12 EYLÜL TÜRKİYE’YE KARŞI ABD+3 AVRUPALI İTTİFAKININ MÜDAHALESİDİR, NEREDE PLANLANDI, KİM UYGULADI?
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Bv_YsDa8cRc.
Efendim bugün 12 Eylül 2021. Tabi bu ister istemez benim kuşağımı 41 yıl geriye atıyor. Yani 12 Eylül 1980’e. 1974-1979 arasında hatta 80’e yakın yani bir dönem atlamıştım.
5 yıl üniversitede okumuş 78’ler kuşağı olarak adlandırılan bir kuşağın elemanı olmuş bir abimiz. Oturup da şimdi size 1980 öncesi Türkiye şöyleydi böyleydi işte biz öğrenciler şöyle birbirimize girdik. O onu öldürdü bu bunu öldürdü Ülkücü kimdi devrimci neydi falan bunları hiçbirine anlatmaya niyetim yok.
Çünkü yaşam en büyük öğretmen yani yaşayan görür derler ya işte yaşayan gördü bizim kuşak. Esasında 1975-1980 yılları arasındaki o iç savaşta ben iç savaş derim çünkü çok insan öldü gereksiz yere.
Bu memleketin vatansever evlatlarının kimler için ne için hangi plan için öldüğünü çok sonra öğrendik. Çok sonra öğrendik. Bugün yaşanan birçok tartışmanın da gençler gerçek anlamda ne olduğunu sizler biz olmayacağız bu dünyada yüksek ihtimal. Önümüzdeki 30 yıl içinde falan daha niyet anlayacaksınız. Şöyle bir laf vardır onu da tekrarlamadan geçemeyeceğim bir meslekten bir abimiz çok tekrarlardı. Siyasi pazarlıklarla sosis imalatı halkın önünde yapılmaz çünkü ikisi de mide bulandır. Ne demek istediğimi anladınız.
Şimdi 12 Eylül 1980 esasında Sok Savaş döneminde Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Transatlantik İttifakı’nın Türkiye’ye el koymasıdır.
Hiç de normal bir gelişme değildir ve gerçek anlamıyla Türkiye’de daha sonra ucu FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’sına kadar uzanan vesayetçi Amerikancı bir yapının yerleşmesine yol açmış çok özel bir savaş taktiyidir.
Örneği ancak ve ancak benzer anlamda kendisinden önce yapılmış Şili’deki Pinochet darbesidir.
O da Amerika Merkezi Haber Alma Teşkilatı’nın Dr. Henry Kissinger’ın bilgisi dahilinde ülkenin komünist sosyalist ne dersiniz diyeyim ama Soğuk Savaş yıllarında Şili gibi bir bakır madenleriyle ve Latin Amerika’nın stratejisiyle ilgili bir ülkede olmaması gereken lideri. Salvador Ariende’nin öldürülmesi ve inanılmaz kanlı bir darbeyle Şili’deki bütün sol hareketin temizlenmesini sonradan filmlerde, belgesellerde gördük ki Amerika Merkezi Haber Alma Teşkilatı, Savunma Bakanlığı vesairesi planlamış. Sadece Pinochet bunları uygulayan ve onun kuvvet komutanları birer kuklaymış. 12 Eylül 1980 ile ilgili bu tür filmler çok fazla yapılmadı. Yapılanlarsa genelde ideolojik takıntılı filmlerdi. Beylerli bir kesim tarafından azıcık seyredildiler. Yani geniş kitlelere o dönemde yaşanılmış olan inanılmaz emperyalist saldırının ne olduğunu anlatan hiçbir çalışma elimizde doğru düzgün bulunmuyor.
Bakın 12 Eylül 1980 darbesi açık ve net söylüyorum. 4-7 Ocak 1979 tarihleri arasında Fransa’ya ait Guadeloupe adasında planlanmış ve uygulama emri verilmiştir.
1979-4-7 Ocak tarihleri arasında 4 batılı lider Guadeloupe’da bir araya geldiler. Bunu her seferinde anlatacağım, her seferinde tekrarlayacağım ki genç nüfus bunları öğrenerek devam etsin. Kimdi bunlar? Bunlar Valery Giscardes, ev sahibiydi Fransa Cumhurbaşkanı Jimmy Carter, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı.
James Callahan, İngiltere Başbakanı ve Almanya Başbakanı Helmut Schmidt. Bu dördü bir araya geldiler çünkü dünya tıpkı bugünün dünyası gibi çok karışık bir dönemden geçiyordu. Bakın Joe Biden’ın politikalarına bakın günümüzde, daha Trump’tan sonra hemen 1 artı 3 A diyoruz.
Nedir o? Amerika Birleşik Devletleri ve 3 Avrupalı Ülke Dışişleri Bakanları arasında hemen bir mekanizma kurdu Joe Biden. Almanya, İngiltere ve Fransa Dışişleri Bakanı ile Antony Blinken düzenli olarak bir araya gelerek dünyanın yönetimini nasıl yapacaklarını tartışıyor. Bunun bir benzeri işte bu Guadeloupe zirvesiydi. Zirve esasında önemli maddelerden, gündemden oluşuyordu.
İran’daki kriz, Afganistan’daki askeri darbe ve devamı, Kamboçya sorunlu Güney Afrika krizi ve Türkiye krizi. Esasında bu 4 lider, Valery Giscard d’Estenck’ten gelen bir talep doğrultusunda İran’ı ağırlık olarak ele almak üzere bir araya gelmişlerdi.
Niye? Çünkü desten şöyle diyordu, bu İran’da iç savaş ortamı devam eder, biz Hümeyni’yi Paris’te tutar ve Pehlevi Hanidan’ını da Tahran’da desteklemeye devam edersek,
İran, Azerbaycan bölgesine Sovyetler Birliği, Azerbaycan Cumhuriyeti’ni de kullanarak o zamanki sosyalist cumhuriyeti’ne müdahale edebilir ve İran’ın yarısı Azerbaycan üzerinden Sovyetler Birliği’nin işgali altına girebilir diye bir istihbaratı değerlendirildi.
İtibik, Nübreziz’in ki Carter’ın başlık güvenlik tanışmanı bu da başta karşı çıkmıştı fakat 4 lider bir konuda anlaştılar, Hümeyni’ye dediler ki sen gidiyorsun, ülkeyi ele geçiriyorsun,
biz izin veriyoruz, arada bir mikrofonuma bakıyorum, kusura bakmayın müyuta girdi mi girmedi mi diye ve tek şeyimiz var, koşulumuz İran Komünist Partisi 2D’yi olduğu gibi tarihten sileceksin, orada hiçbir tane bile komünist bırakmayacaksın.
O yüzden bu zirvenin bitiminden bir ay sonra Valerijiskar desteğine bir Air France uçağına Ayetullah Hümeyni’yi koydu, işte öyle gençler, ne dedik sosis imalatı ve o uçak tahrına indi,
Pehlevi kaçırıldı, ailecek ve sonrasında da Hümeyni verdiği sözü tuttu, bütün komünistleri kesti, bitti. Konum böylece Amerika ve Batı açısından en azından Sovyetler Birliği’nin Basra körfezini inişini engelleme yönünde başarılı bir operasyona dönüştü.
Sonrasında tabii Amerika, Rusya, şey Amerika, İran, İsrail falan aralarında böyle birtakım kayıkçı kavgaları hala devam etmektedir.
Ve daha sonra bu 1979 sonunda da biliyorsunuz Amerikan yönetimi, Afganistan’daki bugünkü Taliban benzeri mücahit grupları silahlandırarak Sovyetler Birliği’nin tarihinin en büyük hatası biçiminde Afganistan işgalini bilinçli olarak zorladı. Afganistan’a Sovyetler Birliği girdikten 10 yıl sonra da dağıldı. O yüzden bunları tek tek anlatacak değilim. İşin Türkiye yönünü bana ünlü CIA’nin bir dönem Ankara temsilçiliğini yapmış, Ankara’da görevli Türkiye uzmanı ve aynı zamanda Etiyopya uzmanıydı. Ve warmuncunun kitaplarında çok sık adı geçen o dönemin belirleyici Amerikan ajanlarından Paul Henze anlattı. Paul Henze’yi ben 1983-82 yılında tercüman gazetesi dış haberler editör yardımcısı iken genel yayın yönetmenimin görevlendirmesiyle bir söyleş içerçesinde tanımıştım. Tabi o her ajan gibi böyle döngeldiği zaman Türkiye’ye belirli gazetecileri aradığı gibi beni de arardı. Zaman zaman röportajlar verirdi. Biz de onları Amerika’nın yaklaşımları olarak aktarırdık.
Fakat bu anlattığı olay da gerçekten biraz arkolluydu. Çünkü ben onu Güneş Gazetesi’nin hemen altında kum kapı vardı ve onu Balık ve Rapi’ye davet etmiştim.
Açık konuştu. Ve o orada dedi ki Arda sana dedi ben bir devrim, sizin sırrınızı size anlatayım dedi ve anlatmaya başladım. Eğersem Guadalupe zirvesinde bu dört lider Türkiye’de bir askeri darbe yapılmasını kararlaştırıyor.
Bu aynı zamanda Türkiye tabi ekonomik açıdan da çok büyük bir yıkımda. Türkiye’nin darbe sonrası ekonomisini kalkındırma programını Almanya’nın eski maniye bakanlarından Hans Mathofer’e veriyorlar. Hans Mathofer, Alman eski maniye bakanı. Ben bunları böyle söylüyorum hani Google’a girersiniz diye.
Siyasi düzenlemeyi de Polenze’ye veriyorlar. Kendi anlattı bana bunu. Dedi ki yani biz dedi şunu anladık Türkiye’de darbe olmazsa ve mali politikaları uygulama imkanımız olmayacak. Türkiye batı ittifakı açısından NATO açısından büyük bir kara deniye dönüşecek hatta bir iç savaşa doğru gidecek. O aşa orada işte İran devrimi var, Afganistan olayı var burada başka işler var.
Türkiye’nin güçlü olması gerekiyor dedi ve hani işte o Polenze Brezinski’yi arıyor sonra da Brezinski de Carter’ı arıyor ya 12 Eylül günü. Ne diyorlar bizim çocuklar başardı diyorlar. O bizim çocuklar başardı. Öyküsü bu. Yani o bizim çocuklar dedikleri zaten önceden planlanmış darbe. Hatta işte Tahsin Şahinkay’a hava kuvvetleri komutanını Amerika’ya alıyorlar.
O aşington da güzel bir eğitimden de geçiyor. Nasıl yapılır nasıl edilir falan diye ve eee resmen eee bu işi devreye sokuyorlar ve Polenze sonrasında çok ilginçtir. İki şeye karşı çıktı Kenan Evren’in iki şeyine karşı. Birincisi CHP Adalet Partisi vesaire yani o dönemin bütün partilerinin CHP dahil kapatılmasına karşı çıktığını gayet iyi hatırlıyorum. Ankara’ya gitti Kenan Evren’le görüştü. Yapmayın bu siyasetin sivil kanadını bu kadar hırp olamayın diye. Bir de Diyarbakır cezaevi başta olmak üzere bütün cezaevlerinde inanılmaz işkenceler ve korkunç bir yaşam için vardı.
Bu da ise RAND korporasyonu bana anlattığına göre eee teröristlerin veya teröre bulaşmış şahısların rehabilitasyonu programını Türk İçişleri ve Adalet Bakanlığı’na vermeye çalışıyordu.
Şimdi 1988 yılına kadar bu tür görüşmeler yaptım sonra artık benim için bir haber değeri kalmadığı için bir daha da görmedim görüşmedik kendisiyle. O da beni pek aramadı çünkü sonuç itibariyle fondaş olmaya müsait olmayan bir gazeteci olduğumu tabii ki o yıllar içinde anlamış oldum.
Çok şükür yani kendi devletimin istihbaratına karşı alnımak bir vaziyetti burada konuşuyorum. Boş yere konuşmuyoruz yani. Şimdi bu çerçevede baktığınız zaman 12 Eylül 1980 bir yıl önce Dört Batılı yani Amerika, İngiltere, Fransa ve Almanya tarafından planlanmış bir darbedir.
Özal 24 Ocak programları diye adlandırılan o program meşhur yere göğsüdırılamayan program da esasen açık ve net söyleyeyim Matöfer tarafından kaleme alınmış Hans Matöfer tarafından kaleme alınmış bir programdır.
Ben sonra bunu 45 gün boyunca Merhum Turgut Özal’ın bypass ameliyatını Hüstun’da izlediğimde biraz kendine geldi artık beraber yürüyüş falan yapıyoruz. Bunu sordum yani Özal’a yayınlanmamak koşuluyla konuştu. Burada anlatıyorum zaten yani artık üzerinden 30-40 yıl geçmiş.
Dedi ki evet Matöfer bana bir plan getirdi biz geldik geldik bir Berlin’de şey yaptık falan ama ben dedi o planın üzerinde çok oynadım Ardan dedi. Yani sakın şey anmayın o meseleyi yani ve o yüzden askerlerle de zaman zaman aramın bozulduğu günler yaşadık. Çünkü onlar dedi planlara şunlara bunlara çok tabi idiler. Ben ise zaman Türkiye’nin koşullarına göreledi o planlamaları yeniden elden geçiren. Bak Sezar’ı öldür hakkını ver ben kimseyi töhmet al. Hele hele Özal gibi tarihe karışmış bugün yaşamayan birini öyle töhmet altında bırakmak istemem. Bunu konuştum kendisiydi. Tabi ki ana zemini Batı’nın planlaması çünkü Türkiye’yi bir an önce toparlamaya çalışan bir plan onu da kara kaşımız kara gözümüz için yapmıyorlar. O dönemin çok özel koşullarından kaynaklanan bir durumdur. Ve gördüğüm kadarıyla böyle bir planlamayla bütün eski siyasetçileri devreden çıkarmayı planlamışlar. Ve yerine de işte anam meselesiyle işte dört eğilimi birleştirme, birlik bütünlük falan filan adı altında yeni bir siyaset. Tabi bu siyaset Batı’dan veya dışarıdan öyle zorlamayla gelebilir de her ülkenin de kendine göre koşulları vardır.
Mesela sol kanatta yüzde 35 oy potansiyelini Amerika kıramadı. Yani o yüzde 35 orada olduğu için de Türk siyaseti hiçbir zaman tam istedikleri gibi design onların deyimiyle edilemedi.
Şimdi bu 12 Eylül’ü biraz böyle görmeniz lazım. Yani 12 Eylül bir darbedir, bir Amerikan menşeli bir darbedir ama işin içinde İngiltere, Fransa ve Almanya vardır.
Tıpkı 15 Temmuz 2016’daki gibi bir aradadırlar. 15 Temmuz 2016’nın darbecileri hangi ülkelere sığınmış, hangilerinde elini kolunu sallaya sallaya rahat rahat dolaşıyorlarsa, 15 Temmuz 12 Eylül 1980’in darbecileri de o nitelikte bir gruptular. Kenan Evren esasında tombaladan çıkmış bir darbecidir. Öyle ülkeyi çok yönetebilecek bir kapasitesi. Kendisiyle yüz yüze görüşmüş, kırmızı koltukta sohbet etmiş programdı.
Bir gazeteci dostunuz olarak söylüyorum. En büyük felaketi de yani 1974 Kıbrıs harekatından sonra Yunanistan, Yunanistan NATO’nun askeri kanadından protesto ederek çekilmişti.
Türkiye kabul etmediği için de geri dönemiyordu. Hiçbir sivil hükümet Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönüşüne onay veremiyordu. Veremezdi zaten. Türk millet ayağa kalkardı. 74’te savaşmışız. Ama Kenan Evren ve arkadaşları hiç kimseye sormadan Rogers Planı adı atında o dönemin Amerikan Genel Kurmay Başkanı mıydı? Neydi işte? Onun adını taşıyan bir plan çerçelisinde şartla danak daha iktidara geldiklerinin birinci haftasında neredeyse Yunanistan’ın NATO’nun tekrar askeri kanada dönmesini sağlamış adamlardır.
12 Eylül budur. 12 Eylül çok büyük bir kara deliktir Türkiye için. Türk siyasetinin istikrar bulması yılları, yılları, yılları aldı ve ancak 20 yıllık bir süreç içinde yeniden Türk siyaseti toparlandı.
Ama benim gördüğüm, kıdemli bir gazeteci olarak söylüyorum, 15 Temmuz 2016 sürecinin bitmediğidir. Ben Amerika’yı da, İngiltere’yi de, Almanya’yı da, Fransa’yı da çok iyi tanırım. Bitmedi, devam ediyor ve revansı almak için de gereken bütün düzenlemeleri yaptıklarını görüyorum. Bu da ayrı bir video meselesidir ama durum budur.
Durum budur. Kimse kalkıp da işte 28 Şubat’ta şunu yaptılar, 12 Eylül’de bunu yaptılar, bunlar memleketi kurtardılar falan demesin. Sakın çünkü onların ne yaptıklarını hepimiz biliyoruz artık.
Kime yarandıklarını, kim için yaptıklarını bu soğuk savaş yıllarının Türkiye kaybederidir. Batı kazanmıştır, Sovyetler Birliği dağılmıştır. Bir dönem Varşova Baktı’nda var olan Macaristan, Çekostavakya, Polonya, Bulgaristan, Romanya gibi ülkeler bile kazanmıştır.
Ama soğuk savaş yıllarında, her 10 yılda bir darbeyle kadroları, sivil kadroları budanmış Türkiye nezle nezle kazanan tarafın kaybedenidir. Ne demek istediğimi anladınız. Kalın sağlıcakla.