Savaş bitince Suriyeliler döner mi? Prof. Dr. Ahmet İçduygu yanıtladı

Savaş bitince Suriyeliler döner mi? Prof. Dr. Ahmet İçduygu yanıtladı videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=fK-RkbG3cfw. Peki Ahmet hocam şimdi siz bir göç merkezinin başındasınız. Muhakkak ki bu konuyla ki araştırmalarınız var. Veriler size ne anlatıyor? Bunlara baktığınız zaman ortadan nasıl bir tablo görüyorsunuz? Sorunlu bir tablo mu, sorunsuz bir tablo mu, çözülecek…

Savaş bitince Suriyeliler döner mi? Prof. Dr. Ahmet İçduygu yanıtladı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=fK-RkbG3cfw.

Peki Ahmet hocam şimdi siz bir göç merkezinin başındasınız. Muhakkak ki bu konuyla ki araştırmalarınız var. Veriler size ne anlatıyor? Bunlara baktığınız zaman ortadan nasıl bir tablo görüyorsunuz? Sorunlu bir tablo mu, sorunsuz bir tablo mu, çözülecek bir tablo mu, çözülmesi çok zor bir tablo mu? Çünkü bizim, benimki gözlem. Hocamınki geçmiş deneyimlere dayanan bir birikim ama siz bugün işin çok içerisinde olabilecek bir noktadasınız. Çünkü bir göç merkezini yönetiyorsunuz.
Tablo nedir? Çünkü ben geçenlerde bir yayınladım bazı sayıları. Okulllaşma oranı ilk oratifinde biraz daha yüksek olmak üzere ortalaması %40’lar civarında. Bunlar bize entegre olabilir diyenlerin oranı Türkler’de %18 civarında. Bunların arasında ülkelerine dönmeyi düşünmeyenlerin oranı %78.7.
Bunlar arasında her şey iyi giderse, rejim değişirse, esat güçten düşerse dönerim diyenlerin oranı sadece %16. Yani baya ortada bir garip tablo var. Siz nasıl görüyorsunuz? Yine bir şey daha sormak istedim. Şimdi Şevdem hocam dedi ki, memlek bunları bazıları güvenlik nediyle göç dedi. Şimdi biz de bunları güvenlik nediyle göç edenler sayılırız. Özellikle Suriye’den gelenleri ve son dönemde Afganistan’dan gelenleri. Afgan göçü her zaman var Türkiye’de. Onu da konuşuruz birazdan. Şimdi memleketine tatile gidebilen birisi ne kadar güvenlik göçüne gelmiştir? Tabii bu spekülatifiz var ama siz verilerden bahsetin daha çok sevinirim. Çok teşekkürler. Öncelikle tabii şunu vurgulayayım. Yani göç meselesi kendi içinde çok zor konulardan birisi. Bunu söylerken de geleneksel göç ülkelerine bakalım Kanada, Australia, Amerika ya da Avrupa’ya bakalım. Hani her ne zaman bir seçim olsa seçimin ana konuları muhakkak partilerin buna göre pozisyonlarıdır. Belli obiler oluşur. Aynen. Yani bu açıdan konuştuğumuz konunun bu siyasal yanını her göç alan ülke için çok önemli bir konu. Tarihsel olarak da bu böyle. Yani yaşadığımızın aslında bir doğal yanı var. Bunu söylemeye çalışıyorum. Ama doğal yanı şüphesiz gibi sorun olmadığını göstermiyor. Şimdi arkadaşlarım da söyledi tabii Türkiye özellikle 80’lerden sonra bir yandan yeni bir göç ülkesi olmaya başladı. İşte Kemal bahsetti. Yani siz de bahsettiniz geleneksel olarak Osman’dan bu yana tabii Balkanlardan göç vardı ama 80’lerden sonra Türkiye yeni bir göç dalgasıyla karşılaştı. Çişli dalgalar bunlar.
Daha önce gelenler Türkiye’deki göç rejimi göç düzenlemesi için de işte daha çok Türkçe bilen Müslüman yani bu kültüre daha adapte olabilecek. Soydaçlarımız çerçevesinde işte 1934 İskankanlığı çerçevesinde gelen kişilerdi. Çok yakın coğrafyadaki bir dizi siyasi olay aslında Türkiye’yi birden yeni göç alan ülke haline getirdi. Bunları çok kısaca özetlersem yani 79’da Afganistan’ın Sovyetler Birliği tarafından işgali. Daha sonra İran’daki rejim değişikliği. Onu izleyen satam rejimi İran-Irak savaşı. Bu arada bahsedilmedi ama küreselleşmenin kendisinden de bahsetmemiz gerekir. Yani ulaşımın ve iletişim araçlarının artması. Türkiye bir açıdan planlamadığı bir göçle karşılaştı.
Yani diğer geleneksel göç alan ülkeler genelde bir planlandası vardır ama Türkiye özellikle bizim zorunlu göç dediğimiz göç dalgalarıyla karşılaştı. Bulgaristan’dan gelen Türkler de dahil işte 89 ve o dönemden bakarsak yine bunların da bir kısmı kitlesel göç hareketi olarak yani Bulgaristan’dan gelen Türkler bunun arasında. Ondan 89’da oldu. 1991’de Kuzey Irak’tan hatırlarsınız geldiler gittiler ama Türkiye sınırı açmasının kült meselesinden dolayı. Açtı okuma Türkiye’si. Hatta Çekiç Güç Türkiye’ye konuşlandı ve arkasından Çekiç Güç’ün PKK’yı ne kadar desteklediği ortaya çekti falan filan. Evet yani daha karmaşık siyaset. Yani Türkiye’ye Türkiye’nin hasmı olay veya Türkiye’nin coğrafyasında belli planlar olan ülkelerde hep bu göç meselesini kendi rejlerine kullandılar. Evet yani bizdeki bir yandan bu planlanma yani istek dışı gelen göç tabii ki Türkiye’nin göç rejimi yani Cumhuriyet’in başından böyle kurulan göç rejimi aslında bu daha çok işte Türkçe konuşan nüfusu içeriye alınması şeklinde planlanmıştı. Elbette bütün özellikle Suriye’den olan ve rakam olarak da 3,5 milyondan bahsediyoruz. Hani kısa sürede hani dünyada karşılaştırdığında çok kısa sürede bu kadar yoğun bir göçün alınması kaçınmaz olarak da yani hem toplumsal hem ekonomik siyasal meselelerin gözümüzün önüne gelmesini getirdi. Rakamın büyük olması aslında şimdi göç çalışanlar için göçü planlayan ülkeler için genelde göçün bir özümsemek yani ülkelerin bir özümsemek kapasitesi var.
Yani göçü planlayarak alan ülkeler için işte her yıl ne kadar göçmen aldığını planlanan Amerika, Kanada… Hatta hangi milletten kaç tane alacaklar planlanan Amerikan? Çok haklısınız aslında göç alan ülkeler yani göç ile karşılaşan ülkeler iki şey planlarlar. Birisi sayısı, birisi de gelen kişilerin niteliği. Evet, niteliği. Hem niteliği hem de etnik kökenleri anlamında dahi bir planlama yaparlar.
Şimdi planlanmayan bir göç geldiğinde tabii ki toplumsal olarak hayatın ekonomiden sosyal, siyasal yaşama kadar ciddi olarak etkilendiğini görüyoruz. Şimdi son Suriye meselesiyle alakalı 10. yılını geçtik ve 10 yılın içinde özellikle birkaç sorun ortaya çıkıyor. Yani bütün kentlerimiz aynı şekilde etkilenmiş değiller. Bildiğiniz gibi yaklaşık 10 kentimiz çok… Sanayi kentleri daha yoğun etkilendiler. Sınır kentleri etkilendi. Örneğin kilisin yarın nüfusu neredeyse. Yediğin yaşında. Şu anda biraz azalmış gösteriyor fikirler ama yarı yarıya. Ve kentlerin içinde de farklı yoğunlaşma alanları belirler. Onu konuşacağız, geç dolaşmayı konuşacağız. Şimdi burada sırasıyla gidersek aslında bir rakamın büyüklüğünden bahsedebilirim. İkincisi, şimdi hizmetler açısından baktığımızda gelen insanların iş dünyasına katılımı yani hayatlarının… Çünkü mülteciler ilk geldiğinde genelde ülkeler onlara yardım programlarıyla hizmet sunuyorlar. Ama daha sonra uzun süren mülteci durumlarında o iş gücüne onların katılması gerekiyor. Başka türlü hayatlarını devam ettiremezler. Sürekli bir yardım üzerinden de yaşayamazlar. Bildiğiniz gibi Suriyelere geldikten 4 yıl sonra bir çalışma düzenlemesi yapıldı.
Ama bu kısıtlı olarak iş verenler ancak çalışma… İşçi sayısının yüzde 10’u kadar kişi iskan edebiliyorlar. Bir defa çalışma hayatıyla ilgili sorunlar var. Baktığımızda yaklaşık %95’inin çalışma yaşadığındakilerin iş gücü içine katıldıklarını biliyoruz.
Ama çoğu merdiven altında kayıt dışı olarak çalışıyorlar. Bu ciddi bir sorun alanı. Aslında baktığımızda diğer göç türünden de göçmenleri kayıt içine geçirmek… her alanda oluşturabileceğimiz önemli politikalardan birisi. İkincisi eğitim meselesi. Gelen nüfusun çok genç bir nüfus olduğunu biliyoruz. Başlangıçta özellikle okullaşma oranının çok düşük olduğunu biliyoruz. Bugün her ne kadar orta ve ilkokul düzeyinde %70’e çıksa bile lise düzeyinde %40’larda okullaşma oranı örneğin. Genç bir nüfus olduğu için eğer gelecek konusunda konuşuyorsak… bu nüfusun iyi eğitim verilmesi ve onların o eğitim alan genç nüfusun iş hayatına çekilmesi çok önemli. Nüfusun bu genç olmasından dolayı aslında önümüzdeki dönemde bekleyen en önemli sorunlardan birisi tabii ki…
iyi eğitim alabilmeleri. Burada dil sorunu var tabii ki. Onun dışında da tabii ki kültürel olarak özellikle kadın nüfusun okullaşma oranı daha düşük. Yani bir eğitim alanında ciddi… Erken evlilikler var, hızlı nüfus artışı var. Eğitim alanı aslında ciddi olarak önümüzde duran önemli konulardan birisi. Sağlık hizmeti görece olarak Türkiye’deki sağlık hizmeti için de aslında iyi halledilmiş durumda ama tabii ki… Bizden daha iyi durma.
Bu da tabii ki Türkiye’de… Sürdürülebilir mi ayrıca? Aynen, sürdürülebilirliği çünkü uzun süre, bu uzun… 10. yılı da oldu. Bir 10 yıl içinde de tekrar sağlık hizmetlerinin parasız verilmesi meselesi bir sorun olacaktır. Yerleşmeyle, ev durumlarıyla alakalı da elbette ki bir sorun var. Yani yaşama koşulları anlamında. Bu işi çok düzenli planlayan ülkelerde dahi işte Almanya’dan bahsettik. Göçmen nüfusunun sürekli ekonomik hayata baktığımızda aslında ikinci bir sınıf iş gücü oluşturduğunu biliyoruz. Yani daha zor işlerde çalıştıklarını biliyoruz. Bu bilimçili olarak Almanda öyle başlattılar zaten 60’larda. Aynen.
Şimdi yaptığımız araştırmaların tabii şu çıkıyor. Özellikle biz kilisde bir araştırma yaptık. Örneğin kilisteki iş verenler bu durumdan memnunlar tabii ki.
Çünkü ucuz ucuz iş gücü sağlıyor.