YKS sonuçları eğitimdeki durumumuz hakkında ne söylüyor? (Teke Tek Bilim)

YKS sonuçları eğitimdeki durumumuz hakkında ne söylüyor? (Teke Tek Bilim) videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=-lMlRKgEwGw. Tek bir teyze! Evet, eyvizler, eğitimi konuşacağız. Her şeyin başı eğitim, eğitim, eğitim. Biz de ne yazık ki giderek kötüye giden eğitim, eğitim, eğitim diyoruz. Magda kötüye mi gidiyor, gitmiyor mu, ne oluyor? Onları konuşacağız burada. Niye…

YKS sonuçları eğitimdeki durumumuz hakkında ne söylüyor? (Teke Tek Bilim)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=-lMlRKgEwGw.

Tek bir teyze! Evet, eyvizler, eğitimi konuşacağız. Her şeyin başı eğitim, eğitim, eğitim. Biz de ne yazık ki giderek kötüye giden eğitim, eğitim, eğitim diyoruz. Magda kötüye mi gidiyor, gitmiyor mu, ne oluyor? Onları konuşacağız burada. Niye diyeceksiniz? Hakikaten baktığımız zaman kötüye gidiyormuş gibi bir hal var. Daha önce, bundan 10 sene önce,
dünyadaki ilk 500 üniversite içerisinde yanlış hatırlatıyorsam 6 üniversitemiz varken, bugün orada sıfırız. Hiçbir üniversitemiz ilk 500’e giremiyor. Peki bu ne demek? Önemli mi, değil mi? Hakikaten bu kadar kötü mü yoksa, kurumsal bir kötülük mü söz konusu? VKS sonuçları bize ne gösteriyor? Liseler hiçbir işe yaramaz bir hale mi geldi? İmamatipleşme lisedeki düşük olan seviyeyi daha da mı aşağı çekti?
İmamatipler kendi işlerinde öğrencilere haksızlık mı ediyor, oraya giden öğrencilere haksızlık mı ediliyor? Bütün bunları konuşacağız. Değerli konuklarım var, Profesör Doktor Cemil Yücel, Profesör Doktor Engin Karadağ ve Profesör Doktor Erhan Erkut. Biziyle beraber. Erhan Hoca’m hoş geldiniz. Hoş bulduk merhaba. Cemil Hoca’m hoş geldiniz. Engin Hoca sizi de getiremedik İstanbul’a, kusura bakmayın. Daha iyi Antalya’dan katılmanız belgesinin içinde. Yollara katlanmadınız. Korona kol geziyor. Uçağa muçağa binmek belki de iyi oldu.
Kusura izin verirsiniz. Cemil Hoca’ya başlayacağım. Hocam üniversitelerle ilgili birkaç başlığımız var. Şimdi birincisi başlığa girmeden önce. Siz de 2016 miydi son programı attığınızda? Hocam işte daha öncesinde var. Aslında ilk eğitim sizin TKTek Özel diye başladığımız ilk programa biz çıkmıştık. Evet ama kaç yıl oldu? Pizzalı oldu. Fazla çok oldu. Ondan da fazla oldu hatta. Evet ilk o zaman başlamıştık. Tesadüfen de biz ilk programa katılmıştık. Sonra TKTek Bilim’e dönüştürdük.
O dönemden bu döneme o günlerde sizin programlarda söylediğimiz her şey hemen hemen oldu. Yani o günden beri de benzer şeyleri söylüyoruz aslında. Uyardıklarınız gerçekleşti. Hemen hemen hepsi oldu yani. Şimdi de aynı şeyi söylüyoruz. Ve bugün de söyleyeceğimiz şeyler arasında gene bir dönüm noktasındayız. Buyurun başlayın neredeyiz? Nereden geldik? Dünya nereye gidiyor? Ne oluyor? Ve biz neden bir dönüm noktasındayız? Tabii üniversite seçim dönemi başlıyor.
Tercihler dönemi başlıyor şimdi. Bir dahaki haftadan itibaren. Ortada kılavuz yok. Daha doğrusu ön bir kılavuz var ama. Büyük atlas çıktı mı hocam sizin haberiniz var mı? Büyük atlas çıktı ama bugün kılavuzun son hali bekliyoruz hala değil mi? Yani ilk defa oluyor galiba değil mi böyle bir şey? Kurslar yayınlandıktan sonra ilk kılavuz yayınlandı. Ben ilk defa olduğunu düşünüyorum. Çocukların elinde pam var. Ne yapacaklarını bilmiyorlar. Bunun önemi yani bir üretilen kapasitenin kaybedilmesi.
Kamuda, kamucu anlayışta hani bir kapasite varsa bunda bir erime mi başlıyor diye soru işaretleri var. Biz 2016’dan beri yaptığımız şeylerde uyarlarda o kapasitenin git gide yok olduğunu ama bir taraftan da belki de Naiz Zahni bizim yaptığımız araştırmalarla yönetimlerde büyük değişmeler olduğunu duyarlılık. Hani o teki tek programlarından sonra hani insanlar hani kurbağa hikayesi vardır ya bu tencerede yavaş o yöntemde. Şimdi o kurbağa tek kurbağa değil hepimiz o kurbağa oldu. Kurbağı yani sine döndürecekler biz ama kime bizi kime meze yapacaklarını da bilmiyoruz yani. Bu kamuda dahil bunun içerisinde akademisyenler, rektörler, eğitim sisteminin bütün aktörleri altımız öyle ısıldık artık sıçrayacak vaktimiz yok. Mecalimiz kalmadı yani şu anda. Yani üniversite sistemi çok ciddi hasar mı aldı? Hasar aldı ve hasar almakla birlikte bazıları uyandı.
Yani sizin o programlar bizim raporlardan sonra hani biz dedik ki orada uyuyan devleri uyandırırsak başımıza bela alırız ama en azından onların hoşlanmayacağını inilerek söylersek belki yönlerini sırtlarını döndüler öğrencilere. Ailelere sırtlarını biz kamu olarak akademisyenler olarak üniversiteler olarak öğrenmeyi terk ettik öğretmeyi terk ettik bazıları bizim araştırmalardan. Öğretmenin ulaştırırsak mesela böyle bu hocam derslere girme çıkma dışasında öğrencilerin hayatları çok güzel üniversite. Üniversite anlamı değişirken bizde hep ön plana çıkarılan farklı tercihler ve öncelikler öğrenciyi unutmamıza neden oldu. Hem akademisyenler olarak ne demek üniversitede öğrenciyi unutmak öğret şimdi hep böyle eğer önümüze çıkarılan gerçek önceliğin önemin sadece tabi önemsiz demiyoruz ama sadece ranking sistemlerinde boy göstermek olduğu söylenince yönetimler kendilerini buna göre ayarlamaya başladılar. Böyle olunca şimdi öğrenci derste öğreniyor mu öğrenmiyor mu hoca takip sistemi var mı aktif öğrenme var mı dersler verimli geçiyor mu tabi bir tane bugün açıklayacağımız takip eden geçmişten beri yaptığımız ve vurgulamaya çalıştığımız şeyler hala kötüye gidiyor ve iyiye gidenlerin sayısı artıyor tuhaf yani bir grup büyük bir çoğunluk dibe vururken bazıları seçmece yukarı doğru gidiyor ama onlar da hep benzer aktörler yani bu işi gerçekten kafayı takmış kafayı takmış biz öğretmek için buradayız işte bize emanet edilen çocukların buradaki hayat kaliteleri bize emanet ve biz bunu yaparken de severek bir akış halinde yapıyorlar. Bazı üniversiteler takip ettiğimizde ciddi anlamda öğrenci ile birlikte angaj ediyoruz. Bu yeni bir kamu. Şimdi belki engin de oradaki istatistikleri verecek. Tamamen yönetim odak mıyız. Yönetim eğer bir külmsal değil ki yönetimde yoksa yani bir yöneticiyi bir yerden bir yere alıp koyduğunuz zaman örneklerini vermenizde sakınca yoksa daha ileride belki verebiliriz. Yani sadece bir değişiklik olmuş adam 20 sıra birden öğrenci memnuniyetle bir senede fark etmiş. Yukarı çıkmış veya şey ama biliyoruz ki o kişi daha önce başka bir üniversitedeymiş.
Tabii şimdi sermaye veya özel sektör bu kişileri takip edebiliyor. Direkt devlet üniversitesinden vakıf üniversitesine veya özel üniversite demeyi tercih ediyorum. Çok az sayıda vakıf üniversitesi var. Onu da belki konuşmak gerekiyor. Direkte aldık meseleyi ama bir ekolojiden bahsetmek gerekiyor. Yani bugün bizi izleyen aileler çok uzun yıllardır ilk öğretimden itibaren üniversiteye
gelinceye kadar kendimize dağıl kurbağalaştırıldık demek istiyoruz. Şimdi de yolundan tavuk kaz olma durumumuz da var. Yani bu süreçlerin içerisinde ne olacak? Talepleri aslında dışarıdan belirleniyor. Aileler olarak bizler anne baba olarak kendimiz birtakım taleplerimiz var zannediyoruz. Halbuki bu piyasa tarafından belirleniyor. Doğrunun tercih edilebilir eğitim hakkında üniversiteler hakkında neyin tercih edilmesi
gerektiğini aile olarak biz keşfettik zannediyoruz ama olumsuz giden şeylerin sonuçları bize yutturulan bazı şeyler var. Bugün belki onlardan bazılarına girmek lazım. Üniversite… Hocam gelin bak kaybedecek vaktimiz yok. Hemen gelin böyle. Gerçeğe kadar buradayız. İzgahlar vakit kaybetmeyin. Üniversite o zaman şöyle söylemek lazım. Yani şimdi üniversiteye öğrenci göndermek isteyen insanın önceliği nedir? Herhangi bir aile açısından. Ne bekliyor? Şimdi biz sürekli puanlardan bahsediyoruz, programların çoğuna bakıyoruz, rektörlere bakıyoruz. Sürekli bir puan ama o üniversitesin içerisinde ne var? Oradaki yaşantı ne? Öğrenciler ne yaşamışlar? Tecrübeleri neler? Biz bu araştırmayı yapıyoruz. 2016’tan beri 6-7 değişik kategoriye girdik ve bunlar arasında öğrencilerin sözleri neler ve bunlar genellikle olup biteni bir bölümünü en azından bize sunuyor. Yani öğrenciden aldığımız dönütle biz akademisyen olarak bu alanda işte böyle aralanmış bir kapıdan bir görüntü görebiliyoruz belki ama o bile bazen yeterli oluyor. Resmin büyüğünü görmek de mümkün değil ama bunu açmak, aralamak gerekiyor. Biz bu işe ilk başladığımızda yapabilir miyiz dedik ve yaptık. Yani çoğu üniversite şu anda bu öğrencilerin seslerini biz rapor ettikçe kendilerinin vizyonu…
Ne yapalım? Raporlara geçelim ne diyor? Tamam direkt raporlara. Bunlar çok biri sıkıyor kusura bakmayın. Somutça konuşmak istiyor çünkü. Tamam hocam tüm ay ile başlayalım. Tüm veriler farkında. Bugün altsanız bir sıradan eğitim yazarı da bunları söyler. O yüzden siz verilere geçelim. Verilerden hareket ederek o zaman tüm adam başlayalım. Tahtalığın başına geçelim. Slide 1’den itibaren Türkiye Üniversite Memniyat Araştırması’nın 2022 sonuçlarına doğru gelelim ve slide 1’den geçelim.
Bana bir sopa vereceksiniz. Hayatımda ilk defa sopayla bir şey anlatacağım ama. Hocam yapacak bir şey yok. Bazen sopa lazım. Şimdi anladığım kadarıyla formatımız biraz hızlandırılmış olacak. Evet evet. Şimdi bizim Üniversite Memniyat Araştırmamız 2016 yılından beri devam eden bir araştırma.
Dediğimiz gibi biz katkı olarak bir sefer öğrenci. Öğrenci ne durumda? Öğrencinin memnuniyeti ne durumda ve hangi alanlarda bakmamız gerekiyor? Genel bir memnuniyet sıralamamız var ama bizim baktığımız alanlar. Birincisi ve bizim en çok önemseydik ve Türkiye’de terk edilmeye başladığını düşündüğümüz nokta eğitim öğretim deneyiminden tatminkârlık. Eğitim öğretimden tatminkârlık çocuğun derse girdiği andan itibaren.
Derse girdiği anda öğretmenin ders anlatma biçiminden, akademisyon ders anlatma biçiminden ne kadar tatmin olduğu, bu dersi anlayıp anlamadığı, derslerde kullanılan yöntemlerin kendisine uygun olup olmadığı. Puanlama 100 üzerinden mi? Hocam bunların her birisi 10 üzerinden, her bir sorumuz 100 üzerinden. Ama genel toplama geldiğinde 6 boyutumuz olduğu için 6 100 puan üzerinden. Yani burada genel memnuniyet puanlarına geçtiğimize biraz sonra göstereceğim. Üniversite adlarını da vereceğiz orada.
6 100 üzerinden düşünmek gerekiyor. Ancak herkesin anlaması gereken madem bizi seyredenler de bu eğitim öğretimde ya sözlüklere baksınlar, orada öğrenciler derslerle ilgili neler söylüyor ya da üniversitelerde derslerle ilgili bir şey var mı? Bu sene için değil hani bu sene çocuğunuzu tantımlara götürdüğünüz zaman belki size bir şey veremeyebilirler ama gelecek sene üniversiteye öğrenci gönderecekler, gidecekleri üniversitelerden veya bugünden söyleyelim.
Örnek derslerini göstersinler. Dersler nasıl anlatılıyor? Ders teknikleri neler? Çünkü burada bir şey öğrenilmediği zaman fabrika metaforuna geri dönüyorsunuz. Yani karta basar gibi çocuk derse giriyor, öğretmen duvara ders anlatıyor, hoca duvara ders anlatıyor, bir etkileşim yok. Ve önemli bir kavram var, angajman nasıl çeviririz bilmiyorum ama gerçekten iç içi olma.
Hoca ile öğrencinin üniversitedeki etkinlikleri herkesin birlikte bir şeyler yapması gerekiyor artık. Ve bunun sütçe eşeği mi derler, beygiri mi derler, yani çocuğa bilgi mi yüklüyorsunuz? Dersin içerisinde tam öğrenme gerçekleşiyor mu? Süreç boyunca değerlendirmeler yapılıyor mu? Bunun örneklerini üniversiteler bizlere velilere sunsunlar. Yani tantım günlerinde çimlerin üzerine uzanmış öğrenci fotoğrafları görmek yerine artık bize derslerde neler olup bittiğini,
derslerin nasıl değerlendirildiğini anlasınlar. Öğrenciler ve ana babalar bunu talep etsin. Tetkik edecek bir yöntem olması gerekiyor. Buradan bir sonuçlar aldık. Eğitim, öğretim tatminkârlığı genel anlamda 60 düzeli üzerinden 60 düzeli olduğunu görüyorsunuz. Biraz sonra yıllara göre dağılımını ikinci sırayt ile göstereceğiz. Ben bunların ne olduğunu. Yerleşke. Yine çok detaya girmeden söyleyeyim.
Spatial dediğimiz mekansal kullanım. Mimari ve insan bu mimarilerin içerisinde, mekanın içerisinde insanın yaşantısı oldukça önemli. Üniversitelere baktığımızda mekanların nasıl mesela dairesel mekanlar olduğu zaman, etkileşimsel mekanlar olduğu zaman öğrencilerin o kampüslerde, adamların kampüsü yok belki ama etkileşimleri var. İyi vakit geçiriyorlar.
Ve bu tür kampüslerden memnuniyet. Sadece binalar değil. Burada neler yaşanıyor? Kampusun içerisinde yaşantılar, etkileşimler neler? Fakülteler arasında 500 metre, 1 kilometre fark var. A fakültesi ile B fakültesi, iktisatla eğitim fakültesi öğrencisi hiçbir zaman bir araya gelmiyor. Mimarlık öğrencisinin edebiyat öğrencisi ile bir araya geldiğini görmüyorsunuz. Yıllar önce biz şöyle bir şey geliştirmeye çalışmıştık bir üniversitede. Binalarımız uygundu. Dedik ki burada edebiyat öğrencisi ile mühendislik öğrencisi yan yana derslerini koyalım. Çıksınlar, beraber otursunlar ve konuşsunlar. Hukuk öğrencisi ile idari bünyolar öğrencisi, kam yönetim öğrencisi bir araya gelmesini sağlayacak bir mekan düzenlemesi yapalım. Bu mekan hiç dikkat edilmemiş Türkiye’de. Ama en yüksek memnuniyet orada.
Çünkü mimar çok büyük yatırımlar oldu. Biliyorsunuz yani çok eski. Devlet planlama teşkilatından itibaren planlanan ve Türkiye’nin her yerinde üniversitelerin açılması çok eskiye dayanıyor. Planlarının yapılması. Oraya büyük yatırımlar yapıldı. Binalar iyi yapmıştık yani. Onun da şeylerini sunalım. Neden o üniversiteler daha iyi diye. Binaların yakınlığı, kullanım şehrileri buna hiç dikkat edilmiyor.
Veliler ne yapabilir? Yani burada benim çocuğum buraya geldiğinde ne kadar yürüyecek? Mekanlar nasıl? Eleştirel anlamda da söyleyebiliriz. Yani kantinlerinde, tandım günlerinde çay, burger yemeğe gitmesinler. Gelecek seneye gidecek insanlar ara dönemde, aralarda, şubat ayında, ekim ayında gitsinler kantinlerinde bir bulunsunlar. Acaba kantin odaklı bir üniversite mi orası?
Yani özellikle özel üniversiteler için söyleyeceğimiz noktalardan bir tanesi bu. Yani çok şey söylemek gerekiyor ama anlayan anlamıştır. Yani bu üniversitelerin sadece öğrencileri oraya getirip 3 saatlik dersi 1 saate indirerek veya sınavları 1 hafta olması gereken sınavları 2 hafta yayarak kantinde vakit geçirsinler de gelirlerimiz artsın diye mi düşünüyorlar? Mekan nasıl kullanılıyor?
Bunlar aileler için oldukça önemli. Binalar, kampüs veya okuyan öğrenciler bize söylüyorlar. Yani ben bu üniversitenin kampüsünde yaşadığımı hissetmiyorum. Ders biter bitmez şehre kaçıyor. Kaçmak istiyor. Kaçıyor adam. Durmuyor yani. Mekanlar uygun değil. Kafeter yadan başka bir şey yok. Apartman üniversiteleri var nasıl kalsın? Bir de onları var bazen ama onlar daha olumlu çıkanları var aralarında. Etkileşimden dolayı. Akademik destek ve ilgi. Bakın çok nadir. Bunun açılımı çok önemli. Yani derslerinde zorluk çeken danışmanlık saatlerimiz. Mesela yurtdışında bazı üniversitelerde hocam gelire ihtiyacı olan geliri düşük olan dezavantajlı ama başarılı öğrenciler diğer öğrencilere kılavuzluk yapar. Ve üniversite bütçesinden bunlara belli bir saatlik ücret ödenir. Kılavuzluk sistemi. Bizde öyle bir sistem yok. Yani güçlük çeken bazı derslerde güçlük çeken problem yaşayan öğrenciye kim destek veriyor? Böyle bir sistem Türkiye’de yok. Bazı üniversiteler buna başladı. Kurumun yönetimi. Burası oldukça tepkili ve dikkat ederseniz en düşük yer burası. En kötü yer burası. Evet yani bunu nasıl yapabilir bir kişi? Gene ara dönemlerde santrala bağlanmasınlar.
Santrala bağlanmak yerine oradaki şube müdürlerinden bir tanesinin telefonunu bulsunlar tuşlasınlar. Hani çünkü santrala bağlanırsa kime bağlanmak isterseniz diye operatör çıkar. Operatör öğrenci işlerine bağlayabilir ama rastgele bakalım kaç dakika bekliyorlar. Öğrenci öğrenci işlerine ulaşabiliyor mu? Yönetim, üniversitenin yönetimi ne kadar bir araya geliyor bu öğrencilerle? Öğrenci dekanlık sistemi oluşturulmuş mu?
Veya bu öğrencilerin sorunları tartışılıyor mu? Rektör açık mı? Öğrencinin yönetim teneccüsü var mı? Tabii yani şimdi Twitter’a bile bakmanız yeterli biliyor musunuz? Yani bazen adam cevap veriyor sürekli yönlendiriyor şuna git diyor buna git diyor. Öğrenci ulaşabiliyor mu yönetime? Dekanına bölüm başkanına ulaşabiliyor mu?
Şimdi öğrenme imkan kaynakları bu biraz daha yine mekanlarla da alakalı, donanımla da alakalı, dijitalleşmeyle de alakalı. Kütüphane, işte sadece tornavida ile mezun olan elektronik mühendisleri var. Yani oradaki malzemeler. Usta başı kıvamında. Tabii ya malzeme var mı orada?
Malzeme sarfiyat malzemeleri ne kadar kullanılabiliyor? Öğrenci ne kadar çamura, kileye erişebiliyor? Bunları da sorun. En son olarak da kişisel kariyer mesela siz. Yani üniversitede web sayfalarına falan girdiğiniz zaman eğer sürekli birileri gelmiş popüler insanlar kişisel gelişim kurslarımı veriyorlar? Yoksa yetkinlik temelli, beceri temelli insanları yönlendiren, serdika sistemleri olan, kariyerleri yönlendiren
Mesela derslerinize acaba herhangi bir sektörden ilanılan belli dönemlerde derslere giriyor mu? Bu kariyerler sadece konferanslar sistemiyle olmuyor. Veliler bunları inceleyebilir. Öğrenciler de zaten bakıyorlar. Hocam hepsi birbirine çok yakın yani kurumun yönetimi ve bir tek anı kadarıyla yönetimlerle ilgili sorunlar daha fazla ağır basmış ama hepsi çok yakın birbirine. Bunlar ortalamadır. Yani çan erisi olarak düşünürsün. Ama öyle bir yayılma var ki ve bir sonraki slide ikiye hızlıca geçelim. Dengesiz bir çan erisi mi var? Dengesiz çay hızır var. Şimdi buradan biraz anlayabiliriz. Şimdi üniversiteleri A-plastan FF’ye kadar yönlendirdiğimiz zaman yıllara göre 2016’dan 2022’ye kadar geliyoruz. Yükselişin FF’lerin ne kadar arttığına bakın. Genel memnuniyet alınmıyor. Bozuldu yani.
Yani sürekli artıyor. Bakın bu sene %4’ü A-plast oldu. Başlangıçta bu %25’ti. Yani biz bunu öngörmüştük. Yani Türkiye öğrencisine sırtını dönüyor. Yani sürekli olarak başka türlü şeyler de söylenebilir ama yani bizim ikna edeceğimiz kitle öğrenci değil, veli değil. Başkalarını ikna etmeye çalışıyor yönetimler gibi görünüyor.
Üniversitelerde, hocalarda bir şekilde derslerden ziyade derslerini iyi anlatmak yerine, ondan motive olmak yerine biz de artık kart basmaya devam etmiş oluyoruz. Üçe geçelim. Yani Türkiye’de üniversitelerin kayetresi düşmüş. Aşırı derecede düşüyor. Öğrenciler açısından. Öğrencilerin bakışı açısından. Aynen. Genel memnuniyetle biz 20 tanesini verdik buraya.
Genelde benzer. Abdullah Gül Üniversitesi başta çıkıyor. Mesela orada da değişik bir model var. Kayseri Abdullah Gül Üniversitesi. Kayseri Abdullah Gül Üniversitesi. Tabii onlardan iyi bir vakıf sistemi kurmuşlar. Devlet Üniversitesi çok iyi destekleyen bir şey. Evet, kampüsteli çok güzel. Bir kimlik geliştirmişler orada. İşte zaten İhsan Doğramacı, Bilkent Üniversitesi kültüre sahip, vakıf kültürüne sahip diğer üniversitelerimizden bir tanesi.
Bu sene de zaten yanılmıyorsam, hocada belki onlardan bahsedecektir, iyi bir ücret belirlemişler. O ücret meselesi bu sene konuşmamız gerekecek. Pahalı mı yani? Bu sene çok pahalı. Yani bu sene… Girişler çok pahalı. Eski öğrenciler, zarmılar… Hocam daha iyi, sektörden gelen bir insan olarak belki söyleyecektir. Bu sene çok tehlikeli. Hocam, burada sizi de kutluyoruz. Kurduğunuz üniversite ve olduğunuz üniversite ikisi de ilk onda. Sağ olun. Kaç senedir devam ediyor? İşte bir istikrar görüyoruz aslında.
Bir kaplıda dekanlık yaptım, sabancada da dersli. Tabii burada bazı şeyleri söylemek… Türkiye’de belki en son da söyleyeceğiz. Bu vaktimiz yetişmiyor ama mesela burada Piri Reis gibi üniversitelere de dikkat etmek gerekiyor. Tematik üniversiteleri de giterek, sağlık bilimleri üniversiteleri de aynı şekilde. Tıp ağırlıklı üniversiteler de aynı şekilde. Türkiye’ye yeni bir model oluşturma ihtimali olan… Bu tamamen öğrencilerin verdiği yanıtlar üzerinde mi? Aynen. Bu sene 47 bin. 47 bin öğrenciler. 47 bin öğrenciler.
Aynen. Yapmış olduğunuz ankete verdiği yanıtlar üzerinde öğrencilerin en memnun olduğunu üniversite. Kayseri Abdullah Gül 1, Bilkent İhsan Ormacı 2, İzmir Yüksek Teknoloji ki bu okulda ilgili çok iyi şeyler diyorum. 3, Sabancı 4, Özge’yi… Yıldız Teknik 4, Sabancı 5, Özge Üniversitesi 6, Mevf Üniversitesi 7, Piri Reis Üniversitesi 8, Bezmalem Bakır Üniversitesi 9, Acıbade, Mehmet Ere Aydın Öniversitesi 10. Vallahi bu çok şaşırttı beni. Koç 11 hep daha yukarıda çıkmasını beklerdim. Hepsinin bir hikayesi var. Hepsinin farklı sebepleri olabilir. Farklı araştırmaların konusu. Mazan Kalyoncu 13, Gebze Teknik Üniversitesi 14. Bu okulda ilgili iyi şeyler duyuyorum. Yaşar Üniversitesi 15, Galatasaray Üniversitesi 16, İzmir Ekonomisi 17, Türk Eğitimleri Üniversitesi 18, Türk-Alman 19, Muğla Sıtkı Koç Üniversitesi 20. Ve Türkiye’nin çok köklü üniversiteleri burada yoklar. Beklenti tuzağı diyoruz. Şimdi sizin… Sabancı diyorum. Boğaz işi yok. İtü yok. Çünkü yönetimden memnuniyet sizlik o kadar alttı ki orada genel puan. Boğaz işi vardır burada. İki sene önce yani bu rektör değişiklerinden sonra… Rektör olayları olmadan önce vardı. Hocam çoğunluğunda bir yönetim değişikliği var. Onun haricinde mesela İzmir Yüksek Teknoloji.
Kurucu bir kültür orada oluşmuş. Daha önceki rektör orada bir kültür kez yapmış. Hocalar çok böyle odaklanmış durumda. Ve kendilerine bir misyon mesela geliştirmişler. Diyorlar ki biz işte akademisyen yetiştiririz, yurtdışına göndeririz. Bir de ne var biliyor musunuz? Buraya giden çocuklar arada derede kalmış çocuklar. Yani şimdi Koç’a Boğaz için gidebilecek veya işte adını siz verin. O üniversitelere gidebilecek çocuk işte 35 bin eskiden 35 bin sendromu vardır bizde. O 35 bin sendromuna yakalanmıyor. Nereye gideceğim ben diyor yani. 35 bin sendromu der hocam özür dilerim. Benim uydurduğum bir şey yok. Yani öyle bir puan ki hocam istediğin yerin tam kıyısında kalıyorsun. 5 bin farkla kalıyorsun. Gitsen orayı da yaparsın ama kontenjen yok. Orası dolmuş oluyor yani. Boynunu bükerek İzmir Yüksek Teknoloji’ye gittiği zaman gözleri açılıyor. Gözleri açılıyor yani.
O kadar ilginin dışında müthiş bir angajman dediğimiz olay var. Birlikte çalışma var. Hoca takip sistemi var orada. Dolayısıyla benzer başka üniversiteler de var orada. Mesela bu listenin içerisinde garip gelebilecek bir şey varsa oradayla ilgili bir TED üniversitesi var mesela. Hep yerlerdeydi. Ne oldu da birden yukarı çıktı. Çünkü geçen senenin birinci sınıfı geldikleri oraya geçti.
O kadar hikayeler var ki. Mesela Ege Üniversitesi senelerdir kriz yaşayan, düzelemeyen bir üniversite. Birden nasıl düzeldi? Bazı genellemeler yapmakta zorlanıyorsunuz. Ege Üniversitesi eski milletvekili. Burada iyisi de var, kötüsü de var. Partizan olduğu zaman illa kötü olmuyor. Genelde kötü olmuyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi de öyle.
Birden sıçrama gösteren ve tutarlı bir şekilde devam eden insanlar bunlar. Şimdi burada Hasan Kalyoncu’yu görmeye başladık. Bir iki sene düştü. Tekrar nasıl yukarıya çıkabiliyor? Gaziantep. Çünkü ilk oranın kampüsünü kuran rektör görevden ayrıldıktan sonra orada çok güzel bir kampüsü kurmuştu. Müthiş bir kampüs kurdu. Sonra görevden ayrıldı. Biraz nadasa ayrıldı. Şimdi nerede? Yıldız Teyitliğin başında. Ve bu sene, bir sene içerisinde yine sıçradı yani.
Yani bu kariyer rektörlüğü işine bakmak gerekiyor. Hikayeleri görmek gerekiyor. İyi rektör diye bir şey var yani. Ve bence şu anda 50’ye yakın… Bu sıkıntı tabi. Sayılar artırılır. 50’ye yakın iyi rektör, çok iyi rektör var. Ama tabii 200 üniversite olduğunu düşünürsek, 200 üzerinde… Dörtte biri. Yani dörtte biri çok iyi bir rakam bence yani. Bir sonrasına gelelim. Hangi üniversitede iyi iyi öğretim veriliyor?
Öğrencilerin öğrenmesinden emin olunuyor. Veya öğrenciye bilgi yüklemesi yerine daha aktif hale, angaja hale getiriliyor. Bu üniversitelere baktığımız zaman öğrenci dersi öğreniyor. Ve öğrenip öğrenemeden hocalar emin olmaya çalışıyor. Bir, Abdülrahman Gül. İki, İzmir Yüksek Teknoloji. Üç, Bilkent. Burada Bilkent’e yer değiştirilmiş İzmir teknoloji. Sabancı, Bezmalem, MEF, Piri Reis, İzmir Ekonomi,
Sanko, Yıldız Teknik, Gebze Teknik, Acıbadem, Koç, Yaşar, Galatasaray, Boğaziçi, Özey’in, Konya Teknik girmiş buraya, Sağlık Birliği girmiş. Boğaziçi’ni görüyorsunuz gene yukarıda. Yukarıda. Her zaman derslerden memnunlar. Ama başka yerlere geldiğiniz zaman… Hocalar işini yapmaya devam ediyorlar, dersler veriliyorlar. Yani bunların arasında kendilerine model arayanlar da var. Yani biz artık dünyadan bir şeyi kopyalamak yerine kendimiz de bir şey yapabiliriz diyenler de var aralarında.
Yani artık biz filip learning diyorlar, aktif öğrenme diyorlar, öğrencinin hatalarını takip etme diyorlar, bunlara müdahale etme diyorlar. Yani amaçları orada. Biz burada insan yetiştirmek diyen üniversiteler bu alanda ön plana çıkıyor. Geleneksel olarak tabii bizim bildiğimiz üniversiteler ön plana çıkıyor. Bazı üniversiteler aşağıya gitmeye devam ediyor. Yani sonuçta bu bizim en önem verdiğimiz yerlerden bir tanesiydi. Öğrenmeye geri dönülsün.
Fomat Hanım, şunu bir kez daha teklif edelim. Bu öğrenci memleti açısından. Yoksa mezunlarının iş bulma, mezunlarının başarı falan olanları değil bunlar. Değil ama mezunlarla ilgili bu sene başlayan bir araştırmamız var. Cumhurbaşkanlığında ona benzer araştırmaları vardı. O devam edecek zannedersem. O zaman içerisinde ortaya çıkacak bir şey var. Çıkacak ama orada da… Yakın olur diyorsunuz. Bu kariyer bizi orada, onu da gösteriyor. Son basamağımız o. Kariyer geliştirme, o iş dünyasıyla nasıl ilişkiler kurulduğunu gösteriyor.
Geçelim o zaman bir takine. Yerleşkesi. Hangi yerleşkelerde? Sadece yerleşkenin güzelliği değil, mimarizin güzelliği değil. Fatih Bey bu 28 sayfa. 28 sayfa mı? 28 sayfa. Bitmez diyorsunuz yani. Benim noktada ara verebiliriz hocam. İsterseniz 6 basamağa geçelim ondan sonra dönelim. Bu yerleşke meselesinde hayatın kalitesi mi? Yedidefe, Kağasaray, İzmir Yüksek Teknoloji, Özge’in, Ege.
Mesela ben burada bilgiyi beklerdim. Çok hoşuma gidiyor yerleşke sorum. Geçen senelerde bilgi görünüyordu hocam. Bilmiyorum orada sadece içeride bir yaşantıda problem var. Yoksa bizde mi kaç kişi aldık, onun sayıyı bilmiyorum ama… Bu sefer bilgiyi beğendim, hasıl beğendim yerleşke olarak. Güzeldir onlarda. Yerleşkenin güzel diyorsunuz işte ama yaşantı nasıl? Yaşantı aynen. Orada bir şeyler olmuştur. Mesela Kadir Has orada çok iyidir de orada bir değişiklik olmuştur. Aniden yansımıştır yani oradaki faaliyetlere.
Değişelim. Arkadaşlar bunları tam ekran vereyim de izleyiciler görebilirler ne olduğunu. Akademik destek Türkiye’de olmayan bir şeyden bahsettik demiştik. Yani öğrencilere ders dışında, hoca dışında mutlaka danışmanlarıyla veya yeni sistemlerle… Bak burada OTÜ girmiş mesela asılamaya. Evet. Yani bu zorluğunu giderme anlamda büyük ihtimalle orada bir destek buluyor çocuk. Sanko girmiş. Sanko da ilginç bir üniversitede mesela. Dibe vurmuş yerleri var mesela ama diğer alanların hepsinde yukarıda. Niye? Şey yapamamışlar. Bu sene temel bir daha iki sene geçiyorlarmış öğrendiğimize göre. Kampüs. Tabii yani çünkü şehrin merkezinde bir tıp fakülteleri veya sağlık bilimleriyle ilgili şeyleri var. Bunu da geçelim. Yani biz burada rektörlere de söylüyoruz. Yani ne yaparsanız öğrencilerinizin… Her alanda Abdullah Hilbir çıkıyor. Enteresan.
Evet. Çoğu alanda. Geçen sene de biraz değişiyor bu şeyler ama bu oradaya giden… Yine demin şeye gidelim yani hani gidiyorum beklenti çok üzerinde. Ottül o kadar kötü bir üniversite değil ki. Aşağıda bakarsanız. Ama Ottül öğrenci o kadar çok şey bekliyor ki gittiğinde nerede bu benim istediklerim? Beklentiyle. Beklenti şeysi bu yani. Allah’ın izniyle bir şey beklemezken şahane bir şey geliyor. Yani ben nereye geldim ki? Beklentinin karşılanması. Aynen. Devam edelim. Bu kadar puanla geldiği üniversite bu mu benim? Koca Ottü bu mu diyor? Morali bozuk gittiği halde bir de bakıyor ki iyi ki buraya gelmişim diyor. Biz ne diyeceğiz o zaman? Yakın puanlar da siz… İzmir’de oturuyorsanız İYİT’e varken tutup da İstanbul’a gelmenize gerek yok. Gerek yok. Biraz da uyanık olmalı. Burada arada şunu da söylemek lazım. Türkiye’de çok kalabalık bir grup oldular. Danışmanlar. Liselerdeki danışmanlar bu tür şeyleri takip etmesi gerekiyor. Maalesef eğitim fakültelerinde biz…
Bunları öğretmiyoruz….bu tür faaliyetlerimiz. Burası Türkiye Üniversitesi’nin öğrenme imkanları ve kaynaklarının zenginliği. Bir, İstanbul Oramacı burada öne geçmiş. Sabancı 2. Koç 3. Anadolu Üniversitesi Enteresan 4. İstanbul Teknik 5. Nildiz Teknik 6. İzmir Yükseldi Teknoloji 7. Öziyin 8. Abdullah Gül burada aşağı inmiş 9. İstanbul Bilgi 10. İstanbul Üniversitesi 11. Burada eskilik ve kurumsallık biraz öne çıkmış galiba hocam.
Orada sarf yapma malzemelerinin öğrenciye sunulmasıyla ilgili bir problem olabilir. Gene mekanlarla ilgili laboratuvarla… Burası Ulu’da girmiş burada mesela diğerlerinde yokken. Onlar işte şey olsa çok büyük hikayeler var. Yönetim değişikliği vardır. Yani Bursa Ulu da aniden sıçrayan üniversitelerden bir tanesi. Ve bu sene çok büyük bir performansları var. Hepsinde aynı hikayeler var. Devam edelim. Kariyer. Bundan okuduydum.
Mesajlar, derslerde kimlerle karşılaştıkları. Ve bunun kariyeri. Mesleğe hazırlık. Ama konferanslar şeklinde kişisel gelişim şeklinde değil yani. Bütün bunlarda bakılması gereken yani aileler artık sadece ben puanımı harcamayın da illaki şuraya gideyim diye bir şeyden vazgeçsinler. Baksınlar, konuşsunlar. Danışmanlar çok iyi, yeniden kendilerini yenilmesinler. Yani sadece puanlar takip etmeleri gerekir.
Burada kişisel gelişime kariyer desteği sıramasa baktığımız zaman da Sabancı 1, İhsan Doğramacı 2, Özye’in 3, İzmir Yüksek Teknoloji 4, Abdülhak Gül 5, Acıbadem 6, Yıldız Teknik 7, Mevz 8, Bezmalem 9, Koç 10, Piriris 11, İzmir Ekonomi 12, Gağasray 13, Sağlık Bilimleri 14, Gebze Teknik 15, Ortadoğu Teknik 16, Yaşar Üniversitesi 17, Sanko 18, Bilgi 19, Türk-Alman 20. Bilgiyi gördünüz yani oradan. Evet, çıkmış ortada. İlginç. Bu gelişme bu kadar rektör bağımlısı olması bana biraz yanlış geldi, bilmiyorum hocam ne derseniz. 50’ye çıktı işte şu anda bence yani üniversite sayısı da bu işlere dikkat edemiyor.
Ama yani bir rektör, bir üniversite rektörü çıkıp bir rektöre gidiyorsa sorun var mıdır? Üniversite kurumsallaşmamış demektir. Özye’nin kurumsallaşmış olduğunu görüyorsunuz. Rektörü de işte ama hala entepede. Yani bendim. Ama sizden sonraki rektör duruyor galiba değil mi? Hep aynı. Ama ikinci rektörle birinci rektör arasında sıralamada hiçbir değişim olmadı tabi. Kurumsallık çok önemli. Rektörün altını nasıl beslediyor önemli. Nisaç karakter önemli mi sizce hocam? Rektör, tabi yani. Muhakkak önemli hocam. Otonomi diyoruz, özgür üniversite diyoruz, ortak karar alan üniversite diyoruz. Senin rektörün diktatörse o rektör gittiği zaman arkasından ne geleceğini ön görmek önemli değil. Mümkün değil çünkü kararları tek başına veriyor. Hocam zehirli ortam diye bir araştırmamız vardı. Toksik ortam hocamın bahsettiği o diğer araştırma. Ya problem değil biliyor musunuz? Rektörlerin toksik ortam yaratma fırsatları çok büyük. Rektörler tam bir derebeği kapasitesinde. Rektörlerin hesap verebilirliği şeffaflığı son derece zayıf. Ellerinde çok fazla güç var. Bu gücü kullanırsanız tam bir diktatör olabilirsiniz ve bildiğiniz gibi yönetebilirsiniz. Eğer doğru kararlar verirseniz üniversite iyi yönde gidebilir. Ama insanlar katılımcı demokrasi olmadığı için hep böyle işin bir kenarından tutarlar. Yanlış kararlar verirseniz de tepes takla gidersiniz. Yani üniversite için demokrasi, üniversite için liyakat meselesi. Otak karar verme mekanizmalarının çalışıyor olması. Öğrencinin yönetime katılmasından burada bahsediliyor. Dekanların yönetime katılamadığı üniversiteler var. Enüstü müdürlerinin, bölüm başkanlarının yönetime katılamadığı üniversiteler var. Ben bu arada bu çalışmayı çok önemsiyorum. Biz 2016’dan itibaren A+. Aldık. 2018’de A. Ve birdenbire bir dakika dedik. Ne oldu ya? Niye A? Açtık hocamlara telefonu. Hocam dedik. Lütfen bize detaylı anlatır mısınız? Biz niye A artıdan A’ya düşmüşüz?
Ben hocamlara soruyorum. Bunu yapan başka üniversite yok anladığım kadarıyla. Bunu beğenmiyorlarsa sıralarını göz ardı ediyorlar rektörler. Ya burada size bir ayna tutuyor bu hocalar. Bu aynayı değerlendirmek sizin elinizde. Bunun üzerine ben biraz literatüre girdim ve okumaya başladım. Ve mesela memnuniyetin tersinin memnuniyetsizlik olmadığını öğrendim. Memnuniyetin tersi, memnuniyetin olmaması hali. Memnuniyetsizliğin tersi de memnuniyetsizliğin olmaması hali.
Şimdi mesela eğer okula koyduğunuz servis sayısı azsa bu bir hijyen faktörü. Bu memnuniyetsizlik yaratır. Siz servis sayısını arttırarak memnuniyet yaratamazsınız. Ancak memnuniyetsizliği ortadan kaldırırsınız. Memnuniyeti yaratabilmeniz için motivatörleri kullanmanız lazım. Öğrenci oraya niye geliyor? Eğitime geliyor. Dolayısıyla eğitimi doğrudan etkileyen faktörler üzerinden ancak memnuniyeti yükseltebilirsiniz.
Öğrencinin öğrenme deneyimini, öğrenciye verilen desteği, öğrencinin yönetime katkısını arttırarak memnuniyeti yükseltebilirsiniz. Dolayısıyla bunu eleştirenler diyorlar ki, ya işte çocuklara herhalde iyi yemek veriyorsunuz. İşte kampüste çok fazla yeşil alan var. Dolayısıyla işte öğrenciler çok memnun. Hayır. Bunlar hijyen faktörleri. Bunlar memnuniyet yaratmıyor. Memnuniyetsizliği ortadan kaldırıyor. Ama niye yeşil alan? Kampüste bence bir memnuniyet yaratıyor yani kampüze. Memnuniyetsizliği ortadan kaldırıyor. Memnuniyeti yaratmıyor işte. Ne güzel diyorlar.
Ama senin hocaların kötüyse, aldığın dersten memnun değilsen, profesyonel gelişimin desteğin zayıfsa, F’i basıyorsun üniversitene, yeşillik olsa bile. Burada iki farklı motivatör oluyor. Yani işte başlangıçta öğrenme motivatör oluyor ve kişisel ve kariyer gelişimi de motivatör oluyor. Diğerleri hijyen faktörü. Ya bunları fark ettikten sonra biz sürekli çalışan bir komisyon kurduk ve ben her cuma öğrencilerle toplanıyorum.
Navzlarını tutmamız gerekiyor sürekli. Yani nedir bir konu var mı? Bizim bilmediğimiz bir konu var mı? Her şeyi çözemeyiz tabii. Her derde derman olamayız. Ama öğrenciyi dinlemek gerekiyor. Öğretimyesini de dinlemek gerekiyor. Çalışanı da dinlemek gerekiyor. Bunu yaptığınız zaman emin olun bu sıralamalarda yukarıya çıkmak… Bir günlük iş yani. Bir senedir. Bir senedir değiştirebiliyoruz. Lütfen ben bütün üniversiteleri rica ediyorum. Yani sıralamaları boş verin ya. Öğrencinize daha iyi bir deneyim sağlamak istiyorsanız, Engin hocamla Cemil hocamı arayın.
Niye biz bir şey aldık, niye F aldık, niye D aldık diye sorun. Ücretsiz danışmanlık veriyorlar hocalar. Biz isteyeden raporlarını gönderiyoruz. Raporları gönderiyorlar ve bakıyorsunuz. Kendi öğrencilerinizin aranızda… Zaten biz iş verilen para falan kabul etmiyoruz. Kendi ücretlerimizin kesinlikle… Ya bu bağımsızlığı başka türlü korumanın anlamı yok yani. Bakın buradaki konu, Marur Üniversite ile Mazmut Üniversite arasındaki fark. Marur Üniversite yöneticisi, Burunluk Haftan’da her şeyi doğru yaptığına inanıyor.
Eğitimin nasıl verilmesi gerektiğine inanıyor. Çift ana dal böyle olur, böyle olmaz. Yan dal böyle olur, böyle olmaz. Kurallar çok sert ve sabit. Ve üniversitenin içinde bulunduğu fırtınalı değişim ortamının farkında bile değil. Üniversitenin ölmüş gömeni yok bunun farkında değil. Dünyada da bu tarz şey. Bazı üniversiteler ölmüş gömeni yok yani. Dünyada da var. Dünyada da var. Tabii tabii. Yani yüksek öğretim sektörü bütün dünyada büyük bir fırtına içindir. Üniversite fikri tamamen belki de yok olacak. Yok olacak belki de. Bu konuşuluyor. Diplomaların önemi konuşuluyor.
Biz 10 yıl önce konuştuk. Böyle bir durumda, Marur Üniversitesi olmak o kadar anlamsız ki, masbut olmanız gerekiyor. Ya biz her şeyi zaten kendimiz yapamayız. Acaba neleri dışarıdan alabiliriz? Öğrencimize çok açık kaynaklı sistemlerden ne sağlayabiliriz? Adaptif öğrenmeye sağlayabilir miyiz? Burak, bir tane çok üniversite var dünyada. Evet. Yani ben niye bütün dersleri kendim vermeye çalışayım? Yani Stanford’da, MIT’de verilen derslerden daha izin mi vereceğim? Mesela hocam profesyonel gelişim diyor.
Corsera’nın kariyer üniteleri var. Oradan alacağın sertifikalar son derece değerli. Hocam bir reklam arası vermem gerekiyor. Fazla bunu geçirttiğin zaman… Tabii. Yani masbut olmak faydalı bir şey üniversite için. Fazla Marur olmamalı üniversiteler. Haddini bilmeli. Pekala. İlk beş günte… Değerliler, ilk beş gün üniversite sıralaması ile ilgili sorularınız var. Konuşacağız onu da soracağız değil mi? Konuşacağız diyeyim. İHKS sonuçları ile ilgili de konuşacağız ama… Önce Engin Hoca’ya bir söz verdim. Hocam, siz bize ne anlayacaksınız? İlk beş günde soru sormuş. Oradan devam edelim isterseniz. Hocam sesini dinleyin. Mikrofon… Şu anda nasıl sesin? Çınlıyor hafif. Tamam. Şimdi şunu tartıştık. İlk beş gündeki üniversite sayımız üzerinden konuşuyor. Üniversiteye benzemelde üç tane istevimden bahsedebiliriz. Bunlar Sırdan Birinci Araştırma, Öğretim ve Toplumsal Tartışma. Tabii öğretim meselesini hem Cemil Hoca hem de Erhan Hoca’nızla…
…daha akademizde daha profesyonel olsaydım. Ben biraz araştırma boyutuna bakayım. Lütfen. Hatırlamak. 2020 yılındaki çalışma programında ben bu rektörlerin……yayın ve asıl sayılarına açıklamıştım. Sonra da başıma getireyim. Almadı. Evet. Evi Peybe başıma aratmıştı. Şimdi ona biraz vurgu yapayım. 25. sırayı da açabilir miyiz? Türkiye’de aslında akademideki……ne diyelim, muvassaklığın iki nedeni var. Bir, yönetimsel vasatlık var. 21. sırayı mı istedin? 25. 25. sırayı mı istedin? Evet. İkincisi de akademisyen vasatlığı var. Yani iki vasat alırsak. 25. sırayı da ben şunu çıkarmıştım. Türkiye’nin son 10 yıldaki akademisyen başına atışan……bu sırası yayın. Yıllardan itibaren görebilirsiniz. Ben bunu dört alana indirgeydim. Şunu söyleyebiliriz. Bir alana indirgemeden Türkiye’de……öğretim üyesi başına düşen Uluslararası yayın yıllık……0.3. Yani 10 kişiye 3 yayın düşüyor. Makale düşüyor. Yıllık. Peki bunun mesela Fransa ortalaması kaçtırabiliyor muyuz? Veya Almanya ortalaması? Hemen söyleyeyim. Fransa ortalaması 2.4. Almanya ortalaması 4.7. Amerika Birleşik Devletleri ortalaması 11.8. Amerika Türkiye’nin hemen hemen 4 katı. Fransa Türkiye’den biraz düşük. Almanya Türkiye’nin hemen hemen 2 katı galiba, öyle mi? Evet. Evet. Ancak burada şöyle bir durum var. Diğer saydığımız ülkelerde özellikle……öğretim yerlerinin alanları bizim ülkemize benzemiyorlar.
Örneğin Türkiye’deki akademikselinlerin %7’si sosyal bilimci. Ama bunu örneğin Almanya’da göremiyoruz. Almanya’daki denge biraz 70’e 30 civarında. %30’u sosyal bilimci değilse %70’i diğer alanlara getiriyor. Bu da aslında sayı daha da artırıyor. Böyle bir olamlılık var. Şuradan görelim. Bir sıkıntı değil mi? Bir sıkıntı. İlahiyatı sosyal bilimler diye sınıflandırıyor hocam tahmin ediyorum. Tabii ki. İlahiyat meselesi çok meselesini geldim. Türkiye’de şunu görebiliyoruz. Türkiye’de aslında en vatasa akademikselinler sosyal bilimlerdi. Yani 10 kişi, 100 kişi senede 5 makale yapıyor. Ortalamaya baktığımız zaman bu aslında son 10 yıldaki rakamlar. Buna karşı bizim en iyi alanımızda, dünyada hemen hemen bu anlamda da……kafa kafa’ya gidebilir, sağlık bilimleri. Yani tıp ve hemşehrilik gibi diğer sağlık bilimleri. Burada kişi başına yayın birin üstünde.
Yani her akademikselimiz yıllık anlamında birin üstünde bir yayın yapıyor. Ben burada özellikle ilahiyat ve hukuku aldım. Bazılar şunu diyebilirim. Niye ilahiyat ve hukuku aldın? Denebiliriz. Bunun teneffüsü şu. Biz de biliyoruz üniversiteler aslında Bolonya Üniversitesi’nin……ve Doğu kaynaklarıyorsa Nizamiye Medreseleri bir üniversitenin kaynağı olarak kabul ediyorlar. Dolayısıyla bu hem Nizamiye Medresesi hem de Bolonya Üniversitesi’nin…
…kurucu iki alanı var. Aslında üniversitenin kurucu iki alanı var. Biri teoloji yani bizim bildiğimiz anlamda ilahiyet. Diğer de hukuk aslında. Şunu görebiliyoruz ki ne ki hukuk yayına bakın. 2021’de Türkiye’de 4 bin civarı 4 binin üstünde bir ilahiyatlı akademisyen var. Ve bunlar 88 tane yayın yapmışlar. Toplam. 88. 4 bin kişi 88 yayın. Evet, uluslararası 88 tane yayın yapmışlar. Yengin de yenge 11 yayın yapıyor. Ben kendim önlemden vermeyeyim dedim ama Zibil Hoca söyledi ya……ben ortalama da akademisyen olarak değerlendirirsem tercihimi……benim işte geçen sene ki yayınım 11. Dolayısıyla bir ilahiyatlı olsam bayağı bir bunlara katkı sağlarmışım. Onu gösteririm ve bu 88 yayını da şöyle görmeyelim. Mecburen şu alan ayrımını yapamadığımız için bu 88 yayının önemli bir kısmı da……ilahiyat dışındaki hocalar tarafından yapılıyor. Nasıl işte din psikolojisi, din sosyolojisi alanında çalışıp……ama ilahiyatlısı olmayıp hem sosyolog veya psikolog olan kişilerden yapılıyor. Bunun en güzel önlerini şöyle söyleyebiliriz. Türkiye’de yüze yakın ilahiyat fakirisisi var. Erhan Hoca’nın belki sayısını bilebilir.
Bugün URAP dediğimiz, 30 günün bir sıralama kuruluşunda ilahiyat sıralamalarında……Türkiye’de birinci üniversite Bilkent Üniversitesi. En fazla ilahiyat yayılır Bilkent Üniversitesi’nden çıkıyor. Ama ilahiyatı hiç kimse yok orada. Evet, ilahiyatı birbirinde yok. Evet, bölümü de yok fakirisisi de yok. Yani aslında vasatlığımızın noktalarından biri de bu. Birinci noktadan gidebiliriz.
Ve ikinci vasatlık, çok tartışıldı sizin programdan sonra. İşte yönetiminiz farklı bir şeydir, akademisyenlik farklı bir şeydir. İkisinin birbirleriyle benzeri yoktur gibi. 26. sıraya kalabilir miyiz? 26 arkadaşlar. O programda kullandığım birileri daha sonra ben gerçekten Uluslararası İYİD Dergide yayın yaptım. Orada görebilirsiniz.
Bu şu demek ki, Erhan hocamın yönlendirmesiyle o zaman Türkiye’deki üniversiteleri Uğraç sıralamasına göre 4 bölümü ayırır. 5 gruba. 5. grup en tap 20 üniversite. 1. grup da en alttaki en son 20 üniversite aslında böyle sıralayabilirsin. Bu şu demek aslında. En iyi üniversitelerdeki rektörlerin yayın ortalaması tekrarken
en vasat veya sıralamada en kötü olan üniversitelerdeki sıralama ortalaması. Tabii şunu şöyle anlıklayabiliriz. Çünkü geliyor o zaman tartışma anlamı. Zaten iyi üniversitelerde akademik anlamda daha nitelikli hocalar var. Dolayısıyla da rektörler daha nitelikli. Dolayısıyla bu bir çıkmaz nokta gibi de söyleyebiliyorlar. Ben bunu daha net açıklamak istiyorum. 27. sıraya alabiliriz. 27. 27. Kendi üniversitem başıma bir şey gelmesin diye biraz özellikle kendi üniversitemden seçti. Şimdi bu üniversitemde şimdiye kadar burada 3 tane rektör hocamız var. Birine nokta nokta dedim. Onu daha sonra açıklarız. Bu nokta nokta olan sıfırcı hocam. Zaten ihlat edildiği için sıfır kavramını kullanabiliriz. Başımıza bir şey gelmez. Sonrasında sıfırcı.
Yani sıfır uluslararası yaylı sıfır atıfı var. Böyle bir değerlendirme yapalım. Şuradan görebiliyoruz. Bu kişi başına düşen standartlaştırılmış yayın. Bu hoca göreve geldiği zaman 2008’de üniversitenin kişi başına düşen yayın ortalaması, uluslararası ortalaması 0.8’mış. Bu sıfır rektörümüzle birlikte bu oran düşmüş düşmüş düşmüş düşmüş.
Ta ki 2015 yılında sıfır nokta 59’a düşmüş. Sonra Mustafa Hoca hocamız gelmiş. Uluslararası yaylı baya iyi olan atıfı baya iyi olan bir hocamız. Ve 5 yılda yükselişe doğru gitmiş. Sonra Mustafa Hoca’dan sonra yine akademik literi çok yüksek olan bir hocamız gelmiş. Ve yükselişi görebiliyoruz. Spekifik bir üniversiteden alınan bir örnek ve şunu da görmek lazım.
Aslında Akdeniz Üniversitesi Türkiye’yi yansıtıyor. Çünkü %50 akademiklerimiz bizim de sosyal bilimci akademikler. Bu da aslında rektörün ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Söylediğim tartışma uzun yıllarda dünya literatüründe var. Akademikselik elif kişilerin mesleğidir. İşte eliflerden mi oluşuyor? Bununla ilgili de kapsamlı bir araştırma yaptım. Onu da hemen yapabiliriz. 14. sırayt açabilir miyim?
14 arkadaşlarım. Peki Türkiye’deki akademikselikler nereden oluşuyor? Kimlerden geliyorlar? Hangi ailelerden geliyorlar? Türkiye’deki akademikselikler ortalama %75’i okul öncesi eğitim almamış. Yani okul öncesi hiç eğitim almamış. %80’lerin üzeri hiçbir şekilde çocukluğunda yabancı dil eğitimi almamış kişilerden oluşuyor. Bu çocuklar lise dahil mi?
Evet, daha dahil. Bazılarının liseyi, önemli bir kısma profesyonelere sayılar tutuyor. Anadolu liselerinden kaynaklanıyor. Zaten Türkiye’deki en büyük akademikselik probleminden önemli olan yabancı dil problemi. O yüzden de zaten %55’e düşürdü dil istifamını veya dil notu da. Profesyonelere olsun diyor hocaların.
Anne eğitim mesleğine bakarsak da şöyle bir durumu görebiliyoruz aslında. Önemli bir kısmı anne babasının eğitim durumu düşük akademisyenlerin mevzusu. Bu da aslında yıllarda çok Türkiye’de bir söylem var. Akademikselik elitlerin mesleğidir. Elitler akademikselik gösteriyordur gibi bir söylem var. Bunu çok gerçekte olmadığını söylüyor. Bunu bir tarafa bırakalım. Aslında akademikselerdeki vasat noktayı 15.slide çok iyi bir noktaya ortaya koyuyor. 15.slide. Size söyleyebilirim bu araştırmaya 17.000 civarında akademikselen katıldı. Türkiye’deki akademikselenlerin %10’u falan temsil ediyor. Çok büyük bir rakam. Çok basit bir şekilde söyleyebilirim. Çözü durumunda zaten evlerinde çok kitap yokmuş bu akademikselenlerin.
Ve sosya ekonomik durumunda orta sivri ediyormuş akademikselenlerin kendi beyanatlarıyla. En vahim durumlardan biri alttaki iki tane slide aslında. Şunu söylüyorum. Şu anda akademikselenlerin ev ve ofislerindeki kitap sayısı %35’inin 200’den az. Yani az evet. Bu da şunu gösteriyor aslında biraz sonra da bir tablomuz daha var. Onda sonra. Buna karsın aynı zamanda yine devam edelim. Edebiyat, şiir, roman gibi alanlarda da 100’ün altında kitabı olan akademikselen sayısı %54. Vav vav vav vav. Bir 17. slide’e geçelim ve bununla ben burayı tamamlayayım. Tamam yorum hocam. Şunu soruyorum. Ne kitap okursunuz diyorum. %23’i kenarına hiç kitap okumuyor o akademikselenler. Şaka. Kitap okumuyor yani hiç okumuyor.
%23 siyat, yor, sanat, konsere gibi alanda, faaliyetlere gitmiyorlar. %10’u müze, öğren yeri, tergi gibi ortağınları hiçbir şekilde ziyaret etmiyorlar. Ben şunu merak ettim ve şunu araştırdım. Peki bu özellikler akademikselenlerin yayın performansına etkisi var mı? Yani bunu aslında Yerhan hocam biraz daha açabilir Cemil hocayla.
Aslında biraz önce Vedat bey de söyledi sosyal sermayeler kültürel sermaye kavramları. Sosyal sermayeleriyle akademikselin kültürel sermayelerin akademikselin üstlerine kastısı var mı? Evet var. Bunu da sağdaki tabloda çok rahat görebiliriz. Akademikselenlerin en önemli özelliklerinden biri yani yayınlarını etkileyen performanslar kültürel sermayeler.
Maalesef Türkiye’deki akademikselenlerin de kültürel sermayeleri hem çocukluktan geçirdikleri hem de ki şimdiki kültürel sermayeleri çok düşük olduğu için bu da bizim yayın sayımızdaki düşüklüğü açıklıyor. Yayın sayısını ve yayın kadresini muhakkak etkiliyor. Evet, hele ki sosyal bilimler alanlarında. Yani hem bilimlerin de bunu bir şekilde götürebiliyor.
Çünkü orada çok fazla zihnimizi çalıştırmaya diyelim daha fazla ihtiyacımız yok ama sosyal bilimlerde yorumlama, eleştirel, düşünme gibi kavramlar çok daha ağır basıyor. Bunu becermez şansımız yok bu kitle ile. Temel anlamda buradaki en büyük problem, ben buraya araştırma görevlerini yazmadım. Son 5 yıldır araştırma görevlerinden mutluluk derecede kötü bir şey var. Ne diyelim? Üstürel ve sosyal sermaye düşük büyü var. Bu aslında gelecek yıllarda bize çok daha da kötüye gideceğini gösteriyor. Evet, bunun bir göstergesi de şu. Bu yıl biraz da oradan özel YKT sınavına girebiliriz. Bu yıl barajlar kaldırılacak. Ve dediler ki barajların kaldırılması bir şey etkileşmez. Zaten hukuk gibi bir alanda, tıpta, eğitim fakültesi programlarında zaten baraj var. Dolayısıyla barajın kaldırılmasının bir etkisi olmaz. Doğru. Neye etkisi olacak? Aslında baktığımız zaman temel bilimlere çok büyük etkisi olacak. Bugün biraz önce ben ona baktım. 50 civarında fizik bölümü var. 46-47 civarında bir fizik bölümü var. Ve bunların 7 tanesi dışında diğerlerinin hiçbir şekilde taban puanları yok.
Yani unutmamız. Çünkü taflar sayısı kontajlarından daha az. Temel bilimlerle ilgili bir proje vardı Engin Bey. 102.000 Evet, o kalktı mı göremiyoruz onu biz web sayfasında. Türkiye’de başkan değişince, nasıl rektör değişince üniversitenin performansı değişiyor. Orada hani kurumsal hafıza kaybı var. Yekta Bey veya bu kamuca anlamda veya bir baraj oluşturmuştu bu tür şeylerin önünde.
Evet, temel bilimlere birçok kişiyi çekti. Çok şeyler değiştirmişti yani. Maalesef o programa güçlü bir destek yok şu anda. Evet, temel bilimlere destek yok. Ne yazık ki. Her ki bir ülkenin gelişiminde etki, etkinin en etkinini aldı. Proje vardı, planlama vardı onunla ilgili ama birden nasıl kesildi onu anlamadık orada biz. İşte Yekta Bey’in hataları vardı, sevapları vardı. Hataları ağır basıldı belki yeni yönetime göre olabilir. Ama yönetime göre değil. Akademisyen gözünde hiç öyle değildi. Öğrenci gözünde hiç öyle değildi. Çok iyi bir yok başkan olduğunu düşünüyorum Yekta Bey’in.
Çok iyi bir yok başkanıydı. Usta Rastakalık’ın kriterleri biliyordu. Ve üniversiteleri elinden geldiği kadar yönlendiriyordu. Daha kamucuydu. Tamamen kamunun artık bir gelenek, bir halk. Biz şey demeye başlamıştık. Yok bir okula dönmeye başladı galiba. Onlar da öğrenmeye başladı falan demiştik ama birden bu şeyler de hemen yansıyor. Bakın Klaus olayında yansıdığı gibi birden atlatsın, güncellenmemesi. Elinden olacak bakalım şimdi. Bu kadar önemli ki yani kurumsal hafıza, kamu hafızası.
Aynı iktidar, sözde aynı iktidarla beraber müthiş bir istikrar falan. Ama tam aksine her şey böyle… Ekip değişiyor. Hayır, neden iyi ki? Bu vasatlık nereden geliyor? Bunu düşünmemiz gerekiyor mu acaba? Yani liyakatin yerini sadakat alırsa vasatlık kaçınılmaz diye bir tek cümle söyleyeyim. Peki hocam şimdi bir şey soracağım. Üniversite mi sorun lise de mi şimdi?
Şunlara da baktığınız zaman da aslında akademisyen sorunun da aslında liseden başlığında görüyorsun. Yabancı zil yok. Ve şeyli sermaye diyeceğimiz şeyi oluşturan kitap yok. Şu anda görev yapanlarda yok diyelim. Liyakat, sadakat unutmayın. Ama ben başka bir şey söylemek isterim orada. Şimdi sadece yönetici ki bu yani şu anda görev yapan tam yöneticiler tamam ama her türlü akademisyen var bu anketin içerisinde. Onları kim getiriyor göreve? Liyakat, sadakat. Yapmayın şimdi bütün akademisyenlerde bugünkü iktidarın…
Tabii, toplumun demek ki refah seviyesi artması gerekiyor. Demokrasi artması gerekiyor. Yoksa yeni gelen nesillerin hepsinin kültürel sermayesi bu seviyede kalacak. Üniversite özgürlükleri şu anda özgürlük endeksinde 175 ülke arasından. Hazır mısınız? 170.yiz. Yani darbe döneminde bile bu kadar kötü olmamıştı. O ekoloji araştırmamızda biz onu onaylıyoruz. Üniversite otonomisi ve özgürlüğü ortadan kalktı. O doğru. Fakat doğru ama ben hala sorunun önemli bir bölümünün lise öğrenciminde olduğunu düşünüyorum. Lise, ortaokul, ilkokul, anaokul. Yani üniversitede bunları çözemeyiz zaten. Bir bakın mesela, eğitimselin yayında dışında. YKS’teki tablonun bu yıl devam ettiğini belirtiyor eğitimselin. Diyor ki, Türkçe’de 40 soruda ortalama 19.3. Sosyal bilimler 20 soruda ortalama 8.6. Matematikte 40 soruda ortalama 8. Ulan netler değil, doğru sorular. Doğru sorular, netler değil. FEM bilimleri de 20 soruda 3.9. Kafadan atsanız zaten bu oranı tutar. Ama bunun bir tehlikesi var Fatih Bey. Şimdi biz böyle söylemeye devam edersek o zaman devreye ne giriyor biliyor musun? Sınavların kolaylaştırılması ve sunni olarak ortalamaların yükseltilmesi gibi bir politikaya dönüştürür. Ve bu sene en tehlikeli olarak yolladığımız bir politikayız.
Üniversitelerin zaten başlamış hocam. Üniversitelerin içinde başlamış bu. Öğrencilerin memnuniyetini arttırmak için sizin şeyden sonra öğrenciye daha bol not verelim. Havasına girilmiş olsaydık onu biliyor musun? Not da onu karşılamıyor. Öğrenci yemiyor bu iş. Doğru değil mi hocam? Yanlış söylüyorum. Enflasyon var ama öğrenci yemiyor. Ha bir de şunu söylemek, bizin eğitim sistemimiz hep üniversiteye odaklı. İlkokuldan beri herkes üniversiteye kadar odaklı. Hocam Engin Hoca’yı arayacak bize bir periyekatı var.
Türkiye’de sadece ekonomide enflasyon yok. Manasık köle krizi de enflasyon var. Mahkemenin otomobili hitap eti. Onunla ilgili veri de var. Hemen onu da paylaşayım. 24. sırayı açabilir miyim? Açalım hocam. İkincisi benim yaptığım çalışma var. Açtık hocam. Pandemi dönemindeki topla. Bunu çok rahat bir şekilde görebilirim. Ben şuradan demiyorum.
6 boğan artmış. AA’da 6 boğan artış var. AA ile %15 gen bir yıl önce aynı derslerden ve zorunlu derslerden bir yıl sonra %20 din almış. Aptaki grafik daha önemli. Aptaki grafik de Türkiye’deki Kıp fakültesinden mezun olanların mezun notları. Yani 2015 yılında Kıp fakültesindeki öğrenciler 2.41 ile mezun olurken ortalama anlamında bir Kıp fakültesinden bugün 3.16 yılında mezun veriyorlar. Yani 4 yani. Pavanı 4 bunun. Yani yakında bir mislim artışını yapacağız. Yani genç diplomayı vereceğiniz zaman transkribe de 4 yapalım. Onu da yanında verelim. O da boş gitmesin arada.
Çünkü buna doğru dönmeye başladık. Yani bugün okullarınızı da getirin. Dünya problemi. GradeInflation.com’a girin görün. Bütün dünyada böyle. Özellikle bu uzakta eğitimin başlaması sebebi var. Buraya hiç evri değil. Son 40 yılda sürekli notlar artıyor Amerika’da. Pandemi tuzlu berekti. Patlattı. Kopya da patladı pandemide. Kopya da patladı. Bütün şeyleri de tartışabiliriz. Önce lise eğitimleriyle bahsettik. Bu sınırda 90 bin kişi sıfır çekti. Bunların diplomalotları kaç ya? Bir açıklasın Milliyetin Bakanlığı da görelim yani. Bunlar kim? Yani o zaman işte bunu gördük. O zaman aslında temel eğitimi ne kadar Türkiye’de vasadın vasada olduğunu çok rahat görebileceğiz.
Büyük ihtimal bu 90 bin kişiye Milliyetin Bakanlığı’nın en büyük projesi ekmekli fırın açması. Orada çalıştıracağımız bir duruyor. Bu kadar öğrenci. Yani bir ülkede Milliyetin Bakanlığı’nın en büyük projesi fırın açıp vatandaşa ucuz ekmek vermekse artık ülkeyi tartışmayalım. Dükkanı kapatalım. Hocam siz bileti aldınız gidiyorsunuz galiba. Öyle görünüyor valla. Teknik geldi hazır her şey. Bu gidişat oraya doğru. Hocam Akdeniz’in kurumsal yetişimcisi hocayı susturun diye bana mesaj atıyor. Şaka etmiyor. Tabi şaka etmiyor. Akdeniz’in kurumsal yetişimcisi yok hocam. Tahmin ediyorum olmadı olsaydı şu anda. Peki hocam şimdi şimdi bu. İlk 500 konusunda ne kadar seyredebiliriz? Şimdi bu Times Higher Education’in yaptığı bir anket bu. Bir anket aslında. Anket ve verileri var mı? Anketin yanasında çeşitli verileri var. Öğrencilerin başarılı derecesi, Nobel almış kaç öğrencisi var, kaç mezunu var işte bilmem neyle. İşte öğrencilerin ortalama gelirleri falan, talep enzülün ortalama gelirleri gibi pek çok kriteri kapsayan kapsanın bir araştırma.
Fakat böyle bir algılanma çıkıyor ki ortaya sanki burada bu üniversitede verilen eğitim diğerlerinden çok çok üstün. Aslında durum bu değil. Hiç değil. Durum bu değil. Şu hocadan söyleyeyim. Benim kendi kızım bile söylüyor ki, baba dünyanın iyi üniversitelerinden ikisini de okudu. Diyor ki bizim bölümün verdiği dersler, Boğaziçi’nin de aynı bölümün verdiği ders arasında hiçbir fark yok hatta Boğaziçi belki de daha iyidir.
Bunu söyleyen başka öğrenciler de var. Ama öyle bir algına gülümsün sanki Türk Üniversitesi’ne rüzgar. Ya bizim üniversitelerin mevzunu olan mühendisler dünyanın her yerinde en önemli projelerde çalışmak üzere alınabiliyorlar. Çok önemli işler yapabiliyorlar falan ama nedir bu ilk 500 meselesi? Bizim üniversiteler burada niye bu kadar kötü? Ve niye de direkt aşağı gidiyor? Bakın kriterlerin içinde eğitim kalitesi ile ilgili hiçbir şey yok.
Eğitim kriterlerin içinde yarısı Ardın bir bilinirlik anketi, sübjektif bir bilinirlik anketi. Sonra işte öğrenci-hoca oranı, doktora-lisans-diploma oranı, doktora sayısının öğretim görevlisi sayısına oranı, kurumsal gelir. Ne alakası var? Eğitim nasıl sürdürebilir? Ondan sonra araştırma geliyor, ondan sonra atıflar geliyor. Araştırma ve atıflar %60. Zaten her iş araştırma ve atıflar üzerinden dönüyor dolayısıyla bu sıralamada. Bu arada araştırmada da bir bilinirlik anketi var.
Şimdi böyle bir sıralama da sizin tepede olabilmeniz için bir eski üniversite olmanız lazım, iki büyük üniversite olmanız lazım, üç çok paranızın olması lazım. Bol bol doktora öğrencinizin olması lazım. Evet yani doktora öğrenci oranının %30-40’larda olması lazım. Şimdi Türk üniversitelerinin Times Higher Education sıralamalarındaki performansları, ben bu işi verisine inerek inceliyorum, kötüleşmiyor. Aynı kalıyor sadece. Çok basit bir sebebi var aşağı kaymamızın.
Bundan 6 yıl önce 400 üniversiteyi sıralıyorlardı, ilk 400’e girmek kolaydı. Şimdi 1200 üniversiteyi sıralıyorlar, bu kadar basit. Ha biz buralarda yukarı çıkabilir miyiz? Kesinlikle çıkamayız. Türkiye’nin önde gelen üniversitesi sıralamalarında Koç’un 300 civarında öğretim üyesi var. Amerika’daki düzgün büyük üniversiteye 3000 küsur öğretim üyesi var.
Nasıl siz bunları, makale sayısına bakıyor 300 kişi 3000 kişi, 350-400 değil yani. Boğaziçi’nin bütçesi, devlet üniversiteleri arasında hep en yukarılarda yer alan. Bütün üniversitelerin bütçesinin toplamı… Michigan’ın bütçesinin yarısını bitmiyor. Boğaziçi’nin bütçesi 60 milyon dolardı, en son hesapladığımda şimdi hesaplasak herhalde 30 milyon dolar falan. Harvard’da bir enstitü’nün bütçesinin yarısındadır, 4’te 1’te. Gökhan’ın şeyi 20 milyon dolardı mesela Harvard’da. Şimdi Michigan’ın üniversitesine bakıyorum ki devlet üniversitesi tamam mı? 6 milyar dolar, 60 milyon nerede? 6 milyar nerede? 100 misli, el insaf. Yani nasıl benim Boğaziçi’ciğim orada bu üniversitelerin arasına girsin, ilk 500’e girsin? Bunların hepsini sağlasanız bile akademik özgürlüklerde dünyada sondan 5. olan bir üniversite, bir ülkenin üniversitelerinin sıralamaya girmesi mümkün değil. Çünkü akademisyenin işi sorgulamaktır, akademisyenin işi eleştirmektir, akademisyenin işi daha iyi göstermektir. Burada sorguladığınız zaman, eleştirdiğiniz zaman ne olduğunu herkes çok iyi biliyor. O zaman benim akademisyenime sen para da versen, doktor öğrencide versen, zaman da versen yine de kadın-erkek eşitliği konusunda, Kürt sorunları konusunda, Türkiye’deki hukukun üstünlüğü konusunda, evrim konusunda çok fazla bir şey söyleyemeyecek, otosansür uygulamak zorunda kalacak. Dolayısıyla ilk önce bir akademik özgürlüğün geri getirilmesi lazım ülkeye, ondan sonra biz bu konuda ciddiysek bizim 10 tane üniversiteyi seçip bunların bütçelerini 5 ile çarptığımız için. Yapıldı gerçi, bilim araştırma üniversiteyi seçiyordu ama… Araştırma üniversiteyi seçip ne oldu? Sonuç? Sonuç yok. Onların bütçeleri 10’a katlandı mı? Hayır. 2’ye katlandı mı? Hayır. Almanya aynısını yapıyor, Almanya’nın da ilk 24 üniversitesi yok. Onlar da 10 tane üniversiteyi seçtiler, bunlara biz mükemmeliyet merkezi diyoruz dediler, bastılar parayı, en iyi araştırmacılar orda topladılar, 3 seneye Alman Üniversitesini yukarıda göreceğiz. Yapılması gereken budur. Bir kritik kütle oluşturmak gerekiyor. Önce akademik özgürlüğü vereceksin, sonra 10 tane üniversite seçeceksin, belki 20 tane ama 200 tane değil ve bunlara ciddi kaynak vereceksin. Araştırma yapabilen liyakati kullanarak en iyi öğretmelerini alacaksın, onlara zaman vereceksin, 20 saat ders verdiğimi diyeceksin haftada, doktor öğrenci vereceksin, onlara laboratuvar vereceksin ve onların kariyerlerini yöneteceksin. Yani başarılı olanlara ödül vereceksin, başarısı olanlara ya sen biraz daha çalışsam mı diyeceksin. Bunları yapmadıkça biz daha bu şarkıları çok söyleriz.
Ayrıca ilk 500 üniversite arasında üniversitemiz yok diyoruz da, yani ilk 50 banka arasında bankamız var mı, futbolda neredeyiz, yani nerede neredeyiz de. Oradan bekliyoruz değil mi?
Oradan 8 sene önce üniversite sayısı azken ve daha farklı bir veri tabanı kullanılıyor iken, Scopus’a geçirmeden önce Web of Science veri tabanı kullanılıyor iken ve Sirnün çok uluslu, çok yazarlı makareleri sayılıyor iken 180’leri görmüştü mesela Otd’ümüz. Biz o günleri hatırlıyoruz, oradan bugüne düşüş var diyoruz. Otd’ün performansı düşmedi, performans aynı. Bir metodoloji değişti, iki bangır bangır geliyor Çin üniversiteleri, Hint üniversiteleri.
Onlar da kendi renkini kuruyor zaten. Kendi renkini kuruyorlar, alıp geçiyorlar. Biz olduğumuz yerde kaldık, bizi geçtiler, bir de Times Higher Education’ın bütçesi arttı, daha fazla üniversiteye gidiyor. Kötü haberim var, 3 bin tane üniversiteye doğru gidiyor bu sıralamalar. Biz ilk 500’ü bırakıp ilk 1000’e giremeyeceğiz. Çok net söylüyorum çünkü rakamlar öyle gösteriyor.
En iyi üniversiten senin koçsa, savancıysa, bunlar 9 binlik, 8 binlik üniversiteyse, bunlar ancak küçük üniversiteler sıralamasında bir yerlere gelebilirler. İşte Orta Doğu üniversiteleri sıralamasında bir yerlere gelebilirler, yeni üniversiteler sıralamasında bir yerlere gelebilirler. Sen bu üniversiteleri Michigan’la, Harvard’la, MIT’yle kıyaslamaya kalkarsan üzülürsün. Yani etimiz ne, vudumuz ne. Ama hocam bakıyorum mesela, bir takım Arap Üniversiteleri, bizim doğumuzdaki bir takım üniversiteleri, bizi geçiyor.
Dediğimi yapıyorlar işte, 15 milyar doları koyuyor. Bir üniversiteye 15 milyar dolar koydu, KAUST. Suudi Arabistan’da KAUST Üniversitesinin tırmanmasının sebebi, ben Orta Doğu’nun MIT’sini yaratacağım diye daat ve 5 milyar dolara olursam da olmadı. 15 milyar dolar koydu. Biz 60 milyon dolarla üniversite çevirmeye çalışıyoruz. Topyekin, herkese bunu önerdiğimiz zaman işte öğretim onun için devre dışı kalıyor.
Yani dediği gibi hocanın belki hani bizim söylediğimizde göre en az 20 üniversite bu işleri yapabilecek, yatırım yapılırsa bu kadar üniversite, devlet üniversitesi var. Hocam en fazla 20’si zaten bunu hak ediyor. Oluyor çok bence. 200 üniversitenin kaçına gerçekten ihtiyaç var? Yaparlar hocam. Gerçekten böyle bir şey. Evet. 20 üniversite… Ama o zaman şuna geliyoruz hocam, bunları biz yani çok şeye girer, bir de komunitek alıcı meselesine dönüyoruz. Yani niye Türkiye’de ve niye hocanın üniversite yasası çıkmıyor? Nedir hocam, komunitek alıcı anıtırımız mı?
Ulan o lokal bölgelerde, kendi yerel bölgesindeki insanlara eğitim veren, ara bir üniversite… Mesleğe götüren. Meslek okulu gibi. Ve burada iyi başarı sağlarsa… Üniversiteye geçebilir. Üniversiteye geçebilir, o da üniversite aslında. Üniversitelerden daha ucuz. Türkiye’de çok komunitek alıcı anı tığında şeyler var yani. Meclisleri %100 iş buluyor. 13. slide’de bu bahsettiklerimiz var. İsterseniz… Gösteririm 13. slide’i arkadaşlarım. Biz bir üniversiteyi düplik etmeye çalışıyoruz Türkiye’de. Çok büyük bir hata. Ah işte ah. 13.
Bu seneki veriler yeni geldi. Öncekinde biz yaklaşık olarak %40’ına ulaşmıştık akademisyenlerimizin. Şimdi de yaklaşık %20’sine falan ulaştık. Bu rapor yakında yayınlanacak ama bekliyoruz. Önce yaptığımız şey veya problemliydi. Akademik özgürlükleri… Daha doğrusu bizim bu araştırma ekolojiye bakıyordu. Yani burada faaliyet yapılabilir mi? Türkiye’de, üniversitede akademik faaliyete…
Akademik özgürlük 1 yılda 18 puan gerilemiş. 2 yılda pardon. 18 puan. Akademisyenlerin algısı o. Yönetim ve müminiyet 1 yılda çok değil 4 puan gerilemiş. Tükenmişlik hissi ve mutsuzluk 2 yılda %4 artmış. Yönetimdeki siyasi angajman diye bir kavramı kimse araştırmaya cesaret edememişti. Burada tabi siyasetçiden bahsetmiyoruz. Yani rektörlerin televizyona çıkması falan mı hocam? Hayır hocam çıkabilirim. Burada kullanma meselesi.
Ege Üniversitesi’ni verdik, Sağlık Bilimleri Üniversitesi… Yani kimliği olan insanlar ama bunu yansıtmıyor. Yönetime yansıtmıyor. Yönetime yansıtmıyor. Bu angajıyla kötü bir şey de değil. Yani olabiliyor. Yani liyakat çalıştırıyor üniversitesi. Orada bunu yansıtmıyor. Dolayısıyla şimdi… Yani adam partili ama partili olduğunu yönetimine… O partili kimlikle iş yapmıyor yani orada. Buna benzer çok rektör var. Ama bir de şu var, bunlar hep ortalama dikkat edin. Burada üniversitelerin sıralaması rapor olarak var.
Ama yayınladığınız zaman problemler. Ve çok büyük bölümünde çok büyük problemler yaşanmaya başlıyor. Yani bu ekolojik sistemin içerisinde zaten akademik faaliyette uygun bir yeşerme mümkün değil. Hocam ilişkisel toksite nedir? O artmış, bütçü şartmış yani de 5 bu arada. Milletin birbirinin kuyusunu kazmasın. Bakın ne oluyor? Angajman meselesi, siyasi angajman meselesi, grupların birbirine düşman olması, gelecek yönetimi aksayan problemler… Bu sefer insanlar arasında dedikodu, çekeme mezlik, birbirlerinin kuyusunu kazma gibi faaliyetlere dönüyor. Ve düşmanlık yıllar boyunca devam ediyor. Eski sistemde bu daha fazla imiştir belki. Yani eskiden seçimde gelinen dönemlerde ama bu ciddi bir problem. Yani en yüksek artış siyasi angajmadan duyan rahatsızlık ikincisi de bu gibi duruyor. Ortamın içeride bu problemler yaşanmaya, akademisyenler arasına sirayet etmeye başlayan bir sistem bu.
Bu insanlar birbirlerinin bölümler arasında, akademisyenler arasında, toksik bir böyle kirli zehirli bir ortam doğmaya başlıyor. Ve Türkiye’de bu ciddi problem. Bu da hiç yapılan bir şey değil. Dünyada başka böyle üniversitelerde böyle bir aşama yapılıyor mu? Bunları ortaya koyacak. Toksik kendi başına yapılıyor ama örgütler anlamında, işletmeler anlamında çok ciddiye alınan bir şey. Yani insanların bunun sonucu olarak şey mesela sessizleşmeleri, kapanmaları… Ya karışmıyor, bir şey çalışmıyor, artık anomiy ortamları çıkıyor, değersizleşme ortaya çıkmaya başlıyor. Ama onlar çok spesifik böyle açıklama, bilimsel bir teori üretmek için yaparken, bizde bu işin bu kadar yaygın olması gerçekten akademik ortamı bozuyor. Ve zorladığımız müddetçe de yani baskı yapmaya başladığımız zaman da artık üniversitenin varlık ontolojik sebebi devreden çıkmaya başlıyor.
Peki başka bir şey soracağım şimdi. Çok alakasız gelebilir, Anno Hoca’m. Bunu size sormak istiyorum. Üniversite okunan dal önemli midir? Sanıldığı kadar önemli değil. Ben üniversitenin daha önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü biz bundan 50 sene önce oluşturulmuş bir menüden yemek seçmeye çalışıyoruz. Bu seçtiğimiz yemeğin sofraya geldiğinde hala yemek istediğimiz şey o veya yiyilemeyecek bir emin değil mi?
O da emin değiliz. Mezun olduktan sonra bu yemeğin bir değerinin olmayacağına da emin değiliz. Dolayısıyla üniversitenin sosyal sermayesi, üniversitenin öğrenciye sunduğu kendi kendine öğrenme olanakları. Bakın, marur, mazbud dedim ya üniversitenin her şeyi bildiğini iddia etmemesi gerekiyor öğrenciye. Öğrencinin kendi tasarımı etrafında kendi kendini geliştirmesine izin vermesi gerekiyor.
Bunu da nasıl yapacak? Kendi kaynaklarının yanında Coursera, edX gibi kaynaklardan, LinkedIn Learning, Udemy, Udacity gibi kaynaklardan. Yani dünyanın bütün eğitim kaynaklarından öğrencinin faydalanmasına yol açacak, ücretleri ödeyecek, bu dersler için kredi verecek ve öğrencileri buralardan ders almaya teşvik edecek. Bunu yaptığınız zaman zaten hayat boyu eğitime de öğrenciyi başlatmış oluyorsunuz.
Ruzet sistemi diye bir şey söylüyoruz. Zaten yetkinlikleri belgelendirmek gerekiyor. Dersleri geçmek değil de belki derslerin içerisinde çok iyi programlanmış beceriler yumakları. Ağız sistemi gibi düşün. Yani bastığınız zaman aslında hangi alanda ne tür becerileri önceden planlanması gerekirken ve üniversite bitirinceye kadar ruzetleriniz, sertifika demek istemiyoruz değil mi? Ona ehliyet diyelim aslında. Ruzet deniyor evet. Ruzet sistemleri yani bu ruzet sistemlerini biriktirdikçe herkes her ruzet de almak zorunda değil.
Diplomaların yerini ruzetler koleksiyonu alacak zaten. Bu ruzetleri de mesela Korsera’nın kariyer akademisi diye bir şey var. İki üç ders uzunluğunda mesela Türkiye’de çok zayıf olan bir şey takım çalışması veya telişki çözümü. Bu alanlarda çocuk iki üç derslik bir eğitim alıyor oradan. Oradan bir ruzet alıyor, onu özgeçmişine koyuyor.
Mezun olduğu zaman ha sen bilmem ne üniversitesi, sen şu bölümden mezun olmuşsun demiyor sadece iş falan. Sen de beş tane ruzet var. Bak kodlama dili öğrenmişsin, buradan sertifika almışsın, buradan da ruzet almışsın. Sen de bunlar var. Bunları arama başlanan bir dünyada… Mezun olmasını da istemiyor. Yani ister diplomalı, ister alma, bana ne kadar ne getirdim diye. Diploma önemsizleştikçe ruzetler, sertifikalar önem kazanıyor. Üniversitenin bunu kabullenmesi lazım ve illa ben her şeyi bilirim.
Bir diplomayı alacaksın, bunu yaparsan bu yandalı yapamazsın, buradan olursa bu çap olmaz, bu yatağa geçiş yapamazsın diye öğrenciyi bunaltmaması, boğmaması gerekiyor. Öğrenciyi kendi haline bırak. Üniversite çok böyle haddini bilecek. Ben eğitim kurumuyum, benim işim eğitimi kolaylaştırmak. Ben bir kolaylaştırıcıyım, bir otorite değilim demesi gerekiyor. Ve öğrenci olabildiğince, ama orada tabii öğrenci de özgüven de oluyor bunu yaptığınız zaman.
Kendi kendine araştırmaya başlıyor, birbirleriyle konuşmaya başlıyorlar. Birdenbire dünyanın eğitim ekosisteminin içinde birer oyuncu olmaya başlıyor. Madem bizim ilk 500’de üniversitemiz yok, ilk 500’deki üniversitelerden öğrencilerimiz ders alsın. Böylelikle belki beyin göçünü de tersine çevirebileceğiz. Üniversitelerimiz bu bölgenin en iyi üniversiteleri olursa belki hani Ortadoğu’daki, belki Doğu Avrupa’daki, belki Hindistan’daki, Pakistan’daki öğrencilerin bir kısım burada eğitim almak isteyecek.
Belki onları biz burada tutabileceğiz. Şu anda çok yabancı öğrenci yok mu? Zaten çok yabancı öğrenci var. Var ama olması gerektiği rakam nedir bilmiyorum. Olmaz gerektiği rakam ve olmaz gereken kalite. Üniversitelerdeki öğrenciden çok bizim beyin göçü tetiklememiz gerekiyor. Bırakın tersine beyin göçünü, bizim beyin göçünü davet etmemiz gerekiyor. Yani bakın bugün Amerika’daki, Silikon Vadisi’ndeki startup kurucularının yarısından fazlası yabancı. O Hint’ti, Çin’di.
İngiltere mesela dünyanın ilk 50 üniversitesinden mezun herkese direkt oturma izni veriyor. Yani agresif bir şekilde beyin göçü politikaları geliştirirken ülkeler biz içerideki öğrencilerimizi tutmakta zorlanıyoruz. Dışarıya gidenleri geri getirmeyi artık unuttuk sayılır. Ama bizim politikalarımızın akademik özgürlükle, bütçelerle birleştirildiğinde ve ülkede bir RG ortamının oğuşturulmasını birlikte sağlayabilirsek… Ama hepsi özgürlükten geçiyor biliyorsun değil mi hocam? Özgürlükten geçiyor ve vizyondan geçiyor. Yani bizim bir RG politikası oluşturmamız gerekiyor ve ülke çapında belki vergiden muaf RG alanı tanımlamamız gerekiyor. Tekno girişimler için Türkiye’yi. Ama hocam şeyde ortaya çıkıyor ki Türkiye RG’ye harcanan parayı endüstriye dönüştürmede çok kötü bir performansı var. Çok kötü. Patent sayıları 9-10 bin civarlarında. Yani Hollanda’da… Boşu boşuna biz RG yapıyormuş gibi yapıyoruz yani. Evet.
Her şey birbirine bağlantılı. Yani bu hocam vasat diyor. Ben anlamıyorum. Vasat ortalama demek. Hocamın bahsettiği rakamlar ortalama falan değil. Yani epey epey aşağılarda. Şimdi böyle bir ortamdan siz dünya çapında inovasyon bekliyorsunuz, dünya çapında girişim bekliyorsunuz. İlk önce liyakatin geri gelmesi gerekiyor, özgürlüklerin geri gelmesi gerekiyor ve ondan sonra RG dostu bir iklimin yayılması gerekiyor ülkeye. Ekoloji olması. Şunu da söylemek lazım. Şimdi az önce hocam da belirtti mesela. En fazla yayın kişi başı bir yayınla hemen hemen galiba yanışa tutabiliyorsun. 1.14 çubuk. Tıpta. Evet. Şimdi orada da büyük bir felakette karşı karşılayacağız. Tıpta dikkat edersiniz uzmanlık alanlarında büyük bir değişim var yani. Klasik cerrahiye kayılıyoruz. Klasik cerrahiye ya da psikiyatri ya da daha az riskli daha kolay daldılarak kayılıyor. Daha az dava edilecekler. Ve dayak yemeyecekler. Ve öldürülmeyecek ve dayak yemeyecek. Yerlere doğru kaymaya çalışıyor. İşte artık kimse eskiden bir numara olan neurochirurjiyi seçen yok. İşte kardamar cerrahisini seçen yok. Artık bunlar çok aşağı indi. Bunların puanları daha düştü. Oraya daha kötü öğrencilere gidecek mesela giderse de. İş yoğunluğu da çok fazla. Tabii iş yoğunluğu da fazla. Çok fazla şahane. Bizim mesela tıpta da bizi kötü günler bekliyor yani. Çok hızlı biçimde. Ben tıp adaylarının bunun farkında olduğuna emin değilim.
Şu anda hangi doktorla konuşsanız tıp yazma diyor. Evet. Yani 6 yıl eğitim. Bir öğretmen de öğretmenliği yazma diyor. Öyle ama tıpta öğretmenlikten daha ciddi sorunlar var. Yani 6 yıl eğitim alıyorsun. Üstüne bir zorunlu hizmet. Söyle bir daha uzmanlık sor. Bir daha zorunlu hizmet. Ondan sonra uzmanlık. Ondan sonra mobing. İçeride mobing. Yani meslektaşların sana kötü davranması. Artı bir de dışarıdan dayak yeme. Bir de yani çok para alıyor falan. Ne çok para? Ne çok para?
Bekçi Marşı oluyor. Evet. Bekçi Marşı’nı bir de üstüne alıyorlar. 6 yıl üniversite eğitiminden sonra. Bu şartlar altında gerçekten idealist insanların doktor olmayı hedeflemesi gerekiyor. Ama iş garantili meslek diye inanılmaz bir talep var Türkiye’de. Halbuki iş garantili meslek o kadar çok ki iş garantili insan olmak gerekiyor. Hani sorduğunuz soru üniversite mi önemli, bölüm mü önemli? Eğer sen kendine gereken formasyonu verebiliyorsan zaten senin önün açılıyor.
Ve ekmeğini taştan çıkartmanın yolunu buluyorsun. Hangi programa girdiğin önemli değil. Üniversite çok daha önemli. Çünkü sana o sosyal sermayeyi sağlayacak olan kurum o. Senin dallar arası geçiş yapmanı sağlayacak, seni kendi kendine öğrenmeni sağlayacak olan kurum o. Hocam şunu söylüyor bakın ben geçenlere doktora gittim. Adam cihaz beni 45 dakika muayene etti. Şu ana baktım, oraya baktım falan filan. Benden bir ücret aldı. Aynı gün evdeki havalandırma cihazı bozulmuş. Onu tamir e bir usta geldi.
11 dakika sürdü yaptığı iş. Doktorun aldığı falan ilk katını aldı. Parça marça değiştirdi. Ama eve geldi. Doktor da eve gelseydi o da 3 lira daha fazla alırdı belki yani. O zaman üniversiteye gitmesinlerdi. Üniversiteye gitmesin diye yani işini iyi yapmakla ilgili mesele oldu. Doktorlar çok kazanıyor. Bazı doktorlar evet çok kazanıyor olabilir. Günde 120 kişi görmek ne demek? Bakın ben şu anda üniversitesinde tercih günlerimde… Ben yolda 120’ce karşılaşsam yorulurum ya. Evet ya tükenmişlik sebebidir biliyor musunuz? Evet ya tükenmişlik sebebidir. Bütün gün oradayım. Yani 20-25 kişiyle konuştuktan sonra böyle kendimi epey bir yorgun içiyorum. Hocam 100 tane hasta ile konuşma. Evet. Yani hasta size derdini anlatsın. Akşam ders sahip olursunuz. Evet. Sağlam çıkamaz. Yüzü yani benim arkadaşlarım var. Yüzü geçenler var. 120’yi gördüm ben. Arkadaşım gönderdi bana. Ya bak dedi. Dördeler beşer dakika arayla mülakat koyuyorlar dedi.
Ve gizlice bağırıp çağırıyorlar. Evet. Tıpı yazmayacaklar. Bağırıyorlar. Yani yazan üç defa düşünsün. Gerçekten yani şu anda ülkenin gerçekleri bu. Yani bunların sorunların çoğu hep vardı ama en azından prestij vardı. Ama geçişi de olabilir yani şimdi. İnşallah. Bu işi çok seviyorsa bu zorluklar da önceden bir iş oldu. Sevdiğin işe her halde yapacaksın. Uzun da ne olursa olsun yapacaksın. Ama eskiden tıbın bir prestiji vardı.
Bunlar sizin çalışanlarınız, bunlar sizin memurlarınız diye diye neredeyse doktorlara saldırmayı vatandaşlık hakkı olarak düşündürttük insanlara. Yani buradan başlıyor hata. Peki hocam devam edelim. Hocam doktora mezunlarına bir de inbreeding olayından bahsettik. On derdi hocam. Engin Bey’in isim bulamadığımız bir şey ama inbreeding. Akraba evliliği. Akraba evliliği diyelim. Ne demek o? Üniversiteler sürekli olarak içten besleniyorlar. Yani dışarıdan yeni elemanları almak yerine sürekli kendi içlerinden yükseltme yapıyorlar. Bu yükseltmelerin sonuçları var. Ve Türkiye’de bu aşırı derecede. Diğer üniversite. Böyle bir otdüde var zannedersem. Engin Bey o araştırmayı da yaptı. İsterseniz o inbreeding. Otdüde inbreeding yok. İşte onu uygulayan. İnbreeding olmamak. Evet. O sayede zaten Afrikalı Halkı’ya inbreeding var. Bu vardır. Amerika’da var. Ama çok az. Ama o da kendi mezununu… Hayır hayır. Kendime şu anlamda var derken. Yani kuralı var. Kuralı. Sen bende devam edemezsin. Doktoru bende yapmıyorsan sen şöyle bir beş sene bir dolaş gel. Burada ki standart uygulama. 18 yaşında girdiğin üniversiteden rektör çıkma hedefine giriyorsun. Evet. Engin Bey istersen. Soçent, Profesör. Hep aynı üniversite. Engin Hoca bir anlatın bakalım bize neymiş? Bu inbreeding mi? İnbreeding. Veliler ona da bakabilir. İçeriden çoğalma. İçeride besleme. İçeride besleme.
İçeride üyütme. İçeride çoğalma. Evet hocam. Anlatın bakalım. Tam uyuşamıyoruz. Ben İngilizcesini kullanayım. İngilizce kavramı aslında kendi mezunlarını işe almak gibi de değerlendirebiliriz. 18. sırayı sağlayabilir miyiz? 18 arkadaşlar. 20 yıldır bu kim isteme diyor? Aslında biraz önce söyledik ya. Vasat yönetim. Denemede vasat kelimesine biraz taktı ama vasat yönetim. Vasat akademi. Vasat akademi. Vasat akademi. Vasat akademi. Vasat akademi. Vasat akademi. Vasat akademi. Vasat akademi.
Vasat akademi.
Evet. %42’si yani… üniversitelerde o yıl alınan akademik kadronun… %42’sini biz… içeriden… kişileri alıyoruz. Bunu dünya ortalaması nedir hocam? Avrupa Üniversitesi veya Dünya Üniversitesi? %5 belki. Ne diyelim ilk 100 üniversitede hemen hemen sıfır ayak. Sıfır. Yani Harvard’ı bitirdin, Harvard’da üretim üyesi olamaz mısın? Önce bir dolanacaksın geleceksin. Dolanıp geleceksin. Şapta kriterleri var. Otto’nun yaptığı gibi yani. MIT mesela kendi mezununu hemen almıyor. Biraz dolaş gel diyor. Bir gör el alem ne yapıyor? Ama hemen hemen her üniversitede. Kan değişikliği gerekiyor ya. O hocalardan öğrendiğin şeyleri sen bu sefer öğrencileri almıyorsun. Önürtülü enses gibi oluyor ve o enses sonucunda da ortaya sakat çıkıyor. Onu dememiştik ama siz dedin. Enses demek istemedik ama evet. Bir limayı kullanmamıştık. Ben kullanıyorum. Özür dilerim. Şimdi peki 2018’de ne oldu? 2018’den sonra 150, 50, 55’e çıkıyor. 2018’de Yekta Hoca’nın da bayağı kulağını çıkmazdı. Yekta Hoca yönetimi yok tarihinde belki de en önemli özellik kararı aldı. Üniversiteler özellik tanıdı. Bu özellik akademisten alımıyla ilgili. Ben karışmıyorum dedi. Bundan sonra akademisten alımını norm sadrı bağlamında üniversiteler kendileri yaptı.
Üniversiteler bu özgürlüğü kötüye kullandı. Kötünün daha kötüsüne kullandı. Onu gösteriyorum. Bu insanlar nedir? Bir sonraki 20. sırayta geçebilir miyiz? Kendi meydanlarını istemeden üniversitelerin hissesi. 20. sırayt. E-Yüksek Ege’nin üniversitesi. Ege’deki her 10 hocanın 8’i kendine koyduğunu
8’i kendime yazın. Doktor atın Ege üniversitesinde yakmış hocadan oruçluyor. Ama orada başka bir şey var galiba ya. Tıp olduğu için. İtüye bakın, yıldız tekniğe bakın. Aynısını görüyorsun. Ama yukarıdaki tamamı tıptan kaynaklanıyor gibi geldi bana. Tıptan kaynaklanıyor. Ama burada şunu görebiliyoruz. Bu listede hiçbir şekilde İzmir İzmir Teknoloji gibi bizim aslımda İzmir İzmir zorlayan üniversitemiz. Buna karşın Boğazikî Üniversitesi. Otti gibi üniversiteleri göremiyoruz. Çünkü bunlar bunun zararlı olduğunu görüyorlar. Peki gerçekten zararlı mı? Kralım arasında en yukarıdaki üniversitelerde bu yok. Evet, zararlı mı? Bir sonraki sırayta geçebiliriz. 20. sıraytla ilgili ben bir araştırma yaptım. Peki bunlar nedir? 3 tane İmbiridik Tanımladım. Bunlardan birincisi KOR. KORF’ü demek biraz önce Ege hocanın söylediği gibi
18 yaşında o üniversiteye girmiş Bazılarına şöyle bir şey var. Bu tıplarla ilgili Doğumlu da o üniversitede. Yani Andres Otos’un o üniversitesi. Bir kısmı Öğretim üniversitesi çocuğu olduğu için anaokullular ve ilkokullular da o liseyi de o üniversitenin Vakıf okullarının okulları. Hayatında hiçbir yer görmemiş kişiler. Bu KOR’lar. Yüksek danslı, liseanslı, doktorası aynı yeri olanlar. Bir de burada doktora var. O da Sadece doktorası o üniversiteden olanlar. Yani bizim olanlar diyebiliriz. Burada şunu görebiliyoruz. Sosyal bilimler alanında özellikle Eğer KOR bir akademistisiniz, yani o üniversitede doğduysanız Dışarıdan gelen bir kişi size 5 katından daha fazla Yayın farkı atıyor. Dışarıdan gelen daha fazla yapıyor. Evet daha fazla yapıyor. Yayında. Hele ki atıpta.
O kişilerin yayınlarını yüzde 14 katı daha fazla yayın alıyor. Bu sosyal bilimlerle çok rahat bir şekilde gözüküyor. Örneğin sağlık bilimlerinde bu biraz düşük. Bunu görebiliyoruz. Sağlık bilimlerinde Kafa kafaya götürülebiliyor. Bu neye niyazlıyor aslında? Bir sonraki slide 22 Bu ister istemez İşbirliklerini engelliyor. Yani içerideki kişi bütün işbirliği Dışarıda kimseyi tanımıyor. Dışarıda kimseyi tanımıyor. Mahallelinden çıkmamış. Bütün arkadaşları mahalleden. O da ekolojin önemli bir şeyi. O da ekolojiyi gelişmesini engelliyor. Bu sefer hep aynı ortamda olduğu için Irk güzelleşmiyor. Irk daha da kötüye gidiyor. Abi kalsa en azından
23. sırayta ben burayı tamamlayayım. Geliştirdiğim bir kavram var. Akademik kişisliği. Bu akademik kişisliği bu demek aslında. Bir üniversitede Ne kadar farklı üniversitelerden doktora Mezunu akademisyen var. Yani kişislilik demek düşünürüz veya bizim şu anda Bizim üç konuğumuzda bir kişilik oluşturuyor. Üçümüz de farklı üniversitelerdir.
Dolayısıyla akademik kişisliğin Üniversite yayın üretimini açıklamadaki Rekaresi Biolojiden bahsediyor. Hocam ses gelmiyor. Sesini kesinlikle. Şu anda geliyor mu? Biz akademik kişisliği sağlayamıyoruz. Hep birbirimize benzeyen
Aynı eğitimleri almış. Anadolu’da bir tabir vardır. 5-10 halas derler. Bir tarafı 5 santimdir, bir tarafı 10 santimdir. Çoğumuz 5-10 halas gibi. Hepimiz birbirimize benzeyor. Hocam bundan şunu anlıyoruz. Akademik çeşitlilik bir artarsa Akademik yayın kalitesi 1.5 artıyor. Rekaresi. Aslında bu doğanın kuralı.
Fikrin de çeşitlilik olması üretimi artıyor. Gerçekten istisnalar var. Mesela Daron Acemoğlu’nu biliyorsunuz. Onun eşi Asuman Acemoğlu MIT’yi bitirdi. MIT onu Bölüm başkanı yaptı. İlk önce bölümü aldı. Elektrik, mühendisliği ve bilgisayar bölümünü aldı. Sonra da bölüm başkanı yaptı ama Dünya çapında bir akademisyen bu.
Ve bu istisnanın yapılması için çok ciddi toplantılar yapıldı. Senat o kararları gerekti vs. Bu çok iyi gitmesin bir yere. Gittiği yerden gir alamayız dediler. Genelde bir üniversite kendi mezunu işe almaz. Nokta. İşe başvurmayı düşünmez bile. Ama maalesef Türkiye’de Üniversiteye girer girmez insan o üniversitede akademisyen olarak kalmayı düşünmeye başlıyor. Peki bir üniversite kendi mezunu doktora attırmaz mı genellikle? Kendi mezununa doktora yaptırmaması tercih edilir.
İki tane diploma bile almamak gerekiyor aynı üniversiteden. Yani lisans, yüksek lisans ve doktoran aynı üniversitedense Sen korkak birisisin. Riskten kaçıyorsun, ortam değiştirmek istemiyorsun. Kendini fazla korumuşsun. Seni işte seven hocaların var onlarla devam etmişsin. Araştırma görevlisi diye bir şey var Türkiye’de. Bu bir kadro ve araştırma görevlilerinin beklentisi Aynı üniversitede doktor öğretimiyesi olmuş. Bu olacak şey değil. Araştırma görevlisinin işe araştırmaya destek vermektir.
Doktorayı bitirdiği zaman da Pazara çıkar Yer üniversiteleri başvurur. Nereden işe bulabiliyorsun orada açılsın. Ama Türkiye’deki beklenti Argör’den Yardoçluğa transfer, eski deyimle Yardoçluğa. Ondan sonra doçent olması sonra profesör olması. Böyle yaptığınız zaman da Çeşitlilik ortadan kalkıyor. Üniversite iyice içine kapanıyor. Ve iyi şeyler oluyor. Akademik verimlilik azalıyor. Başka üniversitede iş birliği azalıyor. Üniversiteye yenilikçiliği kalmıyor. Çok tradisyonel gidiyor her şey.
Ve üniversite Bölümde mesela 8 farklı alandan hoca bulundurması gerekiyorsa bu tür kuralları da çiğnemeye başlıyor. Bir bakıyorsunuz bir alandan bütün hocalar. Çünkü hepsi birbirlerinin Çocuğu, torunu deniyor bunlar. Yani bu Çok sayıda problemimizden sadece bir tanesi. Ama Türkiye’de Yüksek öğretim nasıl düzelir Sorusuna dönmek isterseniz eğer Akademik özgürlüklerden başlamak gerekiyor. Sistemi yeniden ele almak gerekiyor.
Akademik özgürlük veriliyor. Kötüye kullanılmış birden bire inbreeding artmış. Ama yani bunun bir Hesap verebilirlik ve şeffaflıkla birlikte götürülmesi gerekiyor. Inbreeding’in kötü bir şey olduğu biliniyor. Sen bunu yapan bir rektörsen ve bunun sonucu olarak senin performansın düşmüşse senin yenilenmemen gerekiyor. Rektör atamalarında liyakate ve performansa bakılması gerekiyor dememin nedeni bu. Yani bizden mi değil mi diye atama yaptığınız anda
Alttakileri de bizden mi değil mi diye atıyorlar. Ondan sonra da bizden mi değil mi diye atanıyor ve yuradan beri kabile çıkıyor ortaya. Halbuki üniversite çok sesliliğin olması gereken bir yer. Kaynakların ciddi olarak arttırılması gerekiyor, özgürlüğün verilmesi gerekiyor ve üniversitelerin Kendilerinin sadece tek başlarına çözüp üretemeyeceklerini fark etmesi gerekiyor. Bütün dünyadaki üniversitelerle iş birliği yapması gerekiyor. Türkiye’de çok eksik bir şey de bu üniversitelerin arasındaki iş birliği.
Yani birbirlerinden ders almasını bile öğrencilerin neredeyse izin vermiyorlar. Hoca paylaşımında bile rektörlükten özel izinler gerekiyor. Aynı bölümde bile aslında bakarsanız iş birliğini öğrene… Bizde daha önce bir Amerikalı yapmıştı, Türkiye öğrenciler. Bir üniversite öğretimiyesi, benim bir dostum şöyle diyor, üniversitenin kendi içinden beslenmeleri aslında o kadar da yanlış bir şey değildir diyor. Zaten diyor Türkiye’deki bazı üniversitelerin akademisi anlamında beslenecekleri çok fazla dış kaynak yok. Özellikle ülke içinde aynı düzeli üniversite olmadığı için mecburen ya kendinden ya da çok benzerinden beslenmek zorunda kalıyor. Biz kendi bölümümüzde kendi mezunlarımızı hemen kadroya almıyoruz. Hoca’nın dediği gibi bir dolaş gel diyoruz. Ama genel olarak seviye o kadar düşük üniversite dünyasında mecburen tanıdığımız güvenliğimiz kendi eğitimimizden geçmiş talebeleri tercih ediyoruz. O zaman da 20 tane üniversite var ama Türkiye’de…
Evet yani araştırma üniversitedenin kaynaklandırılması gerekiyor ve 5 tane yerine 50 tane doktor öğrenci üretmesini sağlamak gerekiyor. Biz niye hala Boğaziçi’nin lisans öğrencisine boğuyoruz? Biz niye hala İTÜ’yi lisans öğrencisine boğuyoruz? Bunlar bizim en iyi üniversitelerimiz ise bunların misyonlarını üniversiteye akademisyen yetiştirmek olması gerekiyor. O zaman bu deniz problem çözüldür ve hep aşağıya doğru gidilir. Buradan mezun olursanız burada iş bulursunuz, buradan mezun olursanız burada iş bulursunuz.
Caltech’te mesela dünyanın bence en iyi üniversitesi. En iyi teknik üniversitelerinden birisi. Sosyal da Berkeley var mesela. Undergraduate’e, graduate arasında graduate 2 katından daha fazla. Tabii. Yani bütün önde gelen Amerikan üniversitelerinde yüksek lisanslar, doktora… En iyi oran Caltech’te. Şöyle bir şey de var ama onunla kadar doğru söylemek yani lisans derslerine, bizim bugün öğretim görevlisi dediğimiz kişiler ya da araştırma görevlisi dediğimiz kişiler
derslere giriyor zaten. Hitching Assist’ın dediğimiz adamlar dersleri yürütebiliyor belki de bir profesörden daha iyi. Ders anlatabiliyor. Profesörlere geldiğiniz zaman bir başka çalışma daha vardı aslında Harvard’taki hocalar profesör olduktan sonra tamamen adam yetiştirmeye odaklanıyorlar. Yayın yapmaya da değil. Hocam lisans derslerine niye bir hoca hala giriyor? Bunu niye sorgulamıyoruz? Yani Dünyada makroekonomi, mikroekonomi dersi herhalde 100 bin defa falan verildi.
Bunların en iyilerini verenlerde internette var bu dersler var. Biz hala köy deneyi belirler gibi Kimi bulabiliyorsak 200 üniversitenin 200 ünlüde 200 tane ekonomi dersi veriliyor 200 tane kalkülüs dersi veriliyor. Yani Yapay zeka ile Carnegie Mellon’da şu anda 30 tane ders yapay zeka ile öğretilebiliyor. Insandan çok daha iyi öğretiyorlar tabii ki. Çünkü öğrenme hızınıza göre size veriyorlar malzemeyi. Hata tespiti yapıyor. Hata tespiti diyor. Adaptif öğrenme senin bu tarafın eksik git buradan bunu öğren gel diyor.
Konuyla alakasınız hatalar. Diyorsanız o zaman neden artık pandemide de bunu deneyimledik Neden Corsera’dan, edX’ten ders alıp da kendi hocalarımızı koordinatör pozisyonundan, mentor pozisyonunda geri çekmiyoruz da Hala Sınıfta Bilenden bilgine bilginakli. Ya bunun zamanının geçtiğini hala biz anlamadık mı? Bilginaklinin zamanı geçti.
Beceri geliştirmek gerekiyor. Hocalarımızın beceriye odaklanması gerekiyor. Bilginakli zaten bilgi şu anda meta oldu. Her tarafta var. Yani hiçbir üniversite öğrencisi Bilgi için Üniversitelere para vermek zorunda kalmamalı. Kendini geliştirmek için Sosyal senaryo’dan faydalanmak için Network için. Network için üniversiteden faydalanma Seçmeli. Ama biz bunu da inatla reddediyoruz. Ve mesela yok diyor ki bize
%30’dan %40’dan fazla çevrimiçi olmaz. Neden? Çünkü bu program 100 yüze. Ya böyle bir şey kalmadı artık. Yani bu 100 yüze program, bu çevrimiçi program. Pandemi bunu dümdüz etti ve şunu gördük ki Optimal… Ama kopyada arttırıyorsunuz. Ama şimdi siz sınavları… Biz zaten sınav final vermiyoruz müfün üniversitesinde. Proje ile değerlendirme yapıyoruz. Doğrusu zaten bu. Ayrıca sınavları 100 yüze yapabilirsiniz. Optimal olan hibrid eğitimdir. Bazı içerik
100 yüze daha iyi verilir. Tartışma olacaksa, vaka çalışması olacaksa, çocukları yan yana oturtacaksan. Ama İstatistik muhasebe gibi daha rutin eğitimlerde çevrimiçi verilebilir. Veya bir işletme dersinin yarısını çevrimiçi, yarısını 100 yüze yapabilirsin. Biz bu modellere kafa yormalıyız ve fakültelere, bölümlere, hocalara bırakmamız gerekiyor. Dersin ne kadarının 100 yüze olacağı, ne kadarının dışarıdan kaynaklardan alınacak. Ya da başka modelleri, üniversite neden kendisi geliştirmeye çalışmıyor? Üniversite neden kendi model geliştirmiyor? Peki hocam, şimdi bu söylediğiniz hoş güzeldi. Ben düşünüyorum. Demir girgeledi benim için. Hoş bir şeydi yani. Çiğdem Kağıtçıbaşı girdi galiba, İstatistik dersine. Hoş bir şeydi. Şimdi bu kötü bir şey mi yani? İyi bir profesörün üstüne gelmesi. Tek bir üniversite demiyoruz işte. Üniversiteler çeşitlerinde demek istiyor.
Yani Mustafa Hoca da, Dilber de bu adı şimdi ders, marketing de o gelmişti. Şimdi Bunlardan kaç tane var abi? Bir de ben sana şunu soruyorum. Neden Demir Demirgil bütün Türkiye’nin ekonomi derslerini vermiyor? Neden onun verdiği dersi biz çekip bütün Türkiye’ye göstermiyoruz? Artık imkansız mı? Artık imkansız tabii. Ama zamanında… Ama mesela bu zamanı da vermiş olsa, bunlar kaydedilmiş olsa bugün Demir Demirgil hala ders veriyor olacaktı. Bu çok güzel bir şey değil mi? Öldükten sonra insanlara olumlu bir katkıda bulunabilmek çok güzel bir şey değil mi?
Yani Refet Gürkaynak Hoca varken bugün Türkiye’de, Mahfi Eylülmez Hoca varken Başkaları ekonomi dersi niye veriyor? Yani bunlar ekonominin kralını veriyorlar. İstediği seviyede verebiliyorlar. Türkçe de verebiliyorlar, İngilizce de verebiliyorlar. Biz hala Her üniversitede Yüz yüze eğitim. Yani bunu veliler de anlamış değiller. Ya bir dakika siz işte çevrimiçe eğitime geçtiniz hala aynı parayı mı alıyorsunuz? Yani öğretim üyelerinde bir tür sendikasyon mu diyorsunuz?
Bir deneme yok, inisiyatif yok. Ben bunun için başka türlü yapamayayım. Mesela hocanın bahsettiği o Kaynaklarınız, arşivleriniz olmuş olsa Bir akademisyen daha önceden öğrencisi de der ki işte şu konumuz şu tanımlara gidin çalışın gelin. Belki yarın bir gün şey oraya gidecek. YouTube Üniversite olacak belki. Ya var zaten yıllardır var YouTube Üniversite de Bakın Sendikasyon iyi bir terim aslında. Mesela bizim 8 yıldır mevta uyguladığımız sistem
Öğrenciye sınıfta ders anlatılmaz. Ders anlatma en rutin iştir, bilissel yükün en hafif olduğu yerdir. Ben bunun videosunu çekerim. Öğrenciye izler gelir, Anlamadığı yerleri bana sorar. Öğrenmenin olubu olmalığına bakarsın. Ama bunu mesela biz Türkiye’de insanlara anlatamıyoruz. Hala en basit işi yapıyorlar. Çelik nakli yapıyorlar. Ödev daha zor ya. Çünkü ödevde genelleme yapması gerekiyor. Konseptleri birleştirmesi gerekiyor. Uygulama yapması. Onu sınıfın içine alsana. Eğitimi dersten önceye alsana. Bu kadar basit bir şeyi bile anlatamıyoruz. Ben bu sayede kendimi Her sene 4 defa tekrar etmekten kurtuluyorum. Yetkin gençler eğitiminde de bunu uyguluyorum. Videoları çektim videoları izliyorsun. 4 saat 5 saat boyunca sadece etkileşim ve takım çalışması yapıyoruz. Öğrencilerin ne kadar memnun mutlu olduğunu anlatamam. Biz yetken olarak tabi bu Tuma anketlerine girmiyoruz ama girseydik emir onu en tepede çıkardık.
Çünkü öğrenci zaten eğitim böyle olmalı diyor ve şaşırıyor. Üniversite değiliz çünkü. 15 haftalık bir programız. 15 haftalık programın sonunda çocuğun Kalkıp da 4 yılda öğrendiğimden fazlasını burada öğrendim demesi ne kadar acı biliyor musunuz? İnsana çok geçici bir gurur veriyor. Egonu Okşuyor ama ondan sonra düşünüyorsun ya biz bu çocuğun 4 yılını ne yaptı? Kendi öğrendi, aktif öğrendi ondan o. Ve güven
Faktörünü ortaya çıkardı. Başkalarıyla birlikte başarabileceğini gördü. Bak Türkiye’de şu anda en önemli sorun belki Kaygı, umutsuzluk bunlar ortadan kalktı. Çocuk birden bire geleceğe umutla bakma. Öğrenci de yaşan. Yavaş yavaş Hani giriyorsun çok büyük beklentilerin var. Üniversiteye girdin baktım Beklentin karşılanmadı. O çocuk da kendine çekiliyor artık. Bir rutine dönmüş oluyor. En güzel yıllarını
Derslerde kart basarak, derse takip ederek geçip gidiyor o yıllar. Bu güzel yıllar geçmiş oluyor yani. Peki hocam şimdi bir yandan da Türkiye’de benim gördüğüm bir başka mesele şu değil mi? Bunu siz de herhalde benden çok 10 kat, 1000 kat, 100 bin kat daha iyi görüyorsunuzdur. Gerçek hayatta üniversite arasındaki sektörlerle üniversite arasındaki kopukluk. Baştan beri aslında bütün özeti bu. Yani biz Olmayan bir şeye insan yetiştiriyoruz. Olmayacak bir şeye. Bunları mutlu etmeyecek bir geleceği. Bilmediğimizi kabul ettiğimiz anda bu değiştirecek. Sanayicilerle belirleyicilerle konuştum o zaman bu eğitim meselesini diyor ki Ben diyor meslek üste okulundan gelen çocuğu tercih ederim. Gelen mühendis Onun düzeyinde değil diyor. Halbuki o mühendis belki çok daha üst düzeydi ama Soyut’ta hiç fabrika görmemiş hiç gitmemiş hiç gezmemiş hiç çalışmamış. Ama buna bu kadar. Bunu söyleyen sanayici staj başvuruları Ne yazık ki Kabul etmiyor Ve stajda da para vermiyor sigorta yapıyor. Devlet dersin diyor. Staj parasını. Herkesin böyle hem orada olayım hem orada olayım. Maalesef özel sektörü ben çok ciddi eleştiriyorum. Şikayet etmeyi çok iyi biliyorlar ama ellerini taşın altına koymayı hiç Bilmiyorlar. Senin ihtiyacı. Bakın ona hani anlatmıştık ya anlaşmalı burs programları diye. Anlaşmalı burs programları var dünyada. Herhangi bir sektör Tek başına belki bir esnaf bunu yapamaz ama Sektör diyor ki bize şunlar lazım.
Bazı üniversitesine gidiyor. Otlu Üniversitesine gidiyor. Eğer siz bana şu Yetkinliklere sahip öğrenciyi şu şekilde yetiştiriverirseniz Ben sizin işte öğrencilerinizin hepsini karşılayacağım diyor. Üniversite’nize şu kadar yardımda bulunacağım diyor. Ama şimdi bunların hepsinin tekrar düşünülüp Mevzuatının olması gerekiyor. Kimlere ne kadar para verir. Eğer istiyorsanız sektör olarak Sanayici olarak bunları istiyorsanız O zaman her şeyi devlet size
Hazırlasın bu öğrenciye her şeyi karşılasın size verilir mi istiyorlar. Ondan sonra da şikayet ediyorlar. Ara insan istiyorlar. Arada kalmış insan ister gibi bir şey yani. Hem üniversitede sorun var. Yöneticiler hazır değiller. Bilmiyorlar nasıl çalışacaklarını özel sektörle hem de özel sektörde sorun var. Bunlar kesinlikle aşılabilir. Bundan 5 yıl kadar önce biz bankacılık yüksek okula açtık. 2 yıllık mesela. YAPI ve Kredi Bankası ile. Bütün maliyeti onlar üstlendi. Biz de onlara istedikleri gibi eleman yetiştirdik.
Şu anda Cimento İşverenleri Sendikası ile bir anlaşma yapıyoruz. Cimento MBA’si diyeyim size. Yani bildiğiniz MBA programının içine işte çevre ekonomisi, çevre hukuku, Sürdürülebilirlik, Yeşil Ekonomi falan gibi dersler ekleyerek Ağır sanayi sektörüne uygun ve toplumda algısı da oldukça negatif olan sektöre uygun. Bir yüksek istans programı kurguladık. Yani bu
biraz vizyon meselesi, biraz da bir adım atma meselesi. Sizin yaptığınız o program geçenki program puanları yükselti. Kurguladık. Bahçelik programları yükselti. Kötü bir şey değil o. İnsanlar konuşsun işte bu. Neler oluyor piyasada, neler oluyor insanlar konuştuğu zaman. Üniversiteler, bana sorarsan Türkiye’de üniversitelerde ilgili çok ciddi sorunlar var.
Atıyorum kendi işimle ilgili sorun. Bir sürü üniversitenin yok iletişim, yok sinema televizyon, yok zart yoksul, benim mesleğimi, televizyon falan filan gibi konuların içerisinde bölümleri var. Etrafımızda yapım şirketi sahibi, yönetmen, senarist, o bu, bu mesleği en iyi yapanlardan 20 tanesini tanıyorum. Mevzuat, derse niye girmiyorlar?
Abi şimdi bir üniversite dizin ki baba gel bizde, ders vermesi belki yok tarafından en geriden olur ama haftada bir gel bize bir sohbet et çocukları bir topladın, bir anlat. Orada yok, mevzuat var hocam. Yapabiliyorsunuz onu. İşini yapan yok. Yani o fakültenin sorunu o. Ama hiçbiri yapmıyor hocam. Bir fakültede 100 fakültenin, 90’lı bunu yapmıyor. O dersi ben alacağım. Ben Türkiye’nin en iyi yapımcılarının, en iyi yönetmenlerin
%50’sini tanıyorum. %10’uyla da hepsinin ders veriyor olması lazım. Bunların her birini üniversitete girip ders veriyor. Üstelik de şöyle bir avantajım var, ders verirken de öğrenciler arasından seçip meslek sahibi yapması, staj, göreve işi alması ihtimali var. Bir üniversite çağırmaz mı? Bu nasıl üniversite? Körlük oluşuyor dediğimiz zaten orada. Bence değil, bence akademisyenler.
Şimdi dışarıdan gelip izin verip alın. Benim dersimi alacaktır. Çünkü 40 senedir aynı haltı bir bok bilmeden anlatan dışarı çıkıyor çocuk. Ulan benim öğrendiğim ne? Buradaki arasında uçurum var diyor görüyoruz. Geliyor buraya çocuklar. Ona öğretilen de buradaki hayat gerçeği bağdaşmıyor. Bana çocuk diyor ki Fatih abi 4 sene öğrendiğimi 1 haftada öğrendim diyor. Marul Mazbut’a geldik tekrar. Haddini bilecek. Üniversite üretimi kadar, üniversite üretimi kadar. Her tarafta problem var hocam.
Bizim fakültemizde İktisadi İdari Sosyal Bilimler Mustafa Kibaroğlu’nun dekan olduğu fakültede bugün imzaladım. Kararları 50 tane profesyonel geliyor dışarıdan ders veriyor. Çünkü biz akademisyenler olarak her şeyin en iyisini bildiğimizi iddia etmiyoruz. Biz bildiğimizi anlatıyoruz. Öğrencinin buna ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Ama sektörden gelenlerin kattığı yani staj bulma konusunda, iş bulma konusunda. Nasıl Mevhüniversitesi mezunlarının yüzde 86’sı krizin ortasında iş buluyor. Anahtar burada işte. O dışarıdan gelen 50 kişi alıyor götürüyor çocukları. Mesela o. Şimdi ben bir mimarlık fakültesinden bir öğretim üyesi arkadaşıma dedim ki Türkiye’nin baba mimarları var. 5 tane büyük mimar var. Bunları çağır, haftada 3 gün sana birisi gelsin, piyasa deneyimini anlatsın. Bırak çizimimizi. Koşa koşa geliyorlar. Para falan da istemiyorlar. Gelmesine de bazen gerek yok.
Arkadaşıma dedi ki ya baba dedi sen böyle söylüyorsun şimdi de o gelecek buraya dedi biri dedi Maserati’sine gelecek öbürü Ferrari’sine gelecek öbürü Mercedes’ine gelecek. Ne güzel çocuklar eve sensin. Baba bundan başka ne istiyorsun dedim. Çocuklar diyecek ki ben bu okulda başarılı olursam bu arabaya alacağım diyecek. Motivasyonu o şekilde sağlayacak. Ama işte dediniz ya benim dersimi başkası almasın. Dersleri sahip deneyim. Artık başka şeyi yok. Ne ölçtüğünüze bağlı şimdi siz mezunların iş bulma oranlarını ölçüsünü böyle değerlendirirseniz o insanları çağırmaya başlarlar. Bakın şurada bir doküman var elimde. Mezunlarımızın kariyer yolculukları. Her üniversiteden böyle bir dokümanın talep edilmesi gerekiyor. Her üniversite bugün gazeteye ilan verirken kampüsünde az önce hocamız söylediği çimende yatan çocuklar, gençler veya… Mezunlar’a ne oldu? Mezunlarım nerede? Çimende yatmaya devam ediyorlar.
Ama bazıları çimende belaya mı diye… Üniversiteye bütçe verilirken Maliye Bakanlığı’nın da sorması lazım. Senin en önemli çıktığın ekonomiye en büyük katkın. Mezunların ne yaptığı? Ama Cumhurbaşkanı devam etseydi o etkiyi yaratırdı. Yaptılar güzel. Devam edecek diye biliyorum ama işte yani… İnsan karakterofisini çalıştıracak.
O devam etmiş olsa, şimdi ne yaptık biz hani memnuniyeti yapınca orta rafa döndü. Cumhurbaşkanlığı buna devam etmiş olsaydı, o zaman üniversiteler sizin dediğinizi yapmak durumunda kalacaktı. Ama bütçeyi mezune bağlamanız gerekiyor. Bakın bizde bir problem her şey girdilere bağlı. Kaç öğrenci giriyor üniversiteye? Kaç kadro var? Çıktı odaklı, bütçelemeye başlarsak, Çıktı odaklı performans testine başlarsak barajlar da girdiği ölçüyor. Sen bu öğrenci çıktığında bunu teste tarif et. Gerekiyorsa sen mühendis olamazsın kardeşim ancak mühendislik teknisyenliği yapabilirsin de Çıktıları ölçmeyi bir becerebilsek, Biz burada kendi kendimize kendi çiftlerimizi ölçüyoruz. Yani adaylara tavsiyem. Kardeşim bana reklam yapmayın lütfen mezunlarınızın nerede olduğunu bana anlatın. Bu da öyle olmayacak. Belki de yök yapacak. Yökün de bunu yapması lazım. Maliye bakanlığının da yapması lazım.
Ama onlar yapmıyorsa anne babaların yapması lazım. Belirlerin yapması lazım. Öğrencilerin kendisini yapması lazım. Anne babaların ancak kulakta olamayı yapıyor. O tercih de yansı. Diyor ki Boğaz Üniversitesi mezunları daha iyi iş bulmuş, Daha zengin olmuş veya işte iti öğrencileri bakarsan bütün bizim müteahhitler şunlar da itiden otuden falan çıkmış. Ama bunlar anekdodal bilgi işte. Bu konuları konuşan insan sayısı da az olduğu için. Yoksa bu bilgi dahilinde Olmuş olsa
televizyonlarda sizin gibi programlarda bunlar daha çok konuşursa bilim bir şey olacak yani. Aile nereye bakacağını bilmek. Bu abuk sabuk konuları birbirine geliyorum. Bir de sizin geliyorsunuz. Yani Türkiye 2’nin en önemli konular bunlar. Normalde buraya iki tane Ağzı laf yapan veya küfür etmekte özgür gazeteci veya işte Birilerini çağırırlar. Birilerini söverler sayarlar. Her gün çıkartabilirsin.
O tektirde ne oluyor? Televizyonlarda da çeşitlik kalmadı değil mi? Bakın yani bakın ben şöyle bir kitap yazdım. Sistem çaresiz eğitim sizde diye. Bütün Türkiye’deki yüksek öğretimdeki hatta Kavun 2’deki sorunlardan bahsedip ve temelde şunu diyorum. İnisiyatif alacaksınız kardeşim. Eğitiminin sorumluluğunu kendiniz alacaksınız. Kendi formasyonunuzu kendiniz oluşturacaksınız. Kendinizin mimarı kendinizin mühendisi olacaksınız. Dünyada her tarafta bilgi var. Her tarafta beceri edin. Dünyada her tarafta bilgi var. Beceri kazanmanın çok farklı yolları var. Bunların hepsinden faydalanacaksın. Mutlaka 5 tane 6 tane staj yapacaksın. Aslında mezuniyetlerle ilgili de bir çalışma vardı. Engin Bey onu da bilmiyorum o konuda bitirdiniz mi hocam siz o çalışmayı?
Bitirdik hocam. Üniversitekarnesi.com’da var. Üniversitekarnesi.com hocamın çok önemli bir yeni girişimi. Nur Erdem Özeren ile birlikte yapıyorlar. Sizin bu bahsettiğiniz üniversite bazındaki memnuniyeti bölüm bazında yapıyorlar. Orada şeyde var hocam şehirlere bakın diyor. Şehirlere bakın diyor. Genişmişle kiralara bakın diyor. Öğrenci dostlu şehirler. Kiralara bakın diyor. Eskişehir öne çıkartıyorsunuz. Muğla’yı öne çıkartıyorsunuz. Biliyorum.
Muğla zaten sonradan birden o da yönetim hocam. Yani Muğla’sı… Ama öğrenci dostlu şehir olması da önemli. Şehir aslında… Bir de ona değinelim isterseniz yani 11. slide’de bizim 5. sefer yaptığımız bir araştırma vardı. Öğrenci dostlu şehirler. Öğrenci dostlu şehir. Eskişehir’dir mi çıkıyor? Eskişehir 1. Her zaman. 5 sefer yaptık. Yılmaz Büyükerşen Hocam’a selamlar, saygılar burada. Çünkü o üniversiteden şehir yönetmeyi. Önce üniversite yönetmeyi. Sadece şimdi makaleye bakıyoruz falan diyoruz üniversitede. Bir de şehir meselesi var. Yani bir üniversite okumak şehirle de alakalı. İyi bir üniversite okumak, orada hayatını… Oradaki yaşam için. İstanbul. Kıyı şehirler. Hocam değişiyor. Her sene değişmekle birlikte. Eskişehir bir kere her zaman orada. Ankara var. Ankara iyi. Bunu bir de şöyle değerlendiriyorlar. Bu pahalılık araştırması değil. Bu biraz özgürlük araştırması. Kendini o şeye iyi hissediyor.
İstanbul’u neden beğenmiyor? Yapacak şey bulduğu için. Bazen de şey tutarlı olmuyor burada. O şehirdeki üniversite o kadar iyi çıkmayabiliyor. Ama şehir ortamında bir şeyler buluyor. Çanakkale. Mesela sürekli yukarıda çıkan şehirlerden bir tanesi. Kıyı bölgeler. Şimdi Karadeniz gelmeye başladı. Bunu seçim haritalarına falan da benzetiyorlar ama. Balık esir yükselmeye başlıyor. Yani
Karadeniz bölgesi gelmeye başladı mesela son yıllarda. Eskiden de vardı belki ama… Bu şehirlerde çocuklar herhalde… İki tane üniversite var orada. Çok iyi iki tane üniversite var. Ben Kayseri’liyim. Tersini düşünün. Eskişehir. Anadolu Üniversitesi yükselmeye başladı bir senedir. Yeni kurulan bir üniversite var. Bir kadın rektör atadılar. Uçuyor. Acayip iyi gidiyor yani.
Yani şehrin üniversiteleri bu kadar memnuniyet şehirden varken, üniversiteler bazen onu yakalayamıyor. Adana iyi. Hatay. Buralarda aslında çocukların kendine kadar belki huzurlu mutlu hissediyor da, pahalı deyince bu harita değişir. Tam tersi çıkabilir yani. O zaman bakarsınız ki Diyarbakır en memnun olunan şehir çıkabilir yani. Sadece esnaf da değil yani bu. Şu yıl
tam burslu öğrencim Diyarbakır’dan arıyor beni. Kiraya ödeyemeyeceğim için gelemeyeceğim diyor. Ya diyorum biz senden para pul istemiyoruz. Tamam ama yurtta kalmam gerekiyor. Kira diyor. Yani bu sene üniversite ücretleri uçtu. Antalya çok üreti olan ücretler olduğu gibi. Bakı bu üniversiteleri de aynı şekilde hocam. Çok büyük paralar yani. Gene kendilerince belki kendini ikame etmek zorunda kaldıkları için. Yani o fiyatlar 270 bin liraya. Birine lise var hocam. Evet.
Liseler daha pahalı. Yani 150 bina anaokul da var. Bu sene tercihleri ve puanları çok etkileyebilir. Yani bu anlamda… Şehirler arası geçiş zayıflayacak. Çünkü insanlar karar vermek istemiyor artık. Oldukları yerde kalacaklar. Daha büyük problem sosyal hareketlilik. Yani çok büyük şeyler yani başımız belaya girebilir şeyde. Yurt yok. Yurda giren var da yurt. Yurtta kalamayan ne yapacak? Bununla beraber pek çok üniversitede ahlaki sorunların da ortaya çıkıyor. Başladığını duyuyoruz konuşuluyor. Şehir isimlerine girerseniz… Orada şu anlamda… Tweet’e de bir şehir isiminde ne oluyor diye merak ederseniz ne çıktığını görüyorsunuz. Çok tuhaf şeyler. Ama burada önemli şehirler. Mesela hocam Antalya’da ama… Antalya çok feci durumda yani şu anda. Firaların en hızlı arttığı yer. Evet öğretmenler ne yapacağını şaşırdı orada şu anda memurlar. Şimdi size öğrencileri ne yapacaksınız? Değil mi? İstanbul çok büyük yara alacak. Yani puanlar… Sanada geçen sene aldı yaraydı büyük oranda. Artacak o. Şeyleri merak ediyorum. Ben de yani bu vakıf üniversitelerindeki durum ne olacak? Dediğim gibi adam gelemez. Yani yüzlerce özel okul, K12 okulu kapanacak bu sene. Birçok vakıf üniversitesi de bayağı zor günler geçirecek.
Temmuz ayında fiyat belirlemen gerekiyor. Geç belirlendiğinde de şikayet geliyor. Bir sonraki elli’ye kadar o fiyatta yaşamak zorundasınız. Web sayfalarında. Bu arada gaz 2 misliğine çıkıyor. Elektrik 3 misliğine çıkıyor. Hocana arazam vermen gerekiyor. Bu nasıl olacak? Gerçek vakıf olmayanlar… Hocam vakıfın üniversitelerindeki şey doğru mu? Vakıf da sıkıntıya girecek. Vakfın belli bir geliri var. Asgari ücretle profesör çalıştırma diye bir olay var mı hocamın?
Yok tabii ki. Bizde yok. Herkesi bilemeyeceğim ama… Şu anda devletteki profesör maaşı 22 bin TL. 22 bin TL’nin altında profesör çalıştıramazsın. Ama bazı vakıflar… Brüt 22 bin diye bunu hesaplıyorlar. Bazıları da tam zamanlı göstermiyor. Asgari ücretten… Bir tane iki tane ders vermek istiyor. Yokta da bazı şeylerin yapılması gerekiyor. Yani bir düzenleme gelmesi… Çok daha sağlam bir denetim gerekiyor. Ama bugün çok çizgi sorunlar bekliyor fiyatlardan ötürü.
Geçen sene bakın 100 liralık… Ama vakıf üniversiteleri, ÖZÖ üniversiteleri, %25 tam sınırı var değil mi? Hayır. Ortalama 63.5. Ortalama %63.5. %100 zam yapanı biliyorsunuz yani. Lisede %25 zamsını getirirdi. 38 mi çıkarıldı? Bence o… Çok büyük bir darbe. O paralar şey değil hocam. Ondan sonra… Onların gelirlerine… Kısıt koyuyorsun.
Onlara şöyle yapmışlar. Yeni giren öğrenciye… Aşırı fayiş fiyatı uygulayarak diğerlerini… Servise %100 zam, yemeğe %100 zam. O zaman ne yapacak adam? 100 liralık bir operasyon düşün. Bunun 60’a hocalara gidiyor. 40’ı diğer masraflar. Bu diğer masraflar en az ikiye katlandı. 80 oldu mu sana? E hocalara da %50 zam vermeye kalksan. 90 da oradan geldi mi? Ettiği 170. Ama sana %38 zam verme izni veriyor devlet. Ne olacak şimdi?
Başka yerden çıkartacak. Mümkün değil yani. Özel okulların ayakta kalması mümkün değil. Daha da ilginci benim sektörümde bazı vakıf üniversiteleri dolduramayız diye korkudan. Kendine güvenenler %100 zam mı bastılar. Görüyorsunuz zaten kim oldukların onların. Bazıları korkudan %30-40 zam yaptı. Bu okullar yürütemezler bu zamla. Yani hocalarını ezmek zorundalar. Dışarıdan hoca getirmek zorundalar. Köle gibi insanları kullanmak zorundalar. Sene içinde çıkartıp başkaları almak zorundalar. Biz diye başladık ya programa. Her anlamda bu sistemde bir tıkanma ileriki yıllarda biz görebiliriz. Ekonomi bu durumdayken yani her sektörde toz duman, eğitimde bundan muaf olabilirler. Ama herhalde bundan en az etkileyecek olanlar yine kalitelerini nispeten koruyacak olanlar eğer de devlet üniversiteleri. Devlet üniversitesi hiçbir maddi sorumluluğu yok ki. Devlet maaşı veriyor. Arazam mı da yaptı. Nispeten korudu da hocalarını. Ya eskiden,
bakın ben ilk üniversitemi kurduğumda devletin 3 misti falan maaş veriyordu. Yani 5000 dolar maaş verdiğimizi hatırlıyorum. Şimdi 1000 dolar bile veremiyor üniversiteler. Ve YÖK üniversiteleri diyor ki en az devlet kadar vermek zorundasınız. Vakıflar devletin altına düştüler. Yani 10-15 senede geldiğimiz yere bakar mısınız? Sektör gerçekten toz duman. Ben bu seneyi çok zor mu? Bu şey hayatta kalma şeyini ben
yapamayan bitsin gibi bir de bir şey söylemek lazım aslında. Bazıların da gerçekten bu sektörden çekilmesi gerekiyor. Aynı kayıt. Bazıların da olması lazım. Bu kandırmaca nereye kadar yani bu sen vakıf üniversitesi değilsin yani. Yani bu sene 10 milyon 20 milyon ekstradan enjekte edemiyorsan sen üniversitene gerçekten vakıf üniversitesi değilsin. Ve senin sahneden çekilmen gerekiyor. 10 milyon 20 milyon yeter mi? Yetebilir. Yani biz geçen sene neredeyse
gelir gider eşit konumdaydık. Bu sene eksi 20 falan. Para kazanacağım diye bir şey mi? Tabii biz çok küçük bir üniversiteyiz. Yani daha büyükler için bu 40-50 milyonda olabilir. Fakat yani ben 300 milyon dolar harcadığımızı hatırlıyorum ilk üniversitemde. Dolayısıyla 50 milyon TL bu sene gömmek zorunda kalırlarsa operasyonlara bu yani karşılanabilecek bir şey. 50 milyon TL dediğiniz… Ciddi vakıflar için. 4 milyon 3 milyon dolar. Tabii tabii. Ciddi vakıflar için. 3 milyon dolar. Ama ticari kurumlar için bu katlanılabilir bir şey değil. Onlar böyle bir kararı girmek istemiyorlar. Demek ki vakıf değil. Çünkü vakıf üniversitelerinin yarısından fazlası vakıf değil. O tespitiniz doğru. Ben yine vakıf adını kullanmayı tercih ediyorum. Ama yarısından fazlasında ticari olduğunu biliyorum. Ticari üniversite haline dönüştürmek gerek. Devye kuşa kuş demesi lazım. İstediği parayı… Tamam mevzuatı değiştirirseniz vakıf üniversitesini özel üniversite yapamazsınız. Çünkü o vakıf üniversitesi olarak açılmış. Kapatılıp yeniden açılması lazım. Ya da kendini iflas etmesini beklemek gerekir.
Peki hocam. Mahin bir tablo koyduk ortaya. Yani öğrenciler lütfen gidebildikleri kadar çok üniversiteyi ziyaret etsinler. Hocalarla konuşsunlar. Mevzunların artığına baksınlar. Mevzunların artığına baksınlar. Hocalarla konuşsunlar. Üniversiteli onarakları. Öğrencilere profesyonel gelişim… Kantine bakarak gözlerini bayamasınlar. Havuza bakmasınlar. Çimene bakmasınlar. Profesyonel gelişim olaraklarına baksınlar. Çimen de fena değil. Çimen de baksınlar hocam. Çimen olabilir. Ama profesyonel gelişim olaraklarına baksınlar.
Üniversitenin sağladığı, üniversite dışındaki faydalara, fırsatlara baksınlar. Ve bilinçli tercihi yapmaya çalışsınlar. Bütün derdimiz var. Ben bugün mevfe girmek istemeyen çok sayıda öğrenciyle konuştum. Ya işte bu adresini şu bölümünü seçeyim, bunu mu seçeyim. İTÜ’den bunu mu seçeyim, bunu mu seçeyim. Korkunç bir şey var. Poğanın zayı olmasın hikayesi var. Bir de öyle bir şey var. Mesela istemediğin bölüme giriyor.
Bu an için yaşamış adam. Ben diyor işte hukuka girecektim diye. Sosemiyede okudum bugün. Hukuka girmek istiyordum diyor ama diyor bazı sosyolojinin puanı daha yüksek olduğu için diyor puanım oraya. Oraya girdim diyor. Ve diyor pişmanım diyor. Ya niye girdin kardeşim? Aynen böyle bir abla geldi. Ben dedi puanım yazık olmasın diye isimini vermeyeceğim. Büyük bir hukuk fakültesine girdim. Çok pişmanım dedi. Allah’tan kardeşim daha az puan tutturdu da dedi. Böyle bir derdi olmayacak.
İnşallah size gelecek. Ben böyle inanamıyorum yani. O puan para mıydı ya? Amacımız bu. Ben her gün üniversitedeyim. Ayrıca 5’te, 7’de ve 9’da Instagram’dan, YouTube’dan yayınlar yapıyorum. 100 tane soru cevaplıyorum günde. Aklınıza gelecek her türlü soru geliyor. Bunların belki 10 tanesi mevcle ilgili oluyor. Dolayısıyla öğrencilere tavsiyem. Bir şeyler bildiğine, inandığınız herkese sorun olabildiğince çok bilgi edinin ve bilinçli bir tercih yapın. Pişmanlık
ihtimalinizi en azı düşürün. Bir de haklarınızı unutmayın. Yatağa geçiş yapabilirsiniz. Çift ana dal yapabilirsiniz. Yandağ yapabilirsiniz. Beğenmezseniz değiştirebilirsiniz. Bırakın bırakabilirsiniz. O karar hayatınızın en önemli kararı değil aslında. Kesinlikle değil. Hatta en önemli kararlar listesinde. İlk 5’e kesin girmez. Yani evlilik kararı var. Aslında ilk okuldan beri insanlara ne istediğini öğretmediğimiz için oluyor. Hocam sağ olun.
Sağ olun. Eline hocam size tavsiyem, bugün evden çıkmamanız. Hatta bu hafta evden çıkmamanız. Konuştuklarınız unutuluncaya kadar pek soğakta gezememiz. Üniversiteye de gitmemiz. Kesin ben söyleyeyim başına bir iş gelecek. Şikayet verirse, Eline hocam beni gaza getirdi diyeceğim. Yani siyaseten demiyorum ama üniversite… Hocam bak ama akademisyenin yapması gereken bu. Gördüğü şeyi söylüyor adam. Yaratmıyor, uydurmuyor bunları. Ben sizin yapması gereken daha halk uyarmak ben de uyarım kendisini. Her şeyi veriyle destekliyorlar. Allah rektörüne kolaylık versin diye. Eline hocam aza sağlık. Allah her gün sizin, bütün akademisyen Mesaj için sağ olun. Program abuk sabuk falan değil demiş bazı dostlarımız. Türkiye’ye göre abuk sabuk. Evet özünde abuk sabuk değil belki ama Türkiye için hakikaten abuk sabuk bunlarla uğraşıyoruz.
Ama bunlarla birden uğraşması lazım. Bunlarla uğraşmayan ülkelerde, bunlarla kimse uğraşmadığı ülkelerde hiçbir halt olmuyor.
Biz de belki odur diye uğraşıyoruz. Şöyle bir tuz atıyoruz bir şeye belki tutar maya atıyoruz tutar belki diye. Görüşmek üzere hoşçakalın.