Felsefeye ilgi neden arttı? Ahmet Arslan yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=7GKVxZ3mwIU.
Şimdi Türkler seni seviyor. Efendim? Türk izleyicisi seni seviyor. Hıhı. Seni de ekranda görmekten, seni de izlemekten, seni de YouTube’da veya başka nerede görürse görürsün, dinlemekten, hatta okumaktan keyif alıyor. Çünkü kitaplarına satışa, şarkılara bakıyorum, onlara da müthiş gidiyor. Peki Türkler hakikaten felsefeye bu kadar meraklı mı? Türkiye’de felsefenin bir tabanı var mı? Şimdi pek meraklı değillerdi.
Ama son birkaç senede, hatta belki son 10 senede, epey büyük bir ilgi göstermeye başladılar. Niye? Evet, yani niye? Bilemem, tabi ben araştırmacı falan filan değilim ama kendime göre birtakım düşüncelerim var. Yani galiba bizim hayatımızda, geçmiş hayatımızda da, hatta Cumhuriyet de dahil olmak üzere, felsefenin pek yeri yoktu. Yani biraz daha güncel, daha mübrem, daha acil ihtiyaçlar ön plandaydı. E bilmem, bilir misin, İnönü’nün, Erdal İnönü’nün yazmış olduğu bir kitap vardı, düşüncelerim diye tam olarak. Orada o liseyi bitirdiği zaman, bitirmek sırasında 1945’lerde, bir taraftan felsefeyi seviyor,
hatta bizim Nusret Hızır’ın derslerine devam ediyor, bir taraftan da FEM Fizik derslerine seviyor, İnönü’ye gidiyor. Babasına? Evet, tamam babasına gidiyor. Diyor ki, oğul veya oğlu babası soruyor, nereye geleceksin diyor. Okuyacağımız veya dinleyeceğimiz buna gidip bakabilirler. Hoş bir kitaptır o, çok hoş bir kitaptır. Ne olmak istiyorsun diyor, işte söylüyor. İşte ben felsefe falan hoşuma gidiyor, Platon kitaplarını okuyor, diyaloğularını okuyor, oradaki konuların o şekilde ele alınmasını çok seviyor. İnönü çok hoş bir laf söylüyor. Felsefeye bir ömür verilmez diyor. Aslında bu hoş bir laf. Yani İnönü tabii ne demek istedi? Yorum yapmıyor, Erdal İnönü, baba yapmıyor.
Yani şimdi tamam ama bizim oğlum bizim yani elektriğe ihtiyacımız var, suya, hastalıkları getirecek doktora, bilime, teknolojiye ihtiyacımız var. Yani felsefe hoş bir şey falan ama, yani İnönü’de tabii Erdal felsefe görmedi. Okumadı. Okumadı. Atatürk de okumadı ama Atatürk başka bir atatürk. Başka bir atatürk. Biliyor, kontrasosyalu okuyor. Çünkü onun yapacağı işlerde. Ona ihtiyacı var. Yani meclis, halk iradesi, işte emenni, kayıtsız şartsız millete ait olması vs. etrafında yeni kuracağı dünyaya cümle ete ona bir fikri bas. Peki Platona da ihtiyacı var mı Atatürk’e? Efendim? Platona da ihtiyacı var mı? Platona Türkiye’nin çok o kadar ihtiyacı yok. Atatürk mesela? Hayır yok. Yani Platona dünyanın ihtiyacı var. Bizim de ihtiyacımız aşa olarak.
Yani Platoncu dünyayı seven adamların ihtiyacı var. Yani Platoncu dünyayı sevmek demek ne demek? Yani bilgiye çok ihtiyacı var. Bilginle dünyayı yönetmelidir. Filozoflar dünyayı yönetmelidir. E burada dikkat edersen halk yok. İrade yok. Halk iradesi yok. Rıza yok burada. Bilgiyle dünyayı yönetmeliyiz. Şimdi bana pas attın. Farkında bile olmaksızın. E şimdi bütün Müslümanlar… Niye farkında olmaksız attın bak? E bilmiyorum. Farkında olmaksızın diye düşündüm. Yani seni kurtarmaya çalışıyorum. Hayır seni kurtarmaya çalışıyorum. Yapacağım günahtan. Ben batmışım zaten. Yani yapacağım günahtan. Şimdi Müslümanların temel şeyine bir kitap var ortada. O kitap yukarıdan indi. O kitapta bilgiler var. Her şeyin doğru bilgisi var. Yani dünyanın bilgisi var. Geleceğin bilgisi var. Gelecek hayatın bilgisi var. Doğru… Söylemden soran bilgisi var. Okulun bilgisi var. Her şeyin bilgisi var. Bilmem anlatabildim mi? Filozof yönetmeli demiyor tabii. E kim yönetmeli diyor? Tanrı yönetmeli. Kim yönetmeli? Tanrı adına… Peygamber yönetmeli. Kim yönetmeli? Tanrı ve peygamber adına Hayrettin Karaman yönetmeli. Ben bunu anlatabildim mi? Anladım. Çünkü bilgi orada. Çünkü bilgi orada. Yani kim doğru bilgiye karşı çıkabilir? Bilmem anlatabildim mi? Şey ne diyor Platon? O tek bilgi.
Bilen yönetmeli diyor. Oysa modern dünya öyle düşünmüyor. Mesela o şey öyle düşünüyor. Söyledim biraz evvel. Ruso. Ruso. Ne diyor? Halk iradesi. Dikkat et. İradede bilgi yok. Onun kadar şey olmamakla birlikte… Ne diyelim? Fasist demeyelim de. Yani otoriter olmamakla birlikte. E yok da diyor. Rıza’ya dağılmalı.
E kimin rızasına? İnsanların rızasına. Hangi insan? Estradan insanların. Demokrasiden bahsediyoruz. Demokrasiyle, demokrasinin istediği insan tipiyle ve onun dayandığı ahlaki ve felsefi temellerle Platon’un istediği yönetimle ilgili olarak istediği veya dayandığı temeller aynı değil.
Yani Platon, Müslümanlara daha yakın veya Müslümanlara daha yakın. Ya da Müslümanlar Platon’a daha yakın. Efendim? Müslümanlar Platon’a daha yakın ya da… Neyse. Onlara yakın. Bilmem anlatabildim mi? Şimdi bu ne? İkincisi de bilgiye dayanmalı diyor. İkincisi de bilenin yönetmesi lazım. Sen şey yaptın, Platon’un ihtiyaçları var mı? Hayır. Ama şeyin, Atatürk’ün Rusya’ya ihtiyacı var. Çünkü meşruiyet sağlamak istiyor. Nedir?
İmtihanın meşruiyeti nerede olacak? Hak’ta olacak. Peki halk yönetimi, halkçılık, altı ülkeden birisi. E bunun temeli ne? E Rıza. Volonteyi, Genel irade olacak. İnönü tabii yani deyim yerindeyse tabii İnönü çok büyük mesajetleri var. Ama İnönü’nün kafası burada değil. İnönü kurma. Sen diyor şeyi kur, sistemi kur, benden onu nasıl çalıştıracağıma dair yardım iste. Bilmem anlatabildim mi? Yani ben kendi sözlerimle söylüyorum bunu. Yani o devrimi yapacak. Öbürsü devrinden sonra meydana gelecek yeni sistemi, yeni dünyayı, yeni idareyi, yeni rejimin nasıl çalıştıracağına dair kurma hesaplarını yapacak. Bu da iyi. O da lazım. O da lazım. Çünkü ona da ihtiyacımız var. İşte onun için şey söylüyor. Konuyu kaçırmadım ben. Ne diyor? Bizim efendime söyleyelim. Yani fesifeye tamam tamam İnönü. Ben anlıyorum onun derdini. Ama ona bir ömür verilmez. Derdimiz o değil çünkü şu anda. Ama Cumhuriyet gene de tabii kurucu irade müthiş bir irade. Batıcılık, Batı uygarlığı, uygarlığa erişmek. Orada olan birçok şeyi almak gibi, bilimi almak gibi, teknoloji veya fena almak gibi, ofer almak gibi. Anlatabildim mi?
Müziği almak gibi, batı müziğini almak gibi, e fesifeyi de alacağız. Ya biliyorlar, o kadarını biliyorlar. Ama fesifeyi niye alacağız? Fesifeye niye ihtiyacımız var? Ayrımlı birbirlerini yapabildim mi? Evet. Ama alıyorlar fesifeyi bir fırata koyuyorlar. Dersler yapılıyor, hocalar yetiştiriliyor. Ama henüz daha fesifeye karşı toplumun gerçek, reel, sıradan insandan bahsediyorum. Ben öğrenciden bahsediyorum, aydınlığından bahsediyorum. Bir ihtiyacından bahsetmek mümkün değil. Peki abi. Bir programın parçası bu. Yani şey programının yeni bir cumhuriyet… Aydınlanma programının parçası.
Programın parçası.