Herkes şikayetçi, peki kar eden kim? Prof. Dr. Bülent Gülçubuk yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=FK-Opf-G_r0.
Siz de diyorsunuz bütün bunları dinledikten sonra bu işin evrensel çözümü nedir yani? Niçin Avrupalı çiftçi de çok mutlu olmakla beraber bizimkine de, oranda daha mutlu, biz neyi eksik yapıyoruz, neyi fazla yapıyoruz? Bir diğer mesele sizin de çok uzmanlık alınız, benim de takık olduğum bir konu kooperatif meselesi. Yani hem üretim hem satış kooperatifleri tarımsal üretimde bunların dünyada çok işe yaradığını,
özellikle Türkiye’de son dönem çok moda olan bu coğrafi işaret meselesinde, tarımsal coğrafi işaret meselesinde bu kooperatiflerin vazgeçilmez önemli bir unsur olduğunu ve belki de fiyat istikrarını ve çiftçiyi memnuniyet aşamasında çok önemli bir fonksiyon üsenebileceğini, üstelik de aracıları minimuma indirerek en azından sadece lojistik maliyetleriyle bu işin yapılmasını kolaylaştıracağını da düşünüyoruz.
Hem genel olarak tabloyu hem de özellikle bu kooperatif, kooperatifçilik meselesiyle ilgili fikirlerinizi alabilir miyiz? Peki, teşekkür ederim Fatih Bey. İzin verirseniz öncelikle bir iki noktaya katkıda bulunmak istiyorum. İstediğiniz gibi hocam. Ülkeleri kıyaslarken her ülkeyi kendi liginde kıyaslamamız lazım. Yani Almanya’yla Türkiye mi, Türkiye’yle Arjantin mi?
Şundan dolayı yani eğer milli gelir ortalaması bize göre beş kat daha yüksek olan bir ülkeyse fiyatlar da ona göre daha yüksek olur. Ama biz genel ekonomi teorisinde şuna inanırız. O da bir ülkede gıda fiyatları ne kadar çok konuşuluyorsa bilir ki o ülkede ekonomik açıdan ciddi anlamda bir sorum var, kriz var. Ve bunu da şuradan tahmin edebiliriz biz.
Örneğin Türkiye’de son beş yıldır hanelerin gelirinin yaklaşık yüzde 25 ile 40 kadarı gıdaya gidiyor. Bu bazı hanelere de çok daha fazla. Ama pahalı dedemiz Almanya’da bu oran yüzde 15’yi bilemediniz 20’yi geçmez. Yani gıdan harcamaları bir ailenin gelirinin içerisinde düşükse bilin ki o ülkede refah vardır. Başka şeylerde kaynak ayırabiliyordur. Birincisi bu. İkincisi Türkiye’de ürünler pahalı mı? Türkiye’de gerçekten pahalı. Alım gücüne göre çok pahalı. Eğer Türkiye’de şu anda kişi başına milli gelirimiz 30 bin dolar olsaydı belki de bunların hiçbirini konuşmuyor olacaktık. Şimdi izin verirseniz ben bir iki rakam açıklayayım burada. O da şu son 10 yılda Türkiye’de kişi başına milli gelirde dolar cinsinde yaklaşık yüzde 18’lik bir azalma olmuş. Yani 2010 yılından 2020 yılına geldiğimizde kişi başına düşen milli gelirde yüzde 18’lik azalma olmuş. Tarım sektöründe tarım nüfusunda bu oran yüzde 24’e çıkmış. Yani bir yandan artan maliyetler bir yandan da azalan geriler var. Bu halde üretimini devam ettirmeye çalışan bir sektörle karşı karşıyayız. Bir diğeri de İrfan Bey vurguladı Türkiye’de istatistik sorunu. Bu bizim en büyük kanayan yaramız. İrfan Bey’in dediği gibi en son genel tarım sayımı 2001 yılında yapıldı ki biz akademisyonlar ondan çok faydalanırdık. Çünkü bir anlamda tarımın MR’ı çekilirdi. Şimdi MR’ını bir yana bırakın işte fotoğrafını anca görebiliyoruz ama içindeki analizleri yapmak konusunda veriye erişemiyoruz. Şimdi ben size bir soru sorsam Türkiye’de kaç tane çiftçi var mesela veya Sencer Bey’i sorabilirim. Bakın şu anda ÇKS’ye kayıtlı çiftçi, Sosyal Güvenlik Kurumu’na kayıtlı çiftçi.
Ziraat odaları, Türkiye Ziraat Odaları Birliği’ne kayıtlı çiftçi arasında en az bir katlık fark var. Yani örneğin Tarım Bakanlığı diyor ki bizim 1.7 milyon ÇKS’ye kayıtlı çiftçimiz var. Öbür tarafta Sosyal Güvenlik Kurumu’na kayıtlı 530 bine düşen çiftçimiz var. Ama Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nde 4.5 milyona yakın çiftçimiz var. Şimdi buradan sormak lazım. Hangisi doğru ben bilim insanı olarak hangisinden faydalanacağım?
Aralarında daire 10 fark var. Bir de acaba Ziraat Odaları’nın 4.5 milyon dediği çiftçinin ne kadar aktif çiftçi, ÇKS’ye kayıtlı olduğu söylenen Tarım ve Orman Bakanı’na kayıtlı olduğu söylenen 1.7 milyon çiftçinin de kaçı gerçekten çiftçilik yapıyor. Bunların hepsi ele alınması gereken noktalar. Bir de istatistik açıdan şunu da vurgulamak isterim.
O da şu Türkiye’de son yıllarda özellikle bu bölgesel kalkırma istatistiklerine geçtikten sonra maalesef il ve ilçe düzeyi veri üretmede zorluklar var ve bizim de bunlara erişimimiz neredeyse imkansız hale geldi. Bütün bunların hepsi tarım politikalarının oluşturulmasında karşımıza birer engel gibi çıkıyor. Şimdi neden peki biz ürünlerimizi doğrudan tüketiciye ulaştıramıyoruz?
Şimdi Fatih Bey hep tarım politikalarından söz ediyoruz. Bir ülkenin tarım politikası nereden ortaya çıkar? O belgelerde yer alır. Politika belgelerinde nedir? 11.5 yıllık kalkınma planında, 3. Tarım ve Orman Şuhurasında veya hükümet planlarında. Ama Sayın Tarım ve Orman Bakanı geldiğinde ilk gün dedi ki yeni tarım politikalarına geçeceğiz. Aslında bu iyi bir haber yani demek ki daha öncekilerden bazı sorunların olduğunu gördüler. Ve yeni bir paradigmadan söz etti. Ben eski paradigma ne olduğunu bilmiyorum. Mesela yeni paradigmaya geçeceğiz ama eski paradigma ne olduğunu bilmiyorum. Arkasından şimdi bir ülkenin tarıma yönelik devlet politikası olur, hükümet politikası olur. Bir de bakanlığın mı politikası olur? Bunlarda konuşmamız lazım. Bunu şundan hareketle söylüyorum. Hem 11.5 yıllık kalkınma planında hem de 3. Tarım ve Orman Şuhurasında DITAP kısadır. DİTAP ile ilgili bir karar alındıktan sonraki ilk gün Türkiye genelinde çiftçilerle ilgili, çiftçileri temsil edebilecek bir araştırmada şu sonuç ortaya çıktı. Çiftçilerin yine en az %80’i ürünlerini tüccara veya komisyoncuya satıyorlar. O zaman demek ki bu işin sonucu, bu işin sonucu, bu işin sonucu, bu işin sonucu, bu işin sonucu,
bizim belgelere dayanan politika belgelerinde yer alan tarım politikalarının uygulamada karşılığı yok. Yani politikaları çıkaranlar politikalarla uygulamıyorlar. Bu önemli bir sorun olan uğrak karşımıza çıkıyor. Bir de bazı mesajlar geliyor. MERE kullanımıyla ilgili. Fatih Bey Türkiye’de üretim neden azaldı? Size 3 çarpıcı rakam vermek istiyorum. Birincisi, son 15 yılda Türkiye’de yaslanmış bir üretim.
2.8 milyon hektar tarım alanı amaç dışı kullanıma açıldı. 2.8 milyon hektar. Bunu yaklaşık 300 kilo ile çarptığınız zaman ne kadar buğday ettiğini ve bugün ne kadar ithal ettiğimizi ortaya koyabiliriz. Bir başka nokta yine son 20 yılda yaklaşık 3-3.5 milyon hektar tarım alanı da devre dışı kaldı. İşte çiftçi yeteri kadar gelir elde edemiyor, kırsalda aradığını bulamıyor.
Sayın Tarım Bakanı yaklaşık 2 milyon hektar dedi. Bunun da %25’i sulu tarım alanı. Ben bunun doğru olduğunu varsaysam bile bugün de içinde bulunduğumuz dönemde hiçbir ülkenin 500 bin hektar sulu tarım arasını devre dışı bırakma gibi bir lüks yoktur Fatih Bey. Bu kadar gıda fiyatları yükseliyor. Dünyada Türkiye’de açlık sorunu var ya, bu kadar da bir lüks yok. Bu kadar gıda fiyatları yükseliyor. Dünyada Türkiye’de açlık sorunu var, yoksulluk sorunu var, paylaşım sorunu var. Bunların üstelikinde mutlaka gelmemiz lazım. Bir soru sordunuz. Bizde milli gelirin %1’i tarım kanuna göre tarıma ayrılmak durumda. Ama bu oran örneğin Almanya’da %4, Fransa’da %3. Yani Avrupa Birliği ülkelerin çoğunda bizden çok daha yüksek ki. Orada bir de Avrupa Birliği’nin FÖHOK aracılığıyla verdiği fonlar var. Bunları da üst üste koyduğunuz zaman o tarım açısından zengin olan Avrupa Birliği bizden çok daha fazla tarıma destek ayırıyor. Peki gıda fiyatları neden bu kadar artıyor? Sizler orada vurguladınız. Gıda fiyatları döviz artıyor. İklim değişikliği var, kuraklık var, ani yağışlar var, savaşlar var, pandemi var. Ama bir nokta daha var. O da politikalarımızdaki öngörüsüzlük. Yani biz risk yönetimine dayalı politika üretmekte zorluk yaşıyoruz. Bir yıl sonra neyi görebiliriz? Beş yıl sonra neyi görebiliriz? Ve bunlara yönelik risk yönetim planlarımız var mı? Maalesef bu konularda biraz sıkıntı yaşıyoruz.
Ben artık dünyadaki bazı ülkeleri Fatih Bey üç kategoriye ayırıyorum. Birincisi risk yöneten ülkeler, ikincisi kriz yöneten ülkeler, üçüncüsü de bunlar arasında gidip gelen veya yönetmekte zorluk yaşayanlar. Şimdi biz maalesef kriz yönetmekle çok uğraşıyoruz. Nedir o? Buğday fiyatları yükseldi, nasıl başlayacağız? Kırmızı et fiyatları yükseldi, nasıl başlayacağız?
Oysa bu yani temelin muskabunu görmesi gibi bir şey. Gördük düşeceğiz yani. Neden bunun önlemini alıyoruz? Bunun temel nedeni tekrar başa dönecek olsak maalesef bir planlamada sorun yaşıyoruz. Yani arz ve talabe dayalı üretim, dış ticarete dayalı planlama, bunları maalesef son 10 yıldır, 15 yıldır unuttuk ki geldiğimiz nokta bugün bunu ortaya çıkarıyor. Şimdi desteklerimiz neden bu kadar çok konuşuluyor? Birincisi şunu vurgulamak lazım. Fatih Bey Türkiye’de 30’dan fazla tarımsal destek çeşitli var. Çok çeşitli. Sorun bu desteklerin çiftçiye tarımsal üretime nasıl aktarıldı? Tırnak içinde bir şey söyleyin bunu söylerken zorlanıyorum.
Bizdeki tüm desteklerin artık Oya Endeksli bir yaklaşımla ortaya çıkarmasından kurtulmamız lazım.