Ekonomi için sihirli formül var mı? | Dr. Vedat Milor

Ekonomi için sihirli formül var mı? | Dr. Vedat Milor videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=2O6eGCs7lxU. Tek bir tek… Tek bir tek… Tek bir tek… İyi akşamlar, değerli izleyenler. Tek bir tek bilime hoş geldiniz. Bu akşam çok değişik bir konumumuz var. En azından sizin açınızdan değişik bilim konuşacağız dedik. Vedat Milor dedik….

Ekonomi için sihirli formül var mı? | Dr. Vedat Milor

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=2O6eGCs7lxU.

Tek bir tek… Tek bir tek… Tek bir tek… İyi akşamlar, değerli izleyenler. Tek bir tek bilime hoş geldiniz. Bu akşam çok değişik bir konumumuz var. En azından sizin açınızdan değişik bilim konuşacağız dedik.
Vedat Milor dedik. Tabii herkes zannetti ki yemek konuşacağız ama… Sürprizimiz var, yemek konuşmayacağız. Vedat Milor burada olunca yemekten bahsetmeden tabii ki olmaz ama… Vedat Milor ile ekonomi konuşacağız. Bu akşam benim çok sevgili abim, dostum, büyüğüm… Vedat abi hoş geldin. Hoş bulduk. Çok teşekkürler davet ettiğiniz için. Ne demek. Büyük bir mutlulukla, büyük bir sevinçle davet ettik. Daha doğrusu davetimizi kabul etmen bizi çok sevindirir. Çünkü Türkiye’de az bulunuyorsun.
Az bulunduğun zamanlarda genellikle bir işlerle meşgul oluyorsun. Ve gel dediğimiz zaman da şey oluyor… Fatih şu saatte buradayım, şu gün buradayım oluyor. Bu sefer denk geldi. Çok mutluyuz. Uzun bir yemek gezisinden geldin gibi hissediyorum. Sosyal medyadan takip ettiğin kadar eğlenceli. Valla tabiri ama neyle? İpimizi kopardık. Çok iyi yapmışsın. Covid’de çok canımız sıkılmıştı. Bir de Atlantadaydın. Evet. Orada iki misli canın sıkılıyor.
Zaten 8. bir şehir, bir de var. Evet. Hiç çekilmedi. Ondan sonra o yüzden bütün özlediğim yerlere çoğuna gittik. İspanyol’da gittim. İtalya’ya gittim. Fransa’ya gittim. İspanya mutfağına özel bir merham var galiba. İspanyol’da malzeme çok iyi. Özellikle deniz ürünleri, kabuklular çok hoşuma gidiyor. Ve de şey de çok seviyorum kış mevsiminde avetlerini. İspanyol’da bunların çok iyisi bulunuyor. Çok tazisi. Özellikle Kuzey İspanya’da. Güney’de de bulunuyor aslında bazı yerlerde. Yani iyi şeyler orada da var. Ama yerini bilmek lazım. Nereye gideceğini bilmek lazım. Mesela dünyanın en lezzetli karedeslerini buluyorum bazen. Kürsül Kerivit buluyorum. Güney’de? Güney’de. Özellikle Andalusya’da. Belli yerler var. Oradaki o küçük minik karedesler. Ufak sübyeler, ufak kalamalar. Harika. Harika ama.
Çok şey yani. Oralara da gittik. Ve tatmin şimdi artık bir şey zamanı. Son Galizya’dan fotoğraflarını gördün mü? Evet. En son doğru. Galizya’daydık. Galizya’ydık. Bakıp yalandık sürekli. Gerçi ben de oraları yakın bir yerdeydim ama oralara gelemedim ne yazık ki. Büyük bir keyifle takip ediyoruz yeme içme sirvenlerini. Bir şey soracağım. Şimdi ekonomiye geçeceğiz. Örgüsü senin kitabın arasındaki.
Sen yazdığında moda olmayan bir konu. Bu tezi yazdığında moda olmayan bir konu. Bugün çok moda oldu ve herkes bunu tanışmaya başladı. Tekrar o konuya geleceğiz ama. Şu yemek işinden birazcık daha gitmek istiyorum. Niye? Çünkü sen de yemek seviyorsun. Ben de yemek seviyorum. En sevdiğin mutfak neresi? Hakikaten İspanya mı yoksa her yerin başka özelliği var mı? Nereyi daha çok seviyorsun? Bence şu anda dünyada el öne çıkan iki mutfak.
Gerek malzeme kalitesi olarak. Gerekte nasıl işledikleri malzemeyi, çeşitliliği. Biri Avrupa’da İspanya. Avrupa dışında da Japonya. Peri modası var böyle son yıllarda. Yani o kadar sanmıyorum. Çevice dışında şey yapmak. Yok yok. Peri mutfağının çok önde olduğunu tahmin etmiyorum. Modası var çünkü. Çevice yapmak kolay. Herkes yapıyor.
Ama Japonların deniz ürünlerine yaklaşımı, bilgisi, işleyişi. O konunun profesörleri hakketen detaylar önemli zaten. Bence o düzeyde yani… Japonya’da biliyorsun Fransa ile birebir eşit sayıda üç Mişlin yıldızlı lokanta var. Doğru. Gerçi ben Mişlin’e çok önemli. Ayrı bir konu. Onu iftihar konuşmak lazım ama… Zaten çok Fransız Japonya’ya gitti. Çok Japon Fransa’ya geldi. Nobel Prize zamanında. Mutfak konusunda da hayat doğulu gibi. Karşılıklı dölleme çok önemli. Bizim mi başkasın mı? Önemli olan tabii ki ilham alırsın. Karşılıklı etkileşeceğim. Dölleme diyorum ben ona. Alıp kendini uydurmak ve bir tık öteye götürmek mutfağını.
Ve bunu hem Japonya hem Fransa iyi yapıyor aslında. Japonya konusunda sana yüzde yüz katılıyorum. Hakikaten çok acayip bir mutfak. İskandya mutfaklarının da böyle bir yükseğeşi var son yıllarda. Oraya da gittim. Hem Copenhagen’a gittim hem de Stockholm’a. Bence daha çok, özden çok sunum. Aslında mutfakları zengin değil. Az malzeme var. Çok iyi satıyorlar. Çok iyi pazarlıyorlar.
Nefis sunumlar böyle. Tabağ gibi. Olağanüstü sunumlar. Ama çoğu yemekleri mutfakta yemek pişmiyor. Çoğu böyle test mutfaktan hazırlanıyor. Son anda bir yere getiriliyor. Dekoratörler, dekoratörler. Sende bir kere yersin. İki kere yemeye söyle. Ama sonra aklın ne kaldı dersen lezzet açısından, malzeme açısından bence daha çok pazarlamanın başarısı yani. Şıklığı, sunumu kalıyor. Çok katılıyorum. İki kitabından bahsedemeyi göstereceğim.
Bir tanesi daha önceki piyasaya verilen ve bildiğim kadar bayağı da satan kitabın. Sana da söyledim. O kitabın ön sözünü çok sevdim. Ön söz bayağı ders gibi. Çok etkileyici bir ön sözü. Ne anlatıyorsun bu kitapta? Niye yazdın bu kitabı? Bu kitabı şimdi de yazdım. Bu kuru ikenleri daha önce İlber Hoca ile çıkardım. Bir nevi bu söyleşi, yani vedatikleri tanıtmak kimdir nedir? Çeşit konularda düşüncelerim nedir hayat konusunda? Bazı sorular soracağız dediler. Şey yapabilir misin? Gençlere de ışık falan. Kimseye verecek hani ne derler ne yaparlar. Merem olsa kedilerse. Benim öyle büyük bir, büyük hoca gibi bir hayat tecrübem yok zaten. Sevmem de hiç öğüt vermiyor. Ben kendi yaşadığım ikilemleri anlatabilirim. Kendi sorunlarımı anlatabilirim.
Çünkü kolay cevabı yok. Bir çok zamanda pişman olmuşumdur bazen kararlar. Verdim kararlar. Çok da şeyimizin tuttuğu, dalga boyutumuz tuttuğu genç bir arkadaş buldum. Bu Nur Hakkı. Dost olmuşsunuz. Evet olduk. Konuşan konuşan birimiz daha iyi tanıdık. Onun da çok önemli şeyleri var. Kitaba katkıları var çünkü çok güzel sorular sordu. Böylece nevi şahsına münaseb.
Birçok konuya değinen ve orada yani benim tek söyleyebileceğim iddialı bir şey yaparsam. Ne düşünüyorsam onu söyledim. Söyledikler düşünüyorum düşündüklerini de söyledim. Bu kitapta beni etkileniş oldu. Dediğin çok doğru. Ben Türkiye’de iki tane böyle kitap gördüm. Bir tanesi Mustafa Oğuz’un bir röportaj kitabı var. O bu kadar samimi. İki bu bu kadar samimi. Yani çok işten cevaplar verilmiş.
Bu kadarın sana Türkiye’de bu kadar samimi olmanın geçerli olduğunu düşünüyor musun? Yani geçerli mi geçersin bile hiç düşünmedim. Çünkü şöyle lokantaları için de onu söylüyorum. Hiç şey düşünmeyin hani müşteri şunu ister diye. Her lokantada hiç hak ettiği müşteriye kavuşur derim. Siz düşünmeyin onu. Canını çektiğini yap. Evet burada da. Burada da yani ben hayatta her zaman beni takdir eden çok insan olmasın önemli diyor yani şey olmak popüler olmak gerçekten düşünüyorum. Ama arkadaşlarım takdir edenler benim de takdir ettiğim onlarla birlikte olmak istedim insanlar olsun. Akademide de öyleydi mesela en zor hocayla çalışırdım ya da en şey ikimizin çalışmak istemedi. O beni takdir etsin isterdim. O yüzden bunu hiç düşünmedim bile. Şey yaparak çünkü biliyorum ki bu stili takdir edecek çok kişi vardı.
Eğitirecek olan ne yapayım ben kendimi şey yap oldu gibi ortaya koymaktan çekinmiyorum. Yani öyle bir çünkü sonuç olarak şu var. Bir yerde insanlar sonunuzdan zeki yani bir şeyleri gizlemeye çalışırsanız böyle şey olduğu zaman farklı bir ajanınız falan olduğu zaman bir şekilde daha sonra anlıyorlar. Bir yerden patlıyor.
Bayıldım o kitaba yani bir sene oldu ya. Şimdi üçüncü baskı yapacak inşallah o yüzden burada olmasına çok sevindim. İlk çıktığında bana yollamıştın. Sağ ol tam da pandeminin eve kapandığımız günleriydi. Pandemi olmasın bu kitap olmazdı zaten evde kaldık. Pandemi başlıyor. Gelelim bu kitaba. Bu kitap çok kıymetli. Devleti geri getirmek.
Bu sen bunu yazdığında 1990 senesi galiba değil mi? Senin bu Berkley Üniversitesindeki tezin. O gün hiç moda bir şey değildi bu devleti geri getirmek. O gün tam aksine devleti yok edelim zamanıydı. Devlete ne gerek var zamanıydı? Sen Türkiye ve Fransa üstelik de iki tane devletçi diyebileceğimiz ülkeni karşılaştırarak ekonomik kalkınma ile ilgili bir çalışma yaptın.
Aradan 22 sene geçti. Olur mu? 32 sene geçti. Ve 32 sene sonra bugün bütün dünya acaba devletler yeniden ekonominin içerisinde daha aktif rol oynayarak bu sorunların büyümesini bu sorunun ortaya çıkmasını engelleyebilir mi noktasına geldi. Çok çok haklısın.
Çok güzel söyledin bahsettin ve onun da ötesinde özellikle bu şimdi globalizasyondan sonra deglobalizasyon çana geçiyoruz. Yavaş yavaş planlama da öne geliyor yani. Çünkü şu belli oldu ki böyle hiç kimsenin şey lüksü yok yani. Birçok önemli hizmeti ve malı taşlar ona başka ülkeleri verelim. Gereğinde bir araya gelir çünkü şeyler bu tedarik zincirleri kırılmaya başlayınca insanlar şimdi birçok şeyi dışarıya vermenin yani şey yapmanın fason olarak başka ülkeleri üretmeli. Yavaş yavaş tehlikelerini de görmeye başladılar. Sonuçlarını yaşıyorlar. Ne yapalım şeyi var ve yavaş yavaş şey de ortaya çıkıyor yani. Yöresel ekonominin önemi onları geliştirmek yani. Eskiden çünkü benim yazdığım zamanda son derece şey neoliberal bir yaklaşım vardı.
Yani maliyetler önemli, spesiyasyon önemli. Herkes istediğini yapsın. Herkes başka alanda. Tabii şunu söyleyeyim bu tezem ekonik konusunda ama sosyoloji bölümünde yazılmış ve Amerika sosyoloji derdin tarafından ödül almış. Çünkü ben yani şunu söyleyeyim bir iktisatçılara bakalım iyi bir iktisatçıya. Ben bir iktisatçı değilim. Yani iktisat okudum lisans olarak fakat
ekonomik sosyolojisi ve politika sosyolojisi uzmanlık alanlarım. Ama benim tezim sonunda kurumsal değişkeliler vurguluyor. Yani matematiksel modellik kurum. Kurumsal değişikliğim işte burada. Şu biliniyor mesela şöyle bir örnek vereyim. Bir ülke görüyorsunuz Türkiye gibi. Mesela Beşir İstermay var. Yetişim insanlar var. İyi okullardan çıkanlar var. Dışarıdan güzel ithal ediyoruz birçok yüksek teknoloji mallarına. Şuraya etrafına bakarsınız bile. Bu stüdyo Amerika’da falan. Havurda hiç fark yok. Hatta burası daha iyi olabilir. Büyük olasılıkla daha iyidir. Fakat bir şeye bakıyorsunuz ciddi iktisatçı araştırmasından bu galiba kimin Asaf Savaş Akartesi Seyfettin Gürselimi paperi galiba yok. Toplam verimlilik faktör verimliği mesela Türkiye’de çok düşük. Şimdi bunu nasıl açıklayacaksınız? İşte artık iktisatçılar da şunu öğrendi. Kurumsal değişkenlerle, kurumsal değişkenler ne demek? Her şeyden önce güven demek. Yani sosyologlar bunu vurguladı. Ekonomik gelişme için her şeyden önce, mesela siz beni buraya çağırdınız. Hiç güven olmasa ben diyeceğim ki, Hocam ne yapacaklar? Suikast mı yapacaklar? Ya da orada bana böyle tuzak bir soru söyleyecek. E vah çıkart çıkmaz Seyfi Veli. Bu komik özellikle aşırı bir örnek veriyorum ama güven olmadığı zaman… Abi aşırı bir örnek değil. Bu oy, oy yaşayalım biz bunu. Programdan çıkan konunun tutuklandığı oldu. Oldu mu? Yapmayın ama işte. Eşmer Yağmur Delili programdan çıktı ve tutuklandı. Kapandı. Evet, arkak avadan. Bizi arkadan kaçırırız merak etmeyin. Ada vapuruna gideceğim arkadaşlar. Şimdi bu güven tasa mı olmaya? Hiçbir ekonomik işlem olmaya yapılamıyor.
Çünkü uzun dönemli yatırım hiç falan yapılamıyor. Kısa dönemli alışveriş bile yapmak zor oluyor. Şimdi bir bu yani güveni, o sosyal güven dedikleri, social capital ya da sosyal sermaye. Sadece sosyal güven mi siyasal güven mi? İkisi bir arada mı? İkisi beraber gidiyor. İkincisi tabi burada yani kurumsallaşma denince işe şey giriyor. Şimdi her toplumda şeyler var. Yani her zaman, her toplumda, yani ileri aşık her toplumda insanlar bir yere geldiği zaman
özel çıkarlar ve istekler var. Şimdi yeraltıç toplumlarda elbette ki şeyi korumak için, hem güçsüzleri korumak için hem de her isteğinin, her isteğini yapmaması için, yapamaması için bir siyasi otoriti ortaya çıkıyor. Bu siyasi otoritin şeyi çok önemli niteliğe. Ben şöyle derdim, siyasi otorite karşı olanlar var, iş sevenler var falan öğrenciler derdim ki yani bu bizim Türkçe’de bir deyim vardır, İngilizler anlatıyorum.
Kadın, iyi bir eş insanı rezil de yapar, fezir de. Onu çevirdim, bu da onun gibidir yani. Siyasi çok önemli. Şimdi bu özel çıkarlar ve istekler, şeyler nasıl yansıyacak yani karar vericiye? Bunlar örgütlü toplumlarda, kurumsallaşın olduğu toplumlarda son derece düzenli bir biçimde, politize olmamış biçimde şey tarafından
yani farklı meslek grupları tarafından, kurulu örgütler tarafından, sivil toplulu örgütleri tarafından düzenli bir şekilde bu istekler iletiliyor ve herkesin gözü önünde, kamuoyunun da ve farklı gruplar bir araya gelip konuları tartışıyorlar. Fransız planlamasında bu çok çok iyi oldu. Yani işverenler, farklı kesimleri, işçiler, beyaz yakalılar tartışıyorlar.
Karşılıklı, belli bir stratejide anlaşıyorlar. Sektörel bir strateji, ne yapılacak? Herkes diğerine belli tavizler veriyor elbette, ortak anlaşılıyor. Bu açık ve saydan bir biçimde oluyor. Bunun sonucunda da aynı gemidesin herkes, aynı kayıkta gidiyorsun, şey kabul ediyor taviz vermeyi, kabul ediyorlar. Şimdi buna karşı kurumsallaşma olmamış bir toplumda bu kurumlar oluşmamış oluyor. Yani ne sivil toplum kurumları, ne sosyal kurumları. O zaman ne oluyor? İstekler, özel çıkarlar. Karar vericiye kişisel olarak yansıyor. Arka kapıdan giriyor, entrikalarla dolu oluyor. Kimse kimsenin ne yaptığını bilmiyor, sonuçlara bakıyor. Herkes herkesten şüpheleniyor.
Karar verici de, Fırat Cemil DİMAR tam türkçeydi, ambala olmadığıdır. Kafası karışıyor. Kafası karışıyor yani dünyanın en zeki insanı olsa bile artık diyor ki ya yeter. Yani herkes bir şey söylüyor, kafadan bir ses çıkıyor. Herkes bir şey istiyor. Kim doğru istiyor, kim doğru kim. Çünkü karşısına çıkart, ne bileyim işte maden işçilerinin temsil olarak ya da bilmem şu işverenlerden ona çıkmıyor karşısına, hep böyle kişisel olarak çıkıyor. Şimdi kurumsallaşmanın çok önemli tarafı bu yani. Kurumsallaşmalarında kişisel olarak taleplerin dile getirilmesi var. Buna paralel olarak çok çok önemli tabi hukuk olayı var. Şimdi toplumda bu hirafçık toplumlarda oyunun kuralları üzerinde sonunda anlaşıyoruz ve bir takım davranışlar yasaklanıyor. Şunu yapabilirsin, şunu yapamazsın deniyor. Ve bunun belli yaptırımları var yaparsa.
Ama doğrudur yanlıştır o ayrı bir konu fakat belli bir şey… Beli bir kurallar oluşuyor. Bu silsileyi herkese eşit uygulamak çok önemli. Bu silsile bazı insanlara uygulanıp bazılarına uygulanmazsa, uygulanırken bizdendir bizden değildir diye konuşulmaya başlandığı zaman da yine güven kayboluyor.
Bütün bunlar böyle örgütsüz toplum, örgütlerin dağılması, siyasi otoride giden isteklerin bireysel kanallardan gitmesi, örgütün kanallar yerine, siyasi partlerin güçsüzlüğü, siyasi partler içinde de insanların liyakat ilkesinin olmaması, tamamen ele tek öperek başa gelinmesi, eğitim kurumlarının içinin boşaltılması,
devletin denetleyici kurumlarının mesela sayıştay gibi çalışamaması, onlara yapılan baskılar, adama göre iş yapılması, kamuoyunun gerisinde yani görmediği bir şekilde birtakım borçların affedilmesi, bazı insanın üstüne gidilmesi, diğerlerinin devamlı istediklerini yapabilmesi, kanunun farklı şekilde uygulanması, bütün bunlar bir araya gelince çok ciddi bir güvenlik ortamı oluşuyor ve toplumda da öyle bir toplum oluşmaya başlıyor ki güçlü güçsüzü ezmeye başlıyor. Fakat devletin şey gibi düşünün, bir toplum hani kümes gibi, o kümes içinde ne olursa olsun, hayvanlar birbirini yesin, güçlü güçsüzü yesin ama ona karışmıyor. Onun da kurumsallaşmanın olduğu bir toplum, burayı vurgulayacağım, hukuk sistemi, sivil toplumu, bireyle bir devlete karşı korumak için vardır haksızlığa. Olmadı toplumlarda hukuk sistemi, devleti ve hükümeti özel olarak bireylere karşı koruyor istedikleri için. Bu çok büyük bir fark. İttisaçlar bunun farkına vardılar. Bu ne zaman ortaya çıktı, bu ne zaman anlaşıldı?
Ben tezimi yazdıktan sonra ortaya çıkmış, o zaman başlıyordu, ilk görenlerdir diyeceğim. Fakat mesela o zamanlarda hatırlıyorum, Brant Üniversitesi’nde hocayken bir konferans düzenlemiştim. Bu 91-92, Doğu Avrupa’daki geçiş süreci üzerine yani komünist sistemden kapıdaydı. Konuşmacılardan biri Danny Rodrik, tabii farkındaydı bu tip kurumsal şeylerin, değişkenlerin.
Daha sonra işte bizde de yani, aklıma gelenler, Danny Rodrik ve Deren Acemoğlu, yurtdışlı iktisaçlar, yavaş yavaş iktisat literatürüne bu kurumsal şeyler girmeye başladı ve iktisatçılar bu konuda analizler yapmaya başladılar. Benim daha çok burada anekdot olarak, tarihsel olarak anlattıklarımı onlar matematik modellere dökmeye başladılar.
Çünkü iktisatçı değilim, onu yapacak şeyim yok ve bu modeller de şunu gösterdiler. Yani oyunun kurallarının, hukuk sisteminin gelişmesi, kurumsallaşma, bu şeyin kurulması, hukukun üstünlüğü, mülket haklarının yerleşmesi o da çok önemli. Mesela orada da vurgulayalım. Bir varlık fonumuz var, kuruluş deneni ciddi. Fakat 2018 Temmuz’dan itibaren tamamen saydamlık dışı bir anda geliyor.
Kimin nasıl yönettiği, paranın nereye gittiği belli değil ve kamu maliyesiyle özel şey diyelim, kamu dışı özel maliye ya da örtülü ödenek birbirine karışmaya başlıyor. Ne oldu belli değil. Ya da çok ciddi gelir transferleri oluyor. Tarih boyunca olmuş ülkemizde. 2015’ten sonra haklı haksız ona karışmıyorum. Büyük miktarda oluyor. Fakat ne kadar oluyor, bu şey nedir, miktar nedir, kimlere gidiyor,
nasıl oluyor, açık arttırmalar oluyor mu? Bunları da bilmiyoruz. Osmanlı tarihine baktığımız zaman mesela Prof. Ali Yağcıoğlu okuyoruz onun kitabını. Çok sık olduğunu görüyoruz Osmanlı’da da. Belli ayanlar güçten düştükten sonra, öldükten sonra olan servetler ne oluyor? Mesela burada mülket hakları derken bunu kastediyoruz.
Yani oradaki verilen garantilere kastediyoruz. Bütün bunlar güvensilik oluşturuyor. Ve bu durumlarda ne oluyor ülkede? Uzun dönemli yatırım yapmak çok zor. Kimse yapamıyor. Şimdi o zaman iş adamları ne yapıyor? Ben onlara inanıyorsam ne yapacaksam onu yapıyor. Çünkü iktisatçılar haklı olarak, insanları rasyonel ajener olarak görüyorlar. Tek tek değil ama davranış olarak. Adam Smith’den beri böyle dedi.
Evet. Aras Emre ne yapar abi? Kaynaklarını da aynı, bütün karpuzları aynı koltuğa koymaz. O zaman ne oluyor holdingler? Hem enerjiye giriyor hem imşaate giriyor. Hem aktar ne gelirse tarım arazisi alıyor, logantı cina giriyor. Konglomerler ortaya çıkıyor. Çıkıyor fakat bunlar patronlar zengin oluyor ama şirketler fakir oluyor. Çünkü undercap class yani yeterikler sermayleri yok şirketlerin.
Bizim NTV’de sağ olsunlar yaptığım programda bir türlü 200-300 bin dolar verip kameraları değiştirmediler. O yüzden eski dijital öncesi, televizyonları göre o zaman herkes daha kalın çıkıyordu. O para bir türlü gereksiz bulunuyor. Değilse burada patronun bir kabahati yok. Sistem böyle.
Ama bunun yolucunda da tabii bu şeyler güçsüz oluyor. Uluslararası rekabete giremiyorlar. İşte orada mesela Fransız’ı ele aldığımda aslında onlara da çok benzer bir yapar. İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar. Nasıl oluyor da şey anlatıyorum. İkinci Dünya Savaşı sonrasında bu yapıyı ele alıyorlar. Bu korumacı bir şey var. İşveren sınıfı var. Tembel diyeceğim yani uluslararası rekabete çıkıyor. Bu aralarla korumaya alışmış.
Alışmış, duvarla yaşamış. Nasıl olup da onları modernleştiriyorlar. Burada sanırım ilginç bir şey söyledim. Burada dedim aslında Sol kendi başarısının kurbanı oldu. Çünkü devlet içinde bir bölümü oluyor. Ve böyle bürokrasinin bir kısmı dinamik iş adamlarıyla ittifak kuruyor. Fakat ittifakın diğer üyesi de sendikalar.
Çünkü Sol çok güçlü. Sol şey başaramıyor. Yani alternatif bir toplum kurmayı. Kısacası Fransa hiçbir zaman sosyalist bir ülke olmuyor sosyal demokrat. Fakat çok önemli reformlar gerçekleşiyor. Onu da işveren kimse mecbur oluyor. Çünkü sosyalist olmaktan korkuyorlar. Korkukları için yani gerçekten bir alternatif proje var diye. O zaman hep böyle ne diyelim ayak parmakları üstünde duruyorlar o korku şeyde. Çok ciddi reformlara razı oluyorlar. Mesela holding’lardan oğullarını atıyorlar. Profesyonel yöneticiler geliyor. Bir tane döneminde oluyor bunlar. Daha önce başlıyor. Daha önce başlıyor. Daha deniz ama şu ilk bu gören Mone var. Bu Avrupa Steel and Coal yani çelik ve taş kömür şeyi birliği. Daha sonra meşhur Avrupa. Avrupa’ya dönüşmesi. İlk gören adam çok önemli. Konya körektan bir aileden geliyor. Teknokrat, vizyoner. Avrupa’yı bilip ilk gören çünkü o da çok ilginç. Fransızlar ve Almanlar birbirlerini nefret ediyor. Tarih boyunca savaşmışlar. Evet savaşmışlar. Adam diyor ki bir vizyona var hayır diyor. Kısa zamansa göreceksiniz Almanlarla Fransızlar böyle bir elman iki yarısı gibi olacak diyor. Ekonomik olarak diyor.
Bu tabi bu da adam Sivit’ten beri gelen bir şey vardır. Ticaret ve dışa açık olmak insanları mülayimleştirir. Daha tolerans sahibi olmayı iter. Taviz vermeye iter. Sert söylemler hazırlar. Onun yerine karşılıklı iş ilişkileri insanları aynı zamanda çok daha medeni yapıyor diyeceğim. Adam bunları görüyor. İlk planlamanın kurucusu o ilk fikrini. Ortaya atandı o Mone Fransa’da.
Planlamaya ortada atıldığı zaman stajik planlama diyorlar ki yatırımları ücretliğinde yüksek olduğu, katma değeri yüksek olduğu uluslararası rekabet gücümüz olan alanlara yapalım. Bunun için finansı kullanalım. Planlamacılarla finans bakanlığı arasında, mali arasında bir ittifak kuruluyor ikisi arasında. Tercihli krediler veriliyor ama bunlar verilirken siyasi çifere göre verilmiyor. O çok önemli yani. Ya işte Vedat bizim dostumuz ya işte o da. Bir şey yapacak çocuk lokal da açacak. Şeker falan gibi olmuyor yani. Ve işçiler de orada. Onların da kazanacak çünkü yani. Onların da daha yüksek ücret alacaklar. Sosyal güvencileri var. Sosyal devleti yatırımlar yapılacak falan.
Ve bunlar açık saydan bir şekilde oluyor. Çünkü planlama komisyonlar kuruyor. Komisyona bu farklı örgütlerin temsilleri gidiyor. Mesela ben geliyorum işte şeyin temsil olarak tanışılabiliyor. Akademik olarak. Neyse işte yani giyim sektörün temsilisiyiz. Siz bilmem basın temsilisiyiz öyle şey falan. Açık tartışılıyor her şey konuşmalar. Kararı alınana kadar çok tartışılıyor. Konsensus oluşuyor ondan sonra uygulanıyor. Ve bu şeyi anlattı. Türkiye’de bu yapılmaya çalışıyor aslında. Amacı da vardı 5 yılda kalkıma planları. Vardı. Vardı yapılmaya çalışıyor. Fakat planlamacılar kendilerini boşlukta buluyorlar. Çünkü iş veren kesimi böyle bir reforma gerek görmüyor. Çünkü alttan gelen bir tehlike yok zaten. Devlet içinde ittifak bulamıyorlar. Siyasetler onları kontrol altına almaya çalışıyor falan. Onlarda ilk planlamacılar kaçıyorlar. Nereye kaçıyorlar?
Dünya Bankası kaçıyorlar. Atilla Korsun ile falan çok konuşmuşuz o sırada ilk dönemleri. Türkiye’ye gelen Tim Bergen var. Bizdeki planlara baktığınız zaman ortamda kullanılan ekonomik modeller çok ileri aslında. Hani buradaki teknoloji gibi. Ama boşlukta kalıyorlar. Ve hayata geçemiyor. Yani şeyde kalıyor daha çok. Fikir üstünde kalıyor.
Yani planlamacılar bu deyim gibi toplu da yani ne bürokrasi içinde. Ne hükümet nezimde. Ne devletin kalanı nezimde. Ne de toplumda kendilerine müttefik bulamıyorlar. Bunun hikayesini anlattım. Bunun tarihsel koşullar nasıl oluyor falan. Yani kurumsallaşmadan bahsettiğimiz. Bunlar devletin yapısı, devletin niteliği. Tabii devleti hükümetten ayırıyoruz. Fakat şunu da görüyoruz ki hükümet devlet etkileşimi var elbette ki yani.
Bu kurumlar derken bunları kastediyoruz. Ve şey ben yazdığım zaman yani tezetten başladığım zaman o literatür henüz daha çok başındaydı. Burada kişisel bir trajedi yaşadım diyeceğim. Belki onu ilk defa burada söylüyorum. O da şu oldu. Bunu yazdım bunu. Diyelim ki en iyi tez ödülünü aldı. Ve Wisconsin Üniversitesi Pres çok iyidir. Sosyalist Wisconsin anlaştık. Mukavileyi de şey yaptılar verdiler yani anlaştık. Birden bire tam ufak tefek revizyonla gittim. Tam o sırada nasıl olduğunu hala bilmiyorum. Yani çeşit tahminlerim var ama duyduklarım var.
Bir de büyük bir olasılıkla sosyalist sistem çökmüştü. Bu kitap satmaz diye vazgeçtiler şeyden basmaktan. Dediler ki daha çok şu anda işte etnik ayremcilik, feminizm o konulara yazıyoruz. Hani o konularda bir şey yazabilir misin? Yok. 7 selimi vermişim gece gündüz çalışmışım. Çok moralim bozuldu yani şeyde tabi. Ben de böyle akademini dedim. Gittim 95’te Bolmite 95 90’sını seyredip Stanford’ta işte hukuk okudum. JD derecelerdim tamamen farklı yönlere girdim. Yani bunun da böyle bir hikayesi var.
Bu dediğim gibi şey çıkmaması biraz belki zamandan çok önceydim yani. Evet biraz önce olmuş, biraz arada kalmış bir zamana. Şimdi tam zamanı. Az önce gelişte anlattığın sisteme baktığın zaman insana şöyle düşünüyorlar. Aa Vedat Bey bugünkü Türkiye’yi anlatıyor. Yanlışlar diye. O sistemi anlatın bugünkü Türkiye değil. Bir sistem yanlışlığı. Ve bunu deneyen başka ülkelerde oldu ve hepsi doğru mu çakıldı bunların? Yoksa bu yöntemde yani bu? Yok o doğru çakılmadı. Kore çok başarılı oldu. Hatta bu kitapta ikinci şey revize ettikte Kore’yle ilgili bölüm var. Onu şey yapmadım. Tam tersine Kore ve bir ülkü de Japonya ama Japonya’da MIT’i bakallığı yani planlamanın şeyi muadili aynı falan gören şey çok başarılı oldular. Mesela Kore 1960’da adam başı milli gelir Kore’de 190 dolar. Bizde 550. Şimdi bizde 7500’ün de altına indi herhalde. 2021’de 2700-2500 dolardı. Kore’de 31.500’dü geçen sene yani. Kore çok başarılı oldu. Kore planlama yapmadan mı başarılı oldu? Yaparak planlama başarılı oldu. Çok ciddi bir planlama yaptı ama Kore’de devlet çok güçlü ve iş adamlarının elinde değil. Hatta iş adamlarının o park o sırada Cumhurbaşkanı meşhur şey, bir kampanya açtı. Yolsuzluğa karşı iş adamları yine korumacı duvalar altında teşhis yere alışmışlar. Yani devlet onlara versin versin borçlara affedilsin falan. Kore böyle mi büyüdü? Böyle büyüdü. Yani onların hepsini teşhir etti. Şey yaptı. Yani hapse atmakla tehdit etti. Yürüttü. Özür dilekti falan.
Yani Kore’de inanılmaz bir dirigizm var. Yani devletin öncülüğü ve daha sonra o çavulların oluşması yani büyük iş, son derece Samsunlar’ın falan oluşmasında devletin ve planlamanın rolü çok çok önemli. Samsun, Daivu, Hyundai. Hepsi. Bunların hepsi devlet oluşturulmuştur. Hepsi. Bravo. Hepsini devlet oluşturmuştur. Yani hepsinde devlin öncülüğü var. Planlamanın rolü var. Ve şey var. Çok çok iyi bir kitap var bu konuda.
Robert Whedon şimdi Cambridge’de yazan, governing economy diye şey yaptı. O kitapta ben bunu yazarken çıktım. Tam o sırada bu paradigm gelişiyordu. Diyebilirim ki çok kötü oluyorum tezim. Yani benim açımdan ya da hayatım değişti. Tam bu paradigm o sırada ortaya çıkıyordu. Kore ve şey çok önemli. Ben de Kore’yle arkadaşlığım vardı. Kore konusunu okuyordum. İlk fikir oradan geldi. Yani şey Japonya Kore.
Fakat ciddi bilimsel rastlım yapmak için… Yani yolsuzlukla, planlama yaparak ama yolsuzlukla ama kayırmacılıkla büyüyen bir Kore ekonomisi var. Yolsuzluk da büyümedi. Yolsuzluğu teşhir etti. Yani planlama tam tersi. Yolsuzluğa karşı şey savundu. Saydamlığı savundu. Planlamaya başlarken yolsuzlukları teşhir ettiler ve tek tek… Yani 1960’larda yolsuzlukları teşhir etmeye başlayarak büyüdü. Evet. Başa bir büyüdü.
Yolsuzluktan sonra, savaştan sonra yolsuzluk teşhir ettiler. Tek tek özür diler. İş adamlarını bilmiyorum basın önüne çıkardılar. Ve kendi böyle itiraflarda bulundu hepsi. İşte biz bunları yaptık, bundan sonra akıllandık falan gibi. Yani çok ciddi bir ders vererek. Yani hapse atmadan ders vererek, teşhir ederek, özür dileterek. Ondan sonra oyunun kurandığını saflayarak ve kafalarına vura vura diyeceğim.
Peki bu arada mesela Kore örneğinde sivil toplum bir görev aldı mı yoksa asla mı? Sivil toplum Kore’de bu kadar gelişmemişti. Ama sonra gelişmeye bayağı başladı. Yani Kore’de çok ciddi bir sivil toplum var. Fakat Kore konusunda dediğim gibi yani yazmadım, tezimi almadım, okudum. Çünkü o lisanı konuşmadığınız zaman, o literatörü vakıf olmadığınız zaman… İkinci faynaklardan zor oluyor.
Çünkü Fransa’da gittim, planlama teşhikettim, onların arşivlerine gittim. O kaynakları okuyorum, Fransa’yı biliyorum. Kore’de bunu yapamadığım için yazdım bir bölüm. Fakat daha sonrasında bu sizin dediğiniz soruya açıkçası çok dürüst cevap vereyim. Çok iyi bir cevap veremem. Yani takvimi bir cevap veririm. Hani ne kadar vardı ama Fransa’yı derim mesela. Şu örgüt vardı, bu örgüt vardı, o örgütlenmişti, patı vardı, şu vuruldu. Ona vakıfım. Kore’ye tam vakıf değilim. Daha çok ikinci kaynaklardan vakıfım.
Ama çok güzel bir soru sordunuz aslında bu güme gitmesin yani. Yani güçlü bir devlet, çok güçlü olmayan ama aralarında çok iyi şey, iyi teknologtan olduğu bir özel sektör. İki taraf arasında geçişin mümkün olması. Bunların ilişkisi demek çok şey olmayan bir ortamda bile sivil toplumun Fransa’yı gelişmediği bir ortamda bile çabuk ve hızlı sonuç verdi. Ama bunu yaparken de bir yandan da sivil toplum da gelişti. Ama anı katedre şöyle oluyor. Devlet kaynakları belli gruplara vererek sermaye birikimindeki gecikmeyi ortam kaldırıcı tedbirler almış gibi görünüyor. Yani Kore’de, Türkiye gibi sanayi devrim ıskalamış, arkadan gelen teknolojiyi en başında bilimsel kurumlar olmanız için elde edememiş ama ithal ederek teknolojiyi kuran bir sanayi yapısıyla devlet kaynaklarıyla belli gruplar zenginleştiriliyor ama bu kaynakların doğru kullanıp kullanılmadığı dürüst bir şekilde denetleniyor. En önemli son söyleyiniz. Aynen öyle oluyor. Çünkü orada devlet aynı zamanda ciddi olarak denetliyor ve cezalandırıyor. Yani veriyor fakat şey kuruyor, performans kriterleri koyuyor. Daha çok ihraç, işte şu sene şunu yapacaksın, bu sene bunu yapacaksın, iş, ücretler şöyle artacak. Çünkü verimliliği ve artan karları işçiler de bölüştürüyor. Çok önemli orada şey yapması yani adil büyümesi. Çünkü Türkiye’de çok ciddi bir sorun giderek. Yüzde birin, yani nüfusun en zengin yüzde biri nersi yarısını ekonominin kontrolü. Yani rezil bir durum tam şey yapmadım. Kore’de adil büyüyor, son dediğiniz her denetlemesi ve cezalandırması.
Yani devleti, çünkü bizde… Yani tankı sen yapacaksın diye birine verdiği zaman onun tankı yapamayacağına bir bakıyor, iki yapamazsa elinden alıyor ve cezalandırıyor. Elinden alıyor ve hadi kardeşim diyor, belki hapse atmıyor, kafasını kesmiyor ama bitiyor artık. Ekonomik olarak ekonomini dışına atıyor. Evet, ekonomini dışına atıyor. Başkasına veriyor. Peki şimdi Türkiye, Özal’la beraber neoliberalizme doğru geçti.
Doğru şeyler de yaptı, yanlış şeyler de yaptı ama bir yanda da baktığımız zaman çoğunun kabul ettiği, Özal bütün hatalarına rağmen Türkiye’nin ekonomisine çağ atlattı ve farklı bir noktaya taşıdı. Katılıyor musunuz buna? Özal 1967’de zaten planlar müsteşarı biliyorsunuz. Bence Özal’ın yaptığı kapalı bir ekomini açmak çok önemliydi. İş adamlarını uçağına bindirdi, dışarı çıkarttı falan onlar da çok önemliydi. Yani bir yerde tahmin ediyorum ki Özal Kore modelini biliyordu. Çok vurguluyor zaten onu. Evet, Türkiye için öyle bir şey vardı. Bence onun şeyi yani dramı diyelim daha çok şey oldu işte benim memurum işimi bilir falan gibi. Yani o sosyalyenin azalması ve hani yozlaşmanın başlaması, gemisini kurtaran kaptan.
Ve bir de şey yaparak yani hani bireysel çabayı geliştirmeye çalışırken şeyde İbre’yi biraz sosyal devletten uzaklaştırdı, fazla uzaklaştırdı. Yani onu yaparken daha adil bir biçimde, daha şey bir biçimde belki yapması gerekiyordu, daha sosyal devletçi bir şekilde yapması gerekiyordu.
Yani hatalarıyla ve sevapları ile diyeceğim, tarihe geçti. Eğer o Kore modeli ve liberalleşme sosyal devletle ve şeyin birbiri olsaydı sanırım kurumsuz sağlaşmayı şu andaki durumda olmazdık diyeceğim yani çok da yol açtı.
Peki yine Özal’dan yola çıkardık. Şimdi Kore örneğinde verdiğiniz diyorsunuz ki devlet çok sağlam bir planlama yaptı. Bu planlamanın içine o tutacağı şirketleri seçti, bu şirketleri destekledi ve büyük bir büyüme sağladı. Kendisine biçilen ve üstlendiği görevi beceremeyeni de hemen sistem dışına çıkarttı. Böylece de kaynakların harvuru parmağı savunması engeleyip kısıtı kaynağı rasyonel kullandı. Türkiye’ye baktığımız zaman Özal dönemi, dediniz ki büyük ihtimalle Kore’yi incelemişti.
Ama Türkiye’de şöyle bir şeyde yok mu bir yandan? Özal dönemi bakıyorsunuz bir sürü zengin var. Özal zenginleri denilen çeşitli firmalar var. Eskalar, kiskalar, çeşitli firmalar. Hiçbiri yok mu? Yani Türkiye bunu Kore modeli benim… Hala baktığınız zaman Özal öncesi dev şirketler var. Yine her iktidar döneminde parlayan bazen bunu iki dar sürü denilen oluyor ama çoğu kayboluyor ortalıktan.
Türkiye bu planlamayı mı doğru yapamıyor, doğru şirketleri mi seçimiyor? Her şeye rağmen birilerinin de destek yemesi normal. Bence oradaki büyük değişken aslında hükümet-devlet kavramını açmak. Yani bizde, tabii Kore’yi deyip getireceğim, bilmiyorum Fransızca’yı biliyorum, bir devlet var. Yani hükümetler değişse bile belli politikalar devam ediyor. Bizde ise o devlet giderek zayıflamış durumda yani hükümetler dışı devlet gerili giderek şeyde. Ve o yüzden her hükümet ayakta da kalabilmek için, kendisinin siyasi destek istiyorsan için kendi zenginini yaratmak zorunda hissediyor kendini.
Bu herhalde şey gidiyor yani o zaman bu çok derin bir soru, niye böyleyiz diye bir dakika da söyleyemi söyleyeyim. Şu var yani biz belki çok uluslu bir imparatorluktan, çok dinli çok uluslu bir imparatorluktan, ulus devrete geçerken çok ciddi kazalar oldu yani. Şimdi şeyde çok anı zamanda belli dengeler var aslında.
Ve devlet sığıldığı kadar güçlü değil. Yani hani sen de aliyacın kitaplarında o da var yani perifere. Ayanlar çok güçlü, bağımsız birçok şey. Şimdi güçlü bir devlet mitosu yaratılıyor o şey zamanında, ulus devlet zamanında. Fakat oyunun kuralları üzerine hiçbir tane anlaşılmıyor. Gerçek anlamda bir ulus devlet olunamıyor.
Şey iktidara gelmekte winner takes all, kazanan her şeyi alır anlamında anlaşılıyor. Çünkü şeyde o anlamda demokrasi kurulamıyor. Demokrasi, Emre Kongar hocamız söylerdi hala hatırlıyorum, Hacet Üniversitesi’ne gittiğimde azınlığın çoğunluk haline gelme, hem fırsatlarının verildiği hem de olalakların da sağlandığı sistemdir diye. Bu hiçbir zaman olmuyor. Yani her zaman çoğunun diktası ve bundan dolayı belli bir güçlü bir evek başta kurumsallaşma çok zayıf olarak kurulmuş. Evet tahmin ediyorum şimdi bunu bilmiyorum. Kore’de büyük bu alasılıkta önemli bir devlet geleneği var. Devlet sağlam.
O yüzden hükümetler Deis’te bile Japonya böyle şey Deis’i öldürdüler şimdi sonunda. Yani sistem işliyor devam ediyor. Deis’te bile o çok güçlü kurumsal yapı içinde çok büyük fark yaratamıyor politikacılar şey der yaratamıyor. Yani gemiyi bir yerden bir yere döndüremiyorlar. Doğudan batıya batıdan doğuya döndüremiyorlar.
Çok zor döndüremiyorlar. Yani ÖZAL da çok böyle yamalı bir koalisyondu. Biliyorum İveyban o sırada milletvekili dörtten ama Tarım Bakanı’nı falan. Yani bir bilmem bir şeyler vardı partide. Herkes bir köşesinden kapmaya çalışırdı. Zaten bir dönemlik daha kalabiliyor. Evet yani şeyde bu devlet geleneğini oluşturmak çok kolay değil. Bir de tabii Türkiye’de şu olmuş onu da vurgulamak lazım. 200 yılda olan işte tarım şey dönüşmesi yani tarımdan sanayi geçiş bizde 20-30 senede olunca kurum iyice erozyona uğramış şeyler. Kore’de ne kadar zamanda olduğu bilmiyorum ama ona da bakmak lazım. Fakat bizde şey çok ciddi bir de tabii poltik yapımızdan dolayı hiçbir zaman şeyde değil ülke.
Her zaman güvenliğe çok fazla kaynak ayırmak zorunda. Ama Kore’de güvenliğe çok kaynak ayırmak zorunda. Bunlar da ayırdı aslında güzel bir soru. Bakın yani empirik bir soru bu. Bizde çok şey yapıyoruz. Şimdi Kore örneği mesela ilginçtir. Şu yüzden söylemeyeyim Ferhat Ağabey bunu.
Hyundai bugün dünyanın en büyük otomotiv devi. Yılda 10 milyon falan otomobil üretiyor galiba. Ford, Autosan ile beraber kurulmuşlar. Aynı yıl hatta Ford, Autosan galiba bir yıl daha önce kuruluyor. Ford’a otosan olarak Anadolu üretmek üzere kuruluyor. Ve daha önce çıkıyor Anadolu mesela Hyundai’den ama Hyundai geldiği yere bakın bugün Anadolu diye bir otomobil yok.
Çok enteresan. Webby Bay Anadolu kullanırdı. Sonra da Ford kullanırdı. Biz kendi öğretimize kendimiz bilmezsek başkası niye binsin fikrindeydi. Bir şeyi merak ediyorum şimdi. Çok güzel bir nokta dediğiniz ama bu çok önemli bir nokta.
Bir şey sormak, gelmek istiyorum bir yere. Planlama, planlama, planlama. Türkiye uzunca bir süredir planlama geleneğini yani o Türkiye’yi yıllarca devlet planlama teşkilatı belli yönlere götürdü. Ve hatta Türkiye’nin uluslararası ilişkileri bile planlama teşkilatının belirlediği yönlerde gelişti.
Türkiye’de Rus yetkisinin atması bir dönem hem de en sağ iktidarlar döneminde planlamanın yapılması gerekenleriyle ilgili sıralamasında batıdan destek bulamayınca bazı şey, demir çelik, alüminyum tesisleri gibi ağır sanayi işlerinin Ruslarla beraber yapılması gündeme geldi o zaman. Ve Türkiye başka bir perspektiften bakıyordu dünyaya. Daha çok uluslu yani şimdiki bir bas bas bağıran değil ama kapı arkasından alttan veya normal yollarla çok uluslu işler yapıyordu. Bir an Doğu Bloku’yla Soğuk Savaş’ın göbeğinde bir NATO üyesi olarak Doğu Bloku’yla ekonomik ilişkileri gayet iyiydi. Planlama ortadan kalktı. Sizce dünyada, kitaba baktığım zaman onu görüyorum, dünyada yeniden devletlerin ekonomi içerisinde aktif olduğu, planlama ve hatta belki de planlama ötesine giderek geçmişte Türkiye’de olduğu gibi birtakım devlet kurumların ekonomi içerisinde aktör olduğu bir dönemi mi geçinecek? Bazı şeyler özel sektöre bırakılmayacak kadar kıymetli hale mi gelecek?
Çok muhtemel yani Macron ile mesela bunun ışıklarını verdi tekrar şeyle. Bana öyle geliyor çünkü. Amerika’da biri konuşuluyor çünkü artık. Amerika’da biri konuşulmaya başladı. Amerika’da zaten var endüstri politikası. Planlama adalını yok ama Amerika’nın şey, stratejik sektörlerini satın alamazsınız. Alamazsınız veya stratejik sektörleri yurt dışında ihracat yayamazlar, teknoloji ihracatı. Yapamazlar. Amerika’da şey de çok güçlü ekosistemler, yerel hükümetler, üniversiteler, araştırma laboratuvarları, özel sektör ve devlet beşi ortaklık yapar, ortak projeler geliştirir. Biri 1 dolar koyunca, diğeri 1 dolar koyar. Matching Fund dedikleri, tekrar edeyim onu üniversiteler, araştırma laboratuvarları, yöresel hükümetler,
devletin bazı kurumları, mesela Savunma Bakanlığı’nın belli kurumları, FEDERA kurumları gibi falan. Özel sektör hep bir araya geliyor. Ortak projeler, ortak teknolojiler. Şey bile öyle gelişti yani. Meşhur AŞI, DRNA teknolojisi, Moderna’nın, biliyorsunuz şeyde. Onu da devlet özel geliştirdi. Amerika’da çaktırmadan devlet çok stratejik. Bu giderek artacak gibi ve çok ilginç.
Yani her ne kadar cumhuriyetçiler ve demokratlar birbirlerini bir kacık suda boğacaklar gibi ama bu konuda anlaşıyorlar. Şey çok ilginç bir makale yakın zamanda. Danny Rodrik yazdı. Herkesin anlayacağı bir dille. Yeni bir konsensus’a doğru gidiyor. Yani devletin ekonomi de ağrılın artık. Amerika Amerika olduğu için yöresel düzeyde olacak bir çoğu. Federal, Berkiz Devlet katkıda bulunacak.
Ve daha kendine yeterliye doğru yani planlamanın geçine. Yani eyaletler kendi planlarını kendi yapacaklar. Kendi ekonomik kalkı ve planlarını kendilerine yapacaklar. Yapacaklar ve şeyde kim olsa olsun ve büyük bir olasılıkta bu yapılırken de sivil toplum katılacak. Yani belki planlama Fransızlardaki ya da Kore’deki çok merkezi yapılmayacak ama çok merkezi planlama da var.
Bu stratejik sektörlerde. Sizin dediğiniz yani. İstirini alamazsın, her şeyi ihraç edemezsin. O değil şey bile mesela bırakın ihraç şimdi eşim işte Georgia Tech Öğretim üyesi bir şey yapması çok zor. Yani İran’a izin vermiyorlar konferansa gitmesine ya da araştırma görevlisi olarak bir şey getirtiyor ya da asistanı olarak kolay kolay bir Çinli öğrenciyi getirtemez. İzin alması lazım falan yani. Ona bile karışıyorlar.
Hayır Amerika Çinli öğrenci olarak. Var ama yani şey kontrol ettiler. Alanına bağlı olarak kontrol ettiler. Alanına bağlı şeye bağlı biliyorlar hangi doktora konusunda çalışacak falan yani çok dikkatliler şeyin sızmaması için. Yani böyle bizdeki gibi her gelen gerisin her gelen sizin yaptığını yok. Yok biz kevgir gibiyiz sonuçta. Biz kevgirler beteriz ya. Kevgirde bir şeyler takılır kalır bize. Doğru kalır ama karakterli gitmez. Bizimki şey gibi altı olmayan tencere gibiydi. Ne atarsan doldur içine giriyor.
Maalesef öyle yani. Yok Amerika’nın okusunda değişiktir. Ben de evet çok doğru ve geri gelecek yani eminim plan ama nasıl gelecek tam bilmiyorum ama böyle yavaş yavaş adam atar. Yavaş yavaş izleri görmeye başladı. Bunu Avrupa’da en iyi Fransa yapıyor. İngiltere’de böyle işaretler yavaş yavaş oluşmaya başladı. Almanya zaten büyük oranda bunu yapıyordu hep. Hiçbir tane elden bırakmamıştı. Orada da artacağını görüyoruz. Galiba el liberer biz kaldık herhalde. Öyle gözüküyor yani çünkü biz sahileş çok ideolojik bir yerde yaşıyoruz. Başka bir görmüyor. Şeyi soracağım. Bir kısa reklim arasını vereceğim. Beled abi bir dinlenelim iki dakika. Ama şunu soracağım dönüşte. Planlamanın önemli olduğunu biliyoruz ama bu planlamanın siz dediniz ki masanın etrafında oturan farklı kesimler var. Sosyal ve ekonomik kesimler var.
Bunu soracağım. Burada… Neyse bir reklamdan sor.
İngiltere’yi, İngiltere’yi, İngiltere’yi, İngiltere’yi… Bilal abi bahsettiğim reklamdan önce merak ettiğim şu. Fransa oynanana veriyorsun ve işbirliklerinden başlıyorsun. Ve iki Niyaz Savaşı’nın hemen sonrası Fransa’da devletin en güçlü olduğu dönem.
Diyorsun ki masanın etrafında sivil toplum da yer alıyordu. Fransa Türkiye örneğini karşılaştırdığım için bunu daha rahat söyleyebileceğini düşünüyorum. Türkiye’de sivil toplum yeterince yer alabiliyor mu bu masalarda? Alabildi mi? Giderek güçleneceğine giderek zayıflıyor mu? Niye? Ekonomik bir mesele oluyor. Ekonominin paylaşılan bir tanesi tendikalar, bir tanesi tüsiyat, bir tanesi… Mesela bizde bunlardan herhangi birisi bir ağzını açtığı zaman, tüsiyat ederek sen işine bak. Şimdi konu ekonomiyse, tüsiyat ederek sen işine bak. Sen işine bak meselesi. Başka yerlerde ne derece geçerli? Biz diyoruz ki devlet çok güçlü bizde ondan. Devletin güçlü olduğu başka yerlerde var. Oralarda da aynı yapımı senin baktığın dönemde yoksa biz oradada daha mı rahat? Çok önemli bir soru sordunuz. Yani gerçekten.
Ve burada belki de az gelişmişliğimizden yaptığımız en büyük hatanın, hataların şeyi burada. Anahtarı burada. Ve çok ciddi bir kavram kargasısı var. Güçlü olmak demek devletin katalizör rolü oynayıp önemli kararları, o kararlardan etkilenecek oyunculara diyelim, aktörlere, örgütlere yaptırıp, kendi aradan çekilmek. Güçlü devlet bunu yapar. Yani onları bir araya getirip, konsensus sağlaması diyelim, sağlık konusunda bir şey yapılacak. Plana girecek önemli hedefler saptanıyor. Sağlık sektörü, özel hastaneler, devlet hastaneleri, çalışanlar, doktorlar, bir araya gelir.
Onlar yapar, onlar verirler. Hükümet belki genel parametreleri verir devlet. Yani amacımız, hedeflerimizden alıştır. Sonra aradan çekilir. O aradan çekiniyi bilmek güçsüzlüğün değil, güçlülüğün ifadesidir. Güçlü devlet bu demek. Mobilize eden, konsensus yaratan devlet. Yani bir yerde neredeyse kendini gereksiz kırıyor, soft-bubber denimiz, yumuşak bir şekilde süreci idare ediyor ve sonra uyguluyor.
Diğeri ise hükmeden, bağıran, çağıran, başkalarına kendini kötü hissettiren, gerekli bir şey. Ceberrut dediğimiz, o aslında güçsüzlüğün ifadesi ve geri kalmışlığın acizliğin ifadesi oluyor. Çünkü bunun nedenlerine girmek istemiyorum. Kendimi oyuncu olmak istiyor. Aşağılık komitesinden dolayı ondan büyük zevk mi alıyor? Patron beni mi demek istiyor? Ve günde bir şey filminde vardı Jack Nicholson’ın özellikle bir şey gidiyor, Gelsha ömrüne her gün en yakışıklı sensin, en güçlü sensin dedirtiyor. Öyle tatlı oluyor. Çünkü hayatta eziliyor gündek. Onun gibi belki bizimkiler de onu mu istiyor yani? Aman efendim en büyük sizsiniz, her şeysiniz karar verirsiniz. Hayır.
Bunlar toplumu ilgilendirildiği için devlet o katizör rolünü oynar, mobilize ettikçe o rolü oynadıkça güçlenir aslında. Kurumsallaşır ve saygınlaşır.
Bu bence çok önemli bir şey. Çünkü buradaki güçlülük, güçlülük değil işte hükmeden, emreden, korkuttan, yıldıran başkalarını ve sonunda ne oluyor? Hani bazı insanlar vardır ya kendileri söylenler, kendileri inanırlar.
Onun gibi bir durum oluyor ve bir durum oluyor tabii ki yani burada ama kabahatin bir kısmı da sadece devletin dışında bizler de kabahatliyiz. Çünkü bu düşündükleri söylemiyoruz yani özellikle Türk İş Kesimi gördüğüm kadarıyla, Koskoca Holding’lerde de gördüm.
Gerek Holding başkanlar davranışları, gerek de Holding başkanlarının da şey davranışları karar vericiye şeyin çok dışında yani farklı batıda gördüğüm normalinin çok dışında, daha çok el ete kökmeye. Ondan sonra özel çıkarlar peşinde koşmaya yönelik. Kurumsal olmayıcı işte. Kurumsal olmayıcı öyle oluyor. Kurumsal değil çünkü özel işte. Aman efendim bizim şu marine işini de halletseniz. Marine sektörünün işi değil de bizim marine işi olduğu zaman böyle oluyor. Böyle oluyor. Evet marine sektörü olduğu zaman marine sektöründe herkes birleşir. O zaman da açıkta yani o zaman bir de başta dedik ya sosyal güven, ne demektir şey sosyal sermaye güven tazelemesi.
O zaman o güvenlik de olmaz yani falanca filanca yakın olduğu için iğrenin bilmem ne falan yani öyle söylenler de çıkmaz. Açıkmasa da tartışılır. İhale yapılacaksa açık bir şekilde yapılır. Sektördeki herkes katılır. Oyunun kuralları saptırır. Ona göre yapılır.
Yani bu gizlilik kişiselleşmesi olayların sektördeki tüm oyunculara danışılmaması güçsüz devletin MR’leri aslında. Devleti güçsüz olmasın. O yüzden de zaten hükümet değiştiği zaman her şey yeniden başlıyor bütün şeyler yeniden başlıyor. Bütün bir emekboşa gitmiş oluyor. Bütün bir emekboşa gitmiş oluyor. Orada güçlü bir devlet yok yani o devametten geleni yok. Tabii biz kişisel olarak da görüyorsunuz mesela bunu. Diyelim bir kuruluş bizim şu anda öyle bir durumumuz var mesela. Bir imza gerekiyor. Bir türlü gelmiyor. Belli bir kuruluştan Adalar Belediyesi’ne görüş bildirmesi lazım. Olmadı. Niye olmamış? İşte başkanı değişmiş. Hadi yeni baştan.
Başta bir 8 hafta daha bekle. Yani bir kişinin değişmesiyle çok ciddi işler aksıyorsa orada bir sorun var demektir. Bir de kitapta ilgimi çekilen şeyden bir tanesi şu oldu. Fransa planlamacı, devletçi yapısı, güçlü planlama güçlü devlet yapısıyla gelen bir şey.
Fakat az önce sizinle söylediğiniz gibi Avrupa Birliği’nin oluşması, Avrupa Birliği’nin giriş, Avrupa Birliği’nin güçlenmesi. Önce bir demircilik birliği olarak başlayıp arkasından bir ekonomik birlik sonrasında da bir siyasal bile dönüşmesiyle beraber
baya ciddi bir merkezi otoritelerin ya da yerel hükümetlerin güç kaybı ya da yaptırım kaybı ya da kurallar bütününün değişmesi, ekonomilerine tek başına hakim olabilir. Avrupa Merkez Bankası diye bir şey çıkıyor mesela. Bu büyüyen yapılar nasıl etkiliyor? Fransa Avrupa Birliği’ne girerek bu planlama geleneğinden vaz mı geçmiş yoksa güçlendirmiş mi? Almanya bu öbür ürünü nasıl büyümek, ortak bir pazar, ortak bir siyasal yapı hale gelmek nasıl etkiliyor planlamayı? Fatih Bey bu da çok güzel bir soru. Şöyle yaklaşıyorum bu konuya ben. Büyümeyle gelişmeyle hükümranlık aynı şeyler değil.
Mesela Belçika’yı alın. Çok gelişmiş bir ülke ama kendi ekonomik politikasında hakim değil yani iyice global çarptırın parçası olmuş. Bu dediğiniz anlamda kendi başına çok küçük düzeyde planlama yapabilir ancak belki şey düzeyinde yapabilir, çok yöresel düzeyde yapabilir ya da Avrupa Birliği’nden geçmeli yaptığı işler. Buna karşılık tam ters bir örnek veririm. Kore fakat Kuzey Kore.
Güneyde Kuzey Kore. Tam manasıyla hükümran bir ülke. Bu çok mühim çünkü bugün de ilginç bir şey var. Bu konuda Branko Milanovic vardı. Dünya Makasından da tanımım arkadaşım çok da değerli bir iktisatçı. O Putin’i anlamak diye bir şey yazmıştı. Mesela Putin için önemli olan şey de birçok şeye girdi Rusya mesela Avrupa’daki birçok ülkede girdiler.
Devamlı azarlandılar. Aynı masada şunu yap falan. Sonunda hükümranlık o yüzden ekonomi de büyüme azalsa bile Rusya’da önümüzdeki 3-5 sene onun için o kadar önemli değil. Hükümranlık önemli. O yüzden bazen bu hükümranlıkla gelişme aynı birbiriyle çelişebiliyor. Planlamanın başında hem hükümranlıkla gelişme mümkün oluyordu. Sonra şimdi dönem geldi globalleşme döneminde. Giderek şey zorlaşmaya başladı. Birinden vazgeçeceksin şeyde. Planlama o anlamda da kendi başkasının kurbanı oldu diyorum. Yani geniş bir saldı kendi. Ama bu son dönemde tekrar. Demin daha önce konuştuk. Ortaya çıkıyor yani. Şimdi belki eskiye göre şey modelleri gelecek yani Belçika’da bile belki.
Yani büyümeden biraz daha vazgeçebiliriz. Planlamayı belki başka amaçlarla da kullanabiliriz hükümranlardırmak için. Başka derken sosyal adalet. Çünkü şeyden özellikle covid ve şey sonrası bu tedarikçilerin kırılması sonrası hayat pahalı var.
Ve giderek bile covid sırasında daha herkesin fark etmediği eğitim eşitsizliği çok ortaya çıkıyor. Onun sonuçlarını göreceğiz. Bu çok ciddi bir konuya. İklim krizi tabi ki yani. Çok ciddi bir zaman görüyoruz. Evet. Bu konulara baş etmek için hükümranlığa ihtiyaç olacak bu ülkelerde. Bu ortaya çıkacak. Şu belki görülecek. Bunlar bedava öğlemi yok dedikleri Amerikalara. Hem çok süratli büyüyelim hem de daha adil gelişelim. İklim krizinle baş edelim. Yeralt sanayi geçtirelim. Hepsi olmuyor belki. Orada bir takım ya o ya o yani.
İkisi bir yerde yürümüyor yani. İkisi bir yerde her zaman yürümeyecek. Orada tercihler gerekecek. Orada belki planlamaya eskisinden farklı olarak her eskiden büyüyelim. En çok katmıdeyari yaparım. Daha yüksek ücretler olsun. Stratejimiz gelişmizden çok. Şimdi daha eşitlikçi gelişelim. Şeyi daha daha sürdürülebilir büyüyelim.
Evet. Daha yavaş daha. İklim krizini dikkate alalım. Çevriyi düşünerek büyüyelim. İktisatçının değişiğiyle dışsallaştırmaları, ekstronaliteleri dikkate alalım. Yani Hristiyan kirletmesine veya yani onları. O zaman maliyet artacak ama artsın maliyet. Çünkü bu fiyatı vermeye, şey vermeye, bedeli ödemeye değer.
O şekilde bence daha sosyal adaletçi, daha eşitlikçi, iklim krizin dikkate alan, tedarik zilinin kırılması dikkate aralak, çok etkin olmasa bile belli şeyleri, sanayileri ülke içinde tutmaya çalışan bir planlama anlayışı ortaya çıkacak. Gibime geliyor ve burada da Avrupa Soylu, Avrupa Sağı, onun içinde belli kesimler ortak düşünmeye başlayacak gibi geliyor bana. Peki başlayacaklar mı? Şimdi baktığımız zaman iki tane şey görüyorum ben baktığım zaman, son 10 seneye baktığım zaman. Bir tanesi bunlardan çok önemliydi bence Brexit. Evet. Brexit birdenbire sanki sizin bu söylediğiniz bütün bu sıkıntıları ilk farkına varan ve daha ortakta pandemi de yokken, işte tedarik zilinin kırılması da yokken ya galiba böyle bir rüzgar geliyor diye sanki önceden uyanarak Avrupa Birliği’nin dışına çıktı. Dedi ki kardeşim ben kurallarının tamamını kendimin koymadığı bir oyunda oyuncuların biri olmak istemiyorum ben sol oyunum dedi ve futboldan var geçip tenise yöneldi. Tam da o sene galiba Andy Murray’de Avrupa Bimblod’da şampiyon oldu uzun bir yerden sonra bir İngiliz kazandı. Bu artık herkes açısından geçerim yani bir tez var Avrupa Birliği’nin sonu geldi deniyor.
Buna Türkiye’de çok cani gönderiliyor hatta Türkiye istiyor ki Avrupa Birliği dağılsın niyeyse onu da bilmiyoruz ama Türkiye’nin böyle bir talebi var. Bitiyor mu bu birlikten mesela bizim çok heveslisi olduğumuz Brexit de bitecek mi Avrupa Birliği de bitecek mi tek merkezden çoklu merkezlere mi dönüşecek?
Biteceğini zannetmiyorum çünkü şunu görüyoruz aslında NATO’nun bitmesi gerekiyor yani NATO soğuk savaş kuruluşu soğuk savaş bitti. NATO güçlendirmişler Ruslar dediler ki çekilin merak etmeyin orayı silahlandırmayacağız burayı silahlandırmayacağız. Adamlar şeyine kadar… Dibine kadar geldiler bu diri yatak odasına gel kadar geldiler.
Evet bari Moskova’ya da şey yapsalardı bir de o eksiklalarda. Bunu Amerika’da söyleyemezsin Türkiye’de her şey. Eminim Amerika’da televizyon programını bilir söylese bunu keserler saray yayına herhalde adam da üniversitedeki işini kaybeder. Sen emeklisin değil mi şu anda?
Ben gayet emeklisin. Ben gayet emeklisin. Neyse o yüzden de ülkemi seviyorum yani Türkiye’yi hiç Amerika’ya kimseye tavsiye etmem. Neyse şimdi dediğim gibi yani bu birlikler bitmiyor yani bürokrasi bir kere kurulduğu zaman kendi yeni fonksiyonlar buluyor.
Ama bence Brexit diğer ülkenin de gideceği rol yani sanırım giderek zorlaşacak Avrupa bürokratların kendilerine fonksiyon bulmaları. Yani bana öyle geliyor ki kalacaklar büyüyecekler. Bruksel’de gayet imaçlı gayet hoş hayat geçmeye devam edecekler fakat şeylerin sonuna geldiler gibi geliyor bana. Özerk gözlerden Irak rahat bir şekilde karar alıp onu uygulayacaklar. Uygulama, uygulatma.
Evet ama devam ederler yani kolay kolay bitmiyor dediğim gibi bu fakat Brexit geleceğin habercisi geliyor. Yani Fransa’da da benzer, Fransa izliyorum. İsmail’de de, İtalya’da da. İtalya’da olanlar hükümetin dağılması. Parlamento dağıldı sonunda. Parlamento o şey, faster moments sonunda dağıttı yani şey yaptı. Yani orada da benzer gelişmeler var.
Dağılacağını dediğim gibi zannetmiyorum yine fonksiyon bulurlar. Çok tabii faydalı oldukları alanlar da var. Mesela üniversiteler arası kooperasyonlar var, öğrencilerin burs alması var. Erasmus gibi. Efendim? Erasmus gibi. Erasmus gibi değil Erasmus. Erasmus ilgi tezi yani bazı insanları birbirine getiriyor. Belki çünkü çok şey burunları çok büyümüştü hakikaten yani o şey.
Belki biraz burunları sürtülecek, belki o aşırı iddialarından vazgeçecekler. Ulus Devlet’in önemi tekrar ortaya çıktı yani kolay kolay Uluslararası bir şeye geçilemeyecek. Ama fonksiyonları değiştirecek, belki biraz şeyleri azalıp, sayıları azalıp bürokrasinin ya da yeni insan almazlar.
Devam edeceğini fakat giderek içlerini boşalıp yeni ve inşallah daha faydalı Erasmus tipi yani Uluslararası böyle iş bölümüne yönelik projelerin devam edeceğini tahmin ediyorum. Daha şey yönde kullanabilirler işte oradan fon alıp iklim ağırlıklı projelere yönelmek gibi işte sürdürebilir enerji olsun. Küçük örgütleri mesela kadın işletmelerini desteklemek, yöresel falan öyle faydalı şeyleri de var. Daha çok şu açıdan merak ettim dediğin doğru bazı şeyleri muhakkak işbirlikleri söktün ama benim en ilgi mi çeken mesele şu. Para Birliği, Avrupa Birliği’nin Para Birliği yani Avrupa Birliği Merkez Bankası.
Ülkelerin kendi paraları üzerinden bir anlamda enflasyon vergisi kesmelerini, bir anlamda kendi ekonomik yapılarının rekabetçiliğini sağlamaların açısından Merkez Bankası’nın önemli olan var. Şimdi bunu tekleştirdiğiniz zaman Avrupa Birliği içerisinde ekonomik ilişkilikleri birbirine paralel olmayan, hatta birbirinden zaman zaman çok farklı olan işte Yunanistan’da, Almanya örneğinde olduğu gibi yapılar aynı Merkez Bankası kararlarıyla aynı para birimi üzerinden yürüdüğü zaman ciddi sıkıntılar çıkıyor. Ve bu artık bir planlama yapma imkanında ortam kalır. Mesela Yunanistan’ın kendi geleceğini planlama ihtimal yok. Mesela Yunanistan diyemez ki ya ben para birinin değerini düşüneyim de turizm gelir mi arttırayım, halkıma bir işte biraz daha fazla gelir elde edeyim falan diyemez. Gitmiş olsun. Bu para birliklerini sürebilir mi?
Valla… Sordu çok güzel ortaya koydu çünkü para politikası devletin çok önemli kaldırıcıydı. O kaldıraç eldeninden alınmış oluyor. Çünkü para politikasını duruma göre ekonomiyi ısıtmak için kullanıyorsun. Şimdi tek yapabilecek, kamusal yatırımları azaltmak, kısmak oluyor yaptığı gibi.
O da çok ciddi krizlere göre yani şöyle diyeyim Yunanistan’ı vurdu kriz. Yunanistan küçük bir ülkeydi. Varülfakis krizi yaşandı. Onu elimine ettiler. Yani gitti şey yaptı. Bir şekilde onu o krizi absorbe ettiler. Ama daha sonra tahmin ediyorum ki daha büyük ülkelerde belki İtalya bundan sonraki. İtalya şimdi kapıya dayandı zaten. O kriz çıkacak. Çıktıkça da yavaş yavaş şey sesleri çıkmaya başlayacak. Yani bu para birimi… Olmuyor bu iş yani uzak diye. Fakat şu vardır donmuş sanıyorum meşhur iktisatçılar. Anladığım iktisatçı değil ama bu bilinir. Der ki hani krizler beklenen zamanda çok sonra gelir. Yani beklenen gelmez ama geldiği zaman da herkesi tahmin ettiğinden çok sürer. İlerler. Birden ilerler ve her şeyi mahveder yani şey yapar. Burada da yani bizim beklentimizden, sizin benim beklentimden daha uzun sürebilir bu sakıncaların ortaya çıkması. İtalya’dan, İspanya’dan daha çok o tarafı güney her zaman daha kırılgan. O belki başka çıkacak. Fakat başladığı zamanda tahmin ediyorum İcir başladığı zamanda böyle şey gibi adada, adayangınları gibi öyle kozalakların yanıp birden zincirleme gider ve o kozalaklar patlar. Mayun patlayarak hatta. Çok süratli gelecektir yani şu anda o yüzden tahminde bulunamam üç senemiz ama siz çok güzel parmak bastınız. Çünkü ülkelerin ekib politikasını çok önemli bir kaldırıcı eldeninden alınıyor. Ve o kaldırarak halkın içine yarayan bir kaldırı aç. Yani hani Sri Lanka’da olay oluyor artık yani işte okuduk şey yaptık gördük.
Yani onlar bugün Sri Lanka’da, duyun İtalya’da, İspanya’da niye olmasın? Yani bıçak kemiğe dayanırsa belli bir şey de aynı zamanda başka krizlerle birlikte birden bire bir ülkeden diğerini sıçrayabilir. Sıçrama ihtimali vardır. Ve bu durumda ne olur ondan sonrası bilemem ama bana öyle geliyor ki dediğiniz gibi bu patlak verecek. Çünkü uzun dönemde bunun sürrevi çok zor.
Yani Almanya’yı tabii çok güçlü hale getirdi, kuvvetli hale getirdi bu sistem. Ama Almanya’da artık bir merkel yok yani yönetiyor şey yapıyordu. Ben de önemli krizeye gebe diyorum Avrupa bu konuda gelişmeleri gebe diyorum. Şimdi Sri Lanka örneğini siz verdiniz açıkçası benim aklımda yoktu ama Sri Lanka önemli bir örnek. Önemli. Ve Sri Lanka yanlış planlamanın da belki önemli örneklerine bir tanesi. Sri Lanka bütün cari açığını ya da bütün döviz girdisini büyük oranda turizm gelinine bağlayarak ekonomisindeki yanlış yapılanmayı ya da ekonomisindeki sanayi deki eksikleri oradan kaldırmak üzerine bir ekonomik sistem düşünmüş.
Diyor ki ben senede işte 15 milyar dolar açık veririm bu açığı da işte 12 milyar dolar turizm geli rakamları uyduruyorum. Geliri üzerinden kapatırım. Pandemi gelince birdenbire turizm geliri ortadan kalkınca 3 senede bu üst üste bıyık ince çok ciddi bir sıkıntı oldu. Açıkçası Türkiye’de bu turizm geliri bu sene mesela sıkıntıya girseydi bir kez daha Türkiye’de de çok ciddi bir sıkıntı olacağı aşikardı.
Biz turizm sayesinde sıkıntıyı birkaç ay ertelik belki. Planlama önemli ama yanlış planlama. Evet ama bu yani yanlış planlama oluyor çünkü planlanan en önemli tarafı da riski minimize etmek zaten. Planlama deyince hayatınızı yaptığınız gibi finansal da riski minimize etmek.
O zaman tabii ki şey uluslararası işbirliği insanı dayattığı alanda uzmanlaşmazsan kendi çıkarlarının menfaatlerinin rasyonalite’nin dayandığı alana yani riski minimize edersin birçok. Yani turizm olmazsa başka şey olur. Orada ciddi bir konu var tabi. İhracat şu anda irtihatımız öyle bir durumda ki bu rakamları yeni gördüm.
100 dolar olarak ihracat yaptığımız zaman 70 dolara ithalata gidiyor bunun. Yani ihracatın döviz kazandırma potansiyeli çok az oldu. Çok ithalata bağımlı oldu. Bu çok ciddi bir konu. İhracatımız %20 artarken ithalatımız %40 katı. Tabi. Bu ne oluyor yani. İhracatta bir şey olmuyor. Sorunların çözümlerine çok yardımcı olmuyor.
Planlama işte bütün bunlar için gerekli. Burada biz sadece olmamasının kötü sonuçlarını görüyoruz. Ciddi bir planlama olsa en azından bu durum tahmin edilebilir. Bu şekilde bir kırılganlık ortaya çıkmaz. Çünkü ekonomiz çok kırılgan. En küçük bir krizde bile yani başkası hapşırken aynı Sri Lanka gibi tabi Sri Lanka’da kurumsallık da yok. Bir aile her şeyi kontrol ediyor. Her şey bütün aile. Bir aile ne dedi? Bütün yerlerini, kuzenlerini, akrabalarını. Ne kadar akrabalar varsa hepsini yönetip dedi.
Evet. Akrabalara kalmamış kız bakmamış. İşte hepsi kaçlı akrabaların. Evet. Kaçlı başka. Yakın onlara başka bir ailenin eline geçmiş. Nasıl olur bilemem artık ama yani şu anda gülüyoruz tabi. Ben de dayanıyorum gülüyorum. Çünkü bütün akrabalar kalmamış. Aynen. Devlet başkanı ve akrabaları yönetiyor ülkeye. Evet. Evet. Ama yani yarın öbür gün benzer şeyler ithalede olursa çok şaşmayacağız. Yani şeyde akraba olmasa bile çünkü öyle bir duruma gelebilir ki planımın olmaması, hükümranlığın bitmesi. E o zaman kadar diyorsun ki tamam globalleşiyorum ama abi en azından zenginleşiyorum. Yani fakirleşmiyorum. Bir yandan fakirleşirsen hem hükümralık gitti hem bir şey yapamıyorum hem de fakirleşiyorum. Nereye kadar? Meni için.
Yani insanlar bunu sorgulayacak yani. Cevap olarak işte oradakiler, Bülüksel’dekiler iyi yaşasın diye mi yapıyoruz bunları yani? Peki Mehmet abiciğim sen ödüllü bir tez yazmış olarak 1990’da bugünlere çok böyle bugün üstüne şap diye oturtabilecek bir tez yazmış bir durak.
Bugün Türkiye’nin durumu nasıl görsen? Türkiye’nin çok acil bir devlet planlama ajansına hakiki siyasi otoriteden bağımsız bağımsız hareket edecek ve sivit toplumuna yakın iş meclislerine çalışacak bir anlamda bugün için güç görünse bile belki yarın kabile olur. Özel bir planlama ajansının Türkiye’ye gerektiğini düşünüyor musun?
Şu ortamda hayır. Çünkü siyasi değişimler olmadan yürümez yani tamamen şey gibi olur. Ne gibi? Hani bu hani… Merkez makası başkanı mı? Hayır yani böyle aşırı hasta bir insan düşünelim yani artık yaşam şeyi veriyor, mücadisi veriyor. Ona şöyle çok şık bir kravat yakışmaz mı falan gibi yani olsa başka öncelikler var şu anda.
Ama bu olabilir yani Türkiye’nin önemli bir şeyi var yani bunu unutmayalım hakikaten ciddi olarak. Türkiye’de kaliteli bir iş gücü var aslında. Var mı? Var var var yani her alanda önemli insanlar var ama çoğu yurt dışında. Çok idealist çoğu yurt dışında. Bu insanlar yani Türkiye’de şey var Avrupa’da tam tersiyiz bizde iş gücü var iş yok genellikle orada da tersi yani iş var iş gücü yok. Fakat kaliteli bir iş gücü var bayağı şey gelişmiş okumuş çok insan var kendi alanda çalışamıyorlar iş bulamıyorlar. Bu planlama hatası işte.
Eğer ışık görse birçok kişi gelecek tekrar gel mesela oldu şimdi şey eşim şey yaparken ilk üniversite öğretimiyle başladığı zaman şeyden çok öğrenci bulurdu mesela Tayvan’da ve Kore’den şimdi ne Tayvan’a ne Kore’de geliyor çünkü kendi kendisinden de kurdular çünkü.
Kurdular ve iyi para kazanıyorlar gerek yok yani Amerika’ya gelmeye kurdular. Bizde de aslında çok bayağı iş gücü var gelebilir. Onun için bu siyasi bir soru yani burada gerçekten partilerin her partinin içinde kaliteli insanlar var şey bile olsa bir şekilde kamuoyu baskı dızını nedir bilemiyorum ama onları öne çıkarıp gerçekten çok bir şey kurmak gerekiyor.
Çok güçlü bir yapı geniş bir ittifak gerekiyor artık milli ittifak mıdır kaç kişidir bilemem ama. Altını masamı gelir masamıdır. Onları bilemem yani gerekiyor.
Burada bir takım konsensuslar verilebilir yani doğru adımı doğru yere getirip yozlaşmayı ana konu olarak koyup bir güven oluşturmak böyle bir durumda işte planlama çok faydalı olur. Ama ve olur yani onun şeyi ve herkes orada anlaşır oyunun kuralları üzerine ve çok saygınlı olan insanlar var tabii ki bizde getirebilecek.
Türk insanın o şeyi var böyle çağrıldığı zaman hani idealist olarak gelebiliyor. O endere geliyordu değil mi yani büyük bölümü geliyor yani o zaman orada bir sıkıntı olmaz o iş gücü yapılmaz o zaman başarılır.
Diyorum planlama küçük kuracaksın teşkilatı sivil toplumu katacaksın içine geniş yani Fransa’da oldu. Ben o komisyon hepsine bakmıştım yani konu ben size bir çok her alanda bütün sektör al farklı farklı komisyonlar var katılanlar farklı toplantılar yapılıyor devamlı olarak ve dediğim gibi yani devletin giderek aradan çekilmesi lazım. Onların politiki oluşturması lazım. Türkiye’de mesela kurumlar oluşturuldu aslında ama boş içi ekonomik ve sosyal konsey var biliyorsunuz. Mesela var. Ama hiçbir şey yaramıyor. Konsoya giden de fikrimi söylemedin oturmayı tercih ediyorsun fikrimi söylersin başına bela olacak. Tabii işte o önemli yani siyaset çekilecek arada yani söylemek çok tehlikeli şu anda gerçekten insanlar sonunda rasyonel.
Şeyde burada kendini yani kendi başarısını kendi gerekliğini adeta ortadan kaldırarak katalizör rolü gören şey yani egozü gücünü görünmeyerek gösterin.
Aynen bu bir sorgan olabilir yani bu şey gibi yani alet idare etmek gibi hani nasıl sizin de kızınız var benim de var falan yani onları yetiştirirken biz tehditle mi korkutarak mı yetiştirecek yoksa ikna ederek mi seyrederek mi bakarak mı? Yani uzaktan yönlendirip hata yapmaları olasılığı karşısında onları zaman zaman uyararak. Ve zaman zaman da bırakın yapsınlarca öğreniyor tabii o şekilde yani çok daha etkili oluyor değil mi sonunda hiç bir şey gerekmiyor. Ve karşı kısa gidip sonunda kaybolmuyor. Ve sevgi de tabii. Aynen öyle oluyor evet yani ben iç saçın neyim ona şey diyorum low maintenance cost yani o maliyetler azalıyor çünkü kendi doğru şeyi yapıyor zaten. Peki Berat abi sen vapura yetişeceksin o yüzden seni fazla oturmuyorum burada yoksa seninle sabaha da konuşuruz da burada bir şey şunu sormak istiyorum. Sen vaktini büyük bir dünyayı gezerek ve özellikle Amerika’da geçiyorsun ama bir yana Türkiye’ye çok yakınsın gözün Türkiye üzerinde Türkiye’nin meselelerine kafa yoruyorsun hatta sosyal medya üzerine zaman zaman bununla ilgili laflarında var. Benim gördüğüm Türkiye’de genel bir karamsarlık haki. Herkes hay Allah bu işin içine nasıl çıktığınızı diyor çünkü şunu görüyor insan hasta anabilir ama hastalandığınız zaman en önemli şey şudur düzgün bir doktor bulup o doktora muayene olup bir teşhis koydurmak sonra da o teşhisle uygun bir tedavi yazdırmak. Ama siz doktora gittiğiniz zaman doktor ise iyisin iyisin diyorsa veyahut da siz kendi kendinize ben hasta mahsa değilim diyorsanız sonra ölürsünüz. Türkiye’deki durumda biraz buna benziyor bir karamsarlıklar ama bu karamsarlığın temel sevgi olan biten değil olmama bitme olasılığı yani kimsenin bir şey yapmayıp her şeyi niye kızıyorsunuz ki diyerek konunun dönüşmesi ama da bizim içeride gördüğümüz. Sen dışarıdan baktığın zaman hem iktisatçı hem sosyolog hem siyaseti bilen biri sorarak ne görüyorsun Türkiye’yle ilgili karanlık bir tablo mu aydınlık bir tablo mu? Dünyayla kıyasladığım zaman yani baktığın zaman bir yerde çok dinamik bir toplum görüyorum genç bir toplum görüyorum. Genç bir toplum olduğu için şey değil bir yerde optimist olmak lazım ama aynı zamanda şunu da görüyorum ki en büyük kaybedenler yani asıl karamsar olması gerekenler gençler.
Çünkü izlen ekonomik politika yani sıcak para ve ucuz dış borç ucuz petrol politikası mümkün ol kadar dış borç çok ciddi bir borç yüküne soktu kamuyu maliyesine ve özellikle de bu fatura gençlere çıkıyor.
Eğitim kurumlarının siz bundan sonra tartışacaksınız. Eğitim kurumun içini boşalmasıyla birlikte gençlere çok önemli bir fatura çıkıyor. Burada izin verirseniz Prof. Ali Yaycı onu kopya edeceğim diyor ki yazdı yazıda oksijen yazdı yazıda gençlerle bir sosyal yani muhalefetin gençlerle bir kontra sosyal yapması lazım.
Sadece bu çok ciddi bir fikir yani partiler üstü bir fikir dışı bir fikir. Mümkünse bunu herkese yani o genç bizdendir o şudur budur diye düşünmeden yani herkes her Türk genci kalbi bu ülke için çarpıyor. Ve onların idealizmini kaybetmemesi lazım açık dile sorunu anlatıp onlarla bir hak gerçekten partiler üstü bir mukavele yapmak gerekiyor ve bunu uygulamak gerekiyor. Böyle bir şey yapılabilirse yani gençler kızılılabilirse bu ciddiye alınırsa ben… Umut olabilirsin. Yani ne diyeyim annem şey derdi bana buyururken sen zaman zaman böyle imser mi kötümser misin sen kötümser bir imsersin ya da imser bir kötümsersin derdi.
Onun gibi o zaman. Türkiye’nin almış olduğu sayısı belirsiz ama en az 5 milyon civarda olan Suriyeli ve Afgan gücünü. Allah’ım ne diyeyim ya bu mümkün değil bu kadar insanı nasıl masediyorsunuz yani bu zaten kaynaklarımız yetersiz hastalardan okullardan.
Tamamiyle insan olarak baktığında çok üzülüyorum bu gereğinin ortaya çıkmasını. Hakikaten şey fakat mümkün değil Türkiye’nin şu andaki kurumsal yapımızın bu kadar insanı absorbe etmesi olanaksız bir şey. Yani bunu Avrupa yapamıyor Amerika yapamıyor çok seçici olarak alıyor. Biz nasıl yapalım Allah aşkına yani bu mümkün değil. Foksajlık artık mümkün değil ekonozik artık mümkün değil. Hiçbir şey mümkün değil. Bir de şey var yani solcu açıdan da baksanız konuya mesela Republik’iniz var şey çok önemli yani sizin kendi bir komüniteniz var. Orada belli değerleriniz var homojen bir yapınız var. Birimize kısak bile… Homogenleştirmeye çalıştığınızda bir yapınız var. Yapı var çalıştığımız kısak bile ortak belli şeylerimiz var milli takım şeyimizin çarpıyor kalbi yani falan.
Yani bu kadar farklı bu kadar değişik birdenbire insan aynı anda azar azar absorbe edebilirsiniz belki. Ama 5 milyon bir daha şeyde hangi ülke onu yapabilir yapamaz. O açıdan bakarsınız gerçekten bu doğru aslında bayağı hümenist bir ülke. Başka ülkede 10 misli 100 misli tekrar oldu. Büyük tekrar oldu. Yani biz yine ilk ödüşte karar ediyoruz yani işte o kadar da değil falan.
Evet evet nasıl mesela hayvanları da seven bu ulusludur aslında bakın. Sokak köpekleri ve kedileri için Türkiye hiç fena bir ülke değildir yani. Hiç fena değildir. Hiç fena değil. Hiç böyle işin bedelini göremezsiniz. Göremezsiniz. Bence öyle bizim bir yumuşak… Yumuşak tarafımız var. Bir de kendi kendimize sertiz galiba. Rıza abi bir gün de yemek konuşalım. Olur memnun bir yemek yiyelim birlikte. Bir yemek yiyelim. Ne zaman daha buradasın galiba hatta böyle birkaç dost buluşalım. El ortasına kadar buradayız.
Nasıl buradasın muhakkak buluşuyoruz görüşüyoruz. Çok teşekkür ediyorum beni çağırdığınız için. Ben geldiğiniz için teşekkür ediyorum. Yerlicecer Vedat Milor ile beraberlik herkes yemek konuşacağız diye bekliyordu ama yemek konuşmadık gördüğünüz gibi. Onu başka bir gün konuşacağız belki birebir de konuşuruz. Yemeği yönümüzdeki eylül döneminde. Az sonra burada eğitime konuşacağız. Türkiye’nin önemli meselen bir tanesi ve yeni sınav sonuçlarıyla beraber. Hakikaten buradaki durumun da, ykz sonuçları, buradaki durumun da ne kadar felaket olduğunu bir kez daha gördük. Biraz sonra bunu konuşacağız. Profesör Doktor Erhan Erkut, Mevf Üniversitesi rektör yardımcısı. Profesör Doktor Cemil Yücel, Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi öğretim üyesi. Ve Profesör Doktor Engin Karadağ, Akdeniz Üniversitesi öğretim üyesi. Birazdan burada olacağız. Engin Hoca’yı buraya getiremedik. Ekonomik kötü meti diyoruz. Antalya’dan İstanbul’a boş uçak bulamadık değerli izleyiciler.
Yemin ederim ki bulamadık. Engin Hoca Skype ile bağlanacak bize.
Biraz sonra karşınızdayız.