Şark meselesi özünde nedir? | Teke Tek Bilim – 7 Aralık 2021

Şark meselesi özünde nedir? | Teke Tek Bilim – 7 Aralık 2021 videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=1Hp7pkV_Mn0. Birleşin de şark meselesi. Şark meselesi hala konuşulan bir şeydir Batı’nın Türkiye’ye ve Osmanlı’ya bakış öncüsünden. Şark meselesi özünde nedir, ne demektir? Evet, şark meselesi, yani günümüzdeki sadeleşmiş haliyle doğu sorunu Türklerin Avrupa’dan atılması. Yani…

Şark meselesi özünde nedir? | Teke Tek Bilim – 7 Aralık 2021

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=1Hp7pkV_Mn0.

Birleşin de şark meselesi. Şark meselesi hala konuşulan bir şeydir Batı’nın Türkiye’ye ve Osmanlı’ya bakış öncüsünden. Şark meselesi özünde nedir, ne demektir? Evet, şark meselesi, yani günümüzdeki sadeleşmiş haliyle doğu sorunu Türklerin Avrupa’dan atılması. Yani bu şöyle düşünelim, Avrupa’ya gidip Asimile olmayan tek millet Türkler. Bak Almanlar mesela Avrupalı değildir. Sonra da gelmiştir, Asimile olmuştur, Hristiyan’a en son girmiş millettir. Hatta Hristiyan’a da en son giren millet olduğu için Avrupa tarafından hep dışlanmıştır. Mesela saldırganlığının sebebi de budur derler. Şimdi Türkler özellikle Almanlar 300 yıl Türkler Avrupa’dan atmak için uğraştılar, göbekleri çatladı 300 yıl. Bu işte 1700’lü yıllardan itibaren bunu tabii çok eski atileye kadar götüren de olur ama asıl şark meselesinin doğuşu 18. yüzyıldır.
Bu dönemde şöyle bir şey çıktı, Türkler Hristiyanları yöneten despotlardır. Hristiyanlar Türkler de esaretinden kurtarmalıdır ve Türkler de Avrupa’dan atılmalıdır. Bu Anadolu’dur Hristiyanlar dahil buna. Tabii çünkü Anadolu Hristiyanlığı önemli merkezlerinden birisidir. Yani en önemli kiliseler buradadır, en önemli din adamları buradadır. Tabii burada Avrupa’yı Anadolu’suz düşünemezsiniz.
Yani burayı da bunun içine katıyorlar ki Sevr Anlaşması’yla biliyorsunuz eğer hayata geçirebilseydi biz yırtıp atmasaydık, Sevr Anlaşması biliyorsunuz Sevr’i de yırttı arkadaş. Sevr Anlaşması’nda Türkiye 250.000 km kadar bir toprağa düştüydü ki biz orada da kalamazdık muhtemelen. Yani bu Batı’nın iki asır süren mücadele bunun inişliği çıkışlı birçok dönemi var şark meselesinin. Yani Nemirol Kongresi’nde 1735’lerde başlar.
Ondan sonra devam eder bazen zaman zaman müttefikte olmuşuzdur İngilizce, Fransızlarla. Asıl Türklerin Avrupa’dan atılmasıdır ki bunu Rumeli Türklüğünü yok ettiler. Yani Rumeli’de bugün bizim üç vilayetimiz dışında toprağımız kalmadı ki bir zamanlar bir Rumeli Türklüğü vardı yani yakın zamana kadar. Osmanlı’nın hava dayadığı. Yani mesela Murat zaman zaman der ya Abdülhamid dediğiniz dedenizin yaşadığı dönemi yani. Yani üç, iki dede öteye gittiğiniz Abdülhamid. Hepimizin dedesi Osmanlı. Hayır zaman olarak, diyelim 60 yaşındasın. Kendi doğumdan 60 sene geriye git. Abdülhamid tahtı. Abdülhamid tahtı tabii. Oradan 60 sene geri git. Sultan Mecid veya Mahmud. Mahmud tabii. Yani aslında bu bizim çok uzak gibi gördüğümüz hadise yakın tarih aslında. Yani burada çok şey değil. Tabii burada şöyle bir hadise var. Biz öyle bir anlatıyoruz ki İmparatorluğun o parçalanma süreci aslında çok kısa bir sürede oldu. İkinci Abdülhamid tahtta çıktığında 6,5 milyon kilometre karaydı Türkiye. Abdülhamid indiğinde 5 milyon kilometre karaydı. Birinci Dünya Savaşı çıktığında 2,5 milyon kilometre karaydı. 1918’de de Mondra Stonsal’ı 250 bin kilometre karaya düşürmüştü. Milli mücadele olmasaydı bugünkü ülkemiz olmayacaktı. Şimdi çok kısa sürede biz Tuzla buz olduk. Yani bir anda Tuzla yani aslında çok ciddi bir travma geçirildi. Benim şöyle bir düşüncem var tabii bu kolay değil. Bugünden bakıyoruz.
Mesela 1917’de ve 1991’de Ruslar planlı küçüldüler. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da İngiliz ve Fransızlar yaptı bunu. Kols Paşa’nın 1895’de sunduğu bir yazı var orada diyor ki İmparatorluğu diyor revize edin diyor. Siz bütün topraklar bu toprakları koruyamazsınız. Bu parayla bu insan gücüyle ki Osmanlı’nın son namlelerindeki en büyük problem nüfuslu.
Koruyamazsınız özellikle Rumelde sınırlarınızı tahsil edin. Ağırlığınız Anadolu’ya ve güneye kaydırın. Hatta diyor İstanbul diyor Ataylet’e yaratan bir şehirdir. İhtişamı diyor tembelliğe itiyor sizi. Anadolu’da bir yere gidin böyle bir şey var bir yazı yazmış o dönemde Türkiye’den gittikten sonra. Atatürk’ün raporu vardır. Evet 17’dekini diyorsun değil mi? Çünkü mesela savaşın içinde de savaş kaybediliyor. Atatürk 17’de daha planlı bir çekilmeyi düşünüyor.
Yani çünkü planlı çekilmediğimiz takdirde işte olanı gördük sonra. Yani şimdi kontrolsüz güç güç değildir diye bir lastik reklam vardı zamanında biliyorsunuz. Yani biz bunu yapamadık. Şimdi Roma tarihçileri diyor ki Roma eceliyle ölmedi cinayete kurban gitti diyor. Yani Cenmen Habibileri yok etti. Bir Jack Toby diye bir Osman tarihçileri diyor ki Osmanlı İmparatorluğu ne eceliyle öldü. Ne cinayete kurban gitti. Cinayete kurban gitti. Etki altında intihar etti diyor.
Yani İmparatorluk son dönemde çok hızlı yaşadı. Mesela her zaman bizim programlarda da söylediğimiz bir şey vardı. Enver Paşa 41 yaşında şehit oldu. Yani düşünün yaşadığı hayat şöyle bir düşünün. Makedonya’da eşkıya kovalaması, meşrutiyeti ilan ettirmesi, ondan sonra Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı, Sarıkamış, Çanakkale, Kanal Harekatı katıldığı birçok yerler ve
Asya’da Ruslara karşı savaşması hepsi 41 yıl oldu. Yani başkomutan olduğu zaman 30 yaşında bile değil. Tabii bu çok hızlı bir döngü ve burada önemli olan şey şu benim bizim Murat’ın da dediği bir şey vardı bu kitap biraz doğrudan çıktı. Bir el kitabı lazım. Yani özellikle bu profesyonel olmayan tarihçiler için, siyasetçiler için yakın dönemin anahtarıyla birbirine lazım. Bildiğiniz zaman aslında birçok hatayı tekrarlamazsınız.
Yani bizim birçok söylediğimiz hadise vardı programda senelerce veya dergilerde yazdık, gazetelerde yazdık. Birçok problemler çözülmedi. İmparatorluğun tasviyesi bitmedi aslında şu anda devam eden Osmanlı İmparatorluğun tasviyesi. Yani şöyle düşünelim Atatürk’ün mücadele ettiği topraklarda Libya, Suriye, Kafkasya bugün bizim ordumuz aynı mücadeleyi tekrar dedi. Aynı coğrafi yani Libya’da, Suriye’de, Irak’ta, Kafkasya’da çünkü problemler bitmemişti.
Yani bu problemler o soğuk savaş döneminde donmuştu. Ardından bir anda parçalanmalar başlayınca, 91’den itibaren en son bu Arap devletlerindeki karışıklıklar vesairelerden birikti. Aynı problemler yer yüzüne tekrar çıktı. Şimdi burada bizim şeyimiz şu. En azından belli bürokratlarım ve siyasetçilerin cumhuriyet tarihi içinde dahil belli anahtarıyla bilmeleri lazım. Yani son 200 yılı. Bildikleri takdirde yeni icat yapmazlar. Yani kalkıp mesela şu politikayı izleyin ve bu politikayı 100 yıl öncü izlendi, tutmadı gibi şeyler olması lazım. Tabii bir de mesela tarih bizi hatırlatıyor. Geçtiğimiz günlerde biliyorsun Yunanistan’da büyük bir tören yapıldı. Yunan isyanının 200. Yılları bildiği. Tabii bizim için de neydi? Moratürklüğü’nün yok edilişinin 200. Yıl dönümünü ben birkaç yazıda yazdım. Tabii orada işin en ilginç tarafı şu.
Yunan isyanı olduğu zaman Mısır bizim yanımızda. En büyük destekçimiz. Kavalalı geliyor. Yani Kavalalı geliyor. Yunanları perişan ediyor. Ki eğer İngiltere, Fransa, Rusya müdahale etmese Kavalalı’nın oğlu Girit valisi olacak. Yani o mora valisi olacak. Ama galiba sanki Osmanlı da Kavalalı’nın başarısından biraz rahatsız olmuş gibi oluyor o zaman. Tabii şöyle Mısır, yani İslam dünyasının son dönemlerinde belli başlı reformları
tutturan tek devlet Mısır, Kavalalı. Yani sadece askeri yönüne yapmıyor. Zulama vesaire. Bak onun da ilginç bir sebebi var. Daha kaliteli uzmanlar götürmüş. Yani daha fazla para vermiş, daha iyi askeri uzmanlar getirmiş. Bize gelen askeri uzmanlar için iki tane üst düzey uzman var. Birisi Moltke, öbürü de şey. Bolcu mu diyoruz? Yok yok şey, şu Almanya’yı kuran. Biri Moltke, bir de Humbaracı Ahmet Paşa. Yani Conte Bonneval. Mesela Moltke daha sonra gitti Almanya’yı kurdu. Şimdi tabii burada bizim bana göre en önemli şeyden bir şey şu. Bu Cumhuriyet döneminde de çoğu zaman oldu. Biz çok hızlı hareket ediyoruz. Düşünmeden hareket ediyoruz. Tabii burada haksız da değiliz. Çünkü devamlı Batı’yı toplamlosundan görüyorsunuz ve bir şeyler yapmak zorundasınız. Mesela Japon’dan modernleşirken, batıllaşırken sadece Ruslarla 1905 savaşı var. O savaşta da Sibirya demiryolu dışında Rusların Japonya’ya asker göndereceği bir alan yok. Ve böylece Rusları yendiler orada. Çünkü Rusları lojistik olarak destekleyemediler. Daha rahat düşünebildiler. Mesela bizde bu olmadı hiçbir zaman için. Yani şöyle uzun vadeli bir oturup plan yapıp, yani günümüzde de mesela bir sürü problemlerimiz var. Tarımda var, sanayide var vs. Planlayıp uzun vadeli gidemiyoruz. Bu bir karakterimizden geliyor. İki dönemin şartlarından geliyor.
Her zaman, her an acil bir şeyler yapmamız lazım. Ve süreklilik olmuyor. Böyle olduğu takdirde de imparatorlukta reform var. Sadece imparatorluğun ömrünü uzattı. Yani daha kalıcı bir şeylere yapılan, bu imparatorluk parçalanacaktı. Yani bu kaçınılmaz bir şey ama bu ölçüde parçalanmadı. Planlı parçalansaydı böyle parçalanacaktı. Yani tabii ama orada da problem şu. Yemen’den de vazgeçemiyorsun, Selanik’ten de vazgeçemiyorsun, İskotu’dan da vazgeçemiyorsun, Libya’dan da vazgeçemiyorsun.
Tabii ama Rusya bunu gözümüzün önünde yaptı. Hatta o dönemde tartışıldı. Ruslar zaman kazanmak için mi toprak satıyorlar dediler. 1991’de. 1917’de de aynısını yapmıştı. Hepsini serbest bıraktı. Sonra hepsini teker teker topladı. Şimdi de aynısını yaptı. 2008’den itibaren belli stratejik noktaları geri aldı. Ama Bresli Sobsta mecbuldu. Gücü yoktu. Ve Trochki hesabını soracağım bu imzaladığım anlaşmalarını. Ama işte zaman kazanıyorlar. İşte zaman kazanıyorlar. Ama o devrim orduyu perişan etmişti. Kızıloğlu tam daha teşekkül etmemiş. Bizde mesela birinci dünya savaşında perişanız. Atatürk’ün 1917 raporu boşuna değil. Yani savaş gitmiş hala savaşıyoruz. Ya belli yerleri diyor nereleri elimizde tutabilirsek ona göre bir plan yapalım. Yani çünkü artık siz Suriye’nin… O rapor bugün yazılamaz. Tabii. Yazılır mı başında?
İstanbul’a gönderiyor onu. Çünkü Suriye’nin tamamını elinde tutmaya ihtimalimiz yok. O zaman belli yerler belli edeceksiniz. Halep’in belli edeceksiniz. Nereyi belli edeceksiniz bir plan yapılması lazım. Tabii bir ümit de oluyor hep. Yani bir ümit. Yani Balkan Savaşı çıkıyor. Balkanlar kaybediliyor. Ya bir ümit olacak tekrar toprakları geri alacağız diyorlar. Fakat bu sefer geri alamadığın gibi Mısır’ı almaya çalışırken Suriye’yi kaybediyorsun. Suriye’yi yerde tutmaya çalışırken Anadolu’yu kaybetmek üzere. Yani burada biz çok hızlı bir dönem yaşadık. Tabii burada ilginç bir şey var. Mesela ben günümüzde önemli olduğunu inandım. Askeri siyasi tartışmalar var birçok şey var ama fikri tartışmaları da var. Mesela günümüzde bu eksik. Yani Türkiye’de özellikle 28 Şubat sürecinde daha doğrusu 12 Eylül’den sonra 28 Şubat sürecinde bu daha da şey oldu. Siyasileşme oldu. Gençler depolitiğze oldu. Fikri her türlü tartışma bitti. Yani bugün sadece bölücü örgüt üyelerinin bazı fikir iddiaları var kendilerine göre. Belli iddialarıyla bulunuyorlar ama onun dışında bakın ne milliyetçi kesimde ne muavzakar kesimde ne sol kesimde. Belli bir fikirle bir probleme çözüm alama gibi bir şey kalmadı. Yahu okuma bitti ya. Evet. Okumuyor etmiyor okuma bitti. Bir şeydi mesela 19. yüzyılda bunların hepsi hekal kant değildi ama herkesin bir fikri vardı. İslamcılar var bir tarafta. Bir tarafta Karpçılar var. 80’lerde de iyi kötü vardı biz öğrenciyken. Ama şey oldu bak mesela 28 Şubat’dan sonra öyle bir ülke aşırı siyasileşmeye gitti ki. Bu gitti yani belli bir fikir iddianızın olması ihtimali bitti. Yani siz bir fikir yani mesela Karpçılar var 19. yüzyılda.
Onlar ikiye ayrılıyor kendi işlerinde bölünüyorlar. Bir kısmı diyor ki Batı’nın her şeyini alalım. Bir kısmı diyor ki Batı’nın her şeyini almamıza gerek yok. Bir kısmı diyor ki Antarktika’ya kadar gitsek bile Batılılar bizi yok eder tek çaremiz Hristiyanlaşmak diyor. Bunlar absürt bile gelse bir iddia bir fikir bir şey atıyor ortaya. Bir tartışma. Tabii mesela İslamcı İsmail Fenniler ve diğerleri belli iddiaları ileri sürüyorlar. Batı’nın değişik fikir rakımları Türkiye’ye geliyor materializmi.
Beşil Fuat öldüğünde kaç yaşında ya o da 40 yaşında görmemiştir. Türk siyasi Türk fikri hayatını en fazla etkileyen adamdır. Beşil Fuat’ın yazdığı yazılar vesaireler tabii o alt yapımız olmadan o Batı’nın bütün fikri cereyanına hakim olamadığını çarpıyor. Mesela Abdülhamid döneminde en fazla okunan kitap. Tıbbiye de ve askeriyle Bühner’in madde ve kuvveti. Materializm ile ilgili kitaplarından birisi. Okuyan herkes çarpmış. Yani çarpmış herkesi etkilemiş. Materializ yapmış yani o ama şöyle tabi mesela Yusuf Akçur’u üç tarzı siyasetle ilgili yazısını yazdığı zaman yani Türkçürk, İslamcılık üzerine anında karşı çıkanlar oluyor. Mesela bir gazeteden ona cevap veriliyor bir dergiden ona cevap veriliyor. Tabii bunlar Cumhuriyet dönemini kuruldurken de fikri hayatı da oluşturdu bir zenginlik de oldu. Mesela bazı şeyler o şekilde çözüldü ama maalesef şu anda günümüzde hiçbir fikri tartışma kalmadı.
Yani gençler arasında olması lazım, üniversite öğrencilerinin arasında olması lazım. Yani siyaset ayrı bir şey siyaseti yapan yapar. Siyasi fikirler de olur gençlerine. Mesela Murat’ın zaman zaman söylediği çok bir şey vardır. Kendine vrenen en fazla bu memleketin kötülüğü gençleri depoliz etmesidir der. Değil mi onu? Yani hatta yazdı da galiba onu. Yani çünkü o dönemde 70’lerde ki sağcı solcu kavgasını bitireceğiz derken bu sefer gençlerin fikri hayatına büyük ket vurdular.
Mesela biz 80’li yıllarda okudum ben 84-88 arasında üniversitede. Yine vardı fikri tartışmalar ama tabii o daha Zaptur-Abdalt’ın alınmak isteyen bir gençlik vardı. Zaman içerisinde insanlar uzaklaştırılır. O bir şey dünyada da böyle oldu aslında baktığın zaman. Avrupa’da da böyle oldu. O şeyden de oldu tabi. Sovyetler birliğinin çökmesinden sonra ideolojiler bitti. Ama yine Avrupa’da vesairede belli bir şey var. Mesela ya embasit iş.
Şimdi 19. yüzyılda 20. yüzyılın başında çok canlı bir Türk dünyası fikir ve kültür hayatı var. Çok canlı. Yani burada basılan kitap Ahmet Mithat Efendi’nin kitaplarını Azerbaycan’da okuyorlar. Kazan’da okuyorlar. Buhara’da okuyorlar. Orada Gaspar İsmail’in bastığı gazeteler burada okunuyor. Yani iletişimin çok zayıf olduğu bir dönemde bile Türk dünyasında çok canlı bir fikriye hayat var. Şu anda bizim her türlüyle bakın Türk dünyası devletleriyle bizim siyasi askeri bir çok ilişkimiz var.
Ama maalesef fikri ve kültür ilişkimiz yok. Yani biz şu anda… Orada kültür ve fikir yok. Yani oradaki bir yazarı tanımıyoruz. Veya buradaki bir yazarı onlar tanımıyor. Şeyin rahmetli Hakkı Dursun Yıldız, Kültekin’in babası, bizim Marmara’nın eski rektörü. Allah rahmet eylesin çok akıllı bir hocamızdı tarihçiydi. Rusya dağılır dağılmaz Marmara Mühendisinde alfabesen pozumu yaptırdı. Ve kararlandı. Latin alplerine geçemez şu yönde.
Bu yönde çok hızlı hareket etti. Bütün tü dünyasında hepsinde yani o bölgelerin kültürel temsilciliğine geldi vesaire. Ama tabi daha sonra o bölgelerde bu geçiremedi. Zaman içerisinde geçiremedi. Çünkü şeyde mesela Araba filanından önce Latin afriyene geçiyorlar Rusya işgalindeyken. Biz Latin afriyene geçtikten sonra da Ruslar bunları Krile afriyene geçiriyorlar. Mesela biz bu bağlantıyı da mesela Azerbaycan filan daha önce geçti ama bazı Türk devletler daha yeni yeni geçtiler. Yani bu bağlantıyı kuramadık. Mesela bana göre şu andaki en büyük önemli şeylerden birisi bu. Türk dünyasında kültürel alanlarda belli kanalların açık olması lazım. Peki Erhan şey dönelim mi kitaba dönelim mi? Burada ilginç şeyden bir tanesi Grek projesi. Sen diyorsun şu an neden konuşturanlara gidin.
Haklı ben yalnız bir tek şey ilave edeceğim. İşte fikir yok bilmem ne ama o fikri oda yapacak insan yok. O var. Peki geçelim Grek projesine. Şimdi bu çok kıymetli bir pozisyon belirleme aracı bana göre. Çünkü sen diyorsun ki 1787 Avustura ve Rusya Grek projesi aldığı altında bir proje başlattılar ve
Osmanlı’yı ortam kaldırarak yeniden Bizans’a dönüşü başardılar. Ve nitekim arkasından baktığın zaman bana göre Osmanlı o senin söylediğin hızı dağılma süreci en önemli adımı. Moro isyanı ve arkasından Yunanistan’ın bağımsını kazanması. Fakat sen onu çok ilginç anlatmışsın. Yani bu isyana Avrupa’dan destek verenlerin bu desteği ve etlerini bir yandan da pişman olduklarını ama bugün bakıyorsun hala aynı havada gidiyorlar. Şimdi şöyle Grek projesi 1780’lerde Avusturya ve Rusya Grek projesi altında imparatorluğu yok edelim. Aslında bak şöyle diyelim dünya dengeleri olmasa Osmanlı imparatorluğu 19. yüzyılın başında biterdi. Yani bunu nereden biliyoruz 1870’de 16 tane İngiliz gemisi çok rahat boğaz geçiyor ve sarayın önüne kadar geliyor. Bizi 100 yıl Avrupa dengelerini kullanan devlet adamlarımız ayakta tuttu. Çünkü İstanbul kimin olacak? Öbürü kimin olacak? Şimdi Grek projesinde ilginç bir şey var. İmparatorluğu çeken Katerna’nın torunu Konstantin Bizans imparatorluğu olacak fakat tam imparatorluğu olsun diye ne yapmışlar? Adalardan Rum dadı getirtmişler. Rum dadıları emzirecek ama ilginç bir şey olmuş. Dadıların sütü çıkmamış oraya gidene kadar emzirememişler. Yani bu kadar ince nuansı bile düşünüyorlar yani Rum dadılar tarafından emzirilecek vesaire edilecek. Tabi orada bizi kurtaran Fransa ihtilali oldu. Fransa ihtilali sonucunda Avrupa alt üst olunca o 1787-1792 Osmanlı Rus Savaşı’nda Ruslar ve Avusturyalılar kendi ülkelerini kurtarabilmek için savaştan erken çekildiler. Yoksa iki devlet aynı anda Osmanlı imparatorluğunun önemli miktarda toprağını alabilirlerdi. Tabi burada şöyle diyelim o şimdi Fatih İstanbul’u aldığı zaman Avrupa’da büyük bir heyecan doyuyorlar ki ya Roma’nın son başkenti, Hristiyanlığın en önemli başkenti gitti. Papa diyor bu bir ayıptır diyor. Bizanslar diyor ki Avrupa bizi sattı. Avrupalılar diyor ki Bizanslar ahlaksızdı o yüzden şehir gitti. Bunun üzerine İstanbul’u geri almak için haçlı projeleri yapılıyor.
Fakat Fatih İstanbul’u vermeyi bırakın. Bosna’yı alıyor, Arnavutlu’yu alıyor, İtalya’ya çıkıyor. Bu sefer yenilmez Türk diye bir imaj doyuyor. Diyorlar Türkler yenilmez yani Türkleri yenme ihtimalimiz yok. Makeveli diyor ki İtalya’da diyor aylaklar otururlar. Türkler bu sene bizim şehrimi alacaklar sizin şehrimi alacaklar bunu tartışırlardı diyor. Şimdi aslında Avrupa’yı bir gün anlamak için bu da önemli. Yani bilinçaltına böyle bir korku gitmiş bu boşuna da değil. Şimdi ardından İnebahtı Savaşı’nda 1571’de aslında onun da bu sene 450. yıl dönümüydü. Tarihimizdeki büyük mağlubiyetlerden birisidir. Dert çıkarmamız gereken şeylerden birisidir. İnebahtı Savaşı’ndaki mağlubiyetten sonra Türkler yenilebilirmiş diyorlar. Ne diyorlar? İllik de olursak. İlk yenilgidir. Tabii ilk büyük yenilgi ondan önce Malta’da da var 1565’de ama ilk büyük yenilgi donanma yok olmuş. Fakat tabii Kılıç Ali Paşa çok akıllı bir adam donanmayı bir sen içerisinde revize ediyor. Hızlıca bütün tershanelerde şey yapılıyor. Uzun Çarşılı diyor ki rahmetli Osman tarihisinde İsmail Akkuzun Çarşılı. Bu hikayeyi diyor hep bilirdim ama diyor Osmanlı arşivine girip mühimmet defterlerinde binlerce diyor emri görünce diyor anladım diyor. O donanmanın nasıl yapıldığını. Gelibolu’ya emir gidiyor Sinobay mir gidiyor ama sıraya emir gidiyor. Yemiyor.
Yüz tane gemiyi çıkarıyoruz. Tabii orada da ilginç şey de var. Mesela gemiler çok hızlı yapıldığı için ağaçlar yeterince kurutulmamış. Mesela bir kısmı kırmıştır gemilerin daha sonra. Bu bizim tarihlerde fazla yazmaz. Böyle bir şey de var. Ama o yenilgiyi toler ettik. Fakat daha sonra Viyana bozgunundan itibaren mağlubiyetler artınca Avrupalılar artık şunu düşünmeye başlardı. Türkler yenilmez değil. Türkler kim? Türkler Hristiyanları yöneten despotlardır.
O zaman bir hemen ilk planda Türklerden bu Hristiyanları kurtarmamız lazım. Şöyle bir plan yapılıyor. Vahdet hocanın süper formülü dediği diplomatlar Avrupalı diplomatlar bir bölgede gidiyorlar karşılıklı çıkarıyorlar. Silah veriyorlar. Mesela Halep konsolos Henderson gidiyor Zeytun’da silah dağıtıyor. Ermenler isyan ettiriyor veya Rumlar isyan ettiriyor veya Bulgarlar isyan ettiriyor. Ardından güvenlik güçleri müdahale ediyor.
Güvenlik güçleri yani Osmanlı askerleri, jandarmaları müdahale edince deniliyor ki Türkler Hristiyanları zulüm yapıyorlar. Hristiyanları katlediyorlar. Kendi ülkende asayişi sağlıyorsun. Nota veriliyor. Devlet ya notayı kabul ediyor. Kabul etmezse bu sefer donanmalarını ve ordularını gönderiyorlar. Ve o bölgede bir öcek devlet kuruluyor. Ama bunlar niye oluyor? Zayıftı. Tabii zayıfladığın için. Zayıftık. Yani gücün yetmiyor.
Öcek devletin kurulması demek şu demek o bölgede Osmanlı Devlet Teşkilatının ve Türklerin tasfiye edilmesi demek. Ardından o öcek devlete bağımsız oluyor. Ermenler dışında bütün azınlıklarda bu formül tutmuştur. Şimdi tabii ilk ayrılan devlet Yunanlılar. Yani Osmanlı İmparatorluğu’ndan daha önce topraklar falan kaybetti ama.
İlk ayrılıp yani Rusya itirak ettik kırımı vesaire ilk müstakil devlet kuran 1821’deki Yunan İsyanı. Yunanlar burada Rusya tarafından isyan ettiriliyor. Bu İsyanı Osmanlı İmparatorluğu bastıramayınca Mısır Valisi Kavallalı Mehmet Ali Paşa’dan yardım istiyor. Kavallalı İbrahim Paşa geliyor moray çıkarmasını yapıyor ve kısa sürede isyanı bastırıyor. Fakat mesela günümüzde de bizim her zaman göz ardı etmemiz gereken şey şu.
Her zaman Yunanlar Avrupa’nın şımartılmış çocuğudur. Bütün Avrupa’da o dönemde aslında materni Avusturya Başbakanı kendine bir imparatorluk olduğu için bu tür isyanlara karşı Avrupa devletlerini bundan uzak tutuyor. Yani çünkü yarın öbür gün Yunanistan orada bağımsız olunca benim başıma da gelir diye düşünüyor. Fakat Avrupa kamuoyunda müthiş bir Krek perestlik var. Yani Yunan kültürüne hayranlık var. Lot Bayrın şiirlerine, en önemli şey Almanya’dan, Fransa’dan, İngiltere’den bir sürü gönüllü geliyor savaşmaya. Yani Amerika’dan bile geliyor. Tabii orada şöyle bir şey var. O moray isyanında 25 bin ile 30 bin arasında Türk çok acı bir şekilde katledilmiştir. Bunlar tam bir soykırımdır. Hatta Türklerin yanında yer alan Rum papazları da öldürmüşlerdir. Çok ağır işkencelerle öldürmüştür. Yani terör şey hiç değişmiyor. Ve orada bazı özellik Avrupalı yazarların söyledikleri şeyler var. Diyorlar ki biz bu Yunanlılara, Ariston’ın Yunanlıları zannederken burada mazlum çocuklara, kadınlara yaptıkları ağır katliamları gördük deyip çekip ülkelerine gidenler var.
Mesela bunların yazdığı hatıralar var. Hatta bunların bir kısmı Tarih Kuruf tarafından şu anda yeni bir belgesel de yapıldı. Moratürkleri soykırımı diye. Şöyle düşün. Yakın zamana kadar moratürkleri diye bir kavramı biz bilmiyor idik. Yani orada çünkü ilk yok edilen topluluk moratürkleri. Ve çok acı hikayeler var. Bunlar bizim kaynaklarda da yok. Bunlar bizzat işte Prusyalı bir subay yazmış. Fransız birisi yazmış.
Ve orada özellikle Selahattin Sonye’nin araştırmalar vardır, Makkartin’in araştırmalar vardır. Bunları naklettiler. Tabii orada Yunanlar ondan sonra biliyorsunuz hep bizim aleyhimizde büyümüşlerdir. Önce Mora, ardından Tesel’e alınmıştır, ardından Girit alınmıştır, ardından Batı Tarak’a alınmıştır ve büyümüştür. Tabii büyürken de büyük bir etnik temizlik yaptılar.
Yani Yunanistan’da kalan Türkler mübadela dışında ya öldürüldüler ya göç etmek zorunda kaldılar. Şimdi yapılan hesaplamalara göre sadece Yunanistan değil, Kafkaslar, Bulgaristan ve diğer ülkelerde 5-6 milyon civarında Türk’ün göç etmek zorunda kaldığını, 5-7 milyon arasında Türk’ün de katledildiğini hesaplıyor tarihçiler. Yani son asrın en büyük soykırım bu yalnızca şeyde değil, Çerkezlere, Boşnaklara, Arnavutlara, Müslümanlara, Müslüman Türklere, Tatarlara karşı yapılan bir soykırım yalnızca bütün bölgede olmadı. Bunlar kademe kademe yok edildiler. Yani o ve Yunanların başlattığı Mora soykırım en önemlisidir. Bakın en önemli bir şey, Yunanistan Türkiye ile iyi ilişkiler içerisinde zaman zaman giriyor. Kendisi de faydalanıyor, biz de faydalanıyoruz. Yunanlı bir devlet adamı gelmişti, dedim ki bakın boşu boşuna iki ülkeyi şey yapıyorlar, boşu boşuna siz silah satın alıyorsunuz dedi. Hocam haklısınız dedi ama ne yaparsanız siyaset dedi. Üçüncü ülkeler kazanıyor dedi. Yani aslında bunun da farkında askeri yetkililerinin çoğu Yunanların. Ama tabi biraz önce konuşmuştuk, ne zaman Avrupa’da bir Türk karşılığı başladığı zaman adamlar hemen başdoğru oynuyor. Şu anda da öyle oldu. Tabi, mesela dışleri bakanı hep geriyor ortama. Ben de şunu söylüyorum, mesela kitapta da onu yazdım. Bizim tarihimizin en zayıf olduğumuz dönem Anadolu’nun işgal ettiği dönem, bütün Türk tarihinin yani artık Polatya’ya kadar gelmiş düşman. Şimdi Sakarya Savaşı dediğimiz savaş, Polat’ta da cereyeni duyuyor. Yani tabi, yani şeyin Ankara’nın yanı. Ankara’nın yanı dibi.
Ve burada Yunanlar tabi bir şeyi hesaplayamadılar. İngilizler aslında uyanmış. Yani İngilizler çok akıllı bir millet. Yani bakın demişler, yani Türk askeri bu kadar hafife almayın. Türk ordusu bitmedi demişler. Yani tabi bunlar İzmir’e civarında kalmıyorlar. Bursa’yı işgal ediyorlar, Aydın’ı işgal ediyorlar. Ankara’ya kadar geliyorlar.
Tabi Sakarya Meydan Savaşı’nda Atatürk’ün komutasında savaş kazanıldıktan sonra ardından büyük taarruz var. Gelecek yılda büyük taarruzun 100. yıllığında. Şey yapacak mısınız onun için? Yapılacak. Bizde sempozum da var. Şey de var ki hatta benim daha önce de söylediğim bir şeydir. Bizim son dönemdeki savaşlara baktığınız hep ne vardır? Şıpka müdafası. Şıpka müdafası, Plevne müdafası, Çanakkale müdafası, İşkodra müdafası, Edirne müdafası. İki tane taarruz var, Sarıkamış ve Kanal ikisi de başarısızdır. Hatta Enver Paşa’nın Mayıs 1915’te Çanakkale’de yaptırdığı bir taarruz harekatı vardır. 10 bine yakın askerimiz şehit olmuştur. Yani Çanakkale’nin içinde mağlup olduğumuz bir cephedir o da. Bizim son dönemde kazandığımız tek taarruz var. O hiç yazılıp söylenmez mi? Neyi? Tabi. Hiç yazılıp söylenmez. Yani mesela gelmiş orada düşmanları duyuyor Enver Paşa, sökün atın. Tamam da, taarruz yapabilmek için silah üstünlüğün, asker üstünlüğün böyle bire üç olman lazım.
Orada kazandığımız bir savaşta orada birçok asker taarruzdan şehit olmuştur. Bizim son dönemde kazandığımız tek taarruz, büyük taarruzdur. Çok iyi planlanmıştır. Atatürk ve komuta heyeti çok iyi planlanmıştır. Yunanlar 650 kilometrelik bir cephede ordusunu yaymışlar. Biz 65 kilometre topladık. Mesela Koceli’de Deli Halit Bey var. Deli Halit Bey Yunanların iki tümenini orada tutmuştur. Yani saldıracağız diye.
Aldatma mağarabeleri yapılmıştır. İstihbarat gitmemiştir. Hatta Atatürk’ün de iki kere maç seyretmiş. Bir tanesi o. Şimdi tartışıyorlar ya Atatürk fenerli miydi, Galatasaraylı mıydı, beştaşlı mıydı diye. Futbolla fazla ilgisi yok. İşte o sırada büyük taarruzdan önce komutanlarla görüşmek için bir futbol maçı düzenleniyor. Şimdi tabii orada çok iyi planlanmıştır. Ve Yunanlar aynı terör örgütlerini şimdi yaptığı gibi büyük mevziler kazıp Türk ordusunu geçirmez derken.
İki gün içerisinde, dört gün içerisinde 26 Ağustos’ta başlamışlar. 30 Ağustos’ta Dumrulpınar Meydan Muharebesi’nde bir diğer ismini Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde yok edemiştir. Atatürk ne diyor biliyor musun? Şimdi Rum, bizde Sırf Sındığı Savaşı var. Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin Atatürk’ün verdiği isim Rum Sındığı’dır. Yani Rum Sındığı Savaşı diyor. Tabii orada Yunanlar da yok edildikten sonra 9 Eylül, Dizmir’de denize döküldüler. En son 18 Eylül’de bandırmadan çıkarıldılar. Ve orada ilginç bir şey oldu.
Bakın bu bizde fazla anlatılmıyor. Yunanlar, adalarda toplandı albaylar. Gittiler yönetimi devirdiler. Ve bu savaştaki mağlubiyetin suçlusu olarak Yunanlı devlet adamlarını ve generallerini yargılatıyorlar. Bunun sonucunda Atatürk, Türikobüs’ü göndermemiştir. Gönderse Türikobüs de işitilecek. 6 kişi kurşuna dizildi. Bunların içinde 3 başbakan, genel kurmay başkanı ve 2 bakan var.
Yani ben Yunanlılara her zaman bunu diyorum. Bakın Türk tarihinin en zayıf olduğumuz dönemde Bir Anadolu macerasına giriştiniz. Bu maceranın sonunda kendi devlet adamlarınızı kendiniz kurşuna dizdiniz. 2010’a kadar da bunlar vatan ayiniydi. Yunanistan tarihinde. Bunların torunları mücadele ettiler. Tabii 2010’lu yıllarda Anayasa Mahkemesine mücadele ettiler. Ve 6’ların üzerindeki hainlik tamakası kalktı. Yani Yunanistan’ın bunu görmesi lazım.
Biz her zaman bunu kastecis, tarihçis, devlet adamı, askeride barış istiyoruz. Şimdi siz Avrupa’nın maşası olup boşu boşuna Türkiye’yle gerginlik çıkaracağınızla iyi ilişkiler kurun. Biz o amaçtayız. Şimdi bunun ve bir şeyi kazanamayacak olanı şuradan anlamalara lazım. Siz 1919’da, 20’de, 21’de, 22’de bir imparatorluğun köktüğü bir yerde başarısız oldunuz ve kendi devlet adamlarınızı kurşuna dizdiniz.
Çünkü dünyada sizin yanınızdayken. Tabii, yani o da oradaydı. Ama işte burada zaman zaman, biraz önce söylediğin gibi Avrupa’da bir karşılık olduğu zaman bayraktar oluyorlar. Ama bu da boşu boşuna iki ülkenin kaynaklarının tükenmesine sebep geliyor. Şimdi Yunanistan’ın 16 tane fırka teyninin 200 küsur uçağının olması, Yunan 10 milyonluk bir devlet için fazla lüks. Onun yani uçağına alınması ayrı bir dert, bakım idameyesi ayrı bir dert. Şimdi mesela gidiyorlar Fransız gemisi alıyorlar.
Yunan işletmesi ayrı bir dert. Şimdi burada tabii ama her zaman da şunu görmek lazım. Her zaman şımartılmış çocuk bunlar. Peki ana şeye gelirsek, Murat Semulkova’ya da ilgili bir şey söyleyecektik. Şimdi Erhan Şah’ı söyledi 100. yılı. İki konuyu bizim Türkiye’de iyi incelememiz lazım 100. yılda. Pek üzerinde durmadık. İzmir bölgesinde Yunan işgalinden sonra o da devlet kuruldu.
Yani Küçük Asya Devleti. Evet. Eder Aziz Minyör. Ionia. Ionia. Ionia Devleti kuruldu. Ve bu devlet bizde incelenmedi. Ben bir iki makale okudum. Biri bir hanımın da. Bir bayan tavişinin. Bir bayan tavişinin. Ve orada şimdi şu var. Yunanistan yani İzmir’in işgalinden sonra ismini unuttum adamın. O tayin ettikleri vali, İzmir’e tayin ettikleri vali, Yunanlı vali düzgün bir adam. Şey değil, uçuk kaçık falan değil. Hatta böyle suç işleyen, halka karşı suç işleyen bazı Yunanlı askerler falan ciddi şekilde cezalandırmış, idama falan yapmış. Ve bunlar şey kurdular, devlet kurdular sonra ilan ettiler. Ve ciddi bir üniversite kurdular. Ve çok ciddi bir kütüphane kurdular. Ve o şeyde bozgundan sonra giderlerken o kütüphaneyi taşıdılar onlar.
Bir, bu devletin çok ciddi incelemesi lazım. Biz yapmadık bunu hiç. Adolda kurulan Yunan Devleti’nin. Tabii baştan ilhak düşüncesindeler. Daha sonra bir devlet kuracaklar müstakil yani. Direkt ilhak ettiler. Orası oraya verilmezse al senin olsun diye ilade plebisit yapılacak. Ama bunlar devlet kuruyorlar orada. Ve hani o İzmir yangına şu bu şey çok şey vardır.
Adam Josepian’ın güzeldi o kitabı. Simun Efe. Şeyden, enteresandır. Ama yani bu devlete tepkidir aynı zamanda. Sadece işgali ordusu değil. İkincisi büyük taarruz öncesini geçenlerde, geçenlerde dediğim bir sene falan oldu bir kitap okudum. Tanımıyorum yazar. Potiben Nisoy. Çok enteresan. Yunan ordusunu yazıyor. Hıhı, gör tamam. Kıyamet kopuyor mu şurada?
Bizde bu hiç üzerinde durulmaz. Türkiye’de yuran kaynaklarını kullanan tarih sayısı arttı. Evet ama şimdi artıyor da yani akademisyeni yazdığım bir çok şey anlamıyorsun. Kuru yazıyor şey yazıyor. Ve önemli tarafını fark edemiyorlar maalesef. Şimdi Yunan ordusunda ciddi bir başkaldırma var. Propaganda var. Komünist propaganda var. Çok ciddi bir şey var. Şimdi yapacaksanız 100. yıl bunların üzerinde durulmaz.
Ama bir sempozun düzenlenecek. Şeyin tabii şöyle. Mesela biz savaşı kazanırken tabii şimdi bizim asker sayımız, silah sayımız vesairemiz az onlardan ama mesela başkomutanlık büyük taarruzda bir bizim komuta heyeti daha iyi. Çok tecrübeli komutanlar sahip. Antalya Türkbaşı’da olmak üzere yani şöyle düşünün. O istikas savaşı komutanlarına bakın bunlar hepsi 10 yıl. 10 yılı muazzam pişmiş. Tabii yani şimdi Yunan ordusunda böyle bir komuta heyeti yok.
İki, süvari kuvvetleri daha fazla. Free copy’sinin haberi yok başkomutanı. Üç, şey bizim orduda birlik var. İddiat var. Yunan ordusunda biraz önce Murat’ın söylediği gibi moral bozulmuş. Çok şey. Öyle düşünün. Polat diye kadar gitmişsiniz tam Türklerin meclisini alacaksınız, işgal edeceksiniz. Bir anda perişan bir şekilde geri dönmüşsünüz.
Şimdi o moral bozukluğu vesaire o birlik ruhu yok ve tabii orada dediğimiz gibi çok ciddi subaylar var. O sakalı Nurettin’den tutun fevzi çakmak İsmet’in önündeki. Asıl sana söyleyeyim büyük taarruzda Fahrettin Paşa’da. Tabii. Subayların komutanı tabii. Çünkü bizim ne seviyor. Topçuları dokunmuştur Süleyman. Topçuları birikiyorlar çünkü adamlar topla zincelemişler. Tabii. Mesela topçularımız çok aktif. Tabii o şey var o bir de biz problem sıkıştığımızda problemleri daha hiç çözüyoruz. Yani ama bu sefer iş işten geçmiş oldu. Bir imparatorluğu kaybediyorsunuz. Sonra bu sefer eldekini kurtarmaya çalışıyorsunuz. Mesela Balkan Savaşı’nda dört küçük Balkan Devleti perişan etmiş Osmanlı İmparatorluğu’nu. Birinci Dünya Savaşı’ndaki savaşma kudretini. Balkan Savaşı Erhan da o kaderde olacak bir şey. Peki başka bir yere dönelim mi? Yok. Bunu kabul etmek lazım. Başka bir yere dönelim mi? Maaş vermemiş pardon şey yok. Ordu hiçbir şey yok. Şey yani değildi falan diyorlar. Bakın hapishaydı hani işte donanma. Ne yapacaksın? Çıkmış sırfını. Çıkartmışlar ilk defa. Seneler sonra çıkıyor. Gümrüğü bir defa olmuş geçirmiş yani. Yok Balkan Savaşı’nda değil mi? Ama şey var. Balkan Savaşı’nda çok ciddi bir siyasi ayrışma var. Yani o çok kötü bir şey. Yani o itilafçı, itilafçı diye. Silahlı güç yok.
Ya şimdi orduyu önceden savaştan önce çoğunu şey diyorlar. Mesela en komik şudur. Yani acısasında komik değil. Bak Mahmut Şevket Paşa’nın şeyi ben yayınladım. Şey diyor ya silah yok diyor. Ne halt edeceğiz diyor. Yok. Ama şey şu. Yapmazlar diyor. Şimdi Avusturya, Sırbistan benim aleyhime kullanır diye mesela Avusturya topraklarından Fransa’dan aldıkları silahların geçmesine izin vermiyor. Bizimkiler Selanik Limanı’ndan Sırbistan’a gönderiyorlar silahları.
Ve o toplar eceline kuşatmasında bile kullanılıyor. Yani şimdi bir analiz yapılamıyor. Yani o ciddi bir analiz yapılamıyor. Gelen bir savaşın ayak aslında inanmak istemiyorlar. Bazen de bakın o çok tehlikeli bir şey. Görmezden geliyorlar. Tabii yani aslında Balkan Savaşı’nın çıkacağı, biliniyor. Yazılara yazılmış. Bilgiler gelmiş, istihbarat bilgiler gelmiş. Ya bu olmaz falan diye şimdi zaman zaman günümüzde de olur. Yani böyle bu hadise olmaz diye kabul edersen daha ağır bir şey olur.
Yani savaşın geleceği belli. Askerin bir kısmını terhis etmişsin. Sırplara gidecek silahlara müsaade etmişsin. Ya kardeşim Libya’daki orduyu alıyor. Şeye gönderiyor mu Mahmut Cevket Paşa? Asker yok İtalya’da adam çıkıyor oraya. Ve İtalya nota verdiği vakit Sadrazam Hakkı Paşa, Büliş Bahçesi’ndeymiş. Bakarız sonra diyor şey yapmaya. İtalyan şeyinde doğdu. Evet Hakkı Paşa. Trabus’un kaybı. Peki şey diyelim mi yine burada ilginç. Üçüncü Selim. Osman’dan ise zafiyetlerinin farkına varmış belli ölçülerde. Batı’dan biraz gelişmekte olan dünyadan ne kadar uzaklaştığını, ne kadar organizasyon olarak, yapı olarak ne kadar geride kaldığını. Ve üçüncü Selimin ne oldu Murat? Afiyet olsun. Afiyet olsun. Rejim? Açıl. Açıl rejim mi oldu? Bugün bir şey yemedim. Afiyet olsun. Yani şöyle tabi şimdi. Ama Üçüncü Selim’i hallediyorlar. Ya şöyle şimdi biz tarihimizde birçok kez ıstağat yaptık. Kanun döneminde sonra. 17. yüzyıldan itibaren. Ama hep kendimiz örnek aldık. Mesela diyorlar ki 17. yüzyılda kanun dönemine dönelim. Kanun döneminde Fatih döneminde. Örnek kendi haşmetli günlerimiz. Olmaz gibi düşünüyor. Ama normal. Bak şimdi mesela şu andaki büyük devletlere baktığın zaman da onu görüyorsun.
Üçüncü Selim zamanında şu oldu artık. Maçında ordu savaşı bıraktı. İstanbul’a geldi. Bunun üzerine Üçüncü Selim artık savaşı kazanamayacağını gördü. Ve yeni bir sistem kurmaya karar verdi. Bak Nizami Cedid aslında bunu da adam gibi anlat. Nizami Cedid ne demek? Yeni bir düzen ya yeni bir düzen. Yani ne demek bu? Geçmişi bıraktık. Tamamıyla yeni bir düzen kuracağız. Yeni bir düzene gitti. Tabi Nizami Cedid ordusu 14 bin civarında bir asker. Kimin de o söz ilk kullanan?
Nizami Cedid. Müteferrika dedi. İbrahim Müteferrika. Müteferrika. İbrahim Müteferrika yazdı Usul-i İlhikem fi Nizami Ümem isiminin eserinde Nizami Cedid tabiri kullanır yeni bir düzeni. Daha önce de Fazıl Mustafa Paşa’nın 1690’larda yaptığı bazı icraatlar için kullanılır Nizami Cedid diye ama gerçek manada kullanması Üçüncü Selim’dir. Üçüncü Selim devleti yeniden yapılandırmak istedi. Aslında bak planla programlı yaptı. Devlet adamlarından ve bazı yabancılardan raporlar istedi. Yani devleti nasıl kurtarırız?
Aslında o raporlara baktığınızda çok ciddi analizler yok. Sadece yurt dışına giden Ebu Bekir Ratip Efendi gibi elçilerin yazdığı gözlemleri vesairesi var ama yani böyle içinde bulunduğu atmosferin dışına çıkıp analiz yapmak kolay bir hâdise değil. Yani onu yapılamıyor. Yani kolay bir şey değil. O zamanın mekânında adamısınız. Genel ekranınızdan kopamıyorsunuz. Üçüncü Selim batırlaşmayı başlattı. Fakat daha sonra çıkan isyanda yönetemedi.
Ki nizamice bir askere orada müdahale ettirebilirdi. Ettiremedi ve tahttan indirildi. Bir süre sonra da öldürüldü. Tabii o dönemde aslında dönüşümü yapan ikinci Mahmut. İkinci Mahmut, Ali Akkı Yıldız’ın güzel bir sözü var. Asıl Ali Akkı Yıldız’ın ülkemizin önemli Osman tarihçilerinden biridir. Asıl tazimatı ikinci Mahmut dönemidir. Doğrudur. Yani bütün dönüşüm bir kere elbiseyi değiştirmiş. Yani kılık kıyafet değişmiş bu kolay bir hâdise değil.
Seninde denemiş ama olmamış. Yok, Mahmut yapıyor. İkinci Mahmut zamanında bütün devlet kurumları değişiyor. Ordu sistemi değişiyor. Kılık kıyafet değişiyor. Padişahın resimler asılmaya başlandı. Ben sana bir şey soracağım. Üçüncü Selim’in… Gönlünüz kaldı boğazınızı takıldı. Üçüncü Selim’in başlattığı ıslahat, o hareket acaba sadece devlet ıslahatı mı?
Yoksa biraz da kendisi kendi özel ordu falan filan gibi bir niyetim mi var? Ya ilk başta kendi emniyetini kurmak istiyor yeniçelilere karşı. Yani Nizami Celit çok büyük bir askerdi. Nizami Celit aslı ordusu gibi bir şey. Tabii, yani öyle kuruyor. Muhafızalı gibi bir şey. Kullanamıyordu ama. Kullanamıyordu yani. Tabii burada şöyle bir şey var. Aslında bizim tarihçilerin çoğunu da dikkat etmediği mesele… Ben de yıllar sonra bir bakayım dedim.
Şimdi biz teknolojik olarak geri kaldığımız için savaşları kaybederiz ama başka bir şey var. Sanayi inkılabını yapamadığımız için, sanayi inkılabının getirdiği, tıplığın getirdiği imkanlardan uzağız. Ne oluyor? Aşı yeterince yaygınlaşmıyor. Hicen yeterince yaygınlaşmıyor sağlık şeyleri Avrupa’da. Avrupa’da çocuk ölümleri azalıp nüfus artarken Türkiye’de nüfus azalmıştır. Ben her zaman şunu diyorum.
1711’de biz Pruh’da Ruslara yendiğimizde Osmanlı İmparatoru 30 milyon. Çıkardığımız ordu 140 bin kişi. Rusların nüfusu 16 milyon. Çıkardıklar asker 60 bin kişi. Birinci Dünya Savaşı’na girdiğimizde Rusların nüfusu 175 milyon. Çıkardıklar asker 11 milyon. Bizim nüfusumuz 22 milyon. Çıkardığımız asker, o da Ember Paşa’nın büyük bir başarısıdır, 2 milyon 800 bin kişi. Yani bir kere bizim, aynısı 93 Arb’inde 1877-1878’de Ruslar 800 bin kişilik ordu çıkarıyor.
Biz 300 bin. Yani orada zaman zaman tartışılmış bu. Ama bir kere senin nüfus olarak, bir de gayri Müslümlere Birinci Dünya Savaşı’ndan önce asker alamamışsın. Nüfus olarak zaten yeterince büyük ordu çıkarmam mümkün değil. Avrupa’nın o sanayi inkılabıyla birlikte nüfusun artmaya başlaması. Birinci Dünya Savaşı’nda Almanların nüfusu 50 milyon. Bakın bugün Almanlar 85 milyon civarındalar. Biz Birinci Dünya Savaşı’nda 20 küsür milyonduk.
Yani Almanlar bizim 2,5-3. Bütün Kuzey’i yarım köyde nüfus fazla o dönemdi. Yani Asya, Çin’i saymayın Hindistan’ı. Afrika devletleri ve diğer devletleri, İslam devletleri nüfusları çok az. Yani bizim nüfuslarımız yeni arttı. Almanlar 12 milyon kişilik ordu çıkarmıştı Birinci Dünya Savaşı’nda. Yani bir kere insan üstünlüğünüz var. İşte orada o nüfus problemi, ki aynı zamanda mesela günümüzde de bağlanmış.
Ama sanayi devrinin Avrupa’da yarattığı imkanların getirdiği nüfus artışı Osmanlı olmaması da bir engel. Yok artıramıyor. Tabii. Çok uğraşıyorlar. Yani bak Cumhuriyet döneminde de mesela biz dergide de yazmıştık hatırlarsın. Çok çocuğu olanı inek veriyor devlet. Cumhuriyet döneminde niye? İnek veriyorlar. Mesela köylü ailesi diyor ki yani çocuk başına bir inek bağışlayacağız. Vereceğiz size devlet olarak nüfus artsın istiyor. İtalyan, çok çocuklu İtalyan ailelerinin resimleri gazetelerde başlıyor.
Çünkü Cumhuriyet başlarında devlet 13 milyon kişi. 13 milyon. Yani toprağa göre çok az ve çok bineşli bir şekilde nüfus artırılmıştır Cumhuriyet döneminde. Bu çok isabetli olmuştur yani göçlerin dışında. Tabii bunda haklarını da verelim. Doktorlar çok ciddi çalışmalar yapmıştır hekimler Cumhuriyet döneminde köy köy gezip aşılama yapmışlardır. Aşının mesela iki tane faydası var. Bir ölümleri kesiyor. Şimdi mesela rengi dolduğu gibi cilt bozukluklarını ortadan kaldırıyor. Yani mesela Osmanlının son döneminde Sultan Abdülmecid biliyorsun kendisi de çiçekten çiçek bozuğu yüzü. Çiçek aslında yaygınlaştırmak için çok uğraşıyor. Yahu şimdi askeri okulunun başındasın şu Süleyman Numan Paşa vardır. Evet doktor. Çok önemli. Üzerinde ciddi durumu var. Refik Saydam falan hiç onun yanında yetişmiştir. Buna bir şey yaptırın ya Süleyman Numan Paşa. Onu yazdı bizim bir arkadaş. Ben sanmam. Yazmak kaç kişi olacak? Hayır hayır kitap kitap yapacak. Kitap makalleri var da kitap yapacak. Ne olacak yani hiçbir şey yok. Süleyman Numan Paşa 1. Niyaha binlikli o salgınlarda olduğunun kırılmasını önleyen kişi değil. Tabii işte böyle dört beş kişi var. Abdülkadir Noyan, şey o Tevfik Bey bunlar. Yani makale falan filan değil ismi kalsın bu adamlar. Onu şey yaparız. Adam bugün en üstü döküyor. Pasölye en üstü döküyor. İşte bu döküldü Fransa’da.
Yani onu bir tıbbi bir yere vermek lazım. Tabii şöyle bunlar 1. Dünya Savaşı’nda aşı yapmışlar. Tüfus açısını buluyor bizim doktorlarımız. Yani şey eee Goltz Paşa. Goltz muydu Kutulamalede ki? Hep karıştırıyorum Goltz mu şey mi? Yok. Alman general aşıyı olmadığı için. Tabii tabii Goltz öldü ötekine geldi. Aşı yok Goltz değil o.
Aşıyı olmadığı için ölmüştür. Mesela Alman diyor ki ya Türkler aşı mı yapabilir diyor. Ama mesela bizim doktorlarımızın bulduğu bu dönemdeki aşı sayesinde birçok askerimiz Tüfus’un ölmesi. İşte hepsinin başında Süleyman Usta başım altında. Tabii o sağlık bir şey amiri. Tabii burada yani bu dönemde dediğimiz gibi bizim önemli şeylerden birisi. Mesela günümüzde de bakın bu söz konusunda. Şimdi Türkiye’de maalesef çok ciddi aşı karşıtları var.
Bu aşı karşıtlarının yaptığı propaganda’lardan dolayı çok ciddi etkilenenler oldu. Mesela birinci dozu olup ikinci dozu olmayan 6 milyon civarında insan var Türkiye’de. Şimdi bir bizim hekim arkadaşımız diyor ki maalesef hocam diyor. Yani burada diyor bu adamların diyor probandası bizden daha fazla etkili oldu diyor. Ki burada şunu vurgulamak lazım. Yani Türkiye bugün geçen sene bu dönemlerde biz kapalı hayatı yaşarken bile daha fazla hastalıkla yıkılnaşırken.
Yeni varyantlara rağmen şu anda biz hastalığı kontrol altına aldık. Şeylerde hastanelerde bir yoğunluk yok. Yok. Hasta sayısı fazla ama hastane kullanan sayısı az. Tabii yani bu mesela veya okullar açık değildi geçen sene. Bakın bu sene okullar açık. Yani okulların açık olmasına rağmen ki Milli eğitim bakanı çok doğru bir iş yaptı. Yani okulların açılması son derece önemli bir harekettir. Yani bizim burada şunu söylememiz lazım. Ben mesela çiçek üzerine de yazdım. Biz çiçek hastalığı gibi bir hastalığı dünyadan aşı sayesinde yok ettik.
Ki çiçek ciddi bir hastalık. Yani birçok insan padişahın çocuklarına, halkta milyonlarca ölüme sebep olmuş. Şimdi burada Sağlık Bakanlığı da son derece ciddi bir aşılama yapıyor ama maalesef. Hastanelere gittiğinizde o aşı olmak için gelen sayının düştüğünü görüyorsunuz. Yani burada biz aşıyla bugün her yeri açık tutuyoruz. Bunun devam edilmesi lazım. İşte o dönemlerde de mesela devlet çok ciddi aşılama kampanyalarına uğraşmış. Hatta Osmanlının son döneminde aşı mecbur olmuş çiçek hastası. Yani mecburiyet getirilmiş. Yani günümüzde de tartışılıyor ya. Mecbur olsun, mavur olmasın. Goksmuş. Kutluyor. Goks. Goks. Atabiliyor musun? Öldükten sonra şeyde bu şehval mecmahısının da kapaktır. Bizi çok seven Goltz Paşa ve Fatih. Sonra buraya getirildi, gömüldü.
Ve şeyin dediğimiz gibi İmparatorluğu’nun son döneminde en büyük problemlerden birisi de bu nüfus. Nüfus. Nüfus ve salgın hastalıklar. Bakın Firen gibi bir ayrı bela. Kızamık ayrı bir gel. Yani sağlık sistemini geliştirememesi, sanayi deriminden faydalanıp üretimi artıramaması, üretimi bağlı olarak besleyemeyeceğin nüfusu artıramaması Osmanlının sonunu getiren şeylerden bir tanesi. Ama işte orada da şöyle oluyor. Devamlı düşman tehdidi altından olduğu için mesela tanzimat döneminde ciddi fabrikalar kuruldu İstanbul’da, Zeytinburnu’nda, şurada burada ama bizdeki en büyük problem sürekli yok. Yani bizim yaptığımız işlerde bir sürekli sağlamamız lazım. Yani sürekli olmadığı takdirde bir devamı gelmiyor. Avrupa’yla öyle değil. Şimdi mesela 16. yüzyılda bizde Takıittin var. Rasathane, devasa bir rasathane. Aynı dönemde Avrupa’da Toyko Beraha var. Toyko Beraha, Kepler Newton olarak devam ediyor. Bizde Takıittin, Takıittin olarak kalıyor. Yani gidiyor yani devamı yok. Ki Takıittin’in yapılan incelemelerde ölçümleri, çizimleri vs. şeyden daha fazla Toyko Beraha’dan. İşte burada bu sürekli olmuyor. Ama tabii burada da şu var dediğim gibi. Devamlı düşman tehdidi altındasınız. Yani bir gün haber geliyor Selanik işgali dedi, bir gün haber geliyor Üsküp işgali dedi, bir gün haber geliyor. İşte Avusturya konsolosu gitti, bilmem nerede olay çıkardı. Bir gün haber geliyor İngiliz konsolosu, Ermenleri kışkırttı.
Sağlıklı düşünmeye zaman olmuyor, anlık kararlar veriyorsun. Yani kaçmaktan kovulamaya vakit boynuyorlar. Tabii bir de bizim bir özellğimiz var zaman zaman da didişiyoruz. Kendimiz de biz onu çok severiz yani. Ya bütün bunların tek bir sebebi vardır. Hiç yani biz şarkısız kardeşim, doğuyuz. Bu şarkı da genetik bir şeydir, değişmez. Hiç değişmez. Ben Erhan’a söylüyorum. Şeyleri, gazeteleri, gazete koleksiyonlarını eski Türkçe dönemlerinden itibaren bugüne kadar oku. Arada bir ama gün günün olması şart değil. Bir sene, iki sene atla devam et. Mutlaka bir problem vardır. Problem yoksa da o problemi biz kendimiz yaratırız. Kendi kendimize bidat çıkartırız. Bunun sebebi şarktır. Şarklı, şarklı olmaktır. Yani sanayi toplumuna geçememiz, nüfus probleminin, hastalıkların, bilmem nelerin. Ya, Frenki ile mücadele, ciddi bir mücadele başlıyor. En çok tahlih-i hançeli kim yaptırıyor biliyor musun? Evde çalıştığı olarak kadınları gönderiyorlar. Frenki var mı yok mu diye. Ama bu bir gelenektir biliyorsun. Gelenektir ama vasav maddesi yeni çıkmış. Millet bize temizlik çıkartır gönderiyor vasav maddesini ama sebep bunun şark olmamızdır. Biz kızıyor Erhan. Sen Erhan’ı yazarsan kızıyorsun. Katlı olacağız, batınlaşacağız, arka olacağız. Olamayız kardeşim. 200 küs o seferinde uğraşıyoruz. Biz şartlıyız. Oluruz. Olamayız bak hala olamadık. Hele sen endoğut al. Oluruz. Olamayız. 200’e hayaldir.
Ama kendi kendimize kendimizin ne olduğumuzu anlayabilirsek öyle gidebilirsek bambaşka bir şey oluruz. Ama biz Avrupalı olacağız zaten Avrupalı olmaz da şey ne. Biz de katlılaşacağız bilmem hiçbir şey olmaz. Ta 3.Mustafa’dan beri deniyoruz. O gen var ya gen çok önemli bir şeydir Fatih. Bizde şark gene var. Ama ilginç olan şey şu. Olmaz. Dert yoksa da biz yaratırız ama didişiriz. Ne yok oluyoruz. Ne uzuyoruz ne kısak oluyoruz. Yani öyle bir şey var. Ama şeyde var bak. Ama Murat yapma Allah aşkına. Yok yok. Yani şöyle burada tabi dediği için. Bu ülkedeki gelişmeleri göz ardı etme. Yok. Bir dakika Osmanlı da gelişmiş yani. Karkın tamamından daha özel bir antrenman. Şimdi efendim o başka bir şey. İmparatorluktuk biz. Sebep odur. Biz imparatorluktan milli devlete döndük. Ötekiler devamızdı bizim. Yani bugün kalkıp işte Afganistan nasıl, işte Irak nasıl Suriye nasıl bizim haldeyiz onu diyemeyiz. Bu ayıptır. Biz şimdi çok kısa bir şey oluyor. Arkada 10 milyon kilometrekare bir imparatorluk var. Efendiydik. Tabii. Halki musul burasıydı. Tabii ki böyle olacak. Bence Türkiye’ye karşı büyük korkumuz zaten. Bir kez efendi oldukları zaman bir daha efendi olabilirler diye Türkiye’ye karşı bir korkumuz. Ama efendim 4 sene önce bitti. Çin’in de bitmiş tekrar çıkıyor işte. Çin öyle olmadı. Çin bizim gibi olmadı. Japonya bile Çin’in canına okumuştur. Tarih boyunca. Yani öyle olmadı. Ama şey şey şundan çekinir. Ama şey unutma Napolyon sözüne. Çin uyanınca diyor Kıymet Kıbağ’ı yandı. Ya 1,5 milyar ya. 1,5 milyar. Yani her ülkeyi 20 milyon nüfus gönderse bitti. Ama biz işte hep o rüyada devam ettik. Uyaramadık. Peki. Biz yaparız. Batınlaşamayız kardeşim. Biz böyleyiz böyle devam edeceğiz. Diyorsun kaderine razı oluyorsun yani. Çünkü ha coğrafya kaderini hikaye söylemişiz. İmniyayonun öyle bir sözü yoktur. Coğrafya kaderini. Ben coğrafya kaderini demedim. Ben kaderine razı oluyorum.
Hayır gen kaderimizdir. Bu genetik bir şeydir. Ama şu var bak mesela şimdi gelmeden önce bir istatistik bakmıştım. Avrupa’daki intihar olanları en fazla Rusya’da en az Türkiye’de. Yani biz aslında mutlu bir milletiz. Yani bu her şeye rağmen bakın. Mutlu değil umursamaz. Hayır hayır yok mutluyuz da. Tabii bunda şey de var. Yani.
Kuyruğuna doğru gittikçe protestant ülkelere intihar olanlar daha fazla. Evet o da genetik. Genetikten değil. Şöyle bak Katolik ülkelerde yok o. Yani daha yeni değerlere sıkı sallanmış. 15’te 15 tarafın diyorsun. Baltık ülkeleri de genetik. Ama şeyden de tabi ilkli bin ifade etkisi var. İlkli bin de var ama şeyin de etkisi var. Bak Katolik ülkelerde o yok. Yani Katolik’lik daha. İnancı da etkisi var. Tabii inancının da ciddi etkisi var. Yani 100 bin de 22 Rusya’da intihar. Türkiye de 22. Onlar da.
Tabii yani bu. Ya Beşir Cemal’i şey neydi Beşir? Fuat’a örnek görüyorsun. Tabii. İntihar ettin kanıyla bilmem ne yazıp. Yani. Ya Beşir, Fuat tabi şey şöyle tatmin olamıyorlar ya. Belli bir şeyden sonra da onlar öyle. Bir ara benim yürekten var işte. Evet. Bir ara benim sıra tekrar konuyu toparlayalım. İntiharlara kadar geldik. Bir ara.
Şimdi bambaşka bir yere geçme istiyorum. Senin de az önce bahsettiğin kutlu amali falan filan ama bir Arap isyanı da var. Yani sadece doğuda.
Tarih batıda değil doğuda da isyanlar var. Bunların tamamında elbetteki yabancı parmağı var ama isyan edenler de isyanmışlar. Şimdi İslam’ın şerefini çekirgeyerek koruduğu başlığı yayınladığı bir bölüm var. Farettin Paşa. Farettin Paşa. Şimdi Bireşik Arap Emirlikleri dışarı bakarız. Zayed’in iftira attığı çöl kaplığına rağmıkta Farettin Paşa diyorsun ve koruduğu Medine’de
Himmetus ordusunda 10 ayağa görpodmmak için ben videodaki intellig место kamer accreduresi olarak hala Emperor Cloud şimdi biz yapabiliyor şans哈囉 switchingify adam nou Plantained 64 ö gemille. Paris頭臣 ok Bharara.
teslim etmişlerdi demişsin. Şimdi işin enteresanları bu. Ben tabi okurken hatta senle telefonda konuştuk dedim ki sonuna geldim çok güzel dedim. Sen de son bölümünde şunlara dikkat et diye bir şey söyledin bana. Tam onu okurken ben o sırada karşımda televizyon açık şeysi kapalı vaziyette bizim birleşik ömürlükleri yaptığımız anlaşmanın altyazısı geçiyordu. Ziyaretin altyazısı geçiyordu. Tarihte geçmiş hatalar yeniden yapılmamalı dediğinde. Mesela
bizim buralarda Kekardan arayışlar içerisinde olmamıza bakarak burada ne olmuş o zaman? Nedir oradaki derd? Nedir bundan Türkiye Osmanlı isyanı veya Türkleri isyanı? Şöyle tabi o imparatorlukla savaşırken tabi İngilizler bu işin piri yani o bölgede kendilerine yerel müttefikler arıyorlar. Yanlışca Türkiye’de değil başka yerlerde savaştıklarını da arıyorlar. Bunu Hindistan’da yapıyor, başka yerde yapıyor. Belli Arap kabilerini isyan ettiriyor. Ama burada
söylemek lazım bütün Araplar isyan ettiriyor. Türklerin yanında Arap kabilleri de var. Mesela Suriye’deki Araplar özellikle Filistin’deki Araplar. Irak’taki Arapların bir kısmı hatta ilginçtir. Irak’ta mesela Şii Arap kabillerinin bir kısmı da Osmanlı’nın yanında savaştı. Ama bunun yanı sana mesela bazı Arap kabilleri İngilizlerin yanında savaştı. Basra’da Osmanlı topraklarına karşı hareket etti. Şimdi tabi birinci dünya savaşının önemli safhaları var işte. Kutulamari,
çok gari büyük bir safherler. Bir de Medine müdafası var yani Çöl Kaplan dediğimiz. Fahrettin Paşa. Fahrettin Paşa önemli bir isim. Yani zaman zaman da film dizi çekilmesi birinde mekâne gelir. Bir türlü olmaz. Fahrettin Paşa tabi Medine’yi korurken o Türkler’deki peygamber sevgisinden hareketle yani sonuna kadar direndi. Burada tabi. Emre rağmen. Şimdi Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandı kimde? Ocağa kadar
teslim etmedi. Yani üç ay üç ay düşün. Çünkü ben peygamberim diyor meza’nı bu heriflere bırakamam diyor. Ve. Kutsal emanetleri yollayan da o değil midir toplayıp? Tabi en önemli şeylerden birisi de şimdi Toklapsalade’nin kutsal emanetlerin birkaç şekilde gelmesi var Türkiye’ye. Bir Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethettiği zaman daha sonra arabistan yaramazasıydı, hakimiyetin tanıdığında oradan bazı kutsal emanetleri İstanbul’a getiriyor. Daha sonra bir kısım parça parça zaman içerisinde parçalar tarafından
alıyor. Birinci Abdülhamit vesaire böyle mesela peygamberin ayakkası deniliyor. Başka bir şey deniliyor. Iki ve Habiler ikinci Mahmud döneminde isyan edince Mekke midine yağmalıyorlar. Kavalalı ailesi o isyanı bastırıyor ve Kavalalı’nın ele geçirdiği asilerle birlikte kutsal emanetler İstanbul’a getiriliyor. İkinci parti öyle. Ama asıl şimdi üçüncü parti 745 parça eşya yazma yalnızca kutsal emanetleri yok Osmanlı Padişahlarının medine’ye gönderdiği birçok şey de var. Şu hediye de. Tabi aslında burada önemli şey çok. Bunları geri istiyorlar mesela. Bunların çoğunu zaten Osmanlı göndermiş. Her yazması Kur’an-ı Kerim var. Başka şeyler var. Bunları şandanları gördün değil mi? Evet. Defter tutmuş. Türkiye’de de böyle abuk sabuk Fahrettin Paşa’yı laf edenler
var. Fahrettin Paşa çünkü o dönemde böyle bir iftira da vardır işte bir kısmını yok etti falan oldu vesaire diye. Defteri var. Bu defter yayınlandı hatta. İki yayın oldu. Bu defter yayınlandı. Oradaki bu gelen kutsal emanetler yani bugün Topkapı Sarayı’nda bir kısmı sergilenir, bir kısmı depolarda. Yani Fahrettin Paşa’nın tabi dediğimiz gibi Peygamberin mezarlığını son ana kadar savunması yani çok büyük bir kahramanlık hikayesidir. Yani gidiyor Peygamberin mezarlığına, ağlıyor seni. Ben diyor kimlere bırakacağım
diye. Sallallahu aleyhi ve sellem diyor. Ama en acı suçudur bakın. Başka yerlerde işte Araplarda vesairede aleyhine laf edenler çıkmıştır. Biz bunu savunacağız. Yanlış yaptıklarını söyleyeceğiz. Türkiye’den de hatırlıyorsun Fahrettin Paşa’nın aleyhine laf edenler olduğu dönemde. Fahrettin Paşa şanssız bir adamdır. Medine’den gelir İngilizler hemen süreler şeyi. Oradan gelir Ankara tutmaz Türkiye’de. Çok yani rakip olabiliyor
falan filan diye Kabe’ye gönderilir. Adam cansız kimseye yaralanmamıştır. Tabii. Güçlü bir, güçlü bir figür olunca. Güçlü bir figür tabii. Yani şeyler işte mesela o da tabii çok bir şey yani düşün devlet çökmüş, isyan etmiş, İstanbul işgal edilmiş. Bak 13 Kasım’da İstanbul işgal ediliyor. Fiili işgal, resmi işgal 16 Mart’tadır. 13 Kasım’da İstanbul işgal ediliyor. Ocak 1919’a kadar medeneye teslim etmemiş. Ve
o zaman bazı yazılar belge uydurdular işte bu belgelere göre belgeler Şam’da Mam’da bir kısmını yok etti filan o belgelerin ne Osmanlı belgesiyle alakası vardı ne şey vardı yani o dönemde de yazdık çizdik. Tabii burada dediğimiz gibi Fahrettin Paşa o dönemde yani çekirge talimli adı abi sende de vardı hatta. İlginç de bu Murat’ta da vardı o. Çekirge nasıl çünkü yiyecek yok kalmamış ne yapacak. Ama Araplar çekirgeyi
almak istiyor. Tabii. Ama bizde yok öyle bir genel. Bizde yok. Yok ama şöyle tabii şey yapmak istiyor yani kendi askerini alıştırmak istiyor çünkü buna rağmen lojistik destek sağlanmıştır. Şerif Ali Haydar vesaire destek veriyor. Ama burada ciddi biçimde de yok mu? Şerif Ali Haydar’ın hiçbir gücü yok ki. Oradan lojistik destek veriyorlar. Geliyor. Ama. Atılırdı Ali Gıdır Paşa. Ali Gıdır diye okumuşlardı değil mi Arşiv’de?
Ali Haydar Ali Gıdır okumuşlardı. Gülüyordu Murat. Şeyin kayınpederi Safiye Haylan’ın. Şerif Muhyiddin’e bakmasın. Ama. Fahrettin Paşa dediğimiz. Bak Fahrettin Paşa’yı söylüyorlar ama Arap isyanında yok diyenler var. Yok olmadı öyle bir şey. Ya nasıl yok? Şerif Hüseyin’in isyanı. Yani canımızı okumuşlardır. Var. Şimdi yeni moda Arap
isyanı. Yok ki biz kardeş kardeş. Nasıl kardeşim? Şam’a ben mi girdi? Ben mi girdi? Şeyi. Oğlunun şeyi. Tabii orada bir de şey var. Şimdi mesela savaşın başında ııı savaşın gidişatına göre taraf değiştiriyor kabileler. Yani mesela ııı Körfez’deki bazı kabileler hiç Osmanlı isyan etmemiştir. Katar bölgesindeki vesairedeki şeye katılmamıştır. Suriyedekilerin bir katılmamıştır. Irak’da ama savaşı kaybettikçe öbür tarafına gidiyor. Çünkü İngiliz ordusu yürüyor. Şimdi Kızıldeniz’den çıkmış. Şeyden ııı Kızıldeniz diyorum. Basra Körfez’den çıkmış. Kademe kademe kademe kademe Bağdat’a geliyor. Tabii burada ııı şeyler var mesela. O Irak bölgesindeki kutule mahare sırasında Şiidin adamlarında fetvalar var. Mesela İngilizlerle savaşılma suyunda. Ama mesela İngilizlerin yanında yer alan kabileler de var. Bizim yanımızda olan da var. Şimdi efendim ııı şimdi ama açık açık Arap isyanı vardı demek lazımdır. Yani bu yüzden söylememesi
hiçbir zaman bir şey. Bunun denmemesi. Bunun gizlenmesi kalıyor. Vardır. Hatta öyle bir şey ki şey yayınladı. O Bağdat demin yolunu yazdı. Evet. Yahu müttefikiz şeyle Almanlığa da biz. Ve Şerif Hüseyin’in oğlu ııı Faysal İstanbul’da Pera Palas’ta Almanlığa da isyan görüşmesi yapıyor. Mütefikimizle. Almanlığa da anlaşamıyorlar. O arada Şerif Hüseyin’le
Makmoha’nın mekutlaşması vardı meşhur. Ve onlar çok son ay çıktı tabii ortaya. Ve ııı isyan beyanlandı. Şerif Hüseyin’in Ürdün Kral’ın dedesi. Büyük dedesi. Büyük dedesi. Büyük dedesi. Ve Şerif Hüseyin’in zannedersem değil mi? İlk iki isyan bildirisi vardı beyan namazı vardı. İkisi de ben yayınladım. Şunun yüz gözü üstünde yayınlanmadı. Tabii şey yakanlamışlar. Büyük bir Arap devleti kurulacak. Başına geçilecekler. Efendim
Osmanlı İmparatorluğu’nun on dokuzuncu asır. Eee parçalanma döneminde milliyetçi hareketlerinin başlaması. Milliyet dönemdir. Eee Erhan’ın dediği gibi ilk başlangıcı yani öncülüğü yapanlar Yunanlardır. Eee hepsi çok devlet arada ayrılmıştır. Araplar da yapmışlardı. En geç kalanlar da Emelilerdir. O değişti biz onlara izin vermedik. Yani teheşme dedikleri şey o. Peki Erhan mesela kitapla eee şöyle diyor ki birinci dünya iş çıkmasaydı belki Ermeniler de bunu yapabilirlerdi. Tahminle Erhan çıkmasaydı daha. Hayır şöyle oluyor. Bin dokuz yüz on dördün Şubat’ın da Yeniköy Anlaşması imzalanıyor. Yeniköy Anlaşması şu. Valilay yabancı. Eee Trabzon Adana hattının doğusunda iki tane eyalet bulunacak. Birinin başına Norveç’ti, birinin başına Hollandalı vali geçecek. Eee bunları nasıl maaş alacaktığına kadar yazmasınlar. Tabii burası özel. Bu bölgelerde bir şey yok. Ermeni memullara, askerlere, güvenlik güçlerine yer verilecek. Ya bu ne demek? Tabii Rus, Sazanova zorlamasıyla olan bir şey bu. Bizimkiler de Rus, Sazanova’dan çok çekinirler çok. Şimdi mesela Osmanlı’nın son döneminde ciddi bir Rus baskısı var. Savaş çıkınca bu devlet ıslahat projesinin uygulama şansı kalmadı. Yani çünkü artık ne var? Eskiden nasıl tehdit ediyordu bizi? Donanma gönderdim, ordu gönderdim. Ne var? O zaman zaten savaştasın. Şimdi Ermenilerin oradaki en büyük hatası. Savaşın ortasında bu vaatlere kanar akış senetmeleridir. Mesela savaştan sonra İngilizlerle Fransızlar birbirlerine girmişlerdir. Ermenileri siz aldattınız, biz aldatmadık. Öbürü biz aldattık, siz aldatmadınız diye. Tabii orada önemli bir şans da şu. Sovet, Rus çallığının çökmesi. Yani şöyle düşünün. Giresun’a kadar gelmiş Rus ordusu. Yani Karadeniz’de birçok inşgal etmiş, Doğu Anadolu inşgal etmiş. Van’da Ermenilere devlet kurdurmuş. Yani ciddi bir şey var. Mesela bu son nüfus kayıtlarında mesela Türkiye’de açıldı. Bu çok iyi oldu. Yani mesela biz hep tartışırdık biliyorsun. Altsoy, Üstsoy mesela nüfus gelen müdürlüğü çok önemli bir şey yaptı. Altsoy, Üstsoy sorgulama ve dedeleriniz görme şansı için. Bu arada mesela birçok kişi şunu gördü. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Erzurum’dan, Erzincan’dan, Van’dan kalkıp Anadolu’nun başka şehirlerine gelmişler.
Çünkü o katliamdan kaçıyor. Mesela o önemli bir şeydir. Çünkü biz de kafa şey diyor yani nüfus gelen müdürlüğünü tebrik ediyoruz. Daha onu reviz ettirerek daha da ihalere getirecekler yani. Çünkü bizim programda dedemizi nasıl buluruz? Gidin nüfus müdürlüğüne bakın diyorduk. Nüfus müdürlüğüne gidiyorlar da kayıt vermeyiz diyorlardı. Ama açıldı ne oldu? Onun başka sebeplerinde vardı tabii. Vardı ama şu anda şey oldu. Hayır şey de var farklı şeyler de oldu ama o birçok insan soyunu sopunu gördü. Bir baktı ki
dedesi 150 sene önce aynı köyde. Yani 200 sene önce aynı köyde tabii. Yani göç etmediyse şecere çıkar. Tabii. Ama göç oldu mu yok. O Rus planı, Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması ardından da Rus çallığının ortadan kalkmasından sonra uygulanamamıştır. Yani eğer doğuda o iki özel bölge hatta o valiler gelip köle ve başlayan da var. Yani Norveçli ya da Hollanda’yı bir tanesi geliyor. Yani Hopfe, Heptenik’ten. Yani burada belgelerde bunlar vardır. Biri Hollanda’lı, biri Norveç’tir. Bu Rus hedefli anlaşmaları değil mi? Rus baskısı sonucunda Yeniköy anlaşması yapılıyor. Zekeri Türkmenin güzel bir çalışması da vardır. Trabzon adana attığında, Batı doğusunda iki tane müstakil eyalet, özel heyalet kuruluyor. Yani bu müstakil devletin ilk adı. Tabii. Yani ne olacak orada? Oradaki Müslümanlar, Türkler, Kürtler, Çerkezler, Zolla göçe tabet dileyecekti. Morada nasıl
yapıldıysa? Ya katledileceklerdi, ya sürüleceklerdi. O bölgelerde Ermeni nüfusu çoğunluk haline gelecekti ki aslında hep tartışılmıştır. Hiçbir zaman için o bölgelerde. Çoğunluk oldu. Doğu Anadolu’da, vilayetisinde de çoğunluk değildir Ermeni nüfusu. Yani belli bölgelerde çoğunluktur. Fazlalığı vardır ama bütün o coğrafyada öyle bir nüfusu yok. Şimdi burada tabii o Rus çallığının çökmesi tarihte tabii çok büyük şeyleri değiştirdi. Mesela bizim de kendi da haraat ayaklarımızın üzerinde durmamızı sağladı. Yani birinci dünya savaşının sonunda devasa bir Rus gücü olsaydı çok daha farklı. İki cepheden bir yerden farklı şekilde tek cephede. Ya ki düşün yani bir istiklal savaşının sırasında da Ruslarla dostlukla gittiler. Tam tersi ne oldu yani? Aire bir şey oldu. Hatta orada da tabii ilginç bir şey var. Biz öğrenciyken hep ders kitaplarında hatırlarsın Rusya’dan yardım diye anlatılır. Aslında onu Ruslar yapmıyor. Oradaki Müslümanlar yapmıyor. Yok tam öyle değil o. Para bu para. Ama Ruslara da askeri yardım var mesela
onlar gönderiyor asker de gönderiyor. Asker gönderiyor. Ama tabii bizim Müslümanların gönderdiği Türklerin gönderdiği paraların bir kısmı da kendine almış. Yüzde doksanını kendi. Ha yani yüzde onu bizanede gelebilmiş. Ama silah şeyi falan tabi yani o tabii o da şunu düşünüyor Batı’ya karşı yeni bir şey yapıyor tabii Atatürk orada şeyi iyi kullanmış. Dengeyi iyi kullanmış. Yani devlet adamı her zaman ya elinize kanunu gibi büyük bir askeri gücünüz olur ezer geçersiniz veya dengeleri yönetirsiniz.
Yani şimdi mesela Atatürk istikade ııı milli mücadelesi hiçbir zaman için İngilizlere direk hedef almıyor. Yani Yunanlılar işgalci orada alıyor. Yani gücü yayıyor. Fransızlarla işbirliği yapıyor. İtalyanlarla işbirliği yapıyor. Karşıda yekpare bir cephe olmasını engelliyor. Devlet adamının önemli özelliklerinden birisi de budur. Bazen diploması yapacaksınız. Ve o sayede o arada devlet toparlanmıştır yani. Toparlanıp milli mücadele kazanmıştır.
Tabii burada şunu söylemek lazım. Zaman zaman saçma sapan şey derler ya işte milli mücadele nedir istiklal savaşı nedir? Ya çökmüş bir imparatorluk. İki milyon sekiz bin kişilik bir ordule girmişsiniz. Asker kalmamış elli bin tane asker zarzol kalmış. Iıı iki buçuk milyon kilometre kareden iki yüz elli bin kilometre kareye düşmüşsünüz. O aşamada siz ııı yerisinden yetmiş yedisine kadar kadından çocuğuna kadar bir savaşa
gidiyorsunuz. Ki aslında tükenmiş insanlar. Açlık var. Diz boyu. Açlık var. Yani yani var. Ama yani orada bir destan yazılıyor. Şimdi zaman zaman bu küçümsenleri biliyorsunuz. İstiklal Savaşı. Böyle bu saçmalıyorlar. Yani şey değil. Yani orada ııı gerçi yani Almanlar vesaireler daha sonra anlaşmayı isyan ettiler ama biz anlaşmanın akabini isyan ettik. Uygulama şansını koymadık orada. Peki yalan bir bir başka mesele geçelim.
Artık ilginç yönden bir tanesi. Bir plan ama hiçbir zaman uygulanamamış bir plan ve bu planı deşifre edende galiba Ruslar değil mi? Tabii yani o İngilizlerle Fransızlara size bir konlaşmasına hatta sonra Ruslar da dahil oluyor. Sazanov anlaşması da deniliyor. Bu tabii Osman topraklarını özellikle Arak röportasını paylaşmaktadır. Tabii orada o
planlandığı gibi gitmedi. Mesela İngilizlere verilen yerler bir kısmı Fransızlara verildi. Fransızlara verilen yerleri İngilizlere verildi. Tabii Ruslar çekildi. Tabii bu ııı savaşın içinde cereyan ederken savaşın sonunda ııı nasıl sınırlar çizileceğini gösteren bir anlaşma idi. Tabii Sovyetler Birliği çökünce anında bunlar Ruslar bütün gizli belgeleri yayınladılar. Ama çok ilginç bir şey. Bizim o dönemdeki buradaki yetkililerimizde bunları bulup tercüme ettiler. Yani savaş içerisinde birçok kitap basılmıştır. Mesela savaştan sonra da öyledir. Mesela birinci dünya savaşı bittikten sonra Almanlar hatırlarını yazıyorlar. Bunun üzerine bizim genel kurumayız. Bunlar hem tercüme ettiriyor hem de karşı cevap da yazıyor. Çünkü Türkler’e suçluydu bazı şeyler oluyor. Tabii bu zaman zaman size pikonlaşması gündeme gelir. Iııı işte biz bunu yırttık derler. İşte size pikonu gerçekleşecek. Şunu gerçekleşecek denir. Bu o dönemde
İmparatorlu paylaşma şeylerinden birisidir. Planlarından birisidir. Ama yani gerçekleşmiyor bir hayalden iyi bir şey kalmıştır da ibarat kalmıştır. Fakat biz de bir psikolojik vasfı haline getiriyor. Evet. Sarkis Pico ile parçalanıp yaptı. Sarkis Pico uygulanmadı. Uygulanamadı. Uygulanmadı. Ama mesela şimdi şu anda Sarkis Pico’nun uygulanmakta olduğu Sarkis Pico’ya dönüldüğü yolunda bir bir daha var. Sarkis Pico yapmasına gerek yok. Avrupalı başka bir plan yapar yani. Tabii canım yani. Şey bile biz izin vermedik.
Yani mesela Güneydoğu Anadolu da bunun içindeydi yani. O planların içindeydi yani. Ama bugünkü otobüsün vaziyeti Irak Suriye şu bu. Tabii. O harita Sarkis Pico ile ilgisiz bir harita. İngilizler biraz kelek attılar Fransızlara. Yani İngilizler. Peki İngilsel Sarkistan defi demiş. Bunu da sen ne öğreniyorsun? Tabii o şöyle o orada anlaşma imzalandığı zaman Fransızların lehine birçok yer. Daha sonra bunlar İngilizler fiili bozdular bunu. Daha sonra mesela Suriye’yi ilk kendileri işgal etmişken verdiler. Çünkü bu anlaşma
ile nehine değil o kadar yani. Daha Fransızları öbür dünyada çıkar. Ama bugünün ne ilgisi yok Sarkis Pico’nun? Biz onu psikolojik şey gibi götürüyoruz. Aynı psikolojik yorumu biz Misak-ı Milli’de yapıyoruz. Misak-ı Milli bir temenni belgesi. Şey var. Milletle hasebi anlaşma değil de. Meclis buradayı kurtarmamız lazım diyor. Şeydir orada net bir sınır da çizmesi. Yani Müslümanlıkların çoğunluklu olduğu yerlerden. Şurası Misak-ı
Milli’ye dahildir. Şurada bir hukuk gibi şey yok. Misak-ı Milli’nin temennidir. Bu dur. Şey var. Şimdi mesela bu bir Romanyalı devlet adamının yazdığı Türkiye’yi parçalamak için 100 plan diye bir kitap var Osman döneminde yazılmış. Şimdi mesela bu Zinkaizen tarihi var. Onu biz tercüme ettirmiştik. Zinkaizen tarihi 7 bin sayfalık Almanca bir eser. Ben o kitabın tercümesini yaparak düzeltmesini yaparken içim dışım Haçlı seferi planı
yaptım. Şimdi Avrupalılar aslında anlamak için şunu yapmadım. İki tane Avrupalı bir araya geldiğimde doğudan da birini buluyorlar. Buradaki Hıristiyanlardan birisinin doğu Kafkasaladan şuradan. Osmanlı’yı nasıl parçalar? Yani bu saç bir kodu bu Türk anlaşmalardan birisi. Şimdi devamlı plan yapmış. Bakın en ilginç taraf şu Avrupa’nın ne kadar deve dişi gibi düşünürü varsa, Bacon, Erasmus, Leibniz. Luter yahu. Hepsinin Türklerle
ilgili bir planı vardır. Bunlar bir de somut planlar. Şöyle diyor. İşte diyor biz buradan diyor İsviçre şey Papa şu kadar gemi çıkarsın. Şu kadar İsviçreli asker olsun. Şu kadar bilmem ne olsun. Doğu’da işte doğuda Hıristiyan haklardan şu konular gelsin. Mesela Mısır işen ettirelim. Adalar işgal edelim. İşte yukarıdan şu yürüsün. Çok ciddi planlar yapmışlardır. Mesela ben o kitabı ilk başta öğrenecekken komplo kitabı zannetmiştim. Sonra bir okudum ki çok ciddi bir tarih kitabı. Sonra
bir docuya sordum. Çok önemli bir kitaptır demişti rahmetli Halil Alçak. Hepsini yap lağı dedik ya. Tabii ama ya şöyle. Tabii o adam on milyon kilometre kalorik bir imparator 250 bine kadar indirdi. Milli mücadele olması. O da olmayacak tabii. Amaz göbekleri çattı. Öyle kolay bir şey değil bu ya. İyi güzel de bizim hiç mi suçumuz yok? Bu olmaz mı ya? Yani. Yani şöyle bu kitapta zaten önemli söylediğimiz şeylerden birisi bu. Osmanlı’nın zaaflarından faydalı. Evet. Bugün yeni bir moda çıktı birkaç senedir.
Batı şunu yapmak istiyor. Empiresler şunu yaptılar bize. İngiliz bunu yaptı. Yahudi şunu yaptı. Bilmem kim şunu. Ya biz bu kadar aptal mıyız? Her gelen tepemize binecek bilmem neyecek. Bizim de kıta hatamız var. Ama işte şey yapmıyoruz ama şartlılık. İşte hatanı kabullenmektense başkanı suçlamak daha kolay. Tabii. Ondan dış güçler, egemen güçler, işte onlar, siyonistler. O da şart zihniyetidir. Şartlılık o da şartlılık.
Yani nerede hata yaptığında bunlar benim üstüme geldiler düşüncesi yok. Türkiye’de tarih terslerinde eee bozgunlar öğretilmez. Zaferler şanlı tarihimiz şu bu. Bozgunları anlatır mıyız? Niye? Tabii tabii burada imparatorluğun parçalanmamız mümkün değil. Her imparatorluk parçalanıyor. Avustura, Macalistan kutbası bir imparatorluktu. Bizden çok Rusya parçalandı. Ama burada problem şu. Yapılan askeri ve ideali hatalar sonucunda biz paramparça olduk. Yani benim en çok üzerinde durduğum kitap da bu. Yani biz on yılda daha önceden de var. Ama son on yılda yani beş milyon kilometre kadar ülke yirmide bire düştü. Şimdi burada Murat’ın dediği gibi eee kendi hatalarımız yok mu? Var. Şimdi daha planlı programlı gidebilir miyiz? Gidebilirdik. Ama bir de tabii biraz önce ne dedik? Enver Paşa vefat ettiğinde şehit düştüğünde kırk bir yaşındı. İttihacıların
toplumda önemli bir şey şu. İttihacılar topluma yeni bir ruh verdiler. Mesela ikinci Abdülhamid iyi bir yöneticiydi ama toplumda böyle bir dinamizm sağlayamadı. İttihacılar topluma dinamizm verdiler. Fakat yapılan hatalar mesela hayaller. Onu Şevki Süreya çok güzel yazar. Çok güzel anlatır. Tabii. Yani yepyeni bir hayal verdiler. Tabii. Ya cepheye o üniversite okuyan çocuklar, lise okuyan çocuklar koşa koşa gittiler.
Koşa koşa. Ama şimdi bu şu var. Siz bu insanlar ülkenin kalkınmasında da faydalanabilirsiniz. Tamam savaşılması gerektiği zaman savaşılır. Şimdi mesela bu tartışılıyor. Tabii o birinci dünya savaşına girsen mi girmesen mi şimdi daha ölçülü gidebilirsin. O dönemde mesela bugünden baktığımızda görüyoruz tabii. Bir eldekini muhafaza edebilmen lazım küçülerek. Bu eldekini büyütme peşindeler. Yani biraz daha şey yapalım. Bence yani ben birinci
dünya harbiyle ilgili çok orijinal belge gördüm. Yani çoğu yayınlanmamış belgelerde. En büyük şey bence nedir biliyor musun? Sazanof korkusu var. Tabii Rus. Rus, hariciye nazırı. Rusların dışişleri bakanı. Ama bizimkiler haklıymış. Çünkü bu Sovyetler’in yıkılmasından sonra aşı ve aşılar çağırdı karşımdaki. Tabii. Adamlar özellikle Nikolay’la ki
evlilik bir heriftir Rus çare. Ve ama mesela kafası buna basmış. Boğazları nasıl işgal edeceklerine dair gizli ve çok ciddi askeri toplantılar yapılmıştır. Ama bizimkiler bunlarla haberdar. Şöyle bir de tabii. Ama tedbir alamıyorlar. Son iki yüz yılda en fazla aleyhimize büyüyen devle Rusya. Rusya. Onu ondan korkuyorlar. Tabii bir de çare
var. Yani bazen de şimdi Balkanların kaybedilmesi çok ciddi bir travma yapıyor çünkü. Bu travmatik şey. İttihatçılar yönetime gelirken ki gayesi şu Abdülhamit Makadonyayı satacak, reval de paylaştı. Verecek. Ama Makadonyayı bırak. Edirne bile gitmiş 1. Balkan Savaşı’nda. Edirne ve Kırklariyeni de kaybediyoruz. Tekirdağ kalıyor sadece elimizde. Enver Paşa 2. Balkan Savaşı’nda Edirne ve Kırklariyeni kurtarıyor. Batı Trakya maalesef kurtulamıyor.
Tabii orada önemli şeylerden birisi Balkan Savaşı çok ciddi bir travma yapmış. Bir Osmanlı kimliğinin o tutmadığı görüntü. Anavatan gitmiş. Tabii. Osmanlı Anavatan’ın Balkanları gitmiş. Şey diyor ki Polvittek varlık gayesini kaybetti Osmanlı diyor. Yani Osmanlı’nın diyor varlık gayesi Rumeli’ydi. Rumeli’yi kaybetti diyor. Bir de iddiacıların çoğu Rumeli Türk. Yani kimisi Kilili, kimisi işte Pirsrenli, kimisi Ohri’li, kimisi başka
bir yerden tabii o ciddi bir travma yaratmış. Bir çıkış alıyorlar. Yani mesela sen Enver Paşa’nın mesela son ucunda şehit olması hakkında ne düşünüyorsun orada mesela? İntihar. Mitral yüzünün önüne gidiyor. İntihar. Yani şahsi şeyler de var içerisinde. Ama bilinçli gidiyor. Zannetmiyorum bilinçli gitti yine. Yani birisi kalkıp da eline alışlar mitral yüzüne gitmez. Psikolojik sebepler olabilir. Ama bence intihar. Psikolojik sebeplerle oluyor ama intihar ediyor. Yani Enver Paşa dinlardır. Hayatını mesela ağzına alkol almamıştır bilmez tatını. Ve cephede bile, Orta Asya’da yani o mücadele yıllarında bile namazı hiç şey yapmamış. Çok enteresan. Otoropücük bilinmez Enver Paşa’nın. Ama ve dolayısıyla bu zihniyette ki bir insan intihar etmez. Belki şehit düşünmek istiyor. Oğlum o intihardır oğlum. Büyük günah duruyor. Öyle bir şey olmaz. Ama farkında olmuyor. Bazı şeylerin farkında değildir diyebiliriz. Tahmin ama bu da. Ben tahmini pek sevmem. Bazı izleyiciler senin bu şeyle ilgili, biz şaklıyızla ilgili şöyle bir şey yazmışlar
diyorlar ki, Petro’ya kadar Rus da şaklıydı ama St. Petersburg’a başkentte taşıyıp batıllaşmamızı başlattılar ve bugün artık batılı görülüyorlar. Kim diyor batılı diye? Ruslar hala şaklıdır. Hala şaklı değil. Birisi söylüyor yani. Rus hala efendim Bizans diye şey yapıyoruz. Bizans şaktır. Edebiyatın, müziği, sosyal
hala şaktır. Doğudur yani şaktır. Ruslar şaktır. Bu utanılacak bir şey değil ki. Sanayileşme, teknolojiye sahip olmak ayrı bir şey. Batıllaşmak ayrı bir şey. Japonya da şaktır. Japonya işte Çin de şaktır. Erhan’ın dediği gibi teknolojisi bilmem neyse olmaz şey yapar olur. Başka bir şey. Güçlü bir şarkı olur ama veya bizim geçmişteki dönemimiz gibi şimdi biraz başladı de gene ama biz şarkız. Bu ayıp bir şey değil ki. Biz tuhaf olan nedir biliyor musun? Biz kendimizden utanıyoruz. Şarklıyız kardeşim biz. Bizim genimiz, davranışımız, adetimiz, siyasetimiz, her şeyimiz şaklıdır efendim. Türkiye batı demokrasi ile öne dönecek. Dönmez kardeşim çünkü şarkız. Şarkta batı demokrasisi olmaz. Bunlar ayıp bir şey değil ki ve hemen hurra şey yapıyorlar. İşte nasıl böyle derde bilmem ne.
Şarklılık şarklıyız biz. Yani kendimiz mi reddedeceğiz? Rusya gatlı falan değil de şarklıdır. Bugün Goloşov, pardon Goloşov diyorum şey Putin, İdaresi öyle bir yönetim batıda hangi demokrasi de var? Şark olduğu için öyle. Şarklıyız biz. Hiç kimse bundan alınmasın. Yani neslimizi, soyumuzu falan inkar etmemize gerek yok. Şarklıyız biz. Böyle gatlı olamayız. 200 küsur senedir daha 3. Selim falan değil 3. Mustafa’dan bu yana hatta. Dinliyoruz olamadık. Olamayız. Genimiz de yoktur. Dediğim gibi coğrafya kaderimiz değildir. Yani öyle bir söz yoktur ama gen kaderdir. Onu değiştiremezsiniz. Yani sanayileşmek, teknolojil ücretmek ayrı bir şey. Sadece o başka bir şey. Ama o tabi şöyle davranış, birbirinin gözünü oymak, şey yapmak. Bunlar işte tartışılış. Aslında Osmanlı’nın son döneminde mesela şey tartışıyor kalpler.
Batı’nın her şeyini mi alacağız? Batı’nın bir kısmını mı alacağız? Tabi mesela şu. Şimdi Japonya çok iyi bir teknolojik gelişmesi aladı ama Japonya biz mesela bu kimona giyip çay içmelerini kendi kültürlerine bağlı zannediyor. Japonya’da çok ciddi bir kültüre kırılma var. Çok ciddi bir Hristiyanlaşma var. Hatta 20. yüzyılın başlarında Japon milliyetçi yazarlar intihar ettiler. Japon Japon olmaktan çıktı diye. Çünkü o Batı kültürünün karşısında duramadı. Biz şimdi kısmen duruyoruz o imparatorluk geleneğinden vs. Bize de şeyleri var. Yok yok o şey değil. Sana söyleyeyim mi? Twitter’daki mesaj Türkçesi, sosyal medyadaki şeyler tamamen bitti. O ayrı bir şey. Bu ayrı bir kültür. Sadece bu değil. Yani o ayrı bir kültür. Ondan Avrupa’daki ülkeler de. Fransızlar derp, Terkizler derp. Ama bunun sebebi ezikliktir. Şarklı olmakta niye eziklik duyuyorsun hissediyorsun.
Yani kalkındır kendini yapabiliyorsan ama hayalede dalmayalım. Biz özgürlükçü, demokrat, Avrupa ayağında öyle bir şey olamayız. Şarkız biz. Sen bunu ne manada kullanıyorsun? Her manada söylüyorum. Sakınmam ben lafımı biliyorsun. Hayır hayır. Yani bunu şöyle kendi kimliğini dekler etmek ayrı bir şey. Bunu olumsuz manada mı kullanıyorsun yoksa yani bizim yapımız budur kardeşim.
Biz buyuz diyorum niye olumsuz kullanayım. Yani şarkı ben şarkı küfür etmem. Niye şarkı yapıyorum? Ben sana katılmıyorum yani. Efendim? Ben sana katılmıyorum. Kaplı mısın? Parisian mısın? Hayır Türkiye’yle gelirse değil. Japonya Japonya bence şarkı değildir. Ne dedi? Gaz mıdır? Japonya Japonya’dır başka bir şey. Şarkıdır. Şarkıdır. Coğrafi olarak çin şarkı olabilir Japonya bence değildir mesela. Çin ne farkı var çin çok mu gelir Japonya’da? Başka kültür. Başka kültür.
Fatih beş bin senelik bir kültürden bahsediyorsun Çin’den. Ben kültürü ödendiğim başka bir kültür dedim. Ama yani şarklıdır Japonya da şarkıdır. Biz de şarkız. Yani şey diyor yani utanarak tam tersine. Ya şey söylüyorum bunu unutmamamız gerekiyor. Unuttuğumuz için şarklı olduğumuzu unuttuğumuz için bazı hayallere daldığımız için.
Biz Avrupalılaştık bilmem ne bu hale geldik. Yani şimdi bizim yapmamız gereken ne? Üretme. Her alanda üretim. Tarımda üretim, sanayi üretim, başka alanlarda üretim, bilgi üretim. Ama üretmek ayrı için. Çinliğini bırakırsan biter o iş. Yani o şey olamıyorsun yani onun ayrı bir yapısı var. Ayrı bir kültürde yeni var. Tarih bir geleneği var. Dini var. Dini var. Yani o şimdi mesela. Ama Rusya’da da biz tereya baktığın zaman dini var dediğin zaman.
Şarklı zaten. Ama işte Bizans dedi ya biraz önce. Mesela Bizans doğu Roma’dan ama şarklıdır. Yunan. Garp’tır. Batı’dır. Bizden sonrası Batı’dır. Yunan Batı’dır. Bizan din olarak ki şark denidir. Gen dediğin zaman Almanlar Rusya’dan gitmiş. Tam Rusya’dan gitmemiş. Ukrayna steplerinden geçiyorlar. Ama şey var bak ben sana açık bir şey söyleyeyim. Tarih kitabının birinde diyor ki 16. Yüzyıl kitabı. Alman çocukları diyor annelerinin karnında disiplini öğrenirler. Evet. Bak kaç yüzyıldır değişmedi. Ama burada tabi şu anda şu oldu bu pandemiyle birlikte Batı sistemlerinde ciddi sallanmalar oldu. Yani bak en son sana da attı mı galiba bir rapor yayınladı Almanlar. Meslek eğitimi çöküyor diyorlar. Meslek eğitimin piri bunlardır. Avusturya’ya örnek alalım diyorlar. Sistemler tabi bizim şöyle bir şeyimiz var. Şerbetimiz var. Devamlı kaos içinde yaşadığımız için çıkış yolunu rahat buluyoruz. Bunlar bir düzen içerisinde yaşamaya alışkınlar. Bir yerde. Üzen sarsılınca. Üzen sarsıl. Ya işte İngiltere’deki o benzin krizi vesaire krizi terarik krizi. Şoför balıkları için benzin krizi oldu. Ama mesela bu Türkiye’de de çok ciddi bir problem olacak.
Zaten şu anda problem. Ara meslek yok. Ara meslek yok tabi. Çalak bulamıyor. Fakat Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu konuda çok ilginç çalışmaları var. İnşallah. Şöyle söyleyeyim. Ben bu yeni Milli Eğitim Bakanlığı’ndan bazı konulara çok umutluyum. Bu ara meslek edindirme ile ilgili çok ilginç bir yapı var ve buradan bayağı bir meslek. Allah aşkına dünyanın hangi gelişmiş ülkesinde herkes üniversite mezunu. Hiçbir yerde. Daha çok para kazanır. Hiçbir yerde.
Daha çok para kazanır. Tabii Milli Eğitim Bakanlığı’nı. Şöyle söyleyeyim. Bugün iyi bir teseçin kazandığı parayı iyi bir mühendis kazanamıyor. Tabii ki. Şöyle tabii. Milli Eğitim Bakanlığı’nı bakanımızın meslek eğitiminden sorumluydu. Ciddi şeyler yaptı. Tabi burada mesela şu. Milli Eğitim çok büyük bir yapı. Şimdi bak çok büyük bir şeyi başardı aslında. Hatırlarsan okullar açılırken bir sürü karşı çıkanlar vardı. Çocuğum açıldı ve önemli bir faydası oldu. Çok önemli. Şimdi burada şimdi bu Milli Eğitim’in yapısı içerisinde genel bir politik olup,
durursa bana göre ülkeye yapılmış en büyük hizmet. Erhan fakat bakan beye kadar şimdi yani kaç Milli Eğitim Bakanı geldiyse hepsi bir projeyle geldi. Hepsi de fos çıktı. Ya bu onu değiştireceğiz dedi.
Bu bakana kadar, Mahmut Bey’e kadar diyor. Ya kardeşim daha önceki bakanlığa de bir çok işim var. Her akşam bir proje duyuyordu. Her gün proje var. Ya şöyle bir iş yapma var. İki algı yönetimi var. Şimdi bakan benim üzerimde. Ben onu yazdım da. Bu bakan beyi kasedi mi? Mahmut Bey kadar. Yani burada tabii problem şu. Onun dönemindeki en önemli hadise tek başına insanların yapacağı şey sınırlıdır. Bu konuda tokatta bir ekip oluşturup bir ekip oluşturup genel bir politika çizebilecek. Bunu uzun vade yayması lazım. Yoksa bugün yaparsanız bugün kalır. Başka türlü olmaz. Ama bu ciddi olarak biraz önce söylediğiniz gibi yani eğer genel bir politika oluşturamazsak hem bir sürü istilgencemiz olacak hem de bir sürü yarın öbür gün Almanya’da olduğu gibi İngiltere’de olduğu gibi şoför arayacağız, ara eleman arayacağız. Birçok şeyi bulamayacağız. İngiltere’de nasıl olmuş Fatih? Benzemişti dedin. Şoför akarekıt testi. Tanker şoförü. Tankerlerin şoförü bulamadıkları için bu şeyden sonra. Breslikten sonra. Hayır Breslikten sonra. Breslikten sonra. Yabancılar gidince şoför bulamışlar. Lisanslı yeterince o kameraları kullanmaya lisanslı olan İngiltere’de dağlar. Petrol akarekıtlar petrol var ama dağıtamıyorlar. Dağıtamadığı için de sanki yokmuş gibi hava çıkıyor ortaya. Tabii bir de lisans arıyor. Sen bunları. Şöyle olma mesela ya benzin yok, akarekıt yok, kamyon sürme bilen herkes gelsin demiyor. Ona tanker lisansı olanı arıyorlar bir de. Tabii yok ellerinde. İşte biz çözeriz. Türkiye’de olsa bu derler ki işte şu kamyon şoförü hafifliyatçılar gelsin derler. Benzin büyük ana dağılır belki bir iki kere tankerler patlar çatlar ama şey olmaz ya. Kamyon dediğim gibi. İşte o şarkta şarklılıktan. O devam mı? Şurada şark diye patlayacaklar. Patlar. Hepsi şarklılıkta bunlar. Ben sana katılmıyorum. Japon ya şark falan. Efendim siz Parisiansiniz. Ben Japon muyum? Hayır Paris’sin diyorum. Contre Paris. Contre Paris’im de yakın dostumdur senin. Contre Paris olan sensin ben değilim. Öldü. Öldü rahmetli. Nur içinde yazmadı. Tövbe tövbe. Oğlu oldu oğlu. Ama yani Düktevan. Düktevan. Düktevan. Japon. Sen bak dünyayı sabit sayıyorsun. Bir ülkeler değişiyorlar, gelişiyorlar. Fatihcim ülkeden bahsetmiyorum. Genden bahsediyorum. Biz şarklıyız. Ya ben bizden bahsediyorum. Söylediğin her şey doğru değil. Ondan bahsediyorum. Değişmez. Japon ya değişti işte kardeşim. Eski Japonlar değil ama. Yani teknoloji olarak oldu ama şey değil. Bir dakika bak meclis onasıdır o. Hayır hayır. Şöyle düşünelim. Şimdi biz tanzimatı yapıyoruz. Japonlar da 5-10 sene sonra meclis devrimi yapıyor. Meclis yapıyor evet. Meclis yapıyorlar. Şimdi tabii Japonların şöyle bir avantajı var. Japonlar Ruslarla 1905 savaşı dışında bir savaş yaşamadılar. İki Avrupa’ya biz de öğrenci gönderdik Japonlar da öğrenci gönderdi. Biz de devlet gönderdi. Onlar da şirketlerle gönderdi. Evet şimdi Japonya’da Misui gibi Misubishi gibi birkaç asıllık şirketler var. Güney Kore’ye. Bunlar şeyler. Bunlar da birkaç asıl değil şirketler. Onların şirketler yeni. Kore’nin tarihi çok daha şey. Tabii bir de bunlar da kolektif çalışma var ama ben şunu gördüm Kore’ye ve Çin’e gittiğimde bu sürdürülebilir bir şey değil. Yani bir insanın hayatı boyunca devamlı olarak başarılı olma fikriyle güdülenip bunu robot gibi devam etmesin mümkün değil.
Çünkü biz de bizden şu anda da Çin öyle. Tabii Çin’de de öyle. Şimdi Çin daha yeni. O yüzden bu ülkede intiharlar fazla. Çünkü hayatı boyunca her şeyle başarılı olmaya şey yapılmış. Şimdi Erhan’cığım intihar eden milyonlar kaçıdır? Hayır hayır ama mutsuz bak ben Kore’de metroda dolaştım bayağı. İnsanların yüzünden mutluluk yok. Yani şimdi burada mutluluk yok. Çünkü o stresi çok çalışkanlar.
Bak çok çalışkanlar ama bu özellikle bu sosyal medya çağında sürdürülebilir bir şey değil. Bir yerde durur bu. Erhan Kore’de ben o mutluluk şeyine özellikle baktım. Şimdi Kore dünyada sayılı şeydi. Neler o krem şey falan. Güzellik müstahsarları. Müstahsar. Yani Türkçe demeyi de onu bir şey deniyor şimdi. Makyaj malzemesi. Makyaj ve bakım malzemesi. Bakım malzemesi gibi yani. Kirt. Yani şeyler. Kremler şunlar bunlar.
Sen o mağazada hiç gittin mi? Ben gömek için girdim. O da kullanıyor ya. İçeride makyaj yaparsan biraz önce. 12-13 yaşında kız rüyada gibi alıyor sürüyor ve en çok kullanan o yaştekilermiş. Yani mutsuz insan bunu yapmaz. Hayır. Abi suratında gülümse mi olur? Gülüm? Ya o… Gülmüyorum Allah aşkına. Hayır hayır.
O şimdi bir Türkiye’de… Tavrından belli olur. Türkiye’de bir metroya bin. Bir de farklı bir ülkede bin. Yani orada insanların karakterlerini görebilirsin. Mesela şu. Türkiye’ye de son zamanlarda yüzde biraz asık bu ekonomi ekonomi. Son aylarda olan bir şey ama… Yok ekonominin çok etkisi var. Mesela Ota Doğu’da ben her yeri gezdim. Her yerde yaşadın dedin. Yaşadım gibi sayılır. Yani en neşeli rahat gamsız millet Mısır. Mısırlar da evet. Mısırlar da evet. Mısırlar da evet. Mısırlar da evet. Mısırlar da evet. Mısırlar da evet. Mısırlar da evet.
Bir dakika Sude’mi her yer Sude hanım hiç değil. Yok benim. Suriye’de öyle mesela. Suriye’de öyleydi. Ama Mısırlı, Mısırlı bitti. Suratlar asık. Suratlar asık. Bak Suriye’de ben 2005’te gittim de. Ne kadar mutlu insanlardı. Yani aslında fakirciler. Ama Suriye’nin neresine gitti? Şam’a. Şam’a gitmedim sadece. Şam’a gitmedim. Şam’a gitmedim. Şam’a gitmedim. Şam’a gitmedim. Şam’a gitmedim.
Şam’a gitmedim. Şam, Halep o şey, Laskı, o bölgeleri gezdim. A şey der. Rahat. Keyifli, keyifli. Akşamları, nargileleri altın açık havaya yayılıp aaa gırgır yapıyorlar, değil mi? Müzik dinliyorlar. Strese girmiyor. Mesela şimdi biz sınır kapısında bekliyoruz. Kapıda kuyruk olmuş. Orada Arap görevlisi tek el böyle, tek parmakla yazıyor. Arkada kuyruk olmuş gitmiş hiç umrunda değil. Ama yani şey derler mutlu insanlardı. Yani o tabii kendi işlerindeki yetiyordu o şeylerine. Tabii devlet düzüldü. kendi işlerindeki yetiyordu o şeylerine. Tabii devlet düzeni ortadan kalkınca ayrı bir hale geldi. Biz şu anda mutsuzuz. Ama hiç kimse alınmasın. Ben… Sen nereden çıkartıyorsun ki onu? Ne maksatlı söylüyorsun? Neyi? Hayır hayır, onu senin benim aç diye söyledim. Benim anladığım şu, aslanı kimliğini kabul ettiyorsun kardeşim. Ne dedi? Vallahi ben de Murat’a katılmıyorum. Şöyle söyleyeyim. Genetikliğiyle işte İtalyanlarla Franslar aynı gelmiyor. Ya da işte Almanlarla İngilizler aynı gelmiyor. Avrupalı, Avrupalı.
Akdeniz diye başka bir topluluk var. Bütün genler birbirine karışmış. Bizde Türk genelik ne kadar kalmış belli değil. Bizim kimle karışmış? Bak sen de %99’un üstündedir. Bizim kimle karışmış? Tabii. Bizim kimle karışmış? Sen tabii değil mi? Mhp’ye girer başka yok. Yok yani. Allah aşkına gerçeği söylemenin siyasi bir partiyle ne ilgisi var? Şaka yapıyorum ya. Ama sen, bir dakika. Sen şarkı olamazsan sanıyorum ya. Dükte pari, dükte van. Dükte van. Van diyor girebilecek. Van diyor girebilecek. Programlarda bazen kızıp bağırıp çağırıyor ya. Batılı bunu yapar mı? Batılı mı? Hayatta yapar. Bak başladı kızma ya. Birazdan reklam arasın. Şarklaşıyor işte. Erhan’la beraber olacağız. Yılların nikahımını alacağız. Yok Erhan benim gibi düşünür. Hayır ama şey, işte ben Batılıyım diyor sonra da yine şarkı darma çekeyim. Ben Batılıyım falan demiyorum. Ben şarklı olduğumu kabul ediyorum da. Mesela şu, sen Batı’yı tek bir gen havuzundan böyle bir… Ya öyle bir şey efendim öyle bir şey demiyorum. Kültür dersen anlarım. Kültür değil mi? Kültür farklı bir kültür. Ama genin de etki… Efendim bak Batı geninden bahsetmedim ben. Mümasla şey yapmayalım. Türk geninden bahsettim. Buranın geninden. Hepsi öyle değil. Neslin Hanım hoş geldiniz. Ama biz şarklıyız. Utanmayalım bundan. Demokrasiyi bilmem ne. Hayal derviyesi. Bunu açık açık düşünmek söylemek lazım. Demokrasi düşmedi. Demokrasi düşmedi değil ya. Hayal derviyesi. Olmamış. Olmamış. Olur yani. Türkiye’deki demokrasi anlayışı o kadar gelişmiş bir demokrasi anlayışı doğru ilerliyor ki aklın bile almaz. Ne güzeldi o şarkı. Bazı bazı dalmasam bir türlü dalsam bir türlü. Ya bak seçim sonuçlarına saygıda Türkiye giderek çok önemli hamleler yaptı. Neden? Bütün son yüzyıllık tarihi boyunca. Ne olursa olsun diyor seçim sonucu kabul ediliyor diyor. Seçim sonuçlarına saygı var bu ülkede. Bu demokrasinin önemli usulü olan bir tanesi. Evet çünkü kazananı… Kazananı saygılıyoruz biz. Ama şeydir bak bizde seçim tarihimiz çok eski.
Tanzimat döneminde vilayet meclisleri seçimiyle başlıyorlar. Yavaşça başlıyorlar. Hatta ilginç olan şey meclisler seçildi de taşladakiler diyor. Daha siz yeni seçimle tanıştınız biz 50 senedir seçiyoruz. Muhtar seçiyoruz öbürünü seçiyoruz vesaire. Tabi o bir kültürü oluşturuyor ama bizde maalesef şu var. Bu darbeler kesintiyi uğratmasaydı daha sağlıklı bir demokrasi. O da gelenek darbeler tarihini sen yazdın. Gelenek değil o batıda dolu. Batıda dolu ama sende daha fazla oluyor. O şeyi ayrı. Sana ben cevabı veririm Erhan Cavus. Sen diyorsun bize otoriteye boyun falan filan. O boyun değil. İttirahat Petra ki Mavluşe gitmek için sadrağızımı vurdular. Saygı. Süyukatçılar yakalandı. Hanedanın damadını bile astılar. Evet Salih Paşa evet işte şark bu. Yani demek ki böyle bir boyun evme falan filan yok yani. Nasıl yok ya? Evet boyun evme lafını kuruyor.
Kasları kaçırma. Boyun evme demedim. Demedim ki boyun evme diye. Otoriteye tabi oba vardır diyorsun ya. Halkı… Kaç tane padişahını öldürmüş bir toplumdan bahsediyoruz ya. İşte onlar otorite çünkü. Sonu otorite olmuyor. 36 padişahın 12’si darbeyle tahttan indirildi. 6 öldürüldü. O demek değildir ama. Onu indirene hoş geldin derler.
Ama yani. Yapma indirenlere sonra hepsi… Hepsi gider. Devlet devreni temizler. Efendim Türkiye… Tekrar söyleyeyim sen… Şarklıydı şarklı. Ben şarklı olarak. Nereye de bunlar dedesi nereye? Utanılacak yapma şimdi. Utanılacak bir şey değildir. Utanılacak bir şey değildir. Bu gerçektir bu. Bir şey demiyoruz zaten niye utanılmıyor?
Şarkının hiç kuralları değişmez. Şarkı ben demiyorum. Sadece biz Batı kültürünün önemli unsurlarına sahip olabilecek bir millet. 250 senedir o zeki şarkı. Senin Osmanlı niye gitmiş… Çünkü şarktı. Niye Balkanları vatan edinmiş kendine? Efendim o zaman Anadolu’ya alacak gücü yoktu. Onun için. 50 tane devlet vardı orada. Öbür tarafı da alabilirdi Süleyman Şah’tan itibaren. Ama…
Hiç bu şey değil. Biz Batılı falan da olamayız. Reklam arasına vereyim. Neyse bir reklam arasına vereyim. Bu arada senin bir hakkından gel. Olamayız. Şarklı işte. Bir anda. Benim dediğim bu. Sen şey… Senin bir lafın vardı. Namazda, Monikosda, Kapaki. Söyleyelim mi Türkçesinden? Kemal Bey Kapaki’yi yaptı. Kim? Neydi o hareket? Nasıl yaptı? Ya mecliste konuşurken……vepo vermiş. Namazda, Monikosda, Kapaki. Kemal Bey seyretmiyordu bizi ama……Kürtü programı çünkü şey yapmazlar. Onun belki iletiyorlar. O bir Rumca sözdür. Namazda, Monikosda, Kapaki. İşatide budur. Ve bu bizde maalesef……bilmem kime gelsin.
Kapak olsun diye……ayıp bulanlar da gelsin diyorlar. Türkçe’de şuşuna gelsin diye bir söz yoktur. Kapak olsun o……kötü bir şeye kapak olsun ve başka bir şeye kapak olsun. Yani bu hareket Kemal Bey. Ayıp. Ama bak bunu hiçbir Gatlı siyasetçi yapmaz. Şarklı siyasetçi yapmaz. Gatlı siyasetçiler neler yapıyorlar? Ben böyle bir şey hiç görmedim. Sen Boris’in şöyle bir şey yaptığını gördün mü? Yok, hele Boris’in. Götü mü hareket?
O da burası. O ne? Reklam arası. Biz devam edelim buradan. İlginç yerden bir tanesi kitapta……Azerbaycan’la olan ilişkiler……ve Türkiye’nin……ada Osmanlı’nın Azerbaycan’a verdiği destek……Azerbaycan’ın Türkiye’den……ya da işte iki Türk toplumuyla……koparılması. Şimdi şöyle tabii, şimdi şöyle düşünelim. Hem Osmanlı’nın son döneminde……Cumhuriyet’in kurulduktan sonra……dünyada bir tane bağımsız devlet var. Yani Osmanlı İmparasyonu……İslam dünyasında tek bağımsız devlet. Başka yok. Şimdi o yüzden bir de tabii……burası Türklüğün… İstiklal’a bundan sonra diyoruz değil mi? Osmanlı’nın sonunda da öyle. Yani milli mücadele……kurtuluştan sonra da Türkiye Cumhuriyet tek devlet. Şimdi o dönemde tabii Rusya’da……esaret altında Azerbaycan……Özbekler, Kazaklar hepsi……savaşlar sırasında bakın……iletişim imkanlarına sınırlı olmasa ne ama……mesela Balkan Savaşları sırasında……Azerbaycan’a çok büyük yardım kampanyaları toplanıyor. Kardeş kövme ediyorlar. Kardeş yardımı……Tagiyyev başkanlığında……Tagiyyev oranın zenginlerinden birisidir. Müzelenin evleri falan duruyor. Petrol zenginidir. Başlıyor, herkes yardım yapıyor. Bak orada çok acıklı bir hikaye var. Bir gün Bakü’deki……Osmanlı yetkilisinin yanına gelen……ihtiyar geliyor.
Gözleri görmüyor ama diyor ki……beyim……Balkan Savaşı’na girmişsiniz……Allah sizi muzaffer etsin. Herkes elindeki……avucundakini veriyor. Ben diyor……gözlerim görmediği yedi de çocuğum olduğu için diyor……cami önlerinde diyor……para toplayarak geçiniyorum, dileniyorum diyor. En çok para kazandığım gün……Cuma diyor. Bundan sonra diyor savaş bitene kadar diyor……Cuma günü bütün kazancımı getirip sana vereceğim diyor. Yani böyle……göz yaşartısı sahneler var Azerbaycan’da o dönemde.
Tabii savaşın sonunda……Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda……Rusçalı’nın……dağılmasından sonra aynı bakıp……geçen 91’deki hadiseden sonra da aynı oldu. Ermeniler Rus silahlarını……aldılar. Azerbaycan’daki Türkleri katletmeye başladılar. Orada……bu tarihimizde fazla anlatılmaz önemli bir hareket. Nuri Paşa’nın Kavkaz sistem ordusu hareketi var. Şimdi aslında……az bir askeri birlik bile neler yapıyor……savaşın sonunda sağlam kalabilseniz.
Enver Paşa’nın Emre ile……Kavkaz sistem ordusu oluşturuluyor. Osmanlı subayları var. Kavkaz’daki değişik milletlerden insanlar var. Azerbaycan Türkleri var. Kavkaz’a dek diğer haklar var. Tabii Rusya olmadığı için de……düzenli ordu da yok karşınızda. Bakıya doğru ilerliyoruz. Karşımıza kim çıkıyor? Almanlar. Almanlar bizim müttefikimiz. Fakat Tiflis’i ele geçirmişler. Onlar da Azerbaycan’daki petrolün peşinde. Yani…
…Boros’ta bir adet petrol rica ederiz. Boronskoba’da……orada……çatışma çıkıyor. Hatırlıyor musun? Programda gece üçte milleti……İslam’a gönderiyor. Kütüphane araştırmıştır. Müttefikimize savaşıyoruz. Almanlar esir almıyorlar. Enver Paşa tabii bir taraftan……İstanbul’daki Alman subaylar……arikata engellemeye çalışıyorlar. Enver Paşa engeller gibi tutup……gizli emirlerle Nuri Paşa’ya……bir an önce Bakü’ye git diyor. Bakü’ye geliyoruz. Bakü kuşatılıyor. Alttan İngilizler geliyor. Bakın zamana karşı yarış var. Yani Bakü’yle Ermenler……hakim olmuş. Türkleri katlediyorlar. İngilizler aşağıdan geliyorlar. İran işgal ettiler. Ama çünkü benzin lazım. Her zaman. Emtiye önemli. Tabi orada kuşatma tam……başar ile sonuçlanacakken……merme bitiyor. Yani aslında mühimmatın……ne kadar önemli olduğunu Nuri Paşa geri çekiliyor. Daha sonra mühimmatını tamamlayıp……tekrar Bakü’yü kurtarıyor. Bak bunların olduğu zaman……Eylül 1918. Bir ay sonra……Siz Mondros Ateşkesi Anlaşmasını imzalayacaksınız. Yani İmparatorluğun bittiği bir dönemde……işgal edilmiş her yer. Anadolu’ya kadar gelmişler, Irak’a gelmişler, Suriye’ye gelmişler. O dönemde……Osmanlı ordusu Kafkasya’da bir……hareket icra ediyor. Bakü kurtarlıyor. Ermeni katliamı durduruyor.
Durlu Ermenler’in Türkler üzerindekine. Orada Mondros Ateşkesi Anlaşması……imzaladığınınca İngilizler’de ilk……Türk subaylar gelsin. Nuri Paşa çok saygı duyulan bir isimdir……Azerbaycan’da şu anda. Çünkü orada büyük bir……katliam önlemiştir. Türk şehitliğini de ben gittiğim ziyaret ettim……iki defa. Yani orada o Birinci Dünya Savaşı’nda……şehit olan Türkler……ve Azerbaycan Türkleri yan yana yatıyorlar. Daha sonra……91’den sonra katledilen…
…Türklerinde mezarlılar var, şehitlikler var. Orada Nuri Paşa……İstanbul’dan emir geliyor. Tabii İngiliz baskısı var. Diyor ki çekilip geri gelin. Nuri Paşa da şöyle bir emir veriyor. İsteyen diyor……istediği devletin hizmetine girebilir. Azerbaycan’ın yeni devleti olarak kurulmuş. Bunun üzerine Osmanlı subayları……şeye giriyorlar……Azerbaycan’ın devletinin hizmetine giriyorlar. Nuri Paşa da. Fakat İngilizler bunu kabul etmiyor. Ama Kasım’ın ortalarına kadar……bakın o da şeyden sonra… Aynı Fahrettin Paşa gibi…
…Mondoros Ateşkası’nın imzalanmasına rağmen……Bakürek’e gemini devretmemişlerdir. Ve……o dönemde eğer……bizim o harekatımız olmasaydı……Bakürek’in Türk’lük biterdi. Yani orada çünkü ellerinde silahlar var İngilizler de gelecekler. Azerbaycan’daki Türk’lüğü bitirecekler. Yani bu aslında şunu gösteriyor. Gücünüzü……her yerde harcamayıp……belirli elleri tekstif edebilirseniz……belirli başarılar geliyor. Fakat dert o kadar çok ki…
…o da da aynısı. Gücünüzü belli bir yere tekstif edemiyorsunuz. Yani bazen mecbur kalıyorsunuz. Bir de bizim şeyimiz var ama biz bir de duygusalız. Yani……şey değiliz yani Batı daha somut düşünüyor. Bu kalemden karım ne diyor……bu bardaktan karım ne diyor……birini bırakıyor. Siz ikisini de bırakamıyorsunuz. Yani şimdi burada……şeylerin……tabi şimdi Yemen mesela……Yemelerden gitmiş. Kurtarma ihtimaliniz yok. Ama vatan parçası olarak görüyorsunuz.
İki……Mekke medyada… İngiliz olsa onu yapar ama biz yapamıyoruz. Bir……Yemeni vatan olarak görüyorsun. Anadolu’daki bir yerden farklı görmüyorsun. İki……aynı zamanda haremeyinin kapısı Yemen. Kutsal toprakların kapısı yani. Öyle bir saygı var. Ama……Kafkas sistem ordusu harekatı……Osmanlı İmparatorluğunun aslında savaşın bittiği……bir günlerde bile……Kafkaslardaki günümüze kadar devam eden…
…etnik, dini kimlikleri oluşturduğu bir harekattır. Son zamanlarda……bununla ilgili araştırmalar arttı. Bizim dergisitaplarında yoktu bile. Yani biz görmedik mesela o zamanlarda. Yani ve Azerbaycan……tabi en son Karabağ’da da……büyük bir zafer kazandılar. İşgal edilmiş topraklar. Şimdi başladı falan da……çok saçma sapan laflar ediliyor. Mesela Çanakkale’ye niye savaşacak? İki sene sonra İstanbul’u işgal edildi. Ne yapacaktı?
Yani şu……Çanakkale’de karşınıza bir lider çıktı. Yani Atatürk’ün… Hayır, ne işe yaradı Çanakkale diyorlar? Yaratı diyorlar, diğerler var diyorlar. Ha, yani şöyle, biraz önce dedim ya……şöyle düşün……Balkan Savaşı’nda bitmiş bir imparatorluğu……psikolojik olarak bitmiş. Şimdi HETDB diye……yazalları Topliyenber Paşa……Çanakkale’ye götürüyor. Diyor ki yazallar……Çanakkale Destanlığı yastıttı. O dürüst bir şey çıkmamıştır ama……Beşir Ağabey’in de……Çanakkale Ayviz Olma bu konuda güzel bir kitabı vardı. Şimdi burada……Yok, Akif gitmiyor ama……Yerlerden diyorum. Yoksa Akif’in……Şiiri Çanakkale’yi anlatan en güzel şeydir. Orada yaz……Kıyamet kopar biliyor musun bazı kesimlerden? Bedir’in aslanları ancak bu kadar……Şanlıydı. Vay efendim nasıl……Bedir Savaşı’yı mukayes eder. Yani orada HETDB yazalları diyor ki……gezdiriyorlar cepheyi filan……Çadır’a bir tane yaralı subay geliyor……yaraları sarılıyor. Tabii…
…doktorlarımız insanüstü çalışmıştır. Yani günümüzde nasıl çalışıyorsa o Çanakkale Savaşı……ya bazı hatıralar yayınlandı……o işbankası kültür yayınlandı filan……böyle yetişemiyorlar ya. Kol kopuyor, bacak kopuyor yani……şey gibi yani……tabi yani ardından……subayın yaraları sarılıyor……cepeye gidemeyecek durumda kalkıp gitmeye kalkıyor……doktor diyor ki……gidersen ölürsün….Doktor diyor……Balkan Savaşı’nın utancını bu alkan diyor…
…Balkan Savaşı’ndaki o psikolojik çökmüşlüğü……biz Çanakkale’de……Kutulamare’de ve diğer savaşlarda savaşarak attık. Ya birifler çıkıyor niye savaştık? Ne işe yaradı diyorlar? Ne işe yaradı diyorlar? Biz bunu atamasaydık. Onlar çatlak. O olmasa da Kurtuluş Savaşı olmaz. O ayrı. Yani siz……Çanakkale’de şunu gördünüz……Balkan Savaşı’nda 4 küçük devlete karşı……malup olan Osmanlı İmparatorluğu……Çanakkale Savaşı’nda dünyanın en büyük güçlerine……karşılık direnebildi. Ama tabi bunun çok acı sonuçları oldu. Yetişmiş insanlığınızın çoğu cephede şehit düştü. Ama en azından o milli mücadele ruhunu……verdi. Bir de tabi Atatürk’ün arkasında……Çanakkale Anafartalar vardır. Yani mesela……Çanakkale’den ayrılıp Edirne’ye geldin de……Çanakkale Kahramanı hoş gel……Anafartalar Kahramanı hoş geldin diye karşılıyorlar. Tabi o……büyük bir liderin doğuşuna da sebebi. Çünkü……bir kurtuluş savaşı……kurtuluğu toplanıyor. Milli mücadeledeki komutanların……çoğu Atatürk’ün de akı demledir. Daha akı demledir. Yani çoğu da akı demledir ama……arkasında Çanakkale var. O büyük bir başarı tabi burada……dediğiniz gibi bu zaman zaman maalesef……küçümsemeliler oluyor, saçma sapan şeyler oluyor. Bu bir kere……dökülen şehit kanlarına hakarettir. Yani… Hemen oradan başka bir yere geçmek istiyorum. Bir şey söyleyeyim bir şey aklıma……takıldı. Sen programa girerken dedin ki……yani programın ilk bölümünde……çok hızlı bir biçimde koca imparatorluk……dağıldı dedim. Bir baktık yani bir insan ömründen… On yıl ya on yıl. On yıl yani. Ama kalanlar o. Hayır ama büyük, bak şöyle düşün. Büyük kaybın o zaman oldunuz. Yani şöyle düşün. 1909’da 5 milyon kilometre……karar ne demek 5 milyon kilometre karar? Bugünkü Türkiye’nin 6.5 misli. 1918’deyse 130 metre karar. Tabi.
Yani 20’de 1’e düşmüş. Yani şöyle düşün. İşte o biraz önceki çatlakların söylediği……minni mücadele olmasa o……Tokatsivas’tan ibaret bir yer kalıyor. Orada kalmazdı. Orayı da yok ederlerdi. Peki şimdi orada sormak istediğim şu sanem. Şimdi İlber Hoca… Bizim İlber Ortalhoca’mız diyor ki……imparatorluğun en uzun yüzyıla. 19. asır için. Sen ise çok hızlı gitti diyorsun. Uzun mu hızlı mı? Şöyle uzun. Şimdi tarih kitaplarını…
…bazen okursunuz mesela. Hiç bitmesini istersiniz. 19. yüzyıl tarihini okuduğunuzda da……bir an önce bitsini istiyoruz. Bak psikolojik olarak da öyle. Yani şimdi devamlı bir mağlubiyet. Şimdi mağlubiyet oluyor ardından……Müslüman katliamı oluyor, Türk katliamı oluyor. Yani uzun olma sebebi o. Bitmiyor. Kabustan uyanamıyorsunuz. Bazen şey o. Orada parçalanma hızlı benim dediğim. 19. yüzyıl uzun bir yüzyıl. Yani dediğim gibi…
…gitmek bilmeyen yani. Tabii o şey oluyor. Ama aslında bu açıdan önemli. Yani kitapta da onun üzerinde durduk. Biz bu imparatorluk parçalanacaktı. Önlemek mümkün değildi. Bütün imparatorluk. Ancak bu kadar basit……askeri ve ideal hatalar yapılmasaydı……daha sağlıklı, daha büyük bir devletimiz olurdu. Şimdi bir de şöyle düşün. İmparatorluk parçalandı. Cumhuriyet’i kuranlar da……büyük bir travma meydana……geldi. Şimdi düşün. Çoğunun doğduğu yer elinde değil. Yani… Tabii o parçalanma korkusu hepsinde oldu. Bazen hamile yapacakları zaman da……yapamadılar o yüzden. Çünkü başlarına büyük bir felaket gelmişler. Düşünün. Atatürk doğduğunda……yani imparatorluğunun sınırlarına bakın. Cumhuriyet kurulduğunda bakın. Ve burada da insan üstünde çalışılmış……yüz binlerce şehit verilmiş. Gayret edilmiş, cevapladılar.
Cevap edilmiş, şehit verilmiş. Gayret edilmiş, cepheden cepheye koşulmuş. Ama bazen ne oluyor? Kalkıyor mesela……bir tane birisi geliyor, bir yerde reform yapacağım diyor. Toprak geliyor yerine. Mesela Arnavutluk’ta öyle……hatırlar var. Basit, basit şeyler vardır. Mesela……1911’de hatırlıyorsun. Kosova’ya gidiyor Sultan Reşat. Kosova’da Arnavut’tan ayrılıkça hareketleri var. Halif olarak gidiyor. Yüz bin kişiyi Kosova sahrasında topluyorlar. Bir namaz kılınıyor. Sultanın konuşmasını Sadrazam okuyor. Arnavutça mütercim, Arnavutça bilmiyor. Yani şimdi böyle… Arnavutça mütercim diye götürdükleri adam Arnavutça bilmiyormuş. İyi bilmiyormuş yani. Sultan Reşat o gecede iddiaçlılar……götürmüşlerdir. Nereye gittiyse……altesini hiçbiri yok edemişler. Ayağı sağlammış. Aslında biliyorlar. Yani o topraklar nereden gideceğini……bildikleri için gidiyorlar. Ha, şey şu……bizim……Osmanlı’nın son dönemini……ve cumhuriyet tarihini, anahtarıyla……belli ölçüde bilmemiz lazım. Özellikle yönetici makamında olanlar……ideolojiler olanlar……siyasetçiler……ona göre politikanızı çizebilirsiniz. Yani Yunanistan’a baktığınız zaman……sadece 10 milyondan oluşan bir devlet olarak değil……Avrupa’nın çıvalık çocuğu olarak görürsünüz. Yarın öbür gün şunu görürsünüz……mesela Osmanlı’da……biz bunu daha önce çok söyledik ettik programlarda da……devlet ayakta tutmak için yapılmış bir sürü formüller var. Osmanlıcılık var, İslamcılık var, Türkçülük var, kapçılık var.
Bunların hangisi ne şekilde neticelemiş. Bunları bilmemiz lazım. Ama bana göre bizim biraz……tabii bu olur mu olmaz mı……fikri……bir şeyler üretmemiz lazım. Yani üretim olması lazım ama fikri üretmemiz lazım. Yani… Türk fikri üretmek için çok özgür bir ortam lazım. O özgür ortamı sağlamak lazım aslında. Fikir özgürlüğü lazım. Türkiye’de fikir özgürlüğü var aslında. Ama hakaret olarak var. Herkes birbirine hakaret.
Muhalefet falan değil. Herkes birbirine hakaret ediyor. Muhalefetli derler anaili de muhalefetli. Ama aslında bunu diyor. Sen yazı yazacaktın. Ha senin şey vardı. O en son olarak bir giriyor. Dün dehşet içerisinde kaldım. Çok kısa söyleyeyim. Yarın yazacağım. Müzayede yapıldığı vakit……Mezat müzayede şirketleri……kataloğu kültür bakanlığı gelir denetler. Dün tesadüfen bir yere gittim. Müzayede öncesi bir müzayede şirketine. Çünkü uç vardı. Şey ucu. Hatat devleti eski. Çelik uç. Ben şu gün notayı yıllar da onunla yazıyorum. Başka şeyle alışamadım. Hoka bir özel bir mektup yazacağım vakit. Hoka ile onunla yazarım. Elim alıştı. Yaşı var bende ama biraz daha alayım dedim. Katalogda gördüm. Çıkmadı. İstediğim bir numara çıktı. Ben iki numara istedim. Neyse.
Bu da Erhan’ın talebi deviymiş. Bir tanesi bir hanım. Önce söyleyeyim. Çocukların kabahatleri yok. Yönetimin hatasıdır. Sistemin hatasıdır. Bir sayfa satılıyor. Hatta da imzası var. Bu dediler satılamaz. Niye? Kur’an sayfasının satışı yasaktır. Öyle bir yasak yok. Öyle bir yasak olsa eksi Kur’anlar toplanmaz. Tamamlanmaz. Yok da öyle bir yasak. Dinliyorum ama kulak misafiri oluyorum.
Satamazsınız falan satıştan çektirdiler. Zabıt falan tutup. Sonra merak ettim. Bakanlığını temsilçilere koydular. Üç müzeden. Ayasofya. Bir müze daha. Ayasofya müze değil artık gitti o tarafı. İşte Ayasofya’dan gelmişler. O çocukların hanımlığınızı kabahati yok. Bakanlığın kabahatidir. Sistemin yönetmeliği işletmek istiyorlar. Baktım.
Yasak da bu Kur’an sayfası satamazsın dedikleri. Kur’an sayfası. Alakası yok. Ebu Hureyra hakkında bir hadis yazılı. Sordum hanımefendi okuyor musunuz siz bunu dedim. Hayır dediler. Okumadığınız şeye nasıl fikir verirsiniz? Biz öyle bir şey yaptık. Şimdi. Sonra Coşkun’u aradım. Coşkun Yılmaz’ı kültür müdürü arkadaşımız. Ya dedim. Senin gönderdiğin adamla bir tanesi var.
Ya dedim. Senin gönderdiğin adamlar yazıyı okuyamıyorlar. Ben göndermedim dedi. Ama dedi çok acı bir şey söyledi. Eleman yok dedi. Bugün teftiş yapanlar. Mezat salonlarındaki eski eserleri şey yapanlar. Osmanlıca, Arapça, Fasya. Bu idari bir hata mı? Yazıyı okuyamıyorlar ama yok yapar. Ama bu ne sonuç doğru? Soltubi izle bilmem neler. Şaka şaka satılır şeyler. Bilmediğiniz konuda öyle engellemeye kalkarsanız.
Yıllar önce çok kısa bir şey söyleyeyim. Nesihah Sultanı Ahmet’i kayıtlı koleksiyonerdi. Evet. Ama Bizans bilmem toprak altı. Eve geldiler. Teftişe tesadüme o gün çaydayız orada. Ve bu müze şeyleri eski müzeciyle çoğu solcuydu. Koleksiyoneri hırsız görüyorlardı. Bugün korun koleksiyoner. Efendim dedi baktılar falan. Bu fermanı buraya asamazsınız. Niye asamam? Bu dedi yasak. Hanımefendi de öyle bir yasak yok hanımefendi. Hayır dedi bu suçtur dedi. Bana bakın dedi Sultan. O dedi büyük babamın fermanı benim dedi. Sultan Muhattedenin. Benim doğum günümü dedi bayram ilan ediyor. Top atışları yapılması eme diyor. Tabii ki aslan bilmem kaçıncı maddeye göre aile şehidim dedi. Böyle bir şey var. Sonra ne oldu? Yasak mı koydurduydu? Yok ihbar etti. Tüccün yani Nesihah Sultanın kendi fermanı. Kendi fermanı doğum şeyi. Ama bu bu zihniyetle giderse
ve tedbir alınmazsa biz daha suatı bizden bir yanına çok şey toplanırız. Efendim bildiğim kadarıyla kültür bakanı kültür politikaları kurulu geçsin değil mi? Bunun kurulla ne ilgisi var? Orada bunu gündeme getirin. Bunun kurulla ne ilgisi var? Politikaları kurulu var. Eleman yoksa ne yapacaksın? Eleman yoksa. Kötü yakaladım. 90 artı dörtte olan. 90 artı dörtte olan.
Danizciler gerçekten hap gibi bir kitap yazmış. Ne gibi? At gibi anladım. Çok kolaylıkla yutabileceğiniz çok önemli bir cihaz. Herkese tavsiye ediyorum. Çekmiyolak. Çok güzel kitap. Yani Erhan’ın bence en güzel kitabı o şeydir. Neydi senin? Rehberi vardı bir arada. Hiç ses çıkartmadı.
Efendim? Tarıkçıları için. Ama bak en enteresan. En enteresan tarafınız. Bu herkes için. Bu genel. Bu genel. Bu da şey bak orada bunu dedik ya konuşuyorduk ya siyasetçilerin şey olsun diye. Son bir şey söyleyeyim kapatayım. Sabah da Sevi hakkındaki pelgeleri ben buldum. Yani o dönmelerin kurucusu kimse bir şey bulamadı. Amerika’da, İsrail’de, Türkiye’de kimse bulamadıydı. Bulundu, yayınlandı. İsrail’in dışında hiçbir yerde etki yapmadı. Yani İsrail’de anında gördüler kitabı, çağırdılar ettiler. Yani şöyle o tabii bakış açısının sabahı. Ki Türkiye’de de sabahı Sevi herkesin ana gündemiydi biz. Evet çok gündemdi. O sabahı ister bilmiyor ne der ama. Hala dönmeler yok. Üstüne ne komplo teori duruyor. Tabii işte o belgelerle de şöyle deniyordu. Sabahı’cılar o kadar güçtük. Osmanlar şirketi bütün belgeler yok. Evet. Hayretler. Yani ben bir o zaman böyle bir şey dedim. Olamaz. Girdik adamın Müslüman olması, tutuklanması, ölüm kaydı filan her şey çıktı. Her şey komplo teorisi üstüne kuruldu. Erhan diyor zaten çocuğuma diyor keşke diyor stratejist olarak yetişmez. En çok en çok beyefendi çıkarıyor onları. Evet. Ben olsam teori fizikçi yaparım. Buldur. Dur sonra. Bak onu güzel fikir o. Ben de çok kuş varım diye teori fizikçi olmadı ama. Tamam bitiriyoruz. Bunları susturmam mümkün değil. Çok özür dilerim. Alışmamışlar bunlar. Sekize kadar giremez. Bunlar sabah kahvaltıya kadar program yapmaya çalıştıkları için. Bu arada sizler programı tekrar başlayın diye çok meyvar ama inatçı olduğu için söylemiyorum.
Herkese iyi geceler. Yarın akşam ııı H.T. Bloomberg’ta ııı daha neşeli. İlk ay çok da çok neşeli. Yok çok da şey değil. Yok çok da şey değil. Şarkı budur işte.
Bu dur. Gel görüşürüz. Hoşçakalın.