Doğu düşüncesinin Batı’dan farkı ne? Ahmet Arslan yanıtladı

Doğu düşüncesinin Batı’dan farkı ne? Ahmet Arslan yanıtladı videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=BrHI06YU9jw. Birisi diyor ki, doğu düşüncesi insanı merkeze almadığı için akla dayanmaz, her gün ödülü isteyebileceğin sezgilerle gider, bu yüzden felsefe sayılmaz demiş. Doğru mudur? Genel olarak doğru. Doğru. Yani evet, yani doğu düşüncesini temel aldığı şey nedir dersen, tabii…

Doğu düşüncesinin Batı’dan farkı ne? Ahmet Arslan yanıtladı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=BrHI06YU9jw.

Birisi diyor ki, doğu düşüncesi insanı merkeze almadığı için akla dayanmaz, her gün ödülü isteyebileceğin sezgilerle gider, bu yüzden felsefe sayılmaz demiş. Doğru mudur? Genel olarak doğru. Doğru. Yani evet, yani doğu düşüncesini temel aldığı şey nedir dersen, tabii hangi doğu? O da var. Yani Orta Doğu da doğu, İn’te doğu, Çin’de doğu ama bu elli illa bir bilgi teorisi olarak ifade edersen, doğru söylüyorsun, sezgiye dayanır. Anlatabildim mi? Yani sezgi nedir? Daha da basit arsam, bir kişinin veya bir grubun sezgisi ne?
Yani teknikli adı verelim, Peygamber’in sezgisi. Sezgi anlıyorsun değil mi sezgi? Yani teknik alanda kullanıyorum sezgiyi. Yani bir şeyle temasa geçiyor, bizim bildiğimiz, tahkik edebileceğimiz, deneyebileceğimiz, tekrar edebileceğimiz bir şey değil bu. Akla da şey yapılacak bir şey değil, akla argüman olacak. Bir sezgi diyelim buna, doğu düşüncesi bu. Doğu derken kastettiğim de bu.
Ebatı düşüncesi? Ebatı düşüncesinde sezgi var, sezgi savunanlar da var ama esas itibaren onun akıldan anladığı şey başka bir şey. Yani akıldan mantığı anlıyor bir, akıl yürütme. Tecibeyi anlıyor iki, bütün tecibelerimiz bizim. Peki her şeyi doğuştan biliyoruz ve hatırlıyoruz demek sergisel bir şey değil mi?
Şimdi onu sergisel bir şeyin ifadesi olarak da alabilirsin. Onu akılla temellendirilen, akılsal olarak gerekecek, sunumlamış olarak alabilirsin. Platon bunu söylüyor. E nasıl söylüyor bunu? Yani rüyamda gördüm diye söylemiyor. Bak diyor matematik yapıyoruz diyor. Bir köleye matematik problemini çözdürüyor. Bu kölelerin eğitimi yok. Bu köle matematik problemini nasıl çözdürüyor?
E demek ki diyor doğuştan bu bilgi içinde var. İşte argüman budur. Muhakeme budur. Ama buna karşı start mil çıkar. E bu akıl yürütme yanlıştır. Ki bence de yanlış. Ne dediğimi anlatabildim mi? Yani akıl var, akıl var. Akıl hangi alnına kullanırız buraya? Ben aklı çok yan alanda insanın akıl, mantık, tutarlı düşünme, muhakeme ve deneylerin toplamı olan bilgiler, o bilgilerin bize sağlamış olduğu şeye ben akıl derim. Bilmem anlatabildim mi? Ben ona akıl derim ben. Ama öbürü kalkarsa yani sezgide yandığını düşünemem adam. Valla ben şeyle temasa geldim. Yunan’da da var. Ama denet tanrıçlarıyla temasa geldim. Bu aşağıda söylediğim şeyleri o temasla, sezgisal olarak veriyorum.
Peki hocam şimdi İran’a geleceğiz, İran’ı unutmuyoruz ama Yunanlı filozofların tanrı demeyim mi? Tanrıları arasınız, tanrılarla arasınız o zaman ki? E şimdi onları çok tartışma konusu. Yani şöyle diyorum. Yani bir insan hem fesufe yapabilir hem de o tanrılara inanmaya devam edebilir. Yani tanrılara inanmak çok tutarlı olmasa bile insani bir şeydir, pratik bir şeydir. Hani onlar bunu işte pratik olarak toplumuna ters düşmemek için yaparlar demiyorum ben. Yani insan düşüncesi böyle bir şey değildir. İnsan düşüncesi böyle bu. Ya ben burada… Bu kadar rasyonel değildir. Rasyonel değildir. Onu söylemeye çalışıyorum. Ama burada da gene belli bir şey vardır. Şimdi Aristoteles veya Platon bir taraftan tanrılardan bahseder ama bir taraftan tanrıdan bahseder. Mesela Platon’unki Demiorgos dünyayı işte şey ya idalar teorisine bakarak, idalar dünyasına bakarak kuran şey.
Aristoteles kendi kendini düşünence, kendi kendini temaşa eden düşünce. E Aristoteles ama öbür tarafta çok tanrıcılığa da inanıyor. E olur. Ya insan dünyasındayız biz. Tutarlılık çok arabeye düştü. Yani şunu söylemeyeceğim yani. Politik acara da örnek vermeyeceğim. En azından Demirel’i söyleyelim. Dündündür bugün bugün. Bu da bir felsefemdir.
Felsifeydir. Felsifeydir ama insan böyledir. Yani kimse tutarlılığı olarak onları yapmayabilir. Ama felsefet zaten tutarlılık talebi. Arkadaş, söyle bakalım getirdiğin bu teori, ileri sürdüğün bu iddia, bu iddianı dayandırdığın gerekçeler, temellendirmeler. Hadi bunları söyle bana demektir. Yani sen başka bir şeyden, pratik bir olaydan bahsediyorsun. İnsani olaydan bahsediyorsun.
Peki madem öyle biraz daha yakın. Konuyu dağıtmak istemiyorum. O zaman Haydeger’in mesela ne deriz? Ne demek ne deriz? Haydeger mesela bakıyorsun Nazlı’yı Müşirköy’de destekliyor. Şimdi olayın olduğunu bilmiyorum. Yani ben de onu duydum da Haydeger’in ruhuna girecek veya Haydeger üzerine tahlih yapacak durumda değil. Sonra bunları asla özür dilemiyor veya yanlış düşünüyor falan da demiyor.
Demek ki gerçekten, bilmediğim için bir şey söyleyemem ama demek ki Haydeger’in bir adam şunu da söyleyebilirdi. Ben yanılmışım. Demiyor işte bunu dememize. Ben yanılmışım diyor. Ama bunu söyleyenler de var. Yani önce biliyorsun bu özellikle bu 1930’larda buna Russell da dahildir, Sartr da dahildir, Batı’da birçok adam Rus deneyine çok büyük bir ilgi gösterdi. Büyük. Gittiler. Bir kimse gördü. Russell gitmedi. Hangi ilk, hangi yürütü dediler? Ha geldiler. Yok dediler. Yanılmışım dediler. Yanılmış. Bunu anlatabildim mi? E derler bunlar. Bunu derler. O bir tutarlılık demesi Haydeger’de yanılmışım da yok. O yüzden soracaktım ama neyse. Ama tanımadığım için açıkçası. Peki hemen İran’a gelelim biz tekrar. Evet. İran felsefesi yok mudur? Var. Eh. Evet. Yani İran bizim İslam dünyası içinde kültüre olarak söyleyeyim, felsefeye en çok değer veren, zamanımıza kadar da onu devam ettiren,
onu devam ettiren bir ülke. Yani nasıl ki şiir alanda, edebiyat alanda, dil alanda, epey baş alanda, felsefe alanda da var. Ama o felsefe de bir tür felsefe. Benim için. Ben ona felsefe değildir demem. Ama ben ona yani çok da sağlıklı bir felsefedir de diyemem. Diyemem. Bunu namı anlatabildim mi? Ne demek hocam? Nasıl? Hocam. Yani nasıldır o?
İstersen o, ses giser diyebileceğimiz, yani hatta yani karşılığı pek bilimsel veya gerçek veya tecrübi dünyada olmayan, sırf şeylerden, kavramlar arası, ilişkilerden hareketle, hatta bir şiirdir bu ben. Öyle diyelim ben.
İran felsefesi benim kanaatıma göre bir, doğu bir geliş şiiridir. Ama yani canım, sen sevmiyorsun diye değil mi? Ben sevmiyorum diye değil değil. Yani benim bununla ilgili de argümanım var. Yani ben onun yerine işte benim bildiğim tarzındaki felsefeleri severim. Ama onu sevenler de var. Ama yok diyemeyiz. Ama felsefeye gidiyor, önerilenler de var. Anlatabildim mi? Söyledim ben. Yani bizim dünyamız içerisinde. E hocam, diyorum işte, tasavvuf da felsefe değil mi? Şimdi tam oraya geliyorsun. Evet felsefe. Tam oraya gelecektin. Ama felsefe buna rağmen, tatavvuf veya mistisizm istiyorsan, felsefenin çok da benim hazretmediğim ve çok da tutmadığım, söylüyorum, düşünüyorum, söylüyorum. Bir dalıdır. Niye hazretmiyorsun veya niye tutmuyorsun? Bir sınırlaması olduğu için mi? E şekerim benim… Bir dogmatik tarafı olduğu için mi? Benim aklımdan anladığım şey başka bir şey. Bütün mesele o. Ha birçok adam şunu da bilir. E sen aklından anladığın şey çok dar bir anlayış. E olabilir. Yani benim için o, deyim yerindeyse Gazzele’nin deyimi, muhayilat o, muhayilat. Tasavvurat o. Tasavvurat. Ne demek tasavvurat? Yani kendi yaratmış olduğu, kavramsal olarak kendi yaratmış olduğu şeyleri ve onlar üzerine düşünmeyi felsefe zannediyor. Oysa ki ben bir şekilde, bir şekilde her yapılan işlerin, kurulan sistemlerin, ileris ve düşüncelerin bir şekilde, bak doğrudan doğruya değil karşılığının duysal dünyada, doğal dünyada olması ve test edilmesi gerektiğini düşünüyorum bir adamın. Anlatabildim mi?
Hegel de böyle değil mi? Evet, o da öyle. Sen sanki biraz daha liberal felsefecisin gibi geliyor bana. Ha buna liberal denmez. Ha buna liberal denmez de ne denir de ben de onu çok öyle koyamıyorum. Yani Hegel atıyorum işte. Hegel bir şey yapmıştır, diğer bir felsefe yapmıştır. Marx onu çok sevmiştir. Bu felsefenin sonuçları vardır. Nedir sonuçları? Diyelim ki sanat alanında, bu felsefenin din alanında, din felsefe sonuçları vardır. O sonuçlarına ilgi örnekler verir. Ama o örneklerin kendisi,
mesela Hristiyanlık, diyelim ki dini düşüncenin en yüksek ifadesidir. Sorarsın niye? Çünkü şundan şundan şundan şundandır. Şimdi dikkat ettin mi? Şimdi şundan şundan şundan dediği zaman, o artık düzeyinde değil artık o. O netice de bana bir test imkanı veriyor. Eğer onun o söylediği şeylerin kendisinin çok sağlam olmadığını, tutarsızlığını veya ona karşı başka bir şeyler söylendiğini şey yaparsan, çürütürsün. Ha çürütürsün onu. Onu çürütmek anlamına gelir, gelmez ayrı mesele. Benim hazretmediğim, ben İbn-i Haldun’un ayağını sudan fazla şey yapma. Ayırma, ayağın şey basın. Şimdi tam İbn-i Haldun’dan zaten İbn-i Rüşt, İldi Haldun ile gelmiş. Son olarak da biraz bu olum batı karşılığına geçiyor. Evet, onu severim. Ama ben ölçümüyüm, gayet de bir ölçü değilim.
Ben felsefenin savuncusuyum, belli bir felsefenin savuncusu değilim. Ben felsefi etkinliğin, felsefi dilin, felsefi diskurun deyim yerindeyse,
izin verirsen, how are you?