"Enter"a basıp içeriğe geçin

Türk Gizli Servisi – MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI Nedir ? Neler Yapar ?

Türk Gizli Servisi – MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI Nedir ? Neler Yapar ?

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=xUq1rtnj5-U.

Peşindeyiz seni tanıyoruz. Peşindeyiz seni tanıyoruz. Bu sözler bizzat Milli İstihbarat Teşkilatı’nın personel alımı için verdiği ilanda kullanılan sözlerdi ve basında büyük yankı uyandırmış çeşitli şekillerde gündeme gelmişti. Ama ne kadar sizi tanıyorlar, ne kadar peşinizdeler. Türk gizli servisi olarak bilinenlerden birçok şey
yapılır. Türk gizli servisi olarak bilinen MİT gerçekten anlatıldığı kadar gizli ve güçlü bir yapılanmalı. Hazır olun. Türkiye Cumhuriyeti’nin en merak edilen kurumuna giriyoruz. Milli İstihbarat Teşkilatı Kısaca MİT. 1926 yılında Mustafa Kemal Atatürk tarafından Milli Emniyet Hizmetleri olarak kurulmasından sonra yavaş yavaş günümüzdeki şeklini alan teşkilatta bugün 8000 personel çalışıyor ve başında Hakan Fidan var. Geçtiğimiz birkaç yılda ise MİT yaptığı operasyonlarla adından söz ettirmeyi başardı. Hadi şimdi teşkilatı tanımadan önce birkaç maceraya göz atalım. Örneğin geçen sene Kosova’da filmlere konu olacak bir olay yaşandı. FETÖ okulunda görev yapan bazı çalışanlar evlerinden işe giderken yolda polis çevirmesine denk geldiler. Fakat bilmedikleri şey o kişilerin polis değil, Türkiye’den onları kaçırmak için gelen kılık değiştirmiş MİT ajanları oldu. Başarılı bir operasyonla hedef kişilerin hepsi gizlice ülkemize getirildi. Bu olay Kosova’da büyük tantana yarattı ve ülkenin başbakanı operasyondan hiç haber olmadığına dair açıklama yapmak zorunda kaldı. Casusluk ya da bir istihbarat servisi denince aklınıza uzun paltolu gözlüklü adamlar gelmesin. 8000 çalışanı olan bu teşkilatın içinde mühendisinden doktoruna, eğitimcisinden muhasebecisine kadar çok çeşitli personel var. Küçük bir grup ancak bu şekilde kılık değiştirerek operasyonel faaliyetlere katılabiliyor. Zaten bir ajanın uzun paltu gibi dikkat çekici şekilde giyinmesi tamamen sinemanın oluşturduğu bir imaj. Ajanlar sıradan olmak, bulunduğu ortamın su gibi şeklini almak zorunda.
Bugün MİT, doktor operasyonları yapan bir teşkilat. Fakat geçmişte çok daha karanlık bir kurundu. Hatta zaman zaman bazı MİT görevlilerinin faili meçhul şekilde öldürüldüğü bile oldu. Videonun ilerleyen kısımlarında bu karanlık bölümleri de anlatıyorum.
Milli İstihbarat Teşkilatının Amacı Nedir? Öncelikli olarak amaç, ülke güvenliği için her alanda istihbarat yani bilgi toplamaktır.
MİT terör örgütlerine ya da çeşitli kuruluşlara muhbir yerleştirerek, takip ederek ya da dinleyerek elde ettiği bilgileri devletin diğer birimleriyle paylaşarak yaşanacak olan olayları önlemeye çalışır. Bu bilgileri elde etmenin en önemli yöntemi ise örgütlerin içine muhbir yerleştirmektir. En iyi muhbirler de o örgütün kurumun içinde yer alan ve bir zaafı bulunan kişilerdir.
Suç örgütü içerisindeki zayıf halka tespit edilir ve onun zayıf noktası üzerinden yaklaşık bir yıl sürecek olan ikna girişimi başlar. Bu zayıflık, para, ego tatmini, cinsel farklılık, manevi duygular gibi şeylerdir. Ve bir örgüt üyesinin muhbir olmaya ikna edilmesi ortalama olarak 6 ay 1 yıllık çalışma ister. Çünkü kimseyi tehditle ya da zorla muhbir yapamazsınız.
Böyle durumlarda vereceği bilgiler yanlış ya da eksik olacaktır. O kişinin gönülden bir sebeple konuşmaya ikna edilmesi gerekmektedir. Zaman zaman mit ajanlarının kendilerinin de muhbir olarak bu grupların içine girdiği de olmaktadır. Ancak bu çok az tercih edilen bir yöntem. Çünkü durum anlaşılırsa sonuç kötü olur. Mit personelinin hakları nedir?
Mit mensupları gerekli durumlarda kimliklerini değiştirebilir. Gerek görüldüğü takdirde yasal çerçevede belirlenen her kimliğe bürünebilir. Sahte şirket, dernek kurabilir. Genellikle bir muhbiri ikna etmek ya da bir bölgede istihbarat toplamak amacıyla sahte şirket ya da dernek kurabilirler. Bütün kurum ve kuruluşlardaki malzemeler geçici olarak mit tarafından kullanılabilir, el konulabilir.
Meskun bölgelerde dahil olmak üzere her yerde silah taşıma etkisine sahiptirler. Belli şartlar dışında kimliklerini açık etmek kesinlikle yasaktır. Bu nedenle sosyal çevreleriyle olan ilişkilerinde kendileri için oluşturulmuş farklı bir senaryoya uygun hareket ederler. Hassas durumlarda ve toplumun güvenliğini riske atacak olayların önlenmesi amacıyla nokta suikastı yapabilme hakları vardır. Tabii ki tüm bu saydıklarım yasal çerçevede evet teşkilatın kararıyla yapılmaktadır. Keşisel bir seçim değildir. Türkiye’de başka istihbarat gruplarının çalışma yapması yasaktır. Yani yabancı bir ülkenin ajanları burada iş çeviremezler. Bu nedenle zaman zaman çeşitli casusların yakalandığı haberlere yansımaktadır. Örneğin geçtiğimiz aylarda Fransız bir casusluk ekibi yakalanmıştı.
Olay şöyle gelişti. Türkiye’deki çeşitli gruplarla ilgili bilgi toplayan dört kişilik bir Fransız casusluk ekibi bir Türk’ü muhbir olarak kullanıyordu. Aralarında muhtemelen para anlaşmazlığında kaynaklı olarak Türk muhbir durumu polise ihbar etti ve casusluk ekibi tutuklandı.
Hollandalı bir casus da Türkiye’ye giriş yaptıktan sonra Türkiye’nin Zeytin Dalı Harekatı’na katılan pilotlarının kişisel bilgileri gibi çeşitli evrakları alabilmek için kendine yerel muhbirler buldu. Kendisine bilgi verecek o kişilerle buluşmak için günlük evler kiraladı. Takibini engellemek için görüşmelere toplu taşımayla gitti. Muhbirlere yüksek ücretler ödedi.
Para transferleri dikkat çekmesin diye Suriyeli muhaliflere yardım kuruluşu projesi adıyla aktarım yaptı. Gizli görüşmelerinde yanında sinyal kesici cihazlar taşıyordu. Mith’in en başından beri takibi sonucunda ortaya çıkarılan casus tutuklandı. Türkiye’de İranlı ve Rus casusların da çok yoğun faaliyet gösterdiği bilinmektedir.
Özellikle İranlı ve Arap casuslar ülkelerinin rejimine muhalif olan isimleri fişlemek için kendi vatandaşlarını takip ediyorlar. İran’la ilgili bir bilgi verecek olursam mesela Türkiye’de yaşayan çeşitli nedenlerle buraya göç etmiş İranlıların hangisinin başında türban var, hangisinin yok, hangisi İran rejimine muhalif, hangisi değil, hepsi bir şekilde ülkelerine iletiliyor.
Ve bunu genellikle İran’ın ülkemizdeki kurumları aracılığıyla yapıyorlar. Bir casusun ille de istihbarat teşkilatının personeli olmasına gerek yok. Örneğin İranlısınız ve Türkiye’deki bir İran resmi kurumunda görev yapıyorsunuz. İran istihbaratı sizinle irtibata geçerek bu konuları takip etmenizi, kuruma gelen İranlılarla ilgili bilgi vermenizi isteyebilir. Neredeyse tüm ülkelerin tekniği bu konuda birbirine benzerdir. Ajanları kullanmak yerine orada yaşayan vatandaşlarını haber kaynağı olarak kullanmayı seçerler. Bu hem daha sağlıklı hem de daha güvenli bir seçimdir. MİT Ajanları nasıl eğitilir? MİT Ajanları filmlerdeki gibi uçmalı kaçmalı eğitim almazlar. Kendilerini koruyacak kadar silah eğitimi almalarının ötesinde temel eğitimleri istihbarat toplama ve değerlendirme üzerinedir. Kimlik gizleme, topluma karışma, karaktere bürünme gibi eğitimlerin dışında MİT’in içerisinde farklı departmanlarda farklı eğitimler verilir. Çok küçük bir grup dövüş ve karşı saldırı eğitimi alır. Dizilerde ve filmlerde izlediğiniz tamamen abartı ve yanlıştır.
MİT zaman zaman kendi internet sitesinde personel alım ilanı açıyor ve şartlar öncelikle bir üniversite bitirmiş olmak ve en az bir yabancı dile sahip olmak. MİT Suikast Yapar mı? Bu dizilerde izlediğiniz gibi her yerde veya personelin kafasına göre gerçekleştireceği bir şey değil. Bu yapılana suikast değil, operasyon adı vermek daha doğru olur.
Çünkü genellikle ordu ve emniyetle birlikte gerçekleştirilen ortak çalışmalarda bu durum gerçekleşir. Örnek verecek olursak sınırımızdan girerek Türkiye’de patlama gerçekleştirecek olan teröristlerin ihbarı alınmış ve MİT takibi almıştır. Onlar sınırımıza girmeden bu isimler yakalanmaya çalışır.
Ancak bu mümkün değilse Türk ordusunun gerçekleştireceği bir operasyonla teröristler etkisiz hale getirilirler. Fakat MİT bir zamanlar bugün olduğu kadar sistemli bir istihbarat teşkilatı değildi. Özellikle 80’li ve 90’lı yıllarda faili meçhul ve mafya ilişkisiyle gündeme geliyordu.
Ve bazı dönemlerde teşkilatın en önemli isimleri bile bilinmeyen nedenlerle infaz edilirdi. Örneğin Hiram Abbas. MİT tarihinin en önemli isimlerinden biri. 1990 yılında arabasına bindiğinde temizlik işçisi kıyafeti giymiş kimliği belirsiz kişiler tarafından suikastı uğrayarak öldürüldü. Suikast asla çözülemedi ve faili meçhuller arasında kaldı. Hiram Abbas, MİT ve mafya ilişkisini kuran, MİT’e operasyonel etkinlik kazandıran efsanevi isimlerden biri olarak tanınır ve ölümü Kurtlar Vadisi’nde Aslan Akbe’in ölümüyle canlandırılmıştır. 80’li ve 90’lı yıllarda birçok mafya grubu ve örgüt milli istihbarat teşkilatına çeşitli hizmetler vermeye başlamıştı. O yıllarda milli istihbarat teşkilatı henüz karmaşık ve karanlık bir düzene sahipti.
Örneğin Alaeddin Çakıcı, Abdullah Çatlı gibi mafya patronları, PKK’ya ve Ermeni terör örgütü olan Asala’ya karşı MİT tarafından kullanılıyordu. Alaeddin Çakıcı’nın MİT ile ilişkisi ilk defa 1998 yılında Fransa’da kırmızı diplomatik pasaportla yakalanınca gündeme gelmişti.
Kırmızı pasaportu Çakıcı’ya vermekle suçlanan eski MİT görevlisi Yavuz Atatçın, Çakıcı devrete ait dosya gibidir sözleri bu ilişkileri ortaya koyan binlerce sözden sadece biri. Eski MİT yöneticisi Mehmet Eymür de Çakıcı’yı başarısız sonuçlanan bir operasyonda kullandığını ikrar etmişti. Tabii ki mafya sadece bölücü örgütlere karşı kullanılmıyordu.
MİT’in kendi içindeki sorunlarında da bazen kan aktığı biliniyor. Örneğin bir MİT ajanı olan ve kendisinden haber alınamayacak şekilde izi silinen Tarık Ümit vakası bunlardan sadece biri. Tarık Ümit’in kızı babasının kaçırıldığı günü şöyle anlatıyor. 7 Ocak 1997’de verdiği ifade de babasının iki polis memuru ve İbrahim Şahin tarafından Abdullah Çatlı’ya teslim edildiğini o anda sonra da bir daha haber alamadıklarını belirtmiştir. O yıllarda ülkemize konuşlanmış olan birçok örgüt bulunmaktaydı ve ülkemizde bir istihbarat krizi vardı.
Bu durumun böyle olması, milliyetçi mafya gruplarının devlet adına kullanılmasının yolunu açtı. Devlet istihbarat alır, Alaeddin Çakıcı, Abdullah Çatlı, Eşil Kodatlı Mahmut Yıldırım ya da benzeri olan binlercesi bu istihbarat doğrultusunda tabiri caizse temizlik yapardı.
Emin Başbakanlarından Tansu Çiller’in, bu devlet için kurşun sıkan da kurşun yiyen de şereflidir sözü, derin devlet mafya ilişkisini gözler önüne seren açıklamaların en semboliklerindendir. Fakat derin devletin içindeki bu ilişkiler ağı her zaman ülkeyi tehdit eden düşmana karşı dönük olmuyordu. Bazen namlu birbirlerine de çevriliyordu. İstihbarat içerisinde bir çok farklı grup vardı. Bu farklı gruplar kendi yapılanmalarını ve kendi ağlarını kurmuştu. Az önce istihbarat krizi derken kastettiğim budur. Bu farklı grupların ilişkileri birbirleriyle çelişmeye başladığı zaman kan akardı.
Örneğin Abdullah Çatlı, devlete uzun yıllar hizmet etmiş bir mafya patronu olmasına rağmen ölümünden önce sık sık tehdit telefonları aldığı kızı Gökçen Çatlı tarafından defalarca dile getirilmiştir. İşin içine mafya karışınca da tabi ki para da giriyor ve derin devlet içerisinde çıkar çatışmaları yaratıyordu. Mafya hem tetikçi olarak devletin hedef gösterdiği yerli ve yabancı terör odaklarını infaz ediyor, hem de verdiği hizmet nedeniyle kendi faaliyetleri görmezden gelindiği için gün geçtikçe zenginleşiyordu. Derin devletin göz yumduğu bu çeteler o kadar güçlenmişti ki 80’li ve 90’lı yıllarda tüm Avrupa’ya yayılmış bir Türk mafya yapılanması oluşmuştu. 1996’da meydana gelen Susurluk kazasında emniyet müdürlerinin ve mafya patronlarının aynı araçta olması ile devlet mafya ilişkisi gözler önüne serilmiş ve o günden beri bu ikili ilişki kopmaya başlamıştı. Günümüzde devlet mafya ilişkisi ortadan kalkmış boyuttadır.
Mid 1926’da kurulduğunda ilk olarak Arap çoğrafyasında İngiliz ajanları takip ediyordu. Çünkü İngiliz ajanlar birçok aşireti yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetine karşı kışkırtmaktaydı.
Leverence’i hatırlar mısınız? Hani şu Arapları Osmanlı’ya karşı kışkırtarak isyan başlatan Osmanlı’dan kopmasını sağlayan İngiliz ajan. Atatürk döneminde Leverence unutulmamıştı ve Türk ajanlar her an onun peşindeydi.
Geçtiğimiz yıllarda Milli İstihbarat Teşkilatı resmi olarak eski operasyonların anlatıldığı bir kitap yayınladı. Mid’in kendi yayınladığı bu kitapta Leverence’in kılık değiştirerek Suriye’deki aşiretleri Türkiye’ye karşı kışkırttığı, ne zaman kimle ne görüştüğü detaylı olarak yazılmıştı.
Hatta Leverence’in daha sonra Mısır’a giderek orada da benzer çalışmalar yürüttüğü, 1930 yılının Türk casusları tarafından an ve an raporlanmış. Raporda görüştüğü isimler, girdiği kılıklar, neredeyse attığı her adım Türk ajanlar tarafından kaydedilmiş. Size Mid’le ilgili efsanevi bir operasyonu da anlatmak istiyorum. Operasyonun adı Çay Bardağı. Birinci Körfe Savaşı’nda saddamı deviremeyen Amerika bu kez kaleyi içten fethetmeye kararlıdır.
1996 yılında ABD’li yetkililer Türk hükümetine bir ricada bulunurlar. CIA kontrolündeki 2500 seçilmiş peşmerge pasaportsuz olarak Türkiye’ye sokunur. Türk yetkililer pasaportsuz olarak bu kişileri yurda kabul ederler. Ancak bir şartları vardır. En azından bu kişilerin parmak izlerini alalım derler.
Bu 2500 kişinin parmak izleri alınır ve emniyet arşivlerine kaldırılır. Daha sonra CIA bu insanları Guam adasına götürerek orada askeri ve siyasi eğitime tabi tutarlar. Birkaç yıl sonra Mid yetkilileri Barzani’den Kuzey Irak’taki aşiret reisleri için bir yemek tertip etmesini isterler. Barzani bunu kabul eder.
Düzenlenen yemekte garsonluk yapmak için üç araçlık bir Mid ekibi Ankara’dan yola çıkar. Önce Diyarbakır’a uğrar, oradan da Irak’a geçerler. Mid ajanlarımız aşiret reisleri yemek yedikten sonra onlara çay ikram ederler. Çay içtikleri bardakları ise çok dikkatli bir şekilde isim isim etiketleyerek kutulara koyarlar ve Ankara’ya getirirler.
Bu bardaklar kriminal incelemeye alınır ve üzerindeki parmak izleri Guam adasına götürülen 2500 kişinin emniyet arşivinde saklanan parmak izleriyle karşılaştırılır. Sonuç ise şaşırtıcıdır. Aşiret reislerinden 17’si yıllar önce CIA’nin Türkiye’ye sokup oradan da Guam adasına götürüp eğittiği insanlardandır.
Mid’in yaptığı iddia edilen bu operasyon istihbarat tarihimizde çay bardağı operasyonu olarak yerine alır. Mid tarihinde bu ve benzeri binlerce operasyon bulunsa da tabi ki kulağımıza bir çoğu ilişmiyor. Ancak yıllar geçtikçe Mid bazı eski operasyonlarını kitap olarak yayınlamakta. Kim bilir daha ne maceralar var?
Mid gün geçtikçe daha güçlü ve saygın bir kurum haline geliyor. Unutmayalım ki güvenliğiniz, emniyet birimlerimizin doğru ve dönemi şartlarına uygun çalışmasıyla sağlanabilir.
Ben Engin Deniz. Kanalıma abone olmayı ve beni Instagram hesabımdan takip etmeyi unutmayın. Görüşmek üzere.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir