Zaruri Durumlarda Araçta Namaz Kılınır mı? – Fatih Kalender Hoca Efendi
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Q5ic-AgY2gg.
Araba da giderken namaz vakti daraldığında veya namazı kaçırma gibi bir risk söz konusu ise araç içerisinde namaz kılınabilir mi veya kılınabiliyorsa nasıl kılınır, kılınmalı? Şimdi tabii bu soru aslında biraz detaylandırılması, açılması gereken meselelerdendir. Çünkü araç diye tabir ediyoruz, bu araç otobüs de bir araçtır, uçak da bir araçtır, tren de bir araçtır, gemi de bir araçtır.
Hatta bu araçların bir kısmı özellikle mesele otobüs olarak baktığımız zaman hususi araçtır. Yani sizin durdurma imkanına sahip olduğunuz bir araçtır veyahut da böyle bir imkana sahip olmadığınız umumi bir taşıt vasıtasıdır. Bu birinci mesele, diğer bir mesele kılacağınız namaz farz namazdır ya da nafile namazdır. Tabii burada vakitle alakalandırıyorsa bu farz namaza dair bunu sorduğunu anlıyoruz. Ama biz meseleyi detellendirebilme adına şöyle ifade edebiliriz. Eğer bir namaz, nafile bir namazsa bu binek üzerinde, binek değilken ki kitaplarımız da bu hayvan üzerinde şeklinde geçer. Ve şehir dışında, ki bu şehir dışından kastıdılan tabii şehir kavramını da biraz irdelemek gerekir. Yani kitaplarımızın dönemindeki şehir tanımıyla günümüzdeki şehir tanımları birbirinden farklıdır.
Yani Medine’ye münevvereye gittiğimiz zaman Mescid-i Nebevi’nin kapladığı bir alan eski Medine olarak. İşte Uhud, Medine dışı oluyor. Halbuki Uhud dediğiniz yer arabe ile 10 dakikalık yürüyerek yarım saat veya 45 dakikada ulaşabileceğiniz artık şehirin surlar içine girmiş olan bir bölüm. Keza İstanbul için de bunu söyleyebiliriz. O yüzden fazla ameli kesir yapılmayacak.
Yani düz bir yola çıktınız artık orada sehir halinde şeklinde oluyorsa nafile namazların binek üzerinde kılınması, imayla kılınmasına kitaplarımızda ruhsat vardır. Zaten nafile namazın binek üzerinin haricinde ferdi olarak ve herhangi bir mecburiyet olmaksızın keyfi olarak imayla kılınmasının müsaade edildiği tek bir nokta sefer halinde veya şehir dışında seferde demeyelim onu. Binek üzerindeki nafile namazdır.
Yoksa bir kimse hazarda ise yani ayakları yere basıyorsa, sehir halinde değil ise bu insan nafile olan bir namazı oturarak kılabilir ama imayla asla kılamaz eğer bir mazereti, imayı meşru kılan bir mazereti yoksa. Peki bu namaz farz namazsa ne yapmalıdır? Farz namazsa yapması gereken imkanları zorlamalıdır.
Tabii imkanları zorlama derken uçakta imkanı zorlama diye bir şey olamaz. Yani durdurma imkanımız yoktur. Tren de hakeza, gemide hakeza. Peki buralarda ne yapılacak? Eğer imkan varsa vakitleri ayarlayabilme. Yani sehir zamanına denk getirmeme ama buna imkan yok uzun seyirlerde, uzun mesafelerde.
O zaman ayakta kılabilme özellikle gemi noktasında imam-ı azam ile imam-ı ebu Yusuf arasında rahim-i umullar arasında bir görüş farklılığı var. Yani kişinin kafası dönmese de başı dönmese de ayakta kılabilme imkanı olsa bile oturarak kılabilir görüşü bir mazine illeti çıkartılıyor. Ama bazılarına göre yok. Eğer böyle bir durum varsa oturarak kılabilir. Eğer böyle bir durum yoksa ille ayakta kılması gerekir ki günümüzdeki sehir aletlerinin, vasıtalının, gemilerin eskisi gibi ufak olmaması çok fazla sarsılmaması gerçi bu hava şartlarına göre de değişebilir. İmkan ismetince ayakta kılmasını söylüyoruz. Gerek uçak olsun gerek gemi olsun. Ama eğer ayakta kılma imkanı müsait değilse, imkan yoksa uçakların bazılarının ufak olması veya vaktin daraldığından dolayı herkesin uçağın belli boşluk yerleri vardır.
Bu kapı çıkış yerleri gibi orada namaz kılmaya imkan verilmeyebilir veya o havayolları buna imkan tanımayabilir. Böyle bir durum varsa o zaman oturarak ama secdeyi yaparak ki bu da yerde olması gerekir yoksa masaya secde değil. Bu da mümkün değilse ki uçakta zaten böyle bir imkan varsa kişi orada ayakta kılar. Bu da mümkün değilse ki uçaklarda genelde mümkün olmuyor. O zaman oturduğu yerde namazını ima ile kılacaktır.
Peki bunu otobüs olarak baktığımız zaman aslında aynı şey otobüs için de geçerlidir. Ama şartları zorlama otobüs de biraz daha fazla olmalı. Efendimiz Hazretlerimize bu mesele ben hatırlıyorum. Sağlıklı ve sağlıklı olduğu dönemlerde ki Rabbim kendisine sağlık, saadet ihsan eylesin. Ömrünü hayırlısıyla ziyade eylesin. Başımızdan eksik eylemesin. Ona Medine-i Münevvere de böyle bir sual kendisine tevdi edilmişti. Ben yanındaydım otobüslerdeki namaz vakitleri ile alakalı problemler, namazımızı nasıl yapalım diye. Burada hem de Efendimiz Hazretlerimizin fetvasıyla da bereketlenmediğini onu söylemekte de fayda buluyoruz. Demişlerdi ki kendileri buyurmuşlardır ki namazın vakti kaçıyorsa kılın, durdurma imkanı varsa tabii ki durdurun. Ama olmuyorsa kılın, otobüste giderken kılın. Sonra indiğiniz zaman her halükarda o namazınızı iade edin ki zaten ihtiyatın gereği de budur. Biz de bunu ifade etmiş olalım bu vesileyle. Peki hocam. Allah razı olsun. Şu hususa da temas etseniz hocam. Eğer kıbleyi gerçekten rotayı belirleyebildiyse ve gemilerde mesela mescit var ve rotayı istikametinde işaret ediliyor. Evet. Mesela körfez geçişlerinde vesaire veya ümbeye giden uçak yolcuları ayakta da kılabildilerse bu durumda iadeye gerek var mı? Yani şöyle bizim zaten Efendimiz’in ifadesi otobüslerle alakalıydı. Eğer siz o namazı gemide kılıyorsanız velev ki oturarak dahi kılsanız kitaplarımıza bu namazın sahi olacağı ifade edilmiştir. Yani iade noktasını eğer orası anlaşıldıysa bu yanlıştır. Bunu kastetmedik. Uçakta veyahut da otobüste eğer gemide namazınızı tam manasıyla ifade edebiliyorsa böylesi bir durumda elbette iadeye gerek yok. İade mecburiyeti yok. Hattı zatında oturarak ima ile kılınması mecburiyetten kaynaklandıysa burada bile hukuksal anlamda yine iade gerekir demeyiz. Ama hani ihtiyatsa dediği insanın kalbi daha itminan olsun diye böyle yaparsa bu da elbette güzel olandır deriz.
Peki hocam çok teşekkür ediyoruz.