"Enter"a basıp içeriğe geçin

1 MAYIS-TAKSİM. ORADAYDIM. YAŞANILAN ÖNCE 12 EYLÜL DEVAMINDA DA 15 TEMMUZ’A KADAR UZANAN YOLDU…

1 MAYIS-TAKSİM. ORADAYDIM. YAŞANILAN ÖNCE 12 EYLÜL DEVAMINDA DA 15 TEMMUZ’A KADAR UZANAN YOLDU…

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=DYFe2MUs5rw.

1 Mayıs 1977, Türkiye’nin 12 Eylül 1980 darbesine ve devamında yaşadığı bütün olaylara derin devlet diye adlandırdığımız, esasında NATO Gladius’unun önemli ölçekte merkezinde yer aldığı bütün gelişmelere başlangıç niteliği taşır. Hatta bu işin serpintisi 15 Temmuz’a kadar gelmiştir. Bunu bilin. Çünkü ilerleyen yıllarda tabii o yıllarda çok geçtik ve üniversitedeydik, sonrasında acemi gazetecilerdik vs. ama şimdi daha iyi anlıyoruz ki Türkiye’de 1952 yılında NATO’ya girilmesinden sonra iki farklı derin devlet oluşmuş, bir de buçuk olmuş.
İki farklı derin devletten biri NATO Gladius’u, öbürü NATO Fetö’sü, bir de tabii ki Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren bugüne kadar gelen Kuva’y Milliye çizgisi. Yani bir ülkede üç tane derin devlet olur mu olabilir? Yani böyle olmuş sonuç itibarıyla. Tabii şimdi bunlar yavaş yavaş ayıklandı.
Özellikle 15 Temmuz’dan sonra çok şükür milli bir kimlik kazanan yapılara kavuştuk. Milli İstihbarat Teşkilatı ile Türk Silahlı Kuvvetleri Kandil’de operasyon düzenliyor, hiçbir yere sızmıyor. Veya Cerablus’ta, Resul-i Ayin’de, Afrin’de harekatlar yapıyoruz, mükemmel başarılı sonuçlar alıyoruz.
Libya’da inanılmaz başarılı işler yapıyoruz. Niye? Niye? İçimizdeki hainleri adım adım ama kararlı bir biçimde hassas kurumlarımızdan temizlediğimiz için. Ama 1970’lerin Türkiye’si öyle değildi. 1970’lerin Türkiye’si Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği arasındaki soğuk savaşın en sert mücadelelerinden birinin yaşandığı ülkeydi.
Esasında birinin dememinin nedeni şudur. En sert mücadele kabul edelim Amerika’nın arka bahçesinde yaşanıyordu. Yani Orta Amerika ve Güney Amerika. Genel olarak Latin Amerika diyoruz. San Salvador, Guatemala, Nicaragua, Honduras, Orta Amerika, Meksika’nın hemen altı ve aşağısında Brezilya, Arjantin, Şili.
Darveler darveleri, savaşlar savaşları, katliamlar katliamları takip ediyordu. Ve gerçekten o yılların romanları, filmleri çok yapıldı ama daha hala genç nüfusa tam olarak, dünya genç nüfusuna tam olarak anlatıldırdı saymıyorum.
Yani CIA’ın, Pentagon’ın oralarda yapmış oldukları korkunç katliamları, infaz mangalarını, sivil silahsız insanların gösterilerine kurşun yağdırmaları falan, bunları daha henüz genç kuşak tam olarak bilmiyor.
Bilmesi lazım. Çünkü işte aradan bunca yıl geçiyor, 40 yıl, 50 yıl geçiyor, bir bakıyorsunuz bir 15 Temmuz 2016 günü benzer bir senaryoyla hesaplaşmak zorunda kalıyorsunuz. Hesaplaşıyorsunuz. İşte bu aynı şey. O 40 yıl öncenin planlarının bir gerçeğidir. Bir Mayıs 1977 katliamının içindeydim. Üniversite öğrencisiydim. Bugünkü adı Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi olan Şişli Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisiydim.
Ve 1 Mayıs 1976’ya da katılmış bir öğrenciydim. 1 Mayıs 1976 yine Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun önderliğinde yapılmıştı ve çok büyük bir ses getirmişti. Bütün dünya sadece Türkiye değil, resmen sallanmıştı. Amerika Birleşik Devletleri soğuk savaş şartlarında bu durumdan hiç memnun kalmamıştı. Çünkü o günün Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu ve bağlantısındaki tüm yapılanmalar esas anlamıyla Sovyet yanlısı olarak adlandırılıyordu. Ve onların da karşısında bir Ürkücü Kanat vardı. Sağ kanatın aktivist bölümü, takatak çatışan da bir bölümüydü. Ürkü Ocakları vesaire. Bir de Aydınlık Grubu’nun etrafında toplaşmış ama sonradan da farklı fraksiyonlara bölünmüş hepsini birden suçlayamayacağım bu sohbetimde. Esas Aydınlıkçılar esasında bu 1 Mayıs 1977 katlamında neden oluşturmamaya çalışanlardır.
Sonra onların içinden ayrılmış birtakım silahlı gruplar nedeniyle bu Amerikan CIA tezgah oluşturulmuştur. Bunu da açıklıkla ifade edeyim de sonra kimseyle tartışmayalım. Şimdi 1 Mayıs 1976’da bu iş olduğu zaman bir sağ kesim çok öfkelendi. İş çevreleri, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu falan çok gerildi. Amerika çok gerildi ama solun içinde de gerginlik oldu.
Çünkü Sovyet yanlısı bir grubun bu kadar büyük bir gövde gösterisi yapması 1976’dan söz ediyorum farklı fraksiyonlardaki sol grupların pek hoşuna gitmemişti. 1 Mayıs 1977’ye gelmediğinde ben bu iki gruptan da değildim onu söyleyeyim. Ben öğrenciyim. Devrimci Gençlik Derneği dev genç diye bir çatı örgütü vardı. Onun içinde herkes var sosyal demokrata var, devrimci de var, goşist de var, dev solcu var, dev yolcu var.
İstanbullu ağırlıklı olarak dev solcuydu. Neyse ama sonuç itibariyle yani böyle hani ideolojik bir kavga değil de daha eşitlikçi bir dünya olabilir mi? Bir de ekonomi felaket durumda falan böyle bir kaygılar yaşanan bir dönem. Neyse biz Beşiktaş’ta toplandık öğrenci üniversite öğrencileri.
Disk çok erkenden 1 Mayıs 1977’de taksimi adeta kapatmıştı ve saatler geçiyor. 6 saat falan geçti. Kitte de sinirli ve yoruluyor tabii ki.
O günün disk yöneticileri bir, mağcuları almayacaklarını, iki üniversite öğrencilerini de almayacaklarını bu işin uslubuna uygun bir şekilde işçiler tarafından, diskli işçiler tarafından gerçekleştirileceğini söylüyordu.
Neyse anan yaşı, baban yaşı biz Gümüş, Elmadağ tarafından, Nişantaşı tarafından çok kalabalıktık. Yani öğrenci olarak çok kalabalıktık. 10 binlerce öğrenci bütün üniversite öğrencileri durduramadılar bizi. Biz girdik ama öyle çatışma falan olmadı. Yani önce bir durdurmaya çalıştılar. Baktılar ki 10 bin, 20 bin kişi geliyor oradan nasıl durduracak?
Ama biz de şey aldılar, bence doğruydu da o. Çünkü mağcu diye adlandırılan o gruplar Tarabaşı tarafından geliyorlardı. Bizi de Sular İdaresi’nin oraya, Atatürk Anıtı’nın oraya koydular ki,
hani disklilerle veya işte o gruplarla bu mağcu diye adlandırılan gruplar arasında biz tampon bölge oluşturalım, birbirine girmesin millet. Solun durumu buydu. Bunu kabul edelim şimdi.
Bunu kabul etmeden 1 Mayıs 1977’nin analizini yapamayız. Solun durumu 3 ana noktaya bölünmüş ama her biri de içinde en az 20 tane fraksiyon oluşturmuş.
Herkesin eline silahını aldığı bir yandan onunla bununla bir yandan da kendi içinde çatıştığı bir garip dönem. Esasında bu durum 1 Mayıs 1977’de Taksim’de o katliamı planlayan dış güce müthiş bir manevra alanı oluşturdu. Bakın, kelimelerimi seçerek kullanıyorum. Çünkü ilerleyen yıllarda bu olayların içinde lider veya lider kadrosuna yakın görev yapmış bazı profesör ve yazarlar, taraf gibi, radikal gibi bazı gazetelerde şimdi hiçbiri yok. Yayınladıkları köşe yazılarında sanki Amerika Birleşik Devletleri ve dönemin NATO gladyosunu ve Türkiye’nin içindeki kontrgerillayı yani NATO’ya bağlı kontrgerilla örgütlenmesini aklayan bir yaklaşım sergilediler.
Dediler ki 1 Mayıs 1977 esasında Solon ürettiği bir meseledir. Hayır, Solon içinde bulunduğu fraksiyon tartışmaları nedeniyle derin devlet kontrgerilla ve NATO gladyosuna ve CIA’ye imkan tanıdığı bir katliamdır.
Sol fraksiyonlara bu derece bölünmemiş olsaydı bu katliam bu derece net oluşmaz idi. Bunu biliyoruz ama bunu müsebbibi o alanı dolduran insanlar veya o alanı doldurmaya çalışan örgütlerin ötesinde bir emperyal yapıydı.
Bunu hepimizin bilmesi lazım. Şimdi esasında baktığınız zaman her şey yerli yerine oturur. Hiç tartışmasız oturur da faili meçhurdur.
Yani onlarca insan ölmüş, yüzlerce insan yaralanmış, bir ülke büyük bir travma geçirmiş ve devamında yani 3 yıl sonra da bir ihtilali bir darbenin nedenleri arasında sayılmış bu kadar önemli kanlı bir olayın faili meçhurdur.
Mesela Profesör Çetin Yetkin ile ben 80’li yıllarda Güneş Gazetesi’nden çalışmaya şansı buldum. Benim tanıdığım en namuslu sol beyinlerden biridir. Karşı Devrim 1945-1950 başlıklı kitabını herkese tavsiye ederim. Bulabildiğiniz sahaptan alın.
Yani Türkiye’de Mustafa Kemal’in çizgisine ilk darbenin 1950 sonrasında değil, 1945 ile 1950 arasında kimin dönemi olduğunu biliyorsunuz. İsmet Paşa’nın gerçekleştiğini söyleyecek kadar da namuslu bir Atatürkçüdür. Bu kadar namuslu. Biz Çetin Bey ile Güneş Gazetesi’nde yolumuz kesişti. Şimdi Çetin Yetkin’i niye anlıyorum burada? Çünkü Çetin Yetkin bizim Güneş Gazetesi’ne geldiği yazılarıyla ve hukuki stratejik değerlendirmeleriyle yazı işleri üyemizi olarak çok büyük katkıları da oldu.
Ama Çetin Yetkin yani mesleğinden bu 1 Mayıs 1977 nedeniyle hemen hemen uzaklaşmış bir hukukçuydu. Tabii sonrasında akademisyen olarak memlekete büyük katkıları olmuştur. Onun anlattıkları çok nettir. Yani şimdi o kadar adam ölmüş, 10-12 tane silahlı adam yakalanmış. Ne bileyim ben böyle birçok insan 5-6 kişi tabanca kurşunuyla ölmüş.
Diğerleri ezilerek ölmüş falan. Bu ne balistik raporu var savcıların hazırladıklarında. Ne o yakalanan adamların ifadeleri var. Yani esasında o dönemde 1977-1 Mayıs katliamını soruşturmakla görevlendirilmiş savcılar,
bunlar talimatlandırılmış. O çok belli. O dönemin savcıları hemen hemen hiçbir şey yapmıyorlar. Yani ne kimseyi sorguluyor, ne bilmem ne yapıyor, ne balistik.
Intercontinental Hotel o zaman kağıdıyla, marmara şimdi, Taksim’deki. Intercontinental Hotel’in o üst katında, o belli bir kata kaydı girmiş veya yapılmadan girmiş Amerikalılar’ı merak etmiyor. Sular idaresinin üzerinden, kitlenin üzerine kimin makinalı tüfeklerle ateş açtığını merak etmiyor falan.
Esasında Çetin Yetkin bu soruşturmayla bağlantılı bir savcı değil ama olayın üzerinden 28 gün geçtikten sonra dönemin İstanbul baş savcısı Çetin Yetkin’e bu dosyayı veriyor.
Diyor ki, çok yoğun oldu sen buna bak. Başka neye yoğun olabileceksin? Bir tane olay olmuş insanlar ölmüş Taksim’in meydanda. Ona bakacaksın, hayır. Çetin Yetkin’e veriyorlar. Çetin Yetkin de çok iyi bir okurçu.
Bakıyor dosyaya ve diyor ki, arkadaş burada bir sürü eksik var ve soruşturma açılmamış resmi. Resmi soruşturma açılmamış. Dosyada birtakım evraklar var ama soruşturma açılmamış. Düşünebiliyor musunuz dönemin devletini?
Onca insan öldürülmüş soruşturma yok ortada. Bir dosya var. Çetin Yetkin soruşturmayı açmaya kalkınca dosyayı alıyorlar.
Sonraki savcılar da işi tarihe havale eden bir metinle dosyayı kapatıyor. İleride diyor inşallah tarih bu katliamı yapar. Aynen öyle. Savcının görevi bu değil ki. Savcının görevi fairi bulmak.
Hayır. Savcılar fairi bulmamak için özel çaba gösteriyorlar ve başarıyorlar. Fair bulunmuyor. Çetin Yetkin bu konuda bir menbaadır. Açın Google’dan da girin. Bizi anlattıklarında defalarca anlattı sonuç olarak. Ben şöyle bir baktığım zaman mesela tabii Latin Amerika’da sürmekte olan ABD-Sovyet kanlı hesaplaşmasının tam bir iz düşümünün Türkiye’ye yansıdığını görüyorum. Mesela bu katliam Amerika tarafından bir başka yerde de planlanmış. Hem de 1968 yılında. Nerede? Meksika 2 Ekim 1968. Meksiko City başkent.
Tlatelco bölgesi. Tlatelco katliamı olarak anılıyor. Üç kültürler meydanı diye. O bizim Taksim’e benzeyen bir meydan 1968 yılında. Tam da 1968 olimpiyatlarının açılışına az bir zaman var.
Solcu üniversite öğrencileri 10-12 bin kişi. Orada bir gösteri yaparken aynı bizim 1 Mayıs 1977 Taksim’deki gibi, faili, meçhul ama sonradan devletin karşı istihbarat birimlerinin gerçekleştirdiği bir katliam oluyor.
400 üniversite öğrencisi öldürülüyor. Bununla ilgili gizli haberleşme ve belgeleri CIA’ın ve Pentagon’un Amerikan yasalarına göre Ekim 2003’te açıklandı.
Ve Ekim 2003’teki o açıklamada gördük ki Amerika Merkezi Haber Alma Teşkilatı, katliamın yani devlet tarafından, devletin kurumları tarafından planlanmış o katliamın planlamasından ve icrasından çok önceden haberdar. Çok önceden haberdar, bilgileri var ve şey yapıyorlar. Şimdi bu konuda yani kaygımın olmadığı tek konu bu operasyonun gerçek anlamıyla devletin içindeki bir gladyo yapılanması tarafından gerçekleştirildi.
Efendim bunda polis teşkilatı nasıl kullanılmıştır? Polis teşkilatının yani normal polislerin bu katliam karşısında en az bizim kadar şok olduklarını biliyorum. Yani onlar da bir hareketsiz kaldılar yani hiç beklemedikleri bir durumla karşı karşıya idiler. Ben yerlerde süründüm.
Şu kolumun üzerinden bir panzerin tekerleği çok böyle şey olarak geçti kırılıyordu ama kırılmadı. Sonra bandajladık falan. Yakınımda bir sarışın, Allah rahmet eylesin yani bir kadın ezildi panzer tarafından. Ya korkunç bir katliamdı. Ve yaklaşık 20-22 dakika falan bütün bir kitle mermi altında kaldı. Öyle kolay bir şey değildi. Onu da söyleyeyim. Kazancılar yokuşunda da insanlar birbirini ezdi panikten ve oradaki ölümler de bundan oldu. Ama esas mesele Çetin Yetkin de hep aynı şeyi söylemiştir. Eğer zaten sol fraksiyonlar arasındaki bir çatışma nedeniyle bu katliam olsaydı, o dönemin savcıları çoktan failleri bulur, hepsini de asarlardı açık konuşayım. Ama öyle bir iz yoktu. Asasiz Amerikan Merkezi Haberama Teşkilatı’nı gösteriyordu. Çünkü o zamanlar otel yani Taksim’e bakan o interkontinental otelde çok şahibeli bir şirkete aitti Amerikan şirketi. Bu ITT isimli bir şirkettir. Bu yıl 100. yılını kutluyor.
Döndüm baktım. 1920 yılında kurulmuş bir şirket bu. Mesela 1933’te bu Amerikan şirketi, bu Amerikan şirketi ama bir holding. Her konuda üretim yapıyor. Uçak üretiyor, araba üretiyor, telekomunikasyon üretiyor, her şey turizm, her şey var. Bunlar mesela 1933 yılında o dönemdeki bir notlarıma bakacağım. O dönemdeki başkanları Ben diye bir adam, Sos Henes Ben diye bir adam, Skador’un Adolf Hitler’le buluşuyor Amerikan şirketinin başkanı olarak bu ITT’nin.
Ve Alman milli bir uçak üretim şirketi var. Bunun %26 payını ortak oluyorlar, bir fabrika kuruyorlar ve Hitler’in, Nazi Almanya’sının o meşhur güçlü hava kuvvetlerinin uçaklarını bunlar yapıyor, ITT yapıyor. Düşünebiliyor musunuz? Sonradan Amerika ITT’nin yaptığı savaş uçaklarını kullanan Nazi pilotlarla mücadele ediyor. Uzatmayacağım. Hatta ITT 1960 yılında da Amerikan hükümetinden Almanya’daki uçak fabrikasını savaş nedeniyle bombaladığı için
26 milyon dolar da tazminat alıyor. Şimdi o dönem soğuk savaş yıllarında Panamerikan diye bir uçak şirketi vardı mesela. Panam hala dizilere konu oluyor. CIA’nin kurduğu bir uçak şirketiydi. Esasında siz bir hava yolu şirketinde uçtuğunuzu zannediyordunuz ama CIA’nin küresel operasyonları için kullanılan bir şirkette uçuyordunuz. ITT de böyle bir şey. Niye böyle bir şey? 1970 yılında Şili’de Salvador Allende iş başına geldiğinde bu Amerikan şirketinin Şili’de çok ciddi yatırımları var. Hatta Telekomunikasyon, Şili Telekomunikasyon şirketini de satın almış. Fakat Allende Marxist olarak tanınıyor. Sosyalist bir adam. Hiç hoşlarına gitmiyor. CIA ile birlikte bir fon oluşturuyorlar.
Henry Kissinger’ın denetiminde ve Salvador Allende yıkanlı bir darbe ile yıkan. Onun da tarihi çok ilginçtir. 11 Eylül 1973. 11 Eylül 1973 Pinochet, Şili darbesinin finansörü oluyor bu şirket.
Ve CIA ile beraber çalışıyorlar. Latin Amerika’da birçok olaydı. Şimdi 1 Mayıs 1977 önceden bir gün önce yani 30 Nisan 1977’de bütün iş
ITT’nin sahip olduğu interkontinental otelinin o katına hangi Amerikalıların yerleşti ve o kattan o Amerikalıların aşağıdaki çok geniş kitleye nasıl ateş etti? Yoklar. Savcılar da bulamıyor, devlet de bulamıyor. Sanki bir böyle beyaz gölgeler geldiler, yukarılara çıktılar, yerleştiler ki aynı otel güvenlik birimleri tarafından güvenlik gerekçesiyle boşaltılmış 1 Mayıs’ta. Düşünebiliyor musunuz? İşte o otelin üst katında kitleye ateş açıldı. Kimler tarafından? Doğrudan CIA’ya yaşananlar tarafından. Doğrudan otel kimindi? Şili’deki 11 Eylül darbesini yapmış, yaptırmış, desteklemiş ITT’nin. Şimdi tabii 1 Mayıs 1977 katliamında ki Amerika’nın parmak izlerini net olarak bilebilmemiz için tıpkı diğer olaylarda olduğu gibi Amerika’nın informasyon özgürlüğü, hakları çerçevesinde günü geldiğinde bazı belgelerin açıklanması gerekecek. Ama ben o belgelerin tıpkı 11 Eylül 2001 saldırısıyla ilgili Amerikan Kongresi raporlarındaki o gizlenen 46 sayfa gibi açıklanacağına inanmıyorum. Ama şuna inanıyorum. 1 Mayıs 1977, 12 Eylül 1980’nin başlangıç noktasıydı.
Yine şuna inanıyorum. Mayıs, Haziran 2013 Gezi Parkı olayları da, ki aradan 3 yıl geçmiştir, 15 Temmuz 2016’nın başlangıcıdır.
Taksim 2 büyük olaya şahit oldu tarihinde. Diğer olaylarda var ama esası budur. Yani 1 Mayıs 1977’deki kanlı katliam 12 Eylül 1980’ni getirmiştir.
Mayıs, Haziran 2013’deki kanlı olmasa bile, ki çok sayıda da ölü vardır yani, günlerce süren Gezi Parkı olayları da 15 Temmuz 2016’nın ciddi bir altyapısıdır. Ve hepsinde ne yazık ki müttefiklerimizin parmak izleri vardır. Böylece tarihe tanıklığımızdan bir parçayı daha aktarmış olduk.
Umarım gençlere faydalı olmuşuzdur.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir