Daha güzel şehirler mümkün mü? Dr. Sinan Küfeoğlu yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=skcBD5Bou-A.
Şimdi, şehirleşmenin nereden gittiğini ve nereye gitmek üzere olduğuna geldik ama nereye gideceğini tam konuşmadık. Şimdi sen ise daha mikro düzeyde bir kenteşmeden bahsediyorsun ve anlattığın şeyden, izlediğim şey, seninle daha önceki konuşmalarımıza gördüğüm şey beni heyecanlandırıyor. Bir, insanlara geleceğe ilişkin çok minimalist ama konforlu yaşam alanları sunmaya çalışırken kendinden de bunun sürdürülebilirliği konusunda müthiş avantajlar sağlıyorsun. Enerji tüketimi konusunda müthiş bir çevrecilik, doğal kaynakların tüketimi konusunda büyük bir avantaj. Ayrıca bunun dışında kendi gıdasının bir bölümünü üretebilen bir konsept. Anlatır mısın bize bu geleceğin evin nedir, nasıl olacak? Başlamadan önce şeyden başlayayım, imdat biraz artistik ve insani yaklaştı meselere.
Ben mühendis olduğum için, ruhsuz bir yaklaşım yapayım. Akıllı şehirlerin çok tanımı var Fatih Bey. Bizim çerçeveden ben yapacak olursam akıllı şehir içinde yaşayan insanların ve diğer bütün unsurların verisini toplayıp, depolayıp, işleyip, işledikten sonra ürün ve hizmet haline getirebilen şehirler. Akıllı şehirler konsepti aslında çok geniş ve cenerik konseptler oldular.
İngiltere’de yeni bir akım başladı belki duymuşsunuzdur. Akıllı şehirler yerine bağlı mekanlar, connected places tabirini kullanmak istiyorlar. Çünkü şöyle düşünün İstanbul bir şehir, İstanbul’un akıllı olduğunu iddia ederseniz eğer, mesela Beşiktaş’la Bağcılar’ın pek birbirine benzemiyorlar. Aynı zekâlı onlardan görürsün. Estağfurullah ama yani yapı olarak, altyapı olarak pek birbirine benzemiyorlar.
Onun yerine İngilizler şunu diyor, akıllı şehir yerine akıllı kampüs, akıllı tershane, akıllı üniversite, akıllı AVM, akıllı bina, akıllı tren istasyonu, akıllı bina, akıllı ev, akıllı akıllı akıllı ve akıllı mobilite trafik. Bunları hep hep her biri akıllı olsun, her birinin kendi yapay zekâlı iletişim ve idare sistemleri olsun ve bunlar birbirlerine bağlansınlar. Bağlandığı anda toplam bir akıl yani bir anlamda karınca gibi.
Evet. Bir tek tek küçük akıllıların bir araya girip büyük bir zekâ oluşurlar. Bir araya girip birbirlerine iletişim haline gelmeleri. Bir karınca ordusu veya bir arı kurarsın gibi. Akıllı şehirlerle benim ilk konsept ile tanışmamı anlatayım size. 2012 yılında Londra’da bir program vardı, Avrupa Birliği’nin programı. Meşhur bir Alman teknoloji şirketinin üst düzey bir yöneticisi gelmişti. Orada ilk defa akıllı evi tasarladıklarını ben bilmiyordum. O zaman doktora yeni başlamıştım ben.
Akıllı evden bahsetti ve şunu söyledi. Biz firma olarak dedi, biz bunun tasarımını yaptık, demosu hazır. Sizin insan olarak ne yediğinizi, ne içtiğinizi, kimle konuştuğunuzu, günde kaç adım attığınızı, içtiğiniz ilaçları her şeyi takip edebiliriz. Ne izliyorsunuz, ne okuyorsunuz? Tuvalete gittiğinizde size sağlık durumu hakkında rapor verecek. Tabii tabii. Her şeyinizi takip edebiliyoruz ve her şeyinizi kayıt altına alabiliyoruz dedi.
Ama şu anda bu ticari olarak karlı olmadığı için üretime geçmedik dedi. 2012 yılında bunu söyledi. Ben orada tabi… 9 yıl önce. Evet. Verenin gücünü orada anladım ben. Biraz da böyle bir dehşete kalmış çünkü mahremiyet meselesi işin içine giriyor. 2013 yılında Stockholm’da Haziran’da bir konferans vardı. Akıllı şehirleri tartışıyorduk. Ben söz alıp şey dedim, mahremiyet ne olacak, veri güvenliği. Oradan henüz daha bu konular pek popüler değildi. Hatta Imperial College’dan bir akademisi ama… Şey demişti. Her şeyden korkan insanları ne deniyordu? Septik. Yok yok. Fobi… Yani korkak gibi bir şey söylüyordu. Paranoyak. Hah bravo. Paranoyak arkadaşımızın şeyi sona erdiyse… Masal geçiyordu, o vakit çıkmadı. Evet. Çünkü ben şunu söylemiştim, veri ne olacak? Oradan bir yetkili şey demişti. Ben tatile giderken Facebook’ta diyor fotoğrafını koyuyorum. Hırsız görürse görür diyor.
Yani bu kadar basitleştirilmişti mesele. Sonra biliyorsunuz 2017’de… Kenwich Analitika skandalı patladı. Ve verinin ne kadar değerli olduğu ortaya çıktı. Zuckerberg şey vermek zorunda kaldı. Seçimlere hileler karıştı falan filan. Fatih Bey şöyle söyleyeyim size. Dünya Bankası’nın yeni bir çalışması var. 2024 yılında, dünyada 83 milyar adet nesnelerin interneti uyumlu cihaz olacak. Ve bu cihazlar sürekli veri toplayacaklar. Yani 3 yıl sonra kişi başına 10 tane cihaz düşecek…
ve bu cihazlar bizim verilerimizi toplayacaklar. Ama yine Dünya Bankası şunu söylüyor. Bu verin sadece %10’unu işleyebiliyoruz şu anda. Depolamak ayrı bir problem. İşlemek bambaşka yapıyor. Bambaşka bir problem. Zaten burada maharet burada. İşleyip katma değer yaratmamız lazım. Bizim zaten çalışmamızın temel prensibi de budur. İşleyip nasıl katma değer yaratabiliriz? Felsefesinden bahsedeyim. Belki duymuşsunuz 5 de trendi var. Bugün dünyada çok kuvvetli bir trend var.
Bir de de diyebiliriz. Bunlardan biri dekarbonizasyon. Karbon ayak izini azaltma. Evet. İklim değişikliği biliyorsunuz çok büyük problem. Bütün sektörlerde karbon ayak izimizi azaltmak zorundayız. Bu birincisi. Şu anda en önemli mesele bu galiba. Dünyanın bir numaralı meselesi bu. Bu Covid artık biliyorsunuz 2. sıraya düştü. Covid mesele bile değil. Şu an tekrar iklim değişikliği bir numara da dekarbonizasyon. İkincisi dijitalleşme. Dijital teknolojilerden faydalanmamız lazım.
Nimet cidden verimliliği artırabiliyoruz. Bir yandan nimet, bir yandan bela. Böyle bir karışık durum var orada. Nimet tarafı da ağırlaşıyor. Mühendislik açısından bakınca nimet gibi görünüyor. Üçüncüsü dekentralizasyon yani dağıtılmışlık. Şunu kabul ediyoruz. Bir tane 1000 MW santral yerine 100 MW yapalım. Ve yetkiyi, kontrolü, denetimi, üretimi her şeyi dağıtalım. Risleri yayalım. Çünkü riski yayıyorsunuz.
Single point of failure diye bir mesele var. Tek bir merkezden kontrol ettiğiniz zaman her şeyi, o tek merkez çöktüğün zaman bütün operasyon çöküyor. Bir diğeri demokratikleşme. Demokratikleşmeden kastımız şu. Mesela siz çatınıza fotovoltaik koydunuz. Güneş enerjisi üretiyorsunuz. Sizin birey olarak o enerjinizi, fazla enerjinizi, istediğiniz kişiye, istediğiniz piyattan satma hakkınız olmalı. Aynı şekilde ihtiyacınız var. İstediğiniz kişiden, istediğiniz piyattan almanız lazım.
Veya şehirler konseptinde de bir belediye, diyelim yol çalışması yapacak. O yol civarında oturan evler, o yoldan geçen arabalar, arabaların sürücüler, adresleri vesaire. Onların verisini toplayacak. Saat kaçta geçiyor? Hangi mevsimde geçiyor? Biz burayı… Ona göre planlama yapacak. Hem planlama yapacak hem de onlara soru soracak. Benim senaryolarım. Bundan hangisini oy veriyorsunuz? Demokratikleşme. Beşinci de 4 artı 1. O biraz zayıf. De regulasyon. Regülasyonları biliyorsunuz. Mevzuat yönetmelik. Fazla regulasyon olunca şimdi artık deregülasyon. Boluyor. Bir yandan bu iklim değişikliği sürdürülebilir. Bir yandan da ülkeler şey biliyorsunuz, ekonomilerini büyütmeye çalışıyorlar. İş dünyasının en nefret ettiği husulardan biri de bu yönetmelikler ve mevzuatlar. Bildiğiniz üzere Trump’ın 2016 en büyük seçim vaatlerinden biri de şeydi. Regülasyonları azaltacak. Regülasyonları nasıl azaltacağız? Bu da deregülasyon. Bu da 4 artı 1 de oluyor.
Ben iki numaralı slide’imi alabilir miyim? Şimdi sizlere şeyi sunacağım. Yaptığımız Tübitak’ta uluslararası lider araştırmacılar kapsamında yaptığımız çalışmayı sunacağım. İki numaralı slide. Tamam. Evet. Yakın tarih mühendislik gelişmeleri. 1712’de James Watt buhar makinesini icat ediyor.
1844’de Samuel Morse telgrafı icat ediyor. Hatta muhtemelen biliyorsunuz ilk tecrübesini İstanbul’da yapıyorlar. Sanırım Beylerbey sarayından bir yerde yapmışlardı. 1846’da telefon icat ediliyor Graham Bell tarafından. 1903’te Wright kardeşler ilk uçağı buluyorlar.
1908 yılında Henry Ford model T-Car arabasını yapıyor. Bir diğer slide lütfen. Üç numara. 1910 yılında ilk elektrikli süpürge icat ediliyor ve satılıyor. Pardon satışa sunuluyor. 1913’te ilk buzdolabı yapılıyor. 1927’de ilk televizyon icat ediliyor. 1946’da ilk bilgisayar icat ediliyor modern manada. 1969’da da bizim meşhur ARPANET’imiz var ilk ilkel diyelim internetimiz icat ediliyor. Buraya kadar yapılan bu teknik terakkide Fatih Bey iki tane önemli husus var mühendislerin sürekli dikkat ettiği. Birincisi verimlilik. Verimliliği nasıl artırırız? İkincisi de maliyet.
Yani bu güne kadar bu yakın zamana kadar gelmiş bütün çalışmalara baktığınız zaman bu iki duvarın arasında çalışılmış verimlilik maliyet. Fakat modern zamanlarda iki yeni duvarımız oldu. Üç numara. İklim değişikli yani karbon ayak izini düşürmemiz lazım. Bir diye de sürdürülebilirlik. Sürdürülebilirlik de şu herhangi bir ekonomik aktivitede kullandığımız kaynakların gelecek nesillerin aynı kaynakları kullanma hakkını elinden almaması.
Şimdi şöyle düşünebiliriz mesela diyelim ki bir arabamız var biz mühendis olarak çok daha verimlisini yaptık. Karbon ayak izi yarıya düştü. Ama çok iyi araba olduğu için fiyatı da üçte birine düştü. Bir anda on kere insan bunu satın aldı.
Bu sefer ne oldu? Karbon emisyonu arttı. Kaş yapayım derken göz çıkardı.