20/02/2019-#ASTROSOHBET’te AY FAZLARI, SATÜRN DÖNÜŞÜ
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=g4WKwJQOStU.
Ya da yayın başlamadan önce aslında şöyle bir göz attım sorularınıza ne var ne yok diye. Bir daha bir zaman hızlıyor demeyin ya öyle demeyin üzülürüm.
Olsun gerekirse birden fazla canlı yayın yapabiliriz. Neden acaba olmuyor diye merak ettim açıkçası.
Eğer bir kere daha istek göndereceğim eğer olursa olur olmazsa artık yapacak bir şey yok kendi kendime herhalde kendi kendime konuşacağım gene ama çok üzüleceğim.
Vardır bir hayır eğer sevile istek gönderiyorsun da ben açamıyorsam ben de sorun olabilirim. Ben şu anda yazışmaları kapatmayayım bari sizin yazışmalarınızla beraber gidelim çünkü ben de kafama göre gidebilirim yani sorularda.
Neler sorabileceğimi bilemiyorum sizin adınıza çünkü. Ok şu an vazgeçmiş durumdayım ofişili. Sevile ile bir türlü bir denk gelemedik nasip değilmiş diyeceğim ve başlayacağım artık konuya. Astrosofbete.
Astrosofbetin arkadaşlar bugünkü konusunu aslında hakikaten Ayfazlarına ayırdım Ayfazları ve açılar üzerinden gideceğim. Ayfazları en çok merak edilen konulardan bir tanesi. Özellikle Ayfazlarını galiba geldi. Vallahi geldi.
Ok. Bekliyorum. Hadi bakalım. Merhaba. Merhaba. Çok zor oldu farkındayım çok özür dilerim. Olsun problem değil ben hep söylüyorum tek başıma monolog şeklinde konuşmaktan canım sıkılıyor.
Birisi olduğu zaman çok daha keyifli konuşuyorum çok daha keyifli sohbet ediyorum. Hatta hani yani soru soruyu açıyor. Bir türlü ben kendi başıma aklıma ne gelirse onu söylüyorum. O yüzden senin karşımda olmana çok sevindim sevgiler sevgili adaşım hoş geldin. Teşekkür ederim teşekkür ederim hoş buldum. Çok iyi görünüyorsun. Sen de çok güzel görünüyorsun çok harika görünüyorsun ve ben seni tanımak istiyorum. Bana kendinden bahseder misin? Tabii sevgili Yıldırım Ankara’da yaşıyorum.
Çankaya Belediyesi personeliyim şu an oradan arkadaşlarım da beni izliyorlar merakla ve siz de tabii ki. Benden Karadoğumluyum. Herkese selamlar. Öyle mi? Evet. Harika. Astroloji ile aslında bir 6-7 yıl kadar önce tanıştım. Sanırım yine bir ruh eşi yolculuğu sırasında yaşadığım deneyimler sonucu böyle bir yola girdim.
Yoğunca merakım var kendi kendime kat ettiğim belli bir yol mesafe var fakat artık bunu biraz daha ileriye taşımak adına bugün size de bahsettim bir temel eğitim alacağım. Sizin eğitimlerinizi araştırdım sanırım ona yetişemeyeceğim pek ama daha sonra ben de uranyen alanda sizinle beraber çalışmak istiyorum fırsat olursa. Böyle şu an için.
İnşallah diyelim ben hep şunu söylüyorum uranyen gelinebilecek son yerdir ve hep de söylediğim şey şu bir gün herkes uranyen astrolok olacak diyorum. Bütün astrolok hatta şunu da diyorum astroji öğrencilerine gidin dolaşın gelin bütün eğitimlerinizi bitirin yani aklınızda hiçbir eğitim kalmasın. Karma mı istersiniz ezoterik mi istersiniz mundel mi istersiniz sağlık astroji hiçbirisi fark etmez hepsini bitirin gelin çünkü nasıl olsa buraya gelecektiniz diyorum.
Bütün bütün astrolok camiasının eninde sonunda bana geleceğinden o kadar eminim ki bu yani lütfen yanlış anlaşılmasın burada bir egocentrik bir konuşma yapıyorum değilim sadece ne olduğunu çok iyi biliyorum. Ve bilgiyi arayan insanların da bilgiyi bulabilecekleri yerin burası olduğumu da çok iyi biliyorum.
Tamel astrolokun arkasından uranyen gelmek için çok ağır gelebilir o yüzden hani biraz ileri astrolokun bitirilmesi lazım ilerletim tekniklerinin bitirilmesi lazım. Ondan sonra uranyen böyle hani gelin yavrucuğum bana doğru şeklinde çağırdığım insanları bir gün herkesin bu kanına gireceğine çok yürekten inandım bir alan.
Ama tabii ki çok sevinirim çünkü ben her zaman insanların aslında astrojiyle temasının olmasını çok değerli buluyorum. Yani hiçbirimiz belki doktor olmak zorunda değiliz ama kendi hayatımız hakkında ya da kendi bedeliniz hakkında fikir sahibi olmalıyız bana göre. Astrojide böyle bir şey kendi check up’ınız gibi harita hakkında bilgi sahibi olmak hayatınızı nasıl yapıtaşlarınızın neler olduğunu görmek ve o yapıtaşlara nasıl bir yaşam planına sahip olduğunuzu bilmek.
Bana göre çok önemli çok değerli herkes ucundan kıyısından astrojiye girmeli. Tabii ki bunu profesyonelleştirmek işinin kendisine kalmış bir şeydir ama gidebildiğiniz yere kadar gidin. Burası çok engin bir deniz çok da yani sonu gelmez bilgi dağarcığı oluşuyor insanda. Diyorum Sevilay kaç yaşındasın? Evet daldıkça dalıyoruz içerisine ona eminim.
36 yaşındayım yaklaşık 30 yaş civarında başladım merak. Ben de gerçekten zaman zaman kendimi içerisinde kaybettiğim bir deryada hissediyorum. Bazen ürkütücü bazen bir adım geriden mi baksam acaba dedirtici ama yani o bile bir kader bence. Onun bile bizim haritamızda bir şekilde karşılığını görebildiğinizi düşünüyorum. Olmak için doğduğumuz kişi olmak zorunda olduğumuzu da biliyorum. Evet zor bir yol. Her ruh aynı derecede taşıyamayabilir belki. Benim de zaman zaman taşıyamadığım dönemler oldu. Ama sizin söylediğiniz gibi pilavdan dönemi taşıya kırılsın. Bu hayatta eğer hayatı algılamaya çalışan ruhlardansak en azından şunu bilmemiz gerekiyor.
Yaşadığımız her şey bizim için çok büyük bir zenginliktir. Yaşadığımız her deneyim bizim ruhumuzu aldığımız bir değerdir. İyi deneyim kötü deneyim olmaz. Deneyim olur. En azından bilgi sahibi olmuş oluruz. Tecrübe sahibi olmuş oluruz. Tabii ki ruhun kaldırabileceği deneyimler var. Hani nispeten kolay veya ağır gelen yaşarken bizi çok eziyetli bir şekilde yaşadığımızda hissettiğimiz deneyimler var. Ama bu da tabii suyun kaldırma kuvveti gibi ruhun kaldırma kuvveti.
Ben her zaman şöyle söylüyorum. Deniz ne kadar dalgalıysa gücü o kadar çok olur. Tusunami efkisi gibi düşünmek lazım. O yüzden öyle ruhları, daha çalkantılı ruhları aslında daha deneyimi açık enerjiler olarak alıyorum. Bir insanın haritası, hatta açılar belki böyle bir şey. Ne kadar çok açıları sert ve zorlayıcı diye tabir edilen açılardansa, hayatı o kadar çalkantılı ve dalgalı bir deniz gibidir.
Ve çok da büyük bir enerji kaynağı vardır. Ama sen nereden başlamak istiyorsun? Hangi konudan? Ben nereden başlamak istiyorum? Şöyle benim tabii yani meseleyle biraz daha yakından ilgilenmemle alakalı biraz daha belki dinleyenlere, tabii dinleyenlerden de ilgilenenler vardır muhakkak ama daha genel anlamda bakanlar için biraz aslında daha kolay sorulardan başlamak istiyorum.
Kendi sorularımı biraz sonra saklayacağım galiba. Öncelikle Ayfazlarıyla alakalı aslında ben daha az soru bulmama rağmen kıymetli. Ayfazlarının özellikle Bazemik ayın çok anlaşılmadığını ben görüyorum. Benim için de açıklayıcı olur. Öncelikle buradan başlarsanız çok sevinirim. Öncelikle Ayfazlarından Bazemik ayın ne demek olduğu
ve haritamızda doğduğumuz anda Ayfazının hangi fazla olduğunu bizi nasıl etkilediği ile alakalı başlayabiliriz isterseniz. Peki senin Ayfazın ne? Benim yeni ay. Yeni ay, peki. Sen şimdi yeni ay bir insan olarak Bazemik’i anlamak istemeyeceğini pek zannetmiyorum ama… Hayır, aksine çok istiyorum. Sen hepsini anlamak istiyorsun. Ben Bazemik Ayfazı olan bir insanım.
Biz şimdi yıllar yıllar önce, milattan önce diyorum ben ona. Astrji öğrendiğim zaman ilk zamanlarda şimdi Bazemik Ayfazı… Tabii bütün Ayfazların üstünden geçeceğim ama Bazemik’ten başladığım için Bazemik söyle. Bazemik Ayfazı için o kadar negatif şeyler yazmışlardı ki, işte çok ağır depresyonlar geçirir, çok hayatı sorgular, hayatın en karanlık evresidir, hayatı çok anlamsız bulur, kendisi doğal bir, işte ruhsal bir tragedya içerisindedir falan diye. Ben şimdi o zamana kadar Bazemik Ayfazı olduğunu bilmiyorum tabii. Bir baktım böyle bir şey var. İnanmayacaksın okuduktan sonra depresyona geldim. Demek ki böyle olunuyor. Çünkü hani herhalde öyle olunuyor ise benim de öyle olmam gerekir gibi bir algı.
Yani her zaman tabii ki Bazemik Ayfazı olan insan daha ruhsal, daha duygusal, daha hayatı anlamlandırmaya çalışan bir enerjide oluyor ama astrojik jargonun içine dahil olduğunda zaman Bazemik Ayfazı ile ilgili hatikaten çok negatif şeyler okudum. O kadar negatif şeyler okudum ki ben kendi fazımın da öyle olduğunu fark ettiğim andan itibaren psikolojim bozuldu ve ben birden bire hayata bir depresyona falan yaşamaya başladım.
Böyle bir gittim geldim yani herhalde böyle olması gerekiyor mantığı çalıştı. Anlatabiliyor muyum? Demek ki böyle olması gerekiyorsa ben de böyle olmalıyım. O zaman demek ki hayatı anlamlandırmalıyım diye düşünerek böyle bir her şeyi böyle bir ağır yolu almaya başladım açıkçası. Baya bir zaman böyle gitti. Ondan sonra dedim ki bir dakika arkadaşım ben öyle tabii ki hayatı anlamlandırmayı seven bir insanım ama
hayattaki tek enerji de bu değil zaten gezegenlerimin yerleşimlerinin de beni itekledi bir alamayla. Ben beşinci ev insanıyım inanılmaz hareketliyim inanılmaz pozitifim. Tabii ki hayatı anlamlandırmaya da çalışıyorum ama hani kahır enerjisine çok dahil olamıyorum yani ruhumun bir tarafı olmuyor bir şekilde. Ondan sonra dedim ki acaba bu başkası çalışıyor olabilir mi yani hani ben de böyle olduğuna göre. Ama şuna kabul ediyorum ben normal değilim zaten kabul ediyorum ben normal değilim zaten de hani herhalde bir de bir anlamı vardır bana. Bu kadar da değildir. Hakikaten böyle benim bütün astrolojiye girişim herhalde ben normal değilim diye başladı gerçekten. Çünkü kare açıları ben çok güzel yaşıyorum. Karşıt açıları da kendimi ortaya koyabiliyorum.
Yani o klasik astroloji de ya da ne bileyim astroloji öğrenirken öğrendiğim jargonların içerisindeki hepsini ben başka başka yaşadım hep. Ve dedim ki yani herhalde işte bu benim uranyana sokacaklar ya hani ona bir hazırlık evresi gibi olduğunu düşünüyorum şimdi düşündüğüm zaman. Herhalde dedim benim bunları zaten böyle yaşamam gerekiyor falan. Şimdi alfazları Sevilerciğim sekiz tanedir.
Ve sekiz tane alfazı kendi içerisinde şöyle bir artı oluşturur. Bunun dört tanesi ana yön gibidir. Mesela nasıl bizim Doğu Batı Kuzey Güneyimiz var ya işte alfazları içerisinde yeni aylar ilk dördün dolu ay son dördün bu yönlere benzer. Doğu Batı Kuzey Güney gibi düşün. Sonra bir de ara yönler var işte Güney Doğu gibi Kuzey Batı gibi.
Bu dört tane ana ekstenin arkasında da dört tane ara fazlardır. İşte bunların bir tanesine hilal fazı denilir bir tanesine büyüyen ay parlayan ay fazı denilir. Bir tanesine küçülen ay kambur ay fazı denilir. Bir tanesine de balzamik ay fazı denilir. Ara fazlar yani anladınız mı? Dört ana dört ara. Toplam sekiz tane ay fazımız var.
Şimdi bu dört ana faz tabii ki ay fazı şu demektir. Güneş ve ayın birbirlerine karşı konumları astronomik olarak ve hangi ay fazında doğduysanız güneş benlik ve kimlik enerjisindedir. Ay ruh ve duygu enerjisindedir. Duygularımla benliğim kimliğim arasında nasıl bir ilişki var? Ve duygularımla benliğim yani duygularım ve ruhum mu beni yönetiyor yoksa kimliğim ve benliğim mi beni yönetiyor? Yani yönetici kim? Dimi düşün. Evet. Ve ay fazılarının enerjisinde ay her zaman güneş eril prensip, ay dişil prensip olduğunda ay güneşin ışığını alıp da yansıtan bir gök cismi olduğu için hem güneşten beslenen hem de güneşe sürekli olarak bir kafa tutan hani ben de buradayım, ben de bir şey yapıyorum diye kendini göstermeye çalışan bir enerjidedir. Ve yeni ay fazı güneşi tam anlamıyla senin fazın yani full arkasını alarak her şeyi, hayattaki her şeyin yapılabilir olduğuna inanan,
muazzam girişimcilik enerjisini de taşıyan, deneme yanılma yöntemiyle de hayatı öğrenen ve çok başlangıçlar enerjisi de çok aktif yaratan bir faz. Yeni ay fazları, ay fazları içerisinde çok sevilen, tercih edilen, insanın ruhunda bir doğal motivasyon yaratan ve benliğiyle kimliği arasında doğal bir çatışmaya gerek kalmadan kişi ruhuyla bedeniyle bir şeylerin içerisinde olabildiği,
hani yüreğini belki ortaya koyabildiği, çok samimi olduğu bir faz enerjidir. Yani kişi neyse o tür rol yapmaya gerek, duymak kendisi olduğu gibi konunun içine dahil olur. Çünkü hayatı bir tür yeni başlangıç enerjisinde alır ve bu insan ne olursa olsun pes etmez yani. Hani dönem dönem düşmeleri, kalkmaları olsa da. Okey mi yani kendi hayatından? Okey, kesinlikle okey.
Bunu söyleyebilirsin. Mesela bunun diğer ara fazı hilal fazıdır. Hilal fazı bir şeylerin çiçeklenmeye, böceklenmeye başladığı fazdır. Hilal fazında doğanlar hayatın içerisinde bazı şeyleri somut enerjilerde görmek isterler. Yani gözle gördüğü şeyin arkasından gidebilen, inandığı şeyin somut karşılığını görmek isteyen, emeklerinin karşılığını görmek isteyen faz enerjisi hilal fazıdır. Ve genelde hilal fazı çok şanslı, çok nasipli fazlardandır. Yani hilal fazı bir şeye başladığı zaman mutlaka onun karşısında bir verim enerjisini alabilme etkisinde oluyor. Ve hilal fazı hayatın içerisinde neye elini atsa ondan öyle ya da böyle bir verim, bir sonuç alabilecek de şanslı bir faz olarak kabul edilir. Genelde mesela hilal fazı sahibi olanlar hayata çok pozitif bakarlar.
Çünkü neye ellerini atsalar öyle ya da böyle orada bir karşılık alabilme duygusuyla tatmin hissi yaşayacaklardır hayat içerisinde. İlk dördün fazla sahip olanlar hayatı aileleriyle kendileri arasında bir yapılanma enerjisiyle alan insanlardır. Yani ben bir ailede doğmuştum evet.
O aileden aldığım bazı yapılar vardı, bazı bilgiler vardı, kökten elde ettiğim bazı şeyler vardı ama ben şimdi artık kendime ait bir şey kurmak istiyorum. Kendime ait bir yapı kurmak istiyorum, kendi çekirdek enerjimi kurmak istiyorum diyen fazlılık. Ve oradaki kişi ailesinden aldığı alt yapı ile tamamen kendisine ait olduğunu düşündüğü, hissettiği bir şeyi kurmaya çalışır. Yapma enerjisi çalışır orada.
Bir tür yengeç burcu sembolizması vardır. Orada hep kurmak, yapmak, korumak, sahip çıkmak, arka çıkmak gibi böyle hep sürekli sahiplenen ve bunun için emek veren bir etkiyi taşır ilk dördün fazındaki insanlar.
Parlayan Ayfazı daha çok kendisini rakip gören, kendisini en mükemmelleştirmeye çalışan, olabilecek en maksimum boyutta her şeyiyle bütün yaratıcı yetenekleriyle bütün emekleriyle ortaya en güzel şeyi çıkartmak isteyen ve hep böyle daha iyi nasıl olurum, daha mükemmel nasıl olurum diye uğraşan Ayfazıdır. Ve bu da içsel bir enerjidir.
Yani kimse ona şunu da kötü yapmışsın demese bile o kendi içinde yok ya hayır bu benim içime sinmedi deyip tekrar tekrar onu daha da iyileştirmek için uğraşan bir enerjiyi çalıştıracaktır. Dolunay Ayfazı, Güneşli Ay’ın tam karşı karşıya geldiği bir faz. Ve Dolunay Ayfazı’nda Güneşli Ay aslında birbirine kafa tutuyor.
Hem ay bir not kadar güneşten aldığı bütün enerji bir tabak gibi yansıtıyor hem de diyor ki ben de varım yani ben de senden besleniyor olabilirim ama ben de varım diyor. Dolunay Ayfazları olarak doğan insanlar genelde hayatın içerisinde ben-sen kavgası yaparlar.
Senin dediğin benim dediğim yani ruh ve duygular bir taraftadır, benlik ve kimlik bir taraftadır.Kişi kendi içerisinde bir sinkron yakalayamaz.Ya bir tarafta olur ya ruh tarafında olur ya kimlik. Benlik tarafında olur.Böyle bir kendi içinde sürekli gelgit yaşar ve kendi içinde yaşadığı bu gelgit enerjisini hep bir karşı tarafla yani bu illaki partner olmasına gerek yok ama hayatında kendisine aynalık yapabilecek bir enerjiyle sürekli bir değiş-tokuş enerji çalıştıracaktır.
O yüzden Dolunay Ayfazı sahibi olmak çok zorlu bir yaşam motivasyondur.Çünkü sürekli bir böyle bir gerilim halindedir.Ruh kendi içinde kimlikleriyle,bedeniyle ve sürekli bir sanki kendini ispatlamak enerjisindedir. Yorucudur yani açıkçası.Dolunay Ayfazı yaşayanlar genelde hep yorulurlar yani böyle kendileriyle yorulurlar öyle söyleyeyim.
Ondan sonra küçülen Ayfazı,küçülen Ayfazı enerjisi de şöyledir.Ay güneşten Dolunay eklerinden çıkmış artık böyle küçülmeye doğru gidiyor. Güneşli ay boy ölçüşlüğünde ay artık güneşli asla boy ölçüşemeyeceğini anlayıp onun göksel faktor olarak büyüklüğünü kabul ediyor.
Ve diyor ki o zaman ben bunu nasıl kullanabilirim,nasıl yönetebilirim,nasıl onun üzerinde hani el ideal,el hatim noktaya gelebilirim noktasına biraz kontrolcülük,biraz sahiplenmecelik,biraz daha olaya bir üst boyuttan bakma,bir felsefe yaparak kendini hayatın içerisinde var etme enerjisini çalıştırıyor.
Son dördün bana göre en zorlayıcı Ayfazlarından bir tanesi çünkü ayla güneşin bir ana eksemde bir gıtlaşması gene var.
Ay artık ondan sonra tamamen kapanacak ama hani kapanmadan önce duygular ve ruh ben buradayım beni görmezden gelemezsin etkisiyle güneşle bir dalaşıyor.Bu noktada da her zaman kişi hayatında diğer insanlara karşılık kendisinin yönetim enerjisinin,kontrol ve mekanizmatın,otokontrolün mutlaka hakim olma ihtiyacı ile motiv oluyor. Yani herkesi kontrol etmek,herkesi yönetmek,herkesin üzerinde bir olayları hakim olmak isteği çalıştırıyor.Bu da kişiyi bir tür kontrol,frik yapıyor,bir tür hayatın içerisinde hep her zaman hakim olmaktan kaynaklanan ilişkilerde problemler çıkartmaya sebep oluyor.
Ve o son dördünün ertesiyle ay iktidarı güneşe bırakmadığı için,yani iktidarı güneş derken burada tabi karşımızdaki kişi kimse diyeyim,onun üzerinde hep böyle benim sözüm geçsin,benim dediğim doğrudur etkisini çalıştırıyor.
Yani hakikaten söyledikleri doğru oluyor aslında ama tabi diğer insanlar onu biraz baskıcı buluyor olabilirler.O yüzden son dördünün de çok zor bir enerjidir bana göre. Biraz baskık etkisi oluyor olabilir mi? Yok oğlak etkisi oluyor orada biraz.Parlayan ayda başak etkisi vardır orada mükemmelleştirmeye çalışma enerjisi de.
Ve en gayetinde Balsami’ye geldiğimiz zaman,Balsamik için kitap yazarım yani o kadar çok seviyorum ve tanıyorum. Şöyle bir şey söyleyeceğim,Balsamik sanki bütün bu evreleri yaşamış da hani doğduğumuz andan itibaren öyle oluyoruz,sanki bütün bu evreleri yaşamışız da onların arkasından bize ne kalmış noktasında bir hayatı anlamlandırma ve tanımlama evresidir. Balsami doğan insanlar otomatikman yaşadıkları her şeyin arka planında ne olduğunu anlamaya çalışır. Bir kere yenilginin ne olduğunu bilmek,hayattaki kazanmanın da yenilginin de nasıl bir şey olduğunu demeyimlemek her iki noktada da. Her zaman kazanma hırsında olmamak ama hep de kaybetme enerjisinde de olmamak.Sadece bunları deneyim olarak almak ruha. Ve bunları aldıktan sonra da bir dakika ya ben acaba hangisinde daha çok varım ya da hangisinde daha çok yokum enerjisini çalıştırmak. Hayatı aldılamak açısından bakıldığında Balsami bir tür hayatın özetini yapmak gibidir ve her girdiğimiz işte bir Balsami ay olarak söyleyeyim,oradaki hep arka planındaki anlamını anlamadan rahat edemeyende bir enerji veriyor.
Yani yüzeysel hiçbir şeyin kesmediği ve mutlaka bir ruhsal tatmin duygusunu almak zorunda olduğum kendi adıma konuşayım,balzamiklerde eminim benim gibidir bir motivasyon var. Ve fakat şunu da asla iddia etmez yani hiçbir zaman güneşle boyu ölçüşemeyeceğini de bilir yani güneş çünkü güneş sisteminin yıldızı şimdi bir yıldızla bir uydu boyu ölçüşemez.
Yani kendi haddini bilmek aslında diyeceğim yani o koskoca evren o sistem o mekanizma içerisinde sahip olduklarıyla yetinebilmek ve onları anlamlandırdığı noktada zaman zaman hayatın içerisinde kendinden giden şeylere de razı olmak işte bu noktada sanki bir kurban psikolojiste çalışıyormuş gibi bir algı oluyor dünyasından anlamda ama aslında orada giden şey kişiden giden bir şey değil tamamen orada sistemsel olarak bir şey.
Sistemsel olarak zaten gitmesi gereken bir şey noktasında bir algı çalıştırılırsa balzamik bana göre hayatı anlamlandırmanın en güzel yollarından bir tanesi ve asıl önemlisi şu hangi ay fazında doğarsanız doğun her iki buçuk yılda bir ay progres olarak ilerlediğinde progres haritalardır. Zaten bütün ay fazlarını biz yaşarız 28 yılda bir 28 yaşında geldiyseniz sizin natal ay fazınızda zaten dönmüşsünüzdür ve natal ay fazın senin şu anda mesela yeni aysa ay fazın 36 yaşındaysan eğer sen şu anda progres de ilk dördün ay fazını yaşıyorsundur.
İlk dördün ay fazı zaten sana motivasyon olarak kafadan bir şeyleri ben de yapmalıyım bir kendi yolumu bulmalıyım kendi kendime ait olanı kurmalıyım motivasyonu çalışıyordur zaten.
Yani progres haritaları biliyorsan eğer açmak %80 %90 tabi dereceler fark edecektir ama ilk dördünü yaşıyorsundur. Dolayısıyla bir insan hayatı boyunca zaten 28 yılda bir doğduğu ay fazına geri döner.
Doğduğu ay fazına geri dönmesi için zaten o 8 tane ara fazdan geçerek döner. Yani siz hayatınızın bir döneminde mutlaka ve mutlaka 2,5-3 yılda bağlantılı bu evrenlerin hepsini teker teker yaşarsınız. 2,5-3 sene işte yeni ay yaşarsın, 2,5 sene ilk dördün yaşarsın, parlayan yaşarsın, dolunay yaşarsın, balzavik de yaşarsın. Anlatabildim mi?
Çok güzel bir açıklamaydı gerçekten. Peki hemen aklıma gelen bir soruyu soracağım. Bazı emek ay fazında doğan kişiler peki bir burcun 30 derecesinin son 10 derecesinde doğmuş kişilerdir diyebilir miyiz? Hayır.
Yani o etkiyle hayata başlıyorlar diyebilir miyiz? Hani daha eski ruhlardır vesaire gibi bazı kalıplar var ya son 10 derece içinde doğanlar için söylenen. Yani o etkiyle biraz daha hayatı daha tecrübe etmiş aslında daha önceden tecrübe etmiş de bir sağlama modeline girmiş gibi bir şey düşünebilir miyiz mesela? Şimdi burada illaki bir yakıştırma yapmamız gerekiyorsa ki bana göre gerek yok ama madem böyle bir soru sorduğuna göre demek ki kolektifte böyle bir bilgiye ihtiyaç var. Şimdi ben bir kere burçların son 10 derecelerine bayılırım. Yani sıradışı bir astrolok olmamdan da anlayabileceğiniz gibi. Çünkü neden? Burada belki dekam bilgisine girmek lazım sorduğunuz için.
Burçları klasik astroloklar 3 bölümü ayırmışlar. 0, 10, 10, 20, 20, 30 gibi. 0, 10 ben her zaman şöyle söylüyorum. 0, 10 dereceye de doğmuşsanız şimdi aya girmeyeceğim önce dereceden ve gezegenlerden gelin.
Herhangi bir güneşinizle dahil buna, herhangi bir burçun ilk 10 derecesinde doğmuşsanız eğer bana göre yeni ve bilinmeyen topraklara gitmiş mülteci gibisinizdir. Ve o mültecilik enerjisiyle siz hiç aşina olmadığınız, tanımadığınız, yepyeni bir yaşam planı içerisinde, hiç de daha yeni tanıma evresinde olursunuz hayatı ve insanları ve ne anlama geldiğini anlamaya çalışırsınız. İlk 10 derece böyledir. İkinci 10 derece yani 10 ila 20 derece arasında gezegeniniz varsa buna her şey dahil. Fendant’tan, Tuts’ta bütün gezegenlere kadar hayatın artık tam yoğrulma ve kriz devresindesinizdir ikinci 10 derece. Burada da zaten gittiğiniz yere artık bir oturmuşsunuzdur ve fakat orada bir güç elde etmeye kendinizi kabul ettirmeye çalışıyorsunuz.
Altakgever, Küllağ biraz böyle düşe kalka da bir yaşam deneyimi olurken de orayı iyice bir kontrol etmeye, orayla iyice bir harmanlanmaya gelmişsinizdir. 10 ila 20 derece arasında doğmuşsanız ve nihayetinde 20 ila 30 derece arasında doğmuşsanız siz artık orayı öğrenmişsinizdir de hani o artık arka tarafına geçmişsinizdir. Yani orada işte niyet çok önemlidir. Yani arka tarafa geçtiğiniz zaman hani bu şehrin karanlık caddelerinde dolanmak gibidir. Mafyasına da gidebilirsiniz, karanlık dünyalarına da girebilirsiniz. Efendimize söyleyeyim güç ve kontrol de olabilir size. Yani işte arka sokaklarda gezinirken bıçaklılık özürlü de bilirsiniz. Yani böyle biraz daha karanlık karanlık yerlerde dolanmaktır.
10 ile 20 ile 30 arası ve bu 20 ile 30 arası bana göre neden çok değerlidir biliyor musunuz? Ben mesela her zaman ilk 10 derece ile hayata girenlere derim ki yani burada kişi daha tanıma evresinde şimdi genel bir güven teması çalışır.
Şimdi ben seninle ilk defa tanıştım. Otomatikman bir sana güvenme duygu çalışır. Yani hani senden bir zarar görmemişimdir zaten yeni tanışmışsındır. Benim sana bir otomatikman bir kredim olur yani hani iyi bir insana da benziyorsundur. Hani bundan bana zarar gelmez falan herhalde diye düşünüyorum ilk 10 derece. Ama haritamın diğer potansiyellerinde belki de en çok zararı sen verebilirsin. O işte diğer faktörlere baldır.
Ama benim haritam 20 ile 30 arasında geldiyse sen istersen dünyanın en iyi insanı ol istersen altın kaplama ol ben direkt sana güvenmeyerek başlarım olaya. Çünkü zaten ilk 20 derecede yeter kadar güvensizlik çalışmış. Yani orada başıma gelenler gelmiştir. 20 dereceden sonra girdigim zaman derim ki bir dakika yani ben öyle hemen güvenemem sana. Yani seni sen iyi sen bile ben seni kötü alırım önce ve otomatikman bana kötülük yapabileceğini de düşünerek hareket etmeye başladım. E bu da ne yapar beni? Daha bir temkinliği yapar, daha bir güvensiz yapar, daha bir insanlara mesafeli uzak ve izole yapar. Anlatabiliyor muyum? Ama bu aslında kötü değildir.
Bu sadece ruftaki bilginin ilk 20 derece diyelim ilk 10 dereceye yeni girdim mahalleye yeni oturdum. İkinci 10 derece zaten bir dakika o mahalleyi benim kendim oralarda bir kaldım. Artık üçüncü 10 dereceye geldim mahalleyi yönetmeye çalışırım. Hatta mahallenin muhtarı olmaya çalışıyorumdur. Ne demek istediğimi anladın mı? Yani şimdi klasik asoloji anlamındaki o son 20 derecedeki dekan enerjisinden genelde statümin ya da mars’ın veriliyor olması asalet olarak işte kişinin orada yönetmek için tavga ederken birileriyle işte kim vurdu ya da gidebileceğini. Kuyutuda sıkıştırılıp başına bir şeyler gelebileceğini ama kendisi de aynı şey yapabilir. Yani ben de seni kuyutuda sıkıştırıp pırpalayabilirim. Yani kötülük yapma enerjim de çıkar.
Anlatabiliyor muyum? Yani iktidar hırsım varsa eğer yönetme hırsım varsa harita bazında bakıldığında ben de o potansiyeli çıkartabilirim. Yani orada artık kıran kırana bir savaş vardır. Şimdi bu noktada son 10 derece olanlar 20 ile 30 arasında olan insanlar hayatın biraz daha o saflık enerjisinden uzak daha böyle bir gözü kara daha savaşçı.
Daha belki kendisini hırsla iktidarlığa da gösterebilen enerjiyi çalıştırır. Ve fakat burası da aynı zamanda çok büyük bir bilginin olduğu bir yerdir. Yani aslında siz artık acemi değilsinizdir. Acemi olmadığınız için aslında oradaki niyeti sağlam kurarsanız çok da iyi olursunuz. İyi yöneticiler de buradan çıkar. Yani hakikaten orada diğer insanların her türlü zayıflığını da gören, her türlü çaresizliğinde bilen yaş, bizatihi yaşamış olan insanlar oraya gelince artık belirli bir ikizara gelince diğer insanlara büyük yardım enerjisini çalıştırabilir. İşte bu noktada o balzamik evredeki son derecelerdeki katıt o bütün her şeyi yaşayan ruhun kendisi gibi birçok şey yaşamış diğer ruhlara yardım etmesi, belki empati yapması, belki de onlar için kendisini feda edebilmesi enerjisini çalıştırıyor.
Ne demek istediğimi anlatabiliyor muyum? Mesela bir balzamik ay olarak ben kolektife sınırsız bir şeyleri vermeyi çalışan bir enerjiyi aktif ediyorum. Neden bunu yapıyorum sence? Çünkü ben astrojiyi öğrenirken çok bunun sıkıntısını çektim hakikaten. Yani bütün kaynakları tekerteki başak telviyümü olduğum için de böyle bir üncüne kadar, detayına kadar gidip öğrenmek ihtiyacı duydum. Ve o kadar uzun sürdü ki yani benim bazı şeyleri kendi içimde astrojik olarak oturtmak. Şimdi mesela tam bir balzamik ay çalıştırıyorum ve benim gibi astrojiyi yıllar sonra anlamak değil, hani daha bu işin başında yeni başlayan insanı böyle böyle hap bildiği verip ağzına yutturan olmak istiyorum ki o kadar zaman kaybetmesin diye. İşte bu da benim için aslında aynı şey. Yani 20 ile 30 arasındaki dereceyi çalıştırıyor gibiyim aslında. Bir tür kendi emeklerimi kolektite laps diye veriyorum. Neden bunu veriyorum? Kurban psikolojisi olduğundan değil işte empati yapıyor olduğum için. Ne kadar aslında bilgiye ihtiyacınız olduğunu biliyorum. Çünkü onları deneyerek geldim ben. O bilgiye ihtiyacı olan insanın cevap bulamadığı zaman birilerinden cevap ihtiyacının ne kadar çok olduğunu da biliyorum ve mümkün olduğum kadar cevaplamaya çalışıyorum. Çünkü bunu yaşayan bir insan olarak ama ben bunu çok daha karanlıkla çalıştırabilirim. Ne demek istediğimi anlatabilir miyim? Bu niyetle alakalıdır. Tabii ki. Ve Kurtuluş’un tek başına olmadığının farkındasınız. En güzeli de bu zaten.
Çok şükür. Zaten var ya sana bir şey söyleyeyim mi? Çok samimiyim. Balzamik işte böyle. Eğer Kurtuluş’un tek başına olduğunu keşfetseydim ben zaten yoktum yani. Çekilmiştim yani. Baktım o iş öyle değil. Allah kahretsin dedim döndüm geri. Çünkü gidilmiyor. Yani gidilecekse olsaydı ben giderdim yani Balzamik ay olarak burada benim.
Ne işim var zaten? Uzaylı gibi hissediyorum kendimi. Burada durmazdım bir dakika bile. Ama işte Balzamik olduğu için dediler ki bana yok şekerim sen öyle nereye dediler dön git tıpış tıpış geri döndüm. Tekrar dedim insanlığa hadi şekerim beraber gitmemiz gerekiyor. Yani bu bir kurban temasıdır ama bak mesela sizi bırakıp gidemiyorum. Yani gitmek istemiyorum yani. Gidemediğimden değil vallahi gitmek istiyorum. Ama gidemiyorum işte bu böyle bir şey. O yüzden kolektisiye ne kadar çok bu tarafa çekersen yukarıları ikna edeceğim inşallah. Hep birlikte hep birlikte. Elini tutuşarak gitmek zorundayım. Hep birlikte gidiyor. Bakmayacağım bu kadar yürüv oldu. Hadi artık biz gidelim buradan falan diyeceğim. Aslında burada bir ak niyet varsa budur yani anlatabiliyor muyum ne demek istediğimi. Bu çok açık yüreklikle söylediğim bir şey. Hadi enerjisi böyle çalışıyor işte Balzamik bu böyle bir şey.
Diğerleri için kendini tekrar geri indirip mesela toplamaya çalışıyorum. Balzamik bu. Başkası için bir şey yapmak. Sizin de kısmetinize bu düşmüş ne diyelim. Özellikle beni diktatör yapmamışlar. Vallahi düşünüyorum da beni niye diktatör yapmadıklarını düşünüyorum yani. Çok fena bir diktatör olurdum herhalde. O yüzden Balzamik yaptı. Ben hep şunu söylüyorum. Aysaz’ı içsel motivasyondur. Bir insan hangi fazla doğduysa onu hayata geçirmek zorundadır. Orada o ruhun ona ihtiyacı vardır. Mesela bir insan diktatörse hakikaten diktatörlük enerjisi eksikti. Onu tamamlamak için öyle doğmuştur.
Balzamik Aysaz’ı da şudur yani hayattaki her varlığa empati çalıştırmak mecburiyetimiz var bizim. Bu gerçekten çok enteresan. Çok ağırıza, çok acıklı da olabiliyor. Yani uçan kuşun kanadındaki acıyı hissedecek kadar empati çalıştırma enerjisi gerektiriyor. E buna da ruh lazım yani mangal kadar. Çünkü çok fazla insanı görüyorsunuz. Ulaşabildiğiniz var, ulaşamadığınız var.
Yani insan tabii doğal olarak sadece kendi hayatın için değil diğer insanlar için de gerçekten ciddi, üzülebiliyor yani. Doğru söylüyorsunuz ben. Bununla ilgili aslında hayvanların gerçekten, insanlar için o kadar değil belki ama hayvanlar için gerçekten balzamik olmamama rağmen müthiş bir acı duyuyorum, müthiş açlıklar duyuyorum, müthiş üşümeler duyuyorum. Bunu ruhumun derinliklerinde hissediyorum gerçekten ama insanları fazla acımıyorum. İnsanları acıyım. Badağ ben de tam tersi. Ben şimdi şöyle yani hayvanlarla çok enteresan bir ilişkimiz var. Hayvanların dilinden anladığım bir hissiyatı var. Ben de onlarla bakışarak anlaşabiliriz yani. Mesela ben ormana gidip beni kurtlar yemez yani o kadar eminim çünkü. O kadar eminim yani. Beni yiyip yapacaklar falan noktasındayım.
İstiyorlarsa yiyebilirler noktası. Ama ne güzel. Simma ya, avatar. Avatar da şöyle bir söz var. Özür dilerim Kesim. Ben seni görüyorum deyip öldürüyor mesela doğadaki canlıyı. Yani o canlının gerçekten ormanda ruhunu gördüğünüze eminseniz zaten o da sizin ruhunuzu görüyor. Ve zaten kötü bir şey yapmayacağınızı ve yapmaması gerektiğini de biliyor. O bütünlüğü sağlamak, ruh da o bütünlüğe erişmek gerçekten çok özel hissettiren bir duygu.
R.M. Gede nasıl net dinliyorum. Ben mesela hep şunu söylerim. Hayvan sevgisi bilmeyen insan insan sevemez. Hayvan sevgisini mutlaka her ruhun tatması lazım. Hayvanlarla iletişim kurabiliriz biz. Gerçekten kurabiliriz. Yani kuramayacağımız hayvanlar gerçekten yok. Eğer siz isterseniz hangi hayvan olursa olsun iletişim kurabiliriz. O gözlerine bakmak yeterli oluyor.
Ama şunu da çok net söyleyebilirim. Benim insana merhametim çok daha fazla. Bu herhalde gene bir bazlamak enerjisi. Neden diye de düşünebilirsin. Çünkü insan formun o bütün işte ay fazlanın hepsini sanki yaşamışım gibi bir ruh bilgisiyle doğmuş olduğum için. Orada hani yeni hevesli hayata girenler, hayatta kendini bir yere getirmek için canını dışına takarak uğraşanlar,
sürekli ilişkilerde gerilim yaşayan ve o gerilimi anlamlandıramayan insanlar ya da o diğer insanlara ektidarı verip de arka planda aslında egosunu geri çekmek zorunda kalan enerjilerde. İnsanlar aslında ne kadar sıkıntı çektikleri hissiyatı bana inanılmaz gelir. Ben hiç hastanelere gidemem. Hatta çok enteresan bir şeyden söyleyeceğim. Mesela kızım hastalandığından onun babasıyla hastaneye gönderirdim. Neden?
Çünkü ben hastaneye gittiğimde paratoner gibi inanmayacaksın ve otomatikman herkesin hastalığını hissedebiliyorum. Allah Allah. Ben o kadar yani gidemiyorum gerçekten. Çünkü 20’den 20’den bu çok oldu. Yani nasıl anlatacağım bilmiyorum. Belki bu yine bir medyumik kanal çalıştı. Kimin nesi olduğunu, kimin belki ne kadar ömrü kaldığını geliyor bana. Ve ben onunla yaşayamıyorum. Çok kötü bir şey. Çocuğuma hiç hastaneye götürmedim. Hayatımda da çok az hastaneye giderim. Çok ciddi bir ameliyat falan olmadığı sürece. Çünkü çok hissediyorum. İşte o kıyamamak enerjisi. İnsana kıyamamak enerjisi. Mesela hayvanların doğa içerisinde, belgesellerde öyle birbirlerini yiyemelerini falan beni hiç etkilemez. Yani işte kaplanlar geyikleri avlıyorlar yiyorlar falan. Hiç orada üzülmem. Hani onu doğal bir akış olarak alırım. Ama insanlarla alakalı haberleri asla seyredemem. Dayanamam çünkü. Yani ben de tam tercih düşünüyorum. İnsan kendine verilen erkiler gereği düşünebilen, kendini bir adım öteye götürebilen, yani nereden zarar gelip nereden gelmeyeceğine az çok tahlil, tahayyül edebilen varlıkları olduğu için yani bir noktada saplanıp kalmak evet yine belki ruhun tekamülü gereği bunu yaşıyor deneyimliyor olabiliriz. Ama bir şeyin hani o görünen köy oradaysa ve o görünen köye gitmemek gerekiyorsa da bazen gitmemeyi de tercih edebiliriz.
Tercihlerimizin bizi aslında gitmememiz gereken yollara soktuğunu gördüğüm için biraz daha insanlara böyle bir mesafem var. Üzülmek anlamında öyle söyleyeyim. Üzülmek yani belki şöyle şimdi bazen hayatın içerisinde bazı insanlar için bu geçerli, herkese için geçerli değil ama bazen bazı insanların bir şeydeki bildiği tam olarak ruhu alabilmeleri için onu yaşam deneyimine mutlaka çekmeleri gerekiyor.
Bu hatta Jung şöyle der, kolektik bilinçaltında, bazı insanların anlaması için duvara toslaması gerekiyorsa bırak toslasın. Çünkü toslamadan anlamayacak. Şimdi burada o toslayan insana tabi ki bir acıma ya da merheme çalıştırmak zorunda değiliz. Ama onun oradaki ihtiyacını anlamak bile çok önemlidir. Çünkü onun bir öğrenme biçimi vardır ve her insanın öğrenme biçimi çok ayrı.
Ve aslında insanların farklı farklı öğrenme biçimlerinin olması hani onların aslında ruhta farklı olduklarını göstermiyor. Mesela insanlar akıl çalıştırmak çok zor bir şeydir. Mesela çoğu zaman benim evde köpeğim var biliyorsun, karamel hep de resimlerini koyarım. Hep bakarım hayvana sadece dürtü çalıştırıyor biliyor musun? Akıl çalıştırmadığı için sorumluluğu yok. Ama akıl çalıştıran insanın gerçekten sorumluluğu var. Çünkü o verilen aklın hani ilahi plan tarafından bize bir akıl verilmiş ya, o verilen aklın karşılığını soruyorlar bize. Sen o akılla ne yaptın diyorlar. Ama bir hayvana akıl vermediği için, otomatikman dürtü verdiği için o ne yaparsa yaptın zaten ondan herhangi bir beklenti ya da bir şey olmuyor. Ama akıl çok enteresan bir şeydir.
Yani insan o aklın iyi mi kötü mü olduğunu anlayabilmek için zaten deneme yanılma yöntemine girmek zorunda kalıyor mecburen. Ve her seferinde de doğruyu tutturamayabiliyorsun yani. O yüzden orada mesela bu ilk defa yemek yapan bir insanın pat diye en mükemmel şekilde yemeği yapması mümkün olabilir mi hiç yakmadan yemeğe?
Yani böyle bir şey mümkün olamadığı için de akıl enerjisi de hayatın içerisinde muhatap olduğu konularla önce bir zararlar görerek bir şeyleri deneyimliyor. Ondan sonra zarar gördüğü zaman da öğrene öğrene gidiyor ve ondan sonra zaten akıllı olmanın ne demek olduğunu öğreniyor. Bazı insanlar çok, o da bir yaşam deneyimi, mesela ne kadar çok benzer deneyimler yaşarlarsa yaşasınlar belirli bir noktada sabit kalıyorlar.
Aynı hataları aynı hataları ve aynı hataları tekrarlıyorlar. Mesela bu da çok enteresan bir faktördür. Orada da bir daha tiz, sistemsel olarak bir müdahale vardır kişinin maksimum hataya yani bir şeyi en ucuyla öğretmek gibi anlatmak istediği bir şey.
Böyle bir şey yani dejenerasyonu en üst seviye de karşı tarafa veriyorlar ki öyle bir akıllar, topu çok şiddetli yere attığında çok sert çarpar ve çok yükselir ya işte o insanlar çok şiddetli yere çarpıp sonrasında çok yükselebiliyorlar. O yüzden defalarca ve defalarca aşağı doğru düşüp sonra çok büyük bir inme kazanabiliyorlar. O da onlara ait bir yaşam deneyimi oluyor.
Ama zor tabii ki yani burada iyi ya da kötü yok. Ruhunu kaldırabileceği ya da kaldıramayacağı deneyimler var. Aynen öyle sanırım ben de böyle bir yaşam deneyiminden geçiyorum. Gerçekten çok zor. Tam yeri gelmişken aslında geçen bu kartları açarken de çıkmıştı satürn dönüşü meselesi.
Şimdi biraz açılara girmek istiyorum müsaadenizle Ayfazlar’ımdan ve kısa sohbetimizden sonra sormak istediğim bazı sorular var açılarla ilgili. Şimdi satürn dönüşü özellikle yani döngülerini biliyoruz, sürelerini biliyoruz ama bize nasıl yaşam deneyimleri veriyor ki işte biraz önce bahsettiğiniz gibi aslında. Nasıl bir sistemi çalıştırıyor ki aynı deneyimi defalarca ve defalarca ve defalarca yaşatıp aslında her seferinde daha büyük dersler almamıza yön verebilmek için bunu yapıp ama bir noktada ya ben bu dersi aldım tamam artık yeter. Yani onun bir türlü yetmemesinin ne gibi bir açısal forma oturtabilmemiz gerekir mesela. Sürekli örneğin plütonlama açıdadır ya da sürekli bir mars açısını alıyordur ya da yani retro değildir natal haritada ama transiteratada ne tür açılar alıyordur ki sürekli aynı deneyime maruz bırakıyordur. Şimdi burada öncelikli olarak satürn hangi evde olduğuna bağlı olarak bu konuyu konuşmak gerekir. Çünkü satürn hangi evdeyse orada bulunduğu ev neredeyse sizin sınav konularınız hep oradan gelecektir. Evin topladığınız çıkarttığınız zaten 5-6 tane bir anlamı vardır yani hangi ev olsa bile 5-6 tane anlam çizebilirsiniz bir ev için. Şimdi ama her seferinde aynısı olmaz o ev konuları içerisindeki aynı şey olur.
Mesela örneğin para evindeyse para evinde bir seferde iflas edersiniz, ikinci seferde kredi çekersiniz, ikinci seferde yatırım yaparsınız, dördüncü seferde parayı birine verirsiniz, beşinci seferde parayı aileye kullanırsınız. Her seferinde parayla ilgili bir soru yaşarsınız ama senaryolar her seferinde farklı olur. Ne demek istediğimi anlatabiliyor muyum?
Satürn’ün ikinci evde, satürn bizim haritamızdaki ev enerjisi bizim bir şeyi yönetmemizi istiyorlar olarak algılayın. Hangi evdeyse, hangi burçta ise orada sizin bir şekilde yönetim enerjisine geçmeniz gerekiyor. Ama bir şey yönetim enerjisine geçebilmek için ofis boyluktan başlatıyorlar. Satürn öyle başlatır olayı. Evinize ve burcuna bağlı olarak öğrenmeniz gereken konu şudur.
Yaşam deneyimin içerisinde o konuda ofis boyluktan başlayacaksınız, siyoluya kadar çıkacaksınız. Ofis boyluktan siyoluya kadar çıkan evre de satürn döngüleri bizim, o satürn’ün döngüsü de aynı ay döngüsü gibidir, 28-29.5 yıl da olur yani 30 yıl da biz buna biz ortalamada. Klasik astroloklar hayatı üç evreye ayırmışlardır. 30-60-90 gibi düşün.
Yani 28-56 ve 30 daha 28’den topladığınızda kaçsa. Şimdi buradaki konu şudur. İlk 28’lik evre de, ilk satürn döngüsü evresinde kişi, gençlik ve erişkinlik evresinde, yetişkinlik evresindedir. Orası işte ruhun deli çağdır. Orada daha çok deneme yanılma yöntemlerinin olduğu çağdır. Yani ofis boyluktan işte şu bir elemanlığı gibi düşünebilirsin.
Hayatın içerisinden hep o ev konusu içerisinin neyse ve üstelik satürn de 28 yıllık döngü içerisinde her 7 yılda bir açı yapar. Yani kavuşumuna başlar olay. İlk 7 yıl ilk 4’ün gibidir. 14 yıl dolu ay gibidir. 21 yıl son 4’ün gibidir. Ve 28 yıl da tekrar başladığı yere döner. Yani biz 28 yaşından itibaren 30’lu yaşlara kadar satürn dönüşü dediğimiz
o ilk evrey yaşarızda, ilk satürn dönüşünde bize hayat bütün çıplaklığıyla, bütün gerçekliğiyle kendisini ağır bir şekilde önümüze koyar ve 28 yaşına gelmiş olan, yani satürn dönüşünü tamamlamış olan insan şöyle bir hayat ona biraz ağır gelir. Çünkü artık çocuk değildir, genç değildir, ergen değildir.
Tam bir yetişkinliğin ne demek olduğunu, sorumluluğun ne demek olduğunu öğrenme evretinedir. Ve zaten 28 yaşına geldim, ben hep şöyle söyleyeyim, zaten ilk satırın dönüşünü yaşamamış insanı bırakın. Kendi haline o gezsin, dolaşsın dedim. Çünkü o bir dolaşsındır yani, o bir deneme yanılma yöntemidir. Çünkü serbestdir orada onun yapacağı her şey. Her türlü yanılması da serbestdir. Yanlış kararlar vermesi de serbestdir. Yani orada bir düşük kalkması gerekir çünkü deneyim olarak. Ondan sonra ikinci satürn döngüsü başlar. İkinci satürn döngüsü işte ondan sonra 56 yaşına kadar olan devredir ki orası aslında bütün sınavların olduğu devredir ve 28-30 yıl sürüyor. Ve şunu sakın unutmayın, bir ruhun artık çocuk olmayıp, genç olmayıp belirli bir şekilde sorumluluğu alması ve o sorumlulukla da bağlantılı olarak sınanması evresidir.
Yani işte satürn ikinci evde ise, boğa borcundaysa senin envvai çeşit parasal konularla ilgili sınavın var demektir. Yani parasal konulardaki sınav hiç bitmez gibi düşün. Neden? Konu çünkü para değil, parayı yönetmekle alakalıdır. Azken az para yönetmek, çokken çok para yönetmek, iklat etmek, rengin olmak, arada işte parayı başkası için vermek, kendisi için kullanmak. Yani maddi planında neyse konu, bu üçüncü evde olabilir, ilişkiler kardeşler ilişkisi de olabilir, dördüncü ev ebeveynler de olabilir, beşinci ev çocuklar veya işte ilişkilerle ilgili olabilir, altıncı ev sağlık sorunları veya işte çalışma yöntemleri, neyse konu 56 yaşına kadar sizi CEO yaparlar. Ama o 56 yaşına kadar CEO içerisinde gene 7-14-21’li yıllara denk gelen enerjilerde mutlaka çok sağlam sınavlara sokar orada satün. Ve orada hep kararlar verdim ve insanın satünle ilgili en önemli konusuştur. Satün bize hep seçim yaptıracak konuları ortaya sürer. Yani öyle bir noktaya getirir ki burada ne seçiyorsun, hani neyi seçiyorsun daha doğrusu? Ve insanın oradaki seçimi aslında onun sınavını anlatır. Biz hayatımız içerisinde defalarca ve defalarca satünle deneyimlendiğimizde
her seferinde yanlış seçimler yaparak doğru seçim yapmayı öğreniriz. Ve o yüzden o aynı şirket içerisinde office boyluktan CEO gelene kadar en vahiy çeşit insanı hayatımızda getirir. Ve her kademede ayrı boyutta ve her üst kademe biraz kademeden daha zordur.
Yani office boyun muhatap olduğu insan portföyüyle şirket CEO’sunun muhatap olduğu insan portföyü biri olabilir mi? Ama hiç fark etmez aslında orada. O aralıkta o çok geniş bir yel parçadadır. Ve o satün orada bize bir davranış kalıbını tam olarak oturtmak zorundadır aslında. Ve ben hep mesela satün için şu örneği veririm.
Hani Kara Tekit filmini herkes hatırlar orada bir çocuk vardı. İşte o ustası ona sürekli böyle cam sildiriyordu böyle hep cam siliyordu. Aslında orada cam siliyormuş gibi görünüyordu ama anladın mı? Aslında orada bir refleks haline geliyordu bazı şeyler. Böyle hani elini kolunu böyle tutmadı. Dışarıdan cam siliyormuş gibi görünüyor ama arka planda eller sürekli böyle böyle oluyor olması. Onun bir refleks geliştiriyor olmasıydı.
İşte satün bizden bazı davranışları refleks haline getirecek kadar çok aynı konuda deneyimlenmemizi istiyor. Anlatabildim mi acaba? Harika, yine çok güzel bir açıklamaydı gerçekten. Sorularından bir iki tanesine bakmak istiyorum kısaca. Şimdi açılar dedik. Açıların tamamını sormayacağım size muhakkak. Fakat merak ettiğim…
Şimdi yok denen bir açı var. Tanrı’nın parmağı. Evet. Ben bunu uzun süre seçilmiş insan mı acaba bu yodu olan kişiler gibi düşündüm. Sonra yani ne için seçilmiş olaki hepimiz bir şey değil mi?
Yani bir tane bir şey seçildik aslında. Kanatına vardıktan sonra yani bu açık alabının gerçekten önemli bir şeye işaret edip etmediğini de bir taraftan merak ediyorum hala. Yani özellikle Apex’te kalan gezegenin özellikle de Kuzey Ay düğümüyle bir kavuşum yaşıyorsa o Apex’in bir anlamı var mıdır gerçekten? Tabii ki var.
Şimdi konuyu şöyle anlatalım. Yod açık alabı. Şimdi sen diyelim ki Somali’de doğdun. Ama Somali’de kalmaman gerekiyor. Ama sen Somali’de kalmak istiyorsun. Neyse. Somali’de doğdun seni örnekçide İngiltere’ye götürecekler. Bir kere otomatikman seni senden bağımsız. Çünkü yod da şu demektir.
150’lik açılar iki tane 150’lik açı birleşmiş demektir. İki tane 150’lik açı karşı tarafta birleştiğinde orada kendi aralarında bir 60’lık enerjiyle çalıştırırlar. 30’luk ve 60’lık enerji. Şimdi çünkü orada envai çeşit yod oluşturulabilir. Ben bulunduğum yerde tutulamıyorum. Artı gitmek zorunda olduğum yere de uyum sağlayamıyorum. Yani Somali’de doğmuşum. Afrika’nın köyünde bir çocuğum belki.
Hayvanlarla haşır neşir olmayı seviyorum. Beni tutuyorlar İngiliz sarayına götürüyorlar. Beni orada hani kuralların dibine sokuyorlar. Şimdi o kadar bana uygun bir yer değil ki gittiğim yer. Ben hani özgür doğada hayvanlarla iç içe olan bir tür parzlan enerjisiyle yarı çıplak dolaşan bir insanken tutuyorum. Böyle pudralı peruklu uşakların arasında asker gibi durup işte kraliçe hizmet eden bir şey oluyorum mesela. Şimdi bu benim yaşam senaryomda doğduğum enerjiyle öldüğüm enerji arasındaki geçiştir. Ve orada sistem benim yoluma hep beni gitmem gereken yola götürecek insanları hayatıma sokar ve ben onları kendi idealimden, kendi fikrimden, kendi hayalimden bağımsız bir şekilde sanki itekleniyormuş gibi arkadan o gitmem gereken yola doğru sokunurum.
İşte bu Tanrı’nın parmağı denilen olay şudur. Kişi orada kendisinin yaratılış doğasından da bağımsız ama bir tür misyonla da doğmuş olan bir etkiledi. Ve kendisi her ne kadar doğasına ters bir durumda olsa bile gittikçe gittikçe diğer enerjiye uyum sağlamayı öğrenmek zorundadır. Başladığımız enerjiden, bitirdiğimiz enerji arasında çok büyük bir fark olmalı. Yolun açık halıbındaki konu şudur. Hayatın kontrolü kişinin kesinlikle elinde değildir. Yani direksiyonu ona vermezler. Çünkü o direksiyonda olmak için doğmamıştır. O bizatihi bir yerden alınıp başka bir yere götürülmek için doğmuştur.
Ve o süre içerisinde kendisi bile farkında olmadan kendi aleyhine şeyler yapar. Yani kendi kendini balkalayan enerjiler başka bir şey isterken tamamen başka bir şey yapar ve kendisi bile niye ben bunu yaptım acaba diye oturur sorgular. Halbuki böyle bir şeyde yapacak bir şey yok. Sadece bulunduğunuz yere uyumlanabilme özelliğini aktif etmeniz gerek. Aktif edilmesi gerekiyor. Ne demek istediğimi anlatabildim mi acaba?
Evet, evet. Yolun açık halıbı şudur arkadaşlar. İlahi sistem sizin için görev başındadır. Orada kendinizi belirli bir kalıbın içerisinde ya da belirli standartlar içinde tutmaya uğraşmayın. Hiç gerek yok. Orada uyumlanmanız gerekiyor. Ve uyumlanma enerjisini sistem sınırınıza bir tür mecburiyetler şeklinde getiriyor. Hatta ben 150’lik açık halıblarına her zaman derim. Yani aversion açık halıbı görmeden, farkında olmadan o kanala giriyor. Ve o kanalı bitirdikten sonra bambaşka bir şey olup çıkıyorsunuz. Bu da aslında bir tür sistemin bizim adımızda bir şeyler yapması demektir. Orada bir tür otomatik şuur çalışır. Otomatik şuur bizi olmamız gereken insan haline götür. İlahi yardım gibi de düşünebilirsiniz bazı durumlarda. Ama ruhun bulunmak istediği yere ters olduğu için genelde bir memnuniyetsizlik de olur. Keyifsizlik de olur ama eninde sonunda doğru yerdeyizdir diyeceğim. Oraya gidersiniz. Elinizde olmadan oraya gidersiniz. Seviler bir şey söyleyeceğim. Sana da Seviler demek ki çok garip geliyor ama. 30 saniyemiz kaldı biliyor musun? Gerçekten mi? Eyvah. Evet. O kadar çok sorun var ki hâlâ. Ve haftaya bak haftaya seninle devam edelim. Anlaştık. Çünkü bu konu tek seferde bitecek bir konu değil. Bu birinci bölüm gibi olsun. Çünkü biliyorum bir sürü sorun var. Ve bir sohbet ederek de gidiyoruz olduğumuz için aslında soru cevabının dışında şeyler de konuşuyoruz. O yüzden şimdiden de duyurusunu yapmış olalım. Haftaya sen yine hazır olmuş ol. Tamam. Bu konuları tamamlayalım. Çünkü başladık bir zaman bitti yani. Haftaya kaldığımız yerden devam edelim. Tek seferde halledilecek bir konu değil.
Son bir soru hakkın var mı? Hemen kapatıyor muyuz? 5, 4, 3…
Anladım.