İstihdam nasıl artırılır? Prof. Dr. Ufuk Akçiğit yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=uTbk7QFNfRY.
Şimdi, eğer üniversiteleriniz güçlü değilse, kaliteli büyüme yaratamazsınız. Yani buna baktığınız zaman zaten verilerde bu iyi büyüme yaşayan ülkelerin en büyük özelliklerinden bir tanesi de güçlü üniversitelerin olması. Şimdi sorgulamamız gereken şeylerden bir tanesi bu kadar beşeriyse, ermaydan falan konuşuyoruz ama bir taraftan da üniversitelerimizin durumunu da sorgulamamız gerekiyor.
Neden bu önemli? İki sebepten ötürü önemli. Bir tanesi tabii ki, yani en azından iki sebepten ötürü önemli. Bir, verimlik açısından. Bir, tabii ki inovasyonlar. Çok daha üniversite firma işbirliği olursa çok daha yüksek değerli oluyor. Amerika’da yaptığımız bir araştırma da şunu gözlemledik.
Eğer bir patent üniversiteden çıkan bu basic research araştırmalarına ne kadar yakınsa, yani bir akademik makaleye atıf yapıyorsa bir patent, ortalama değeri beş milyon dolar daha yüksek. Bu korkunç bir rakam aslında düşünürseniz. Yani bu size diyor ki patentler, yani firmaların yaptığı inovasyonlar ne kadar üniversiteyle dirsek temasındaysa o kadar daha değer yaratabiliyorsunuz.
Türkiye’ye de bunu sormamız gerekiyor işte. Yani biz ne kadar üniversitelerle firmalar arasındaki işbirliklerini ne kadar teşvik ediyoruz, ne kadar ortaya çıkıyoruz? Hocam, Amerika’daki üniversiteler bu teşvikler demek, bu işbirliklerinden milyarlarca dolar para alıyor. Türkiye’de böyle bir şey yok. Evet, evet. Yani işte burada aslında şeyi de sorgulamamız gerekiyor. Yani üniversitelerin bağımsız karar alabilmesi Amerika’da onlara çok fazla imkan sağlıyor. Yani ben geçen hafta yine seyahatimden bahsediyorum ama yani Dünya Bankası’na gittim ama gitmeden önce New York’a gittim. Çünkü üniversiteye bağış yapabilecek birisiyle bir görüşme yaptım yani orada. Ve yani biz üniversite olarak aktif bir şekilde üniversiteye kaynak yaratmaya çalışıyoruz. Bu sadece yani iktisat alanında değil, diğer alanlarda da bu şekilde gelişiyor ve sadece şeyler değil yani üst düzey yöneticiler değil üniversitelerdeki. Akademisyenler de işte fellik fellik dışarıdan kaynak getirmeye çalışıyorlar.
Yani bu kadar bağımsız bir şekilde hareket edebilen kurumlar halinde çalışıyoruz. Yani bize merkezi bir yerden şöyle yapılacak böyle yapılacak denmiyor. Şimdi bu aslında bence önemli bir gözlem. Şimdi Türkiye’deki üniversiteleri bakarsak ne yazık ki yani son yıllarda ciddi bir kan kaybı var. Onunla ilgili bir grafik gösterdim size.
14. grafiğe bakarsak burada Türkiye’deki üniversitelerin verimliğini zaman içerisinde nasıl değiştiğini gözlemliyoruz. Normalde 2006 senesine kadar artış gözlemlenen bir üniversitelerde en azından şimdi bu artış yeterli bir artış mı onu da sorgulamamız gerekiyor bu arada. Çünkü verimlik artışı diğer ülkelerde de yaşanıyor aynı zamanda. Ama burada dikkat çeken şey 2006’dan sonra bir anda verimlik artışı tamamen duruyor. Yani bir sonraki grafiğe geçersek o yani yüksek öğretim politikaları açısından bence bir açıklama getiriyor. Her bir kutucuk Türkiye’de açılan bir üniversiteyi gösteriyor.
Şimdi bakarsanız en çok üniversite ne zaman açılmış diye şu an da mevcut olan üniversitelerin %50’den fazlası tam işte 2006’dan sonra açılmış üniversiteler. Üniversite artmış kalite düşmüş. Şimdi işte aynen o şekilde bu bu arada bir politika olabilir. Yani bunun bir açıklaması olabilir bir politika olabilir. Şimdi denilebilir ki işte ekonomik açıdan belki böyle bir şey yapıldı denilebilir.
Ama bir taraftan da şeyi de sorgulamamız gerekiyor mevcut üniversitelerin verimliliği nasıl değişmiş. Çünkü her zaman bir ödünleşme var yani trade off dediğimiz İngilizce’de ödünleşme yani siz bir yere bir yatırım yapıyorsanız bir yerden de gelmek zorunda. Gelmek zorunda çünkü kaynaklar sonsuz değil. Dolayısıyla bunları da masanın üzerine koymamız gerekiyor. Yani her yaptığımız analizde her yaptığımız politika düzenlemesinde artıların da masanın üzerine koymamız gerekiyor.
Eksilerinde dolayısıyla gözlemlediğimiz Türkiye’deki mevcut üniversitelerin özellikle devlet üniversitelerinde ciddi bir zayıflama gözlemliyoruz 2006’dan sonra. O yüzden de dediğim gibi yani beşer-i sermaye bu işin bir önemli tarafı ama güçlü üniversitelerde bunun çok çok önemli bir tarafı. Peki. Başka bir konumuz daha var Fatih Bey isterseniz.
Hocam ben size bu arada güzel bir müjde vereyim size müjde derken şu dala geçerek söylüyorum. Son zamanlarda bilmiyorum dikkat ediyor musunuz ben çok üniversite öğretim üyeleriyle genç öğretim üyeleriyle konuşuyorum. Son zamanlarda şöyle bir şey çıkmaya başladı özellikle Avrupa Üniversiteleri’nde ilana çıkıyorlar şu şu şu alanlarda araştırmacı alınacaktır. Araştırmacı aranıyor diye yanından ot düşüyorlar Türkiye’ye kapalıdır.
Türkiye’den araştırmacı kabul etmeye başladılar. Bu son bir buçuk iki yılın gelişmesi. Yani işte uluslararası işte aslında tam da bizi bir sonraki konuya getiren bir hikaye bu aslında Fatih Bey yani Türkiye’deki üniversitelerin araştırmacıların mevcut durumunu sorgulamamız gerekiyor.
O zaman 20’ye mi bakacağız? Şimdi 20’ye bakacağız ama burada bir 18.slide bir getirebiliriz. 18’e bakalım. Beyin göçü mü beyin gücü mü? Burada bir giriş yapmak istiyorum. Bu beni çok heyecanlandıran çok yakın zamanda tamamlamış olduğumuz uzun zamandır üzerinde çalıştığımız bir proje.
Şimdi eğer Türkiye’deki üniversiteler yeterince güçlü bir durumda değilse ya da yani dünyada çok daha farklı bazı alanlarda geride kalıyorsak bazı alanlarda dünyada başka ülkelerde çok daha fazla yetişmiş insanımız varsa onlardan faydalanmak da bizim için önemli bir politika. Biz sizden faydalanıyoruz mesela böyle. İşte niye bunu daha sistematik halde yapmayalım? Dolayısıyla yani hani genelde başbakan ol artık başbakanı kalmaz. O sizin kararınız ama hep beraber bu işi toparlayalım. Sanayi bakanlığı teklif etse yapar mısınız? Türkiye’de yani işte elimizden gelen bir şeyler yapıyoruz yani sonuçta burada önemli olan burada yani Türkiye’ye faydalı olabilecek şeyler sunmaya çalışıyoruz.
Yani yıllardır biliyorsunuz beni tanıyorsunuz yani bir beş senedir artık böyle verileri didik didik inceleyerek nerelerde sıkıntılar var nerelere müdahale edilmesi gerekiyor. Şahane röntgenlere çekip koyuyorsunuz ama tabii oraya bakacak hekim var mı Türkiye’de? Yani bir taraftan da şunu düşünüyorum. Eninde sonunda bir yerde eninde sonunda bir denize iyilik yap denizaat. Evet yani onun karşısında bir beklentimiz tabii ki yok. Yani önemli olan doğru konuların tartışılması yani kısır tartışmalarda sıkışılmaması gerektiğini düşünüyorum.
Önemli olan verimli Türkiye’ye gerçekten fayda sağlayacak Türkiye’nin asıl problemlerini tartışmak istiyorum Fatih Bey. Yani yıllardır diyorum ya böyle kısır problemlere sıkışıyoruz ve Türkiye’nin gerçekten ihtiyacı olan şeye bir şekilde evrilemiyoruz. Yani başka ülkelere baktığımız zaman yaptıkları en iyi şeylerden bir tanesi de uluslararası ağlardan faydalanmak.
Firmalar açısından da bu şekilde yani dışardan teknoloji getirmek Güney Kore’ye bakarsanız büyüme hikayesinin arkasında ilk yaptığı dışardan teknoloji lisanslama var. Japonya Güney Kore’nin atılımı için çok çok önemli bir ülkeydi. Güney Kore bir güneşe inovatif bir ülke olmadı. En önce dışardan beslendi. Çin’e bakıyorsunuz o kadar dışarıda yetiştirdiği insanlar var Amerika’da Avrupa’da yetişmiş insanlar artık belli bir yerlere geldiler.
Ve daha fazla taşan insanlar Çin’e geri dönmeye başladılar. Şimdi Çin’e katkı sağlamaya başlıyorlar. Türkiye için sorgulamamız gereken şeylerden bir tanesi de bu. Hani bu beyin göçünden hep dert yakınırız ya. Bu beyin göçünü aslında nedir? Yani gerçekten arkasında ne gibi bir hikaye var? Türkiye bir fayda sağlayabilir mi? Ya da ne gibi politikalarla bunu gerçekten faydalı hale getirebiliriz? Bunu bir sorgulamamız gerekiyor. Yani ben de aslında bundan biraz muzdaribim.
Neden? Çünkü ben Amerika’ya ilk gittiğim zaman 17 yıl önce çok enteresan hikayeler de duyuyordum. Gidiyorsun işte vatanı terk ediyorsun falan gibi şeyler. Ya bunlar aslında çok kısır yaftalamalar. Aynen öyle. Yani dolayısıyla bu işi aslında yurtdışındaki insanlarla nasıl bağlantı kurulabilir ve nasıl faydalanılabilir bunu sorgulamamız gerekiyor. Ve sistematik bir şekilde. Bunu firmalar için de önemli, araştırmacılar için de önemli, politika yapıcılar için de önemli.
Yurtdışında bu işte uzman olan insanlardan nasıl faydalanabiliriz?
Yani hem yurt içindekilerle hem de yurt dışındakilerle ya da onları nasıl dirsek temasına sokabiliriz?