İnsanlar neden göç eder, göç çağı mı başladı? Şebnem Köşer Akçapar yanıtladı

İnsanlar neden göç eder, göç çağı mı başladı? Şebnem Köşer Akçapar yanıtladı videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=MBSmKP2tMR0. Niçin göçte böylesine önemli bir yükselme var? Bizimkinin Suriye’ye kaynaklı olduğunu biliriz ama Suriye dışında da gelenler var. Niçin yeniden bir göç çağı başladı? Çok güzel. Teşekkür ediyorum sorunuz için. Yani dünya nüfusunun aslında sadece…

İnsanlar neden göç eder, göç çağı mı başladı? Şebnem Köşer Akçapar yanıtladı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=MBSmKP2tMR0.

Niçin göçte böylesine önemli bir yükselme var? Bizimkinin Suriye’ye kaynaklı olduğunu biliriz ama Suriye dışında da gelenler var. Niçin yeniden bir göç çağı başladı? Çok güzel. Teşekkür ediyorum sorunuz için. Yani dünya nüfusunun aslında sadece %3.6’sı uluslararası göçmen olarak kabul ediliyor.
Tabii bu uluslararası göçmenlerin arasında 80 milyonlu zorunlu göçmenler oluşturuyor. 26 milyon, hadi 30 milyonu da hem sığınmacı hem mültecilerden oluşuyor. Yani aslında dünya nüfusunun sadece %3.6’sı hareket halinde olmasına rağmen biz yine de bu olguyu tartışıyoruz, bunun araştırmalarını yapıyoruz.
Hatta burada sizin Tekke Tek Bilim programında seyircilerimizle ve kıymetli hocalarımızla birlikteyiz. Yani demek ki biz bunu tartışıyorsak yapıyorsak bu gerçekten önemli bir sorun ve sorun olmaya da devam ediyor. Ve demek ki bunun daha iyi irdelenmesi açıklanması ele alınması gerekiyor. Şimdi insanlar neden göç ediyorlar? Nasıl yıllar önce 2000’li yıllarda artık biz bir göç çağında yaşıyoruz demişti bazı akademisyenler. Şimdi de aslında başka bir tür göç çağında yaşıyoruz diyebiliriz. Daha neoliberal göç çağ diyebiliriz mesela buna. Neden? Şimdi onu da açıklamak istiyorum. Ama insanlar daha ziyade insani neden göç ediyorlar olgusuyla tabii hani derslerimizde, diğer konuşmalarımızda hani neden insanlar göç ediyor? Bu soruyu yanıtlamaya çalışıyoruz.
Yani devletler değil mi akademisyenler, toplumlar bu soruya yanı tarıyor. İnsanlar neden geçiyor diyor farklı farklı nedenleri var tabii farklı göçmen kategorileri de var. İşte ekonomik göçmen, zorunlu göçmen, düzenli göçmen, düzensiz göçmen, vasıflı göçmen, vasıfsız göçmen vesaire gibi. Ama burada en önemli şey insanlar neden göç ediyor sorusuna verilecek yanlık. Aslında insani güvenliklerinin kalmadığı için insanlar göç ediyor.
İşte bunu iyi anlamamız ve anlatmamız lazım. Nedir bu insani güvenlik kavramı? İnsanlar işte ekonomik güvenlikleri olmadığı için göç ediyorlar. Sağlık güvenliği olmadığı için göç ediyorlar. İşte çevresel güvenliği, keza iklim göçüne de demurdunuz. O olmadığı için göç ediyorlar ya da kuratlık, susuzluk vesaire gibi. Kissel güvenlikleri olmadığı için göç edebiliyorlar. Topluluk güvenlikleri olmadığı için göç ediyorlar. Ve siyasi güvenlikleri olmadığı için göç ediyorlar. Dolayısıyla bu 7 boyutu, insan güvenliğinin bu 7 boyutunu bir dikkate almak lazım öncelikle. Yani ister ekonomik göçmen olsun, ister mülteci olsun, sığınmacı olsun, ya da iklim nedeniyle yerinden edilmiş, ülke içine yerinden edilmiş birisi olsun, temelde bu sorunlar nedeniyle göç ediyorlar. Şimdi aslında dedim ya neoliberalizm doğuyor bu göç hareketlerine. Şimdi biz ekonomik nedenli göçe baktığımızda ya da ulusarası göçmen hareketlerine baktığımızda, göçmenlerin çoğu, ulusarası göçmenlerin çoğu aslında gelişmiş ülkelerde yaşıyor. Ama mültecilerin çoğu, yani zorunlu göçmenlerin ve zorunlu göç nedeniyle ülke sınırlarını aşmış insanların çoğu komşu ülkelerde yaşıyor.
Mesela Suriye, mesela Afganistan değil mi? Yani Suriyeli nüfusa baktığımızda tamam bir azınlık Mısır’da, Irak’ta yaşıyor ama büyük çoğunluğu Türkiye’de yaşıyor zaten, bir kısmı da Lübnan’da, Ürdün’de yaşıyor. İşte Almanya’da da geçmiş, daha önceden Türkiye üzerinden geçmiş insanlar ya da yerleştirilmiş insanlar da var farklı ülkelerde.
Bir bu, yani zaten mülteciler sınırdaş ülkelerde belki ekonomik seviyelerinde, aşağı yukarı aynı olan ülkelerde, yani yine zorluklar içinde yaşıyorlar. Yine bu mültecilerin durumuna baktığınızda ayrımcılığa uğruyorlar. Bazen zorunlu gönüllü değil, zorunlu geri göndermelere maruz kalıyorlar. Keza, İran’dan Afganistan’a gönderilenler gibi. Dolayısıyla pek çok toplumsal sorunun da bir parçası oluyorlar yani ve onlara ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Ve neoliberal politikalar dedik, burada nedir? Neoliberalizm aslında hem Türkiye’yi hem de bütün dünyayı etkilemiştir. 70’ler, 80’lerden itibaren özellikle Türkiye’de ve bu neoliberal politikalarla birlikte de
artık bir neoliberal göç devletinin olduğu yatsınamaz. Yani bir göçün dışsallaştırıldığı, yani özellikle küresel kuzeyin, kuzey ülkelerinin, küresel güneyle hiçbir şekilde zenginliklerini paylaşmak istemediği bir ortam var. Yani küresel eşitsizlik ortamı, bu eşitsizlik ortamı giderek daha da derinleşiyor. Ve göçün dışsallaştırılması denilen bir başka kavram da ortaya çıkıyor. Nedir bu göçün dışsallaştırılması?
Yani bugün İngiltere, Danimarka, Avustralya diyebiliyor ki, işte ben bana başvuruda yapacak sığmacıları kendi ülkemde kabul etmeyeceğim, onları işte başka ülkelere, üçüncü ülkelere yollayacağım. Rwanda’ya yollar mı acaba? Bunlar da mesela Rwanda, bunlardan bir tanesi İngiltere şimdilik bunu tartışıyor. Avustralya zaten bunu uzun zamandır yapıyordu farklı ada ülkelerinde, adalarda.
Dolayısıyla Danimarka da benzer bir yol izlediğini geçtiğimiz aylarda zaten açıklamıştı. Dolayısıyla sen orada dursun onlar, mülteciler. Yani ben onlara para göndereyim, onların sorunlarını bu şekilde halletmeye çalışayım. Ama kendim sorumluluğu üstlenmeyeyim. Yani bu da gerçekten hem bu ülkelerdeki zaten sorunlar yaşayan, toplumsal sorunlar yaşayan, ekonomik sorunlar yaşayan ülkelerin sorunları daha da artırıyor.
Hem de küresel eşitsizliği daha da derinleştiriyor. Peki hocam buradan yola çıkarak şunu sormak isterim. Peki biz mahallenin enayisi miyiz? Yani şimdi herkes göçmen konusunda belli sınırlar koyuyor. Avrupa ülkeleri sayısal olarak alıyorlar işte taşıyabileceği kadar alıyor.
Hatta kendi talebiyle aldığını bile sonra geri yollamaya çalışıyor. Bir ara Türk göçmenleri istedi Almanya fakat şimdi onlardan kurtulmanın yollarını arıyor en azından bir kısmından. İngiltere sayıyla alıyor, kimileri kurayla alıyor. İşte bir ülke diyor ki 90 tane alacağım diyor işte şu özelliklerde olursa falan. Biz ise kim olursa gelsin diyoruz. Bizimki biraz şeye benziyor yani bu Afrika’daki komşulara giden göçmenlere ya da işte diğer ülkelerin benzer şekilde kendi sınırımıza yakın ülkelerin adlı göçmen. Bunu seçmece göçmen almaktan seçmeden ne gelirse kabul göçmen almak arasında bir hukuki farklılık var mı? Çünkü Türkiye uluslararası anlaşmalara attığı imzalardan dolayı aslında kendi güneyinden ve doğusundan mülteci kabul etmiyor. Ama bu hiçbir işe yaramıyor. Adına mülteci demiyor, sığınmacı diyor, geçici koruma altındaki diyor, o diyor, bu diyor ve yine mülteci alıyor. Burada bu nevi sınırsız göçmen alan Batı ülkesi veya medeni ülke var mı? Yani sınırsız göçmen almak iyi bir şey değil tabii ki entegre edebileceğiniz değil mi?
Ve yani alıp koruyabileceğiniz o temel hizmetleri verebileceğiniz göçmenleri almak önemli. Onları mültecileri almak önemli. Ama biz burada Türkiye olarak biraz belki nasıl denir, biraz zorla aldık yani açıkçası.
Bir komşumuzdu, iki bunun çok kısa bir sürede geçeceğini düşündük, üç bunu belki bir yumuşak güç olarak da kullanabileceğimizi düşündük. Hani savaş bir an önce biterse vesaire diye. Ve işin o hale gelmesinde payımız vardı. Bu geçici bir misafirlik olarak düşünüldü önce biliyorsunuz. Evet. Pardon? Payımız da vardı işin o hale gelmesinde. Yani… Bilalike, yani bu önce geçici bir süreç olarak düşünüldü. Yani bunun bu kadar uzun süreceği, geçicilikten kalıcılığa ya da uzun süreli misafirliğe evrileceği diyelim aslında pek de ilk başta düşünülmüyordu. Zaten ilk baştaki hatırlarsanız söylemler misafirlerimiz, işte onlar din kardeşlerimiz, yani ensar-muhacır ikilemi üzerinden oluşturulan bir dostluk dalgası ilk başlarda da gerçekten işe yaradı. Hani öyle olması. Ama ne zaman ki geçici olduk, aslında bütün göçler gibi, yani bütün göçler belki önce geçici başlar, zaman içinde bazıları kalıcılığa evrilir, bir kısmı döner. Ya da daha uzun süreli bir, ya da başka bir ülkeye de göç edebilirler, ikinci göç dediğimiz süreçlere de maruz kalabilirler.
Yani dolayısıyla biz gafil avlandık demeyelim ama biraz beklediğimizden daha farklı bir senaryoyu idare etmek zorunda kaldık.