Sorun üniversitede mi, lisede mi? Prof. Dr. Erhan Erkut yanıtladı

Sorun üniversitede mi, lisede mi? Prof. Dr. Erhan Erkut yanıtladı videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=8bhukKz-Vt8. Gerçekten istisnalar var. Mesela, Daron Acemoğlu’nu biliyorsunuz. Onun eşi Asuman Acemoğlu MIT’yi bitirdi, Otcü’den mezun. Ve MIT onu bölüm başkanı yaptı. İlk önce bölümü aldı, elektrik mühendisliği ve bilgisayar bölümünü aldı. Sonra da bölüm başkanı yaptı ama…

Sorun üniversitede mi, lisede mi? Prof. Dr. Erhan Erkut yanıtladı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=8bhukKz-Vt8.

Gerçekten istisnalar var. Mesela, Daron Acemoğlu’nu biliyorsunuz. Onun eşi Asuman Acemoğlu MIT’yi bitirdi, Otcü’den mezun. Ve MIT onu bölüm başkanı yaptı. İlk önce bölümü aldı, elektrik mühendisliği ve bilgisayar bölümünü aldı. Sonra da bölüm başkanı yaptı ama dünya çapında bir akademisyen bu. Ve bu istisnanın yapılması için çok ciddi toplantılar yapıldı. Senat, o kararları gerekti vesaire. Yani bu çok iyi gitmesin bir yere. Gittiği yerden gir alamayız dediler. Evet, evet.
Yani genelde bir üniversite kendi mezunu işe almaz, nokta. Yani işe başvurmayı düşünmez bile. Ama maalesef Türkiye’de üniversiteye girer girmez insan, o üniversitede akademisyen olarak kalmayı düşünmeye başlıyor. Peki bir üniversite kendi mezunu doktor yaptırmaz mı genellikle? Kendi mezununa doktora yaptırmaması tercih edilir. İki tane diploma bile almamak gerekiyor aynı üniversiteden. Yani lisans, yüksek lisans ve doktoran aynı üniversitedense sen korkak birisisisin, riskten kaçıyorsun, ortam değiştirmek istemiyorsun. Korunmuşsun yani.
Kendini fazla korumuşsun. Yani seni işte seven hocaların var onlarla devam etmişsin. Bakın araştırma görevlisi diye bir şey var Türkiye’de. Bu bir kadro ve araştırma görevlilerinin beklentisi aynı üniversitede doktor öğretimyesi olması. Bu olacak şey değil. Yani araştırma görevlisinin içi araştırmaya destek vermektir. Doktorayı bitirdiği zaman da pazara çıkar, diğer üniversitlere başvurur, nereden iş bulabıyorsa orada çalışır. Ama Türkiye’deki beklenti, Argör’den yardoçluğa transfer, eski teyemire yardoçluğa. Ondan sonra doçent olması, sonra profesör olması. Böyle yaptığınız zaman da çeşitlilik ortadan kalkıyor. Üniversite iyice içine kapanıyor. Ve iyi şeyler oluyor. Akademik verimlilik azalıyor. Başka üniversitede iş birliği azalıyor. Üniversitede yenilikçiliği kalmıyor. Çok tradisyonel gidiyor her şey. Ve üniversite bölümde mesela sekiz farklı alandan hoca bulundurması gerekiyorsa bu tür kuralları da çiğnemeye başlıyor. Bir bakıyorsunuz bir alandan bütün hocalar. Çünkü hepsi birbirlerinin çocuğu, torunu deniyor bunlar.
Yani bu çok sayıda problemimizden sadece bir tanesi. Ama Türkiye’de yüksek öğretim nasıl düzelir? Sorusuna dönmek isterseniz eğer, akademik özgürlüklerden başlamak gerekiyor. Sistemi yeniden ele almak gerekiyor. Hocam bakın, az önce göründü. Akademik özgürlük veriliyor. Kötüye kullanılmış. Birden bire inbreeding artmış. Ama yani bunun bir hesap verebilirlik ve şeffaflıkla birlikte götürülmesi gerekiyor. Inbreeding’in kötü bir şey olduğu biliniyor.
Sen bunu yapan bir rektörsen ve bunun sonucu olarak senin performansın düşüyorsa senin yenilenmemen gerekiyor. Rektör atamalarında liyakate ve performansa bakılması gerekiyor. Dememin nedeni bu. Yani bizden mi değil mi diye atama yaptığınız anda alttakileri de bizden mi değil mi diye atıyorlar. Ondan sonra da bizden mi değil mi diye atanıyor. Birden bire kabile çıkıyor ortaya. Halbuki üniversite çok sesliliğin olması gereken bir yer. Kaynakların ciddi olarak artırılması gerekiyor. Özgürlüğün verilmesi gerekiyor.
Ve üniversitelerin kendilerinin sadece tek başlarına çözüp üretemeyeceklerini fark etmesi gerekiyor. Bütün dünyadaki üniversitelerle iş birliği yapması gerekiyor. Türkiye’de çok eksik bir şey de bu üniversitelerin arasındaki iş birliği. Yani birbirlerinden ders almasını bile öğrencilerin neredeyse izin vermiyorlar. Hoca paylaşımında bile rektörlükten özel izinler gerekiyor. Aynı bölümde bile aslında bakarsanız iş birliğini öğrene… Bizde daha önce bir Amerikalı yapmıştı. Türk öğrenciler.
Bir üniversite öğretim verisi, benim bir dostum şöyle diyor. Üniversitenin kendi içinden beslenmeleri aslında o kadar da yanlış bir şey değildir diyor. Zaten diyor Türkiye’deki bazı üniversitelerin akademissel anlamında beslemeyecekleri çok fazla dış kaynak yok. Özellikle ülke içinde aynı düzeli üniversite olmadığı için mecburen ya kendinden ya da çok benzerinden beslenmek zorunda kalıyor. Biz kendi bölümümüzde kendi mezunlarımızı hemen kadroya almıyoruz. Hoca’nın dediği gibi bir dolaş gel diyoruz. Ama genel olarak seviye o kadar düşük üniversite dünyasında mecburen tanıdığımız, güvendiğimiz kendi eğitimimizden geçmiş talebeleri tercih ediyoruz. O zaman iyi üniversite var ama Türkiye’de. Evet yani araştırma üniversitedenin kaynaklandırılması gerekiyor. Ve 5 tane yerine 50 tane doktor öğrencisi üretmesini sağlamak gerekiyor. Biz niye hala Boğaziçi’nin lisans öğrencisine boğuyoruz? Biz niye hala İTÜ’yi lisans öğrencisine boğuyoruz?
Bunlar bizim en iyi üniversitelerimizse bunların misyonlarını üniversiteye akademisyen yetiştirmek olması gerekiyor. O zaman bu dediğiniz problem çözüldür ve hep aşağıya doğru gidilir. Buradan mezun olursanız burada iş bulursunuz, buradan mezun olursanız burada iş bulursunuz. Kaltech’te mesela dünyanın bence en iyi üniversitesi. En iyi teknik üniversiteli, invenci üniversitelerinden birisi. Sosyal da Berkeley var mesela. Doktor, şey Undergraduate’e Graduate arasında graduate 2 katından daha fazla.
Tabii, yani bütün önde gelen Amerikan üniversitelerinde yüksek lisanslar doktora… En iyi oran Kaltech’te. Şöyle bir şey de var ama onunla kadar doğru söylemek yani. Lisans derslerine bizim bugün öğretim görevlisi dediğimiz kişiler ya da araştırma görevlisi dediğimiz kişiler derslere giriyor zaten. Hitching Assistant dediğimiz adamlar dersleri yürütebiliyor. Belki de bir profesörden daha iyi ders anlatabiliyor. Profesörlere geldiğiniz zaman bir başka çalışma daha vardır.
Aslında Harvard’taki hocalar profesör olduktan sonra tamamen adam yetiştirmeye odaklanıyorlar. Yayın yapmaya da değil. Hocam lisans derslerine niye bir hoca hala giriyor? Bunu niye sorgulamıyoruz? Yani dünyada makroekonomi mikroekonomi dersi herhalde 100 bin defa falan verildi. Bunların en iyilerini verenlerde internette var, bu dersler var. Biz hala köre deneyi belirler gibi kimi bulabiliyorsak 200 üniversitenin 200 ününde 200 tane ekonomi dersi veriliyor. 200 tane kalkülüs dersi veriliyor.
Yani yapay zeka ile Carnegie Mellon’da şu anda 30 tane ders yapay zeka ile öğretilebiliyor. İnsandan çok daha iyi öğretiyorlar tabii ki. Çünkü öğrenme hızınıza göre size veriyorlar malzemeyi. Hata tespiti yapıyor. Hata tespiti diyor. Adaptif öğrenme. Senin bu tarafın eksik git buradan bunu öğren gel diyor. Hatta konuyla alakasız hatalar oluyor. Bu kadar uçma diyorsanız o zaman neden artık pandemide de bunu deneyimledik.
Neden Corsera’dan, edX’ten ders alıp da kendi hocalarımızı koordinatör pozisyonundan, mentor pozisyonunda geri çekmiyoruz da hala sınıfta bilgilerden bilgilerden bilgi nakli. Ya bunun zamanının geçtiğini hala biz anlamadık mı? Bilgi naklinin zamanı geçti. Beceri geliştirmek gerekiyor. Hocalarımızın beceriye odaklanması gerekiyor. Bilgi nakli zaten bilgi şu anda meta oldu. Her tarafta var.
Yani hiçbir üniversite öğrencisi bilgi için üniversitelere para vermek zorunda kalmamalı. Kendini geliştirmek için, sosyal senmayeden faydalanmak için, network için üniversiteden faydalanmayı seçmeli. Ama biz bunu da inatla reddediyoruz. Ve mesela yok diyor ki bize %30’dan %40’dan fazla çevrimci olmaz. Neden? Çünkü bu program 100 yüze. Ya böyle bir şey kalmadı artık.
Yani bu 100 yüze program, bu çevrim için, pandemi bunu dümdüz etti ve şunu gördük ki… Ama çok kopya da arttı diyorsunuz. Ama şimdi siz sınavları… Kopya yapılmayacak bu devral devral. Hayır biz zaten sınav final vermiyoruz MEP Üniversitesinde. Proje ile değerlendirme yapıyoruz. Doğrusu zaten bu. Ayrıca sınavları 100 yüze yapabilirsiniz. Optimal olan hibrid eğitimdir. Bazı içerik 100 yüze daha iyi verilir. Tartışma olacaksa, vaka çalışması olacaksa, çocukları yan yana oturtacaksan. Ama istatistik, muhasebe gibi daha rutin eğitimlerde çevrim içi verilebilir. Veya bir işletme dersinin yarısını çevrim içi, yarısını 100 yüze yapabilirsin. Biz bu modellere kafa yormalıyız ve fakültelere, bölümlere, hocalara bırakmamız gerekiyor. Dersin ne kadarının 100 yüze olacağı, ne kadarının dışarıdan kaynaklardan alınacağı. Ya da başka modelleri. Üniversite neden kendisi geliştirmeye çalışmıyor? Üniversite neden kendi model geliştirmiyor? Ya kendi… Peki hocam şimdi bu söylediğiniz hoş güzeldi mesela. Ben düşünüyorum. Demir gibi gelirdi benim için. Ekonomi dersi. Çok hoş bir şeydi yani. Ya da ne bileyim çiğdem kağıtçı başı girdi galiba istatistik dersine. Hoş bir şeydi. Şimdi bu kötü bir şey mi yani iyi bir profesörün üstüne gelmesi? Kötü bir şey değil. Tek bir üniversite demiyoruz işte. Onun için üniversite dersi çeşitlendi demek istiyoruz. Abi bu halde sizden bahsediyorsun. Yani Mustafa Hoca da, Dilber de bu halde şimdi ders marketik yedi o gelmişti büyük bir ihtimal. Şimdi bunlardan kaç tane var abi?
Bir de ben sana şunu soruyorum. Neden Demir Demirgil bütün Türkiye’nin ekonomi derslerini vermiyor? Neden onun verdiği dersi biz çekip bütün Türkiye’ye göstermiyoruz daha? Artık imkansız da. Artık imkansız tabii. Ama zamanında… Ama mesela bu zamanında vermiş olsa ve bunlar kaydetilmiş olsa bugün Demir Demirgil hala ders veriyor olacaktı. Ya da bir hoca dersinden onu ödüyorsun, açsaydı. Çok güzel bir şey. İnsanlığa olumlu bir katkıda bulunabilmek çok güzel bir şey değil mi? Çok güzel bir şey. Yani Refet Gürkaynek Hoca varken bugün Türkiye’de, Mahfiye Hilmes Hoca varken başkaları ekonomi dersi niye veriyor?
Yani bunlar ekonominin kralını veriyorlar. İstediği seviyede verebiliyorlar. Türkçe de verebiliyorlar, İngilizce de verebiliyorlar. Biz hala her üniversitede yüz yüze eğitim. Yani bunu veliler de anlamış değiller. Ya bir dakika siz işte çevrimiç eğitime geçtiniz, hala aynı parayı mı alıyorsunuz? Yani öğretim üyelerinde bir tür sendikasyon mu diyorsunuz? Ya yeni moderj…
Yeni moderj yok.