam diyor. Tartışmayı seviyordu diyor. Ama. Bu bir kurma geneneğidir değil mi hocam? Yani tartışma sevmek. Abi tabii. Tabii. Yani ben eee hiç unutmuyorum. Bu çağdaş yaşamı destekleme derneği miydi neydi? Bilgin Balanlı Generalimin ablası Ayşe Hanım profesör onun başkanıydı galiba bir ara veya İstanbul ekibinin başkanı. Eee benden bir konuşma yapmamı istedi. E şimdi komutanının ablası isteyince emredersiniz. Ben eee kalktım gittim bak konuşmayı yaptım
falan. Benden sonra bir kız çıktı. Şey atıca çağdaş yaşamı destekleme derneğini falan anlatıyor. Işte diyor biz burada demokrasi ilkeleri hürriyet biz diyor dedi burada emir komuta zinciri gibi bir şeyle falan deyince ben parmak aldım. Bakın dedim. Eee ben dedim burada dedim bir yanlış intibaya şahit oldum dedim. Askeriyedeki dedim emir komuta zinciri dedim. Mantıksız bir zartlık değildir dedim. Askeriyede dedim bir adım atılacağı zaman dedim yani ben en azından hava kuvvetleri söyleyeyim dedim. Briefing diye bir şey vardır. Ben dedim uçuşlardan evvel briefingleri hatırlıyorum dedim. O briefinglerde dedim yani ya ne derler saç saça baş başa tartışma yapılır dedim. Ondan sonra bir
karara varılır. Bu karar emir haline gelir gelmez ondan sonra hayatın pahasına o emri uygularsın. Ama dedim bu böyle mantıksız falan neyse. Şöyle anlattım. Oturduğum yerime Ayşe Hanım baktım elimi tuttum. Seni kızdıracağını biliyordum ona dedi. Ben de o da tabii kardeşi organ olarak yani. Dedim hocam ben dedim hani içinden gelmesem hava kuvvetlerinin
bu kadar yakından bilmeyeceğim ama dedim bu o kadar yanlış bir intiba ki. Öyle değildi dedim. Yani biraz önce anlattım. Aslı Bay ya Aslı Bay Kıdemli Başçavuş pilot Şükrü abi. Kaç yaşına gelmiş adam. Kitabı hatırladı buldurdu bana. Bir de
içindekinin nerede olduğunu hatırladım.