Çoklu evren teorisinin zamanla ilişkisi ne? | Teke Tek Bilim – 12 Eylül 2021
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=jAUWLGDXyXQ.
Tekir Tek. Tekir Tek Bilimi’ne hoş geldiniz. Profesör Doktor Emre Onur Kahya, Profesör Doktor Erk Can Özcan ve Profesör Doktor İbrahim Semizler.
Zamanı konuşmaya başlıyoruz. Tabii zamanı değil, zamanı, görevliliği, göreceliği, hangisiyse artık bunların hepsini konuşacağız. Zaman nerede, nasıl gider, nasıl olur öğrenmeye çalışacağız. Dinlebildiği kadarıyla ve hemen ben İbrahim Hoca ile başlamak istiyorum. Sayın Semiz hoş geldiniz. Bu arada şunu söyleyeyim, hepimiz şey değiliz, buradaki herkes aşılığı. Herkes aşıl olunca maske takmıyoruz. Onu söyleyeyim, akıllı insan da aşı oluyorlar çünkü.
Evet hocam buyurun. Zaman nedir diye bir soruya başlayayım. Şimdi bunu filozoflar, bilim adamları, yani yüzyıllarca yıldır bunu konuşmuşlar. Böyle değişik cevaplar vermişler. Benim en son şey ettiğim Willer Lafeinman’ın iki cevabı vardı. Birisi şey diyor, işte hiçbir şey değişmezken değişendir.
Falan gibi böyle yuvarlak şeyler söylemişler. Ben çok hoşuma gitmedi bunlar. Ben düşündüm düşündüm. Ve benim zaman tanımım şu. Yani biz dört boyutlu bir yapının içinde yaşıyoruz. En az dört boyutlu değil. Bir yapının içinde yaşıyoruz. Ve bu boyutların, bu dört boyutun arasında birisi diğerlerinden ayrılıyor.
Ne dediğimiz ve ne şekilde ayrılıyor, şöyle ayrılıyor. Efendim şu X boyutu. Ben bu X boyutu yönünde bu yöne de gidebilirim. Bu yöne de gidebilirim. Y boyutu burada da bu yönde de gidebilirim. Z boyutu bunda da böyle böyle gidebilirim. Ama zaman yönünde gitmeme şansım yok. Yani burada gidebilirim gitmeyebilirim. Sabit de durabilirim.
Ama zaman yönünde gitmeme şansım yok. Ve bildiğimiz kadarıyla ters dönme şansım da yok. Yani operasyonel olarak yani gerçekten elle tutulur bir fark, bir tanım isterseniz benim bulabildiğim tek tanım bu. Yani o yönde gitmemenin elimizde olmadığı boyut. Zaman bu. Ve bunun aslında matemakisel bir karşılığı da var.
Şimdi biz bu dört boyutlu yapının içinde yaşıyoruz dedik. Bu yapı nelerden oluşuyor? Bir sürü noktadan oluşuyor. Yani şu mesela işte bu iki boyutlu bir yapı. Bu iki boyutlu bir yapıyı şöyle böyle bir sürü noktadan oluşuyormuş gibi düşünebiliriz. Hocam bilgisayarınızı kapatırsanız o daha iyi görünür. Efendim? Bilgisayarın kapağını kapatırsanız.
Tabii bunlar aslında sonsuz sayıda ve birbirine çok yakın noktalar var. Şimdi bu komşu noktaların aralarındaki mesafeyi veren bir matematiksel ifade var. Bu komşular, bunlar farklı yönlerde de olabildiği için bu ifade bir matriz şeklinde. Efendim?
Ve buradaki uzay ve zaman boyutlarına karşılık gelen bu matematiksel şeyin ifadenin uzay ve zaman boyutlarına karşılık gelen birleşenler arasında da bir fark var. Yani bu uzay boyutlarına karşılık gelenlerin gelen birleşeni pozitif, zaman boyutlarına karşılık gelen birleşeni negatif.
Yani böyle bir matematiksel karşılığı da var. Yani bunun ötesinde verilen zaman tanımları bana çok yuvarlak lafı yüz af geliyor açıkçası. Peki zamanın ölçü birimidir?
Zamanın ölçü birimini biz saniye olarak tanımlamışız ama yani bu şart değil bir sürü şey var. Yani bu zaman içinde hareket eden cisimlerden ve hareket ederken de periodik işler yapan cisimlerden ya da sistemlerden birisini seçiyoruz. Ondan sonra bunun yaptığı hareketin bir tekrarına bir zaman birimi diyoruz. Biz de saniye seçmişiz. Aslında bu… Bir saniyeyi neye göre belirlemişiz? Saniyeyi şöyle belirlemişiz. Şimdi bunun bazı bir kısmını biliyorum, bir kısmını bilmiyorum. Erkcan Hoca belki daha şey yapabilir. Temel olarak biz günden başlamışız. Bir gün gayet bariz işte güneşin iki doğuşu arasındaki fark olarak düşünülmüş. Gerçi ondan sonra daha şey yapılmış iki güneşin iki tepe noktası arasındaki fark daha şey bu dünyanın dönüşü ile alakalı.
Ondan sonra bir günü iki çarpı on iki saate bölmüşüz. Niye iki çarpı on iki? Tahminim şu. İkisi gece ve gündüzden geliyor. On ikisi de on iki burçtan geliyor diye düşünüyorum. Aslında Yunanlar da şeyle başlıyor. İlk önce güneşin doğuşu ile batışı arasında on ikiye bölüyorlar.
On ikide bu meşhur şey rakamlar var. En fazla böleni olan sayılar. En zor diaktaki burçlar. Mesela on ikide öyle altmış da öyle üç yüz altmış da öyle bunlar hani o listede hatırlıyorsunuz. İşte o sayılardan bir tanesi on ikiye bölüyorlar. Tabii ama yıl içinde sürekli değişiyor gün. Ama ortalama on iki daha sonra gece on ikiye bölmüyorlar. İlk önce üçe dörde falan bölüyorlar.
Sonra en son ikisini de Yunanlı astronollardan bir tanesi o da on ikiye bölüyor. Böylece on iki on iki yirmi dörde tanımlıyorlar. Yani birazcık bir süreç halinde ilerliyorlar. O zaman onu işte bir saati altmış dakikaya bölmek sonra da on altmış saniyeye bölmek de yine altmışın o özelliği yüzünden anlaşılıyor. Aynı altmışı şeyler de galiba. Babiller filan da baya kullanıyorlar altmış şeyi. Daha sonra bu şey saatle günü şey saatle dakikaya şeyler yapıyor galiba daha el kindi filan çok daha geç olması lazım.
Tabii saniyenin çok daha geç olması lazım çünkü onu ölçecek saat 16. yüzyıla kadar filan yok. Aslında şöyle bir şey var yani dakikayı altmış saniyeye bölelim filan diye konuşuyorlar. Yani saniyenin tanımı aslında ölçümden önce geliyor.
Hatta sonra şey sarkaçlar işte önemli bir şey bu Galileo filan hani anlatılır işte girmiş katederde kocaman bir şey varmış Şam’dan işte tepeden sallanıyormuş. Hatta kendi anlatısına göre işte deney yapmak falan istiyor bir şey zamanla ilgili ölçümü yapmak istiyor.
İlk başta kendi nabzını kullanıyor zamanı ölçmek için kaç bir şey ne mesela bir şey düşecek ne kadar zamanda olduğunu nabzla ölçüyor. Ama tabii nabz yani her an değişebilen bir şey yani. Ondan sonra ama şeyle nabzla kontrol ederken sarkacın gidip gelme süresinin bir periyodunun nabzda hemen hemen aynı atışa karşılık geldiğini fark ediyor. Onun üzerine nabzı kullanmak yerine sarkacı kullanıyor.
Sarkacın boyunun önemlisi olduğunu kesinlerle. Sarkacın boyu çok önemli. Sarkacın ne kadar salındığı, genliğinin çok önemli. Yani işte ne bileyim böyle 10 derece bırakıp salınanla işte 3 derece bırakıp salınan aynı sürede gidip geliyorlar. Bu tabii çok iyi bir şey çünkü salınmaya başladıktan sonra giderek yavaşlıyor giderek küçülüyor yani o genleşmek. Ama süre değişmiyor. Ama süre değişmiyor bu büyük bir avantaj.
Sonra yalnız işte saniye ile ilgili ölçüm yapabilmek için saniye kalibre etmeleri lazım. Yani işte hangi boyda sarkaç bir gidiş dönüşünü bir saniyede yapabilir. Bir saniye de. Bunu da Galileo ile hemen hemen çağdaş birisi var. Ondan bir 20-30 sene geriden gelen Giovanni Battista Riccioli diye bir adam var. Bir cizvit papaz bu. Ve ille şey yapmak istiyor tam böyle saniye tutturması lazım. Onun için de getiriyor farklı boylarda sarkaçlar yapıyor. O sarkaçları sallıyor ve güneşin işte diyelim ki bir tepede olduğu bir andan başlayıp ertesi güne kadar kaç kere gidip geldiğini sayıyor. İşte bu 24 x 60 x 60 ne yapıyorsa tam o sayıda olacak şekilde sarkaç yapmaya çalışıyor. Tabii böyle acayip bir şey yani 80 küsür 1000 yapıyor bu sayı.
Sabırla böyle gece sayıyorlar. Deliye postaki sayıdır vakitinde. Evet acayip ama en sonunda böyle %1 ölçeğinde, hassasiyette bir sarkaç yapıyor. Bu sayede saniye de ölçüme başlıyor. Bu tabii bu arada çok güzel bir şey oluyor çünkü Riccioli hemen ardından cisimlerin nasıl düştüğüyle ilgili ölçümü yapabilir oluyor. Klasik Galileo anlatılır ya işte onu yapıp yapmadığı belli değil de.
İşte kuleye gitmiş kulenin tepesinden iki tane küt gülleyi almış güller eşit zamanında düşmüşler falan. Aslında bunu şey yapmamıştır diyorum ben hani düşme süresinin tekrar eli oradını. Onu Galileo yapmamış onu direkt Riccioli’nin yaptığını biliyoruz. Hatta birkaç sene önce Fizik Stude dergisinde birisi o Riccioli’nin eski verilerini alıp o verilerden gerçek misafir bir daha hesapladı. Muhteşem ya adam böyle işte değişik kulenin farklı yüksekliklerinden cisimleri bırakıyor. Kendi yaptığı o sarkacın kaç kere salındığında göre işte veriyi topluyor. Ondan sonra da işte verinin bir parabol dediğimiz matematiksel bir formüle uyduğunu keşfediyor. Öyle yani zamanın ölçümü şey… Hocam bu soruyu şundan soruyorum. Saniye’nin nasıl keşfedildiği çok benim açımdan bu programda çok önemli değil belki de.
Ben şundan soruyorum. Biz zamanla bahsediyoruz ve bütün evreni kapsayan, binli evreni kapsayan bir zamandan bahsediyoruz. Ancak bu zamanla ilgili ölçüm ürünümüz fazlasıyla gelir. Çok küçük bir güneşin etrafında yani orta boy bir yıldız etrafına dönen çok küçük bir gezegenin içinde ki kendi etrafında dönme ve güneşin etrafında dönme süresiyle bağlantılı bir zaman alıyor. Bu dönme süresiyle alakası yok, kendi etrafında dönme alakası yok. Evet kendi etrafında dönmesi daha çok.
Bir zaman algımız var. Bu ne kadar gerçek bir değerdir bunun üzerinden bir algı. Birim o kadar önemli bir şey değil ki. Şehirciler, bilim insanları bu iş için işte evrensel sabitlerden zaman birimleri üretiyorlar. Mesela?
İşte Planck zaman dediğimiz bir şey var. Yani ve hani olur da başka bir yıldızda başka bir gezegende gelişmiş bir akıllı uygarlıkla iletişim kurarsak kullanacağımız birimleri biliyoruz. Yani… Onlar biliyorlar mı? Onu saniye olmadığına emin ediyoruz. Onlar biliyorlar mı? Eğer onlar da bizimle iletişim kuracak kadar ileriyseler onlar da biliyor olmaları lazım. Çünkü sonuçta aynı evrende yaşıyoruz.
Ben bunu soramamın bütün buraya gelmeniz için bir şey. Zamanla gözlemli bir işimiz. Şimdi biz zamanı gözlemlediğimiz için bir zamandan bahsedebiliyoruz. Ve gözlemciye göre de zaman bildiğimiz kadar yani benim bildiğim kadarıyla gözlemciye göre de zaman farklı. Şimdi gözlemciye de ayrıca gözlemcinin hareketine göre değişiyor. Evet hareketine göre değişiyor.
Şimdi evrende sonuçta yaşadığımız evrende içinde bulunduğu maddenin evrenin içinde bulunan maddenin tanımladığı bir anlamda bir evrensel gözlemci var aslında. Yani dolayısıyla orada bir sorun yok. Kim o gözlemci? Efendim? Kim o gözlemci? Kozmik Ardalan ışınımını her yönde aynı gözlemleyen herhangi bir gözlemci. Yani biz mesela bu Kozmik Ardalan ışınımına baktığımızda…
Kozmik Ardalan ışınımı ne demek? Oraya sonra geliriz. Kozmik Ardalan ışınımına baktığımızda belli yönlerde işte bir yönde ortalamadan biraz daha yüksek frekansda ya da yüksek sıcaklıkta diyeyim eşdeğer sıcaklıkta görüyoruz. Bir yönde daha düşük sıcaklıkta görüyoruz ve arada belli bir şey var matematiksel dağılım var. Ve bunun dünyanın ve güneş sisteminin evrenin içindeki hareketinden kaynaklandığını biliyoruz.
Ve dolayısıyla böyle bir harekete sabit olmayan bir sahip olmayan birisi bu Kozmik Ardalan ışınımını her yönde eşdeğer görüyor. Ve hani böyle bir gözlemci de dolayısıyla bu evrende tercih edilecek olan zaman ölçümünü yapar. Yani bu özel görevlikte teorik olarak hareketli şeylerin değişiyor şeyi zaman ölçümü.
Yani orada evrensel bir koordinat sistemi yoktur deniyor. Ama sonuçta evrende var aslında. Çünkü evrende madde var ve bütün maddelerin bir ortalama bir hareketi var ya da hareketsizliği var diyelim. O evrenin geri kalanına göre ortalama da sabit duran bir gözlemci tercih edilen bir gözlemci.
Belki şöyle birazcık bunu toparlayabiliriz. Darttım diyorsun. Yok yok şöyle yani. Daha o anlaşılmaz hale geldi. Herhangi bir gözlemci dışarıdan başka bir cisme bakmazken algılayabileceği bir şey yok. Tercih edilen bir pozisyon bir zaman şey yok. Ama evrende bir sürü şeyler var değil mi? Galaksiler var işte.
En basit bulabileceğiniz bir tanesi de İbrahim Hürşad’ın dediği bir kozmik mikrodalga ışıması var. O kozmik mikrodalga ışımasını ölçebilen gözlemciler için bir şey koyabiliriz. O kozmik mikrodalga ışımasını her yönde eşit ölçen bir gözlemciyi özel bir gözlemci sayabiliriz. O yüzden yanlış şöyle olmasın. Hala herhangi bir noktanın, herhangi bir gözlemcinin özel bir gözlemci olduğunu iddia etmiyoruz kendi kendine iken.
Ama dışarıdan gelen etkileri ölçüp biçebilen bir gözlemci için makul sayabileceğimiz bir bakış tarzı var diyor İbrahim Hocanın söylediği. Kozmik aralanan ışıma nedir sorusuna gelirsek, daha önceki programlarda filan da biraz konuştuk. İşte Big Bang zamanından daha doğrusu Big Bang’den 380 binmeyen son rakam. Yıl sonra kozmik plazmadan serbest kalan bir ışınım. Yani ondan önce evren bir plazmayla doluydu ve opaktı diyelim. Işık serbest hareket edemiyordu. O zamanda bu plazma bir gaza dönüştü. Gaza dönüşünce artık şeffaf hale geldi. Ve o gazla ısıl dengede olan fotonlar yani elektromatik ışınım serbest kaldı. O ışınımı biz bugün kozmik aralan ışınımı olarak görüyoruz bütün evreni tamamen dolduran, evrenin her yerinde mevcut olan, gözlemlenebilen, her yönden gelen bir ışınım. Bu şu anda mikrololga bandında gözlemliyor. 1960’larda Kazara hatta keşfedilen bir şey. Bekliyoruz öyle bir şey olmasını ama. Nasıl keşfedilmiş? Tenzias ile Wilson diye iki elektrik mühendisi var. Ve bunlar büyük bir radyo vericisi, alıcısı yapıp veri transfer etmeye çalışıyorlar. Tam işte uzay ay gidiş yarışının yeni başladığı zamanlar uydu iletişimi için böyle bir şey yapıyorlar.
Ama alıcıların da bir türlü temizleyemedikleri bir arka bir ses var yani bir türlü cızırtı cızırtı parazit yani. Radyonun cızırtısı gibi bir cızırtı var. Bu cızırtı nereden geliyor diye epey bir kurcalar kurcalar bir türlü gitmiyor. Sanki her yerden geliyor bu cızırtı. En sonunda fark ediyorlar ki aslında fizikçiler böyle bir öngörü de bulunmuşlar yani. Ve hatta iki şey… Evrenin oluşumundan kalma bir cızırtı oyu. Evet.
Yani neydi? Deceve Peebles yanılmıyorsam. Ya nasıl bir sistem kursak da biz bunu algılasak falan diye düşünüyorlarmış. Yani hatta bir şekilde bir yemekte ne bir araya gelmişler, ötekiler ya biz algıladık öyle bir şey falan. Sonra da Nobel Ödülü tabii. Bu arada şey yani İbrahim Hoca çok belli şeyleri anlatıyor.
Fakat ben mesela programa gelmeden önce lisedeki arkadaşlarıma yani neler sormak istersiniz, aklınıza neler takılıyor diye sordum da aslında bir iki tane şey gördüm. Bir tanesi zamanın sadece bir ölçüm aracı olduğunu düşünüyor. Onu gördüm yani bir gerçekliği olduğunu diye. İbrahim Hoca’m şey dedi direkt uzay zamanı doğrudan girdi. Ama halbuki bu bizim görevlilikte aklımıza tam oturan bir şey.
Bu ikinci slidede açarsak yani aslında hocamın kastettiği bu slideteki gibi biz hem uzayın hem zamanın gerçek bir varlığı olduğunu. Dolayısıyla hepsinin oluşturduğu bir blok. Emre Hoca’nın ikisi arkadaşlar. Blok zaman veya blok evren diye düşünüyoruz. Alttaki yazıyı kaldırırsanız herkes görebilir belki. Yani hem uzayın iki yönü var.
Tabii ki üç yönü var ama burada onu çizemeyeceğim için. Zamanında bir boyutu var. Yani ve aynen uzay gibi konum gibi onun da bir gerçekliği var. Yani bu Newton ve ondan önceki zamanlardaki gibi mutlak zaman veya işte uzaydan farklı filan değil. Bildiğimiz gerçekliği olan ve geçmişi, geleceği ve şimdi bir arada görebileceğimiz blok evrendeki gibi bir bütün aslında bu.
Yani nasıl biz sağa sola gidebiliyorsak burada da yukarıda aşağıdaki zamandan ve varlığından konuşabiliyoruz. Yani şöyle bir şey yok mesela hiçbir madde olmayan bir evrende zaman olmaz mı? Olur. Çünkü zaman aynen uzay gibi bir gerçekliği olan bir şey. Hatta bu bir numaralı slidede şeyi koymuştum. Parmenides Heraklitosu. Heraklitosu biliyorsun işte aynı nehirdeki yeri ekranı vesaire.
Daha çok böyle değişimle zamanı birbiriyle ilişkilendiren bir algı. Öyle bir algı vardı. Parmenides ise öyle bir şey yok. Bu sadece bizim bir şeyimiz, yanılsamamız. Aslında gelecek geçmiş hepsi bir arada orada var. Yani ebedi bir uzay ve zaman var tarzında bir düşüncesi vardı. Hatta o yüzden yanlış hatırlamıyorsam bu Einstein’e pop her şeyi diyor. Sen parmenides, parmenidessin. Bir tane gibi bir şeyle onunla biraz takılıyor.
O yüzden aynen bu blog zamandaki bu Einstein’in ve bizim şimdi modern anladığımız uzay zamandan kastımız bu. Bir gerçekliği var. Uzay da zamanda orada. Hiç değişmezse de, hiç madde olmasa da, hiçbir şey olmasa da bu var olan bir şey. Peki uzayla zaman birbirini tamamen bir şey mi ayarlayacak? Zaman olmadan uzay olabilir mi? Uzay olmadan zaman olabilir mi? Zaman olmadan uzayda bir değişim olmaz. Çünkü zaman olmayacağı için değişimle biraz ilgili ama yani buradan çok hemen… Peki uzay sabit olsa ve hiç değişimle zaman olmayacak mıydı? Zaman orada olacaktı. Zamanın kendine ait bir varlığı var. Ama zamanı hissedecek. Biz orada bir gözlemciysek onun hiçbir değişim olmayacağını göreceğimiz için hiç de varlığını hissetmeyecektik bile belki. Yani mesela şu masanın üstünde duran şeyler başka bir boyutu hissetmeyecek gibi. Eğer sadece burada dolaşıyorsun. Ama uzay ve zaman en azından bizim gözlemlediğimiz durumda uzay ve zamanın ikisi de var.
Tabii bunu birazcık şöyle bir şey yapmak lazım. Burada söylediğimiz fizikçilerin yüzde 99’unun tercih ettikleri bakış tarzı. Çok az da olsa zaman diye bir kavram aslında gerçek değildir, ilüzyon gibidir ve bütün diğer maddelerin evrendeki pozisyonlarına göre yani konfigürasyonlarına göre
oradan efektif bir zaman matematiksel olarak yazılabilir diyen çok azınlık olan bir fizikçi grubu falan var. Mesela Juliane Barber diye birisi var. Merak edenler bakabilirler. Ama sonuç olarak şöyle bir şey. İster öyle olsun ister olmasın somut olarak zamanla bir şeyler değişiyor ve biz o değişimle ilgili hesapları matematiksel olarak yapabiliyoruz.
Matematiksel formülü ortaya koyduktan sonra da yani zaman bir çeşit ilüzyon mu yoksa kendi kendine de var olan bir şey mi sorusu kısmen şey kalıyor. Anlamsızlaşıyor yani çünkü hani ortada çok güzel modelleyebildiğimiz hareketi işte cisimleri, galaksilerin ya da işte evrenin nasıl ilerlediği ilgili belli şeylerimiz var formüllerimiz. O formüllerdeki zamanın ne olduğu bir noktada fizikçi olarak şey diyorsunuz yani bütün hayrı da bu çalıştığına göre bu var demek ki diye hareket ediyorsunuz. Yani var olmak ne demek oraya geliyoruz artık yani sonuçta ben kullanabiliyorsam onu vardır yani. Yani şey var, bu çok doğru. Biz matematiksel olarak denklemleri yazıyoruz, bunları çözüyoruz.
Mesela bu biraz önceki blok evreni alıp kesitlere bölüp zaman içinde ilerleyen, şimdiyi tanımlayan ve ondan sonra ileriye doğru bir bu. Yani bu tür şeyler yapılabilir ama yani bu da çok doğru biz düşünürken de böyle düşünüyoruz ama özellikle belki en sonlara doğru biraz ondan konuşacağız. Zaman temel bir şey midir yoksa değil midir? Aynı zamanda uzay temel bir şey midir, değil midir soruları şu an mesela fizikte açıklayamadığımız bazı şeyleri anlamaz.
Anlamada değişik kamplara bölüyor insanları. Yani oraya gelince belki biraz daha açacağım ama yani zaman belki şimdi anlatabiliriz. Anlatabiliyoruz şimdi oraya gelmeyi beklemiyiz. Evet yani zaman eğer gerçekten temel bir şeyse uzay da temel bir şeyse biz onu da çok çok çok çok küçük mesafelere kadar sürekli bir şekilde anlayabiliyor olmamız lazım madem temel bir şey.
Ama çok çok küçük mesafelere geldiğimiz zaman orada belirsizlik prensiminden dolayı yani işin içine kuantum fiziğiyle o bakış açısıyla bakarsak o zaman çok küçük mesafelerde inanılmaz yüksek enerjiler oluşacak. Ve bir düşünsel bir deney yaparsak o küçücük mesafede o enerji yoğunluğu çok artınca orada birden onunla ilgili bir bilgi bile alamayacağız belki orada küçük karadeliklere dönüşecek gibi.
Dolayısıyla yani biz ne zaman küçük mesafelere gittiğimiz zaman belli bir işte plank zamanı ve plank uzunluğu dedi İbrahim Hoca. O mesafelerden sonra bu sefer bildiğimiz uzay zaman klasik anlamda çalışmamaya başlıyor. O çalışmayınca o zaman soru şu madem çalışmıyor o zaman zaman ve uzay dediğimiz bunlar daha temel başka şeylerden mi oluşuyor yani bunlar şey mi emerjant mı ne demek Türkçe olarak ne diyoruz ortaya çıkan.
Yani daha temel olmayan ama mesela ne bileyim molekibler vesaire var onların içinde daha küçük parçacıklar var değil mi onun daha küçük parçalardan oluşan bir şey mi yani zaman ve uzayın daha onu oluşturan daha küçük parçalar var da biz onu belli enerji seviyelerinde veya belli mesafelerde öyle mi görüyoruz.
Mesela bazıları işte yok bilmem kaç boyutlu uzay var işte bu sicim tör dedikleri onlar işte yok holograf var vesaire böyle bir değişik bakış açtılar bazıları da onu daha gerçekten küçük küçük parçalara bölüyorlar.
Orada da işte aslında çok çok daha küçük parçacıklardan oluşuyor aynen atomların vesaire oluştuğu gibi ama biz onu işte belli bir enerji seviyesinde öyle görüyoruz tarzında düşüncelere sevk ediyo yani sadece bu biraz felsefi ve şey olarak değil de ciddi ciddi yani bilimsel olarak da bu tarz şeyleri düşünmek gerçekten bize faydalı şeyler de veriyor sonuçlarda veriyor.
Önceden evrene baktım döndüğüm girdiğimiz zaman zaman algısı değişiyor mu zaman değişiyor mu? Yani kuantum sonuçta elimizdeki kuantum mekanide ilgili işte Schrödinger denklemi gibi denklemler zaman açısından bir tercihte bulunmuyorlar aslında ama zamanın bir akış yönü olduğunu düşünüyoruz geçmişi hatırlıyoruz geleceği bilmiyoruz değil mi geçmişle gelecek arasında bir fark var gibi.
Bu farkın nereden geldiğine ilgili şu anki nasıl diyeyim en modern bakış tarzlarından bir tanesi bunu kuantum mekanine bağlıyo.
Kuantum mekaninde dolanıklık diye bir şey var ve o dolanıklığın işte uygun belli şartlar gerçekleştiğinde evrenin entropisinin artmasına sebep olduğunu bu entropinin arttığı yönde de işte entropinin düşük olduğu zamanları hatırlayabildiğimizi entropinin yüksek olduğu dağınıklığının işte düzensinin de yüksek olduğu şeyleri bilmediğimizi bilemeyeceğimizinden bağlayıp böyle bir zamanın yönünü bir çeşit kuantum mekanine bağlıyo.
Ama bu şey yani. Ama şey olsaydı ne olacaktı yani evren hani büyük patlamadan gelinleşti sonra bir daha büyük çöküşe gidiyor olsaydı o zaman zaman ters mi dönecek? Evet öyle olacaktı. Yani o bana çok gelmiyor yani benim şeyim yaklaşımın yine o ilk baştaki şeye dönersek yani biz o zaman dediğimiz boyutta ilerlememek.
Elimizde olmadığı gibi durmak da elimizde değil dolayısıyla o şeyin hani bizim o boyuttaki hızımızın sürekliliği hani continuity sürekliliği yüzünden geri dönemiyoruz. Yoksa hani bütün renklemlerde t yerine x t koyduğun zaman yine çözülüyor. Evet ama yani. Kuantumda da böyle klasikte de böyle.
Evet ama sonuçta kuantum mekaninde dolanıklık aldıktan sonra yani neyse bence bunu bir şey kendi aramızda reklam verdiğimizde aramızda konuşalım da çok dağılacak. Belki şöyle bir şey olur bu arada zaman nedir falan deyince insanlar yani insanlara ne geliyor ben kendi çocuğuma ya da işte ne bileyim eşime sevdiğim insanlara zaman nedir diye sordumda bunların hiçbirisi onlara bir şey ifade etmiyor bence. İfade etmiyor.
Ne ifade ediyor işte antik Yunan’daki işte fikirler geliyor işte mesela şimdi diye bir şeyin varlığından emin gibiyim değil mi şimdi şu anda konuşuyorum. Evet ama eminim yarım saat sonra gene bir başka soru içerisinde kazara şimdi diyeceğim o zamanki şimdinin o şimdi olduğundan yüzde yüz emin olacağız değil mi?
Onun için mesela bir bakış tarzı diyor ki bu şimdileri birbirine hiçbir şekilde ayırt edemeyeceğimize göre geçmişteki ve gelecekte ki bütün şimdiler eşit derecede gerçektir demek ki böyle işte bu videoda neyse yansıda olan blog evren fikri çıkıyor.
Yani her an var orada bir yerde kayıtlar şey gibi mesela bir video seyrediyoruz video işte artiste kayıtlı birinci karesi de var ikinci karesi de var filmin sonuna kadar bütün karlar var böyle kayıtlı her bir kare bir şimdi bu bir bakış tarzı işte ebediyetçilik denilen bir de diğer bakış tarzı da diyor ki ya şimdi aslında ben bir sürü şimdi şimdi diyorum ama bu şimdilerin varlığından kesin emin olabileceğim sadece bu anki şimdi.
Bu anki şimdi evet. Gelecekteki şimdilere daha gelmedim geçmişteki şimdilerin de varlığından garanti yapamam yani mesela belki ben şimdi niye göre söylüyorum biraz önce şimdi dediğimi düşünüyoruz değil mi hepimiz böyle bir hatırlama var o hatırlama nerede beyinde bir sinyal olarak kaydedilmiş durumda.
Pekala işte prensip olarak evren bir mikrosaniye önce böyle kurgulanıp beynimize de o elektronlara işte neyse nöronlar böyle bir şekilde konmuş olabilirdi ve biz biraz önce şimdi dediğimi hatırlıyor olabilirdik gene şimdi dolayısıyla bir perspektif de bu işte sadece şimdiki şimdi gerçek gelecek ve geçmişin gerçekliğinden emin olamayız.
O yüzden de işte presentist deniyor bunlara da şimdiciler şimdicilerle ebediyetçiler şey kavga ediyorlar 2000 yıl boyunca ama 20. yüzyılın başında bu şekilde felsefi olarak tartışmayı bırakalım diyorlar insanlar yani bırakalım demiyorlar onda tartışmaya devam ediyorlar da biz bununla ilgili ne ölçebiliriz şimdi bu bu böyle bilimin güzel bir tarafı bu felsefe yaparak soru uzayını genişletiyorsunuz ama bilim yaparak.
Daha basit ufak şeyleri modelliyebilirsem oradan ne çıkarabilirim diye bakıyorsunuz ölçülebilir deneyle test edilebilir hepimizin beraberce kabul edebileceği ortak bir şey yapıyoruz bir işlem o işlemin sonucunda da aslında tabi bilimin 17 18. yüzyıl civarlarında felsefeden büyük ölçüde ayrıldığını da hesaba kapmak lazım.
Yani ama yani hani özet olarak şimdi kendi aramızda bile ama sanki hocam tekrar felsefene yakınlaştığı yerlerde var şu anda. Tabii ki tabii ki. Sen lafını bitir.
Neyse yani sonuçta hani zamanın ne olduğunu her bir fizikçi gözünü kapatıp biliyor ama formülerinde de kullanıyor geleceğiyle ilgili öngörü yapmakta veya veriye bakıp geçmişte ne olduğu ile ilgili gene hesap yapmakta kullanabiliyor. Ama işte zamanın işte tırnakçısının tam ne olduğu ile ilgili şimdi galiba üçümüz üç ayrı tanım yapabilir durumda.
Hani oraya geldi. Bu arada yani şeyin dışında meşhur bu evret yorumunun getirdiği şey de var. Yani işte dalga nedir. Şürodinger denklemine bakıyoruz işte kedi var yok açıyoruz ya ölü ya direk birden ona çöküyor. Dolayısıyla bu onun bunun evrete göre onu aynı şekilde birden çatallanıyor ve başka bir şey de başka bir işte meni vort dedikleri başka bir dünyada aslında canlı vesaire. Dolayısıyla zaman anlayışı gerçekten kuantum mekanı işin içine girince de işin içine de giriyor yani ama yine Erkcan’ın dediği şey yani bu acaba bizim bir şekilde felsefi bir anlamaya çalışma çabamız mı ama yoksa bir gerçeklik mi yani diğer paralel evrenler varsa başka evrenler varsa bunlardan bir bilgi alabilir miyiz. En azından yani normal bizim bildiğimiz Einstein tarih üstünde hayır. Yani o yüzden bazen de bu özellikle de zaman meselesinde bu oluyor yani biz fizikçiler bu şey alarmı diyelim kreptot alarmı yani birden saçma sapan bir şeyler çok rahat söylenebilecek bir bazı alanlar var ve bazı özel kelimeler var mesela solcan deliği böyle bir şey veya paralel evren böyle bir şey vesaire vesaire. Oralarda çok kolaylıkla şeye kaçılabiliyor yani gerçek fizikten biraz hemen fiziğin dışından çok rahatlıkla kaçılabiliyor yani o yüzden de Erkcan bunda da dikkatli olmak gerektiğini söylüyor. Peki şimdi birtakım teleskoplar var bazı yenileri de yollanıyor ve bunlar evrenin ilk zamanlarını gözlemliyorlar yani ne demek bu 14 milyar yıl önceyi görmeye çalışıyorlar değil mi? Bu zamanda geri gitmek anlamına gelmiyor mu aynı zamanda?
Yani bu ışık ısının sonsuz olmamasından kaynaklanıyor yani yeterince uzağa bakarsanız geçmişe bakmış oluyorsunuz yani dünyaya yani bizim güneş sistemine en yakın yıldız bile işte 4.3 ışık yıllı mesafede.
Dolayısıyla ben oraya baktığımda o yıldızın şimdiki halini değil 4 sene 4 ay önceki halini görüyorum. En yakın yıldız mı? En yakın yıldız. Alfa Centauri. Ama 4 milyar yıl önceki halini gördüğümüz yıldızlar da var. Tabii ki.
Yeterince uzağa baktığımız zaman eski halini görüyoruz. Şimdi bizi görürsün büyük bir ürün belki bugün yok. Mesela şey zaten o demin bahsettiğimiz kozmik Ardalan ışınımı işte evrenin 13.7 milyar yıl önceki halini görüyoruz. Yani bir yandan da o kozmik Ardalan ışınımı bize onun şeyini resmini veriyor. Yani tabii ki evet başka bir galaksiye baktığımızda gözlemlediğimiz yıldızların bir kısmı şu anda aslında yoklar. Yani ömürlerinin sonu bitti patladılar.
Yenileri çıktı belki. Hatta geniş kadını bazıları patladı. Aynen yenileri çıktı çünkü en yakın galaksiye bile Andromeda en yakın büyük galaksiyedir. 2 milyon ışık yılı mesafede yani ömrü 2 milyon yıldan kısa olan yıldızlar var.
Yani nadir de olsa. Dolayısıyla bu hani teleskop evrenin geçmişine bakıyor derken biraz dolaylı bir anlamda bakıyor. Niye dolaylı? Efendim? Niye dolaylı? Çünkü aslında uzağa bakıyor yani o bakımdan dolaylı. Işık hızı eğer sonsuz olsaydı evrenin geçmişine bakıyor olmayacaktı. Olmayacaktı.
Yani bilmiyorum hiç kırsalda şeyi gözleyen oldu mu yani çok sessiz bir yerdeyseniz karşıda adamın birisi balta vuruyorsa ve siz onun balta vurduğunu görüyorsunuz ama sesini duymuyorsunuz. 2-3 saniye sonra geliyor ses. Ben buna birebir şahit oldum. Yani yıldırımda da oldu.
Çünkü yıldırımda da olduğu gibi o nereden kaynaklanıyor? İşte ses hızının yavaş olmasından kaynaklanıyor. Çünkü görüntü neredeyse anında geliyor. Ama neredeyse anında gelmediğini ne kadar uzağa bakarsak o kadar anlıyoruz. Çünkü ise görüntü yakındaki anında geliyormuş gibi oluyor ama mesela şimdi bizim Rusya’da konuştuğumuz insanların evlerinde muhtemelen bizden 1 saniye sonra geliyorlar. Evet hatta şuradaki ekranda bile 1 saniye sonra görüyoruz. 1 saniye değil ama belki 1 saniye sonra görüyoruz belki orada. Yani şu anlamda söylemeyelim. Yani bu zamanda gözlemciliğin kıymeti olması lazım diye düşünüyorum. Evet evet yani hatta daha yeni halini görmemiz mümkün değil. Yani daha eski halini de görmemiz mümkün değil. Yani bir şey ne kadar uzaksa o bize onun ne kadar eski halini gördüğümüzü belirliyor.
Bunun bir limiti var mı? Bunun bir limiti işte Ardalan ışınımından eskisini optik olarak göremiyoruz. Çünkü o Ardalan ışınımının serbest kaldığı noktadan daha eski evren opak ışık geçirir. Mesela baktığımız zaman o opak evreni görebilecek miyiz gününü? Görüyoruz zaten Ardalan ışınımı o. Onun ötesini göremiyoruz. Yani orada ışık bütünü kurtarılıyor şeyden. O yüzden göremiyoruz. Ama tabii şöyle bir şey var yani şimdi yeni teleskoplar başladı değil mi? LIGO diye işte bu. Işıkla göremiyoruz. Başka şeyle belki görebiliriz. Rötrünalarla belki görebiliriz veya işte bu yer çekimi dalgalarıyla görebiliriz. Zaten bu yeni tam genel çekim dalgalarıyla görebiliriz. Genel çekim dalgası var orada. Ben öyle olduğuna ikna ediyorum yavaş yavaş etrafımdakilere. Öyle demek gerektiğine. Yani evet o yüzden hani bir noktada bu deneyler çok güzel yani hani daha önce göremediğimiz bir şeyleri gösterecek bize tırnak içerisinde. Ama hani orada da gene bir limit olacak yani. Yani şimdi burada görmek lafını genel diyoruz. Yani biz şimdi bir doktor bir röntgen çekip de bizim ciğerimize baktığında ya da hatta canlı olarak diyelim ki şimdi o da mümkün.
Canlı olarak X ışınlarıyla bizim ciğerimize baktığında yani gözüyle görmüyor ki aslında. Yani orada başka bir şey işte orada X ışınları çeşitli işte işlemcilerden geçerek orada bir görüntü haline geliyor ona bakıyor doktor. Bazen X ışın alışverişi bazen de ses dalgaları bazen de. Aynen ya da ultrason olduğu zaman ses dalgaları gibi. Şimdi burada da şey gibi biz ışık değil ya da aslında zaten kozmik ardalanışın ışınlığı da ışık değil mikrolalga. Ama yine de ışığın bir farklı frekanslısı yalnızca. Ama tamamen ışıktan tamamen farklı şeylerle de bakabiliriz. Ve onu bakarsak o zaman tabii kozmik yani o 380 bin yıllık evrenden daha eski zamanı görmemiz olası.
Yani mesela onun kimyasal izlerini görebiliyoruz. Onun kimyasal izlerini görebiliyoruz ama doğrudan görüntü şeklinde de bir şeyler alabiliriz belki işte. Büyük patlama öncesini görebilmek mümkün olabilir mi? Efendim? Büyük patlama öncesini görebilirsiniz. Onun anlamı bile olduğundan emin değilim. Yani benim şu andaki bakış açım yani büyük patlama bir anlamda da zamanın başladığı yerdir.
Nasıl eksi 300 derece santigrat anlamsızsa hani kozmik zamanın negatif olması da anlamsız gibi düşünüyorum. Yani tabii bu bir şey. Bu bir bakış açısı. Bir bakış açısı evet yani tartışmalı bir konu sonuçta. Bir de o yani büyük patlamadaki enerji konsantrasyonu o kadar yüksek ki orada kesinlikle bir kuantum yerçekimi kuramına ihtiyar.
Evet. Elimizde de öyle bir kuantum yerçekimi kuramı yok. Tabii yok. Dolayısıyla hani… Büyük patlama bir soyutlama aslında. Yani ben yine şöyle bir örnek vereyim. Şimdi bir dağa tırmanıyorsunuz. Tamam mı? Bir dağa tırmanıyorsunuz. Ve bu böyle bir volkanik bir dağ şöyle şey şeklinde konik. Ben tam bu bir volkan diyecektim. Tamam mı? Siz bu dağa tırmanıyorsunuz. Tırmandıkça bakıyorsunuz ki dağın çevresi küçülüyor. Ama belli bir noktadan yukarıda tırmanamıyorsunuz. Gözlüyorsunuz. Ve burası böyle bir bulut içinde. Şimdi siz şuna böyle tırmandıkça sonuçta karar veriyorsunuz ki efendim bu dağın bir zirvesi vardır şöyle. Ama yok. Diyorsunuz. Ama hani burada bulut var. Görmüyorsunuz. Belki olmayabilir de.
Yani bizim Big Bang dediğimiz şey şu noktaya benziyor. Yani biz… Kozmik ardalıklarının başladığı yer koninin başı mı? Evrende geçmişe dönük gözlemler yaptıkça evrenin küçüldüğünü görüyoruz. Ve bunun belli bir matematiksel… Bir yerde sıfıra gelmesi gerektiğini biliyoruz….belli bir matematiksel formül çevresinde küçüldüğünü görüyoruz. Bu formülü devam ettirdiğiniz zaman şu noktada sıfıra iniyor. İşte bu sıfıra indiği varsayılan noktaya Big Bang diyoruz. Biz aslında burayı göremiyoruz. Peki hocam o zaman bir soru. Bilimimiz ilerledikçe şurayı, şurayı, şurayı görüyoruz. Ama bu belki… Mesela bu belki aslında şöyle gidiyor. Peki hocam bir soru orada. Şimdi oradaki tekillikle, karadelik teklif arasında ne fark var? Buradaki tekillik bütün evrenin tekilliği. Karadelik tekilliği çok daha yerelmiş. Peki içindeki fizik kuralları, yeniden oluşan fizik kuralları, bilmediğimiz fizik kuralları aynı mıdır?
Bir anlamda evet. Çünkü sonuçta ikisini de Einstein teorisiyle analiz ediyoruz. Yani genel görüldük açısından. Bildiğimiz kadarıyla aynı. Yani burada biraz artık Okkan musturasına geliyoruz. Yani şey… O zaman sallamaya giriyor. Efendim? Bundan sonra sallamaya giriyor. Hayır, şey… Elimizdeki alternatif açıklamaların en basitini doğru kabul ederiz. Aksi ispatlanma açıklamasına.
Yani kuantum fiziğinin önemli olduğu yerler enerjinin yüksek olduğunu. Veya maddenin daha yoğun olduğu yerler. Bunlar da hem karadelik hem de evrenin başlangıcı. Karadelikte de işte Hawking radyasyonu vesaire dedikleri denilen şey de zaten kuantum fiziği olduğu için var. Aynı şekilde evrenin başlangıcı da öyle. Ama bizim problemimiz tabii genel göreleliğin kuantum fiziğini yapamıyoruz. Bu arada şey aklıma geldi.
İbrahim Hoca anlatırken zamanın yavaş geçtiği, işte eğer bir cisim hızlı da hareket ederse bu bunun gerçekliği hakkında insanların kafasında benim de gördüğüm şüphe var. Yani gerçekten yavaş mı geçiyor, geçmiyor mu? Yani tam buna inanmıyor. Niye onlarla ilgili deniyor hocam istersen? Bir anlat. O çok güzel bir dene. Farklı gözlemciler için, farklı hızdaki gözlemciler için. Şöyle anlatayım ben. O zaman neyi kastettiğimizi izleyin. Ben de doğru anlıyorum.
Yani Karadeli’nin çevresindeki birisi için zaman yavaşlıyor. Bunu dünyadan gözleyen birisi için oradaki zaman yavaşlıyor. Ama içinde bunların için zamanda bir değişiklik yok. Evet bu var. Bunun işte ille karadelikli olması gerekmiyor. İşte bu işte ikizler paradoksu denilen işte biriniyor birisi iki kardeş. Birisi ışık hızıyla gidiyor. Gidiyor, dönüyor, geliyor işte ışık hızına yakın bir hızla çıkıyor, dolanıyor, geliyor. Geldiğinde bir bakıyor ki kardeş çok yaşlanmış.
İşte şey burada yani asıl şey yani şey diğer örnekte işte Mion denilen bir parçacıklar var. Bunu düzenli sürekli laboratuvarda biz gördüğümüz için de iyi bir örnek bu. Mion denilen parçacı laboratuvarda üretip baktığın zaman ölçüyorsun. 2.2 mikrosaniyede yani bir saniyenin yaklaşık milyonda biri civarında bir sürede bozuluyor. Ya başka bir şeylere dönüşüyor.
Bu kadar kısa ömrü olan bir parçacıklar sürekli uzaydan bize gelen atmosferimize gelen başka şeyler tarafından oluşturuluyorlar. Atmosferin tepesinden işte o 20-30 kilometre yukarıda oluşuyorlar ve ondan sonra dünyaya kadar geliyorlar. Şimdi diyorsun ki bir dakika ya iki mikrosaniye ömrü olan bir parçacık ışık hızında bile gitse ki ışık hızında değil de ona çok yakın bizde gidiyorlar.
Ama ışık hızında bile gitse o kadar işte birkaç yüz metreden öte gidemeyecek ya da işte hani nasıl gidiyor bu 10 kilometre, 20 kilometre, 30 kilometre atmosferin içerisinde. Çünkü Mion dediğimiz parçacığın kendi gözünden geçen zamanla bizim dışarıdan gözlemci olarak ölçtüğümüz zaman farklı hızda akıyorlar. Yani Mion hala kendi yaşadığı, Mion’un yanında Mion’la beraber… Onu iki mikrosaniye zannediyor. Evet. Mion’un üstünde oturmuş olsaydık ulan bu Mion ne yapıyor deseydik hakikaten iki mikrosaniyede bozulununu görecektik. Ama dışarıdan bakanlara göre zaman farklı hızda aktığı için Mion bir şey rahatlıkla gelip hatta işte dünyanın içinden falan bile geçebiliyor. Bu Emre hocanın söylediği çok iyi oldu çünkü gerçekten bu konuda çok fazla yanlış anı var. Ben de lisedeyken bu ilk zamanla ilgili şeyleri ilk okuduğumda hep şunu düşünüyorum ya nasıl yavaşlıyor.
Yani zaman nasıl yavaşlıyor hep insanın kafasına çünkü şöyle bir şey görüyor mesela buzdolabı var. Buzdolabına işte yemekleri koyuyorsun bir günde değil de üç günde bozulmaya başlıyor. Yani bir çeşit acaba biyolojik olarak bir şey mi yavaşlatıyoruz? Bunun gibi bir şey mi kastedilen? Hayır zamanın yavaşlaması dediğimizde bütün süreçler… Zaman algısı bozuluyor aslında zaman algısı değişiyor. Yani ilginç bir şekilde o kişi için zaman algısında hiçbir değişim yok.
Her şey normal yaşıyor. Sadece dışarıdakilerin için geçen zamanla o kişi için geçen zaman farklı. Bu arada hani her şey değişiyor. Yani biyolojik olarak da işte ne bileyim oraya bir tane sarkaç koysak da atom saati koysak da bunların hepsinin ölçtükleri şey hep beraber normal akıyorlar.
Ama bu bakışta buradaki işte uzay gemisine koyduk bunları yolladık dışarıda dünyada bekleyenler için o kadar değil daha fazla zaman geçiyor. Bu bir anlamda zamanda ileriye yolculuk gibi bir şey. Ben bir cihazın içine biniyorum buna uzay gemisi diyelim. O uzay gemisinde bir süre gidiyorum diyelim ki bir 6 ay gidiyorum. 6 ay zaman harcadım kendim.
Geri geldiğimde bir bakıyorum dünyada 20 sene geçmiş yani 6 ay harcayarak zamanda işte 20 yıl ileri gitmişim gibi evet yolculuk yapmış. Peki bu teorik olarak geri gitmeyi de beraber de getirebiliyor mu? Hayır. Bu şey görelliğin şeyleri çok net. Hiçbir şekilde şey yapamıyorsun.
Yani getirip de bu yöntemi kullanarak zamanda geriye gidemiyorsun. Sadece ileriye gidiş ver. Ve aslında bunu hani lise matematiğiyle bile anlatmak mümkün. Anlatırız onu hocam. Yok şimdi yani lise matematiği de olsa epey bir matematiğe girme gerek yok. Ama yani bu aslında şey hani demin bahsettiğimiz uzay ve zamanın bir bütünün parçaları ya da birleşenleri olmasının bir sonucu. Yani sonuçta iki olay var. Bir A olayı, bir B olayı var. Bir A olayı var, bir B olayı var. Şöyle. Ondan sonra… Olay derken ne kastettiğiniz belki bir… Ya işte uzay gemisinde adam sabahleyin yataktan kalktı. İşte akşam tekrar yatağa girdi. Tamam iki olay. Tamam mı? İki olay var. Ondan sonra bu iki olayı birleştiren şöyle diğer noktalar var diyelim.
Şimdi burada… O da zaman. Değil henüz. İkisi de aslında hem konum hem zaman. Yani A dediği şey X ya zaten. Evet. Uzay ve zaman birleşenleri var. Beyninde var. Şimdi burada bu A ile B arasındaki mesafe ne zaman ne? İşte bu farklı gözlemciler derken gözlemcinin biri için şöyle bir şey. İşte burada şu kadarı mesafe bu kadarı zaman diyor. Tamam mı?
Ve farklı hızla giden gözlemci başka bir hızla giden gözlemcinin ekseni efendim şöyle geçiyor. Ondan sonra bu adam diyor ki hayır diyor bunların arasındaki mesafe şudur. Tamam mı? Zaman aralığı da budur diyor. Yani bu eğer şey olmasa uzayla zaman arasında bir ortaklık olmasa ben şöyle bir şey yapamazdım. Yani şu mavisi bir gözlemcinin koordinat sistemi, yeşili başka bir gözlemcinin koordinat sistemi.
İşte bu koordinat sistemleri hızla alakalı çıkıyor. Siyah olan ise uzay gemisi gibi koordinat sistemleri. Efendim? Siyah olan ise uzay gemisi gibi koordinat sistemleri. Evet orada aslında… Onlar dünyada doğustalardı. Böyle göreceklerdi uzayda doğustalardı. Uzay gemisindekilerin koordinat sistemi şu oluyor. Çünkü mesafe yok yalnızca zaman. Yani uzay gemisinin içerisinde oturanlar ben hep kendime göre olduğum yerde oturuyorum. Demek ki konum hiç değişmiyor diyor. Tamam mı? Ama işte bu koordinat sistemleri belli bir şeyden daha fazla olmuyor.
Yani şu zamanı eğer pozitifse, x gözlemcisi yani şu mavi gözlemcinin bunu pozitif ölçüyorsa diğer bütün hepsi de bunu pozitif ölçmek zorunda. Yani bu işin matematiğinden o çıkıyor. Yani her ne kadar değeri değişebilirse de işareti değişemiyor. Eğer ki A ve B birbirinin sebep sonuç ilişkisi içerisindeyse… Evet. O ne demek?
Yani şimdi sabah uyanmadan gece uyuyamam. Değil mi? Yani bir sonraki bir sebep var. Arkasından da bir sonuç var. Veya mesela şimdi bu cismi aldım bıraktım yere doğru düştü. Bu işlem sırasında önce yere bıraktım da sonra… Önce yere çarptı da sonra yukarı gitti falan da olamıyor değil mi? Bir sebep var. O sebebin sonuçları oluyor. Şimdi eğer ki iki olay böyle sebep sonuç ilişkisiyle birbirine bağlıysa o zaman bütün gözlemciler için o sırayı koruyorlar. Ama bu iki olay birbiriyle sebep sonuç ilişkisiyle değilse en klasik, en basit örnek işte dedim ki bir yer var. 23 Nisan’da havai fişek patlatacağız. Ve de birbirinden uzak bir yerlerde işte birisi mesela Kars’ta birimiz de Ankara’da havai fişek patlatacağız. Birbirimize de anlaşmıyoruz. Ya da ötek tarafı Edirne yap. Ya da Edirne tamam. Ben Ankara’lı olduğum için Ankara’ya gidiyorum. İşte şöyle bir şey olmayacak. Sebep sonuç ilişkisiyle arayacak bir iletişimimiz olacak. Mesela telefonu arayıp ben patlattım abi şimdi sen patlat demeyeceksen kendi kendimize akşam oldu hadi patlatalım diyoruz. Bu iki olay birbiriyle ilişkili değilse, birbirine böyle sebep sonuç ilişkisiyle bağlı değilse o zaman farklı gözlemciler için… Bunlardan birisi önce öbür sonra olabilir veya tersi de olabilir. O zaman işaret değişebiliyor ve bu hani direkt matematiksel olarak gösterilebiliyor. Ve bu iki olayın sebep sonuç ilişkisi içinde olup olamayacağı da uzay zamandaki konumlarından şey yapılabiliyor. Yine matematiksel olarak. Şu mavi neşter olsaydı ne fark var? Ondan hangi eylemleri farklı yapıyorlar? Hız. Mavi ve yeşil gözlemci birbirlerine göre hareket ediyor. Peki hareket etmeyen bir gözlemci? Hareket etmeyen gözlemci için aynıdır. Yani o mavi ise işte öteki de… Birbirlerine göre hiç hareketsiz olan iki gözlemci için koordinat sistemleri paralel çiziliyor. Dolayısıyla ikisi de aynı çeşit ölçüm. Yani şöyle dönmüş olmaz. Paralel olarak kaymış olabilir. Ya burada aslında belki şöyle bir şey var birazcık geri frenleyip de şöyle bir bakacak olursak genellikle bu görelilikle ilgili tartışmalarda birinci başlangıç noktası şu olması lazım. Aynı an dediğimiz mevhum ya da kavram ne ise herkes için geçerli değil. Yani ben şimdi burada duruyorum. Şu anda işte ne bileyim bilmem bir şey düştü mesela şu anda evde işte kızım ödevini yapıyor diyelim. Bunu dediğim zaman herkes bir şey hayal ediyor değil mi? Şu anda herkes bunu izleyenler düşünüyorlar işte demek ki hocanın kızı şu anda ödev yapıyormuş falan.
Hepimiz bu aynı anı içiçelleştirmiş durumdayız. Ama şunu görüyoruz ki deney de yaparak net olarak eğer ki kişiler gözlemciler hareket halindelerse birbirlerine göre aynı an tanımları değişiyor.
İşte Andromeda galaksisinden birisi bize doğru yola çıktı diyelim. Eğer ki kızımla işte ödev yapan kızımla benim bulunduğum pozisyona göre bize doğru yaklaşıyorlarsa mesela o zaman diyorlar ki bir dakika ya önce ödevini yapıyor biraz sonra hoca ondan süze diyorlar.
Başka bir yöne doğru hareket ediyorlarsa önce hocayla ilgili işte muhabbet edildi sohbet oldu başka bir süre sonra çocuk ödevini yaptı diyorlar. Yani hepimiz için aynı an tanımı aslında böyle bir şey yok. Evrensel bir aynı an tanımı yok. Bu o trenden meşhur top atma hikayesi gibi mi? Top atma hikayesi gibi top atma hikayesinde hani cisme atıyorsun sonra geri eline düşüyor onu kastediyorsunuz değil mi?
Yok duvara atıyor topu duvardan geri geliyor. Ha evet işte ışık tanesi yolda işte geri geliyor falan zamanın ne kadar şey var ama burada kritik olan nokta hep şunun üzerinden gittiğimiz için mesela zaman daha hızlı mı akıyor zaman yavaş mı akıyor işte veya mesafeler işte burada İbrahim’in anlattığı gibi farklı miktarlarda mı ölçülüyorlar işte şu bu kadar işte bilmem mesafe ölçülüyor öbürü başka bir mesafe ölçüyor gibi ölçüler aslında birazcık işi
daha yokuşa sürmek gibi geliyor bana. Kabul edilecek ilk nokta şu deneyle net olarak biliyoruz ki aynı an diye bir tanım herkes için ortak değil. Bunu niye gündelik hayattan fark etmiyoruz çünkü birbirimize göre hareketlerimiz çok yavaş ışık hızına göre çok çok düşük hızlarda hareket ediyoruz.
Onun içinde ben şu anda dediğim zaman herkes aynı şu anı kastediyor evrenin her dünyanın her yerinde şu an diye bir şey yapabiliyoruz veya mesela işte açıyoruz şimdi Çin’deki bir televizyon yayını veya işte ne bileyim Amerika’da bir televizyon yayını izlemek istediğimiz zaman şu anda işte CNN şunu gösteriyor bilmem ne bunu gösteriyor falan diyebiliyoruz değil mi?
Bunu bütün dünya üzerindeki hareketlerimiz çok yavaş olduğu için ışık hızına göre yapıyoruz. Eğer böyle olmasaydı çok birbirimize göre hızlı hareket halinde olsaydık o zaman şimdi ya da şu an dediğimizde farklı gözlemciler için farklı olaylar şu anlıklarını yitiriyor olacaktır bazı şeyler önce bazı şeyler geride olacaktır.
Bu arada senin bahsettiğin hani ışık hızına göre yani küçük olmayan hızlar hareket ediyor olsaydık. Türü bir evreni anlatan böyle sevimli bir kitap dizisi var Mr. Tompkins’in Servenleri diye George Gamow’un şey ettiği.
Tabii orada biz hızla hareket etmiyoruz aslında ama hani ışık hızı efendim saatte 30 kilometre falan olsaydı evren nasıl bir yer olurdu aslında kuantum için de benzer şeyler var. Yani anlaması çok kolay değil ama genelde sevimli şeyler.
Demek isteyenler için bir de oyun var. MIT Media Lab’cının ürettiği bir bilgisayar oyunu işte şey tam Z kuşağı için evet yani bedava bu arada indirebilir işte izleyiciler denemek istiyorlarsa. Hadresi bir daha. MIT Media Lab’rottuvarı’ndan oyunun ismi de şey slower speed of light yani yavaşlamış. Daha yavaşmış.
Evet oyunda çok basit bir şey işte ortalıkta 100 tane küçük küre var o kürelerin her birine geldiğinizde e o bu içinde bulunduğunuz evrenin ışık hızı birazcık yavaşlatılıyor. Dolayısıyla ilk başta o kürelerin hiç anlıyorsanız normal dolanıyorsunuz falan işte evler bilmem cisimler insanlar falan var onlarla etkileşebiliyorsun sonra her bir küreyi topladıkça ışığınızı yavaşlıyor. Onun içinde sizin hareketlerinizin etrafta nasıl etkiler yarattığını görebiliyorsunuz böyle bir şey deneyebilir insanlar bilenler. Peki o zaman başka bir şey sorayım şimdi evrende bir ışık hızı var bir sabit olarak bunu biliyoruz biz değişmeyen bir sabit olarak. Peki evrende karanlık madde olmasaydı acaba bu ışık hızı değişebilir miydi? VTB böyle zaman algımız değişebilir miydi? Karanlık maddenin zaman algımızla veya ışık hızıyla bir ilgisi yok. Yok mu kesin mi? Nereden biliyoruz bunu?
Karanlık madde şey olarak yani bizim göremediğimiz bizimle elektromagnetik veya işte parçacık fiziğinin öngördüğü herhangi bir şekilde değişmeyen ama çekimsel etkilerini gözlemlediğimiz bir madde.
Yani bunun işte evet uzay zamanı eğiyor falan filan ama yani ışık hızı bir anlamda da yani uzay zamanın yerel yapısının bir özel yani karanlık madde onun üzerine binen bir şey. Yani bu hep bu çarşaf analojisi vardır ya şey için evren için veya çekim için yani ışık hızı dediğimiz şey o çarşafı. Bir de çarşaf analojisi. Efendim? Çarşaf analojisi nedir? Yani çarşafın içinde bir kütle koyduğunuz zaman ortası sarkıyor filan da aslında onun çok güzel bir videosu da var benimle bir yerde YouTube’da bir yerde ama şey sarkıyordu işte o da şeyin uzay zamanı eğriyip şey olduğunu işte çekim etkisi yarattığını gösteriyor. Şimdi ışık hızı bu çarşafın kendisiyle alakalı bir şey. Karanlık madde işte uzay zamanın üzerine binen ve o çarşafı eğen bir şey.
Dolayısıyla yani ikisi birbirinden bağımsız etkiler. Bir de ışık hızı dediğimiz şey yani birazcık şöyle bakmak lazım. Evrende yerel olarak bilgiyi transfer edebileceğimiz bir maksimum hız var. Şimdi ben mesela bir olay oldu size bunu aktarmak istiyorum. Ne yapıyorum şu anda ses dalgaları kullanıyorum işte ellerimle anlatıyorum siz görüyorsunuz beni. Bunların hepsi bir etkileşim.
Mesela ses dalgasını nasıl yapıyorum? Konuşuyorum konuşunca hava molekülleri hareket ediyorum. O hava molekülleri size doğru ilerliyor. Şimdi bütün bu etkileşimlerin bir maksimum hızı var. Ondan daha hızlı bilgi iletemeyeceğimiz işte o maksimum hız aslında göreliliğin üst hızı. Işık dediğimiz şey de mevhum da ışık dediğimiz şey de kendisi kütlesiz taneciklerden oluşan bir şey olduğundan ötürü.
O etkileşim hızında hareket ediyorlar. O yüzden de ışık hızının özelliği değil uzay zamanın özelliği olan bir maksimumun etkileşim hızı var. Işık kütlesiz olduğu için o maksimum iletişim hızında hareket ediyor. Onun için de biz ona ışık hızı hani işte ışık hızı. Peki karadelik içinde aynı zamanda hareket ediyor acaba? Tabii karadelik de bükük ama karadelik içerisindeki uzay zamanda hareket eden herhangi birisi için de orada da mesela.
Karadelik içinde de birisi ışık hızını ölçeve olsaydı aynı hızını ölçecekti. Yani bu dediğimiz yer elde geçer tabii. Yani şimdi siz eğer karadelik civarında global koordinatlarda şey yaptığınız zaman yavaşlıyormuş gibi görebilirsiniz. Ama ışık hızı yer elde o değer yer elde geçer. O yer eldeyi birazcık açalım isterseniz yani şöyle düşünün dünyanın yüzeyinde yaşıyoruz değil mi? Dünyanın yüzeyinde tam bir şey gibi halde full bir küre gibi işte dağları tepeleri falan bir kenara bırakalım basit bir model olsun.
Dünyanın yüzeyinde yaşıyoruz ve diyelim ki dünyanın üzerinde en fazla koşabileceğimiz bir hız var. Nerede olursak koşalım o hızla koşabiliyoruz. Bu bulunduğumuz yerin özelliği, yerel hızımız bu. Şimdi şöyle bir şey olabilir diyelim ki farklı bir şey geliştirdik yepyeni bir teknoloji. O teknolojiyle dünyanın içerisinden işte hyperloop falan gibi delik delip bir yerden beri ilerleyebildiğimiz düşünelim. Hala o deliği deldiğimizde yine aynı hızla koşabiliyoruz.
Ama delik delmiş olmamız bir yerden bir yere daha hızlılaşmamızı sağlayabiliyor. O yüzden her bulunduğumuz yerde hızımız o maksimum hız. Ama şeyin üzerinde yaşadığımız uzayın geometrinin bükülmesi, değişmesiyle işte… Solcan delikleri. Evet efektif olarak daha hızlı gitmek mümkün olabilir. Şimdi senin verdiğin örnek daha çok bu solcan deliği örneği gibi oldu. Evet öyle oldu. Şimdi ben daha bir şey yapayım. Yani bizim hızımız belli ama şey diye düşünelim bir yerde bir çukur var taş ocağı. Tamam mı? Biz oradan koştuk böyle taş ocağın içinde böyle aşağı indik. Ondan sonra buradan böyle çıktık. Şimdi yukardan, uydudan bakan adama göre ben oraya girdiğim zaman yavaşlıyordum. Yani o anlamda bir kar delik civarında şey olabilir. Işık yavaşlıyormuş gibi gözükebilir.
Yani dışarıdan bakan birisi için ama yerelde sabit. Peki bir ara vereyim sonra devam edelim.
Devam edelim. Devam edelim.
Devam edelim. Emre hocam şimdi konuştuk konuştuk zaman da geriye gidilemez. Üzerinde bir şey var konsensusu var. Konsensus demeyeyim sadece bu konuda bir kesin şey var.
Peki böyle bir şey mümkün değilse bu kadar bu denli mümkünlüğü kapalı bir şeyse nasıl oluyor da bunun üzerine bir sürü teoriler üretiliyor bir sürü şeyler yapılıyor? Zaman da hakikaten geri gidilemez mi? Zaman da klasik bu solcandeliği dedikleri bu üçüncü slayda açarsak oradan başlayalım anlatayım.
Yani eğer öyle bir evren olsun ki evrenin topolojik yapısı yani geometrik yapısı şekli işte basit bir şekilde bağlı değil içi delikli olsun diyelim. Mesela burada gösterimde. Smith dediği şamrel. Mesela solda bir tane küre var küreye bir tane şey geçirdik bir ip geçirdik. Ben bu ipi sürekli bir şekilde küçülterek bir noktaya getirebilirim.
Ama aynı ipi o gördüğümüz Smith’in içinde içeriden geçirdiğimiz zaman hiçbir şekilde ben bunu sürekli bir şekilde hareket ettirerek şey yapamam. Bir noktaya indirgeyemem. Dolayısıyla bir küreyle bir Smith’in topolojik yapısı böyle aynı değil. Bir sonraki slayda da bunun nasıl aslında bu solcandeliği mantığını nasıl kullandığını göreceğiz. Özellikle biraz daha beni çekip o sol üsttekini görebilirsek. Mühim değil mi arkadaş hoşunu?
Sol üstteki gördüğünüz gibi tek bir yani biraz önceki basit olarak birbirine bağlı değil. Bir delik var bir şekilde bunu ben buradan bir ip geçirip bunu bir noktaya indirgeyemem. Eğer bu delikten geçirirsen biraz önceki Smith gibi. Bu tarz bir evren varsa eğer o zaman uzayda en azından bir yerden bir yere geçilebilir. Uzay zamanda da hatta geçilebilir diye Warhol teorileri var. Bununla ilgili hatta bu işte meşhur Interstellar veya Yıldız Arası filmi. Bu arada o da paralel evrenler teorisi değil mi?
Paralel evren teorisi bundan farklı yani bunun gibi bir çok uzay zaman olabilir. Bunların hepsini birbiriyle hiçbir şekilde kozal olarak birbiriyle sebep sonuç ilişkiçisinde birbiriyle bağlı olmasa bile bir çok sonsuz tane paralel evren olabilir diyoruz. Tabii varlığıyla ilgili bir elimizde bir şey yok. Bunun hatta Kip Thorne bu resimde gördüğünüzde Nobel ödülü aldı zaten 2017’de. Kip Thorne’ın bu yaptığı filmin senaryosu biraz ona ait sayılır ve onunla ilgili şey de çıkardı.
İşte bu Yıldız Arası’nın bilimi diye galiba Türkçe’yi de çevirdi bu DNR’da görmüştüm. Burada da hatta İbrahim Hoca ile aynı katıldığımız yerde galiba değil mi hocam şeydeydi New York’ta katıldığımız konferansa da Kip Thorne’ın oradaki şey konuşmacılardan bir tanesindeydi. Orada da onunla ilgili fotoğrafımız.
Sonraki de Kip Thorne’ın bu filmle ilgili bir beşinci slidere açarsak bildiğiniz bu çektiği filmde bir karadelik solcan deliği varken onun etrafında işte ışık nasıl bu Einstein yüzyı dediğimiz şey nasıl oluşur diye bildiğiniz denklemleri çözüp sonra bununla ilgili makale yazıyor. Hep konuşulur ben de o yüzden makaleyi koyayım dedim. Solcan deliğinin aslında bir şey baloncuk gibi.
Yani biraz önce aynen çizdiğimiz şey gibi içeriden giriyor ve orada onun etrafında o ışık nasıl bükülürü bilgisayarla sümel edip onun makalesini çıkarıyorlar. Bu da bildiğiniz basılmış bir makale ama daha öncesinde o da çok ilginç biraz onlara anlatayım sonra İbrahim Hoca bunları biraz ithar etsin. Bir sonraki altı numara slide’da da aslında bu fikir daha da önceden ve çok ilginç. Burada son yazarı bakarsanız ikinci yazar Kip Thorne ama son yazar Ulu Yılmaz. Ulu Yurtsever.
Ulu Yurtsever de çok meşhur yani böyle hatta geçen gün ve 2-3 yıl önce yine bir makalesini gördüm. Amerika’da bir tane şirket gibi bir şey var ve tek şirkette tek çalışan var kendisi. Kendisi. Böyle biraz değişik bir şey ama çok güzel makaleleri var yani bilimsel ve çok önemli bu da onlardan bir tanesi ve physical relatives zaten bizim alanın en prezsizce makalesi. Burada da şeyden bahsediyor yani interstellar bir şey de zamanda nasıl yapılacağıyla ilgili ya belki de fikrin aslında ilk… Solcan deliğiniz ama makinelerin……yani temel şeyi bu belki de.
Zayıf enerji kondisyonu ne demek? O birazcık teknik olur yani güçler ve zayıf enerji var biraz da matematiksel ama yani şey bir makale değil. Böyle bilim kurgu tarzı bir makale. Bildiğiniz zaten fizikolojik ve tersi basılması için bayağı üst seviye olması lazım. Genelde birazcık hitap edecek ama aynı zamanda çok temel ve çok önemli bir şey olacak ama zamanda geriye gidebilir mi? İbrahim hocam onunla ilgili Solcan deliğine ilgili bir şeyler söyleyecek.
Şimdi aslında senin şu şeyi belki gösterseydik iyi olurdu. Yani bu demin Işıkız’ı bundan bahsettik bunun sabit olduğundan. Işıkız’ını eğer geçen bir şey varsa bu aslında zamanda geriye gitmekle eşdeğer oluyor.
Şimdi bu Solcan deliğiyle eğer siz normalde normal uzaydan atıyorum 100 yılda gidebileceğiniz bir yere Solcan deliği vasıtasıyla iki günde gidiyorsanız o zaman bir anlamda Işıkız’ını aşmış demeksiniz. Demek demiş oluyorsunuz. Ve bu yine bir başka anlamda zamanda geriye gitmeye eşdeğer oluyor.
Nasıl anlamda oluyor? Bu şu demek evrende ben öyle bir gözlemci düşünebilirim ki bu gözlemciye göre siz zamanda geri gittiniz. Yani şu deminki gösterdiğimiz grafikte işte bunun işareti değişmez dedim. Ama eğer bu A olayından B olayına bir kurt dediği vasıtasıyla gidiyorsanız ya da Solcan dediği, Türkçe’de iki türlü de tercüme eden var.
Gidiyorsanız bu burada öyle bir gözlemci bulunabilir ki burada şu zaman aralığı pozitifken negatif hale gelebilir. Dolayısıyla zamanda geriye gitmiş olursunuz. Şimdi zamanda geriye gitmek de çok çeşitli mantıksal paradokslara yol açıyor. O yüzden zamanda geriye gidilmez diyoruz. Yani bunun adı da büyük baba paradoksu. Yani ben zamanda geri gidip babamı ya da büyük babamı öldürürsem. Öldürürsen ne olacak?
Ben bu sefer doğamamam lazım. Böyle bir paradoks çıkıyor ortaya. Ben bu yüzden Kurtdeliği dahil ışıktan hızlı seyahatin var olamayacağına inanıyorum. Yani bu peki insanlar niye kurtdeliklerinden bahsediyorlar? Çünkü Kurtdeliği içeren uzay zaman geometrileri matematiksel olarak yazabiliyorsunuz. Tamam mı?
Ve bunlar çok egzotik özellikleri olan malzemeler kullandığınızı varsayarsak Einstein denklemlerini de çözüyorlar. Einstein denklemlerini de sağlıyorlar diyelim. Dolayısıyla sanki ilk anda bunlar var olabilir gibi gözüküyor. Ama işte Einstein denklemleri yalnızca uzay zamanın yapısı hakkındaki şeyler.
Bu uzay zaman üzerinde hareket eden şeylerin, nesnelerin, işte cisimlerin, alanların falan hareketiyle ilgilenmiyor. Ve ya ben başka bir şey söyleyeceğim. Mesela kuantumda Schrödinger denklemini çözüyoruz. Ondan sonra daha hidrojen atomunu çözerken bile Schrödinger denklemi ikinci mertebede bir denklem. Dolayısıyla iki tane çözüm çıkıyor şey bakımından.
Ondan sonra bu iki çözümden birisi diyoruz ki ya bu ben ikisini sonsuza götürdüğüm zaman bu çok büyüyor. Bu fiziksel olarak kabul edilebilir deyip gayet rahatça atıyoruz. Ama o da Schrödinger denklemini sağlıyor. Yani benzer şekilde ben Einstein denkleminin de bütün çözümlerinin ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum. Nasıl Schrödinger denkleminin bütün çözümlerini ciddiye almıyorsak.
Ve hani şeyde Schrödinger’de net bir kriterimiz var. En azından hangilerini ciddiye almamalıyız. İşte normalize edemiyorsak o da bu da matematiksel bir kriterim. Yani işte toplam olasılığı bire eşitleyemiyorsak o çözüm için o çözümü atıyoruz ciddiye almıyoruz. Benzer şekilde Einstein denklemleri içinde böyle bir kriter olması lazım. Onu henüz bulamadık belki hatta direkt… O çizdiğiniz neydi sizin? Kapalı zamansal eğrenlerin olmaması, kapalı zamansal eğrilerin olmaması gerekir bile olabilir bununca. Yani tabii ama bu bir şey. Yani bu İbrahim Hoca’nın kendi görüşü. Bence bir sürü fizikçinin de destekleyeceği bir görüş ama… Ben değil diyorsun. Ben deneyciyim.
Deneyci olduğum için şeyi görünceye kadar yani deneyle böyle bir şeyi test edinceye kadar vardır ya da yoktur diyemem. Ve şu anda bununla ilgili öngörde bulunabilecek kuran bile elimizde yok. Yani genel görevliğin belli şartlarda çalışmanın emini. Şimdi o solucuyan delilini açmak istediğiniz zaman ilk başta bir nüve ile başlayacaksınız. O nüve gene ufacık bir şey. Ufacık bir şey olduğu için gene orada bir kuantum etkileri devreye girmek durumunda. Ve de o kuantum etkileri, o şeyi açılacak o solucan deliğini şu anda görebildiğimiz kadarıyla ilk böyle çok kaba hesaplarla elimize sağlam kuram yok ama kuantumdan bildiğimiz bazı kaba hesaplarla gösterebiliyoruz ki kabaca o solucan deliği açılmaya çalıştığı sırada kararsız olacak. Gerisin geri kendiliğinden şeyden talip olacak.
Şimdi ama bunları mesela şey yapamıyoruz yani somut olarak aha elimizde bu formular. O yüzden de prensipte şey olabilir. Yani kapı kapanmış değil komple. O işte kapalı, zamansal eğriler. Kapalı, zamansal eğriler dediğimizde yanlış anlaşılmıyor. Basitleştirebileceğimiz bir şey var.
Şimdi bu büyük baba paradoks dedi ki o büyük baba paradoksunun olmayacağı cinsten şeyler yapabiliriz. Mesela ben geliyorum zamanında geriye gidiyorum ve öyle bir şey ki yani öyle bir şans eseri geliyor ki ben mesela büyük babamın aslında annenemle tanışmasını sağlıyorum mesela. Tamam o da. O yüzden de şey.
Peki şöyle olamaz. Yani serbest iradeyi yok ediyorsun. Ama serbest iradeyi yok edemezsiniz. Serbest irade dediğinizde dediğim gibi biliyor musunuz? Birader kader diye bir şey yok mu baktığınız zaman? Yani sonuçta şey hani serbest irade. Peki hocam şöyle bir şey söyleyeyim şimdi. Zamanında yolculuğu yaptık ve geri gittik ve büyük babamızı öldürdük. Başka bir paralel evrel oluşup orada başka bir şey gelişemez mi? Tabii bu da bir opsiyon.
Yani aslında biz geçmişe gittiğimizde kendi geçmişimize gitmedik de bir paralel evrenin geçmişine gitmişte olabiliriz. Yani böyle de açıklamalar mümkün. Sonra şey var. Az önce söylediğim ben de neci olarak lafı da çok çileştim. Ben bunların hiçbirisinin doğru da yanlış olduğunu iddia etmiyorum. Yani bunların hepsi olası. Evet ondan sonra ve ölçülünceye kadar da hiçbirisinin arasında.
Hatta bence böyle spekülasyon yapmak bile sadece keyif için. Aynen eğleniyoruz zaten. Kahve molası ya da geyik yapmak için yaptığımız bir şey. Hatta Hoking gibi tamamen teorik, fizikçi bile şey diyor de değil mi bununla ilgili. Şimdiye kadar yabancı medeniyetler tarafından işgal edilmediğimiz zaten solucan deliğinin olmadığını gösteriyor. Ki o bu tür şeylere çok inanacak yani o tarz şeyleri. Şey de zaman da gereği gidilemediğini de gösteriyor. Yani diyenler var. Hoking’ten daha önce hatta birisi demişti. Yani eğer zamanda yolculuk mümkünse gelecekten gelen turistler nerede? Evet. Belki de var kendini tanıtmayalım. Bilmiyoruz işte bunlar hani şey. Hayır bir de bu olaylarda bir de şey var. Muskabu ilkesi diye bir şey var. Yani literatürde böyle geçiyor. Muskabu ilkesi. Sen diyelim ki geçmişe döndün. Büyük babanı işte bir şekilde şey bir uçuruna ittirmeye niyetlendin falan. Bir olay oluyor. Ayağın kayıyor mesela Muskabu varmış orada. Ayağın kayıyor. Bir türlü yapamıyorsun. Yani sanki zamanın akışını oynatamayacak şekilde kitlenmiş bir şey var falan gibi. Tamam ama işte o şey yani çok… Neyse ya bunlar hani… Yani şeylerin hani denklemlerin çözümlerini çok sınırlıyorsun sen şeyden. Yani iradeyi yok ediyorsun. Bu biraz eski Yunan tragediyelerine benzedi şimdi seninki hani vardır ya. Şeydir bu birden fazla eski Yunan tragediyesinde vardır. İşte falcı der ki gelecekte şöyle şöyle kötü bir şey olacak der. O bir şey olmasın diye bir sürü tedbir alırlar. Sonuçta aldıkları tedbirler yüzünden o kötü şey olur. Olabilir. İşte ödüpusun… Kız kulesi. İşte ödüpusun. Kız kulesi örneği gibi. Yalnız şimdi bir dakika burada hemen bir ufacık parantez de kapatayım ucunu. O şahane fizik kavgası çıktı. Yani şöyle bir şey var.
Bu özgür iradenin olmadığı anlamına gelmez ki. Yani özgür irada yerel olarak olabilir az önceki tartışmalara benzeyerek. Ama büyük resimde her şey yazılı da olabilir yani. Şimdi filmi çektin filmde adamlar savaşa giriyorlar. Savaşa giderken ben kılıcımı sallayayım mı sallamayayım mı diye kendi kendine karar veriyor olabilir. Öyle hissediyor olabilir. Karar veriyor olabilir.
Ama filmin bütününe dışardan bakan birisi için az sonra nereye sallayacağı da biliniyor olabilir. O yüzden hani yerel olarak özgür iradeyle genel olanın farklı bakışlarda olabileceğini… Bir konuyu başka bir yere taşıyacağım ama taşıyayım mı taşıyayım mı emin değilim. Emre hocam. Ben Einstein’ın yani hep bu zamanla ilgili ve uzay zamanla ilgili bakışımızı değiştirdiğini hep söylüyoruz. Ben onunla ilgili bir neden Einstein töresini test edebildik mi?
O testleri nelerdir? Onunla ilgili belki bir şeyler söylemek istiyordum. Onun için isterseniz plazmayımı kullanayım daha ekranlarında. Hangisi istersen o zaman? Şey var mı? Çubuk vardır altında. Topa altında. Hangisini istiyoruz? Şeyden başlayalım. Hangi görsel? Einstein’ın bu 1919’da Londra……gasteyeye yolladığı bir yazı var. Şey nedir diye. Relatifite törhüsü nedir diye. Bununla ilgili üç tane test öneriyor.
Bu testlerden birincisi. Sekizinci slayda açarsak daha önce de konuştuk. Merkür’ün yörüngesinin sapması. Newton bunu hesaplıyor aslında Newton fiziğiyle ama arada Newton fiziğine açıklanamayan fark var. Dolayısıyla Einstein diyor ki benim teorimin yaptığı birinci şey zaten 1919’da artık bu şey yapılmış, konfirm edilmiş. Yani doğrulanmış. Birincisi bu gördüğümüz sapma diyor.
Bu preseşini Einstein’ın töresini hesapladığımız zaman gözlemle gördüğümüzün aynısını buluyoruz. Hayır çünkü. Einstein’ın önerci birinci test bu. İkinci test Einstein’ın bir sonraki slayda dokuzda. Böylelikle Erkçin Hoca’yı da kabul edebiliriz buradan. Bu aslında Einstein’ı çok ünlü yapan bu deney. Yani Einstein’ın töresini ortaya attıktan sonra Eddington gidip bir deney yapıyor. Bu deney de şu çok aslında basit bir deney. Tam güneş tutması olduğu anda olmadan önce yıldızlarının konumuna bakıyor. Ondan şu şekilde şu beyaz olanlar daha açık beyaz olanlar. Bir de güneş tutulması olduğu anda artık biz yıldızları görebildiğimiz için onların o zamanki konumlarına bakıyor. Onlarda şu açık olanlar. Gördüğünüz gibi tam yıldızlara tutulma öncesi ve sonrası güneşin etrafından gelen, yıldızlardan gelen ışıkların daha eğildiğini görüyoruz. Ve bu eğilmenin ne olduğunu Einstein derecesine kadar hesaplayabiliyor. Ve Eddington’un ölçüsü bu ölçümle de gördüğünüz gibi yakına geldiği zaman daha fazla bükülüyor. Tutulma niye bunu değiştirmiş tutulma? Tutulma şeyde yani artık güneş olmadığı için onu daha rahat görebiliyoruz. O yüzden tam tutulma zamanı görüyoruz. Şimdi derdimiz şu. Güneş kütleli bir şey. Dolayısıyla uzay zamanının bükmesi gerektiğini öngörüyoruz. Ama güneşin yönünde bakmamız lazım yıldızlara. Fakat güneşin yönünde yıldızlara bakmak için mümkün değil. Çünkü güneş parlak. Dolayısıyla hiçbir şey görmüyoruz. Ama tutulmanın güzel tarafı ne?
Güneş orada biliyoruz. Ama güneşin ışığını ay kapattığı için yıldızları da görebilir oluyoruz. Bu sayede güneşin doğrudan etkisini ölçebilir olmuş oluyoruz. Hem güneş hem yıldızlar görebiliyor. Güneş şurada mesela ilk önce. Bunlar hiçbir şekilde etkilemiyor. Sonra güneş tam buraya geldiği anda tutulmada artık görebiliyoruz arkadaki şeyleri. Ve yıldızların onlar yıldızlar hep orada duruyor. Hiç değişmiyor. Güneş bir yerden bir yere geldiği anda aslında biz dönüyoruz tabi de. O arada onların önünü kapadığı anda artık yıldızları da görebiliyoruz. Ve ne kadar kaydını görebiliyoruz.
Ve bunu Einstein bunu yaptıktan sonra tabi İngiltere’de bir sürü yerde haberler oluyor. Ve New Theory of the Universe evrenin yeni bir teorisi. Bundan sonra Einstein çok ünlü oluyor. Daha bir sonraki slidede hatta şuradaki şeyin daha da yakından görüm var. Bu o gazetede çıkan Einstein’ın deneyiyle ilgili London Evening News’te 22 Kasım 1919’da çıkan resminde bu yakından şey. Gördüğünüz gibi bu sapmaları yakında olunca daha fazla.
Ve bu Einstein’ın teorisinin verdiği eri bu 1919 deneyi bu ise Newton. Aslında Newton’da böyle olması da çok aslında garip çünkü Newton’da ışık zaten kütlesiz olduğu için bükülmeyecek ama yanlış hatırlamıyorsam 1800’lerde bir tane şey fizikçi onlara bir kütle vereyim deyip bir hesap yapıyor. Çok ilginç bir şekilde onun tam yarısı oluyor.
Einstein’ın öngördüğüyle Newton’un aslında yani dedim ya Newton’da normalde ışık bükülmez ışık kütlesiz ama bu iki arasında tam iki kat fark olduğunu görüyor ve deneyle, öngör arasında birebir tutarlılık var. Üçüncüsü ise onu buraya yazmadım daha 1919’da da zaten testleri doğrulanmamıştı o da Kızılay kaymağı. O Kızılay kaymayla da yine Einstein bunun olması lazım diyor.
Üç tane Einstein’ın temel testi var ve bundan hepsi geçti daha birçok testleri var modern Einstein teorisinin birçok hem genel görevin hem diğerinin testleri var. Dördüncüsü de bir sonraki slide’e geçersek bu da 11 Noll’s slide. Bir de fourth test of generality yani genel evletenin dördüncü testi diye 1964’te Shapiro’nun makalesi var. Bu da aslında çok basit bir şey. Burada güneş var, burada venüs var ve normalde güneşi düşünmezsek venüsün bizi uzunlu uzaklığı belli. Dolayısıyla bize ne zaman ışığının, venüsten çarpıp bize gelme ışığı ne zaman geleceğini biliyoruz. Ama burada güneş olduğu için bu ışık dümdüz değil de yukarıya doğru gelip bükülüp bize doğru gelecek. Dolayısıyla biz güneşin varlığının Einstein teorisine göre o ışığa olan etkisini hesaplayabiliriz. Dolayısıyla bu aradaki bize varış zamanı ile gerçek varış zamanı arasındaki farkı bulabiliriz. Buna Shapiro sapması deniyor. Buysa genel evletenin dördüncü testi ve bu Shapiro bunu bu şekilde öngörüyor ve bir sonraki slidede burada kalalım. Pardon, bunu nasıl ölçüyorlar yani ışığın, venüsten ne zaman çıktığını nasıl biliyorlar? Efendim? Tam işte güneş oraya geldiği zaman venüs tam arkasında ve onu blok ettiği zaman görüyoruz. Tamam ama şimdi ışığın, venüsten bize geliş zamanını ölçmek için ne zaman çıktığını da bilmen lazım. Onu nasıl biliyorlar?
Şimdi ışığın uzak, venüsün uzaklığı belli, venüsün uzaklığı belli olduğu için bize ne kadar geleceği belli. O uzaklığı o zamana bölün. Oradan toplam gelecek zamanı bulursunuz. Yani dünyadan bir sinyal yollayıp yansıma zamanını mı ölçüyor anlamadım? Evet evet. Tamam. Shapiro sapması bize normalde… Shapiro nasıl, veneysel sinyal mi oluyor anlamadım. Venüse çarpan sinyal bize geliş zamanı normal aradaki mesafe eğer güneş olmasaydı belli, güneş olduğu zaman ne kadar sapacağı da belli. Yani dünyadan venüse bir radyo sinyali yollayıp onun yansımasına mı ölçüyor? Aynen öyle ölçüyorlar. Şimdi Shapiro sapması dördüncü testi. Şimdi biz biraz önce karanlık maddeden de bahsettiğimiz karanlık maddenin karanlık maddeyle ilgili de aslında bildiğimiz üç tane test var. Ben yine biraz önceki Shapiro benzetmesini yapacağım. Ne dedik işte Einstein üç tane klasik test önerdi. Shapiro ise dördüncüsünü yaptı. Bununla ilgili de çok benzer bir şey aslında karanlık maddeyle ilgili var.
Bu Einstein denklemi, işte sol tarafta geometriyi anlatan bir nicilik var, sağ tarafta da maddeyi anlatan bir nicilik var. İşte buna enerji-momantim tensörü diyoruz, soldakine de Einstein tensörü diyoruz. Çok ayrıntıları çok önemli değil ama sol taraf geometri, sağ tarafta madde yani maddeyle geometri arasındaki ilişkiyi beliriyor aslında Einstein denklemi. Bu genel görevliğin denklemi. Biz şu anda birçok gözlemle bilinen madde türüyle bu denklemi sağlamadığını görüyoruz.
Yani şu denklemi sadece bildiğimiz işte standart modelle bize söylediği işte Söndey, Erkcan’ların deneylerini yaptığı maddelerle bu denklemi tutarlı bir şekilde işletemiyoruz. Nasıl bu denklemi sağlayabiliriz? Ya sağ tarafa bir şey ekleriz, buna karanlık madde diyoruz. Onu yapmayıp sol tarafa da bir şey ekleyebiliriz. Yani Einstein denkleminin kendisini modifiye edip, geometri tarafını modifiye edip yine bu denklemi sağlayabiliriz.
Şimdi biz dolayısıyla burada karanlık maddenin yani şu tarafta bir şey olduğunu bize gösteren üç tane çok önemli test var. Bunun için bir sonraki slayda geçebiliriz. Birincisi, ya bunları çok uzun uzadayı anlatmayacağım ama birincisi rotasyon erisi yani bir galaksinin, spiral galaksinin etrafında dolayı hareket eden yıldızları. Biz dışarıya doğru gittikçe bunların ne olması gerektiğini biliyoruz Newton teorisine göre. Bu ise gözlemlediğimiz şey.
Galaktik mesafelerde Newton teorisi, Einstein teorisine çok yakın davrandığı için aslında beklenen ve gözlenen arasında normal maddeyle şu şekilde olması gereken gözlenen neredeyse sabit bir şekilde gidiyor. Bu ne demek? Yani biz dışarıya doğru giderken içeriye doğru çekim kuvveti var, dışarıya doğru merkez karşı demeyelim. Yani onu bir ime oluşturacak. M ve kara bölüre eştir, g ve kara bölüre ekar deyip oradan aslında v’nin uzaklaştıkça azalması gerektiğini bekliyoruz. Ama azalmıyor. Çünkü biz çok galaksiye bakıyoruz. 1970’lerde Ford ile yaptıkları deneklemler, gözlemler ve bunların hepsinde neredeyse düz gittiği gözüküyor. Bu birincisi. Yani karanlık maddenin birinci klasik testi diyelim bu. Aslında bu Einstein’ın şeyine biraz benziyor. Merkür aslında Einstein’ın bir öngörüsü değil. Gözlemlendi, bir tutarsızlık var ve Einstein bunu açıklıyor. O yüzden buna öngörü değil de biraz açıklama gözüyle bakmak lazım. Bu da onun gibi aslında.
Yani bunu açıklamak için aslında karanlık maddeyle açıklayabiliyoruz fakat farklı modellerle de açıklayabiliyoruz. İkincisi ise karanlık maddenin biraz daha öngörü diyebileceği şey zayıf mercekler. Yani gelen arka alan, arka şurada bir belli bir işte bu yıldız olabilir, galaksiyo olabilir, her şey olabilir. Arkada bir arka planda bir sürü yıldızlar vesaire var. Ve bunlardan gelen ışıklar eğilirken o aradaki maddenin varlığından dolayı farklı şekillerde hareket edecek.
Fakat biz bunu gözlemlediğimiz maddeyle, onun eğilmesi arasındaki ilişki gözlenilen maddeyle açıklanamıyor. İşte buna zayıf mercekleme deniyor, güçlü mercekleme kısmı da var. Bu da ikinci testi. Bu biraz daha öngörü sayılabilir. Ama asıl bizim öngörü diyeceğimiz şey işte Kozmik Arda Anlaşılımı dediği İbrahim Hoca’nın. Bunun biz eğer analizini yaparsak, burada yine çok ayrıntıya girmeyeyim. Şununla şu iki tane tepenin aynı yükseklikte olduğunu karanlık madde teorileri öngörüyor. Gerçekten gidip bakıyoruz böyle olduğunu görüyoruz.
Şimdi biz burada, biraz kendi yaptığım şeylerden de bahsedeyim. Biz burada dördüncü testi yaptık. O da şu, bir sonraki slayda gidersek. Eğer siz bu üç tane gözleme açıklamak istiyorsanız ve karanlık madde yok diyorsanız, sizi fiziğin, stanat modelinin belli şeyleri, çok teknik olur, belli kuralları sizi şeye itiyor. Bunu açıklayabilmenin neredeyse tek yolu çift metrikli teoriler bulmanız gerekiyor.
Yani uzay zaman farklı maddeleri, yani gravitasyon dalgaları dediğimiz, çekim dalgalarıyla, ışığı farklı şekillerde etkiliyor. Bunların hareketini etkiliyor. Bunlar, bu modeller olmadan önce de vardı. Birden fazla metrik, metrik işte uzaklıkları ve zamanı ölçmekte kullandığımız bir şey diyelim. Matris diyelim. Hani şunu göstermiştim ya, biz bu noktaların arasındaki mesafeyi veren ifade demiştim.
Aynen, o noktalar arasındaki mesafeyi farklı geometre için verecek şeye metrikliyoruz. Şimdi bu, bizim testimiz şuydu, bu modellerin hepsi karanlık madde alternatif olan modeller var ve karanlık madde modelleri var. Bizim dördüncü testi önerdiğimiz şey şu, eğer öyle bir olay olsun ki, burada iki tane nötron yıldızın birleşimi var. Bu iki nötron yıldızın birleşimi inanılmaz büyük bir olay ve uzay zamanı kendisini sarsıyor. Sarsıdığı için bu hem çekim dalgaları üretecek hem de aynı zamanda ışık üretecek.
İkisi de birlikte çıkacaklar. Eğer karanlık madde varsa, bu ikisi de kütlesiz olduğu için bize Einstein teorisi doğruysa, bir tane metrik varsa, uzaklığı belirleyen bir tane o nicilik varsa, o zaman bunlar bize aynı anda gelmeli. O zaman şuradan çıkan ışık ve gravitasyonal dalgalar karanlık madde varsa şunu, şu yörüngeyi izleyip bize gelecek. Niye böyle? Çünkü bu arada işte bir sürü galaksiler olsun ve dümdüz gidemeyecek.
Bu yukarı doğru giden şey bu galaksilerden dolayı eğildiği için, bunu biraz şey Newton seviyesine indirip almaya çalışıyordu tabi, bu şekilde bükülüp bize doğru gelecek. Dolayısıyla izlediği mesafe şu şekilde olacak. Aynen biraz önceki Shapiro gözlemi gibi. Shapiro’da hatırlarsak işte Mercury’den, Venus’ten, nereden gelse gelen şey bükülüp bize doğru geliyordu ve normal gelmesi gereken uzaklıktan biraz daha fazla mesafalıyordu. Dolayısıyla daha fazla bir zamanda geliyordu.
Şimdi bu karanlık maddenin söylediği şey bu. Bu bizim beklediğimiz şey. Dolayısıyla karanlık madde varsa bu ışıkla, gravitasyonal dalga arasındaki varış farkı saniyeler civarında olacak. Bu niye? Çünkü ışık, nötronyoluzu patladığı zaman oradan kurtulmaya çalışırken bir şeylerle etkileşiyor. Ama gravitasyon dalgası etkileşmeye doğrudan çıkıyor. Ama neredeyse aynı zamanda bunları gözlemlememiz lazımdı. Ama karanlık maddeye alternatif modeller doğruysa,
o zaman bunların arasında bu iki limetrikli teorilerden dolayı bir zaman farkı olması lazım. Bu niye? Çünkü biz gravitasyonal dalgaların birçok testini biliyoruz. Biraz önce testlerini gösterdim. Einstein teorisi güneş sisteminde veya birçok yerde çok iyi çalışıyor. Bizim gördüğümüz, bir önceki slide’de gösterdiğim bütün şeyler aslında ışığın hareketiyle ilgili. Yani ışık sanki, şöyle bakalım bir de buna, ışık sanki bir madde,
fazladan bir karanlık madde varmış gibi olan bir geometri de hareket ediyor. Yani diğer alternatif teorilerin düşünce mantığı bu. Öyle bir düşünelim ki, bize şimdiye kadar gördüğümüz bütün her şey, birinci, ikinci ve üçüncü test dediğimiz karanlık maddenin farklı testleri bize neyi gösteriyor? Işık sanki bizim bildiğimiz maddeden daha fazla bir madde varmış gibi hareket ediyor. Dolayısıyla bu alternatif teorilerin yaptığı şey şu, ışık sanki burada bu görümlen madde değil de daha fazla madde varmış gibi olan geometri de hareket edecek.
Ve bize farklı zamanlarda geldi. Dolayısıyla biz bu bütün karanlık maddeye alternatif olan büyük bir sınıf teorileri dedik ki, bunlar eğer gerçekten varlarsa bu deney, bu gözlem sonucunda bunlar arasındaki fark olmalı. İşte bu Shapiro gecikmesi dediğimiz fark olmalı. Ona hesapladık, dört düzgün çıktı. Sonra bu işte çift, nötron yıldızı birleşimi oldu ve bunları gözlemledik ve aradaki farkın 1.7 saniye olduğunu gördük.
Dolayısıyla bu karanlık maddenin olduğuna dair dolaylı şey diyelim, test veya göstergeli… Dört düzgün nereden buldunuz? Onu bildiğiniz şu Einstein denklemini şuraya galaksilere koyuyorsunuz. Birden fazla galaksiler tabii bu nötron yıldızı için. Her bir galaksi için Einstein denklemini, geodezik denklemi diyoruz bize. Oradan buraya çıkarken ne kadar… Ne kadar mesafede 400 gün? Efendim? Ne kadar mesafede 400 gün?
Bu aradaki şey kaç gigayıllı hocam, nötron yıldızının bize geliş şeyi 300 megaparsek falan çok inanılmaz bir… 300 megaparsek ise işte yaklaşık 1 milyar aşık yılı. Çok çok uzaktan geliyor. Neredeyse kozmik. Hatta bizim bu yaptığımız şeyden sonra evrenin genişlemesini de bu işin içine hesabı katıp öyle yapıyoruz. 1 milyar aşık yılda 400 gün fark gidiyor yani.
Ama ne oldu? Biz bunu aynı anda gördük. Bunun sonucu şu oldu. Bir sonraki slidede de görürsek… Biz bu makaleyi koyduktan hemen sonra Will Kinney var. İşte bayağı önemli bir kozmoloji. O hemen bununla ilgili tweet attı. İşte çok önemli bir makale falan çıktı diye. Bu da bizim makale. Ondan sonra hemen Forbes da bu izleyenler de takip edebilir. Ethan Seagal diye çok çok çok iyi bir kozmonok var. Hatta hocası Jim Frye. Onun hocası da Jim Peebles. Yani bu Nobel’i daha yeni alan şey.
Forbes’un bilim şeyinden sorumlu. Ama sadece bizim makaleyi anlatan bir haber yaptı bundan sonra. Bir sonraki slidede de… Biraz reklam gibi olacak ama bizlerde de bir şey yapıldığıyla ilgili güzel bir örnek bence bu. Ardından Sabine var. Sabine, Hossein Feller bunu da tavsiye ederim. Hem kuantum fiziğiyle, kuantum gravitiyle hem de gravitasyonla ilgili hem YouTube kanalı var hem back reaction diye bir şey var. Hem iyi fizikçidir. Hem de işi tamamen böyle hani şey denir ya bir şeyi iyi biliyorsanız babaannenize anlatın tarzında böyle basitleştirmeye bazen giden ama aynı zamanda şeyi de koruyan.
Bilimsel şeyi de koruyan. Benim bayağı şey yaptım ve bir kanal bu Sabine’de kendi web sitesinde sadece bizim makaleyle ilgili yeni gravitasyonla dalga gözlemi, işte bazı karanlık maddeye alternatif modelleri eleydi diye Blond’a yazı yazdı. Devamında da tabii bunlar olduğu için iyice bu iş yani yaptığımız şey duymaya başladı. Bir sonraki slidede de göreceksiniz.
On yedinci slidede hem Fiziksworld bu bizim fizik şeyinin en ünlü camialarından ve Ars Technica bu da işte bu şeyde eskiden PC Proydü galiba. O sonra Ars Technica’ya dönüştü. Bu bloklarda da bizim Colliding Neutrons da Apply a kiss of death for theories of gravity diyor. Yani çarpışan nötron şeyleri karanlık maddeye alternatif olan modellere ölüm öpücüğü verdi diye.
Yani yine sadece bizim makaleyle ilgili haberler yapmaya başladı. Happy Dark Matter Day dediği de işte neden nötron yıldızı birleşimi karanlık madde için diye bir hap… Ve bir sonraki slidede bu da tabii bizi çok daha mutlu etti. Bu da MIT Technology View var. Bu da takip edenler için şey… MIT Technology View’un her hafta arşiv diye bizim makallerimizi koyduğumuz daha bilimsel dergilerde basmadan makallerimizi yüklediğimiz internette bir yer var.
Orada o hafta hem bilgisayar hem bilgisayarla ilgili hem fizikle ilgili birçok bilimle ilgili o haftanın en iyi 5-6 tane makalesiyle ilgili haber yapıyor. Bizim makaleyi de dünyada yani bütün dünyada yapılan şeyden bizim makaleyi de yine onların arasında seçtiler. Sonra Smithsonian diye bir dergi var. Bu da 2 milyon satıyor. Smithsonian’da da kapak oldu aynı zamanda bizim şeyimiz. İşte neden nötron yıldızı karanlık madde için ne anlama gelir diye. Bir sonraki şeyde tabii biz bunları pek yaşamadığımız için.
Yani bu çok heyecanlı bir şey tabii. Teorik, fizikte bu çok karşılaşılan bir şey değil. Ne bileyim mesela kansere bir çözüm bulunabildi mi deyince herkes tabii çok heyecanlanıp haber yapıyor. Ama biz teorik, fizikle böyle şeylerle çok az karşılıyoruz. O yüzden böyle çok heyecanlı heyecanlı anlatıyorum. Ve çok ilginç bu da Zürich’in en şeyinde İsviçre’nin en önemli parayla alınan gazetesi. İşte ne diyor? Neu Züricher Zeitung. Yeni Zürich haberi. Orada da bizimle ilk önce röportaj yaptı. Christens Schubert. İşte ne yaptınız, bu niye bu kadar ilgi duydu falan. Sonra onunla ilgili gazetede haber çıktı ve sadece İsviçre’de çıktı. O da çok ilginç. Yani bütün dünyada. Demek ki bilimle ilgilenen, yani gazeteciliğin aslında bir kısmı da değil mi? Yani bilim haberciliği olan da belki en şey yer. İlk önce Einstein hangi şehirde çalışmıştı? Evet, toz. Son şeyi de slide’da da göstereyim. O da yani hiç sadece haber değil aynı zamanda bilimsel şey de oldu.
Nature’da bizim makaleyle ilgili yine bizle röportaj yaptılar. Castelvetçi. Yani Nature’da bizim makalemizle ilgili dergide haber çıktı ve yine APS’de 2017 yılının en önemli çalışmaları şey altında toplam 8 tane şey vardı. Onlardan bir tanesi olarak verildi. Elinize sağlık. Şahane haber.
Ektir Hoca, şimdi aklıma bir şey geliyor. Diyebilir misin ki Fatih’in sakin sakin konuşuyorsun ama benim için saçmalamak zaten. Zaman için maddeye ihtiyaç var mı? Zaman için maddeye ihtiyaç var mı? Yani madde olmasaydı zamanın geçip geçmediğini anlayamaz mıydık gibi mi soruyorsunuz? Yani zaman, niye soruyorum bunu? Zamanı büyük patlamaya başlatıyoruz ya. Evet. Oradan yola çıkardık. Dilerken sorum olur dersin ama sorumlu sorumlu sorun olmaz. O yüzden sormacısıyız. Bu büyük patlama olmasaydı zaman olmayacak mıydı? O soruyu soracak bizler olmayacaktık. Ya evet, bence İbrahim Hoca’nın söylediği güzel yani o soruyu soracak biz olmayacaktık belki. Peki bir soru sorun olmasa zaman yok eder mi?
Yani yine biraz kısmen şuraya bağlanıyor. Yani zaman dediğimiz mevhumun maddeden bağımsız olup olmayacağı bir kısmen felsefi bir soru. Yani uzay zamanı bütün olarak bu kadar modelleyebiliyoruz. Hatta işte makaller yapabiliyoruz falan bir sürü güzel şeyler çıkartıyoruz. Hatta o yaptığımız formüller sayesinde işte o elimizdeki navigasyon cihazları çalışıyor falan değil mi? Aynen. Yani acayip. Günleri kayatta da kullanması bir şey haline dönüşüyor. Bu kadar güvenerek sonuçlarını da görebildiğimiz matematiksel formüllerdeki zamanın kendisinin de var olduğunu söylemek çoğunluğumuzun fizikçe olarak tercih ettiği bir pozisyon. Yani madde olmasaydı da zaman olurdu bir çeşit şey. Hiçbir aktör olmasaydı da tiyatro sahnesi olur muydu gibi bir soru bu. Evet orada bir sahne olurdu ama tabi bu fizikçenin büyük çoğunluğunun tercih ettiği yanıt. Daha önce söylemeye çalıştığım gibi bir azınlık bir grup var. Onlar da diyorlar ki hayır yani tiyatro oyunu yoksa zaten sahneyi sahne yapan hiçbir şey yoktur. Yani zaten ölçecek bir şey yoktur, oynanan bir şey yoktur. O sahne sahne değildir diyen de bir bakış tarzı var.
Bu nispeten azınlık olduğu için herhalde benim kişisel yanıtım madde olmasaydı da olurdu. Ama gene deneyici olduğum için bunu ölçemeyeceğim için prensipte felsefili soru olarak şey yapabiliriz. Peki Inception filmini seyrettiniz hocam. Evet güzel şey Nolan’ın zamanla ilgili üç tane filminden birisi.
Mesela o filmde tabi şey işte böyle bir çeşit rüyalar üzerine giriyor. Her rüyada işte zamanın akışı değişiyor şeklinde. Ve katman katman rüyalar, katman katman zaman algıları var aslında bir saniye aslında uzun zaman. Evet yani o tabi biraz şunun üzerine kurulu biz kendi hayatımızda mesela rüya gördüğümüzde çok uzun bir olay yaşıyoruz.
Mesela günlerce süren bir rüya gördüğümüzü düşünebiliyoruz ama işte dışarıdan ölçtüğümüzde yani işte o REM uykusu falan diye yani beynin ne yaptığını falan baktığınızda aslında çok kısa bir süre geçiyor. Çok kısa bir süre. O yüzden de Christopher Nolan’ın anladığım kadarıyla o kısmı alıp hani çeşitlendirmiş rüya içerisinde rüya görmek olsaydı işte bu zamanı daha da uzatabilir miydik diye güzel bir kurgu yapmış. Ben bir defa gördüm. Rüya için rüya görmek çok insan var yanınızda. Tabii yani rüya için rüya görmek. Ben iyiymiş. Rüya için de zaman yolculuğu yaptım oldu ama rüya için rüya gördüm hiç olmamıştı. Şeyi de konuşuyorduk değil mi? Yani vücudunda biyolojik bir zaman var. Tabi yani. O da şey aslında en başta konuştuk yani zamanı ölçmeye ilgili yani zamanı ya periodik şeylerle ölçüyoruz ama sadece periodik değil. Aynı zamanda kum saati gibi yani bir şeyi bırakıyorsun bir yerden bir yere kadar gidiyor.
Biyolojik şey biyolojik saatle ilgili onunla ilgili makallere konuştum yine. Bu otür bir periodik bir zaman değil de işte ne bileyim belli sinyallerin bir yerde birikmesi ve sonradan ilerlemesi gibi yani illaki şu değil de kum saati tarzında bir yapıyla biyolojik saat ölçüyor diyordu yani. Olabilir. Bizim alanı değil de yani bu hala. Olabilir yani ama sonuçta şöyle bir şey var yani beyin dediğimiz organ da gene elektromanyetik kurallara göre o fizik kanunlara göre hareket yani şey çalışıyor. Dolayısıyla da bin önden başka bir nörona ne yaparsan yap belli bir hızın üstünde veri iletemeyeceğine göre hani beynin böyle seviye seviye atlaya atlaya çok acayip zaman algısının açılması falan diye bir şey fiziksel olarak mümkün değil. Ama şöyle bir şey var beyin çok iyi bir organ yani çok az veriyle çok büyük çıkarım yapabiliyor. Bazen bu başımıza bela da oluyor tabi ama çok az veriyle bu bilinç şeyleri yapabildiği için diyelim ki rüyada sen de bir şey yapabilirsin.
Belki rüyada sen dört beş yedi on bin neyse belli sayıda kısıtlı sonlu sayıda belki kare görüyorsun ama uyandığın zaman onları şey birleştirmiş oluyor. Yani sanki bir film var önünde filmin tamamını izleyecek vaktin yok ama filmin her beş inci dakika her beş dakikasının katlarında üç saniyesini izlemişsin. O yüzden de çok hızlı bir şey izliyorsun. Kalanını da beyin uygun şekilde birleştiriyor.
Onun için bu inception filmindeki tarz şeyler veya işte ne bileyim araba bir kaza olma sırasında aniden işte zaman yavaşlama falan gibi şeylerin psikolojik olduğunu düşünüyoruz. Bununla ilgili hatta bazı deneyler var işte psikologların yaptıkları tabi uzmanlık dalım değil onun için onlara sormak lazım ama yanlış hatırlamıyorsam böyle işte değişik cisimler gösteriyorlar kişilere hızlı hızlı bir şey.
Tabi sayı gösteriyor onu kapatıyor başka bir sayı gösteriyor falan. Değişik durumlarda psikolojine göre acaba birini mi daha hızlı gördün daha uzun süre hangi sayıyı gördün falan gibi sorular soruyorlar. İlginç bir şekilde insanlar bazı durumlarda diyorlar ki aa bu daha uzun süre geldi çok dikkatliydim daha uzun gördüm falan diyorlar ama öyle değil yani. Belki sana adım ifade eden sayıyı daha uzun gördü düşünülürsün.
Evet tabi yani o tür psikolojik etkiler yani işte o kaza anında ben başıma geldi şey Amerika’da öğrenciyken bisikletle uçup kafamla bir arabanın arka camını indirmiştim. Kaskın falan da yoktu yani böyle bayağı girdim yani orada şey çok iyi hatırlıyorum yani bisikletin frenine basmamla işte cama girmem arasında böyle sanki yavaş çekimde kendimi izliyor gibi hatırlıyorum.
Ama bunun daha basit açıklaması orada birdenbire böyle bir zamanı hızlı yaşamak falan gibi bir şeyden çok çarpma anında vücudum tabi hazırlık yapıyor buna. Dolayısıyla toplayabilecek bütün veriye şeyim açılıyor yani o veriyi daha çok alıyorum hani bakıyorum daha gözlerim genişliyor mesela adrenalin çıkıyor falan böyle vücudumda. Onun için orada çok fazla veri topluyorum.
Sonra olayı hatırlamaya baktığım zaman o dönemde çok veri olduğu için o kadar çok veri var ki bana çok uzun süre orayı yaşadım gibi geliyor yani bu tür şeyler olabilir. Bu arada ben bahsedilen filmi izlemedim ama hani rüya deyince iki ay kadar önce rüyalar hakkında çok ilginç bir teori duydum ben ve bu hani bayağı bilimsel makale yani birisinin şey ettiği bir şey değil.
Anlaşılan insan beyninin hani uyum kapasitesi yüzünden şey beynin görmeyle ilgili alanları eğer bir müddet uyarım almazsa şey oluyormuş başka işlevlere tahsis ediliyormuş.
Yani mesela körlerde özellikle işte diğer duyuları işlemeye falan tahsis ediliyormuş ve bu yakın bir zamanda bu süreyi ölçmüşler ne kadar süre bekliyor da tahsis oluyor diye ve düşünüldüğünden çok daha kısa çıkmış. Kırk ila altmış dakika çıkmış ve buradan beyin aslında görme atemi yapıyor rüyalarla.
Aksi taktirde görmeyi unutacak. Meşgul ediyor. Meşgul ediyor. O bölgeleri meşgul ediyor. Bunu şey fonksiyonal maetik rezonans görüntüleme ile bunu ölçmüşler ve şey diyor yani o hani amiyane tabirle beynin görme şeyleri avara kalmasın diye böyle bir şeyler uyduruyor bir şeyler gösteriyor diyor. Peki hayvanların beynindeki görme merkezinde aynı durum var mı? Yani hayvanlar da belli oranda rüya görüyor. Belli sedir rüya görüyor her geliyor. Bu bir dakika hayvanlarla ilgili bir şey de okudum. Yüksek neuroplastiste ile doğan türlerde rem safhası tam gelişmiş doğan türlere göre 8 misli ne kadar daha uzun bu da teoriyle uyumlu diyor.
Yani David Eagleman diye bir şey bir yazarın makalesi anladığım kadarıyla yani çok ilginç geldi bana. Çünkü hakikaten çok kısa süre içinde o uzun rüyalar görüyoruz ve acayip uyduruyoruz sonradan. Yani benim bir defa başıma geldi bu 1980 öncesi dönemde ben İIS’de yatılıydım. İIS’nin komşusu da İran konsolosluğu biliyorsunuz. Bir gece oraya bir saldırı oldu. Önce şey yaptılar taradılar sonra da bir el bombası attılar.
Ben de tesadüf o sene İran konsolosluğunda en yakın yatakhanede yatıyordum. Ve bu benim rüyamda bu şey sesi makinal tüfek sesi ve sonrasındaki bomba sesi tamamen rüyamın içinde uyumlu başka bir şey anlamına geldi. Ben Karadeniz’de köydeymişim Çinko Tavanlı evde tak tak tak tak evin üzerine şiddetli yağmur yağıyor sonra da gök gürledi.
Rüyamda bu oldu. Yani o kadar kısa bir süre içinde şey beyin ona başka bir kuluf uydurdu o dışarıdan gelen o seslere. Buradan David Minchin filmlerine doğru. Belki şöyle bir ucunu bağlasak iyi olur. Hemen bağlasak bağlayalım yoksa eklemeye gideceğim.
Bunların hepsi psikolojik şeylerle karışmasın. Biz zamanla ilgili akış falan dediğimizde real fiziksel zamanın akışından söylüyoruz. Bu diğer söylediğimiz şeylerin hepsi hani kısmen kendi kendimizi illüzyonlarımız kendi kendimizi kandırmamız yani. Ölçülebilir somut Mion dedik. Onun toplam şeyi dedik. Onların ağzına çizerim yani. Bunların hepsi gerçek. O yüzden kimsenin aklında yavaş ilerliyor mu ilerlemiyor gibi bir soru kalmasın.
Nasıl çalıştı bambaşka bir olay ve çözülmemiş bir sürü şey var orada. Yani biz ikiler nispeten daha basit şeylerle uğraşıyoruz aslında. Hocam sağ olun, sağ olun, sağ olun. Teşekkürler. İnşallah yine görüşürüz. Sizden çok feyz alıyoruz gerçekten.
Teşekkürler. Tekrtek’te tekrar görüşünceye kadar hoşça kalın efendim.