Hangi bilgi doğru, hangisi değil, nasıl anlaşılır? Mehmet Atakan Foça yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=2YtGr1jtz0A.
Böyle belirsizlik dönemleri aslında ilk sorduğunuz sorunun cevabı da olabileceğini düşündüğüm bir şey söylemeye çalışacağım. Böyle belirsizlik dönemleri aslında insanların kendilerine güvende istediği bilecekleri, yaşanan olaylara dair neden sonuç bağlantılarını kurabilecekleri, hikayeler aradıkları, belli anlatılar arayıp birbirleriyle paylaştıkları dönemler. Hocalarımın bahsettiği dönemlerde de yeni çıkan teknolojilere dair belirsizlik, güvensizlik hissi insanlara aslında biraz da bu komplo törlerinin, yanlış bilgilerin, onların zihnine sızmasına izin veriyor. Çoğunlukla arkadaşlarımızdan, ailemizden duyduğumuz bu bilgiler bilimsel bilgiye dayanmayabiliyor, çoğunlukla anekdotal olabiliyor. Yani birinin yaşadığı bir deneyime, birden fazla kişinin yaşadığı bir olaya dayanabiliyor. O zaman zaman uydurma da olabiliyor. Tabii, uydurma da olabilir. Ya da aslında büyük örneklemler içerisinde, işte ben tabii ki bilim insanı değilim, bir gazeteciyim, teyitçiyim. Görebildiğim, okuyabildiğim hocalarımın kaynaklarını tarayabildiğim kadarıyla bizim anladığımız mesele, özellikle böyle belirsizlik dönemlerinde insanların kulaktan dolanma bilgiye çok açık hale geldi.
Belirsizlikten kasıt ne? Yani şimdi mesela pek çok konusunda uzman insan bu konuda diyor ki, kardeşim bu iyidir. Aşıdan gidiyoruz, başka konularda gidiyoruz. Bu iyidir diyor. Herkesin çok güvendiği insanda, ne bileyim mesela işte bir kesimin çok güvendiği Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir başka kesimin çok güvendiği bir bilim insanı falan, bütün bunlarda aşı oluyorlar.
Nedim, gözü önünde aşı oluyor üstelik de. Yok canım olmamıştır, o sahte aşıydı, bak bak bak koluna değdirmiyor bile. Gibi kurafelerle ya da gerçek dışı şeylere inanmayı tercih ediyor insan o dönemlerde. Bunun aslında hangi ihtiyaçtan kaynaklandığına bakmak gerekiyor. Yani kesinlikle bilgi seviyeleri, insanların bilimsel okur, yazarlık, aşınalığı muhakkak önemli. Ancak bir yandan da geniş resimde baktığınız zaman o kadar dünyayı anlaması zor ki,
o kadar ilişkileri kavraması zor ki, bu ilişkileri kavrayabilecek basit açıklamalar zaman zaman daha kolay inanılabilir hale gelebiliyor. Tabii bunun beslendiği bir başka kaynakta güven meselesi. Yani şeffaf olmayan bilgi, işte kurumların şeffafça verileri paylaşmaması bir güvensizlik de yaratıyor. Dolayısıyla insanlar aslında bu olayları anlayabilme, kendilerini ve sevdiklerini koruyabilme çabalarını biraz da bu kulaktan dolayı bilgiye dayandırarak karşılama çalışıyorlar. Yani sistem sahibi sorunundan bahsediyoruz aslında. Mesela şu hastanede yatan hastaların, covid den dolayısıyla hastanede yatanların yüzde 90 civarında biraz daha üstündeki oranın aşısızlardan veya tek dolaşırlardan oluştuğu, yine hayatını kaybeden hemen hemen tamamına yakın, yine yüzde 90’ın üzerinde 94 galiba oranın asla aşı olmamışlardan olduğu veya uzun süre önce Sinovac aşısı olduğu ama tekrar dozunu yaptırmadığı ortada iken insanların mesela demin ki İtalyan profesörü ne? Yalvarır ki işte İtalyan profesör, adam profesör mü? Adam var mı öyle biri var mı? İtalyan mı? Bunları bilmiyoruz mesela. Bir başka bunun Türk versiyonu var, profesör bilmem kim deniyor. Sonra bir bakıyoruz ki adam profesör falan değil yani bir süre Amerika’da bir üniversitede ders vermiş, oradan kalan bir profesörün var mı var ama tezi yok, doktorası var mı yok mu belli değil doğrusu gün. Yani hiçbir şey yok ama adam profesör diye geziyor ve ahkam kesiyor. Herkes ona inanmayı tercih ediyor. Karısında somut 40 yıldır profesörlüğünü tanıdığı, çocukluğundan bugüne kadar tanıdığı insana değil, bugün ortaya çıkmış ve profesör olup olmadığı bilinmeyen birine inanmayı tercih ediyor. Burada negatife inanma isteği insana daha mı güçlü acaba? Muhakkak onun da payı var. Muhakkak işlerin daha da kötüye gideceğine dair bir olumsuz hissi pekiştirmenin, kendini güvende hissetmeye dair bir muhakkak bir etkisi vardır. Ama tabii şunu unutmamak lazım, bilgi alışverişi çok hızlandı. Twitter’da, Facebook’ta ya da diğer sosyal medya platformlarında, WhatsApp’ta. İnsanlar günde onlarca bilgiyle karşı karşıya kalıyorlar. Evet bilgisiyle. Evet bilgiye benzeyen şeylerle ya da. Bunun tek içine koyabileceğimiz yani bilgi düzensizliği dediğimiz şeyin tek başına yanlış bilgiden deyip bari olmadığını söylemek lazım. Yani aşırı bir bilgi yüklenmesi var, kapasitemizin kaldıramayacağı ölçüde bilgiyle baş etmeye çalışıyoruz. Bu bilginin hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu ayırt edebilmek zaman istiyor. Doğru kaynaklara bakabilmeyi gerektiriyor, doğru araştırma metotlarını bilmeyi gerektiriyor. Biraz da işte lokuryazarlık gerekir. Peki siz bunu nasıl yapıyorsunuz? Sizin dediniz ki sayımızı artırdık 25 kişiye çıkardık ama
Türkiye’de her gün çeşitli kaynaklarda özellikle sosyal medyada çok yoğun iddialar var. Ve siz bu sosyal medya mecralarınız sahipleriyle yapmışsınız, anlaşma nelerine sahip konuştuklarla bunları teyit etmek zorundasınız. Bir yetişebiliyor musunuz? İki, her şeyi teyit etmek mümkün mü? Tabii ki mümkün değil. Biz internette viral olan, çok fazla paylaşılan, işte virüs gibi yayılan bilgileri önceliklendiriyoruz. Ve aslında halk sağlığı krizlerine yol açabilecek bu günlerde işte Covid-19 ile ilgili şüpheli bilgileri önceliklendiriyoruz. Böylece aslında en azından bir önceliklendirme yaparak daha acil olduğunu düşündüğümüz şeylere yöneliyoruz. Ama asıl yapmaya çalıştığımız şey internet kullanıcılarını, gazetecileri, haber merkezlerini, mümkünse öğretmenleri, ebeveynleri, eleştirel dijital okuryazarlık ismini verdiğimiz bir kavramla tanıştırmaya çalışıyoruz.
O da aslında Azar Haroca’nın da bahsettiği gibi hem dijital platformları ve dijital teknolojileri kullanabilme becerisi hem de eleştirak bir bakış yani kendi bildiğini, kendi doğru bildiğini yanlışlayabilme yeteneği, kendi doğru bildiğinden vazgeçebilme becerisini aslında kazandırmak için düzenli yayınlar, rehberler, kaynaklar geliştirmeye çalışıyoruz. Tabii ki tek bir ekibin, tek bir gazeteci ekibinin bunun hepsine yetişmesi mümkün değil.
O yüzden platformlarla iş birlikleri yaparak mümkün oldukça etkimizi arttırmaya çalışıyoruz. Ama öte yandan da tabii ki farklı kurumların, farklı organizasyonların, habercilerin bizimle birlikte çalışmasını, bu yanlış bilgiye karşı mücadelede birlikte hareket etmemiz için… Kösler, ben bir yanlış gördüğümde veya herhangi bir azandaş bu bilgi yanlış, doğrusu bu diye size ulaşabiliyor mu? Tabii ki. Bunu ciddiye alıyor musunuz? Tabii tabii, zaten biz kullanıcımızla sürekli iletişim halindeyiz ve bize yaklaşık ayda 400-500’den fazla şüpheli bilgi tekil gönderiliyor kullanıcılarımız. Zaten salgından itibaren de bunların çok büyük bir kısmının COVID-19 ile ilişkili şüpheli bilgileri olduğunu da söylemek gerekiyor. Peki teyit yönteminiz ne? Bir şeyi teyit etmek çok zor. Bazı şeyleri de teyit etmek daha kolay. Ama bazı şeyler var ki bunu teyit edebilmek özellikle bilimsel alanda oldukça zor. Diyelim ki mesela Einstein’ın o meşhur sıfır atıflığı makalesi. Bir adam yazdı bunu, koydu. Diyelim ki o gün sosyal medya var, koydu.
Başka bir adam dedi ki bu teyide muhtaç. Neden? Çünkü hiç atıf yok. Adam hep yeni bir çığır açıyor bilimde. Size geldi, siz baktınız, dediniz ki evet bunlarda doğru değil, hiçbir kaynak yok. Hiçbir kaynağı da zikretmiyor. Bu doğru değil. Al başına belayı. Yani bilimin %100 doğru olma ihtiyasının olmadığı yerde teyitçilerin de aslında kaynaklar o anda, o sırada neyi doğru gösteriyorsa ya da neyi yanlışlıyorsa sadece onu gösterebilmek… Yani o gün teyit olsaydı o gün kaçtı? 1905 müdür o gün makalede kaçtır? Diyebilirdi ki Einstein yanıldı böyle bir şey yok. İnanmayın bu sacı başı dağını kerife. Evet şimdi Barstay’ın üzerinden bunu söylemem çok zor. Mümkün değil ama mümkün böyle bir şey. Tabii yani aslında eğer elinize yeterince somut delil yoksa bir bilginin doğru olduğuna dair bizim yaptığımız şey araştırma metodumuz ortaya çıkan iddianın niteliğine göre doğru yerlere bakabilmek aslında.
İşte ona bakacağınız yer yok.