Zafer Algöz Anlatıyor #3 | Çocukları Sevindirmek / Carlos Santana

Zafer Algöz Anlatıyor #3 | Çocukları Sevindirmek / Carlos Santana videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=j3z_JlBcsZY. Kornalar mornalar didi lidi lidi lidi Welcome to İstanbul Santana Öv ye öv ye Öv ye öv ye öv ye Brek bakma lan IŞ İŞ Santana diyor ki ne oldu misafirlerimi oturttun mu Yerlerinde protokol var diyor…

Zafer Algöz Anlatıyor #3 | Çocukları Sevindirmek / Carlos Santana

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=j3z_JlBcsZY.

Kornalar mornalar didi lidi lidi lidi Welcome to İstanbul Santana Öv ye öv ye Öv ye öv ye öv ye Brek bakma lan IŞ İŞ Santana diyor ki ne oldu misafirlerimi oturttun mu Yerlerinde protokol var diyor Mecburen çocukları merdivene oturttum Bana bak diyor Sikerim protokolü HAHHAHAHAHAHA Karlo Santana Karlo Santana
Z withhold HAHHAHAHAHAHAHAHAHAREK TURIN Ambaz
Tabii. Başka ne olacağını sanıyordum. İmkansızı yakalama istiyorsan elini kirletmekten kaçınmayacaksın. Şimdi efendim sizlere çocukları sevindirmek ya da bir çocuğu sevindirmek teması üstüne bir konuşma yapmak istiyorum. Geçmişteki tabii anekdotlarımızdan da biraz faydalanacağım. Hep 1980’li yıllar 90’lı yıllara gidiyoruz. Sevgili Can Yılmaz da bana hep söylüyor. Abi de senin de yani en performanslı yılların hep 80’li 90’lı yıllarmış diye. Tabii o yıllar hep gençlik yıllar olduğu için. Doğal olarak da son derece aktif geçen yıllar, hareketli geçen yıllar. 1985 senesinde Alanya İncekum Club Motel’de animasyon, su sporları, müşteri karşılama defertmanı falan filan bir sürü işleri yapan bir tim olarak çalışıyoruz.
Oteli yapısı gereği hep söylediğim gibi animasyon grubu daha otel müşterisi kapıdan içeriye girdiği andan itibaren otel müşterisiyle kaynaşır. Kim kimdir nedir bilirsin tanırsın mı o bir haftalık süre içerisinde otel müşterisiyle gerektiğinde bir aile olursun, onların oğlu olursun, evladı olursun. Doğal olarak orada bir hafta güzel bir tatil geçirmelerini sağlarsın. Türü türü dostluklar elde edersin. Mektuplar yazılır, adresler alınır, telefonlar verilir falan.
Biz de 1985 senesinde Alanya İncekum Hotel’de animasyon yaptığımız yıllar, otele gelen turistleri yavaş yavaş tanıyoruz, biliyoruz artık ismiyle, milliyetiyle, medeni haliyle bile artık tanıyacak vaziyetlere geliyoruz. Bir akşam otelin diskoteyi kapandı, sabaha karşı iki buçuk üç suları falan. Biz de animasyon ekibi oturduk, böyle Akdeniz manzaralı şahane bir mehtap var. O zamanlar şey çok modaydı, bu şeftalili bir içek vardı neydi paşam? Archers miydi? Ha! Archers ve portakal suyuyla kokteyller yapıyoruz falan, onlar içiyoruz öyle bir dönem. Birden bire bir kadın müşteri çığlık çığlığa geldi. Kadın nasıl bağırıyor? Yardım edin, yardım edin. Oğlum ölüyor falan diye. Ne oldu falan diye koşturduk. Dedi ki çabuk koşun, oğlum ölmek üzere yardım edin. Hemen fırladık. Kadında Avusturya’dan Türkiye’ye tatile gelmiş hiç unutmuyorum. Mühendis aslında Elke isminde, Viyana’da yaşayan bir hanım. Beş yaşında bir oğlu var Clemens ve bir de babası. Üç kişi tatile gelmişler. Kadın bize Ferhat Figan geldi. Oğlum ölüyor yetişin dedi. Koştuk, odaya bir baktık çocuğu yatağa yatırmışlar. Dede başında adam ağlamaklı, yatak çarşafları falan kan içinde. Biz çocuk bir yerini kesti ya da çocuğa bir şey oldu falan diye bakarken anladık ki idrar yollarında bir problem varmış çocuğun. Çocuk işeme zorluğu çektiği için iç kanama yapmış. İç kanama yapınca da yatak çarşafı falan her taraf batmış kan revan içerisinde ve çocuk da ağlıyor falan. Ne yapalım, ne edelim dedik. O zaman da otelin doktorunu uyandırdık. Doktora dedik ki baba kalk gel. Çocuk perişan vaziyette yetiş. Doktor kalktı geldi baktı muayene falan etti. Dedi ki sorun gayet basit. Oğlunuz sünnetsiz olduğu için dedi.
Pelinsin ucundaki deri şöyle yapıştığından idrar dışarıya çıkamıyor. İdrar dışarıya çıkamadığı için de içeriye doğru baskı yapıyor ve iç kanama yapıyor idrar yollarında. Onun için dışarıya doğru böyle bir kanama yapıyor. Şimdi isterseniz ben buna bir ağrı kesici yapayım. Çocuk sabaha kadar rahat rahat uyusun. Ondan sonra da dedi gereken tedavisini yaparız. Annesi de sordu nasıl bir tedavi yaparız diye. Adam da dedi ki benim size tavsiye edeceğim şey şu.
Eğer çocuğu sünnet ettirirseniz o penislerisini kesecekler. O içeriye doğru kıvrılacağı için çocuk bundan sonra hayatını sonuna kadar rahat eder. Sünnet nedir nasıl yapılır falan filan bunları sordu. Doktor da anlattı. Yani sünnet geleneği işte Müslümanlarda vardır, Musevilerde vardır. Dolayısıyla da sağlıklı bir şeydir. Bence hazır yeri gelmişken bunu çocuğa yaptırın. Böylece çocuk rahat eder dedi. Doktor işte 1-2 kere daha rahatlıyor.
Böylece çocuk rahat eder dedi. Doktor işte 1-2 tavsiyelerde bulunduktan sonra gitti. Elke de bize dedi ki ben bu sünneti nasıl yaptıracağım? Elke sen bize bırak biz sünnet işini aynen üstleniyoruz dedik. Ertesi gün otel yönetimine söyledik. Dedik efendim bayan Elke’nin oğlunda böyle bir problem var. Çocuğun sünnet olması lazım dedik. Bir anda otel yönetimi ayağa kalktı. Biz yapalım. Adam bir anda otel yönetiminin torunu oldu. Dediler ki otel yönetimi olarak çocuğa sünneti biz yapacağız. Tamam dedik. Annesi de kabul etti. Sünnet hazırlıklarına falan giriştik. Şimdi dedik ki şimdi bu yabancılar biliyorsun sağlık malık steril bu işlere falan çok takıntılı oldukları için. Hani Afsallar köyünde görev yapan berberi gel abi şu çocuğu bir de sünnet et desek. Almanlar, Avusturyalar, Avrupalılar ne alaka yani böyle bir operasyonu niye berbere yaptırıyorlar diye kıl kaparlar. Onun için yabancılardan da bir şikayet olmasın.
Biz bunu Alanya Devlet Hastanesinde aslanlar gibi yaptıralım dedik. Bu haber otelde bir duyuldu. O ana kadar bize bütün Alman amcalar, Neubert amca, Helga yenge alayı bizden selamı sabaha kestiler. Bütün otelin surat böyle. Kimse kimseyle konuşmuyor. Bizi hep surat ediyorlar tavır ediyorlar.
Sonradan anladık ki otelde şöyle bir dedikodu yayılmış. Eğer bu çocuğu sünnet ettirirseniz sünnetten sonra da çocuk Müslüman olacak. Müslüman olduktan sonra da aileye birkaç kuruş para verilecek. Bir de bedava tatil imkanı sağlanacak. Hemen otelin resepsiyon müdürü Gökmen’i aradık. Gökmen doğuma büyüme Almanyalı olduğu için Gökmencim dedik.
Hemşerilerine bu işin Müslümanlıkla ve Musa’yı sevdiğinde bir alakası olmadığını çocuğa son derece sağlıklı bir operasyon yapacağımızı bunun gerekli olduğunu anlat dedik. Gökmen çıktı. Anlattı falan filan. Almanlar ya ya ya deyip ikna oldular. Sünnet için gerekli tarihleri aldık. Ameliyathaneyi hazırladık.
Dedik ki efendim toplu halde buradan Alanya Devlet Hastanesi’ne gideceğiz. Çocuğu sünnet ettireceğiz. Turistler bu işe çok meraklılar. Hiç hayatlarında sünnet operasyonu görmedikleri için biz de gelip görmek istiyoruz dediler. Görmek istiyoruz deyince Alanya İncegum arasındaki 30 km mesafeye atmış arabalık konvoyla gittik. Hazırlıklarımızı yaptık. Önce Alanya Çarşısı’na indik. Sevgili Clemens’e çok güzel bir sünnet kıyafeti aldık. Beyaz pantolon, gömlek burasında maşallah. Kafasında şapkası. Afsallar köyünden süslü füslü bir tane at getirdik. Atı süsledik. Davullar, zurnalar. Biz de düğün sahipler olarak takım elbiseler, karavatları taktık. Bütün arabaları konvoy halinde çıkardık. Arabaların hepsinde filamalar var böyle sağında sonunda renkli ülke bayrakları.
Biz konvoy halinde yola çıktık. Hayatını hiç unutamadığım bir manzara. Tam Alanya ile İncegum arasında bir köyün içinden geçerken yol kenarında köylüler oturuyorlardı. Birden bire filamalı arabaları görünce Cumhurbaşkanı geliyor zannedip hepsi ayağa kalktılar. Oradan geçtik. Alanya’nın içinde bir şehir turu atıldı. Kornalar, mornalar. Gizliyoruz falan. Klemens Rüyada gibi annesiye dedesi, ulan Türkler de demek ki sünnet günü böyle oluyormuş diye. Çünkü çocuk Cumhurbaşkanı muamelesi görüyor. Alanya’nın tam girişinde Alanya ilçe emniyet müdürlüğü bizi eskortlarla karşıladı. Polis siremleri, motor sikletler bilmem neler. Müthiş havalıyız. Geldik Alanya Devlet Hastanesi’ne. Alanya Devlet Hastanesi’nde çocuğun sünneti yapıldı.
Sünnete bütün turistler kameralara daldılar nasıl oluyor diye çekmek için. Sünnet operasyonu bitti. Çocuğu aldık, oteline getirdik yine konvoy halinde. Otel’e bir geldik ki otelin açık havadaki plaj diskoteğine koskocaman bir sünnet yatağı kurulmuş. Sağda solda böyle etli pilavlar, açık büfeler, içkiler, müzik var. Otel yönetimi Klemence öyle bir sahip çıktı ki ancak kendi torunlarının sünneti olsa ancak bu kadar olurdu. Oynayanlar, halay çekenler falan filan. Bu arada Klemence böyle bir sünnet operasyonu yapılacağını duyunca bütün yabancı basında olayla ilgilendi. Alman gazeteciler geldiler, Avusturyalılar geldiler, TRT geldi. İşte o sünnet konvoyu, sünnet olayları falan hep televizyonlarda da yayınlandı. Biz gece eğleniyoruz, Klemence’in keyfini yerinde, çükünü kestirmiş, yatmış. Her gelen çocuğa bir hediye veriyor. Ya altın takıyorlar, ya para takıyorlar, ya da saat takıyorlar. Ben hayatımda hiçbir sünnet düğünde bir çocuğa bu kadar çok saat takıldığını görmedim. 300 tane falan saat oldu çocuğun. 150 tane dolma kalemi var.
Öyle büyük bir şey var, yani hediye akını var. Gece birden bire bir faaliyet oldu. Geliyor geliyor geliyor falan. Ne oluyor dedik abi? Dediler ki, o zamanki Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı vardı, Necmettin Karaduman. Necmettin Karaduman da hemen otelin yanındaki Orman Bakanlığı’nın kampında kalıyormuş. Haberlerde bunu görünce, yahu hanım bu otel de bizim yanımızda. Gidelim şu evladımıza biz de bir altın takalım demiş.
Necmettin Karaduman Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak ben yavruya altın takacağım deyince, alan ya ilçe emniyet, müdür, muhabir bütün protokol, vali, mali kim varsa 50 kişilik bir heyette geldiler. Falanlar, sırenler, mirenler. Annesi şaşırdı. Yenge de şaşırdı ne oluyor diye. Necmettin Karaduman da buna altınlı maltınlı falan taktı, ne halaylar malaylar çekildi. Tam 3 gün 3 gece düğün sürdü abi. Cıvar köylerden gelenler, altın takanlar, hediye verenler, fotoğraf çektirenler. Sonunda tatilleri bitti. Otel yönetimi onlara ayrı bir jest yaptı. Dedi ki, Eylül ayında sizi tekrar bir hafta misafir etmek istiyoruz dedi. Biz aldık bunların çantalarını, bavullarını alan ya’dan Antalya Hava Adanı’na bizzat götürdük uğurlamak için. Artık düğün sahibiyiz ya, biz de çünkü bir yerde sadıç gibi olduk. Sahip çıkalım diye getirdik, uçağa bindirdik.
Yemin ediyorum otele geldiklerinde 2 bavulları vardı, giderken 5 bavulla gittiler. Zannediyorum o 5 bavul yani fazladan 3 bavulun, ikisi komple saat doluydu zaten. Çocuk herhalde dedim Avusturya’da kendine bir saat dükkanı açacak kadar büyük bir sermaye edinmiştir diye. Ne oldu? Neticede biz de Avusturyalı bir evladımızı sevindirmiş olduk, mutlu olduk. Ve hayatımız boyunca unutamayacağımız bir an yaşamış olduk.
Şimdi bu çocuklara sevdirmekle ilgili hikayeye girdik ya, onunla ilgili başka bir şey daha anlatacağım size. Carlos Santana’yı hepimiz tanırız. Carlos Santana dünyanın gelmiş geçmiş en büyük 100 gitar sanatçısı arasına girmeyi başarmış. Çok büyük bir imparator dememiz lazım. Yani defalarca Grammy ödülü almış, yapmış olduğu şarkılarla, besteleriyle, sözleriyle, üstelik de kardeşiyle beraber kurmuş olduğu şirketle beraber. Artık trilyarber denebilecek seviyeye gelmiş, yoksulluktan zirveye doğru giden müthiş bir başarı öyküsü Carlos Santana’nın. Hatırlarsanız Carlos Santana’yı bizden sonra gelen kuşak acaba unutur mu, hatırlamaz mı diye o dönemin en ünlü sanatçıları Carlos Santana’yı tekrar bir daha hatırlatabilmek için Carlos Santana’yla bir sürü düetler yaparak onun albümünde yer aldılar.
Carlos Santana ve Carlos Santana tekrar bizden sonra gelen kuşağında hatırlamasına vesile olacak işler yaptı. Carlos Santana o kadar büyük bir sanatçı ki bir kere yapmış olduğu bestelerde çaldığı gitarı parçanın tonuna ve cinsiyetine göre seçen bir adam.
Mesela bazı şarkıları kadın şarkısı olduğu için kadın gitarı dediği yani kadın özellikleri taşıyan bir gitarla çalıyor o sese göre. Bazı parçaları var erkek şarkıları onlar da erkek gitar çalıyor.
Bazı şarkıları var cinsiyetsiz onlar da cinsiyetsiz şarkıları çalan müthiş bir adam ve aynı zamanda da kendisi çok büyük yoksulluk ve sefalet dolu yıllardan geçtiği için de kardeşiyle birlikte önemli bir vakıf kurmuş ve o vakıfla kimsesiz çocukları sevindirmeye çalışan, onların sorunlarını çözmeye çalışan, onları topluma yeniden kazandırmaya çalışan büyük bir vakfında başında.
Carlos Santana 2000’li yıllarda Türkiye’ye gelmişti ama ondan önce geldiği zaman 1989 90’lı yıllarda Türkiye’ye gelmesinin sebebi de Carlos Santana da bir dönem bu tasavvuf meselesine falan acayip ilgi duymuş.
İşte Hz. Mevlana’yı biliyor, Yunus Emre’yi biliyor, bundan üzerine çok fazla kafa yormuş bir adam ve ettiği çok güzel bir laf var. Hayatta diyor Müslüman olabilirsiniz, Hristiyan olabilirsiniz, Musevi olabilirsiniz ama siz sadece insanlığa sevgi götürdüğünüz zaman, çocukların yüzünü güldürdüğünüz zaman, faydalı olduğunuz zaman ancak Tanrı katında makbul bir insansınız diyebilecek kadar bilge biri.
1989 90’lı yıllarda Carlos Santana İstanbul’a geldiğinde Carlos Santana’yı o organizasyonu yapanlardan bir arkadaşımda bana bu olayı kendisi bir zati anlattığı için ben de bunu kendi kitabımda da yazmıştım, Haşırtı Breitbord’da burada da size anlatmaya çalışayım.
Carlos Santana İstanbul’a geliyor, geldikten sonra Santana’yı havaalanında karşımda da o zamanki Atatürk havaalanında geldikten sonra Carlos Santana’yı otele yerleştiriyorlar. Diyorlar ki efendim bugün ne yapmak istersiniz, otelde mi kalmak istersiniz yoksa çıkıp gezmek dolaşmak mı istersiniz? Santana diyor ki ben ilk defa Türkiye’ye geliyorum zaten 2-3 gün buradayım. Onun için otelde kalmaktansa çıkıp bir İstanbul’u gezelim bir dolaşalım, halkın içine karışalım diyor.
Halkın içine karışıyorlar Carlos Santana zannediyor ki herkesi fotoğraf, motorer saldıracaklar hiç kimse Carlos Santana’yı tanımıyor. Adamın da bundan mutsuz olduğu söz konusu değil tam tersiyle çok rahat çünkü kimse kendisine Carlos Santana muamelesi yapmıyor. Kaldı ki böyle adamların kompleksleri de yok beni niye kimse tanımadı kardeşim diye kompleksleri de yok çok mutlular.
İşte Ayasofya Sultanahmet, Amanahmet, Yamanahmet derken bakıyor ki Carlos Santana orada bir tane Sultanahmet’te böyle bir açık bir kahve var insanlar oturuyorlar. Bizim tercüman arkadaşımıza zannediyorum Murat ismi yanlış hatırlamıyorsun. Murat’a diyor ki ya şurada diyor oturalım biraz istirahat edelim hem de çevremdeki insanlara bir bakayım diyor. Oturuyorlar Carlos Santana Türk kahvesi istiyor buna güzel bir Türk kahvesi söylüyorlar falan. Kahvesini içiyor beraber oturuyorlar böyle Sultanahmet meydanında gelene geçene bakıyorlar insanlar da devamlı gidiyor gidiyor. Birden bire oturdukları kahvenin duvarının önüne roman boyacı çocuklar geliyorlar 5-6 tane çocuk. Duvarın oradan buna bağırıyorlar Carlos Santana, Carlos Santana, welcome to istanbul Santana yırtıyorlar kendilerini. Carlos Santana da şaşırıyor ulan diyor İstanbul’a geldim havaalanında kimse ilgi göstermedi.
Otel’e gittik hiç çıktık Sultanahmet falan dolaştık bulaştık burada ilk defa boyacı çocuklar beni tanıdılar enteresan diyor. Çocuklar diyor gelin diyor içeriye işaret ediyor gelin diyor. Çocuklar içeriye girmek isteyince mekan sahibi garsonlar çocukları kovuyorlar. Sıfırla buradan bir şey rahatsız etmeyin diyorlar girmeyin içeri falan filan. Bunlar çocukları itediyor Carlos Santana gelin diyor anlıyor ki orada bir problem var çocuğa diyor ki git diyor çöz diyor.
Gelsin çocuklar buraya diyor. Çocuk gidiyor diyor ki baba bıraksanıza çocuklar gelsin. Garsonlar diyorlar abi millete rahatsız ediyorlar bırak girmesinler oğlum diyor yanımdaki adam dünya sanatçısı. Adam diyor istiyor o boyacılar şimdi biz bunlara ayıp olur diyor herife nasıl diyeyim diyor bırak gelsinler tamam gelsin diyor geliyorlar çocuklar. Santana’nın yanına çöküyorlar Santana bunlarla tercüman bastısıyla konuşuyor işte adın ne yaşın ne şudur budur filan filan.
Çocuklara diyor ki siz beni nasıl tanıdınız diyor kimim ben nereden tanıdınız. Çocuklar diyor ki biz seni biliyoruz sen dünyanın en büyük gitar sanatçılarından birisin büyük ustasın sen diyorlar. Peki beni daha önce dinlediniz mi? Yo dinlemedik nereden biliyorsunuz benim büyük usta olduğumu diyor. Çocuklar diyorlar ki biz diyorlar müşterinin ayakkabısını boyarken bazı müşteriler gazete okurlar. Buradan fırça atarken biz de arada böyle gazeteye bakarız diyor.
Ayakkabıyı boyarken orada gördük diyorlar dünyanın en büyük gitar sanatçısı büyük rakçı Carlos Santana İstanbul’a geliyor. Biz seni diyorlar gazeteden biliyorduk. Santana çok mutlu oluyor çocuklara ikramlar filan bulunuyor. Diyor ki beni dinlemek ister misiniz? Çocuklar ister ister diyorlar. Diyor ki benim misafirlerimi yarın akşamki konser için davetiye ver hepsine.
Çocuklar diyorlar ben tek kere benim abim var benim ablaka hepsine ikişer kişilik davetiye ver diyor. Çocuklara ikişer kişilik davetiyeyi veriyor. Carlos Santana diyor ki yarın akşam saat 21’de sizi açık havadaki gösterime bekliyorum tamam mı tamam. Çocuklar yiyorlar içiyorlar ayakkabısını çizmesini boyuyorlar Carlos Santana’nın. Santana para vermek istiyor ayır diyorlar. Sen diyorlar delikanlı adamsın biz senden para almayız. Çocuklarla sarmaş dolaş oluyor çocuklar gidiyorlar.
Ertesi gün çocuklar ellerindeki davetiyelerle İstanbul Cemil Topuz’daki açık havat hayatlusunun önüne geliyorlar. Davetiyeleri gösteriyor kapıda gelip diyor ki bu davetiyeler buranın değil VIP kapısını diyorlar. Çünkü Santana onlara VIP davetiyesi vermiş protokol davetiyesi. Çocuklar protokolün önüne gidince protokolde kerimler davetiyelere bakıyor. 6 tane roman çocuk ellerinde VIP davetiyeler var siz diyorlar bunu nereden çaldınız?
Çocuklar diyorlar biz bir yerden çalmadık biz Santana’nın arkadaşıyız Santana bize vermiyor. Ss de lan diyorlar Santana’nın arkadaşıymış hangi arabayı patlattınız abi? Arabam araba patlatmadık biz Santana’nın arkadaşıyız diyorlar bırakma lan. Çocuklara sille tokat ellerinden davetiyeler alıyorlar çocukları kaybolun lan burada gözümüzü görmesin sizi diye. Çocuklar salgöz yumruk ağlıyorlar perişan vaziyetteler ulan ne yapalım ne edelim soruyorlar soruşturuyorlar sanatçıların girdiği yer neresi diye.
En son tarif ediyorlar da taa arka taraftan açık hava çarpmasın arka girişinden sanatçılar giriyor diye. Çocuklar arka kapının oraya geliyorlar orada da güvenlik var güvenlik diyor ki ne oldu nereye gidiyorsunuz? Biz diyorlar Santana’nın arkadaşıyız bizi içeriye almadılar ki siz Santana’nın arkadaşıyız ziylem falan yapıyorlar. Oradan da kış kışlanınca çocuklar feryat figan Santana Santana diye bağırmaya başlıyorlar. Adam da duyuyor kulisten ya diyor dışarıda bir feryat figan var ne oluyor diyor Santana Mantana falan diye. Burak gidiyor koşturuyor geliyor ya diyor senin diyor boyacı çocuklar gelmiş diyor. Arka kulise gelmişler falan diyor niye yerlerine geçmediler diyor bilmiyorum diyor çocuklar bağırıp çağırıyor diyor getir benim misafirlerimi diyor. Çocuklar geliyorlar sümükler atıyor. Adamın da içi yanıyor herifin tamam mı nasıl olur böyle bir şey falan diyor. Çocuklar da anlatıyorlar işte biz daveteleri verdik bizim elimizden aldılar bizi ziyle tokat kış kışladılar biz de ancak buraya senin yanına kadar gelebildik diyor. Tamam diyor sorun yok oturun sakin olun. Murat’a diyor ki çocukları götür yerine oturt diyor misafirlerimi diyor. Murat çocuklarla beraber sahnenin yan merdivenlerinden iniyor açık alak yapmasına bir geliyor ki dükkan ağzına kadar dolu. Çocukların yerlerinde belediye başkanının baldızı damadı devlet su işleri genel müdürünün karısı ve kızı. Karayolları bölge müdürünün karısı kızı falan canın valinin bilmem nesi bütün protokol çocukların yerini almış ve kalkmıyorlar. Adam diyor ki kardeşim bunlar santananın misafirleri kalkın adamlar yerine oturacak bunlar mı diyorlar santananın misafiri evet bunlar. Şaşırıyorlar ulan boyacı çocuklar santananın misafirimiz kalkmayız diyorlar.
Kalkmayız deyince Murat da çaresiz ne yapacak konserin başlamasına 5-10 dakika var zaman da daralıyor. Diyor ki çocukları oturtalım falan o basamaklara birer tane böyle şey koyuyorlar küçük şeyler var ya plastikten stroköküpten yapılan şeyler onlardan. Çocuklar da onların üstüne tek sıra oturup santanayı bekliyorlar. Murat içeriye geliyor koştur koştur.
Santana diyor ki ne oldu misafirlerimi oturttun mu diyor oturttum diyor nereye oturttun yerlerine mi diyor diyor ki yerlerinde protokol var diyor. Mecburen çocukları merdivene oturttum bana bak diyor sikerim protokolü diyor. Ben diyor sizin affedersiniz protokolünüzü sikerim. Onların diyor hepsi benim misafirim.
Eğer diyor sahneye çıktığımda benim misafirlerimi benim verdiğim yerde oturur vaziyette görmezse çıkarım bu açık hava kıyaklusundaki herkese bu olayı anlatırım. Benim misafirlerime böyle terbiyesizlik yaptıkları için kusura bakmayın ben konser falan vermiyorum derim. Tek bir pena bile vurmadan basar giderim sonunda tazminatmış davaymış neyse de kuruşuna kadar karşılarım diyor. Git diyor aşağıdakilere söyle. Murat tekrar iniyor aşağıya konser gecikmiş 5 dakika olmuş 10 dakika başlamıyor millet aşağıdan alkış alkış aşağıda protokol tarafı karışıyor kaynama var. Onlar kalkmıyor bunlar falan filan uzuyor iş çünkü adam yani basıp gidecek herif. Sonunda diyorlar ki protokol dekilere bakın bu oturduğunuz yerler santana’nın misafirlerine ait kardeşim. Eğer siz buradan kalkmazsanız bu adamda sahneye çıktığında misafirlerini burada görmezse herif konser falan vermiyor basıyor gidiyor. Onun için kalkın misafirler yerine otursun. Açık havada 5000 kişi böyle hayranlık içerisinde bakarken arkadaşlar protokol dekilere kalkıyorlar santana’nın boyacı romanlar yerlerine oturuyor en ön sıraya santana da yan taraftan böyle kesiyormuş durumu ne oluyor diye. Murat geliyor misafirlerin yerine oturdu mu oturdu şimdi konsere başlayabiliriz diyor. Çıkıyor sahneye yıkılıyor tabi İstanbul aşağıdaki roman çocuklara bakıyor her şey yolunda mı çocuklar tamam diyorlar. Ondan sonra bir dalıyor zaten açık havarın üstünde böyle güvercinler uçuşuyor müzikle beraber. Onun içinde santana gibi adamlara ne diyorlar paşam.
Adam adam adam.