Trafiği bitirmek hayal mi, gerçek mi? Dr. Sinan Küfeoğlu yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=wC0MTX3Tp_A.
Evet Sinan’cım bu kentlerin mühendislik altyapıları ile ilgili gelecek öngörüleri neler? Şöyle basitçe modelleyebiliriz. Az önce 5D’den bahsetmiştim. 5D felsefesini şey gibi düşünebiliriz. Bir doktorun bir hastasına dengeli beslen, egzersiz yap vesaire. İnsanoğlu eğer uzun yıllar dünyada yaşayacaksa bu 5D’ye 4 artı 1 diyelim. De regulasyon o kadar da önemli değil. Sarılması lazım.
İnsan vücudunu insanlık olarak düşünelim. 5D yaşam stili. Peki akıllı şehirler bunun omurgası olacak. O omurganın diskleri de o dediğim bağlantılı mekanlar, connected places olacak. Akıllı şehirlerin akıllı yapan veri iletimi demiştim. Veri depolaması, verinin işlenmesi. O da sinirsel iletim. İnsan vücudundaki sinirler yani şu elin koordinasyonunu sağlayan sinirsel iletim. Şehirlerde bu veri olacak. İnsan vücudundaki kan da enerji olacak. Elektrik enerjisi.
Benim tahminim şey olacak, hani kömür, petrol, doğalgaz onu bilemiyoruz ama insanlık var olduğu sürece elektrik enerjisi var olacak. Yani kullanacağız bunu. O belli. Sadece bu elektriği hangi yola üreteceğimiz bilmiyoruz. Üreteceğimiz biraz problemli. Veri konusunda veri eksponensiyeli artıyor neredeyse. Veriyle ilgilenen şirketler çok daha fazla. Çok büyüdüler. Bizim Kenberç’teki profesör şey demişti. Enerji sektöründe bir Google bir şey çıkmaz. Microsoft veya Amazon çıkmaz. Çünkü enerji aritmetik artıyor. Yani %5, %10 her yıl ihtiyaç öyle. Veri öyle değil. 20 yılda belki bilmiyorum 1 milyar, 1 trilyon kat atmıştır insanın ürettiği veri. Şöyle bir şey okumuştum. 2000 yılına kadar üretilen toplam veri miktarından daha fazlası 2000’den sonraki her 5 yıl üretilmiş. Şimdi toplamdan daha fazlası her bir hafta üretiliyor galiba. Doğru. O yüzden ben öğrencilere sürekli şey diyorum. Veri bilimci, veri mühendisleri, veri analistçisi olun. Çünkü hacim artıyor, iş artıyor. Bu birinci nokta. İkincisi de enerji. Bu şehirleri enerji nereden getireceğiz? Az önce dedim gıdamızı kendimiz üretelim desek, sulu tarım yapsak sadece 40 katın akıt çıkıyor. Bu enerjiye girmiştirseniz mesela şimdi bu veri işleme şirketleri ya da işte bu Google falan filan gibi şirketlerin biliyorsun merkezleri var. Her bir merkezinde 5 megavatlık şeyler kuruyor. Kurandığım bir Türk firması oradan biliyorum. Enerji depolama değil de enerji santral gibi. Çünkü data depolama merkezleri çok enerji yoğun merkezler. Bu tür şirketler de çok böyle nasıl söyleyeyim, kamuoyuna şirin gözükmeye çalışan şirketler olduğu için sürekli yeşilleşiyoruz, karbon ayak izimiz düşüyoruz
dedikleri için kendi elektriklerini kendilerine üretmeye çalışıyorlar. Peki bu şehirlere elektriği nereden getireceğiz? Problem bu yani şunu söyleyebilirim, İstanbul’daki her çatıya fotovolta ek güneş santrali koysak İstanbul elektrikleri karşılayabilir. Bugünkü verimlilikle. Yok olmaz yani verimlik artsa bile zaten gece gündüz meselesi var. Depolama teknolojileri var. Depolama teknolojileri çok pahalı. Ucuz olsa bile. Belki bu Togun düşündüğü gibi otomobiller depolama da kullanılacak belki bir yandan. Tamam onu kullanalım.
Yani otomobillerimizi saatlere göre ayarlayalım, kullanalım fakat o pilleri üretirken ürettiğin kullandığımız maddelerde bazı bir kısmı dünyada nadir bulunan maddeler. Evet adı üstünde rare earth metals. Evet yani dört duvar demiştim ya bu sefer sürdürüle birlik duvarına çarpıyorsunuz. Yani bir şekilde bu dünyayı sürdürüle bir şekilde devam etmemiz lazım. Ya böyle yapacağız ya da buradan taşınacağız. Başka yerlere gideceğiz. Ama mümkün ya da belki uzay madencilere başlıyoruz. Olabilir ya bu konuda çalışmalar da var. Elektrik konusunda şey bir çözüm olabilir. Nükleer enerji bir çözüm olabilir. Elektrik mühendisi olarak nükleer yani şöyle söyle bir nimet insanoğlu için. İlk bu nükleer enerji ilk santral yapılırken Amerika’nın atom enerjisi denetleme kurum başkanının meşhur bir sözü var. Bütün şu an dünya ondan dalga geçiyor. Ölçülemeyecek kadar ucuz olacak demiş o zamanki kamuoyuna ikna etmek için. O kadar ucuz elektrik üreteceğiz ki ölçmemize kalmayacağız dağıtacağız diye. Şu anki durum ne yazık ki fiyatlar çok yukarı çıktı. Önce Çernobil sonra Fukuşima’dan dolayı güvenlik endişeleri, insanların nükleer karşıt olmaları, mahkemeler, hukuki süreçler vs. derken fiyatlar çok yukarı çıktı. Düşük maliyette nükleer enerjinin üretiliriz. Ufuk’ta bir tek şey görünüyor. Bu Microsoft’un yaptığı bir girişim var biliyorsun. Davos Microsoft’un sahibinin yaptığı bir girişim var. Bill Gates’in küçük kent merkezlerine yakın küçük nükleer santraller kuruyorlar. Evet küçük modular nükleer santraller deniyor. Bunlara sadece onlar değil meşhur bir İngiliz şirketi, Amerikan Japon şirket ortakları da bunları yapıyor. Desentralizasyondan bahsetmiştim. Yani şöyle düşünün. Akkuyu’ya 1600 MW’lık bir santral yapmak yerine İstanbul’un etrafına 16 tane 100 MW’lik santral yapalım. Bu küçük santraller 100 MW oluyorlar ve şehirleri 30
kilometre kadar güvenli bir şekilde yerleştirilebiliyorlar. Fakat yine geliyor insan işin için insan geliyor. Diyelim ki İzmir’in 30 kilometre açığına nükleer santral yapacağım desem herhalde İzmir halkı benim çoğunlukla. Veya silivriye bir tane yapıp Bakırköy’e elektrik vereceğim dese Bakırköy halkı bizi herhalde döver sokağına olsun. Öyle bir şey olur. Elektrik zor ama çok çeşitli yöntemi var. Hallolur.
Ben şunu söyleyeceğim. Ben karamsın. Yani geleceğin en önemli meselenin bir tanesi enerji elektrik enerjisi üretimi. İki meselesi. Birisi veri. Bu veriyi nerede depolayacağız nasıl işleyeceğiz? İkincisi de enerji. Ve bu toplanan veriyi insanın hayatını kulaştırmak için hangi yöntemlerle kullanacağız? O iş modellerine ve teknolojinin ticareti dönüşmesine çalışıyor. Bizim şu an ikinci kitap çalışmamız var. O kitap çalışmasında Fatih Bey biz 34 tane yükselen teknoloji aldık. Bunun içinde cloud computing var, edge computing var.
Blockchain var. İşte büyük veri var. Yapay zeka var. Hidrojen var. Biyo üretim var. İleri maddeler var vesaire. Bunları sürdürülebilir kalkınma için nasıl değere dönüştürebiliriz? Bunu çalışıyoruz. Yani teknolojiyi alacağız. Peki geleceğin evi yine bugün bildiğimiz evler gibi mi olacak? Yani sen home of the future demişsin. Yine dört duvar. Pencere cam falan yoksa mesela görüyoruz bazı böyle grafik animasyonalı işte.
Bence basıyorsun eve giriyorsun basıyorsun bugün şu manzara gireyim diye camlarda o manzara oluşuyor. Ekran gibi camlar falan böyle. Ya da işte evde duvar yok. Her şey ne o elektrik ile renk değiştiren camlardan işte kapanıyor açılıyor falan filan mekanlar genişliyor daralıyor. Böyle evler mi olacak yoksa? Şöyle onu söyleyeyim statik evler olmayacak. İmdat da bahsetti. Zaten biz projenin adını o yüzden açık dijital inovasyon hubu koyduk. Şöyle ki siz de bahsettiniz. İsviçre’de bir şirket pencere camların arasında bir kimyasal ürün üretmiş. Gündüz güneş ışığı vurduğu zaman o kimyasal sıvı onu ıs enerjisine çeviriyor. Akşam güneş battığı zaman ıs enerjisi içeri veriyor. İçeri veriyor. Bu tür uygulamalar var. İmdat bahsetti. Üç boyutlu yazıcıdan gıda üretimi var. Güvenlik uygulamaları var su ile alak. Binlerce on binlerce şirket var Fatih Bey. Bu yaşam alanlarına açık olması lazım.
Zaten bizim tasarladığımız yapay zeki açık kaynak olacaktı. Amacımız da bu. Yeni bir teknolojik gelişme olduğu zaman, diyelim bir start up, diyelim Alzheimer hastalarını takip edecek bir şey. Yani connected homes olacak aslında. Evet. Alzheimer hastalarını takip edecek bir şey geliştirdi. Getirecek o uygulamasını hem yazılımını, evin yazılımına entegre edecek hem de evin veya binanın alt yapısını, sensörlerini vesaire hepsini kullanabilecek. Yani açık kaynak olması lazım.
Açık dijital inovasyon olması lazım ki hem ekonomi büyütsün. Çünkü şey baskı çok fazla. Yani şeyler üzerinde özellikle klasik endüstri üzerinde çimento, cam, kimyasal demir çelik vesaire. MTA fiyatları çok artıyor. Bunu söyleyeyim mesela bunu birkaç yerde söylemiştim. Çok büyük bir Alman enerji şirketinin CEO’su 50 yıl sonra bizi domates suyu satarken görürseniz şaşırmayın dedi. Ya bu tür şirketler artık şeyi bakıyorlar.
Nasıl çeşitlendirebiliriz iş portfoyomuzu ve o yüzden teknolojilere gidiyorlar. Meşhur bir İngiliz petrol şirkette mesela şu an Avrupa’nın en büyük elektrik bir şarj istasyonu sağlayıcılarından bir tanesi. Yavaş yavaş bakıyorlar sağda solda ne var, ne tarafa kayabiliriz diye. Klasik işler, klasik evler, binalar yok artık. Tamamen açık olmak lazım. Açık fikirli açıklık. Peki mesela biz şimdi 20 yıl, 30 yıl, 40 yıl sözleşmeli otoyollar falan yapıyoruz. Bu otoyolların altyapıları senin düşündüğün gelecek planlamasına uygun olarak yapılmış mı, çevirmek kolay mı bunları ya da? Şimdi mesela İstanbul’u böyle bir yeni teknolojiler kenti haneye dönüştürmenin zor olduğunu. Esenler sıfırdan yapıldığı için bölümü kolay ama İstanbul özellikle eski merkezini buna dönüştürmek zor. Keza, Paris’i, New York’un da pek çok yerleşik kentte daha zor. Yeni kentsel dönüşmanları dışında. Türkiye’nin bu büyük altyapı projeleri var çok övündüğümüz. Bunları gelecektekisinin anlattığın şeye dönüştürmek mümkün mü? Şimdi mesela Almanya’da, Fransa’da, İsveç’te falan yeni yollar yapılıyor. Tamamen geri geleceğe dönük. Türkiye bunu da dönüştürebilir mi? Ya ilk soru şu olmalı. Akıllıdan kasıt ne? Ben mesela ev almak için ev bakıyordum. Artık bakmıyorum. Bazı böyle lüks rezidanslar akıllı ev diye pazarlıyorlar. Bakıyorum ne var akıllı özelliği. Cep telefonundan ışığını yakıp sürdürüyorsun.
Sıcaklığı başka hiçbir şey yok.