Uzayda yaşamını nasıl sürdürdü? | Teke Tek Bilim – 17 Ocak 2022

Uzayda yaşamını nasıl sürdürdü? | Teke Tek Bilim – 17 Ocak 2022 videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=XdeBWUsH0jE. İNTRO İyi akşamlar derizler bu akşam. Diyorsunuz ki niye arkanızda alıştığımız bilim adamları yok da böyle uzay görüntüleri, abartılmış uzay görüntüleri var. Çünkü bu akşam abartılmış bir uzay konuğumuz var. Uzayda en uzun süre geçiren…

Uzayda yaşamını nasıl sürdürdü? | Teke Tek Bilim – 17 Ocak 2022

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=XdeBWUsH0jE.

İNTRO İyi akşamlar derizler bu akşam. Diyorsunuz ki niye arkanızda alıştığımız bilim adamları yok da böyle uzay görüntüleri, abartılmış uzay görüntüleri var.
Çünkü bu akşam abartılmış bir uzay konuğumuz var. Uzayda en uzun süre geçiren Avrupalı bir astronot, bir bilim insanı, Andrei Kuipers bu akşam konuğumuz ve bu akşam ISS’ten yani Dünya yörüngesinde dönmekte olan Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan bahsedeceğiz. Oradaki hayat nasıl akıyor, orada neler yapılıyor, onlara konuşacağız. O yüzden önce bir kısa ara vereceğim, reklamlardan kurtulacağız.
Arkasından Andrei Kuipers’de uzayda yaşamı ele alacağız. Ama insan yaşamını, uzayda yaşamı var mı değil, uzayda nasıl yaşadığını konuşacağız. Çünkü uzayda hemen hemen bir yıla yakın süre, bir yıla demem ama altı aydan fazla süre geçirdi. Bütün bunları reklamların ardından merak ediyorsanız dinleyebilirsiniz.
Çok keyifli olacağımdan emin olabilirsiniz. Evet değerli izler, devam ediyoruz programımıza başlayamadığımız yerden. Hoş geldiniz Sayın Kuipers, nasılsınız, iyi misiniz? Teşekkürler.
Sizi Türkiye’ye hangi rüzgar attım ki, orası benim, uzaydan düşmediniz. Ne işiniz vardı Türkiye’de bu kış aylarında turistik ziyaret olmasa gerek? Sebebi ziyaretiniz nedir? Evet, şu an gerçekten çok soğuk. Ben İstanbul’da çok güzel bir uzay sergisi için bulunuyorum.
Bir NASA sergisi, uzay macerası. Benim için gerçekten çok ilginç. Ben uzayı gayet iyi biliyorum ama yine uzayın tarihine bakacak olursanız çok güzel hazırlanmış ve bütün bu bilgileri, gerçek bilgileri, eski günlerden bilgileri gayet güzel hazırladıklarını görebilirsiniz. Modeller var, uzay gemilerinin modelleri güzel bir biçimde hazırlanmış.
Uzaydan bahsetmek de çok güzel. Bu sebeple burada, İstanbul’dayım. Tabii çok güzel bir şehir olması gerçeğinin yanında. Bu sergi ne kadar açık kalacak? Uzun bir açık kalacak mı yoksa birkaç günlük bir şey mi? Siz orada bir konuşma yaptınız mı, yapacak mısınız? Evet, bazı sunumlar yaptım orada.
Ama genel izleyiciler için de sunumlar yaptım. Çocuklar, mühendisler, herkes için ilginç bir konu. Hala devam ediyor. Dolayısıyla çok kişinin gelmesini dilerim. Bunu görmesini dilerim. Çok güzel. Hala bir şansları var. Henüz bitmedi. Daha devam edecek biliyorum. Bu program sayesinde biraz daha fazla giden olur diye umuyorum. Çok güzel bir sergi olduğunu ben de biliyorum. Sizin İstanbul’a geleceğinizi duymadan önce de ben sizi biliyordum zaten. Uzayda geçirdiğiniz zamandan da haberim vardı. Captan’ın çalışmalardan da haberim vardı. Ve hep bir şeyi merak ediyorum. Soyadınız. Kuyper çok bildik bir soyadı uzayla ilgilenenler için. Çünkü biliyoruz ki Kuyper kuşağı diye, Kuyper belt diye bir şey var. Meteorlardan oluşan bir kuşak var. Ve burası bir Hollandalı bilim insanının adını taşıyor.
O kuşağı keşfeden o. Sizin bir akrabalarınız var mı? Her Hollandalı’nın soyadının Kuyper olmak zorunda mı? Kuyper aslında tipik bir isim. Aslında varil yapıcı demek. Cooper gibi İngilizce’de varil yapan kişiler söyleniyor. Benim soyadımının sonunda bir S var.
Oğlu demek. Yani varil yapanın oğlu dolayısıyla ben onunla sizin bahsettiğiniz kuşakla maalesef alakalı değilim. Ben de onun oğlu musunuz diye açıkçası düşünmüştüm. Tabii şaka bir yana öyle olmadığınızı biliyordum. Sizin uzaya gitme maksadınız neydi? Çünkü bildiğim kadarıyla siz zaten bir astronot değilsiniz. Yani bir pilot değilsiniz daha doğrusu. Bir hekimsiniz ve hekim olarak uzaya gittiniz.
Siz de tıp doktorusunuz. Uzaya gitme maksadınız amacınız neydi? ISS’te ne yaptınız? 250 güne yakın kaldınız bildiğim kadarıyla. Hangi amaçla gittiniz oraya? Astronotlar başka bir şey. Öncelikle bunu söyleyeyim. Başta test pilotları vardı. Ama şimdi astronotlar, mühendislerden oluşuyor. Bilim insanlarından, tıp doktorlarından oluşuyor.
Yani çok farklı geçmişlerden gelen kişiler astronot oluyor. Dolayısıyla birçok doktor astronot oluyor benim gibi. Benim için bu çocukken başladı. 12 yaşındaydım. Annem için bilim kurgu kitapları almıştım. Daha doğrusu böyle kitaplarım vardı. Her şeyi bu tetikleri bilim kurgu ile ilgili. Filmleri izliyordum. Yani işin macera kısmı buydu.
Henüz yoktu. Sadece Amerika ve Sovyetler Birliği vardı o zamanla. Sonra çok güzel uzay makyası fotoğrafları gördüm. IMX filmleri geldi. Dedim ki bu sadece maceradayız. Çok da güzel. Ben dünyayı uzaydan görmek istiyorum. Ve ne kadar uzay ilanın faydalı olduğunu anladım. Yani her gün biz bunu navigasyon için kullanıyoruz. İletişim için kullanıyoruz. Dolayısıyla bütün bunların kombinasyonuydu benim için. Hem macera doluydu hem güzeldi. Hem de çok faydalıydı herkes için. Dedim ki benim yapmak istediğim şey bu. Bu süre içerisinde tıp doktoru oldum. Ve bir kombinasyon oluşturmaya karar verdim. Öncelikle Avrupa Uzay Ajansı, ESA için çalıştım. Burada bilimsel koordinatörlük yaptım. Fizyolojik medikal deneyleri için. Şahısında yeni astronotlara ihtiyaç da oldu. Ben de başvurdum. Şahısım çok düşüktü astronot olmak için. Ama denemezseniz olmayacağı kesinlikle. Çok şaşırdım. Gerçekten de seçildim. Ve bu şekilde eğitimlere başladım uzaya gitmek üzere. Ne kadar süre bu eğitimler peki?
Herhalde fizikal birtakım şeyler de gerekiyor. Fizik olarak da iyi olmanız gerekiyor. Hem uzaya gidişi hem orada geçen uzun süreyi taşıyabilecek hem zihinsel hem bedensel birtakım özellikleri gerekiyor. Çok zor mu? O özelliklere sahip olan çok az sayıda bir insan var. Yoksa bir gün herkes uzaya gidebilir mi? Normal, sağlıklı insan gidebilir mi?
Şimdi iki tip astronot var bugünlerde. Bir profesyonel astronotlar var. NASA için çalışan, ESA için çalışan, Japonlar vs. veya Rus. Yani birçok ülke. Çin bugünlerde aynı zamanda bu şekilde. Orada gerçek bir seçime ihtiyaç oluyor. Çünkü takım oyuncusu olması gerekiyor. Bilimsel olarak bilgili olan kişiler olması gerekiyor.
Çok üst düzey bir atlet olman gerekmiyor. Çünkü onun için zaman bile yok. Ama çok iyi fit olman, sağlıklı olman lazım. Bir şekilde farklı disiplinlerle bir arada çalışabilmen lazım. Bilimsel disiplinlerle birlikte olabilmen lazım. Farklı kültürlerle birlikte çalışabilmen lazım. Ona göre seçim yapılıyor. Takım oyuncuları, sorumlu maceracı takım oyuncuları seçiliyor. Ama bu günlerde uzay yolculukların nasıl yapılacağını biliyoruz.
Bazı şeyler otomatik. O yüzden şimdi özel astronotlar da uzaya gidebiliyor. Turistler diyebiliriz. Dolayısıyla daha az talep var onların üzerinde. Yani bilim insanı olman gerekmiyor. Dolayısıyla bir fark var arasında hepsini. Ama profesyonel bir astronotsan o zaman hazırlanman gerekiyor. Yapacağın işleri tüm uzarda hazırlıklı olman gerekiyor. Öncelikle bir acil durumda ne yapacağını bilmen lazım. Problem olduğunda ne yapman gerektiğini bilmen lazım. Yani problem çözme eğitimi alıyorsun. Bütün bu deneyleri bilmen lazım. Onarımları, tamirleri bilmen lazım. Bunlar yaklaşık olarak 3 yıl. Bu her uçuş için sürüyor. Yani çok uzun bir süre, hazırlık süresi var. Profesyonel bir misyon için. 3 yıl bu süresin eğitiminiz.
Oraya gitme öncesi eğitim, orada ne yapacağınız, hangi işlere uğraşacağınızı öğrenmeniz. 3 yıllık bir süreç mi aldı? Evet. Seçilmekten uçuşa kadar giden süre daha da uzun olabiliyor. Çünkü bir bekleme süresi var. Yani 14 yıldır bekleyenler var. Ama bu tabii kazalarla ilgili olabiliyor. Bazı şeyler durdurulabiliyor. Astronotlar başka içler de yapıyor olabilirler. Ama belli bir uçuşa artık atandıysan, bu yaklaşık 3-4 yıl sürüyor. Uçana kadar, hazır olana kadar. Ve ikinci olarak, ikincisi için de yeni şeyler de yapmam gerekti. Çünkü yeni deneyler var, yeni görevler var. Uzay istasyonu iki kat daha büyüktü. Dolayısıyla yeni modelleri öğrenmem gerekiyordu. O yüzden yeniden bazı şeyleri de öğrenmem gerekiyor. Hayatta kalma eğitimi, yetkinlik eğitimi gibi şeyler. Dolayısıyla yine bu kadar sürüyor. İlkinde 2004’te gittiniz, 11 gün kaldınız. 11 gün çok kısa bir süre. İkinci gittiniz ise 200 güne yakın kaldınız. Yanlış hatırlamıyorsam. 11 gün niye gittiniz, 200 gün niye gittiniz? Yani niye bu kadar uzun farklar var arada? Seçim değil, astronot için. Ama geçmişte çoğunlukla kısa uçuşlar oluyordu.
Uzay Mekke’yi sadece bir haftalığına gidiyordu veya iki haftalığına gidiyordu. Çünkü solar paneller yoktu. Bataryalarla türkü şey oldu. Dolayısıyla Rus tarafında ziyaret uçuşları oluyordu. Yani astronotları işte yarım yılını oraya götürüyorlar. Sonra bazılarını aşağı alıyorlar. Ve bu kısa süre içerisinde astronotları Kanada’dan,
Japonya’dan, Avrupa’dan kısa misyonlar için getiriyorlar. Yani yine 11 günlük. Ama tabii çok fırlatma pahalı bir şey. Bu yüzden insanları orada bırakmak daha ekonomik. Şimdi bunu yapıyoruz. Orada yarım yıl boyunca bırakıyoruz. İnsanları bazen bir yıl boyunca. Bu daha verimli. Böylelikle daha çok iş yapılabiliyor uzayda. Dolayısıyla bu bir seçim değildir bizim için. Bu normal uygulama. Yani standart uygulama bu. Yarım yıl gidiyorsunuz artık. Profesyonel astronotlardan bahsediyorum. Yine bazen ziyaretçiler oluyor. Bir hafta, 10 gün kalanlar oluyor. Peki, 6 ay için gitmek korkutucu değil mi? Yani 6 ay çok küçük, daracık bir ortamda, tanımadığınız, çok da yakın olmadığınız, yani insan 6 ay çocuğuyla veya karısıyla odaya kapansa, orada bile sorun çıkar. Siz o da tanımadığınız bambaşka insanlar, bir sürü yapımız gereken görev, daracık bir yer, klostrofobik bir yer, hem zihinsel olarak çok ürkütülçü hem fiziksel olarak. Çünkü bir yere gidip, sıkıldım bahçeye çıkayım falan diye bir şey diyor. Uzay yürüyüşüne çıkacak da onun bile bir kuralı var. 6 ay ile böyle bir göreve gitmek nasıl bir hissiyat insan? Ben düşününce böyle bir anda kendimi kasıldım. 6 ay, orada, daracık bir yerde. Size zor gelmedi mi? Bu kararı çok rahat mı veriyor insanlar? Yoksa düşünmek gerekiyor mu veya siz bu karar verip birisi size dönüp de emin misin, bir seni bir muayene edelim, bir bakalım orada kafa gider mi diye bakıyor mu? Şimdi astronotlar tabii ki seçilirken, bu karaktere göre de seçiliyorlar.
Yani takım oyuncuları olmaları gerekiyor, kolaylıkla başka kişilerle bir arada olabilen kişiler olmaları gerekiyor. İki kaptan olmaması lazım gemide. Yani bir şekilde bu kompozisyona da dikkat ediliyor. Mürettebatın kompozisyonuna da bakılıyor. Başka insanlarla birlikte olmak ne kadar büyük bir yer olduğuna da bağlı. Burası çok büyük bir uzay istasyonuydu. 12 ile 14 modül kadar vardı.
Dolayısıyla bütün bir gün siz laboratuvarınızda çalışabilirsiniz. Ve diğerlerini görmeyebiliyorsunuz. Yani insanlar buraya yayılıyorlar. Yani çok da dar değil, Soyuz’da mesela geçer olursanız, burası çok dar bir yerde. Ama kısa sürelerde orasınız. Dolayısıyla başka kişilerden kaçmak isterseniz bu mümkün. Normalde ama biz birbirimizi görmek istiyoruz. Akşamlarda birlikte yemek yiyoruz akşamları mesela. Bazen Rus tarafında, bazen Amerika tarafında. Sosyal bir etkinlik gibi akşam yemeği. Ve çok fazla yerle de bağlantımız var. Sürekli insanları konuşurken duyuyorsunuz.
Japonlarla konuşuyorlar, Amerikalılar, Ruslar, Almanlar. Pek çok milletten kişi var. Dolayısıyla büyük bir ekibin parçasıyız. Biz insanların gözüyüz ve eli izleyebiliriz. Doğru, yani yalnızca sahileye ya da ormana gidemiyorsunuz. Ama yine de televizyon izleyebilirsiniz. Filmi izliyoruz mesela. Cuma akşamları bir araya geliyoruz, film izliyoruz.
Dolayısıyla yine de eğleniyoruz. Çok fazla spor yapıyoruz, egzersiz yapıyoruz. Yapmamız gerekiyor. Aksi taktirde çok güçsüz düşüyoruz. Ve aynı zamanda uyuma kabininiz de var. Küçük bir uyuma kabininiz var sizin. Ağırlık kısısınız zaten. Dolayısıyla daha fazla alan var hareket edebileceğiniz. Kendi bilgisayarınız var, müzik dinleyebilirsiniz. Hatta evi bile arayabilirsiniz. Dolayısıyla çok fazla özel alanınız da var. Aslında ben burayı çok seviyorum. Orada olmayı çok seviyorum.
Aç uçumda. Beş ay gitmem gerekiyordu. Ardından bir şey oldu alanda. Bir sonraki ekibi getirecek olan kapsül de bir sıkıntı oldu. Dolayısıyla bir altı hafta daha kalmamızı istediler. Tabii ki herhangi bir seçeneğimiz yoktu. Altı hafta daha kalmamız gerekiyordu orada. Ve oğluma söz vermiştim evde olacağımı diye düşündüm. Doğum gününden önce ama yine de kalmam gerekiyordu tabii ki. Ve çok güzeldi orada olmaya bayılıyordum. Manzara harikaydı. Çalışma çok ilginçti. Dolayısıyla orada daha uzun süre kalmak benim için herhangi bir sorun oluşturmadı. İşte tam da böyle uzayda en uzun süre kalan Avrupalı oldum. Bu arada birisi benim rekorumu ekarte ediyor. Bazıların göre çok uzundu ama bana göre hiç uzun bir süre değildi. Eğer bana altı ay daha kalman gerekiyor deseler hiç sorun olmayacaktı. Hiç sorun olmaz diyorsunuz. Kesinlikle çünkü orası benim evim. Yani ormanları özledim, doğayı özledim. Tabii ki bunlar orada yok. Oğlunuzu da özlediniz tabii ki. Evet tabii ki bunlar orada yok. Ama onun dışında harika bir yerdi, ilginç bir yerde. Ben her gün orada olmaktan çok keyif alırım.
Siz orada olduğunuz süre kaç kişi vardı uzay istasyonunda? 6 kişi mi 5 kişi mi kaç kişiydiniz? Şimdi aslında değişiyor bu. Uzun süre boyunca 3 kişi vardı. 3 kişi olarak çıkıyorsunuz. İstasyonda zaten 3 kişi daha var. Bir süre 6 kişi oluyorsunuz. Sonra onlar gidiyorlar. Yine 3 kişi oluyorsunuz. Sonraki ekip geliyor. Genellikle toplam 6 kişi oluyoruz. Bazen 3 kişi oluyoruz.
Ama bugünlerde diğer ekipler de var. SpaceX’ten Dragon geliyor. 4 kişi oluyorlar. Dolayısıyla şu an 7 kişiler. Böylece daha fazla deney yapabiliyoruz. Daha fazla bilim yapabiliyoruz. Bu çok iyi. Ekstra ekip üyelerinin olması çok güzel. Ve iki şekilde girebiliyorsunuz. Eğer bir kaza olursa mesela ki birkaç yıl önce bir kaza olmuştu biliyorsunuz. Yedek söz konusu olabiliyor.
Çok iyi bir gelişme bence bu. Üçüncü bir ekip daha olacak. Yeni Boeing Starline devreye girecek. Böylece bazen 3 ekip oluyor. Genellikle 6-7 kişi oluyor diyebilirim ekipte. İsterseniz bir başa dönelim. Uzayasını daha çok soracağım bir şey ama başa gelmeyosun. Şimdi 3 yıllık eğitime girdiniz. Bu eğitimde muhtemelen bir sıkıntı anında
üstünüze vazife olmayan ama yapmanız gereken işleri yapmanız öğretildi. Gerekirse uzayasını kullanmak, hatta belki bir uzay aracını kullanmak veya bunu dünyaya döndürmeye bilecek yeteneklerle kavuştunuz diye tahmin ediyorum ama bu eğitim bitti. Bu eğitimden sonra siz Soyuz’la gittiniz. İlk seyahatinizde oraya hatırladığım kadarıyla. Nasıl bir şey? O Soyuz’a girdiniz. O bekleyiş ve ilişk ne kadar sürüyor?
Çok sıkıntı verici bir şey mi? Çok zorlu bir süreç mi yoksa? İşin en kolay kısmı o mu? Yani yerden kalkmanız ve uzay istasyonuna kapıyı açıp içeri girmeniz nasıl bir süreç? Ne kadar sürdü? Neler yaşadınız bu süreçte? Şimdi astronotlar aslında her şeyin uzmanı değil. Dolayısıyla 3 seviye var aslında.
Kullanıcılar var yani bu ne anlama geliyor? Ben Rusya bölümü için kullanıcıydım. Tuvaletin nasıl çalıştığını biliyorum. Yemeğin nasıl yapıldığını biliyorum. Yangının nasıl söndüreceğini biliyorum. Basit şeyler yani. Operatör seviyesi var. Bu da şu anlama geliyor. Tüm ekipmanları kullanabiliyorsunuz. Tüm deneyleri yapıyorsunuz. Her şeyin nasıl çalıştığını biliyorsunuz. Bir de özel bir seviye var.
Eğer bir şey bozulursa tamir edebiliyorsunuz. Arpa modülü için ve Japon modülü için ben bu konumdaydım. Amerikan modülü için operatör konumundaydım. Ve Soyuz için de yine operatör konumundaydım. Şimdi Soyuz. Zabıkacak olursak ben eş pilot olarak da çalışıyordum. Bu da şu anlama geliyor. Bir acil durumda sizin devre almanız gerekiyor. Eğer dünyaya dönmeniz gerekirse. Dünyaya dönüşü siz sağlayacaksınız. Sistemin nasıl çalıştığını biliyorsunuz. Eğitime bakacak olursak hem İstasyon için hem de Soyuz için eğitimlere bakacak olursak sorun gidermeye çalışıyoruz biz. Muhtemelen eğitimin %80’ini hiç kullanmıyoruz bile. Çünkü muhtemelen ve umarım asla gerçekleşmeyecek şeyler üzerine çalışıyoruz. Mesela bir yangın olursa ne yapacaksın? Eğer bir kısa devre olursa ne yaparsın? gibi konular üzerinde eğitim alıyoruz. Ve bunların olmamasını istiyoruz. Soyuz’a bakacak olursak Soyuz çok kısa bir dönemdi. Benim durumumda iki gün Soyuz’da kaldım. Bugünlerde üç saatte bile yapabiliyorlar bunu. Üç saatte bile varabiliyorlar oraya. Dolayısıyla kısa bir dönem aslında. Ama çok önemli, çok kritik. Burada yaptıklarını son derece önemli. Uzay istasyonuna kenetleniyorsunuz, ayrılıyorsunuz. Dört kritik alan var. Dolayısıyla çok fazla zaman geçiriyorsunuz orada.
Çünkü burada neler olabilir buna bakıyorsunuz. Bu çok da güzel. Evet tabii ki zor da. Ben 40 yaşındaydım seçildiğimde. Ve öğrenmem gereken şeyler vardı. Eş pilot olmayı öğrendim. Bunu hiç de beklemiyordum. Hiç beklemediğim bir şeydi. Gençliğime bakacak olursam. İşte NATO vardı. Rusya vardı. Bunlar rakip nerede?
Eğer Rusya için eş pilot olacaksın deseydi biri bana. Ben hiç inanmadım ama zaman içinde bu değişti. Teknikisyonlar Rus’tu. Dolayısıyla aslında oldukça zordu. Ben nasıl çalışacağımı öğrendim. Dili öğrenmeye çalıştım. Komutanla, adamla nasıl konuşabilirim bunları öğrendim. Ancak bir süre sonra bu konuda uzmanlaşıyorsunuz. Başlangıçta ben işte bir tıp hekimiyim. Test pilot değilim diye düşündüm. Ama neticesinde öğrendim. Neyin ne anlama geldiğini öğrendim. Ve çok da keyifli hale geldi. Uzmanlaştığınızda çok keyifli oluyor. Sorunları çözmek, yön vermek çok keyifli oluyor. Eğer bir acil durum olsaydı işte ben uzay istasyonundan kenetlenmeyi ya da ayrılmayı sağlayabilecektim. Ama şükür ki böyle bir şey gerçekleşmedi. İşte eğitim tam da bununla ilintili.
Tüm bu zorlu alanlarda neler yapmanız gerekiyor bunları öğreniyorsunuz. Ve çok da keyifli. Şimdi bir şeyleri biliyorum ve kullanamıyorum. İki kez uzaya gittim ve öğrendiklerimin çoğunu hiç kullanmıyorum. Kimse kullanmıyor. Yani mesela zorlu durumlarda neler yapılacağını öğreniyorsunuz. Ama bu zorlu anlar hiç gerçekleşmiyor. İlginç bir şey aslında.
Ben de kullanmak isterdim tabii ki. Normalde Rusya’dan kalktığınız zaman, yani Baykonur’dan kalktığınız zaman gitmeniz üç gün sürüyordu. Ya da üç gün geçiriyordunuz birleşmeye kadar. Ama yeni teknolojilerle ve yeni roketlerle bu üç saate kadar düştü dediniz. Şunu hep merak etmiştim. Uzaydan dünyaya bakmak çok garip bir his olsa gerek. Yani bunu yapan çok asayede insan var.
Ve insan düşündüğü zaman da çok heyecan verir bir şey. Yani uçakla çok yükseğe çıktığınız zaman bile dünyaya görmek değişik geliyor. Üstünüz karanlık, altınızı… Siz tamamen karanlık içerisinde ve bambaşka bir dünyaya bakıyorsunuz. Bu insanlarda bir alışkanlık yaratmıyor. Bir laf vardır Afrika çağırdı. Afrika’ya gidenler Afrika’yı tekrar görmek isterler. Çünkü bir gezegende yaşadığınızı en iyi orada anlarsınız. Bir gezegende yaşadığımızı en iyi anlarsınız. Yani aslında uzaya. Bakıyorsunuz ve aşağıda her şeyin çok küçük olduğu ve dünyanın çok önemsiz olduğu,
dünyadaki sorunların çok önemsiz olduğu bir yer hale gelir. Hep gitmek istemiyor musunuz? Yani geldim ve yine gideyim, yine gideyim diye bir özlem, uzay özlemi diye bir şey var mı? Kesinlikle geri dönmek isterdim uzaya. Çünkü en güzel şeylerden biri şu aslında asayede insandan birisiniz. Ve şunu fark ediyorsunuz. Eğer dünyada olursam, yani tabii ki nerede yaşadığımı biliyorum, resimleri görüyorum. Ama eğer buradan baktığımda dünya düz olarak görüyorum. Ancak oradaysa aslında diğer alanları da görüyorsunuz. Mesela Mars’ı görüyorsunuz, Ay’ı görüyorsunuz, diğer gezegenleri görüyorsunuz. O dönüşü görebiliyorsunuz ve güneş sisteminin bir parçası olduğunuzu görüyorsunuz. Bu çok ilginç, çok harika bir duygu.
Yani daha büyük bir şeyin parçası olduğunuzu görüyorsunuz. Dünyaya bakıyorsunuz, yukarıdan ve çok güzel olduğunu görüyorsunuz. Harika renkler var. Kırmızı çöller, mavi, yeşil, turkuaz sular bunları görüyorsunuz. Ve dünyanın ötesine geçecek olursanız siyah alanını görüyorsunuz. Ve tüm dünyanın daraldığını hissediyorsunuz. Son derece kırılgan bir alan olduğunu hissediyorsunuz. Dünyanın güzel ve kırılgan bir bebek gibi görünüyor dünya size. Bu kadar diye düşünüyorsunuz. Çok kısıtlı diye düşünüyorsunuz. Aslında uzay soğuk, boş, bir vaha gibi. Dolayısıyla dünyaya baktığınızda bunu korumamız gerekiyor diye düşünüyorsunuz. Dünyada neler olduğunu görebiliyorsunuz. Neler yapıldığını görüyorsunuz.
Dubaideki adaları görüyorsunuz. Ya da diğer binaları, kentleri görebiliyorsunuz. Tarımsal alanları, tarım alanlarını görebiliyorsunuz. Ve tüm ışıkları görebiliyorsunuz. Çok güzel ama aynı zamanda çok fazla kişi var diye düşünüyorsunuz. Giderek artıyor insan sayısı dünyada diye düşünüyorsunuz. Negatif şeyler de düşünebiliyorsunuz. Mesela hava kirliliği, yangınlar gibi. Tabii ki uydularla çok daha iyi görebiliyoruz daha.
İyi ölçümleyebiliyoruz, kıyaslayabiliyoruz. Farklı zaman aralıklarında. Ama bu evrende insanların olduğu son derece net. Dolayısıyla yeterince dikkatli olmamız gerekiyor. Ve yok etmemiz gerekiyor evreni. Bunu görüyorsunuz. Astronotlar genellikle bunu hissediyorlar. Çünkü çok küçük ve kısıtlı görüyorlar dünyayı oradan. Hepimiz astronotuz diyoruz biz aslında. Evrende, dünyada. Çünkü kısıtlı kaynaklarımız var. Güneşin etrafında dönüyoruz ve dikkatli olmamız gerekiyor. Bu araca iyi bakmamız gerekiyor. Eğer tüm kaynakları yok edersek başka bir evren olmayacak. Pek çok astronot tam da bunu hissediyor işte. Dolayısıyla kırılgan ve kısıtlı bir alanda olduğu düşünüyorum. Herhalde bütün insanları uzaya bir yollayıp, dünyayı sizin gözünüzü göze görürsek belki dünyaya daha iyi davranmayı
herhalde öğreniriz diye düşünür müsünüz? Öyle midir acaba? Herkes görse aynı hisse kapılır mı? Yani aslında diğer kişiler için konuşamam. Ama pek çok meslektaşım adına şunu söyleyebilirim. Tam da böyle hissediyorlar. Ve bence eğer daha fazla kişi uzaya giderse ve bunu deneyimlerse ilginç şeyler yaşanacaktır. Kısa bir seyahatten bahsetmiyorum. Yalnızca heyecan yaşamaktan bahsetmiyorum.
Birkaç dakika yıllıkına yukarı çıkmaktan bahsetmiyorum. Orada bir zaman geçirmek gerekiyor. Aynı zamanda profesyonel astronotlarının daha uzun kalmaları gerekiyor. Çünkü ilk göreviniz iyi bir iş çıkarmak. Ve ne kadar para, zaman, enerji harcanıyor bu iş için görüyorsunuz. Çok fazla sorumlu hissediyorsunuz kendinizi. Yapmanız gereken şeyler var. En büyük korkumuz bir hata yapmaktır astronot olarak. Sürekli doğru şeyi yapıp yapmadığınızı kontrol ediyorsunuz. Ve bir süre sonra rahatlıyorsunuz. Pencereden bakıyorsunuz ve nerede olduğunuzu fark ediyorsunuz. Evrenin ne kadar güzel olduğunu görüyorsunuz. Dolayısıyla bunu deneyimlemek zaman alıyor. Ancak gelecekti. Muhtemelen oteller olacak. Zaten turistler var değil mi? Özel astronotlar söz konusu olacak. Uzay uçuşu için ödeme yapan. Ve şu an çok kısıtlı sayıda bu kişiler. Ama giderek daha fazla sayının arttığını göreceğiz. Daha fazla sayıda kişi dünyanın evrenin ne kadar güzel olduğunu deneyimleyebilecek. Ve ne kadar kılgın olduğunu deneyimleyebilecek. Ancak herkesi gönderemeyeceğiz. Dolayısıyla astronotların bir görevi de insanlara ulaşmak. Yani vergi mükelleflerine bizim uzayda ne yaptığımızı anlatmak ve dünyanın ne kadar güzel ve kırılgan olduğunu anlatmak. Çünkü biz elçiyiz bu noktadan. Hepimiz bu evrende birlikte yaşıyoruz. Bunu iletmemiz gerekiyor insanlara ve dikkat etmemiz gerekiyor. Siz kendi mesleğinizden, orada kendi alanınızda araştırmalar yapmak için eğitiniz.
Kendi mesleğinizden yani doktorluk adına oradaki araştırmanızın konusu neydi, ne kadar başarılı oldu, o araştırmayı dünyada yapamaz mıydınız, orada yapmanın maksadı neydi ve niçin bu kadar çok ISS’e bilim insanı gidiyor? Orada yapılan bilim de dünyada yapılan bilimin temel farklığı ne? Hem kendi alanınızda hem de diğer alanlarda. Tabii öncelikle kendi alanınızda, tabi diğerleri bilmiyor diyebilirsiniz ama ne yapılıyor uzayda? Oraya gidip bu kadar maliyetli bilim yapmanın amacı ne? Dünyada yapılmayan ne var orada?
Evet, pahalı, son derece görünen bir alan. Uzay istasyonu yaklaşık 100 milyarlık bence ancak 35-40 yıla yayılıyor. Dolayısıyla aslında Avrupa vatandaşlarına bakacak olursak yaklaşık vatandaşların 1 euro mağluluyor her yıl.
Ama çok görünür bir deneyim aslında. Ancak aslında uzay uçuşları zaten toplumun bir parçası haline gelmiş durumda. Herkes bu uzay uçuşlarını kullanıyor. Mesela arabanıza bindiğinizde navigasyon kullanıyorsunuz değil mi? Televizyon programları izlerseniz yer ülkelerden yine uydular aracılığıyla bunu yapıyorsunuz. Dolayısıyla aslında biz her gün bu uzay uçuşlarını kullanıyoruz. Ve insanların uzay uçuşları da bunun bir parçası. Pek çok nedeni var bunu yapmamızın. Öncelikle keşfetmek istiyoruz. İtki gücümüz bu değil mi? İnsanlar ne olduğunu bilmek istiyorlar. İşte bu dağın arkasında ne vardır, buraya gidersek ne olacak? Bunu görmek istiyoruz. Kutupları böyle keşfettik, çölleri böyle keşfettik, dağları, havayı bile böyle keşfettik. Ve bir sonraki alanda uzay. Şimdi uzayı keşfetmek istiyor insanlar. Ne için?
Mesela ne tür kaynaklar var? Bunu görmek istiyor. Çünkü uzayı biz aslında madenler için de kullanacağız gelecekte. Belki enerji alacağız uzaydan. Esas amaç bu geleceğe yönelik olarak. Bir başka nedense uluslararası işbirliği. Uzay istasyonu çok güzel bir örnek aslında. Burada tüm evrenin faydası için çalışıyorsunuz.
Bence aslında Nobel Barış ödülü alması gerekiyor bu alanın. Çünkü farklı ülkeler aslında birbiriyle kavga halinde olan, geçmişte kavga halinde olan ülkeler bir araya geliyorlar ve herkes için faydalı bir şey yapmak üzere çalışıyorlar. Bu çok güzel bir şey. Ve tabii ki iyi bir platform da var. Araştırma için iyi bir platform var. Eğer bir şey çalışmak istiyorsanız neler olduğunu görebiliyorsunuz. Mesela ışığı kapıyorsunuz, sesi kapıyorsunuz, yüksek ısıda düşük ısıda neler olabiliyor bunu görüyorsunuz. Ancak tabii ki parabolik uçuşla engelleyebileceğiniz bir yer çekimi var. Ancak bir şey çalışmak istediğinizde, mesela ağırlığın etkisini çalışmak istediğinizde tabii ki yer çekiminin olmadığı bir yere gitmeniz gerekiyor. Bu da uzay istasyonu. Mesela vestibüler organı çalışmak istiyorsanız, fizik çalışmak istiyorsanız, sıvı fiziği çalışmak istiyorsanız oraya gitmeniz gerekiyor. Sektör için, üniversite için, kurumlar için iyi bir araştırma alanı. İşte bu nedenle uzay istasyonu var. Ve aynı zamanda bir başka nokta da şu. Uzay için hazırlık diyoruz biz.
Yani mesela radyasyon ekipmanlara zarar verirken bunu nasıl engelleyebilirsiniz? Hangi malzemeleri kullanıyorsunuz? Bitkileri nasıl geçiştiriyorsunuz uzayda? Bunlar da araştırılıyor. Dolayısıyla uzay adına yapılan araştırmalar da var. Bizim yaptığımız bilime bakacak olursak, bu uzay için kullanılabilir. Çok temel bir bilim olabilir.
İlk uçuşumda mesela yanımda DNA araştırması için aldığım sulcanlar vardı. Son derece temel bir araştırma yapmıştım. Mesela metalleri kullanarak bunu gerçekleştirmiştim. Çünkü burada ağırlık yok, gerçekimi yok ve aynı zamanda büyük deneyler de yapabiliyorsunuz.
Geo akış adlı bir deney yapmıştım. Ufak şeyler ama bunun için de tüm dünyayı taklit etmeye çalıştık. Mesela farklı kabuklar vardı ve tüm parametreleri oluşturmaya çalıştık. Voltaj, ısı da dahil olmak üzere dünyayı taklit etmeye çalıştık. Mesela depremleri daha erken anlayabilir miyiz? Bunu anlamaya çalıştık dünyayı taklit ederek. Araştırmanın bir kısmı buydu ve aynı zamanda enüstriyel deneyler de var. Mesela petrol sektörü için, farmasitik ilaç sektörü için araştırmalar yaptım.
Deneyler yaptım, farklı şirketler için araştırmalar yaptım. Mesela lambalar için araştırmalar yaptım. Philips için yaptığım araştırmalar vardı. Mesela ağırlığın etkisi nedir bunu bilmek istiyorlar. Ağırlık olmadığında acaba etki değişiyor mu? Bunu deneyimlemek istiyorlar.
Dünyadaki üretim sürecini değiştirebilir. Son derece geniş alanlarda deneyler yapıyoruz. Toplam 70 deney yaptım bu uçuşlarda. Tıbbi deneylerde yaptım. Bunu sormuştunuz. Bu tabii ki daha uzun sürüyor. Çünkü daha önce de söylediğim gibi, mesela JEO akışta yaptığım deneyler oluyor ancak siz kendiniz tıbbi deneylerde özneyseniz,
aslında makina siz oluyorsunuz. Dolayısıyla daha uzun sürüyor bu deneyler. Ekstra dikkatli olmanız gerekiyor. Özne siz olduğunuzda. Bu da son derece ilginç. Mesela ne kadar akan akışı oluyor akciğerlerde? Kemik kaybı nasıl? Bu konularda deneyler yaptım insan vücudu üzerinde. Mesela kemik kaybı son derece önemli. Dünyadaki kişiler işte bu konularda kemik kaybı konusunda sıkıntılar yaşıyor. Astronotlar oldukça sağlıklı hormonal değişiklikler yaşamıyorlar ama yine de çok hızlı bir biçimde kemik kaybına uğruyorlar. Bu son derece ilginç. Bu konuyu çalışmak son derece ilginç. Sağlıklı kişiler için neler yapılabilir? Mesela beslenme ya da tuz ne kadar rol oynuyor bunda? Eksersiz spor ne kadar rol oynuyor? Kemik kaybında bunları araştırmak son derece ilginç.
Dolayısıyla aslında dünyada kişilerin faydasına deneyler yapıyoruz. Son derece ilginç, son derece geniş alanlarda yapılan araştırmalar bunlar. Şimdi tabi en zor işlerin bir tanesi onu konuşacağız. İnsan vücudu üzerindeki etkilerini, özellikle kemik kaybı ve diğer meseleleri konuşacağız. Ama ondan önce bir şey, biraz da uzay istasyonu, ISS’in işleyişini konuşmak istiyorum.
Büyükçe bir yer anı kadar ve çok farklı modüllerden oluşuyor. Modül sayısı da zaman içerisinde inşaat sürüyor. Ve Türkiye’de böyle inşaat aradığı başlar, genişler. Anı kadar bu da bizim müteahhitler gibi giderek büyütüyor uzay istasyonunu. Bu uzay istasyonun ömrü ne kadar? Ne kadar daha hizmet edebilecek? Bir bunu merak ediyorum.
Sonrasında da buradaki enerji nasıl sağlanıyor? Burada ne yiyip ne içiyorsunuz? Çünkü 6 tane adamın yediği ciddi bir şey var. Biliyoruz ki dünyada oraya birtakım takviler gidiyor ama ne kadarını yeniden dönüştürüyorsunuz, ne kadarı kullanıyorsunuz, verimlilik, mesela oksijen ne kadarını kullanıyorsunuz, ne kadarını kaybediyorsunuz, hidrojen ne kadarını kullanıp ne kadar kaybediyorsunuz,
geri dönüştürme potansiyeli çok yüksek. Bu potansiyel dünyaya uygulanabilir mi diye bakılıyor bir yandan da. Oradaki en temel mesele yaşam kaynakları. Hem enerji hem gıda hem su. Orada nasıl bir döngü var? Nasıl kullanılıyor ve yetebiliyor aylarca size?
Şimdi bu istasyon küçük başladı. 1998’e ilk modülle başlandı. İşte Rus modüller, Amerikan modülleri, Kanada robot kolu, Avrupa modeli ile başladı.
Hep bir şeyler. Aynı zamanda bir futbol sahası büyüklüğünde. Büyük bir uçak içeriği kadar var. 1200-4000 m3 kadar. Ve solar panellerden aldığımız enerjiler 120 kilowatt kadar. Soğutmamız da gerekiyor. Radiatörler var.
Çünkü bizim vücut ısımımız ve makinelerin ısısını bir şekilde hızaya yayınımını yapmanız gerekiyor. Dolayısıyla sıcaklığı ayarlamak gerekiyor. Tabii ki oradaki oksijeni kullanıyoruz. Üç şekilde oksijen alıyoruz. Büyük tanklarımız var. Bunları dolduruyoruz bazen. Kendi oksijenimizi sudan elde ediyoruz. İkinci bir yöntem. Ruslar var. İşte Amerika tarafı bir sisteme sahip.
Ve suyu bölüyoruz. Hidrojen ve oksijen olarak bu şekilde oksijen kaynağı elde ediyoruz. Bir de geri dönüşümü mümkün olduğunca yapmaya çalışıyoruz. Suyun geri dönüşümünü yapmaya çalışıyoruz. Yani bu nemli su, havadaki buhar bunları kondans ediyoruz soğuk tabakalar üzerinde. Dolayısıyla nefesinizden gelen su, terlemeden gelen su, havlular bunları kondans edip su elde ediyoruz.
Ve idrar, idranın da çoğusu bunu da geri dönüştürüyoruz. Temizleyip bundan su elde ediyoruz idrardan. Yani geri dönüşümü yapıyoruz. Daha da ileri gidiyoruz. Çünkü suyu hidrojen ve oksijen olarak böldüğümüzde oksijeni kullanıyoruz. Hidrojene gelince bu geçmişte atık halindeydi. Ama karbondiyoksit var tabii ki havadan aldığımız mitkiler, ağaçlar.
Bunu yapıyorlar yosunlar. Bizde bu yok. Dolayısıyla filtreliyoruz ve buradan alıyoruz. Rus tarafında bu uzaya boşaltılıyordu. Uzaya veriliyordu. Ama bunu kombin edebilirsiniz. Yani hidrojen ve karbondiyoksit varsa girileştirirsiniz. Bir zincir reaksiyonu oluyor ve tekrar su elde edersiniz. Ve tekrar kullanabilirsiniz bu suyu.
Bir artık ürün var, metan. Bu atılıyor. Yani bir şekilde hidrojen kaybı oluyor. Onu yeniden üretmeniz gerekiyor. Kargolarla gönderiliyor ama mümkün olduğunca geri dönüşüm de yapıyoruz. Oksijenin geri dönüşümünü yapıyoruz. Yani büyük ekipmanlarımız var bunun gerçekleşmesi için.
Yani bakım en önemli konulardan bir tanesi astronotlar için. Bu makinenin sürekli çalışmasını sağlamamız gerekiyor. Her şeyin düzgün olması lazım. O yüzden sürekli kontroller yapıyoruz. Havanın kompozisyonunu kontrol ediyoruz. Suda bakteri ürüyor mu diye kontrol ediyoruz. Yani bakım çok önemli.
O yüzden de ekstra bir mürettebat üyesi var şu anda uza mekinde. Çünkü ekstra bir kişinin bunlara bakması gerekiyor. Araştırma yapması gerekiyor. Çünkü astronotlar çoğu zaman temizlikle, bakımla, onarımla meşguller. Dolayısıyla bütün sistemin düzgün çalışmasından sorumlular. Uza estasyonu şu anda baya eski. Dolayısıyla 2030’a kadar da ilerletilecek. Bunun anlaşması yapıldı. Yani 30 yıllık olacak. 30 yaşında olacak. Dolayısıyla bozukluklar oluyor. Bozulmalar oluyor. Bazı şeyler değişiyor. Büyük bir sıcaklık farkı var uzayda. Artı yüz elli derece ile eksi arasında büyük sıcaklık farkları oluyor. Dolayısıyla işte ivme güçleri var. Yani bir şeyler sürekli hareket ediyor. İçeride mantarlar ürüyor. Böyle şeyler de oluyor. Dolayısıyla sürekli bir aşınma var uza estasyonunda.
Bizim emin olmamız gerekiyor ki bu bakım yapılsın. Bu uzun zaman alan bir şey. Ama nihayetinde harika bir istasyon. Neredeyse tamamlanmış durumda. Yakın dönemde Uzay Ajansı yeni bir modül getirdi. Avrupa Robotik Kolu var üzerinde.
Ne olacak gelecek de bu istasyonda bazı ticari uzay istasyonlarıyla ilgili planlar var. Aksiyon gibi şirketler. Böyle planlar yapıyorlar. En yakın dönemdeki modüleri istasyonda kullanmak istiyorlar. Bunları ayrıştırıp üstlerine başka modüler eklemek istiyorlar.
Yani yeniden kullanılacak bu anlamda. Bu güzel ticari bir istasyon olması. Otel de olabilir. Bu tarzdan gelişmeler göreceğiz. Ama şu an için hala istasyonu olduğu şekilde kullanacağız. Siz aynı zamanda gıdadan da sordunuz. Yani yiyecek meselesini sordunuz.
Bu çok önemli bir konu insanlar için. Psikolojik olarak da çok önemli. Dolayısıyla bununla ilgili Amerika, Rusya’da laboratuvarlar var. Bizim yiyeceğimizi üretiyorlar. Tamamen buna odaklı. Çünkü sağlıklı içerikler olması lazım. Doğru enerji miktarının sağlanması lazım. Ama iyi de kokmalı aynı zamanda. Tadı da güzel olmalı. Hissi de ağzınızda güzel olmalı. Bir yıl boyunca da fazla kalabilmeli.
Eğer bir kargo gemisi yeni tedarik getiriyorsa, su olsun, oksijen olsun ve gıda da aynı zamanda bu bazen işe yaramıyor. Bazen bir kaza oluyor ve de kargo gelemiyor istasyona kadar. O zaman ne olacak? Yeterince bir yıllık gemide yemeğiniz olması lazım.
Yani o yüzden de bir yıl boyunca taze kalabilmesi önemli ve yine iyi tatlı olması vesaire olması önemli. Dolayısıyla bizim gemideki yiyecekler üç formda oluyor. Bir hazır yiyecekler var. Yani şeker gibi, krakere gibi şeyler. Bir de hidrasiyona ihtiyacı olan donmuş kuru içine işte su koyuyorsunuz.
Bir de kese var. Yani için mesela tenekeler var. Bunları bir şekilde ısıtıyorsunuz. Yani üç formda yiyeceğimizi sağlıyoruz. Ve biraz tuhaf görünebilir tabii. İşte kırıntı olmasını istemiyorsunuz. Damlacıklar olmasını istemiyorsunuz. Tenekeyi açtığınızda konserveyi, kedi maması gibi bir şey. Ama tadı fena değil. Yani Amerikan yemeği var, Rus yemeği var. Benim uçuşumda Japon yiyecekleri de vardı. Bazen Avrupa yemekleri yiyecekleri oluyor. Çünkü yiyecek deney içinde kullanılıyor bu arada.
Mesela daha önce söylemiştim. Kemik kalbinden bahsetmiştim. Ne kadar mesela tuz içeriği, yiyeceklerdeki tuz içeriğini etkisini ölçmek istiyoruz. Ben bir hafta boyunca çok tuzlu şeyler yedim mesela. Sonrasında da tuzsuz şeyler yedim. Ve aradaki farka baktık. Bu nasıl kemikler ettiriyor? Buna baktık. Yani yiyecekler deneylerimizin de bir parçası aynı zamanda. Önemli bu. Kemik kalbinde tuz ilişkisinden ne çıktı? Buldunuz mu bir şey? Pek çok osteoporozdan yakınan pek çok işi ilgilendiriyor. Yani tuzlu mu yemek lazım, tuzsuz mu yemek lazım kemik kalbi için? Ne çıktı orada sonuç?
Bu ilginç bir konu. Çünkü şu an şunu biliyoruz ki tuz kesinlikle etkiye sahip. Kemikleri etkiliyor. Çok tuz yerseniz bu asiditeyi kan da değiştiriyor. Ve daha fazla kemik kalbi oluyor. Dolayısıyla çok fazla tuz yemeyin. Bu önemli. Tansiyon vesaire gibi etkileri de var tabi.
Ama astronotlar baharatlı yiyecekleri seviyorlar. Çünkü uzaya giderseniz öncelikle birçok astronot mide bulantısı yaşıyor. Dolayısıyla iyi şeyler yemek istiyoruz. Bir de sıvı kayması dediğimiz bir şey oluyor. Biz burada yerken yani ağırlığınız yok. Çok fazla üst kısımda kan birikiyor. Bu da size bir doluluk hissi veriyor. Yani bir şekilde nezle olmuş bir daha az koku alıyorsunuz. Ve yine şöyle bir fikir de var. Yer çekimi olmadığında tat da olmuyor.
Bir şekilde moleküller tat, molekül olmuyor. Yani uzayda bunu kaybediyorsunuz. Yani ben bu teoriyi seviyorum, bilmiyorum. Kanıtlanmış mı değilmiş mi ama astronotlar baharatlı yiyecekleri seviyorlar. Bunun çeşitli sebepleri var. Dolayısıyla buradaki tuzu değiştirmemiz gerekiyor. Tuz çok sağlıklı değil çünkü. Yani kemik kaybı ile ilgili bir konu bu. İkincisi de şu. Evet yer çekimi yok, ağırlığımız yok. O yüzden kemiklerde bir stres yok. Yani sürekli yatağımızda yatıyor gibiyiz. O zaman ne oluyor? Kemik yaşayan bir doku diyor ki kemik bana ihtiyacın yok mu? O zaman kırılalım. Kemik kaybı astronotlarda çok hızlı meydana geliyor. O yüzden şunu gördük. Bu da aynı zamanda kemik kaybını, egzersiz durdurmak için çok önemli. Yani kemiğe bir güç uygulamanız lazım. Kemik hücrelerine kemik yapman gerek mesajı vermek lazım. Bu önemli bir faktör.
O yüzden egzersiz çok önemli bir faktör. Astronotlarda mesela kemikler için üç tip deney yaptık. Ben bu deneye katıldım. Tuz yeme deneyine ben katıldım. Yani tuzlu ve tuzsuz deneyine. Onun dışında başka astronotlar ekstra egzersiz deneyine katıldılar. Ve ilaçlar bir diğer mesele. Yani bir şekilde bazı ilaçlarda kemik kaybına karşı etkili olabiliyor yaşlı insanlar bu tür ilaçları kullanıyorlar. En iyisi nedir diye araştırdık. Öyle görünüyor ki bir kombinasyon en iyisi. Yani egzersiz yapacaksınız, ilaç alacaksınız. Bu iyi bir kombinasyon. Egzersiz aynı zamanda dünyadaki insanlar için de çok önemli daha yaşlı insanlarının bunun farkında olması lazım. Yani bedenine hala ihtiyaç olduğunu yani kaslar için kemikler için onlara hala ihtiyaç olduğunu söylemek lazım. Bu anlamda egzersiz kemik kaybına karşı çok önemli.
Bu çok güzel bir araştırma. Bunu özellikle dünyadaki insanlar için kullanabilir. Bir şeyde merak ettim şimdi. Kemik kaybından bahsedin ama sadece kemik kaybı değil, kaslarda da büyük bir kayıp oluyor. Kas kaybı da oluyor. Hangisi daha insan için zorlayacak? Mesela uzayda oluşan kemik kaybı dünyaya gelince tekrar hızla yerine geliyor mu? Yoksa o kaybolduktan sonra artık bir kere o seviye demek oluyor. Çünkü kas kaybının dünyaya dönünce tekrar hızla yerine geldiğini biliyoruz.
Kemiklerde de durum aynı mı? Hangisi daha zorlayacağınız insan için? Şimdi kas kaybı da ilginç bir konu. Çünkü yani eksensörler var. Yani sizi dik tutan kaslar var. Bu kaslar daralıyor, küçülüyor.
Artık ayakta durman gerekmiyor, yürümen gerekmiyor. Dolayısıyla. Kol kasları değil çünkü kollarını yine kullanıyorsun ama özellikle arkadaki sırttaki kaslar ve de bacaktaki kaslar etkileniyor.
Bunu kaybediyorsun. Ve ilginç olan koordinasyonunu da kaybediyorsun. Mesela benim kaslarım 20% küçüldü ama güçü 50% küçüldü. Yani kas koordinasyonu da değişti. Şimdi kızılca bu geri kazanıyor ama kas kaybı oluyor. Kalp kası da öyle bu arada. Dolayısıyla bizim 2 saat günde egzersiz yapmamız gerekiyordu. Kaşma olabilir bir yürüme bandında. Tabii ki sabitlenmeniz gerekiyor havayı uçmamanız için. Bisiklet olabilir. Kardiovaskülel egzersiz ve kalbim şekilde antrenman yaptırmak. Bir de kemik içinde ağırlık kaldırma yapıyorduk.
Ağırlık yok o yüzden silindirlerle yapıyorduk bunu. Basınç altında oluşturduğumuz. Bunu her gün yapmamız gerekiyor. Güç egzersizi, ağırlık kaldırma, koşma, bisiklet. Bu değişimken olarak yapılıyor. Bu çok önemli. İyi formda kalmak için. Kalp kası için de yine çok güzel bir deney vardı. Ultrason ölçümleri kalbin üzerinde yaptım. Bu deneye bayılıyorum. Çünkü gerçekten kendi kalbinizi, o valfler, kapakçıkları, kan akışını görmek çok güzel. Çok ilginç bir deneydi. Ama değişimi görüyorsun orada. Kalpteki değişimi. Yani egzersiz çok önemli. Hem dünyadaki insanlar için hem de uzaydakiler için. Ve kaslar. Şunu hatırlıyorum. Geri geldiğimde uzaydan zayıftım. Ne kadar kilo kaybettiniz ha uzayda?
Yüz yüze. Bu önemli bir nokta. Kilo kaybetmemize izin yok. Çünkü kilo kaybı kemik kaybıyla yakından ilişkili. Dolayısıyla bizim iyi yememiz isteniyor ve egzersiz yapmamız gerekiyor. İsteniyor. Bu çok önemli. Her ay bizim kilomuzu vermemiz gerekiyordu.
Yani kütlemiz aslında bu. Yani büyük bir yay üstüne oturuyoruz ve de butonlara basıyoruz ve yay aktive oluyor. Ve bir şekilde burada kütleniz ve ağırlığınız bulunuyor. Yani çok katıydılar bu konuda. Bakın daha çok yemeniz lazım. Ya da bu egzersizi yapmanız lazım şeklinde. Bu önemli. Dolayısıyla kilo kaybım olmadı. Her şeyi kaybettim yukarı gittiğimde. Tabii sıfırdı.
Ama bu önemli bir nokta. Fakat kassa gelince kas kütlesi değişti. Egzersizden dolayı hala bunu koruyabildik.
Kalp ve diğer kaslar. Kemik kaybın vardı ama. Yüzde üç ile sekiz arası. Geçmişte yüzde yirmi beşe kadar kemik kaybı olabiliyormuş. Ağırlığı taşıyan yani topuk gibi, kalça gibi, alçak gibi.
Egzersiz faydalı. Bana yüzde yüz olmadı. Ama sonra geri geliyor mu? Söylediğim gibi kasların çoğu geri geliyor sonrasında. Yani artık zıplayamıyorsun, bir şey olduğunu fark ediyorsun zaten. Ben bir süre sonra bileklerimde ağrı hissetmeye başladım. Neden diye soruyordum.
Normalde dünyada etrafta sürekli hareket ediyorsunuz. Bu küçük kasları kullanıyorsunuz. Ben bunu çok uzun süre yapmamıştım. Evet koşuyoruz ama denge vesaire bunları yapmıyoruz. Denge hareketlerini. O yüzden görüyorsunuz yani bedeninizin bu yer çekimsiz ortama adapte olduğunu ve geri geldiğiniz tekrar adapte olması gerektiğini görüyorsunuz.
Kemik kaybı ilginç bir mesele. Bu kaybın büyük bir kısmı kemiklerin iç kısmında yani maddesi dediğimiz o küçük tribüküler kemik dediğimiz kısımda. Orada ya işte kemik oluşuyor ya da kırılıyor. Dolayısıyla bu yapının bir kısmı tamamen gitmiş olabiliyor.
Diğerleri tekrar kalınlaşabiliyor ama yapısı değişmiş oluyor. Yani biz bunun üzerinde de şu an araştırmalar yapmaya devam ediyoruz. Ayrıntılı bt taramaları yapıyoruz ve de yapı nasıl değişmiş kemikte buna bakıyoruz. Sadece de yoğunluk değil yapı da değişiyor. Bu çok ilginç bir araştırma. Ne şekilde bu kemikleri sağlıklı tutabiliriz?
Yani kemikle ilgili hala keşfedecek çok şey var. En büyük problemlerden bir tanesi uzun süreli yolculuklarda bu radyasyonla birlikte ki radyasyon da ayrı bir hikaye. Radyasyonu zaten biraz sonra konuşacağız. Bir reklam arası vereceğim ama aklıma geldi diye söyleyeceğim.
Çünkü bu Martial Arts savaş sporları yapanlar, döviz sporları yapanlar kemiklerini güçlenmek için böyle düzenli bir içinde kemiklerinde mikro kırıklar oluştururlar kemik yüzeyinde. Ve bu orada kemik üretimini tetikler ve daha kalın daha güçlü kemiklere sahip olurlar. Döviz sanatları, döviz sporları yapanlar. Aynı şeyi orada denemek mümkün mü yoksa orada böyle bir şey çok mülisli olur?
Bunu bilmiyordum ben. Benim için de ilginç bir bilgi oldu. Yani bu şekilde bir uygulama olduğunu veya taktik olduğunu bilmiyordum daha güçlü kemikler için. Korkarım bu kolaylıkla etik komitesinden geçmez astronotlar ile. Ama ilginç bir yaklaşım.
Şimdi birtakım titreşim plakaları var. Bu şekilde kemikte stümülasyon oluşturup güçlendirmeye çalışılıyor. Tabii ki bilim çevresi, uzayda her türlü ilginç fikirleri açık daha güçlü kemikler için ama bunu kolayca yapamayabiliriz. Veya bazı astronotlar savaş sporlarını seviyorsa o bambaşka bir hikaye olur tabii.
Peki bir eklem arası vereceğim sonra devam edeceğiz. Evet kaldığımız yerden devam edelim. Şimdi radyasyon.
Uzaydaki en uzun bir uzay yolculuğu yani Mars’a gideceksek veya Mars’tan daha uzak bir yerlere insan yollamayı düşünüyorsak en önemli müsaaden bir tanesi bu az önce sizin bahsettiğiniz kemik kaybı, kas kaybı, kalp kasının zayıflaması ve varılacak yere varıldığında insanların yeteneği güçlü olması bir sorun. Ama bunun dışında bir başka sorun da uzaydaki yoğun radyasyon. Sizin başta söylediğiniz gibi uzay aslında insanoğlu için düşmanca bir yer.
Yani biz uzayda yaşamak, uzayda yol almak üzere evrilmiş yaratıklar değiliz. Biz dünya koşullarında kendimizi idare edebiliriz ama uzay bizim için yabancı bir mekan. Ama gitmek ve görmek istiyoruz çünkü böyle bir merakımız var. Hiçbir şeye yaramayacak bile olsa biz uzaya yine gidecektik ama bir işe nereye yarayacağını da düşünüyoruz.
Bunun en temel meselesi radyasyon. Ve bu radyasyonu engellemek için ya bazı metrik şeyler gerekiyor ki bu çok ağır, bunu bizim uzaya yollamamız ayrı bir maliyet ya da başka yönteme geliştirmek gerekiyor. Uluslararası uzay istasyonunda radyasyondan nasıl korunuyorsunuz? Biliyoruz ki uçaklarda uçan pilotlar bile yüksek intifadan ötürü radyasyon riski altındayken siz atmosferin ve dünyanın manyetik alnının korumasının dışında
yani korumanın düşük olduğu bölgesinde bu radyasyondan nasıl korunuyorsunuz? Orada 6 ay kaldığınız zaman bu size ileride genetik bir takım bozukluklar riske getirmiyor. Şimdi biz dünyada korunuyoruz, atmosferden dolayı öncelikle ve magnetik alan da var ancak uzay istasyonunda aslında atmosferin üzerindeyiz.
Şimdi radyasyona bakacak olursak nereye uçtuğunuza bağlı olarak Güney Atlantik anomalisi olarak adlandırdığımız bir durum var. Güney Atlantik’te magnetik alan derinleşiyor. Eğer buradan geçerseniz radyasyonu görebiliyorsunuz bile. Mesela gözlerim kapalıydı ve bir anda fark ettim retinama vurdu. Her yerde bu gerçekleşiyor.
Dolayısıyla ekipmanlarınıza da zarar verebiliyor bu. Fotoğraf kameralarında çektiğiniz resimlerde mesela bir iki ay sonra hasar görüyorsunuz. İşte bu da aslında yine bir sorun. Kısa devre yaşadık mesela bir gün. Gecenin ortasında alarm çaldı. Gücümüzün %25’ini elektrikin %25’ini kaybetmiştik. Çünkü güneşten bir partikül elektroniğe zarar vermişti. Dolayısıyla aslında ekipmanınıza zarar veriyor, vücudunuza zarar veriyor, yüksek radyasyon seviyeleri.
Şimdi bazen çok fazla solar faaliyeti var ve radyasyon var. Uzay istasyonuna gelebiliyor güneş parçacıkları. Dolayısıyla insanların saklanması bile gerekebiliyor.
Mesela malzeme olan yerlerde bulunuyoruz saklanabilmek için. Bu aslında radyasyon detektörleriyle korunmamız söz konusu oluyor bundan. Mesela uyma kabinimizde, farklı alanlarda araştırmalar yapıyoruz, bilimsel araştırmalar yapıyoruz. Hangi partiküller nereden geliyor buna bakıyoruz.
Dolayısıyla hem güneşten hem de kozmik radyasyondan gelen partiküller söz konusu olabiliyor. Dolayısıyla bizim bir yol bulmamız gerekiyor kendimizi koruyabilmek için. Uzun seyahatlere çıktığımızda, mesela Mars’a gittiğimizde çok fazla fikir var bu konuyla ilgili olarak.
Çünkü eğer Mars’a giderseniz korunma söz konusu değil dünyada olduğu gibi. Magnetik alan yok ve uzun süre orada kalırsanız, 8-9 ay gibi, büyük bir radyasyon gelirse ölümcül bile olabilir. Dolayısıyla belki de aslında beli başlı dönemlerde gitmemeniz gerekiyor. Mesela güneşin çok aktif olduğu alan dönemlerde gitmemeniz gerekiyor.
Aynı zamanda diğer radyasyon türlerinden de koruyabiliyor aslında güneşin aktif olduğu dönemler sizi. Peki siz nasıl koruyorsunuz kendinizi? Belki antioxidanlarla koruyorsunuz.
İlaçlar söz konusu olabilir, gıda desteği alabilirsiniz, ek vitamin alabilirsiniz. Böylece bu radyasyonun etkisini minimize etmeye çalışabilirsiniz, azaltmaya çalışabilirsiniz. Antioxidanlarla su tabii ki işe yarayacaktır. Su sizi çok iyi koruyor. Belki su tanklarının olması gerekiyor dışarıda. Ve son derece ilginç bir nokta var. Bilmiyorum mümkün olacak mı ama bir tür magnetik alan koruyabilir sizi. Mesela elektromagnetler sizi koruyabilir ya da en azından böylece partikülleri geri yansıtabilirsiniz. Bu tür ilginç fikirler de söz konusu radyasyondan korunmaya yönelik olarak.
Astronotları koruma noktasında yakın dönemde çeşitli kişiler bir yıllığına uzaya gitti birkaç kişi. Bir iki gitti özellikle NASA astronotları. Biri kaldı biri dört yıllığına gitti.
Ve kromozomlarına baktılar bu astronotların ne kadar hasar aldığına baktılar ve hasar almışlardı. Yani tabi ki bildiğim kadarıyla kansere dönüşmek gibi bir durum söz konusu değil. Bildiğim kadarıyla oldukça sağlıklı zaten astronotlar buna göre seçiliyorlar. Statistiksel olarak ortalama kişilerin üzerinde sağlıkları.
Ancak eğer astronotlar, kozmonotlar belli başlı hastalıklar hastalıklara yakalanırlarsa radyasyondan dolayı mesela tiroit tümörü ya da kan kanseri gibi o zaman endişelenmeye gerek var demektir.
Ancak böyle bir şey görmüyoruz henüz. Dolayısıyla daha fazla radyasyona maruz kalmanız hepimizin kanser olacağı anlamına gelmiyor astronotlar olarak. Muhtemelen çok fazla kişi yok aslında kendimizi kıyaslayabileceğimiz. Statistiksel olarak henüz böyle bir durum söz konusu değil. Aynı zamanda bence ilginç yollarda bulabiliriz kendimizi radyasyondan korumak için. Çünkü insanlar kesinlikle bir gün Mars’a gidecekler. Bu kesinlikle gerçekleşecek.
Ve bence korunma önemli noktalardan biri. Yanlışca insanlar için değil ekipmanı da korumamız gerekiyor. Mars aracı için zaten düşünen kadar bildiğim kadarıyla düşünen sözünden bir tanesi de aracı bir aracın su deposunu çevresinde yaparak o suyu korumayı planlayanlar da var diye biliyoruz. Ama hangisi olur, hangisi olmaz onu tabi bizim bilmemiz mümkün değil.
Aklımıza gelen sorulardan bir tanesi. Uzayda seksi. Orada uzun süre kaldığı zaman insanlar, özellikle baktığınız zaman yaşları da ileri veya çok şey olmadığı için uzayda seks denenmiş bir şey mi? Bununla ilgili yoksa insan aklına bile bir gelmiyor uzaydayken.
Şimdi, astronotlar insan. Herkes gibi. Hepimiz insanız. Biz de diğerleri gibi insanız. Bu özel bir konu. Astronotlar için kendi kabinleri var, kendi özel zamanları var. Bilimsel bir deney yok. Ancak insanlar özel zamanlarında ne yapmak isterlerse yapabilirler. Yapmakta özgürler.
Tabii ki sonuçları olacaktır. Kadınları, erkekleri ya da şöyle diyelim bir çift göndermeyecekler uzaya. Herhangi bir rapor yok, bir araştırma yok bu konuda. Gerçekleşmiş olabilir. Bilmiyorum.
Yani hepimiz insanız. Uzun dönem orada kaldığınızda da insansınız. Orada yaşıyorsunuz. Normal hayatınızı sürdürüyorsunuz. Ama resmi yapılan bir deney söz konusu değil. Peki, bunun sonucu ne olur? İşte bu son derece önemli. Yani hamile kalınmaması gerekiyor uzayda.
Çünkü ne olacağını bilmiyoruz. Özellikle de uzun dönemli seyahatten bahsediyorsak Mars’a bebeğin gelişimi nasıl olacak, insan gelişimi nasıl gerçekleşecek yer çekimi olmayan bir ortamda bunu bilmiyoruz. Dolayısıyla böyle bir deney yapılmaması gerekiyor. Bu kesinlikle engellememiz gereken bir durum etik konulardan dolayı.
Herhangi bir hamilelik olmaması lazım. İnsanlar arasındaki etkileşim ise özel bir durum. İnsanlar kendi özel zamanlarında nisneler yapabilirler. Siz uzayda asla hamile kalınmamalı diyorsunuz etik nedenleriyle. Fakat bir yandan da bilim zaman zaman etikle ya da o günün etik anlaşılıkı ters düşebilir. Bu günün etiğiyle, 15. yüzyıldaki etikle bugün etik aynı kurallara tabi değil. Hatta daha kısa sürede değişen etik anlayışları var.
Ama bir yandan da dünyanın daha yüksek risk altında olduğu düşündüğü zamanlarda belki bir koloni görevleriyle uzaya gelecek olan insanların uzayda hamilelik konusunda da, uzayda gebeliği seyri konusunda da bilgi sahibi olması veya bununla ilgili bir deney yapmış olması gerekmiyor mu? Yani etik kurallar bu kadar sınırlayıcı mı bilim açısından baktığımızda? Çünkü ben merak ediyorum.
Mesela uzayda diyelim ki buradan çıktık ve işte satürnün uydularından bitene de yaşamaya gideceğiz. Bunun için oralar uzayda hamile kalabiliyor olmak belki de gerekli bir şey olacak. Bunu hiç denemeyecek mi? Tamamen karşılık yoksa bu deneyler yapılıp da açıklanmayacak mı? Bence haklısınız. Bu uzak bir gelecek. Ancak herhangi bir kısıtlama yok. Evet, uzayda, ayda, Mars’ta koloniler olabilir, uzun süre orada yaşayabilirler, ilişkiler olabilir, hamilelik söz konusu olabilir.
Ve bu durumlar için, uzak gelecek için radyasyonun etkileri nedir? Bunu bilmek zonede çok önemli. Yerçek kimin olmamasının etkisi ne olacaktır? Bunu anlamamız gerekiyor. Mars’ta neler olabilir? Buna bakmamız gerekiyor. Doğum için yeni gelişen insanlar ya da embriyolar nasıl gelişecek? Bunu anlamamız gerekiyor. Bu kişiler asla dünyaya dönemeyecek mi? Buna bakmamız gerekiyor. Mesela belki kemik gelişimi çok da iyi olmayacak. Bu konular şimdiye kadar aslında bilim kurgu alanında ele alındı. Yani uzak gelecekte bu konulara bakılacak bence. Evet, kesinlikle doğru araştırma yapmamız gerekiyor. Evet, şimdi hayvanlarla araştırmalar yapıyoruz en azından. Mesela diğer hayvanlarda neler yaşanıyor, kurbağalar nasıl gelişiyor, buna bakıyoruz. Ben uzman değilim. Ancak uzay biyolojisinde uzman değilim. Ancak geçmişte okuduklarıma göre embriyoların gelişimi yanlıştı. Yani bir şeyler hatalı olmuştu. Doğru bir gelişim söz konusu olmamıştı kurbağlarda. Dolayısıyla gerçekimi olmamasının gelişimde bir etkisi oluyor. Embriyo gelişiminde etkisi oluyor. Şimdiye kadar insanlar üzerinde böyle bir araştırma yapılmadı. Çünkü sonuçları devasa olabilir. Ancak uzak gelecekte. Kolonilerde ilişkiler olabilir. İnsanlar orada aile kurabilirler hatta. Ancak hala uzak gelecek diyoruz. Biz bunun için sanıyorum o döneme kadar çok fazla sayıda araştırma yapılmış olur ve güvenli olması sağlanır bu durumun herkes için. Tabii o da farklı bir evrim başlayacak. Onlara belki bizim gibi bir human demeyeceğiz. Onda da başka bir şey olacak. Uzayda evrimleşen insan türü başka bir şey olacak belki ya da ayda.
Peki şimdi bir yandan biliyoruz ki uzay istasyonunun artık son 10-15 yılı çok iyi bakılırsa belki bir 15 yıl daha da dayanacak. Az önce şeyden bahsediniz. Buradaki ticari girişimlerden. Bu ticari girişim deyince herkesin aklına şu geliyor. Uzay turizmi. Çünkü işte bir yandan Amazon’ın, bir yandan Virgin Galaktin yaptıkları, diğer yandan Elon Musk’ın yaptıkları ile beraber herkesin aklında uzay turizmi var.
Ancak uzaydaki ticari girişim sadece buna ibadet olması gerek. Yani bilim ticareti de yani orada kurulacak ve isteyenlere parası karşı hizmetçilik laboratuvarından mı söylediyoruz uzaydaki şeyden? Bu mümkün mü? Verimli olur mu?
Şimdi bence aslında havacılık sektörü gibi olacak. Şimdi öncelikle deneysel başlıyor değil mi? Bir şeyler yolunda gitmeyebilir, insanlar hayatlarını kaybedebilirler, daha sonra gelişim yapılıyor, bir şeyler gelişiyor ardından.
Askeri devreye giriyor, ordut devreye giriyor, taşımacılık gibi mesela ardından yolcular oluyor değil mi? Yani havacılıkta da böyle olmuştu. Havacılığın gelişimine bakacak olursak.
Uza uçuşlarında da bu yaşanacak. Şimdi hükümetler ya da resmi kurumlar ilk riske alıyorlar. Yani işe yarayıp yaramayacağını görmek için para harcıyorlar ancak işe yaradıktan sonra tamam işler yolunda gidiyor diyecekler ve ticari şirketler devreye girecek. Bu çok daha anlamlı olacaktır. Çünkü muhtemelen daha verimli olacaklar, rekabet söz konusu olacak, daha verimli çalışacaklar. Zaten bunun yaşandığını görüyoruz. SpaceX mesela NASA’dan daha verimli şeyler yapıyor, daha hızlı girişimler de bulunuyor.
Dolayısıyla bu normal bir gelişme bence. Bunu söyleyebilirim. Hükümet kuruluşları bu durumda daha fazla keşif yapabilirler, bunu sürdürebilmek için ve araştırma alanlarını arttırabilmek için.
Aynı zamanda zaten şirketler devreye girebilir. Pek çok şirketin olduğunu biliyoruz. Axion gibi şirketler var, turizm ya da taşımacılık yapabilirler, uza ya da bilimsel araştırmalar yapabilirler ticari bir şekilde. Bu iyi bir gelişim bence.
Benim endişelendiğim bir nokta var. O da şu. Eğer biz çok fazla eğlence için seyahat yaparsak ve bunlar atmosfere zarar verirse, araçlar atmosfere zarar verirse, birisi negatif bir etki olursa diye düşünüyorum.
İşte bu noktada dikkatli olmamız gerekiyor. Şu an uzay seyahatleri, uçuşları faydalı. Arada bir uçuş oluyor ancak keyif için, eğlence için, turizm için uzayda roketleri görürsek atmosfere hasar verebiliriz.
Bu yanlış bir yol olacaktır bence. Bazı zengin kişilerin keyfi için diğer kişilerin sorun yaşamasına izin vermememiz gerekiyor. Ancak ben yeni teknolojiler bulabileceğimiz konusunda oldukça iyi imsarım. Sürürülebilir bir biçimde bence bunu yapacağız. Teknoloji pek çok yöntemle kullanabilir ve iyi kullanabiliriz. Daha akıllı, daha temiz ve daha sürürülebilir bir biçimde kullanabiliriz teknolojiyi. Ticari şirketler dolayısıyla daha fazla önem kazanacak. Aynı zamanda uzak gelecekte bence uzayı bir kaynak olarak kullanacağız. Yani maden kaynığı, enerji kaynığı, madencilik söz konusu olacak orada. Şimdi yalnızca bilim kurgu filmlerinde bunu görüyoruz ama muhtemelen ayı bunun için kullanacağız. Ya da diğer gezegenleri bunun için kullanabileceğiz. Astroitleri kullanabileceğiz. Bunun üzerine çalışan şirketler var zaten. Bazıları yok oluyorlar sonra tekrar ortaya çıkıyorlar ancak zaman içinde bunu göreceğiz uzak gelecekte. Farklı astronotlar, uzay seyahları söz konusu olacak. Profesyonel astronotlar mesela keşif yapacaklar. Ticari astronotlar madencilik şirketleri için çalışacak. Turistler de söz konusu olacak.
Tıpkı dünyada olduğu gibi, evrende olduğu gibi, havacılıkta olduğu gibi, uzayda da bunu göreceğiz. Şimdi ne zaman olacağını söyleyemem. Bunu tahmin etmek oldukça zor ancak asla asla demiyorum. İmkansız olarak görünen şeyler yaşanacak. Şu an içinde yaşadığımız dünya zaten çok sihirli. Mesela elektromagnetik görüyoruz. Şimdi bakın televizyonda canlı, televizyonda yayınlanıyor konuşmalarımız.
Bize göre normalleşen şeyler yaşandı dünyada. Dolayısıyla gelecekte de farklı şeyler yaşayacak. Herhangi bir sınır yok bence. Zaman içinde insanlar farklı gezegenlere gidecekler ve uzak gelecekte belki imkansız olan yerlere gidecekler. Şu an bize imkansız görünen teknolojinin sınırları yok. Uzayda en çok tedirginlenen şey bir tanesi. Aşağıdan baktığın zaman uzayda… Neziki bulunamadan önce, bulunamadan önce ama baktığın zaman en çok merak ettiğim bir tanesi uzay çöpleri. Uzaya o kadar çok şey yolladık ki, bunların bazıları orada hala bir bütün ödülüken parçalandılar. Bunun dışında dışarıdan da gelen bazı şeyler var. Yani diğer gezegenlerden ya da uzay boştan gelen çok materyal de var. Bu uzay istasyonu gibi büyük yapılar, işte insan yaşayan yapılar için bir risk oluşturmuyor. Bu riskten nasıl korunuluyor? Bir de kalabalık da var yani şimdi. Yüzlerce, binlerce uydu var. Her ülkeli, evet belli limitleri var, herkesin belli hakları var ama herkes uydu fırlatıyor işte. Küçüğü de var, büyükleri de var.
Uzay istasyonu kendini nasıl koruyor? Bu tehlikenin üstelikli farkında mı olarak yaşıyor? Birisi bunlara mı bakıyor, dünyadan mı uyarılıyor yoksa öyle bir yerde duruyor ki zaten bu tehlikenin tamamen dışında mı? Nasıldır kendini korunma ekonomisi? Biliyoruz çünkü küçücük bir şey bile yani bir toplum ile bile uzay istasyonu çarptığı zaman o yüksek hızlara çok büyük hasar verebilir. Nasıl koruyor kendini?
Uzay çöpe en büyük problemlerden biri uzayda. Geçtiğimizde, geçmişte, insanlar işte uzay sonsuz istediğinizi gönderebilirsiniz diye düşünüyordu ama artık giderek kalabalıklaşıyor.
Çünkü uydular belli bir katmana bağlı. Yani daha işte 200 kilometre ve olan 20 bin kilometre yükseklikte olanlar var. Geo istasyon dediğimiz iletişim uyduları var ve giderek daha kalabalık hale geliyor.
Bazen doğru uyduyu bulmak için antenlerle seyahat edenler oluyor ve bu sebeple kazalar da görüyoruz, çarpışmalar görüyoruz.
Mesela eski bir Rus askeri uydusuyla iridium iletişim uydusu birbirine çarptı. Küçük küçük parçalar etrafa yayıldı. Çarpışmadan dolayı olabiliyor. Her türlü yönden gelebiliyor. 10-20 bin kilometre saatte hızda gelebiliyorlar ki bunlar çok tehlikeli.
Çok tehlikeli nesneler, çok hasar verebilirler. Uza istasyonunun yüksekliğinde o kadar değil ama yine de bir hasar oluyor.
Çünkü 10 cm’den büyük her şey radarla takip ediliyor Avrupa’dan Amerika’daki askeri sistemden. Bu da şu anlama geliyor, uzay istasyonunun bazen hareket etmesi gerekiyor. Uzay çöpünden kaçınması, manevra yapması gerekiyor.
Bazen tam ön göremiyoruz da bu objenin nereye gittiğini. Benim uçuşumda şöyle bir şey oldu. Bütün kapıları kapatmamız gerektiği Soyuz’a girdik. Çünkü bir obje geliyordu. Çok yakınlaştı uzay istasyonuna.
Belirli bir alanımız var. Biz buna pizza kutusu diyoruz bu alana. Yani bir şey olursa, oraya bir şey olursa saklanmak için bir şey yapmamız gerekiyor. Bizde hiçbir şey neyse ki çarpmadı ama gelecekle ilgili bu önemli bir şey. Yani birçok uydu imha oluyor. Bazı askeri testler neyse ki yapılıyor. Amerikalı, Çin’de, Hindistan’da yapılan testler var. Antisatlyte uygudu testleri var. Bu test için imhalar yapılıyor ama çok büyük çöp bulutları oluşuyor bunun sonucunda. Bu büyük bir sorun. Bu umuyorum ki kaçınabileceğimiz bir sorun olur. Çok tehlikeli çünkü. Ancak yeni bir problemimiz var. Bu da siz zaten söylediniz. Bazı şirketlerde uydu gönderiyorlar ve giderek küçülüyor uydular. Eskiden çok büyüklerdi. Şimdi bu kadar boyları ve yüzlerce diğer tarafından gönderiliyorlar.
Yakın dönemde Starlink projesi ile ilgili sorunlar yaşadık SpaceX şirketinden. Çok güzel fikir. İnternet herkese vermek ama. Yıllarca yeni uydudan bahsediyoruz. Ve bunlar potansiyel uzay çöpü.
Dolayısıyla bizim birlikte bunları oturup konuşmamız lazım. Şirketler, hükümetler nasıl bunu çözünmeyeceğiz? Birleşmiş Milletler’in bir dairesi var. Uzay işleri dairesi. Onlar da bu problemi eğiliyorlar ama bence bütün sorumlu paydaşların, şirketlerin, hükümetlerin oturup birbiriyle konuşması lazım. Bu işi nasıl çözeceğiz diye.
Nasıl uzaya getirdiklerinizin tekrar, eğer işe yaramıyorsa geri gelmesini sağlayacağız? Kim sorumlu olacak? Uzay yasası giderek daha önemli kazanmaya başladı. Zaten bazı kazalar yaşandı. Düşünün, çok güzel, pahalı bir iletişim uydusu Türkiye’den. Hasar görüyor. Starlink uydularından dolayı. Kim sorumlu olacak? Elon Musk. Evet, siz öyle diyorsunuz ama belki onlara başka bir şey söyleyecek. Yani gerçek bir sorun. Böyle bir sorun yaşadık.
Çok pahalı, bilimsel bir uydu Avrupa Uzay Ajansı’nda. Yani Starlink’den dolayı kenara çekilmek zorunda kaldı. Bu daha sık yaşayacağımız bir problem. Yani bir mesele hale gelmeye başladı. Şu anda uydulara hasar veriyor. Ki bu da milyonlar. Yani çok pahalı bir hasar.
Ama aynı zamanda bu insanlar için de bir sorun yaratabilir.
Anlaşılırsa, uluslararası uzay istasyonu var, Çin uzay istasyonu var. Giderek daha fazla insan uzayda olacak. Bu da daha fazla değerli tabii ki uydulara gelecek hasardan. Yani gerçek bir problem var ortada. Birçok organizasyon şu an bu probleme odaklanıyor ve bir takım kurallar geliştirmeye çalışıyorlar. Herkesin uyacağı. Bu kolay değil.
Çünkü şu anda uzay polisi var. Her şirketin sorumlu hissetmesi önemli. Yani bu dünyadaki gibi. Bir şey yiyorsan sokağa atmıyorsun çöpünü. Temizliyorsun. Çalışmıyorsa, işe yaramıyorsa artık geri kalan insanlara tehlikeli olamaz.
Bir süre önce, bir süre diyeyim 10 yıl falan olmuştur, bir Çin uzay istasyonu artıkları dünyaya düştü. Ve günlerce dünya işte nereye düşecek, ne yapacak diye ciddi bir panik yaşadı. Sonunda zaten daha yüksek olasılık olan okyanusa düştü ve kimseye zarar da vermedi. Her anda tepemize düşme ihtimali var. Uzay istasyonu dediniz ki bir futbol sahası büyüklüğüne ulaştı. 16 tane büyük kabini var, ortak alanları var. Şu var, bu var. Bahsettiğiniz 100 metreye 100 metrelik neredeyse bir büyüklüğe bahsediyoruz. Bunun ömrü doluyunca bu ne olacak? Dünyaya mı gelecek, yörüngesini mi kaybedecek, işi bittikten sonra ne kadar süre orada kalabilir? Yoksa bu işi bitince uzay boşuna doğru kendisini gönderecek roketleri var mı üstünde? Ne olacak ömrü bitince buranın?
Şimdi Çin uzay istasyonu olan kötüydü. Sorumlu bir durum değil, sorumluluk yoktu. Onların uzay istasyonuydu ve onlar bundan sorumluydu bir şekilde doğru yere gönderilmezinden. Geçmişte benzer sorunlar yaşadık. Skylar Amerika uzay istasyonu bazı parçaları Avustralya’ya düştü karaya ama iyi örnekler de var. Mirror uzay istasyonu. Onlar daha kontrol sahibiydiler, biliyorlardı.
Yani bu nereye inebilir çok hasar vermeden? Küçükse zaten tamamen yanıyor. Kargo gemileri de aynı şekilde. Yani bu çöpleri, ambalaj malzemelerini, kırık bilgisayarları koyuyorsunuz. Ve de kırdıktan sonra o yanıyor. Ama büyükse uzay istasyonu gibi parçalılar dünyaya ulaşacak. Şimdi bir bölge var Güney Pasifik Okyanusu’nda. Hiç trafik olmayan bir bölge.
Yani bir şekilde hoş bir yer ve burada eski parçaların orada imha olmasını istiyoruz. Bir hesap yapmak lazım. Yani nerede doğru anda kırabiliriz ki o bölgeye düşsün. Mirror istasyonu bunu yaptı. Bizim de bunu yapmamız lazım uzay istasyonuyla.
Daha önce de söylemiştim belki en yeni modüller kullanılabilir ve bir şekilde yeni bir ticari uzay istasyonu için bunlar kullanılabilir. Aksiyontan bahsetmiştim.
Yani hala bir kase uzay istasyonlarını kullanabiliriz. Yine imha etmek istediğiniz şeyler bunları bölebilirsiniz. Çünkü küçük parçalar daha çok yanak yakılabilir.
Geri kalan artıkları da hızlarını kesersiniz. Yani buraya bu sessiz bölgeye Güney Pasifik’teki bölgeye düşeceklerini bildiğin zaman hızını kesebilirsiniz. Yani bu bir mezarlık gibi olabilir uzay istasyonlar için. Yani uzay istasyonu parçası aramak için oraya gidersiniz.
Tabii ki en iyi yöntem bu şekilde kurtulmak. Peki şeyi de merak ediyor şimdi bunu söyleyince. Bir yandan da bu uzay çöpleri az önce bahsedemeyiz. Yoğun bir kirlilik var uzayda. Evet uzay çok geniş bir alanda.
Bunları temizlemek mümkün olabilecek mi? Bununla ilgili bir çalışma var mesela. Bunları dünyaya yollamak için. Bunlar büyük bir küçük parçalar. Bunları atmosfere sokarak yakmak bir çözüm düşünülüyor mu? Ya da nasıl çözülebilir bu uzay kirliliği? Bununla ilgili çalışmalarda haberiniz var mı? Çeşitli yöntemler var bunu yapmak için. Biri bir mezarlık yörüngeye göndermek. Yani bir uydunuz var. Eski. Çok eski artık çalışmıyor. Ekstra yakıt varsa bir çok çok uzaktan dünyadan çok uzak bir yörüngeye başka hiçbir uydunun olmadığı mezarlık yörünge dediğimiz bir yere gönderebilirsiniz.
Bu bir olasılık. Bir diğer olasılık da bunu kırmak parçaları alçaldığında sonra yanabilir. Yani bu şekilde kurtulabilirsiniz. Bu durumda şu anki durumda. Yani bu da şu anlama geliyor. Ekstra yakıt olması lazım. Yani sorumlu hükümetler ve şirketlerin yapması gereken işlerden bir tanesi bu ekstra yakıt bulundurmak ve bu şekilde bu uydudan kurtulmak.
Çok fazla çöp hali hazırda var zaten. Hiçbir kontrolümüz yok üzerinde. Dolayısıyla çok farklı fikirler var bunlardan nasıl kurtulunacağına dair. Mesela Avrupa Uzay Ajansı’nın bir temiz uzay ofisi var. Bunu düşünüyorlar. Nasıl kurtulacağız bu kemikten de. Çok güzel bir uydunuz var Esa’dan. Çok büyük çok büyük potansiyel bir kaynak. Uzay çöpü kaynağı. Şimdi her türlü fikir var.
Bunu bir ağ gibi bir şeyle yakalamak bir fikir. Belki hızını kesmek, lazer ışınlarıyla farklı yöntemler düşünmek veya başka bir uzay mekini oraya göndermek bunu yakalamak için.
Hızını kesmek ve yapmak gibi. Bunları yapmak için çok maliyetli tabi bu. Çünkü bu uydular aynı yönde gitmiyorlar. Biri bu yöne, biri öbür yöne, biri bu yöne, biri diğer yöne. Farklı hızlarda gidiyor. Dolayısıyla her bir uzay çöpü parçası için yeni bir roket göndermeniz lazım.
Dolayısıyla bunu nasıl çözeceğimiz barit değil. Dolayısıyla şöyle bir şey önemli olabilir. Bazı şirketler zaten bunu yapıyor. Hali hazırda. Bu uyduya bir şey bağlanabilir, bir şey takılabilir. Başka bir uydu oraya bağlanabilir. Yani gönderdiğiniz her bir uydunun konektörü olacak uzay çöpü temizliği için.
Ama bunun bir kuralı olmalı. Bir şey göndermek istiyorsanız tamam ama bir konektörünüz olacak oraya bağlı. Böylelikle tekrar geri getirebileceksiniz. Böyle yeni kurallar getirilmeye çalışılıyor birlikte. Yani farklı yöntemler var bir şekilde bu uzay kimliğinden kurtulmak için. Ve alçakta olan her şey otomatik olarak zaten geri geliyor. Uzay istasyonu bile. Uzay istasyonu tek başına bırakırsanız batıyor. 100 metre her gün yavaş yavaş yine. Dolayısıyla her seferinde biraz desteklemek gerekiyor. Kargo gemisi ise biraz 400 kilometrek tekrar desteklemek gerekiyor. Dolayısıyla daha düşükteki alçaktaki uydular yanıyor. Biraz uzun zaman alabilir ama yanıp imha oluyor ki. Skylab da böyle oldu. Çin uzay istasyonunda da. Çünkü kontrol edilemiyordu. Ve bir anda nereye ineceğini de bilmiyorsun. O yüzden kontrol sahibi olmak önemli. Uzay istasyonu bu şeyi yapmak için, kendini yörüngede tutmak veya işte gelen cisilenden kaçmak için kullandığı enerjiyi nereden alıyor? Dünyada oraya yakıt mı götürülüyor yoksa bu içinde kendi başlangıçta kullandığı yakıt mı var?
Şimdi uzay istasyonu enerjisini solar panellerden alıyor elektronikler için ama hareket etmek için mekanik güce ihtiyaç var. O yüzden motorlarımız var uzay istasyonunda. Küçük motorlar var. Ve bu tankları kargo gemileriyle dolduruyoruz. Yani bir kargo gemisi geliyor, yakıt pompalıyor. Bu şekilde hareket ediyoruz.
Ve bu kargo gemileri de yine istasyonu yukarı çekebiliyor. Bu şekilde hareket ediliyor. Küçük roketlerle. Bu kargo gemileri dediğiniz gibi her sefer ne kadar yük getirebiliyor? Bir ton, beş ton, on ton ne kadar yük taşıyabiliyor bunlar ve uzay istasyonu ne kadar bir yer var bunları koyabileceğiniz?
Çok rakamlardan emin değilim ama farklılıklar var. Yani büyük kargo gemileri de var. HDV gibi. Daha küçük olanlar da var. Progress gibi.
Ton olarak çok emin değilim. Yani yüz ton da olabilir, bin kilo da olabilir. Bu aynı zamanda ne gönderdiğinize de bağlı. Yani ağır bir ekipmansa veya hafif bir ekipmansa buna da bağlı. Yani tam olarak bilmiyorum tonajını. Ama küçük bir van gibi, kameraman gibi, yani ticari kameraman gibi içine bir şeyler koyabiliyorsunuz.
Kısmen yakıt olabilir, gaz olabilir. Kısmen deneyleri için ihtiyaç duyduğunuz şeyler olabilir. Gıda gibi, giysi gibi şeyler olabilir. Ve sonrasında da çöp kutusu gibi kullanılıyor. Yani her şeyi oraya koyup yatıyorsunuz.
Yani her zaman dünya yolluyorsunuz tabi. Evet. Her zaman değil bu arada. Çünkü aynı zamanda kalkanı olan bazı dragon gibi kargo gemileri de var. Bunlar faydalı. Çünkü kan numunelerini de buraya koyabiliyorsunuz medikal ve tekrar dünyaya geri getirebiliyorsunuz. Bu da önemli.
Yani yanmayacak şeyleri de getirmeyecek. Peki yine bir kısa ara vereceğim reklam için sonra devam edeceğiz.
Evet, hemen devam edelim kaldığımız yerden. Birkaç küçük sorum daha kaldı. Siz uzaya gittiniz. Pek çok ülkeden astronotlar gidiyor. Türkiye’nin de birçok ülkede birçok sorum var.
Türkiye’nin de bir astronot programı var kendisi içerisinde. Büyük ihtimalle bir yabancı yani Rus, belki SpaceX de olabilir. Çünkü Türkiye’nin Cumhurbaşkanı sıklıkla Elon Musk’la konuşuyor.
Konuyu konuşuyor mu bilmiyoruz tabi. Niye konuşuyor onu da bilmiyoruz ama Türkiye’nin de bir astronot programı var. Ama bunun dışında sizin gibi uzay istasyonunda bilim yapmak için gitmek konusunda hangi ülkeler bu işin içerisinde olabilir? Yani uzay istasyonunda bir para mı vermek gerekiyor? Başından itibaren bu bilimsel programın içinde mi olmak gerekiyor yoksa mesela Türkiye’de kalkıp S.A.A. gidip ya bizim de bir bilim adamımız var böyle böyle bir araştırma yapmayı planlıyor.
Sizin de böyle bir araştırmanız var. Bunun bir parçası olabilir miyiz diye belli bir para karşılığında gidilebilir mi? Nedir uzay istasyonunda görev yapabilmenin koşulları?
Şimdi farklı yöntemler var aslında şimdi uzaya gitmek için. Ticari şirketler var, farklı kuruluşlar var. S.A.A.ya bakacak olursak S.A.A. giderek daha çok büyüyor. Çeşitli ülkeler eklendi şimdi S.A.A.ya. Romanya mesela eklendi Baltic ülkeleri ekleniyor.
Türkiye’de aynı zamanda S.A.A.’nın bir parçası olabilir. Bilmiyorum bu konuda görüşmeler yapılıyor mu ama ihtimal dahilinde bu. Son derece faydalı olacaktır. Teknoloji ve bilime katkı sağlayacaktır.
Bu bir ihtimal dediğiniz gibi ülkeler aynı zamanda doğrudan Rusya mesela uzay kuruluşuyla görüşebilir. Malay ziyadan uçuşları olduğunu görüyoruz. Birleşik Arab Emirliklerinde uçuşları olduğunu görüyoruz. Kendi astronotlarıyla uzay istasyonuna gidiyor bu ülkeler. Soyuzlu kullanarak bunu yapıyorlar. Bunlar da belli başta ihtimaller. Hatta bunu kendiniz de geliştirmeye çalışabilirsiniz. Tabi ki bu maliyetli olacaktır.
Hindistan ve Çin şimdi tam da bunu yapmaya çalışıyor. Farklı yollar var dolayısıyla. Bence iyi bir gelişim olacaktır. Eğer Türkiye bir şekilde farklı bir yolla katılırsa ticari bir yol olabilir. S.A. yoluyla Rusya yoluyla katılabilirsiniz. Aynı zamanda Türk astronotları uzaya taşıyabilirsiniz. Bilimsel araçlar kullanabilirsiniz. Mesela bazı ülkeler Ay’a gitmeye çalışıyorlar. Ya da Mars’a gitmeye çalışan ülkeler var. Yine Birleşik Arab Emirliklerinden bir uydu var. Mars’a gitmeye çalışıyor. Hindistan’ın çalışmaları var.
Ay’a gitmeye çalışmaları var. Farklı yöntemler söz konusu dolayısıyla bence. Ben daha çok uzay istasyonunun da kalabilmekle ilgili sormuştum. Türkiye’nin de Ay’a bir roket yollamakla ilgili çalışmaları var.
Zaten uydu yollama kapasitesini geliştirmeye çalışıyor. Türkiye’de bir roket motoru yapıldı deniliyor. Ben uzay istasyonuna çalışmak düşünüyorum.
Esaya üye olmak ve esaya da herhalde yapılacak işin önemiyle de esaya ikna etmek gerekir anladığım kadarıyla sizin söylediğinizde. Ama Romanya gibi ülkeler bile Baltık cümayetleri bu işin içinde olduğuna göre Türkiye’de galet gösterisi olabilirdi diye anlıyor. Mesela siz Hollanda’yı temsilenmiyor musunuz yoksa Avrupa araştırmasını bir parça soramıyor musunuz? Sizi yollayan Hollanda hükümeti miydi yoksa siz Avrupa parçası olarak mıydınız oraya? Hollanda ve diğer ülkeler birlikte çalışıyorlar Avrupa Uzay Ajansı’nı oluşturmak için. Delegeler var. Delegeler birbirleriyle konuşuyorlar. Neler geliştirilebilir bunu konuşuyorlar. Geografi dönüş olarak düşünüyoruz biz bunu. Esaya verdiğiniz para sizin araştırmanıza, sektörünüze katkıda bulunuyor. Bu önemli. Ne kadar para koyarsanız ortaya o kadar çok geri dönüş söz konusu oluyor ülkeniz için.
Tabii ki beli başlardaki özelleşmiş ülkeler var. Telekomunikasyon mesela İngiltere için son derece önemli bir alan. Hollanda’da beli başlı sensörler ya da güneş panelleri üzerine çalışıyoruz. Dolayısıyla ülke olarak uzmanlığınızı kullanmanız son derece önemli.
Fransa’nın da farklı uzmanlıkları var. Almanya, Kolumbus labratuvarları üzerine çalışıyor. Farklı ülkelerin farklı uzmanlık alanları söz konusu. Dolayısıyla en iyi biçimde katkıda bulunmaya çalışıyorsunuz. Geografi olarak dönüş sağlamak istiyorsunuz. İlk uçuşum ilginç olmuştu. Uzaya istasyonuna gitme ihtimalleri vardı ancak Esa’nın o dönemde parası yoktu. Ben şunu söyledim. Eğer üye devletler ekstra para koyarlarsa bu durum da durum gerçekleşebilir diye düşündüm. Fransa, İtalya, Belçika, İspanya ve Hollanda ekstra para koydu ortaya ve bu durumda yapılan bir anlaşmayla bu ülkelerden olan astronotlar uçuşu gerçekleştirebildiler.
Dolayısıyla karışık aslında. Hem olasal hem Avrupa aslında benim temsil ettim. İkinci uçuşum ise tamamen Avrupa adına idi. Ben Avrupa astronoteki bir parçasıyım. İsviçre’den gelenler, İsveç’ten, Danimarka’dan, İtalya’dan, Fransa’dan pek çok ülkeden gelenler oluyor.
Burada eğitim alıyorsunuz, sıraya giriyorsunuz ve bu şekilde düzenleniyor. Bu durumda tamamen Avrupa uçuşu gerçekleşiyor. Yani Avrupalı astronotlar olarak uçuş gerçekleşiyor. Hatta ESA astronotları Avrupa Birliği astronotlarından ayrı. Şimdi bunu söylüyorum ancak aynı zamanda Avrupa Birliği’nin de uza uçuşları var. Mesela beli başlı uygular ESA tarafından sağlanıyor.
Ancak uygulamalar Avrupa Birliği tarafından gerçekleşiliyor. Copernicus programı mesela. Ancak Navigasyon için de söz konusu teknik gelişim ESA tarafından yapılıyor. ESA bunu gerçekleşiyor. Avrupa Uzay Kuruluşu yapıyor. Ancak uygulamalarsa Galileo projesinde gerçekleşiyor Avrupa Birliği projesi. Dolayısıyla iki farklı kuruluş söz konusu. İlginç gelişmeler var aslında. Kim neyi yapıyor? Hangi konudan kim sorumlu? Bu konuda ayrışmalar var.
Mesela Avrupa Birliği üyeti olmayan ülkeler var ESA’da. Norveç ve İngiltere gibi. Dolayısıyla ilginç faaliyetler yaşanıyor aslında farklı kuruluşlar arasında. Dolayısıyla tamamen Avrupa ya da tamamen Hollanda benim temsil ettiğim diyemem aslında. Bu oyuncular arasında bir geçiş söz konusu. Şimdi uzay istasyonunun belli bir ömrü var ve bir yandan da şimdi tekrar yeniden ay cazi hale gelmeye başladı. Yeniden 1970’lerin ilk yarısından bu yana aya kimse gitmiyordu ve ayda da sanki insanın işi bitmiş gibi görünüyordu.
Ay yeniden cazi hale gelmeye başladı. Tekrar ay ile ilgili projeler üretilmeye başlandı. Bunların bir tanesi de işte Amerika’nın belki Avrupa ile de ortaklaşı yapacağı ayda bir araştırma üsü kurulması.
Mesela böyle bir üsü kurulduğu zaman kurulması halinde uzay istasyonu gibi yörünge yapılana gerek kalacak mı? Aynı işlemler aynı işler aynı araştırmalar ayda yapılabilir mi? Yoksa aydaki küçük de olsa yani dünyadaki oranında daha az da olsa çekim gücü bu araştırmaları engeller mi?
Ve tabi bir yandan da ayın mesafesi çok daha fazla. Şimdi söylediğiniz gibi bugün işte 1-2 saat içerisinde uzay istasyonuna gidip kenar etlenmek ve çıkmak mümkün oluyor. Aya gidişi ise hala elimizdeki teknoloji ile oldukça uzun sürüyor. Günler süren bir yolculuk. Hangisi daha cazip? Ay uzayın yerini alabilir mi? Uzay istasyonu yerini alabilir mi?
Ay yeni hedef diyebiliriz şu an. Farklı ülkelerin ilgilendiğini görüyorsunuz. Söylediğiniz gibi Türkiye’de ilgileniyor. Çin, Hindistan diğer ilgilenen ülkeler arasında. Aya geri döneceğiz. NASA’nın Artemis programı var. Apollo’yu takiben. Geçmişte Apollo vardı. Ve plan şu. Şimdi yeni roketlere ihtiyacınız var. Çünkü daha güçlü roketlere ihtiyacınız var. Dolayısıyla yeni bir sistem gerekiyor.
Kapsüle ihtiyacınız var. Apollo tarzı ya da ayrı tarzı bir kap süle ihtiyacınız var. Avrupa servis hizmeti ile katılıyor. Buradaki amaç bir yol oluşturmak. Yani ayın etrafında bir uzay üstü oluşturulacak. Belki Rusya katılmayabilir.
Bu şu an tartışılan bir konu. Uluslararası uzay üstü olacak ve buradan atronotlar aya gidebilecekler. Mevcut plan bu şu an. Peki ne zaman? 2025, 2026 olabilir. Bunun gerçekleşeceği tarih.
Belki de Çin aynı zamanda aya insan gönderiyor. Son derece ilginç şeyler yaptılar zaten. Mesela ayın arkasından gönderdikleri bir araç oldu. Kimse bunu geçmişte yapmamıştı. İlginç bir yarış söz konusu olabilir aslında.
Evet, onlar yapmadan önce Rusya yapmıştı. Doğru. Bu zor. Ne tür çabalar Hindistan’ın ve Rusya’nın çabalarını gördük. Bu çabaların başarısı olduğunu gördük. Çok da kolay değil dolayısıyla. Neden biz bunu yapıyoruz? Belki de prestij için yapılıyor. Kısmen prestij için yapılıyor olabilir. Eğer Çin aya giderse Amerika’nın da aya gitmesi gerekiyor. Söz konusu. Ekstra bilim demek bu. Çünkü şimdiye kadar 12 kişi gitti aya. Dolayısıyla çalışılabilecek daha fazla alan var. Özellikle güney kutbunda su ve buz bulduk. Derin kreterlerde, güneşin gelmediği yerlerde. Eğer su varsa yakıt var demektir.
Roketler için hidrojen ve oksijeni burada kullanabiliriz. Bir şeyler oluşturabiliriz. Kullanabiliriz. Uyuşturduğumuz şeyleri insanlar için kullanabiliriz. Dolayısıyla önemli bir adam bu. Ekstra araştırma söz konusu olacak ayda. Bunu gelecekteki Mars’a seyahat için kullanabiliriz.
Evet, ay çok uzak dediniz ama yine de yakın yani. 3 gün. Mars’a çok çok uzakta ve kimse size yardımcı olamaz. Geri dönüşte çok kolay değil. Bu şu anlama gelebilir.
Aslında burada koşullarla nasıl mücadele edeceğinizi öğrenebilirsiniz. Ayda mesela yer çekimi olmaması gibi. Hatta roketleri oluşturup aydan roket gönderebiliriz belki. Dolayısıyla Mars için hazırlık anlamına gelecektir.
Ay’a gitmek ve ayı aslında kaynaklar için, madencilik için, enerji için kullanabiliriz. Mesela nükleer füzyon için kullanabiliriz. Hala futuristik yaklaşımlarla ilerleyebiliriz. İşte bu nedenle ay gelecekte işimize yarayabilir.
Çeşitli nedenleri var yani ay’a geri dönmenin. Kolay değil ama bu gerçekleşecek ve aynı zamandan zaten uzay çöpü konusuna değindik. Ay konusunda da belli başlı tartışmalar var.
Ay’ın sahibi kim? Yani Antarktika gibi mi olacak? Burada araştırma yapabilirsiniz ama sahip olamazsınız gibi bir durumuz söz konusu olacak. Askeri herhangi bir eylemde bulunamazsınız burada. Zarar verecek şeyler yapamazsınız. Tabii hayvan yok ayda ama korumanız gereken bir hayvan hayata olmasa da belli başlı düzenlemeler gerekiyor. Yani burada bir bayrak olması ayın sizin olduğu anlamında gelmeyecek. Ay sizin olmayacak bayrak koyduğunuzda oraya. Peki o zaman soracaktım da siz onu cevaplamış oldunuz. Ay’ın Mars’a gitmek için bir atlama taşı, bir yakıt merkezi olabilir mi diye soracaktım. Siz bunu zaten söylediniz ama şunu merak ediyorum şimdi.
Mars’a gitmenin cazibesine Mars’da ne var? Çünkü insan hayatına uygun bir yer değil. Bir elektromagnetik alanı yok. Bu yüzden de güneş radyasyonuna daha uzaydan gelecek radyasyona çok açık bir yer ve insanlar burada hayatta kalamazlar.
Su var ama sıvı halde değil. Enerji kaynakları var mı yok mu? Henüz daha net değil oluşturmak zaman alacak. Toprak evet, tarıma elverişli olabilir ama radyasyonla beraber bu tarım yapılabilir mi yapılamaz mı gibi pek çok soru var. Üstelik de çok çok ince bir atmosferi var ve neredeyse iş yaramaz diyebileceğimiz düzeyde. Mars’a gitmenin bir cazibesi var mı? Ve niçin insan bu kadar Mars’a gitmek istiyorlar?
Sadece gitmiş olmak için mi yoksa gerçekten orada bir koloni kurmak mümkün mü size göre?
Aslında aynı nedenlerden dolayı yani dünyada garip şeyleri yapmamızdan da kaynaklanıyor. Yani biz balık değiliz. Neden havayı keşfetmek istiyoruz? Neden suyu keşfetmek istiyoruz? Belki de meraklıyız. Yani insanlar orada ne olduğunu bilmek istiyorlar. Ne bulabileceklerini görmek istiyorlar. Bilgiye sahip olmak bir neden olabilir. Arşıma yapmak bir neden olabilir. Kutup alanları mesela neden kutuplara gitmek istiyoruz? Neden buzullara gitmek istiyoruz? Mesela çöle neden gitmek istiyorsunuz? Çölde çok sıcak. Her zaman aslında elde edebilecek bir şeyler var. Bilgi de nedenlerden biri. Çünkü biz kaşifiz. Ne elde edeceğimizi bilmek istiyoruz. Ne tür bilgi elde edebiliriz bunu bilmek istiyoruz. İşte bu nedenle ayada gitmek istiyoruz.
Öncelikle dünyanın bir parçası mı? Ay nasıl gelişiyor? Bunu anlamak istiyoruz. İşte bilimsel meraktan kaynaklanıyor aslında gitme isteği. Tabii ki belki ayı önemli kaynaklar için kullanacağız. Ne olacağını tam da bilmiyoruz. Ay şey Mars için de geçerli. İnsanlar gidecekler ve yavaş yavaş güneş sisteminin de ötesine geçecekler. Mars konusunda en önemli olan şey şu.
Evrende daha fazla hayat var mı? Mars işte bu soruyu araştırmanın en iyi yeri belki de yer altında bir hayat vardır. Şimdi sizin de dediğiniz gibi tehlikeli bir yer. Ama yine de en az tehlikeli yer olduğunu söyleyebiliriz. Venus daha yakın Mars’a göre. Ama sıcaklık çok yüksek 500 derece gibi.
Asit basın çok yüksek hoşta bir yer değil yani. Diğer gezegenler çok uzak. Tehlikeli Mars bir şeyler yapabileceğimiz bir yer. Oksijen yok kendinizi korumanız gerekiyor. Sıvı şeklinde su yok. Siz de dediğiniz gibi radyasyondan korunmuyorsunuz. Çok soğuk. Dolayısıyla düşmanlı bir ortam. Çok da dostanli bir ortam değil. Ama yine de burada yapılabilecek çalışmalar var. Benzer biçimde güney kutbunda da aynı durum söz konusuydu.
Mesela insanlar 6 ay karanlıkta kalıyorlar. Çok benzer koşullar var güney kutbunda da aslında. Bilimsel araştırmacılar için önemli bir yer. İşte Mars da önemli bir yer olacak. Ve gelecekte belki de biyolojik bir gereklilik söz konusu olacak. Eğer bir Türseniz yalnızca küçük bir alanda yaşayan çok zayıfsınız demektir.
Biz sevdiğimiz için bazı hayvanlar söz konusu oluyor. Aksaktir’de yok olabilirlerdi. Ancak eğer siz her yerde yaşayabilen bir Türseniz ve insanlar gibi adapte olabiliyorsanız daha az kırılgan hale geliyorsunuz.
Şimdi evren bizim için yaşayabileceğimiz tek yer şu an. Ancak bir şey evrene vurabilir. Korkunç bir şey gerçekleşebilir evrende ve sonumuz geldi demektir böyle bir durumda. Biz insanız. Biz gelecekte varlığımızı sürdürmek istiyoruz. Dolayısıyla çeşitli yerlerde varlığımızı sürdürmemiz iyi bir fikir olabilir.
Bu kadar önemli bir şey. Bu da başka bir konu. Önemli olduğumuzu düşünüyoruz. Biz hayatta kalmak istiyoruz. Kimse ölmek istemiyor. Dolayısıyla ailelerinizi sürdürmek istiyorsunuz. Çocuk sahibi olmak istiyorsunuz. Bu insani bir şey. Dolayısıyla kendinizi, grubunuzu korumak istiyorsunuz.
İçimizde var bu. Eğer siz büyük düşünürseniz bu aynı zamanda çeşitli yerlerde yaşamak anlamına geliyor. Yalnızca dünyada değil. Çok felsefi bir yaklaşım ancak aslında daha önce dediğim gibi Elon Musk’ın da yine argümanlarından biri buydu. Yani Mars’a büyük uzay gemileri göndermekten bahsediyor kendisi.
Aslında bu gerçekleşecek. Küçük gruplar olacak. Belki de çok hızlı olmayacak ama çok fazla çaba ve para gerekecek. Enerji gerekecek. Malzeme gerekecek. Bunun gerçekleşmesi için ancak bir gün bu gerçekleşecek. İnsanların küçük koloniler kurduğunu göreceğiz Mars’ta.
Bin yıl sonra ne olacağını bilmiyoruz. Ya da on bin yıl sonra, yüz bin yıl sonra neler olacağını bilmiyoruz. Dolayısıyla evren seviyesinde bu hiçbir şey yani. Bin yıl hiçbir şey demek. Ben geleceği göremem ama geçmişe baktığımda şunu öngerebiliyorum. Asla asla demeyin. Bir şeyler gelişecektir ve hayalimiz bile almayacak. Umarım Mars’ta insanların bir gün yaşadığını göreceğiz.
Ve biz sahildeyken keşfedilecek okyanuslar olacak. Ayağımız sahildeyken, denizdeyken. Bence bunun parçası olmak son derece keyifli. Dolayısıyla burada İstanbul’da olan sergimiz de tam da bunu gösteriyor. Yani biz çok şanslıyız. Çünkü biz aslında bu büyük maceranın başlangıcındayız. İnsanlar olarak evrene ulaşabiliyoruz. Çok güzel.
Biliyorsunuz biz yokken de dünya, biz siz dört buçuk milyar yıl yaşadın. Biz siz dört buçuk milyar yıl daha yaşadık. Bu kadar da önemli olmayabiliriz. Aslında dinazolar da çok önemliydi biz zamanlar ama artık yoklar. Bir şey merak ettim. Birkaç şey söyleyeceğim. Vaktimiz doldurduk gibi ama.
Uzay yürüyüşü. Kaç kere yaptınız? Yaptınız mı? Çok mu değişik bir şey? Ve nasıl korunuyor orada insan? Dediğiniz gibi güneş şişin vurduğu yer inanılmaz sıcak, güneşin vurmadığı yer inanılmaz soğuk. Nasıl bir deneyimdi uzay yürüyüşü?
Ben uzay yürüyüşü yapmadım. Çünkü bir şey kırmadı. Yani benim uzay giytimi vardı. Tamamen eğitim aldım. Su altında çok fazla eğitim aldık. Bir sürü su altı uzay yürüyüşü yaptım. Çünkü sebeplerinden bir tanesi bazı şeyleri onarmak dışarıda. Bir şeyleri kırılırsa onarmak veya bir şeyleri yerleştirmek, değiştirmek.
Uzay yürüyüşleri zaman alıyor, enerji, oksijen tüketiyor. Tehlikeli yürüyüşler. Çünkü bir sızıntı olabilir. Uzay çöpü çarpabilir. Yani eğlence için yapılan bir şey değil. Hadi bir yürüyüşe çıkayım dediğiniz bir durum değil. Evet bir şeyler kırılmıştı ama içeriden biz onardık. Uzay yürüyüşü çeşitli sebeplerden dolayı zor. Biri şu, çeşitli sebeplerden tehlikeli. Şimdi bir boşlukta iken, uzayda iken gizlin içinde basınç varsa o zaman bazı şeyleri bükmek çok zor. Yani bir balonunuz var, uzun balonunuz var, büktüğünüzde tekrar açılır. Çünkü parmaklarınız böyle, polarınız böyle olur. Yani bir şekilde basıncı azaltmak lazım gizli içinde ki gerçekten çalışabilesiniz.
Basıncı azaltırsanız o zaman da ne oluyor? Ne riski var? Yani birtakım nitrojen baloncukları oluşur. Çünkü biz bunu azot alıp veriyorsunuz, nefes alıyorsunuz ve basıncı azaltırsanız aynı dalgıçlarda olduğu gibi çok hızlı inerlerse ne oluyor? Nitrojen baloncukları öldürebiliyor.
Aynı şey astronotlar içinde geçerli. O yüzden de dışarı gitmeden önce mutlaka bu nitrojenden kurtulmanız lazım. O yüzden oksijen soluyorsunuz gece boyunca. Bir şekilde oksijen soluyup nitrojenden kurtuluyorsunuz. Çok fazla hazırlık süresi olan bir şey. Yani arada başka hiçbir şey yapamazsınız. Ekserjiz yapmanız lazım. Nitrojenden kurtulmak için bir sürü hazırlık gerektiriyor. Ve sonra gizliye giriyorsunuz. Her zaman iki kişi olması lazım birbirine destek olmak için. Her şeyi yanınızda almanız lazım. Oksijeniniz, su içmeniz lazım.
Çünkü 6-7 saat yoksunuz. O yüzden de bir su içebileceğiniz yanınızda bulunuyor. Eğer burnunuz karıştıysa imkanı yok. 6 saat boyunca o gizlinin içindesiniz. Ve zor bir iş. Basınçtan dolayı parmaklarınızla bir şey gitse demiyorsunuz. Ve gizliye hasar riski de var. O yüzden sadece gerekli olduğunda yaptığınız bir şey uzay ürüşü yapmayı çok isterdim. Bütün astronotlar sevmiyor bunu bu arada. Herkes istemiyor. Herkes bunun eğitimini almış da değil. Geçmişte bu kumandan pilot asla uzay ürüşü yapmıyordu. Çünkü bir şey olursa ne olacak? Pilotu kaybediyorsunuz. Yani bunu yapan, çeşitli kereler yapanlar da var. Gerekli mi değil mi buna bağlı uzay ürüşü yapmak.
Giderek robotik kol daha fazlasını yapmaya başladı. Birini göndermek istedim. Bir Avrupalı, bir Kanadalı, bir Japon. Ama tabi sadece Japon platformu için.
Ve robotik kollar güzel şimdi geçmişte. Benim uçuşumda kontrol etmemiz gerekiyordu bizim. Ama şimdi yerden bunu kontrol edebiliyorlar. Giderek daha otomatik hale gelmeye başladı. O yüzden uzay gemilerini turistlerle de gönderebiliyoruz.
Çünkü giderek bu konuda daha iyi gidiyoruz. Bunu robotla yapabiliyorsanız, otomatik yapabiliyorsanız lütfen öyle yapın. İnsanı sadece insan gereken yerde kullanın.
Bir şey diyebilirsiniz. Hatta daha da sevindiririm. Bir, iki tane komplo teorisi var. Bunları peşifçe soracağım. Bir, Aya gidildi mi gidilmedi mi? Açıkçası ben Aya gidildiğini inananlardanım. Ama Aya giden aracı görünce böyle bir şeyden nasıl Aya gittiler? Bunlar deli mi diye düşündüm.
Hani onunla ben eve gitmem. O kadar zayıf, güçsüz görünen bir araç. Ve pek çok işlerden diyor ki Aya gidilmedi. Bu bir senaryoydu diyor. İki, yine son günlere çok konuşamıyorum. Özellikle Amerika’dan geliyor bu. Dünya yuvarlak değil, dünya düz diyenler. Flat Earth dedikleri. Dünyayı siz gördünüz. Düz mü yuvarlak mı?
Evet, bu soruları çok alıyorum. Bazı kişiler hiç ikna olmuyor. Dolayısıyla onlarla konuşmak anlamlı değil. Ama ilginç. Gerçekten güzel bunları konuşmak. Bir, Ay’dan başlayalım. Yani çok zayıf, kırılgan görünüyor dediniz. Doğru, dünyada büyük bir problem olur bu. Ama uzayda ağırlık yok. Ve Ay’da yerçekim altıda biri. Yani çok güçlü olması gerekmiyor aracın.
Yani duvarları çok ince. Çünkü o kadar fazla basınç farkına ihtiyaç yok. Dolayısıyla çok fonksiyonel. Görevi için çok fonksiyonel. Yani bunu atmosfere uçramazsınız. Doğru ama zaten Ay için tasarlanmış.
Bu arada ilk deniz altlarına hiç baktınız mı bilmiyorum. Onlara girmeye cesaret eder miydim? Etmezdim ama insanlar o dönemde cesaret ettiler. Şimdi teknolojiyle çok ilginç şeyler yapabiliyorsunuz. Eski teknoloji hala iyi. Bir de bir sürü fotoğraf var, video var. Evet ama işte gerçek değil diyenler var. Ama o günlerde zaten bilgisayar yoktu ki bunları değiştirecek. Bunlar oynayacak. Ama işte yıldızlar görünmüyor diyorlar. Doğru. Ben de yıldızları görmedim.
Işık olduğunuzda. Yani göz bebekleriniz küçülüyor. Karanlıkta çok fazla bu fotoğraflara baktığınızı görüyorsunuz zaten yıldızları. Ve işte bayrak hareket ediyor diyorlar.
Yani atmosfer yok Ay’da nasıl oluyor? Hayır hareket etmiyor. Kırışmaz. Katlanmış çünkü. Ve orada bir çubuk var. Yani bir şekilde bir bayrak gibi bir şey. Bazı filmlerde bayrak hareket ediyor. Doğru çünkü.
Üst kısım tekrar diğer yemeğe gidiyor. Yani egzoz gazları var. Ve bu sebeple bayrak hareket ediyor. Bir bayrak düştü. Çok yakındı ve düştü.
İşte diyorlar ki sahteydi. Niye bunu 6 kez yaptılar? Neden Apollo 13 başarısız oldu? Bu sebebi yok. En önemlisi de neden Sovyetler Birliği, neden Amerika Birliği devletlerini tebrik etti? Sahte olsa sahteydi derlerdi.
Yani Ay’a indiler. Çok da güzel fotoğrafları var. Çünkü bir uydu var Ay etrafında. Ve burada inenler, yollar, ayak izleri hala orada görebiliyor.
Görebiliyorsunuz. Şimdi düz dünya mı? Yuvarlak mı? Düz mü? Bu bir fizik sorusu. Çünkü küre ideal form. Çünkü güçler her tarafta eşit. Eğer dünya gibi büyük bir şey, düz olsaydı bir araya gelirdi. Bütün objeler bir küreye dönmek yüzden. Biz bunu uzayda sıvılarla gösterdik. Bir damla. Bütün sıvılar küreye dönüşmek istiyor. Çünkü ideal form küre. Bu nedenle Ay, gezegenler, yıldızlar küreler. Ve bunu görebiliyorsunuz.
Şimdi atmosfere açık havada bakarsanız gemide sadece üst kısmı Mars’ı görüyorsunuz ve sonra yok oluyor. 5-6 kilometre sonra. Neden Japonya’da karanlıkken, Türkiye’de aydınlık, mesela?
Neden farklı yıldız işaretleri var Kuzey Kurey’de ve Güney Kurey’de? Neden tamamen farklı? Yani birçok şey kendinize ilgili de baktığınızda cevap sunuyor. Ama en önemlisi fizik. Fizik kanunları.
Üstüme dönmek istiyor. Bu yüzden çok güzel tabi ki bunları konuşmak insanlara ama çoğu zaman zaten ikna edemiyorsunuz bu insanları.
Andre çok teşekkür ediyoruz katıldığı için. 2.5 saate yakın bir süre boyunca bize uzayı uzay deneyimini anlattın. İnşallah biz de bir gün gideriz. Çok teşekkürler. Değerli izleyiciler Andre Kuipers ile beraberdik. Hollandalı astronot, bilim insanı ve uzay istasyonu.
Bu uzay istasyonunda en uzun süre geçilen Avrupalı, gerçi bugün de rekoru kırılmak üzere ama hala rekor onda ve bize uzayı uzay istasyonunu anlattı. Bu arada hemen onu söyleyeyim kendisi NASA Uzay sergisi için İstanbul’daydı.
Atatürk’de Metropol İstanbul’da bu sergi bildiğim kadarıyla çocuklarınızı götürüp gezdirirseniz iyi olur belki yarın öbür gün onlar da Aya’ya gitmek isteyebilirler ve ancak istenirse oluyor bazı şeyler. O yüzden hepinize izlediğiniz için teşekkür ediyoruz. Haftaya yeni bir bilimsel mesele de karşınızda olacağız. Belki haftaya biraz tarih ve felsefe konuşuruz. Ahmet Hoca’yı ikna edersem özledim çünkü onu. Haftaya görüşmek üzere, hoşça kalın.
Erişim www.seslibetimlemedernegi.com