“Olağanüstü Kuraklık” ne demek? | Teke Tek Bilim – 22 Ağustos 2021

“Olağanüstü Kuraklık” ne demek? | Teke Tek Bilim – 22 Ağustos 2021 videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=p3alFpsb0Qg. Tek bir tek. Tek bir tek. Tek bir tek. Tek bir tek. Tek bir tek bilime hoş geldiniz. Biraz farklı bir şey konuşacağız. Farklı bir şey dediğim kuraklık. Sadece kuraklık değil. Aynı zamanda çevreye verdiğimiz…

“Olağanüstü Kuraklık” ne demek? | Teke Tek Bilim – 22 Ağustos 2021

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=p3alFpsb0Qg.

Tek bir tek. Tek bir tek. Tek bir tek. Tek bir tek. Tek bir tek bilime hoş geldiniz. Biraz farklı bir şey konuşacağız. Farklı bir şey dediğim kuraklık. Sadece kuraklık değil. Aynı zamanda çevreye verdiğimiz zararlar sonucunda oluşan
su kıtlığı, su yokluğu. Biliyorsunuz bir süre sonra konuşuluyor zaten. Esas gündeme biz çoktandır konuşurduk da kamuoyun gündemine çok böyle alevli bir içinde gelmesi Tuzgölü’ndeki bir grup yaklaşık iki bin iki bin beş yüz tane olduğu söyleyen tam sayısını bilemediğimiz Filamingo yavrusunun ölümüyle gündeme geldi ve çok konuşuldu ne oluyor ne bitiyor diye ve herkes farkına vardı ki Türkiye’de
yeraltı ve yeryüzlü gölleri ya da su kaynakları hep beraber kuruyorlar. Daha sonra ben de yazdım başkaları da konuya değindiler. Türkiye’deki göllerin son 70 yıl içerisinde Türkiye’deki göllerin hemen hemen yüzde 60’ı ya yok oldu ya yok olmak üzere. Göller bölgesi diyebildiğimiz bölgede pek çok göl artık kurudu. Herkesin bildiği Nasettin Hoca’nın maya çaldığı, yoğurt olsun diye maya çaldığı
Akşehir Gölü artık bir göl değil. Ortası bataklık gerisi kuru. Keza yine Türkiye’nin doğal hayatı en canlı göllerinden biri olan Eber Gölü yok oldu. Artık öyle bir göl yok. Tuzgölü hemen hemen üçte bir, dörtte birine düştü. Belki daha da azaldı şu anda. Bütün bunları konuşalım bari dedik. Dünyada ve Türkiye’de durum ne? Ama tabi esas Türkiye’yi yeniyor fakat Türkiye’yi dünyadan bağımsız düşülemiyorsunuz.
Türkiye’de söz konusu olduğunda. O yüzden bu akşam kalabalık bir ekibimiz var. Prof. Dr. Meryem Bektoğlu Ankara’da. Otü Biolojik Bilimler Bölümü, Eko Sam Öğretim üyesi. Yine Ankara’da Prof. Dr. Erik Jepsen var. İlk defa Nobel ödülü bir bilim insana katılıyor. 2007’de Algor’la beraber Nobel alan ekibin bir üyesiydi.
Bu akşam tek tek de bize hem Türkiye’deki hem dünyadaki durumu anlatacak. Çünkü aynı zamanda Türkiye’de de araştırmalar yapıyor ve ders veriyor. İstanbul’da ise Prof. Dr. Melih Albay, İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi. Prof. Dr. Hafsullah Haksoy, İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Öğretim Üyesi. İnşaatın ne alakası vereceksiniz? Biraz sonra ne alakası olduğunu göreceksiniz. Çünkü suyumde de mekanik tarafı var.
Bunu da ele alacağız. Hemen ben herkese hoş geldiniz dedikten sonra Ankara’ya döneyim. Bu programın kurgusunu büyük ölçüde Meryem Hoca ile beraber hazırladık. O yüzden ilk sözü ona vereceğim. Meryem Hoca, iyi akşamlar. İyi akşamlar Fatih Bey. Teşekkür ederim. Özellikle bu yayını hazırladığınız için. Ben de sizi hazırladım. Biz sizi bulduk. Sizin gerisini hallettiniz. Sağ olun. Teşekkür ederiz. Evet bize Türkiye’nin su meselesinin bir özetini yapıp sonra da sözü Eri’ye verebilir miyiz? Niye? Siz bizim merakete bir çizin isterseniz genel çerçeveyi. Sonra Eri’k bize hem dünyayı hem Türkiye’ye anlatmaya başlasın. Evet. Biz şimdi Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Biolojik Bilimler’de ikimiz de öğretim üyesiyiz. Aynı zamanda EkoSAM’da da öğretim üyesiyiz. Eko-Jiyarajma Merkezimiz’de.
Çok sayısız son zamanlarda yürüttüğümüz projeler var. Özellikle son 15-20 yılda yürüttüğümüz bütün projeleri arazi kullanımı, insan etkisi ve küresel ısınmanın iç sularda, gölleri etkisi. Göllerin ekolojik yapısına, ekolojik fonksiyonlarına ve bio çeşitliğine etkisi. Bu kapsamda Erich Yepesen benim yakıyla çalıştığım meslektaşımla birlikte
Tübitang, Bideb 22-32 kapsamında Türkiye’ye geldi ve bizim yeni bir projemiz var. Tuzlu göller. Türkiye’deki göllerin özellikle Orta Anadolu göllerinin durumu. Tuzlanan göller, tuzlanan göllerin ekolojik yapıları ve bunların bio çeşitliliği üzerine. Bu proje kapsamında, geçmişte de desteklenen Tübitang projeleri kapsamında biz aslında uzun bir süredir gölleri inceliyoruz.
Bu incelemelerimiz 2008’de de ve şu an 2021’de de bize gösterdi ki çok sayıda göl kurumuş durumda. Özellikle bu kurmanın arkasındaki yatan sebeplerin aklımıza hemen iklim değişimi geliyor. Çok da konuşuluyor bu konu ama ondan önce daha iyi olaya vakıf olmamız gerekiyor. Eğer iklim değişimine bu olayı pası atarsak sanki topu taça atmış gibi olabiliriz ve sorunu da iyi anlayamayabiliriz. Bunun için birtakım slide’larımız vardı. Ancak ben programın akış açısından erikle başlayarak küresel ölçekle problemi görmek sonra Türkiye’ye dönmek açısından daha iyi olacağını düşünmüştüm. Olur, olur, olur. Bilmiyorum siz de öyle uygun görürseniz ama… Olur, olur, olur. Tabii ki. Çünkü küresel bir scale’den, ölçekten Türkiye’ye inelim, Türkiye’deki duruma gelelim. Sonra bunu kuraklıkla nasıl değerlendirebiliyoruz? Sanırım perspektifimiz bu zaman böylece daha iyi oturmuş olabilir. Tabii ki hocam. Peki, eriğin ilk diyaları ile başlayabiliriz. Evet, hemen başlayalım. Sonra da ben devam edeceğim. Ben Türkiye ölçeğinde anlatmak istiyorum çünkü Türkiye’de. Tamam, hemen erik devam edeceğiz. Sağ olun. Evet, erik sen de dünyadaki durumunu bize anlatabilirsin.
Teşekkürler davetiniz için de. Çok teşekkür ediyorum. Burada bulunduğum için çok mutluyum. Öncelikle ben size bir miktar selinasyon tuzlanma bakış açısıyla bakarak meseleyi anlatmak istiyorum. Çünkü şu aşamada göllerle ilgili karşılaştığımız iki spesifik problem var. Bunlardan bir tanesi iklim değişikliği. Zaten Meryem’in dediği gibi tek mesele bu değil. Bir diğer konu ise ziraat ve çok fazla su talebinin olması. Bu ikisi bir araya gelince tabii ki her birinin ayrı ayrı yarattığı problemin çok daha ötesine geçiliyor. Şimdi ilk rakamlara geri dönecek olursak IPCC rakamları mevcut. İlk slide’a geçebilir miyiz? İzik Yansı’yı görebilir miyiz acaba?
Evet. Birinci rakam bu. Bu rakam bize sıcaklıkta son yıllarda, 2000’den bu yana olan değişikliği gösteriyor. Soldan sağa da zaman çizelgesini görüyorsunuz. Son yıllara bakarsak hava sıcaklığının çok arttığını, sıcaklığın çok arttığını, ısının çok arttığını görüyoruz.
Alt kısımda mavi bir hat görüyorsunuz. Bu da normalde bu şekilde olması gereken düzey. Eğer insani faaliyetler olmasaydı ya da karbon diyoksit salınımları olmasaydı. Şu aşamada ısı sıcaklıktaki değişikliğin bu şekilde olduğunu görüyoruz. Bu iki veri dizisini sağa sol birbiriyle kıyasladığımız zaman emsali görülmemiş düzeyde bir sıcaklık artışı olduğunu görüyoruz.
Hatta son yüzyıldan bile daha fazla. Ve bunun çok ciddi bir sinyal olduğunu söyleyebiliriz. Bir sonraki yansıya geçebiliriz. Evet, geçmiş. Evet, burada sıcaklığı, farklı iklim senaryoları ölçeğinde görüyoruz. Gitgide kızardığını görüyoruz haritanın ve gelecekte nasıl bir davranış sergileyeceğini görüyoruz.
Genel olarak konuşmak gerekirse Türkiye’de de, dünyada da hava sıcaklıkları artacak. Özellikle de burada, Kutup bölgelerinde de bunların çok arttığını görüyoruz. Genel olarak bir ısınmanın olduğunu görüyoruz. Ve daha da sıcak hale geldiğini furesel ölçekte söyleyebiliriz. Ama elbette ki bu sadece kurak alanlar için Türkiye’de olsun, başka yerlerde olsun tek sebep değil.
Bir sonraki aslında yansı bize bunu anlatacak. Bir sonrakine geçebiliriz. Evet, buraya baktığımız zaman yaş değişimlerini görüyoruz. Ciddi oranda büyük değişiklikler var. Yani ne kadar kahverengileşirse o kadar az yaş alacak demektir.
Dünyanın belli bölgelerinde çok fazla yaş artacakken bazı bölgelerinde ise tam tersinde kuraklığın artacağını görüyoruz. Türkiye’ye baktığımız zaman da bu bölgenin oldukça kahverengileştiğini görüyoruz. Bu yağış oranlarının bu şekilde artması ya da azalması, aşırı dengesizlikleri ve iklim değişikliği sıcaklığı ile birlikte bunun çok daha dramatik olacağını görebiliriz. Bir sonrakine geçelim. Bir sonrakine geçebilir miyiz? Evet, buraya baktığımız zaman ise topraktaki nem değişikliklerini görüyoruz. Burada çeşitli spesifik ayrıntılar var. Bunların ayrıntısına inmeyeceğim. Ancak şunu söyleyebilirim. Ne kadar kahverengileşirse topraktaki nem oranı da o kadar az olacak anlamına gelir bu. Normalde her 10 yıl içerisinde geçmişte olan şeyi şu anda her 1 yılda ya da her 2 yılda yaşıyoruz. Bu da gelecekte daha artacak anlamına da geliyor. Normalde geçmişte normal olmayan şeyler artık normalleşmiş durumda. Bu da ne demek oluyor? Birçok bölgede, Türkiye’de dahil olmak üzere toprağın daha da kurulaşacağını, nemin azalacağını söyleyebiliriz.
Bir sonrakine geçelim. Evet, dünyada genel itibariyle karasal kuraklığın arttığını görüyoruz. Dünyada bu %35 ile %50 arasında gelişiyor. Bu nedenle gelecekte kuraklığın çok çok daha artacağının sinyalini de veriyor.
Bu çok tahrip edici. Çünkü dünyada da tabi ki nüfusun artacağını da düşünürsek bu 100 yılın başından 100 yılın sonuna kadar ki nüfus artışının da neredeyse ikiye katlanacağını tahmin edersek, ekinlerin gerekli gıdanın da ikiye katlanacağını söyleyebiliriz. Bu nedenle sürdürülebilir. Tarıma da ihtiyaç var. Bir sonrakine geçelim.
Şayet çorak alanlara odaklanırsak burada zamanında hayvan yetiştiriciliğinin, çiftçiliğin aslında iyi şekillerde işaret edildiğini biliyoruz. Çünkü hayvanlar rahatlıkla dolaşabiliyor, otlanabiliyor ve bu da dünyanın su dengesini ve sistemi bozmuyordu. Ancak şu anda dünya genelinde birçok yerde bunların dengesizliğe ulaştığını görüyoruz.
Alttaki resmede baktığımız zaman çok çorak alanlarda sulama yapıldığı zaman ve farklı ekinler ekilmesi için bunlar yapıldığı zaman su bulmak ve suyu da bu nedenle yer altı sularından pompalamak suretiyle veya başka yerlerden aktarma suretiyle aktarırsak dengeyi bozmuş oluyoruz çiftçilik pratiklerinde. Bir sonrakine geçelim. Buraya baktığımız zaman Çin’in kuzeybatı bölgesinden bir bölgeyi görüyorsunuz. Bir önceki fotoğrafla neredeyse aynı. Oldukça çorak olan bir yer bir anda yeşillenebiliyor.
Neden? Çünkü sulama yapılıyor ve de ekin ekiliyor. Ancak bunun etkisi çok büyük oluyor. Bir sonraki görselde de göreceğiz. Bölgelerdeki büyük nehirler, dereler ve oradaki bölgedeki suyun değişimi örneğin 1950’lerden 2006’ya geçtiğimiz zaman bize bunu gösteriyor.
Şuraya baktığımız zaman bu resimde bir önceki resme de aslında geri dönebilirsek su dengesini göreceğiz. Şu aşamada aslında su deredeki ya da ırmaklardaki su oranı geçmişe kıyasına çok çok daha azalmış durumda. Özellikle yaz mevsimlerinde bunu görüyoruz. Neredeyse kurumuş oluyor buradaki nehirler ve çoğunlukla da zirayi amaçlı kullanıldığı için yok oluyor. Bu aynı şekilde göller için diğer su kaynakları için de geçerli. Aynı bölgede. Meryem zaten bunun detaylarına birazdan gelecek. Bir sonraki görsele geri gidelim. Burası Türkiye. Buradaki resme bakarsak önceki ve sonrasıyla kıyasladığımız zaman aslında bir önceki farklı ülkeden gösterdiğimiz resimle neredeyse aynı.
Yeşil bölge var ve çorak bölge var. Bunun nedeni ise buradaki göllerin ya da su kaynaklarını kullanımı Türkiye’deki kullanımıyla alakalı. Bir sonrakine geçelim.
Bunların hepsi arazi kullanımı ve de tarımdan etkileniyor. Buradaki göllerdeki dengelerden de bunu görebiliriz. Hem tatlı sulara baktığımız zaman hem de dünyadaki tuzlu göllere baktığımız zaman bunu görebiliyoruz.
Göllerdeki su hacmi ve göllerin büyüklüğü de bize bu konuda oldukça bilgi veriyor. Ciddi oranda bir azalma daralma olduğunu görüyoruz. Zaman çizelgesi üzerinden de baktığımız zaman bunu görüyoruz. Beş tane örneğin gölün eğrileri var burada ve belli başlı örneklerde gerçekten muazzam oranda tahrip edici bir etkinin olduğunu görüyoruz geçmişle kıyaslandığı zaman. Birinci örneğe bakalım bir sonraki yansıda.
Burası Aral denizi. Burası aslında 60 bin metrekarelik bir alana yayılıyor. 1960’lardaki görüntüyü görüyorsunuz ve insanlar zirai üretim için buradaki nehirlerin ırmakların akış yönünü değiştirdikleri için zaman içerisinde burada çok ciddi bir araya gidiyor.
Burada çok ciddi bir azalmanın yaşandığını görüyoruz ve bu şekilde tabi ki bu toplumun da etrafta gölün etrafında yaşayan toplulukların da çökmesine sebebiyet veriyor. Şu aşamada bir miktar henüz kalmış gölden kalıntılar ama gelecekte tamamen yok olacak demektir bu. Bu nedenle esas mesele burada Aral denizinden en azından bir miktarının kalabilmesi çünkü bu çeşitlik açısından çok önemli.
Bu bölgedeki su düzeyleri de geçmişteki düzeylerinden çok çok uzak. En azından buranın bir miktarının geri kazanılması gerekirken tam anlamıyla yok oluyor. Bu da dediğimiz gibi arazi kullanımı ve bölgedeki zirai faaliyetlerle alakalı bir sonrakine geçelim lütfen.
Bu da başka bir göl Utah Amerika Bileşik Devletleri’nden büyük tuz gölü. Burada su dengesi çok önemlidir. Baktığınız zaman eğer ziraat olmasaydı ne olurdu onu bize gösteriyor mavi hat ancak şu anki durum ise kırmızı çizgiyle görüntülenmiş durumda ve bakıldığı zaman buradaki gölün hacminin %48’i yok.
Eğer tarımsal faaliyetler daha az olsaydı ve yıllar itibariyle ya da on yıllar itibariyle iklim değişikliği bu kadar dramatik olmasaydı mavi hatta gördüğümüz durumu görecektik. Bu nedenle sadece iklim değişikliği değil elbette iklim hassasiyeti ve değişiminin de etkisi var ama esas olarak suyun sulama amaçlı olarak kullanılması kimi zaman da şehirlerde içme suyu olarak kullanılması.
Çünkü şehir içinde kullanımda yine aynı şekilde yer altı sularını etkileyen bir şey. Onun için muazzam bir değişimi gözlemleyebiliyoruz. Bir sonraki ne geçelim.
Üçüncü örnek paylaşmak istediğim Urmia gölü İran’da. Burası bir tatlı su ve bunun da bir miktar tekrar geri kazanılması için uğraşılıyor. Bu İran’daki oldukça büyük göllerden bir tanesi Irak sınırında bulunuyor. Bu gölün de yine hacminin de büyük bir kayıp var. Bunun nedeni ise yine aynı şekilde zirai amaçlı olarak kullanılan tekniklerle suyun emilmesi başka amaçlarla kullanılmaz. Bir sonraki ne geçelim. Burada ise bu göldeki su düzeyinin azalmasını görüyoruz. Burada baktığımızda mavi hat bize bunun zaman içerisinde ciddi oranda azaldığını gösteriyor ve yaklaşık olarak volümünün hacminin %90’ı yitirilmiş durumda.
Bu nedenle müthiş bir değişiklik var. Ancak bunun tekrar geri kazanılması biraz düzeltilebilmesi için çeşitli seviyeler de var. Burada kırmızı çizgiye baktığınız zaman bu restorasyon planlarıyla bunun tekrar yukarı çekilmesi için çeşitli çabalar sarf ediliyor. Ancak bu restorasyon faaliyetleri yaklaşık 1 milyar dolarlık gibi maliyetlere ulaşabiliyor. Bu göl sistemlerinin restore edilmesi tekrar eskiye döndürülmesi gibi faaliyetler. Bir sonrakine geçelim. Buraya baktığınız zaman restorasyon planlarını görebilirsiniz. Buradaki düz çizgi bu grafikte ki bize hedefleneni gösteriyor. 2074 için deniz seviyesinin üzerinde yine mavi ise 2012’den günümüze kadar yapılmış olan ilerlemeyi, gerçekleştirilmiş olan ilerlemeyi gösteriyor.
Son birkaç yıl içerisinde bu göllerde bir çeşitli iyileşimler kaydedildi ama hedef düzeylerin çok çok altında hatta konulan zaman çizelgesinin de çok gerisinde kalıyor. Bu göllerdeki kaybolan su hacminin yeniden kazanılması için ziraif faaliyetlerin değişmesi gerekiyor.
Hatta bazı bölgelerde tam tersine üretimin iki katına çıkıldı ve suyun %30 kadar fazlası bile kullanılmaya başlandı. Bu nedenle su konservasyonu bazen eksik kalabiliyor ama bazı bölgelerde ise kullanımı kontrol edilebiliyor. Yine bazen nehirlerin sulara bu göllere akış ile ilgili müdahaleler yapılabiliyor ama bunun tabi ki başka şeylere etkisi olabiliyor maliyeti ve başka şeylere mali olmasıyla karşılaşabiliyoruz.
Yıllar içerisinde bakıldığında büyük kuraklıkların olduğunu görüyoruz ve bu göl de bu bölgede bundan ciddi oranda etkilenmiş durumda ve hedeflenen seviyelere ulaşılmadığı gibi hedeflenen seviyelere ulaşılmadığı için daha kat edilmesi gereken çok yol var.
Burada 2012’den 2021’e kadar geçen, bugüne kadar geçen zamanda, ki ilerlemeyi gösteriyor bu grafik bize ama dediğimiz gibi ilk başladığı düzeyden şu güne gelene kadar su hacmininde müthiş bir azalma söz konusu. Bir sonraki lütfen.
Hedef seviye dediğimiz ekolojik eşik diye de adlandırdığımız bir şey. Flamingo’dan bahsettik. Birçok su düzeylerinde göllerden bakıldığı zaman su deniz su düzeyinin belli bir yükseklik oranında olması gerekir ki Flamingo’lar buralara gelebilsin. Ama buradaki yoğunluk değiştiği için kaymalar yaşanıyor. Ancak daha yüksek su seviyelerine ulaşılırsa bu göllerde restorasyon faaliyetleri ile birlikte belki göllerden tamamen artık göç etmiş Flamingo’ların ya da başka canlı çeşitlerinin tekrar geri gelmesi mümkün olabilir. Bu nedenle aslında bir şeyler yapılabilir ancak eldeki mevcut veriler. Bizde sistemde dramatik değişiklikler olduğunu gösteriyor. Yine tekrar etmek gerekirse iklim değişikliğinden değil daha ziyade su kullanım şekilleri ve de arazilerin zirai amaçla kullanılması.
Böyle olunca araziler çoraklaşıyor ve göllerdeki tuz oranları artıyor ve göller çekilip küçülüyor. Bir sonraki slide lütfen.
Evet 2232 Nollu Tübitak projemizden bahsedebiliriz. Burada Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde hem mühendislik hem de biyoloji departmanı hem de deniz bilimleri departmanında çeşitli meslektaşlarımla çalışma imkanım oldu. Ve burada göl ekosistemleri, buradaki salinasyon tuzlanma oranları ve de hedef eşiklerin tutulabilmesi için ne gibi yöntemlerin araştırılabileceğine bakıyoruz. Bir sonrakiine geçelim lütfen. Evet bu proje kapsamında neler yapıyoruz? Bir çok farklı şey yapıyoruz ancak bunlardan bir tanesi Türkiye’deki 60 göle bakmak hem Konya havzasında hem de Burdur bölgesinde bir çok faaliyeti gerçekleştiriyoruz.
Zaten elde bulunan verileri mevcut verileri kullanıyoruz. Ayrıca uzaktan sensör sistemiyle çeşitli yöntemleri kombine ederek 40 yıldan beridir kullanılan verileri kullanarak buradaki bölgelerde salinasyon tuzlanma oranları göllere ne gibi etkiler yaratmış bunları keşfetmeye çalışıyoruz. Bir sonraki yansıya geçelim.
Bir taraftan Kazakistan’a da bakıyoruz. Zira burada çok fazla birbirine yakın olan çok sayıda ve tuz oranları birbirinden farklı olan göller var. Çünkü bu tuz oranlarının ekosistem üzerinde büyük etkisinin olduğunu biliyoruz.
Yine başka çalışmalarla da Danimaharika’daki çalışmalarla da bunları mukayese ediyoruz. Ama Kazakistan’daki çalışmalara baktığımızda zira daha az olduğu için yoğun tarımsal faaliyetin Türkiye’ye kıyasla Konya mesela havzasında bir Burdur bölgesindeki kıyaslamalar üzerinden giderek Kazakistan’daki daha az yoğun faaliyetlere kıyasla nasıl bir etki yarattığını çözmeye çalışıyoruz. Bir sonrakine geçebiliriz.
Bir taraftan çeşitli deneyler de gerçekleştiriyoruz. Hem Metü Ankara’da hem de Metü Mersin’de eş zamanlı olarak çeşitli deneyler gerçekleştiriyoruz. Çünkü bu ikisi birbirinden ayrı yer. Hava sıcaklıkları birbirinden ayrı yerler.
Bu nedenle Mersin bölgesindeki etkiyle Ankara bölgesindeki daha yüksek arazilerdeki rakımı yüksek olan yerler birbirinden farklı gösteriyor. Son birkaç ay içerisinde çeşitli çalışmalar yapıldı. İki set, iki dizi veri elde edildi. Bir sonraki görsele geçebiliriz.
Burada Metü Ankara düzeni görüyorsunuz. On altı farklı tankı bulunuyor. Bunun amacı bu tanklarda bir gradyan çalışması yapmak ve de tuzluk oranı bunların birbirinden her bir tankta farklı. Ve de bunun zaman içerisinde nasıl etkilendiğini görmeye çalışıyoruz. Her bir tankın içerisinde farklı tuzluk oranı var. Ve burada seragazlı salınımlarından, biyolojik topluluğu, etraftaki değişikliğe, iklim değişikliği, hava sıcaklığı, bunların hepsinin bu tanklar üzerindeki etkisini nasıl farklılıklar gösterdiğini gözlemlemeye çalışıyoruz. Hem bir yandan da iklim değişikliği hem de salinasyon etkilerindeki farkı gözetmeye çalışıyoruz.
Burada tabi ki ısıya bağlı olarak bunlar birbirinden etkilenebiliyor. Buradaki Ankara sistemimiz. Ankara’daki sistemimiz. Bir sonraki ne geçebiliriz. Burada da Mersin’deki sistemi görebiliyorsunuz. Aynı tipte bir sistem düzeneği burada da mevcut. Ve bu tarz deneyleri önümüzdeki iki yıl boyunca gerçekleştirmeye devam edeceğiz.
Bu dünyadaki aslında en kapsamlı çalışma bu. Türkiye’de bu alanda öncü aslında dünyada buna benzer. Bu ölçekte bir başka çalışma yok.
Son olarak bu projede biz sedimentlere de bakıyoruz. Ve göllerdeki çökertlere zaman içerisinde de geri dönerek bakıyoruz. Hatta belki 10 yıl öncesinde geri dönseniz sistemin zaman içerisinde nasıl değiştiğini gözlemleyebilirsiniz.
Çünkü çok fazla biyolojik, canlı ya da varlık çöküntülerinin olduğunu da görebilirsiniz. Zaten bu konuda Meryem ve çok detaylı çalışıyor. O anlatacaktır diye düşünüyorum. Konuşmamı bu şekilde bitirmiş oldum. Çok teşekkürler.
Teşekkürler Meryem Hocam. Size geçmeden bir kısa rektim arası vereyim. Dinleyenler de biraz dinlensinler. Sonra siz Türkiye’deki durumu bize bir aktere verin. Bu kurayan göller ve su sistemleriyle ilgili. Evet devam ediyoruz kaldığımız yerden. Meryem Hocam’a soracağız şimdi. Meryem Hocam Türkiye’deki göller niye kuruyor? Isınmanın, global ısınmanın muhakkak payı var oluşan her şeyde ama bizimkiler biraz da bilinsiz.
Yer altı göllerinin kuruması kuruduğunu Konya’da her geçen gün yeni yeni dev obruklar oluştuğunu bu kurumanın sonucu olarak toprak çökmesi olarak bazı yerlerin su rejiminin değiştiğini yer altı göllerinin oluşup bunların tehlike yarattığını bazı yerlerde ise tam aksine yer altı göllerinin kalmadığını Türkiye’nin simgesel pek çok gönlünün yavaş yavaş ortadan kaybolduğunu su seviyelerinin düştüğünü ama burada deli su işlerinin çok ciddi bir planlama hatasının da olduğunu Osman Olmaz’a da görüyoruz.
Siz bu konuda ne anlatacaksınız bize? Niye bizim göller kuruyor? Tuzgölü niye bu halde? Akşehir niye yok oldu? En simge göllerimiz artık yok. Nedir buradaki sorunlar ve hatalar?
Aslında erin anlattığı bu dünya profilinde gördüğümüz kurayan göllerin çoğu veya su seviyesi düşen göllerin çoğu yarı kurak bölgelerden ve yoğun tarım yapılan bölgelerden benzer bir durumda da Türkiye’nin Türkiye Akdeniz iklim kuşağında bir ülke ama aynı zamanda Orta Anadolu yarı kurak bir iklime sahip su kısıtı bir ülkeyiz biz zaten.
Ben birtakım görüntüler göstermek istiyorum. Acaba ilk görüntüyle başlayabilirsek hem uydu verilerini hem de arazi sonuçlarını birleştirerek nedenlerini birlikte bulalım istiyorum. Bu biraz önce erin bahsettiği tüpit hakkı 22-32 kapsamında desteklenen projemizin temız ayında arazideydik arkadaşlar araziden fotoğraflarla döndüler. Bu gördüğünüz iç Anadolu’da Konya civarında ki göller bir çoğu kurumuş durumda. Alttaki fotoğraf da görebiliyorsanız eğer ayak izi daha ıslak yani ayak izi iyice malzemeyi koyunca basmış durumda ve tuz yığını ile karşı karşıya. Tuz gölü değil bunların hepsi. Kurayan göller. Bir sonraki ne geçelim lütfen.
Şimdi soruyu bu tabi bitmiş hali oluyor gölün. Kurumuş hali oluyor ama kurumaya geçmeden önce de bir sürü değişim yaşıyoruz aslında. Mesela ötrafikleşme denen ki anlatacağım birazdan ne olduğunu. Tuzlanma. Aşırı siyona bakteri artışları. Suyun yüzünün yemyeşil boyanmış gibi şu sağdaki fotoğraftaki gibi olması ve de kuruması. Şimdi burada soruyu iklim değişimi mi arazi kullanımı su kullanımı sorusuyla başladığımızda iklim dersek eğer ki bu sanki bize bir kolaylık da sağlıyor son zamanlarda. Gerçek problemle odaklanmamış oluruz. Bir sonrakine geçelim.
Bir sonrakine geçebilir miyiz? Evet Türkiye’de salma suyla yapılan tarım özellikle Konya Kapalı havzasında bu sol taraftaki fotoğrafta gördüğünüz suyu salarak açık sulama denilen hatta vahşi sulama denen sulama neredeyse yüzde 95’i durumunda.
Spreylemeye geçildi ancak spreylemeye geçiş yeteri kadar fazla değil. Gerçi spreylemenin de fazla bir çözüm olmayacağı üzerine de yeni tartışmalar var. Bir sonrakine geçelim. Bunun miktarlarının ne durumda olduğunu göstereceğim birazdan bir sonrakine geçebilir miyiz?
Bir de bunun üstüne küresel ısınma ile ilgili Eric bahsetti bunu geçebiliriz. Yani %40’a yakın yüzey sularında azalma bekleniyor. Özellikle Akdeniz havzasında Türkiye’nin de bulunduğu bölgede.
Konya Kapalı havzasına gelelim. Bu şimdi bizim bu proje kapsamında birinci dereceden odaklandığımız bölgeydi. Bu havza Hollanda büyüklüğünde bir havza Türkiye’nin Tahıl ambarı diye geçiyordu 1980’lerde ama daha sonra işte şimdi Şekerpancarı ambarı, Kanola ve Mısır ambarına dönüştü.
Bu havzanın üst havzası Beyşehir Gölü. Yukarı havza Beyşehir Gölü. Bu güney batı kısmında gördüğünüz su oradan toroslardan eriyen kar suları bütün havza çumra ovası boyunca yukarıya Tuzgölü’ne kadar ulaşıyor. Yani aslında güneyden kuzeye doğru bir su akışı var. Bu güneyden Tuzgölü’ne doğru giden bölgede su kayboluyor. Yani sulamaların yoğun yapıldığı yerler olduğu için tam yukarıya ulaşamıyor aslında birazdan onları göreceksiniz.
Şimdi burasının tarihi iyi biliniyor. Burası Quaternary Periode denen, jeolojik zaman dilimlerinde yani son 2.5-3 milyon yıllık dönemde var olan iç bir gölün var olduğu bir bölge burası. Bu ortada kırık çizgilerle görülen bir alan var. Gri gibi. Bilmiyorum siz de görebiliyor musunuz? Fotoğraf netse eğer görülebilir. Konya, Palio Konya Gölü diye geçiyor bu göl. Bu göl son Halosin denen 10.000 yıl önceki dönemde kurumuş bir göl.
Ama bütün o bölgenin göl olduğunu düşünürsek şu an kalan göller de o eski gölden kalan göller aslında. Kalıntı göller bunlar. Kurumanın en büyük nedeni oradaki buzul arası dönemde veya buzullaşma sonrası dönemde buharlaşmanın artmasıyla olan bir şey.
Buharlaşma arttığı için orası kurumuş durumda. Biz bu havzadaki gölleri araştırdık. Bir sonrakine geçelim lütfen.
İlk önce şeyde başladık. Acaba iklimle ilgili parametrelere bir bakalım dedik. Yani ne kadar değişim var orada? Yani su sıcaklığı, hava sıcaklığı ve yağışlar ne kadar değişmiş? Tabi ortalamalar şu an için içinde yaşadığımız iklim krizinin derinliğini veya şiddetini anlatmak için çok yeterli değil. Çünkü esas uç olaylar belirlemeye başladı olayı. Mesela aşırı kuraklıklar, ısı dalgaları, sel baskınları gibi. Ama burada bir ortalama veriler var. 1970 ile 2020 arası 50 yıllık verilere baktığımızda yağışlarda bazı istasyonlarda ok aşağıya doğru gösteriyorsa azaldığını yukarıya doğru gösteriyorsa da arttığını gösteriyor. Yukarıdaki soldaki figür. Bir kısmının azaldığını, bir kısmının arttığını görüyoruz ama çok tamamen hepsinde azalma görmüyoruz. Sıcaklıklara baktığımızda, sıcaklıkların da bazı istasyonlarda arttığını kırmızı ile yukarıya görülen bazı istasyonlarda da değişim yok.
Ama ortalama da 0.045 derece santigrat derece bir artış söyleniyor. Fakat yağış ve sıcaklıktaki değişimin kuyu suylarına baktık. Yani Konya’nın Kapalı Havzası’ndaki kuyulardaki su derinliklerine baktığımızda bu alttaki sağdaki kuyulardaki su seviyesini gösteriyor.
Sol tarafta hangi istasyonlar olduğunu, kuyuların yerini gösteriyor. Bütün kuyularda kuyuların su seviyesinde yıllık ortalama 1 metre düşüş var. Hatta yeni öğrendiğimiz bir bilgi ama burada kullanamadık. Konya Karapınar civarında ise bu düşüşün neredeyse 2 metre olduğuna dair. Yani kuyu suylarında çok fazla kuyulardaki su seviyesinde düşüş var. 2013 yılında 88 bin kuyu var ortalama. Bunun %41’i kayıtsız. Yani hiçbir kaydı yok. Ve bir sonrakine geçelim. Adım adım biraz fotoğrafı size oluşturmaya çalışıyorum. Yani evet tarımdır demek geçmek kolay ama bunun hakikaten arkasındaki nedenleri bilmemiz bizim daha iyi anlamımıza neden olacak.
Şimdi burada biliyorum çok karmaşık bir gösterim var burada şekil var. Sol taraf sol ekseni, y ekseni bunun üretilen ürün miktarını gösteriyor. Sağ ise kullanılan tarımda kullanılan su miktarını gösteriyor.
Ortada bir kırık çizgi var görüyorsunuz. O kırık çizgisi 2000 yılı aslında Türkiye’de bir millat gibi çünkü şeker yasasının çıktığı yıl bu ve bir başka millatta ben şurada altta koydum turuncuyla bir ok var sulama birlikleriyle ilgili bir yasanın çıkartılması.
Ve ondan sonra ürün miktarında ciddi bir artış var. Bu mavi çizgi ise düz çizgi ise kullanılan su miktarını gösteriyor. Bakın kırmızı olan şeker pancarı, sarı olan mısır, mavi de de biraz değişim var, kanola ve bu özellikle su ihtiyacı çok yüksek olan ürünlerde ciddi bir artış var.
Ve suyun kullanımı Türkiye’de suyun yer altı ve yüzey suyu sulama işlemleri DSA’dan sorumludur yani sistemi kurma DSA sorumluluğundaydı. 2011 yılına kadar da DSA bunun kontrolündeydi.
Ancak bu 2011’den sonra sulama birliklerine geçti. Hem ürün miktarında bir artış var sulamada artışı destekleyen hem de sulama birliklerine geçmesiyle birlikte yeni okudum bu makaleyi bugün buraya gelmeden önce biraz tarımın durumunu öğrenmek için makalelere baktığımda. Bir sonra tarım ekonomisti Ayşegül Hoca’nın bir makalesi diyor ki sulama birliklerine geçişle birlikte denetim azaldı. Suyun fiyatlandırılması ve fiyat toplanması kolaylaştı ancak suyun ne kadar kullandığının denetimi azaldı diyor. Yani bu da belki su kullanımında bir sınırsızlığı da doğurmuş olabilir diye düşünüyoruz. Burada bu iki bölge bu Konya Kapalı Avzası’ndaki bu fotoğraf bunlar devlet istatistik verisinin verileri bu arada. Biz bu verileri herkes indirebilirler devlet istatistik ensesinden. Tarım alanlarında kullanılan tarım alanlarında %21 düşüş de var aslında. Ama ürün miktarında artış kullanılan su miktarında artış var. Bunun da en büyük nedeni işte yeni su ihtiyacı yüksek ürünlere geçiş olması.
Burada da en yüksek olanlar şeker pancarı, kanola, mısır gibi devam ediyor ve bu ürün deseninin ortaya getirdiği bir sonuç var. Bir sonrakine geçelim. Yeraltı suyunun düştüğünü gördük. İklim açıklamıyor yeraltı suyundaki düşüşü yani yağmurlarda öyle temel bir değişim yok.
Bu göllere baktığımızda bu havzanın en kuzeyindeki göller yani yukarı havza ada pardon aşağı havzadaki göller bunlar. Beşşehir’den doğuyordu tuz gölüne doğru. Bunlar tuz gölü civarındaki göller. Bakın hepsinde son 40 yılına baktığımızda yüzey alanlarında ortalama %50 kayıp var. Hem kurak mevsimde hem ıslak mevsimde diyebilirsiniz ki ya bu göller Ağustos’ta tabi ki buharlaşma çok fazla küçülüyor olmaları normal değil mi diyebilirsiniz. Evet bu olabilir de hatta daha küçük gölcükler geçici gölcükler de olabiliyorlar. Ağustos’ta kuruyor Nisan’da tekrar veya kışın tekrar başlıyor.
Ama bu öyle bir şey değil böyle düzenli bir şekilde git gide git gide küçülme hatta bu arazide o küçük düden denen gölün tamamen kaybolduğunu biliyoruz. Uyuz gölünün tamamen kaybolduğunu biliyoruz artık olmadığını biliyoruz. Devam edelim bir sonrakine devam edelim.
Mesela bu ereğli sazlıkları o köşeye o şeyi ekledim ben haritayı. Ereğli sazlıkları hatta bir endemik balığı da bulunduran bir dakika ben de buradan bilgisayarımdan bakıyorum sizdeki görüntü biraz uzak olduğu için. 1985 lık yaklaşık 40 kilometre kare büyüklüğünde olan ama İvriz barajı önce İvriz barajı yapılıyor buraya daha sonra sulama barajı bu göle gelen suyu çevirerek baraja gidiyor su sulama sistemine gidiyor.
Ondan sonra başka yapılan iki barajla birlikte göl tamamen kuruyor ve 1900 ta 1900 kaçlarda 2000lerin sonunda doğru tekrar gölde bir canlanma görüyorsunuz. Eğer ikinci sıradaki son iki görsele bakarsanız uydu görüntüleri bunlar. Pardon geriye dönebilir miyiz? Geriye dönebilirse evet bakabilirseniz bu da orada Ereğli ilçesinin evsel atık suları veriliyor. Arıtılmamış evsel atık suları verildiği için bir su toplanmaya başlıyor ama tamamen 40 kilometre karelik bir sulak alan yok olmuş durumda. Endemik balık türünün olduğu hatta burada bulunan bir balık türü, kayıtları var şu an ismini hatırlayamayacağım ama bir sazangil türü. Osmanlı’da sarayda çok sevilen bir balık türüymüş mesela bu türler de gitmiş durumda. Bir sonrakine geçelim. Bir sonrakinde kuşlar bu orta Anadolu bizim iç Anadolu Afrika Sibirya ve Avrupa arasındaki üç ana kuş göç yollarından ve bu sulak alanlarda bu kuşların kaldıkları beslenmek için belki kışı geçirmek için belki yuvalamak için kaldıkları alanlar. Kuşun türüne bağlı olarak. Ve bunlar mesela kışlayan kuşların miktarına baktığımızda şurada görebiliyorsunuz orada İvriz barajını işaret ediyor. İvriz barajıyla birlikte su seviyesi düşüyor. Su seviyesi köşedeki görünen küçük şekilde ve ondan sonra da kışlayan kuşların sayısı neredeyse sıfıra kadar iniyor.
Ereğli sazlıkları Akgöl’de. Bir sonrakine geçebilir miyiz? Diyeceksiniz ki ya bu belki de iç Anadolu’da sadece Konya Kapalı Havzası’nın problemi olabilir. Diğer havzalarda her şey iyi olabilir diyebilirsiniz ama ben sizi gerçekten ikna etmek istiyorum bu akşam. Biz aynı zamanda Burdur Kapalı Havzası’na da bakıyoruz. Biz 2020’de Covid’den dolayı araziye çıkamadığımızda çok fazla masabaşa iş yapıldı. Büyük bir ekip, hidrologlar, uzaktan algılamacı, Zuhal hocamız ottu inşaattan öğrencilerimiz ve hep bütün var olan bilgileri derleyerek son 40 yılında Konya Kapalı olduğu gibi Burdur Havzası’nda da ne olduğuna baktık.
Devam edelim. Bu da önemli bir havza. Şimdi oldukça küçük ama ben size şunu görmenizi istiyorum. Görüntülerin boyutu çok büyük değil. Havzadaki en önemli göllerin 1985’den 2020’ye kadar uydu görüntüleri. Bunlar hep aynı dönemde alınmış görüntüler.
Yani 1985’deki görüntü baharda da 2020’deki görüntü Ağustos’ta değil. Hep aynı dönemin görüntüleri, uydu görüntüleri. Ve gördüğünüz gibi Acıgöl, Akgöl, Burdur Gölü, yarışlı gibi en altta görülen tamamen kurumuş, tuzlanmış ve tamamen kurumuş Karataş Gölü zira öyle. Burdur Gölü’nün sığmı alanları kaybolmuş durumda. O uç kısmı var, burun gibi kısmı olan orası sığ bölgeler. Diğer bölgeler çok ciddi kesin olduğu için alan kaybını görmüyoruz. Su seviyesi düşüyor sadece. Derinlikte bir azalma oluyor. Yine Acıgöl ve Akgöl de çok küçülmüş durumda. Bir sonrakine geçelim.
Evet bu aslında oynayan bir görüntü bilmiyorum. Sizde görüntü değişebiliyor mu Fatih Bey? Alttaki imaj yıllara göre değiştiğini görüyoruz. Ama yukardan başlayabiliriz. Burdur Gölü 1985 yılında 205 km² bir alanken, şu an 2020’de 123 km² bir alan. Yani yarısına yakın bir şeye dönüşmüş.
Alttaki iki figür gösterim videoydu. Yani movie olarak gösteriyordu ama önemli değil. Görebiliyorsunuz. Özellikle bu sığ bölgeler diyeceksiniz ki çok da bir şey kaybolmamış aslında diyebilirsiniz. Ancak bu sığ bölgeler özellikle bio çeşitlilik açısından önemli sıcak noktalardı. Çünkü o sığ bölgelerde bulunan ekolojik yapı özellikle dünyada nesli tehlike altında olan bir sonrakine geçersek, dikkuyruk denen ördeğin bütün dünyanın en önemli popülasyonu bizdeydi. En büyük popülasyonu. Bu gördüğünüz 80’lerde 90’larda ama sonrasında gördüğünüz gibi şu an sadece 18 tane çifte düşmüş durumda. Çünkü dikkuyruk bu sığ bölgelerinde yaşıyordu. Sizi duymadım Fatih Bey. 18’e düşmüş 18 adet. Evet bu Burdurgölü. Evet evet şu an 18 adet. Dünyanın en önemli kolonilerinden yani 12.000’den 18 adete düşmüş durumda. Bu da göl alanındaki düşüşle ve göl suyunun azalması, buharlaşmanın artmasıyla, tuzlanmasıyla da ilgili olabileceğini düşünüyoruz.
Yani bu tabi bu verilerin hepsi koralasyon verileri, ilişkili veriler. Sebep sonuç ilişkisi için deney yapmamız gerekiyor. Zaten deney düzeneklerimizi de gördünüz ama bu dikkuyrukla yapamayız tabi. Acı göl mesela Flamingo’ların önemli kolonilerinin bulunduğu göllerden bir tanesi. Çardak Denizli. Bir sonrakine geçersek eğer, eğer sizde varsa bende var ama bir sonrakine geçebilir miyiz?
Ha o yok tamam. Biz bu önemli. Şimdi diyeceksiniz ki yine aynı figürümü koydunuz hocam bana diyeceksiniz ama inanın aynısı görünüyor. Fotoğraf aynı görünüyor. Mısır’da ve işte şeker pancarında artış. Özellikle 2000’li yıllardan itibaren artış.
Su kullanımında artış. Bir de başka bir şey var burada özel olan hayvancılıkta artış var. Hayvancılık arttığı için bu artık yoğun hayvancılık var. Meralarda gezen hayvanlar değil de biliyorsunuz hayvan fabrikaları yani tarım gibi hayvancılık fabrikaları var artık şeylerde.
O yüzden de Mısır’da ciddi bir artış var. Mısır üretiminde artış var. Onun da zaten su ihtiyacı yüksek. Alfa alfada yani yonca da ciddi bir artış var yine hayvancılığı desteklesin diye. Bu dönemler yine örtüşüyor yani 2000’lere de artışla göllerdeki küçülme örtüşüyor. Bir sonrakine geçebilir miyiz?
Karataş Gölü. Evet. Evet burada mesela Burdur Gölü ve Karataş’ta sanıyorum bu göl. 2005 ile 2020 kıyaslıyoruz.
Tarım yapılan alanlarda çok ciddi bir artış yok ama su kullanımı artmış. Bu da ürün deseni değiştiği için artmış. Yani az su ihtiyacı olan üründen daha çok su ihtiyacı olan suyu daha çok seven ürüne bir geçiş yaptığımız için
ve de sulama sistemlerimiz de hep aynı kaldığı için yani buna uygun damlama suyuyla damlatma ve kapalı sistemle yapmadığımız için su kullanımı artıyor. Su kullanımı arttığı için de göller küçülmeye başlıyor. Yani bu çok üst üste oturan bir veriye dönüşmüş durumda.
Bir sonrakine geçebilir miyiz? Bu tablo bu temmuz ayındaki arazi çalışmamızdan 19 gölüye gittik. Hani ilk başta fotoğrafıyla başlamıştım şimdi o gittiğimiz göllerin sarıyla işaretlenen 9 tane göl. Tamamen kurumuş. Ya da kuruma noktasında. 19 göle gittik 9 tanesi kurumuş durumda. Yani veya da artık geri dönüşü olmayacak derecede küçülmüş durumda. Yani durumun durum gerçekten çok ciddi.
Ve bu göllerin bir kısmı Avrupa’da çok büyük sayılacak ölçekte ki göller. Yani gerçekten acı göl mesela biraz önce söylemiştim burdur kapalı havzasında.
Evet yani içler acısı bir durumla. Yani bir ekolojik krizin ortasındayız aslında. Yani ekolojik krizler müslajla başladı. Orman yangınlarıyla devam etti. Ama iç sulardaki ekolojik kriz gerçekten çünkü hayatımız bu suya bağlı.
Tatlı su olmadan ne tarım ne diğer tüm canlılar yaşayabilir. O yüzden başka bir yangının içindeyiz aslında. Devam edebilir miyiz? Bir tane daha bir şey göstereyim. Eğer çok uzamış ise vakti burada da kesebilirim. Belki bununla bundan sonra kesebilirim. Bir sonraki turda devam edebilirim. Diğer ne tür etkiler olabilecekli?
Mesela göllerin kuruduğunu gördük. Biz bir modelleme yaptık. Bir doktor öğrencimle eriğinde bulunduğu. Göller kuruyabilir bunu şimdi de yaşıyoruz ama Beyşehir Gölü bile kuruyabilir. Beyşehir Gölü 650-700 km² bir alana sahip. Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü zaten de aşağı havzada bu yukarı havzada pardon su kaynağının başladığı yer. Ve Akdeniz’i çevreleyen ülkelerdeki en büyük tatlı su gölü. Biz bu gölün su seviyesini modellemek istedik. Şimdi, şimdiki iklimle ve şimdiki tarımla ve bir de gelecekte daha ısınan bir dünyada ve gelecekte farklı senaryolarda tarım yapıldığında. Mesela tarım azaldığında, tarım arttığında, etrafının ormanlaştığında gibi. Bir sonrakine geçersek, modelleme çalışmaları da çok önemli. Çünkü senaryo çalıştırabiliyorsunuz orada.
Hem iklim senaryoları hem de arazi kullanım senaryoları çalıştırdık. Şu üstteki gri ile görülen her senaryonun, tabii kötümser ve imser senaryolar var. En kötümser senaryoya göre, göle gelebilecek su miktarında %52 azalma olabilir. Ve bunun da göl su seviyesine yansıması, aşağıdaki o renkli gördüğünüz 4 tane küçük grafik ise göl su seviyesini gösteriyor. En kötü senaryoda göl %2040’larda kuruyabilir. En iyi senaryoda ise 2090’larda kuruyabilir. Ama kesin kuruyor. Evet, kuruyor, biraz su topluyor. Kuruyor, su topluyor gibi. Tabii bu kesinlik modelin hassasiyeti ölçüsünde söylenecek bir şey ama çok da uzak bir ihtimal gibi görünmemeye başladı artık. Şimdi bir de yönetim planı senaryosu çalıştırdık. Kurumayı engellemek için ne kadar gölden kullanılan su miktarını ne kadar azaltmalıyız acaba diye çalıştırdığımızda da kötü ve iyi senaryolara göre şu an ki yani şu an hiçbir şey yapmazsak kuruma ihtimalinin çok yüksek olduğunu görüyoruz. Ama şu an biz %10 ile %60 arasında bir kullanımda azaltmaya gidersek kurumayı engelleyebiliriz. Hala şansımız var. Yani daha iyi yönetim planına gidebiliriz. Başka çok daha farklı etkileri var tuzlanma, ötifikasyon, bio-çeşitlilik kaybı. İsterseniz bir sonraki turda söyleyin.
Bir sonraki turdan önce iki tane mesele ile ilgili zihnimizi açmak istiyorum. Birincisi tuzlanma nedir? İkincisi ötifikasyon nedir? Yani bunlar ne manaya geliyor? Kısaca onu anlatırsanız sonra reklam geçeceğim.
Tamam. Şöyle söyleyeyim şimdi tuzlanma özellikle buharlaşmanın çok olduğu zaten orada bizim hidroloji uzman da var yani kuraklıktan da bahsedecek. Tuzlanma hangi göller tuzlanır diye düşündüğümüzde önce bir kere kurak bölgelerde düz bir arazide su göle girip eğer gölün ayağından akmıyorsa yani hidrolik bekleme süresi uzamışsa suyun
gölde kalıyorsa su buharlaşarak ayrılıyor gölden geriye de tuz konsantrasyonu artmaya başlıyor ama normal tatlı su göllerinde suyun belli bir bekleme süresi vardır mesela Ankara’da Eymir Gölü’nde su bekleme süresi yılda iki kez değişir tamamı ama tuz gölü değişmiyor değişmediği için de su geliyor akıyor bir sürü kanaldan akıyor düz bir alan bir anında göl tuzlaya dönüşüyor.
Evet tuzlanma böyle oluşan bir şey şimdi göllere gelen su azaldığında su seviyesi düşüyor ayağından akamıyor tabi yer altından boşalımlar olabilir ama eğer bunlar da kısıtlıysa su temel olarak buharlaşırak ayrılıyorsa gölden tuzlanma kaçınılmaz oluyor.
Evet mesela Eymir Gölü ile ilgili örnek vardı orada Eymir ve Moghan Gölü ile biz ekosam olarak 23 yıldır bu gölleri kesintisiz takip ediyoruz Türkiye’nin en kesintisiz devam eden izleme ekolojik izleme programı 3 yıllık bir kuraklıkta bile tatlı sudan oligosaline denen yani yarı az tuzlu duruma geçti çok hızlı gelişebiliyor bu olaylar o yüzden hani çok kriz birden büyüyebiliyor onu söyleyebilirim. Evet tuzlanma bu ötifikasyonu tanımlamamı istediniz ötifikasyon da suya havzadan arazi kullanımıyla ve şehirleşme ile azot ve fosfor girdisinin artması sonucu bir görsel vardı aslında çok iyi tanımlıyor görsel açabilir miyiz tuzlanma sonraki görselini numarası kaçta hocam.
Bu gölleri yeşile dönüştürüyor görselimi evet evet evet tuzlanma bir de biri yeşil bir sonrakine geçelim lütfen. Birkaç sonrası olacak sanırım çünkü bir tane daha geçelim yeşil bir gölü görüyoruz herhalde devam edelim.
Bir sonraki bundan sonraki evet evet. Evet şimdi havzadan çok fazla azot fosfor gelmiyorsa sular genelde berrak oluyor çünkü suda askıda büyüyen planktonların miktarı az oluyor onlar fotosentetik canlılar yani fotosentez yapıyorlar. Azot fosfor azsa biyomasları da az dolayısıyla ışıklanma fazla olduğu için yani güneş ışığı tabana kadar vurduğu için de suyun içinde su içi bitkileri oluyor. Su berrak oluyor ve bio çeşitlilik değeri yüksek oluyor çünkü o su içi bitkilerine bağlı yaşayan çok farklı canlılar oluyor.
Kuşlardan balıklara omurgasızlara kadar yani ekolojik ve bio çeşitlilik değeri çok yüksek oluyor ama suya tarımdan veya şehirleşmeden gelen azot fosfor artarsa o bitkisel mikroskopik planktonlar artıyor.
Özellikle de ısı dalgalarıyla birlikte çok ciddi artışı neden oluyor. Suyun ışıklanmasını kesiyor su berraklığını azaltıyor su içi bitkileri kayboluyor. Ekolojik değeri ve bio çeşitlilik değeri de kayboluyor. Biz buna ötrafikasyon diyoruz. Sağ olun hocam. Ötrafikasyon bu. Bu kurma aşamasında göller bu noktadan da geçiyorlar.
Peki hocam teşekkür ediyoruz. Mecnun hocam siz ne diyorsunuz? Arkadaşlar gerçekten çok güzel bahsettiler.
Şunu ben sormak istiyorum şimdi. Birincisi sadece göller bölgesi veya Burdur havzası veya İç Anadolu’yu Konya havzası değil Marmara havzasında da göllerde su kaybı var. Yani Türkiye’nin geneline yansımış bir şey. Burada tarımın kontrolsüzlüğü mü, tarımın artması mı, işletme hatası mı nereden kaynaklanıyor bütün bu şey? Siz ne anlatacaksınız bize? Fatih Bey açık gülülekle söylemek lazım. Belki de suyu en fazla değersizleştiği ülkelerden bir tanesiyiz. Pazarcı bağırır sudan ucu sudan ucu.
Bazen işte kötü bir şeymiş gibi su akar Türk bakar bakar bakmak için güzel bir şey var mı? Noroş’te de su akınca bakıyoruz. Hatta gidip fotoğraf çekiyoruz. Yüz derece insan noroş’te akan derelere bakıp bakıp keyif alıyorlar. Bu dereye bakmak kötü bir şey mi? Sanki bunu kötü bir şeymiş gibi. Onlarca yüz derece estere diktik arka arkaya iyi bir şey yapmışız gibi. Bunlar sonra arayacağız. Buraya belki bu konuları tartışırız.
Bilemiyorum. Vakit olursa dediğiniz gibi aslında sorun Türkiye’nin sorunu. Sadece göller bölgesinin değil. Meryem hocamız çok güzel anlattı. Biz aslında Türkiye’de çalıştık ama Erzurum’dan Diyarbakır’a, Antalya’ya, İzmir Tahtalı Baharacı’na kadar ama özellikle Marmara bölgesindeki gölleri daha çok çalışıyoruz. Gördüğümüz şu Fatih Bey inanılmaz hatalar yapılıyor. İnanılmaz yanlışlıklar yapılıyor. Neler yapılıyor örneğin? Örneğin ben doktora tezimi 1993 senesinde İznik Gölü’nde çalıştım. Hala çalışıyoruz. Şimdi doktor öğrencim çalışıyor. Ne çalışıyor? Tarımasal kiliticiler çalışıyor. Tarımasal kiliticiler de işi biliyorsunuz. Zaman zaman domates gönderilir Rusya’ya, şuraya buraya. Geri gelir kalıntı bulundu diye. İşte pes isti bakıyoruz. Balıkta, su canlarında bir şeyler var mı diye. İnanın bana 1970’li yıllarda kullanımı yasaklanmış olan DDT’yi bile tespit ediyoruz. Hala? Hala. Hala DDT. Şunu söyleyebilirler. Yaralanmemiz uzundur bundan dolayı ama merdiven altı yapımı adı nereden bilelim. Bu bizi şüphelendiriyor gerçekten. Bir sürü yasaklanmış kimyasalılar halin buluyoruz. Diğer bir konu ölçülsüzce su çekiliyor gerçekten. Manyağs Gölü’nde zaman zaman şiştiriliyor. Sadece çekilmiyor. Benter yapılıyor. Karacaba yuvasını sulamak için. Havuzadaki bütün su taşınıyor. Orada sular şişiriliyor. Ve kuş cenneti kuş cennemine dönüyor. Sırcık deresi var. İnanın bana Sırcık deresinde biz bir mil gram oksijen ölçtük mü a yüksek ölçüklüyoruz. Normalde 5-6 mil gram oksijen ölçmemiz lazım. Bakın neden oluyor bu? Yani şuraya ben çok önemsiyorum.
İnsanları bir restore edemedik. Erik Mutlaka çok iyi tanır. İsveçli bir bilim insanı vardı. Göl restorasyoncu Sven Börk. Erik Mutlaka bilir. Bana şunu demişti. Biz gölleri restore ederken, önce insanı restore ederiz daha sonra suyun içine gireriz. İnsanları restore edemezseniz maalesef göl restore edemiyorsunuz. Şarj işleri zaman zaman şu anda sıkıntılar konuşuyor. Çünkü Alibev köyü kağıtlarındaki insanları restore etmek lazım ki daha fazla kirlilik atmasınlar. Manyağs Gölü’nde de öyle. Sırcık deresinde de öyle. Ne yapılıyor? Ne hataları yapılıyor?
Örneğin yağmur yağdığı zaman Anadolu’da rahmet denir Fatih Bey. Fakat Anadolu’da yağmur yağdığında zehir akıyor. Yağmur yağdığı zaman kuyular da suyları zehri boşaltıyorlar dereleri ve maalesef gölleri zehirle. Bekletip boşaltmak ne demek? Yani genelde kontroller olmaz. Yağmur yağdığı zaman Çehirve Bakanı’nın personeleri kontrolleri gelemezler. O anda muhtemelen boşaltıyorlar ve sabah gidersiniz kirli suyu boşaltıyorlar. Yağmur akışı gidiyor.
Biz oysa ki sulak alanları korumak üzere şu anda biz 14 tane Ramsar alanımız var buraları korumak üzere imza atmışız. Türkiye bir taraf ülke olarak biz burayı dünya miras olarak koruyacağız diye imza atmışız. Şu anda 14’te 14’ün hepsinde korkunç sıkıntı var Fatih Bey. Yani hiçbirini koruyamıyoruz. Hepsi 4. yüzyılın su kalitesinde. Kimisini kuracak gölü şu anda Karstaki biliyorsunuz. Tamamen kurumuş durumda. Sultan Sazlı biraz bahsetti Meryem Hoca’mız kötü durumda. Beşehir Gölü kötü durumda. Mekke Gölü kurudu şu anda biliyorsunuz. Artık gölde dememek lazım. Yani şu anda demek istediğim gerçekten büyük sıkıntılar var. Ama bunu çözmek için de büyük bir çaba görmüyorum ben. Oysa ki kağıt üzerinde. Peki bu göller mesela kurayan göller kurtarılabilir mi? Geri dönüşü var mı bunun? Yoksa artık kurayan, kurudu geri kalanı mı kurtaracağız? Çok kolay değil kurtarmak Fatih Bey. Yani bunun doğrusunu konuşmak lazım. Çünkü siz hidrolojik süresini beklettiğiniz, bilmediğiniz birçok sorun cevabını alamadığınız zaman orayı yeniden habitat oluşturamıyorsunuz. Habitat kayıpları oldum bir daha geri gelmesi oldukça zor gerçekten. Ama şunu yapabiliriz. Biz şu anda biraz önce Meryem Hoca’mız bahsetti. Eski ataları yapmayabiliriz. Örneğin işte Koyun-Akopalavazası’nda Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde şeker fabrikaları açılmış. Neden? Cumhuriyet bir şey üretmesi lazım. Çok haklı. Ama ne yapmışlar? Trenin gittiği yollara şeker fabrikaları yapmışlar. Kolay olsun diye taşımacılığı falan filan. Ama o zaman su sıkıntısı yokmuş. Şimdi bakıyorum şu anda Konya-Akopalavazası’nda şeker pancarı mısırını Allah aşkına hala bitki dizislerinden mi konuşacağız? Hala salma suyu mu konuşacağız? Bunlar bize iyi. Peki mesela ne ekleyeceğiz onun yerine yani pancarı ekmedik. Yani suya… Pancardan geçinen köylü var bir, ikiniz şeker yiyoruz şeyler nereye çıkacak?
Çok basit yani suya da, suyuzluğa dayanıklı bitkiler var. Dünyanın her tarafında bunları uygulanıyor. Bunu yapabiliriz. Yani bunu çeşit insanlar ikne edilebilir. Bu eğitimden geçirilebilir. Ama ısrarla bunu yapmıyoruz. Israrla hatalarımıza devam ediyoruz. Özetle ben Marmara Denizi’nde biliyorsunuz bir müslüman sorunu yaşandı. Ciddi bir şekilde sıkıntı şu anda bir insanla rahatsız etti ama ben içme sularının, yüzme sularının daha büyük sıkıntı içerisinde olduğunu düşünüyorum.
Bu zaman zaman top da açı atılıyor. Maalesef atılıyor. İşte biliyorsunuz havzalar arasında suyu taşıyarak bunu çözmeye çalışıyoruz. İşte ama bir tarafta suyu kuruturken bir tarafta beslemeye çalışıyoruz. Ama inanın bana bundan hiçbir çare değil. Hocam sizin bu fotoğraflar ne anlatıyor? Enderecen fotoğraflarınız var. Onları isterseniz onun üzerinden gidelim. Bu mesela çok enteresan bir fotoğraf Fatih Bey. Bu Büyük Benderes’in eri. Büyük Benderes’i nereden çıkar? Dinar’dan çıkar, Afyon’dan çıkar. Afyon’da suyu bu hale getirmişiz. Daha çıktığı yerden bu hale getirmişiz. Ve inanın bana Büyük Benderes’in eri Aydın’dan Aydın denizine boşalır ve akamıyor, gidemiyor, yolda kayboluyor. Bir nehir Türkiye’nin en uzun üçüncü ya da dördüncü nehridir. Gidemiyor, kayboluyor. Yolda bulamıyoruz. Akamıyor yani. Büyük Benderes’in eri kayboluyor. Kayboluyor, kayboluyor. Gerçekten öyle kayboluyor. İsterseniz devam edelim resimler üzerinden. Bir sonraki arkadaşlar. Yine bu hali. Görüyorsunuz insanlar elde ne gelirse. İşte insanların restorasyonu bunun için çok önemseydiğim bir konu Fatih Bey.
Yani insanlar elinde ne gelirse atarsa, suyu değersizleştirirse, bunun gerçekten karşılığı yok. Yani sizin suyunuz çok az. Şu anda bakın, işte hocam mutlaka o konuya girecektir. Yani kişi başına düşen su miktarı 1300 bin metreküplere düştü. Yani hatta kayıtlı olan insanlara belki daha da az. Yani şu anda yıllardan beri işte 112 milyar metreküp suyumuz vardı. Yeni hesaplamalarla, 180 milyar metreküp suya düştükleniyor. Yani bu rakam bizi korkutmalı, incitmeli ve ciddi bir şekilde düşündürmeli. Biz daha kaynağında bu suyu bu hale getirirsek, yani neyi konuşacağız? Yani insanları hak eten… Bir diğer bir konu, artık Avrupa Birliği’nin Sürçevi Direktifinde belirttiği kriterleri kağıt üzerinde değil. Yani özde değil, sözde değil, özde değil. Artık uygulamak lazım. İnsanlar, işte fabrikalar, işte belediyeler. Bunun takipçisi olmalı. Bu kuralları umayanlar cezası neyse ödemeli. Yani ödemediğim sürece, gereğini yapmadığım sürece yarınları göremiyoruz. Devam edelim isterseniz fotoğrafı. Bir sonraki arkadaşlar, üçüncü. Üçünü görsen. Mesela bu fotoğraf geçen bir sene olmadı daha. Küçük Kıymıcı Gölü’nde çektik. Küçük Kıymıcı Gölü’nde. Bu gördüğünüz Mersin balığı. Küçük Kıymıcı Gölü’ne Mersin balığı mı var? Evet evet, Mersin balığı girmiş. Biliyorsun insanların uzun yaşar. Gerçekten en şimd bir balık. Çok eski yıllardan beri olan bir balık. Haviyat çıkan balık mı? Haviyat çıkan bir balık. Maalesef öldürdük burayı. Bu balık öldü. Bu şimdi başka… Ya bu nereden gelmiş ki?
Marma Denizi’den girmiş. Zavallıcık baskıdan kaçmış. Ama burada kirliye dayanamadığı için maalesef ölmüş. Oksijensizlik o anda üşüdüğümüzde gerçekten düşüktü. Peki bunun sorumlusu kim? Küçük Kıymıcı Gölü’nde girmiş. Küçük Kıymıcı Gölü. Üzülüyorum. Küçük Kıymıcı Gölü. Yanlış söyledim. Küçük Kıymıcı Gölü. İçme suyu. İçme suyu. O yüzden şaşırıyorum. İçme suyu kaynağıdır. Yanlış söyledim. Küçük Kıymıcı Gölü. Ama peki yıllardan beri biz Küçük Kıymıcı Gölü ne yapmışız?
Şehrin ortasında fabrika attıklarını, evsel attıklarını, elimize ne gelirse attığımız bir göl yapmışız. Atık deposu yapmışız Fatih Bey. 4. sınıf bir atık deposu. Şimdi gerçi oradan şey geçecek biliyorsunuz. Kavro İstanbul geçecek. Bakın 1989 senesinde benim asistantım. O zamanki dekanımız bize dedi ki çekmecede balıklar ölmüş. Bakın bakalım. Örnek aldık. Hala balık ölüyor. Yani bu insanları artık… Burada garip olan balığın ölmesiyle hala orada balık olması. Yani girer çıkar. Çünkü biliyorsun Marma Denizi’nin bağırlantısı var. Dolayısıyla girip çıkması gayet normal ama yani şehrin ortasında aslında burayı bir ekolojik bir… alan olarak gösterip çocuklara bir su kültürünü yaşatmak, su kültürünü insanlara önemsetmek… o su kültürünü halka indirmek gibi bir ödevi olmalı. Küçük çekmece gölünün ama biz burada balık öldürüyoruz maalesef hali. Atık yapıp boruların ucunu bağlamışız. Son yıllarda bir atılım var ama ben daha da bu atılımın biraz daha önemsenmesini… biraz daha artık suyla insanın barışmasını diliyorum. Bir sonraki lütfen. Burası yanılıyorsam Ankara’da bir baraj, içme suyu barajı. Gördüğünüz gibi insanlar barajı bu hale getirebiliyorlar. Yani üzülmemiz gereken. Bu niye yeşil böyle? Sihanobakter dediğimiz bir alk maviye şiray türü bu. Bir turun şiray bu da yani. Yani diyebiliriz, diyebiliriz, peki diyebiliriz. Anlaşılır olsun diyebiliriz. Evet evet evet bir alk türü, bir içme suyu hazasının ortaya çıkmış. Devam edelim. Burası bahsettiğim Manyaz Gölü. Burası milyonlarca kuşun bulunduğu… Manyaz Kuş Cenneti. Kuş cenneti ama dördüncü sınıf su kalitesinde. Dördüncü sınıf ne demek? Yani artık bundan daha kötü su kalitesi yok demektir. Çünkü artık bundan sonra daha şey… Ötürü kasolunda neredeyse artık bitme anlamına geldiği bir yer. Yavaş yavaş ölüyor artık burası da. Sığlaşma oldukça fazla. Oysa ki burada dört tane önemli dere akıyor buraya. Peki burası Manyaz Gölü milli parkı değil midir bu? Bakın burasını Kozvik dediğimiz bizim fakültemizde, Sumiler Fakültemizinde… Atası dedesi dediğimiz bir Yahudi bir bilim kökenini bir insanı almaya… Hitler’den kaçan Atatürk’ün katlılarıyla ülkemize gelen bilim insanlarının… Keşfettiği bize armağan ettiği bir alan. Muhteşem bir alan gerçekten. Dediğim gibi milyonlarca kuşun buradan… Hayır mesela biz milli park olan bir yeri koruyamıyor muyuz yani? Bu aynı zamanda Ramsaralan’ın burası Fatih Bey. Maalesef koruyamıyoruz. Burası bizim için çok çok önemli.
Biz yurt dışına gittiğimiz zaman burayı sorarlar. Manyaz’da durmasın ve yani utanarak gerçekten rezaleliğini anlatamıyoruz. Ve bunu albuki biyolojik rezervi biz sadece kendimiz için değil. Peki Manyaz Gölü niye böyle olmuş? Kuş bugün burada yarın Konya’da yarın Kenya’da. Yani bu kuş göç ol üzerinde biliyorsunuz burası. Hem Ulağbat Gölü hem burası Ramsaralan’dır. Buraya bakmak, buraya gelecek kuşak kartaşı bak boynumuzun borcudur. Peki niye böyle olmuş hocam? Dediğim gibi etrafta tarım alanı oldukça yaygın.
Dere, Sırcık Deresi bahsettiğim Sırcık Deresi çok kötü akıyor oraya. Dördüncü sınıfı değil artık daha da kötüsü diyebileceğim karakterde bir dere akıyor. Ve Sığ Gölü kirletmek oldukça kolaydır. Derin Gölü kirletmek görücü olarak sordur ama biraz sonra İznik Gölü’nden de bahsetmek isterim. Orayı da biz kirlettik 65 metre derindeki göl de kirlettik. Ama bu gölü bu hale getirmek büyük başarı. Bize yakışmayan bir başarı aslında ama maalesef tablo bu. Varsa fotoğraf devam edebiliriz. Bir sonraki arkadaşlar? Burası da İstanbul’un en büyük içme suyu barajı Ömerli barajından. 2015 özür diliyorum. 2015 senesinde çektiğimiz bir fotoğraf. Gördüğünüz gibi burada da siyano bakteri artışları var. Burada siyano bakteriyle… Bu içme suyu barajı mı değil mi? İçme suyu barajı. Bu da içme suyu barajı. Biz bu suyu içeceğiz yani birazdan. Bu su içme suyu barajı. Fakat şunu gönül rahatlığıyla söyleyeyim bu konu belki de insanları düşündürebilir. Acaba biz bu su içince bir şey olur mu? Ya bunu biz çeşmeden akan sulara da baktık. Acaba toksin var mı? Bir sıkıntı bulur. Durum var mı? Gerçekten çok uyarıtılıyor. O konuda rahat olsunlar. Çeşmeden akan suyu gönül rahatlığıyla içebilirler. Biz bunu devamlı gerçekten takip ediyoruz. Ama bu ne demektir? Bu suyu daha fazla arıtmak için daha fazla para harcamak. Hiç gerek yok. Halbuki buraya gözümüz gibi bakmamız gereken. Buradaki sıkıntı. Ne buraya da mı? Havazayı korumamışız. Çok basit Fatih Bey. Havazayı koruyamıyoruz. Yani şu anda dediğim gibi şu anda İstanbul…
yaklaşık 15-16 milyon nüfusu olan bir yer. 18. 1950’lerde İstana Avrupa’nın galiba 12-13. büyükşehri iken… şu anda galiba 1. büyükşehri. Türkiye’de kilometre kare başına 110 kişi falan düşüyor galiba. İstanbul 3.000 kişi düşüyor. Sonra bu yetmediği için de havazalar arası su taşıyoruz. Yani Melençay şu anda gelecek ile ilgili olarak… Melen İstanbul’un geleceğidir deniyor. Hocamın konusuna girmek istemem. Yani mutlaka hocam anlatacaktır ama…
yani iki düz üste kuraklık olursa Melen barajında su olacak mı? İstanbul’un bütün geleceğini o baraja bağlamak… İstanbul’un geleceğini bir dereye, bir neyere bağlamak… ne kadar doğrudur gerçekten bilemiyorum. Yani bunu gerçekten tartışmak lazım. Ben korkuyorum şahsin bu kadar nüfusu bir ile biriktirip… yılıp tamamen beton yılından çevirip… sonra havazalar arası su taşımak. Kaldık ki bu şey diyebilirler. Şu yani bu su taşımacılığını yapanlar…
İngiltere’de de temsil herine su taşınıyor ama… inanın bana 40 derece su taşıyorlar tabiri sayesinde. Oldukça zor süreçlerden geçiyor. Çevresi su bırakmak işini çok iyi yapıyorlar. Ekosistem bozmuyorlar. Taşırırken hiçbir şeye zarar vermiyorlar. Ve ciddi bir şekilde bu ekosistem devamlı sağlanıyor. Ama bizde gördüğüm kadarıyla Fatih Bey… ciddi bir şekilde sadece mühendislik işleri yapılıp… ekolojik işler yana atılıyor. Çok fazla çiçek, böcek, kuş, balıklar… ilgilenildiğini ben düşünmüyorum. Avrupa Çiftliği ve Direkfin aslında… Arfiyon’a uyulsa bunların hepsi gerçekten… daha planlı bir program olacak diye düşünüyorum. Sağ ol hocam. Evet, sağ ol hocam. Çok teşekkür ederim. Doğrusu hocalarım için ekoloji ve kalite kısmı… çok güzel özetlerdir. Bana biraz da rakamlar kaldı. İşin miktar kısmı kaldı. Ama bu arada ben birtakım anahtar sürücükleri… yakalamaya çalıştım. Bir kere hani risk mi kriz mi? Riski sanki aşmış, krize girmiş durumdayız. Ümit ederim daha başındayız. Bu temeniyle başlamak isterim. Bir de alt yazıların bir tanesi… Türkiye Kuruyor Ne Yapılmalı yazıyor. Aslında biz Türkiye kurumuyor, Türkiye kurutuyoruz. Bana göre öyle. Çünkü… eğer arkadaşlar 5 numaralı slidemi açarlarsa… 5 arkadaşlar. Evet. Yani ben farklı düşünmüştüm ama… bu aslında bizim Türkiye’yi kuruttuğumuzu… gösteren bir grafik. Çünkü sol üstteki yağış… sağ alttaki akarsularımızdan… akan suyumuz. Yağışta herhangi bir değişiklik görmüyoruz… değişimler hariç. Bir eğilim yok. Azalma gibi ciddi bir azalma. Yağış kendi standartını koruyor. Giderken aşağı yukarı… bu yağış azalmıyor anlamına gelmesin. İklim değişimi uzmanları… buna elbette bir şekilde azalıyor derler. Doğrudur ama…
en azından şu grafikte gördüğümüz… bir 30 yıllık veya 20 yıllık veriye göre… baktığımızda… yağışta bir değişim yokken… akışta bir azalma var. Bu o halde… bir insan faktörü var işin içinde. Bir insan faktörü var işin içinde. Şimdi o zaman arkadaşlar birincisine dönerlerse… ben bunun sebebini anlatmaya çalışıyorum. Birincisi ne arkadaşlar? Bu tam ekran verelim mi? Bir görelim ne olduğunu. Su döngüsü dediğimiz… veya hidrolojik döngü dediğimiz… biraz sonra belki su dengesi diyeceğimiz…
grafik. Bu çok meşhur bir grafik. Türkçeleştirilmiş bir grafik. Her bir kelimenin olduğu yerde… aslında bu bir halka, bu bir zincir. Yani istediğiniz yerden başlatabilirsiniz. İstediğiniz yerden başlatabilirsiniz. Ama sonuçta dönüyor. Biz alışkın olduğumuz üzere… yağıştan başlatırsak… yukarıdan, yağın yağmurdan, kardan veya doludan… gelir, iner aşağıya… ondan sonra zemine düşer. Ağaçta tutulur. Bitkide tutulur. Zeminde tutulduktan bir süre sonra… yerin dibine iner sızmayla… yer altı suyu olur derken… en sonunda bir miktar elbette buharlaşır. Tekrar akar, sular… okyanuslara gider ve buharlaşır. Böyle bir döngü bu. Siz bu döngünün hangi zincirin… zincirin hangi halkasında siz… eğer halkayı koparsanız orada kuraklık olur. Veya müdahale ederseniz orada bir sıkıntı yaşarsınız. Sıkıntımız ne? Bizim özellikle az önce… bizim bu konuşmalarını edindiğimiz… tarımsal su tüketimi. Tarımsal su tüketimi hakikaten önemli değil. Keşke yanımızda tarımla uğraşan bir arkadaş… olsa da bizi desteklese elbette… bu çok önemli olacak ama birlikte… çalıştığımız arkadaşların ortak düşüncesidir. Şöyle… içme amaçlı kullandığımız su… bir metrekare. Yani günde biz 8 bardak su içsek… buna 2 litre desek… 365 günde çarpsak…
750 litre gibi ediyor. Bir metrekare, bir ton su desek… bir ton. Kullandığımız su bunun 10 katı. 10 ton. Endüstri de kullandığımız… Endüstri deyince neler giriyor neler? 100 ton ama buna karşılık sulamada kullandığımız… 1000 ton. Bu derece fark var arada. Yani 1, 10, 100 ve 1000 diye sıralayabiliriz. Yani içtiğimiz su 1, kullandığımız su 10. Endüstri de tüm sarayda 100… ama sulamada kullandığımız, tarımda kullanılırız.
Yani en büyük suyu biz tarımsal sulamada kullanılırız. Kesinlikle. Elbette. Elbette. Bu açık. Buna hiç kimsenin bir itiraz edici yok. Ve Konya ovası örneğinden gidecek olursak… Konya ovasındaki… Konya kapalı havzasındaki… su tüketiminin… %90’ından fazlası sulama. Sanayi çok az. Kullanma suyu da zaten belli insan sayısıyla ilişkileyim. Şimdi… tabi… bu kadar az iken aslında 1, 10, 100, 1000 dediğimizde… eğer arkadaşlar bir sonraki slaydı…
de açıklarsa… orada da su dengesinden bahsedeceğim. Yani küresel su dengesinden bahsedeceğim. Evet su döngüsü ama bir sonraki slaydı. Bir sonraki. Bir sonraki. Bunun aynısı benzeri ama rakamlar var. Arkadaşlar bir sonraki slaydı. Sağ tarafta bilmiyorum rakamlar okunabiliyor mu? Rakamlar var. Bir şey tavsiyeler verelim mi arkadaşlar? Tam ekran. Tam sayfada. Tam ekran verelim. Rakamları bir görelim. Ok işaretlerinin kalındığı…
aslında büyüklüklerini gösteriyor. Yukarı doğru olan ok işaretleri… bir kayıbı yani… Hocam harbiden de bir şey isterseniz şu ekranda… göstererek anlatabilirsiniz. Nasıl arzu edersiniz? Daha iyi gör… Olabilir. Olabilir. Elbette geçebilirim. Gelin beraber anlatalım şurada. Şurada bir çubuğumuz var. Ben size çubuğu takdim edeyim. Buyurun. Sağ olun. Konumuz madem göller. Aslında şu göllere ben bakmak istiyorum.
İnen 9000 km küplük bir iniş var. Yani bir yavaş var. Bu dünya çapında mı? Bu küresel ölçekte evet. Tüm dünya 9000 km’lik de bir buharlaşma var. Yani aslında ne giriyorsa çıkıyor. O kadar çıkıyor. Aslında biz o zaman dememiz lazım ki… göllerimiz niye kuruyor o zaman? Yani küresel ölçekte baktığımızda… Şuradan bir giden var ama? Elbette. Ha iç akışı az. 119.000. Yani küresel bir denge var. Ama bizim problemlerimiz küresel ölçekten ziyade… aslında lokal. Problemlerimiz lokal olunca biz bu… küresel dengeyi… yerel ölçekte bozmuşuz. Sıkıntımız bu. Aksi takdirde eğer biz bu rakamlara bakarsak… bu rakamların aşağı inenlere yukarı çıkanları… Yani aslında bir değişim yok. Küresel ısınmaya dayalı, şuya, boya dayalı… göllere gelen su da bir değişim yok. İnen ve çıkan küresel ölçekte aynı. Çünkü su sonuçta bir madde. Maddenin korunu mu diye bir şey var. Kütledir, kütle korunur.
Ama sorun şu… biz suyu… kullanılabilir olmaktan çıkarıyoruz. Yani su hem katı olabiliyor… hem sıvı olabiliyor, hem de gaz olabiliyor. Yani biz suyu eğer buharlaştırıp… şu bulutta su buharı olarak tutuyorsak… bize yarar. Veya kutuplara gidip orada… buzul haline gelirse veya dağın tepesinde buzul olarak beklese… yine kullanamıyoruz. Bu böylece suyumuz azaldı. Hepsinin bir dengesi var. Bu da bir dengesi var.
Yani bir miktarı burada olacak ki aşağı akabilsin… bir miktarı buz olacak ki… küresel ısınmadan ötürü… fazla erimiş olmasın ve… su seviyeleri belirli olsun dünya üzerindeki… Korunsun evet. Ve bir kısmı da kullanılacak halde sıvıya dönüşsün. Kesinlikle. Bu kütle korunacak. Buna biz müdahale edemeyiz. Ancak kalitesini bozduğumuz zaman da… bu defa kullanılabilir olmaktan çıkarıyoruz. Yani siz su miktarı olarak… bu kütle korunacak. Su miktarı olarak… tamam gölde durmadı tatlı su gölünde… geldi okyanusa. Biz insan olarak onu kullanmak… kullanılır olmaktan çıkarmışız. Suyun büyük bölümü de okyanustan buharlaşıyor. Ama okyanusa yağıyor tekrar. Geriye kalan 500’lük 400’lük 50 milyar… metreküp civarında bir şey karalara yağıyor. Yağını bu kadar. 110 kilometreküpü yağıyor bunun. 65 metreküpü buharlaşıyor. Geri kalanı akış olarak denizlere geliyor. Bir kısmı da yer altından alıyor. Ve bu da tekrar buharlaşıyor. O yüzden şu aradaki fark buradan gelen… fazlalık. Yani sonuçta bir denge var. Ama bizim dengemiz yerel ölçekte bozuluyor. Yani biz bu araya müdahale ediyoruz. Kesinlikle. Kesinlikle. Yani burada işte şurada mesela sızma görünüyor. Eğer biz burayı kaplarsak… beton yaparsak o sızmayı engellemiş oluruz. Veya ne bileyim burada bir orman varken… ormanı eğer yok edersek…
veya bir şekilde yanarsa. Akarsun önünü kesersek, arkasını kesersek, yönü değiştirirsek. Elbette. Sıkıntımız bu. Yani bu küresel ölçekteki… su dengesini biz insan olarak… biz müdahale ettiğimiz takdirde… yerel ölçekte biz… Bir soru gelin arkadaşlar isterseniz. Hocam bunlar ne? Bunlar arkadaşlar gösterdiler. Ama yani şu Tuzgöl’ün… hali. Bu yaz mı kış mı? Hali mevsim mevsim? Mevsim olarak bilmiyorum. Sadece yıl olarak. Mavi’den buna doğru bir giriş. Eskiden… okul kitaplarındaki… haritalardaki hali ve şimdiki hali. Yani tamamen Tuzgöl başka hiçbir şey değil. Burası Urmiye Gölü. Ve burası zaten Aral Gölü gösterildi. Ve yukarıda da Hazar Gölü’nün… durumu var. O sağ taraf… Hazar da güzlüyor mu? Körfezle bu bağlantısı kesilmiş vaziyette. Şu anda en son durumunu bilmiyorum doğrusu. Ama onda da bir sıkıntı var. Şu Urmiye Gölü ile ilgili yaptığım… çalışmalar dolayısıyla onu koymak istedim. Şu anda zaten Eric’le bahsetti. Ciddi anlamda bir… geriye dönsün diye uğraşılıyor. Ancak yeterli… çalışmalar yapıldığı konusunda… bir sonuç koyma şansı yok. Urmiye Gölü. Evet. Vaktimiz var mı? Aslında şimdi biz… göllerin kurumasından bahsediyoruz. Ama aslında biz…
akarsularımızı kurutuyoruz. Yani akarsular da çünkü sonuçta… gölleri besleyen kaynaklar. Eğer siz… Çünkü Gölü… Gölün üzerine düşen doğrudan… yağıştan ziyade… göle akarsuyla taşınan… veya yer altından giren… sudur besleyen asıl… besleme kaynağı. Şimdi biz yer altı… suyunu özellikle zirai amaçlarla… kullanıp su seviyesini indirdiğimizde… yer altı suyundan olan desteği bir kere kesiyoruz. Akarsuyu da kuruttuğumuz zaman… bu defa akarsuyu akışını da… engellemiş oluyoruz. Akarsuyu ne şekilde… kurutmaktan ziyade eğer önüne bir set… şeker baraj yaparsak o girişi de… engellediğimizde… gölün girdisini kesmiş oluyoruz. Gölün girdisini kestiğimizde… gölden sadece kayıp olacak o da… buharlaşma göl kuruyacak. Başka bir kaç adı yok. Şimdi daha geçen hafta… yani elbette canlar da kaybettik. Taşkın ile kuraklık arasında… ciddi anlamda bir fark var. İkisinde su olayı… siz başlangıçta beni tanıdırken… İnşaat Meclisi bölümünden evet. Yani biz su ile ilgili yapılardan bahsediyoruz. Su ile ilgili yapıları biz yaparken… hidroloji diye bir bilimimiz var. Hidroloji aslında bir tahmin yapma… bilimidir. Ama biraz da sanattır aslında. Yani siz öngörü yapmanız lazım. Öngörü yapabilmeniz için de geçmişe bakmamız gerekiyor. Geçmiş, işte hocalarda bahsetti… veriye dayalı.
Bizde ciddi anlamda bir ölçüm olacak ki… biz geçmişe göre geleceği tahmin edebiliriz. Ama şöyle bir sıkıntı da var… iklim değişimi dolayısıyla… biz geçmişi esas alıp… geleceğe yön veremiyoruz. Çünkü gelecek değişken artık… geçmişe çok benzemiyor. Bu değişimi de dikkat almamız lazım. Şimdi taşkın ve kuraklık arasında… önemli bir fark var. Bunu ben dikkat etmek… çekmek isterim. Taşkın bir kere… yani evet tahmin edebiliriz. Taşkın tahmini ödemiyorum ama…
kısacadan gelen bir şey. Anidir. Hani… gelir ama… kısa sürede de gider. Yani oturmaya değil, kalmaya değil… oturmaya gelir misafir gibidir. Ama vurduğu zaman da öyle bir vurur ki… belli eder. Vurur gider. Kuraklık böyle değil. Haber veren gelir. Ben geliyorum der. Uzun… uzun vadelidir. Geliyorum der. Ama geldiği zaman da… bu defa oturmaya değil… kalmaya gelir.
Ve sinsi bir şekilde vurur. Haber vererek gelir ama… vurduğu darbe sinsidir. Çünkü doğrudan taşkın gibi… bir binaya vurmaz, bir Efendim… Mesul’ün köprüye vurmaz. Bu defa… tarıma vurur. Tarımı etkiler. Efendim’e söyleyeyim… ekonomik dengeleri bozar. Ciddi anlamda ekonomik… hasar oluşturur. İşsizlik yaratır. Hatta gözlere ciddi anlamda… göçlere sebep olur. Ve hatta… bir resim daha koyarlarsa bundan sonraki… bir tane fotoğraf var. Dört numara lütfen. Bir fotoğraf sergisinde gördüğüm… ve çektiğim bir fotoğraf. Yani biz günümüzün problemi olarak görüyoruz… Kuraklı ama aslında günümüzün değil. Antik çağların problemi olduğu gibi… bu fotoğraf 1940’lı yıllarda… Anadolu’da bir köy okulunda çekilmiş. Fotoğraftaki şahıs sağlıklıysa selametli… diyorum. Bildiğin birisi değil. Bir fotoğraf sergisinde… çekilmiş bir fotoğraf. Karatahtanın üzerinde kelimeler çok önemli. O yukarıda da Anayurt’ta kuraklık diyor. 1940’lı yıllar… İkinci Dünya Savaşı sırası ve o dönemlerde… bir kıtlık oldu ortada zaten. Memleket bunu biliyoruz. Yani bu dönemimizin problemi değil. O zaman da vardı. Ve hatta… eski uygarlıkların önemli bir kısmı da… zaten kuraklıklar nedeniyle ortadan kalkmış. Dolayısıyla geçmişte var olan… günümüzde de olan ve… hep var olacak olan bu kuraklığa karşı… bizim önlem almanız lazım. Önlem alırken elbette… bir sürü şey yapabiliriz ama… tek yolumuz… bana göre mühendisçe düşünüp… rakamları bir şekilde dengelememiz. Yani bizim yapacağımız az önce… o küresel ölçekteki dengeyi… yerel ölçekte oluşturmamız gerekiyor. Bir gödün… bir hacmi vardır. O hacmin korunması için… girdiği şahıs…
ve çıktığı şahısını dengelememiz lazım. Eğer yer altı suyundan… beslenimini keserseniz… gövçür seviyesi düşer. Fazla keserseniz… iner, sıfırlanır, kurur. O halde… en büyük… beslenimin kaynağı olan… yer altı su seviyesini… öyle bir kullanmalıyız ki… kesin çizgi bence şu olmalı… yer altı seviyesi ne kadar… besleniyorsa o kadar kullanılır.
Daha ötesi değil. Eğer siz… girdiğinden çok çıktı yaparsanız… yer altı su kaynağından… yer altı seviyesini indirmiş olursunuz… gölü de kurumaya… Kim hesap edecek? Dünyada bunu yapabilen var mı? Elbette bunların modelleri… renklemleri bellidir. Elbette mühendislikte 2×2 her zaman 4 etmez. Ama 2×2 dediğiniz zaman… 4’ün civarında bir rakamı yakalarsınız… o da sizin rakamınızdır.
Hesabı yapmaktan sorumlu mühendisler… ve bu işi uygulamaktan sorumlu… kurumlar vardır. Türkiye’de su ile ilgili kurumların sayısı da çoktur. Ama asıl sorumlu… devlet su işleri genel müdürlüğüdür. Devlet su işleri genel müdürün… izni olmadan hiç kimse… bir tane hani duvara çivi çakamaz derken… su ile ilgili hiçbir çalışma yapamaz. Dolayısıyla hani kaçak… yer altı su çekim kuyularından bahsedildi. Var binlerce… ama bu hiçbirinin olmaması gerekir.
Hiçbirinin olmaması gerekir. Bunların hepsinin… devlet su işleri genel müdürünün… izni alındıktan sonra yapılması gereken… imalatları bunlar. Dolayısıyla yetki ve sorumluluk… kamu kurumunda… ve bunun izni olmadığı için. Önemli olan o gülün giren suyunu bilip… bu yer altı gülü veya yer üstü gülü olabilir… fark etmez. Yer altı suyu veya yer üstü gülü olabilir. Ona göre bir buradan… kullanım planı yapmak lazım. Eğer birinden değil, diğeri fazlaysa…
bu iş olmaz. Kesinlikle. Bizim Beyşehir Gölü’nün, Akşehir’in… kuruması da buna mı? Bu hesap yanlışıdan mı oluyor? Konya Ovası üzerinde… eğer konuşacak olursak… az önce sulama kaynaklı… su tüketiminin… toplam sürprizçesinin %100’i… dün okuduğumda %95 gibi bir rakam kalmıştı… aklımda. Hadi %90 diyelim… hata payını koyalım şimdi.
%90 üzerinde olan tüketim… sulama tüketimi. Şimdi siz sulama amaçlı… su kaynağı Konya Ovası da… Türkiye’nin en az yağış alan yeri. Yani Türkiye’nin en az… yağış alan bölgesi Konya. Yağıştan gelen suyu… tamamını siz oraya verseniz… daha yetmediğine göre, o zaman siz yer altı suyundan… suyu çekiyorsunuz. Yer altı suyundan suyu çekmek… yer altı su seviyesini aşağı indirmek… demektir. Yer altı su seviyesini… aşağı indirdiğiniz zaman…
normalde gölü besleyen yer altı su seviyesi… gölden yukarıda olan su seviyesini… siz eğer gölden aşağı indirirseniz… göl bu defa… beslenen bir kaynak olmaktan çıkıp… tersine besleyen bir kaynak olmaya… başlıyor. Yani… suya ihtiyacı olan kaynak… bu defa su vermeye başlıyor. Durum bu. Başka hiçbir sebebi yok. Çünkü bu arada bir de kaybı var… buharlaşma. Su seviyesi düştükçe… kayıp da artıyor. Buharlaşma kayıpları artıyor. Gelen azalıyor…
hatta yok oluyor. Tersine… göl yer altı su seviyesini… beslemeye başlıyor ve göl… inişe geçiyor. Eğer su seviyesini… azaldıysa kuruyor. Başka hiçbir… izahı bunun yok. Peki. Bir ara vereyim.
Devam edelim. Evet… derizler. Kaldığımız yerden… devam edeceğiz. Eric hep sana birkaç sorum olacak. Eric şimdi az önce anlattığını… ilgiyle dinledim. Bir şeyi merak ediyorum.
Birincisi şu… Grönlant’ta yağmur yağdı biliyorsun. Ve galiba bu bilinen tarihte… ilk kez olan işe geçti. Kaç gün önce… oldu. Grönlant’ta yağmur yağması… ne anlama geliyor? Birinci sorum bu. İkincisi sorum lafını kesmeden ve uzaktan… konuşunca sıkıntı yaşamadan… onu da sormuş olayım. İkincisi soru da şu. Az önce verdiğim… kötümser küresel ısınma sanayiolarında… yağ şeçiminin değişmesiyle beraber… Afrika’nın…
orta bölgelerinde… ve bugün işte Afrika’nın… savanları diyebildiğimiz bölgelerde… çok ciddi bir yağış artışı var. Aynı paraleldeki Brezilya’da ise… yağış azalıyor gibi görünüyor. Gelecekte tarımsal… üretim konusunda Afrika’nın daha öne… çıkacağını söylemek mümkün mü? Bu yüzden Afrika’ya… dönük olarak bir küresel… Afrika’da yer kapma… savaşı yaşanıyor. O harita Afrika’nın geleceğini…
iyi mi gösteriyor? Yani Afrika’dan bu tarafa olan… ittim güçünün aslında aşağı doğru olması… daha mı doğru olacak? Şimdi ilk kısımla ilgili… Greenland’a bakalım isterseniz. Ben Greenland’a çok çalıştım. Dolayısıyla sorunuzun ilk kısımıyla ilgili… bunları duymak gerçekten çok yıkıcı. Şimdi burada… yağmur olması çok kötü. Çok büyük bir yer. Dolayısıyla devasa bir ülke… olduğunu söyleyebiliriz. Ve güney kısmında… yaz döneminde… yağmur var. Şimdi ise… Greenland’da… yağmur başladı en üst kısımda. İşte bu gerçekten sorun var demek. Çünkü yağmur… olunca…
eğer… haritasına bakacak olursanız… Greenland’ın çok fazla… göl olduğunu görüyorsunuz aslında. Dolayısıyla… su… buradan aktığında… buzu da taşıyor. Dolayısıyla… denize su taşınıyor. Bu da ne anlama geliyor? Deniz seviyelerinin… çok erken döneminde… yükselmesi anlamına geliyorsa…
bu çok kötü bir gösterge bu. Bu alanda yağmur olması. Kuzey Greenland’da da… çalışmıştım. Dolayısıyla geçmişte… kar olan yerlerde şimdi yağmur olduğunu görüyorsunuz. Geçmişte… yine kar vardı. Ve bu eriyor. Artık yağmur oluyor. Dolayısıyla… son derece kuru aslında…
bölge. Şimdi yağmur olduğunda… çok daha fazla… sıkıntı anlamına geliyor. Çok daha hızlı bir… hızlı sorunlar yaşanacağı anlamına geliyor. Bu kötü bir gösterge. Şimdi Afrika’ya bakalım isterseniz. Ben uzman değilim. Gecekte ne olacak Afrika’da? Uzman değilim. Ancak şunu söyleyebiliriz. Kuru alanlar kesinlikle artacak… Afrika’da. Daha çok güneye doğru artacak. Bunu Ghana’da görüyoruz mesela.
Ghana’nın kuzeyi çok daha… kuru hali gelecek. Dolayısıyla… su ile ilgili… savaş olabilir. Yani Etiyopya, Nil… buralarda neler yaşandığını… biliyoruz. Mısır’a gelmeden önce suyun… siyasi görüşmeler olacak. Farklı ülkeler arasında… ve hatta ülkenin içinde bile… suya yönelik… tartışmalar olabilir.
Afrika… dünyanın geri kalanı gibi… özellikle kuru alanlarda… su ile… ilişkisiyle… Tartışmalar olabilir diye düşünüyorum. Özellikle de yağmur… oranlarının değişmesi… son derece kötü. IPCC rakamlarına baktığımızda da… bunu görüyoruz. Bazı ülkeler daha fazla yağmur alıyorlar. Bazıları çok daha az yağmur alıyorlar. Benim ülkeme Danimarka’ya bakacak olursak… Danimarka’da ise… %15 artış yaşandı yağmur oranlarında… son 100 yılda. Ve tahmin bunun daha da artacağı yönünde. Dolayısıyla hem daha çok suyumuz olacak… hem de daha az suyumuz olacak. Bu da tabii ki… tartışmalara yol açabilir. Pek çok yerde amaç suyu bulabilmek olacak gelecekte. Yine… şeyi merak ediyorum. Şimdi… sonunda buldunuz arkadaşlar. Neyse… biraz geç oldu ama sağlık olsun. Şeyi merak ediyorum… Aral Gölü… Orta Asya’da bazı göller var ki… Aral’da bunlardan biri bildiğim kadarıyla… bu göller yer değiştiriyor. Yani zaman içerisinde… birkaç kez küçülmüş ve büyümüşler. Mesela… Celal Şengöl’e bizim daha önce… Şeolog Celal Şengöl’e yaptığımız bir programda… Orta Asya’da bazı göllerin… tarih içerisinde birkaç kez gelip gittiğini doğal nedenlerle… bunların bazıları kum fırtınaları… bazıları jeolojik nedenlerle… oluştuğu ve gittiği. Acaba Aral Gölü’ndeki de böyle bir şey olabilir mi? Yoksa tamamen insan kaynaklı bir geri gidişim bu göldeki? Şimdi bu durumda… şu son derece net… bu değişimlerden zaman içinde yaşanan değişimlerden bahsederken… aslında daha uzun dönemli değişikliklerden bahsediyoruz. Yani göllerin küçülmesi ya da büyümesi derken… Peki biz bu gölde ne görüyoruz? Nehirlerin yolu değişti. Dolayısıyla Konya’da da bunu görmüştük. Mesela kuzeyde… buz varken… Konya… aslında bugünkü İsveç’e benziyordu. Ve bu da aslında… yine buzlardan ve iklimden kaynaklanıyordu. Yani bunlar aslında… zaman… da bakacak olursak… hem göller küçülebiliyor da ya da büyüyor da. Ancak Aral’da gördüğümüz şeyse farklı. Dolayısıyla kısa dönemde değişiklik yaşanan göllere bakacak olursak… ve diğer örneklerden de bahsetmiştim size… bu aslında insan eylemlerinden kaynaklanıyor. Yani bizim durumumuzda bunun yaşandığını görüyoruz. İklimle açıklanabilecek bir durum değil bu değişiklikler. Dolayısıyla bu gerçekten insan eliyle yapılan bir değişiklik. Ama tabii ki haklısınız. Uzun dönemli baktığımızda… göller büyüyebiliyorlar, küçülebiliyorlar. Mesela geçmişte yine Asya’nın ortasında da büyük göller vardı.
Başka iklim dönemlerinde. Taklamakan gölleri mesela. Taklamakan Lake, for instance. Ama tahminlerine de bakabilirsiniz. Mesela IPCC’nin tahminlerine… modernleri takip ediyorlar. Ve şimdi gördüğümüz değişiklikler de aslında… sıcaklık artışı ve… yağmurdan kaynaklandığında… aslında doğal bir durum değil. Doğal duruma baktığımızda… şimdi büyük bir sıcaklık değişikliği olmaması gerekiyor. Ama büyük bir sıcaklık değişikliği görüyoruz.
Kolaylıkla açıklayabileceğimiz şeyler var. Dolayısıyla biz bunu… kesinlikle insan eliyle yapılan bir değişiklik olarak görüyoruz. Kısa dönemli değişiklik olarak. Aynı şey Konya için, Burdur havzası için de geçerli. Toprağın nasıl kullanıldığı ile ilintili bu yaşanan değişiklikler. Bu son derece net. Peki bir şey anlatmıyorum. Bu durumda küresel ısınmayla beraber kuraklıktan bahsettiğimiz zaman…
şimdi küresel ısınma bir yandan da buharlaşmayı arttırıyor. Bir yandan da kurak. Havada bulunan… gaz halindeki suyun miktarı mı arayacak? Artık havada daha mı çok bulut olacak? Yoksa başka yerlerim düşecek bu yağış? Grönlund gibi örneğinde gördüğümüz gibi.
Şimdi bu sıcaklık değişikliğinden dolayı aslında kaynaklanıyor. Grönlund’ta yaşanan durum. Kuzey bölgeye baktığınızda Rusya’nın kuzey bölgesinde de yine aynı durum söz konusu. Daha fazla yağmur alıyorlar. Geleceğe yönelik tahminler de bu yönde. Çünkü bence bu soruya aslında…
hidrolik uzmanlarına suyun umarınız gerekiyor diye düşünüyorum. Ben bu konuda uzman değilim ama su dengesiyle ilintili aslında bu yaşananlar. Ve değişik, keskin yağmur değişiklikleri olduğunda… hava daha fazla suyu eme biliyor sıcaklık arttığı için.
Ve bu daha tabii ki daha güçlü yağmura yol açabiliyor. Hava değişiklerine yol açıyor. Peki son olarak şunu belirginim. Türkiye’deki kaybolan göller. Son 60 yıla baktığımız zaman Türkiye’de çok ciddi miktarda göl alanının kaybı var. Hem alan ufalıyor hem de göllerin derinliği azalıyor. Çift taraflı ayrı ayrı sorunlar çıkıyor. Hem göllerde az önce de bahsettiklerimiz gibi tuzluk olanları artıyor. Hem de göl kıyılarındaki canlı yaşamda, biyolojik yaşamında ciddi bir eksilme meydana geliyor. Peki dünya üzerinde mesela Salt Lake 10 de bahsettin. Amerika’daki Büyük Tuzgölü’nde de bahsettin. Bütün bunlarda gerekli önlemler alınırsa bir geri dönüş sağlamak ne oranda mümkün? Türkiye’deki hangi göller kurtulabilir? Hangi göller artık kurtulma aşamasını kaybetmiş vaziyette? Hangi göller kurtarılamaz? Bence bu konuda henüz yeterli bilgi yok elimizde. Ancak şunu söyleyebilirim size. Eğer stratejiyi değiştirirsek, tarım stratejisini değiştirirsek büyük ihtimalle pek çok gölü kurtarabiliriz.
Eski haline getirebiliriz. Mesela size belli başlı örneklerden verdim. İran örneğini vermiştim. İran örneğinden bahsettim. Çok fazla şey yapılabilir. Hem Konya’da hem Burdur’da, Marmara’da. Göller geri kazanılabilir. Çok daha iyi hale gelebilir buradaki sular.
Dolayısıyla kesinlikle adım atılması gerekiyor. Bu zor çünkü aslında şeker fabrikalarına yatırım yapıldı. Pek çok alana yatırım yapıldı. Damlama su kullanılması gerekiyor. Dolayısıyla sizin daha iyi kullanmanız gerekiyor suları. Çünkü bence benim ülkemde spray kullanamıyorsunuz.
Sprayları görmek çok dayı değil. Günün içinde bir spray kullanmıyoruz. Çünkü buharlaşma riski var. Dolayısıyla benim ülkemde bu tür kısıtlamalar var. Türkiye’de ise Konya havzasında 24 saat bazen bölgelerde sprayleme yapılabiliyor. Dolayısıyla kuraklık söz konusu olabiliyor. Şu son derece net. Çok fazla şey yapılabilir orada.
Daha önce de duyduğumuz gibi su dengesi son derece önemli. Eğer su seviyesi azalırsa yer altı suları azalırsa gerçekten artık bir şeyler yapmak gerekiyor. Dolayısıyla yer altı sularını bu kadar fazla kaybedemezsiniz. Her yıl bu kadar hızlı kayıp olursa artık tarım da yapılamaz. Daha sürdürülebilir hale gelmesi gerekiyor öncelikle tarımın. Bir başka nokta da şu vurgulamak istediğim.
Eğer şimdi diyelim göller ölsün derseniz işte 200 yıl sonra geri gelir göller derseniz iklim değişikliği sorunları olacak zaten. Ama buradaki esas sorun şu. Sizin Türkiye’de çok fazla endemik türünüz var. Yani yalnızca Türkiye’ye özgü pek çok tür var. Dünyanın hiçbir yerinde yok bu türler. Eğer bu türleri bu endemik türleri kaybederseniz geri gelmeyecek bunlar.
Yani göller geri geldiğinde bile bu endemik türler geri gelmeyecek. Ya da artık insanlar için bu kadar çekici olmayacak işte pandalar gibi. Dolayısıyla işte pandalar bize benziyor diye düşünüyoruz. Onları çok önemsiyoruz. Öncelikle endemik türlerin korunması gerekiyor Türkiye’deki. Mesela balık türleri var. Pek çok Türkiye’ye özgü balık türü var.
Bu göllerin kesinlikle kurutulmaması gerekiyor. Suların kurutulmaması gerekiyor. Asla geri dönmeyecek bu endemik türler eğer kurutulursa. Bu türler paleolik dönemde gelişti. Dolayısıyla buzul dönemde su vardı. Kuzeyde çok daha az türümüz var bizim. Çünkü burada gelişmediler. Ama sizin çok fazla endemik türünüz var Türkiye’de. Türkiye’ye özgü pek çok tür var. İşte bu türleri kesinlikle korumanız gerekiyor. Gölleri yok etmenin riski işte tam da burada yatıyor. Eğer 200 yıl sonra ortaya çıkarsa göller pek çok tür kaybolmuş olacak. Teşekkür ediyorum. Tabii buzul çağında buranın bir konservasyon alanı olduğunu, bu sığınma alanı olduğunu pek çok can tür için ve o yüzden de Türkiye’de çok fazlasıyla, Anadolu’da da varuz çok fazlasıyla endemik tür olduğunu hem Balkan tarafında hem aşağı tarafta hem de Kafkas tarafındaki ceplerden böyle bir endemik tür artışının bu bölgeye de olduğunu biliyoruz. Peki hocama geçmiş diyorum. Hocam şimdi yeraltı sularıyla ilgili durumu nasıl tespit ediyoruz? Yer üstü sularını biliyoruz. Siz kuyularda 1 ila 2 metre arasında eksim var dediniz ama
veriler durumun çok çok daha vahim olduğunu gösteriyor yeraltı sular açısından. Türkiye’nin yeraltı suyu kaybının ne miktarda olduğunu tespit edebiliyor muyuz? Ettiğsek ne kadar? Şimdi bu tabii ciddi bir soru.
DSE’yi kuyularda ölçüm yapan kurum, DSE’yi ve Konya Kapalı Havuzası’nın birçok yerinde de istasyonları var, kuyuları var. Biz de verileri onlardan alıyoruz zaten. Yani bağımsız projeler kapsamında kuyular açılabiliyor. Biliyorum Beşşehir Gölü’nde açılmıştı birkaç tane ama bütün kuyuların işletimi de DSE’ye ait ve bu verilere biraz ulaşmak da çok zor aslında.
Bu soruyu sanırım Hafsullah Bey benden daha iyi cevap verebilir çünkü ben hidrolog değilim, yeraltı suyu uzmanı değilim. Ama biz verilerimizi bu proje kapsamında kullandığımız verileri DSE’yi de aldık. Projede bulunan diğer hidrolog arkadaşımız analiz etti verileri. Ancak Kapalı Havuzası’nın farklı noktalarındaki istasyonlardan elde edilen bilgiler her yıl ortalama bir bazı noktalarda özellikle Konya’nın güneyi, Karakınar civarlarında ikiye yakın azalmanın olduğunu söylüyor. Bu da size gösterdiğim bir harita vardı hatırlıyor musunuz? Palio Gölü’nü oldu, kurumuş gölün. Mesela jeologlar da bu Palio Gölü’nün eski göl tabanı olduğu için geçiriminin daha az olduğunu ve buralarda yeraltı sularının yenilenmesinin ise daha zor, daha uzun zamanlarda olacağını söylüyorlar. Bu da ayrı bir risk mesela. Tükettiğimiz suyu yenilecek yağışlar olsa, hani biraz önce Ağaf Sulah Bey’in anlattığı o su dengesinde yağışlar yağıyor ve eğer biz betonlarla kaplamamışsak, sızıntı olarak yeraltını doyurmaya inecek olan sular daha zor bir engelden geçtiğini söylüyor jeologlar. O birinci sıkıntı.
Diğer bir sıkıntı da belki de şu an bunu yine bir hidrolokların olduğu toplantıdan hatırlıyorum ben. Fosil suları kullandığımız, yani o kadar aşağı indik ki su seviyesi kaç bin yıl önce oluşmuş suları kullanıyoruz.
Bu pompaların da artık yeryüzüne çıkaracağı seviyenin de altına düşebilir ve bu da tamamen sürdürülebilir olmayan bir yere doğru gidiyoruz. Yani yenilenemiyor çünkü. O denge, biraz önce gördüğümüz o su dengesi yenilenemez durumda. Daha çok tüketim, daha az yenilenme var. Yani biz bütçede eksi durumdayız.
Hem yeraltı suyunda hem de göllere gelen suda eksi durumdayız. O yüzden göller kuruyor. Yani göller aslında yeraltı suyuna su kaçırıyorlar. Sızıntıyla su kaçırıyorlar. Çünkü bu şey, bir denge yani. Birleşik kaplar teoremi. Çok olan, tam az yeri olana doğru akacak. Ya da birleşik kaplar teoremi ne diyebiliriz? Yani buradaki azaldığı zaman bu olarak. Aynen aynen. Hocam şimdi DSI’den bir mühendisten geleni bilgiyi aktırayım ben hemen size.
Türkiye’de Suyun Yönetimi Gelen Müdürlüğü diye bir kurum kurdular. Ama bütün uygulamalar DSI’de ve kimsenin herhangi bir şey yaptığı yok. Hocaların söyledikleri teorek olarak çok doğru. Ancak Suyun Yönetimi Gelen Müdürlüğü de teoride var gibi. Uygulama ise daha henüz yeraltı suları tek başına bir şube bile değil. Şubenin adı Geo Teknik Hizmetler ve Yeraltı Suları Şube Müdürlüğü.
Yani yeraltı sularıyla ilgili olarak DSI’nin yapmış olduğu doğur cümle çalışma yok anımefendi. DSI’yi baraj, gönet yapar bir kurum aynı zamanda. Ve yeraltı sularıyla ne yazık ki yeterince ilgilenmiyor bunca soruna rağmen diyor bu mühendis. Ve yeraltı soruna sürekli müdahale geliyor. Sonuçta esnede gibi çıkmadığı zaman da açıklanmıyor demiş bu adının açıklanmasını istemeyen DSI mühendisi.
Size verdiği bilgiler. Türkiye’de kurumların yetkileri arasında hep sıkıntıları yaşıyoruz. Yani aynı olayın. Mesela nitrat diyelim sudaki azot. Sağlık Bakanlığı, Tarım Bakanlığı, DSI’yi ve çok farklı kurumlar aynı kimyasalın sudaki miktarını ölçmekle sorumlu. Ve bu kurumlar arasındaki yetki kargaşası bazen sıkıntılar yaratabiliyor.
Ama Türkiye’nin yani biraz önce de dile getirildi. Sulardan sorunlu en köklü kurumu 1950’lerde kurulan DSI’yi. Yani DSI’yi izleme ve suyun kullanımına ait de yönetimsel gerekli sistemleri kurmakla sorumlu kurum. O yüzden DSI’nin yeraltı sularınınla ilgili verileri biz DSI’den alıyoruz.
Bu bahsedilen su yönetimine bağlı şube’nin ben de açıkçası ne yaptığını bilmiyorum. Muhtemelen bir şeyler yapılıyordur ama biz veri ihtiyacımız olduğunda, çünkü bu izleme verileri devletin yaptığı veriler, devletin topladığı veriler, biz DSI’yi muhatap alıyoruz kendimize. Yani DSI’den alıyoruz. DSI işini eksik yaptığı zaman sizin bilimsel çalışmanıza haliyle eksik kalıyor bir yandan daha, bu kadarıyla. Evet evet evet evet evet. Yani bu veri toplama işi gerçekten çok önemli. Yani DSI’nin bu izleme alış sistemi olanları anlayabilmek ve gelecekte olacakları tahmin edebilmek, öngörü modelleri yapabilmek için sağlam veriye ihtiyaç var. O yüzden bu köklü kurumların korunması çok çok çok önemli. Yani topladıkları verilerin korunması çok önemli.
Ve bu yetki karmaşasının çözülmesi, yani tabi büyük bürokratik olaylar zor çözülebiliyor ama yani bazı yetkilerin de sınırlarının belirlenmesi tabi ki önemli. Bu tabi benim anlayabildiğimden daha karmaşık bir sorun olabilir Türkiye için. Ancak biz çalışanların, yani hidroloji, ekoloji ile çalışan ve su verisine, su seviyesi verisine ihtiyaç duyan,
yeraltı veya yüzey suyu verisine ihtiyaç duyan bilim insanlarının muhatap olduğu kurum değil. Çünkü izlemeden sorumlu. Peki hocam teşekkür ediyorum. Sağ olun. Hemen bir tekrar hızlıca… Ben bir şey eklemek istiyordum. Bu bio çeşitlilikle ilgili aslında. Bu görsellere dönmeden de anlatabilirim. Sorun değil.
Bio çeşitliliği biz yeteri kadar idrak ettik mi bilmiyorum. Ancak bio çeşitlilik bizim geleceğimiz demek. Yani bio çeşitlilik benim boynuma taktığım kolye gibi bir aksesuar değildi orada. Veya kulama taktığım küpe gibi bir aksesuar değil. Bio çeşitlilik o suyun içinde canlıların yaşayabileceği çok fazla ortam sağlandığı için
var olan ve uzun zamanlık değişimler sonucunda ortaya çıkmış bir şey. Bio çeşitlilik arttıkça bu ekosistemlerin bize sunduğu hizmetler artıyor. Ekosistemlerin hizmetleri sayesinde biz ayaktayız. Mesela karbonun tuttukları için iklimi koruyabiliyorlar. Suyu temizledikleri için biz o suyu içme suyu olarak kullanabiliyoruz. Suyun içinde su içi bitkilerinin zengin olduğunda biraz önce Meriç Hoca’nın gösterdiği o yeşil siyonobakter artışları olmuyor.
Veya çok daha az oluyor ve biz bunu içme suyu, sulama suyu olarak kullanıyoruz. Veya balık oluyor, balıkçılık yapıyoruz. Bu bir çeşitliliğin sağladığı bir ekosistem hizmeti. Rekreasyonal hizmeti var veya sanatsal hizmeti var. Mesela Monet’in resimlerini düşünün. Su nülüferlerini düşünün. Sanat, şiir, dinler, hinduizmi düşünün. Ganj Nehri ne kadar önemli insanların kendi ibadetlerini yapabilmeleri için. Bu ekosistemlerin sunduğu bu hizmetlerin arkasında yatan en önemli neden ise bir o çeşitliliğin yüksek olması. Türkiye gerçekten çok şanslı. Sizin de ifade ettiğiniz gibi bu son buzullahşma döneminde barınak olarak, sığınak olarak çalıştığı için Avrupa’ya kadar bütün türler Türkiye’de toplandığı için. Mesela 384 tane balık türü var Türkiye’de. Bu balık türlerinin endemizm oranı çok yüksek. En yüksek olan havzada Konya Kapalı Havzası. %70 falan endemik. Geriye geliyor 2. en yüksek olan Burdur Kapalı Havzası. Orada da %54 endemizm. Yani biz aynı zamanda bunları yani biyolojik değerini kaybettiğimizde ekosistemlerin sunduğu hizmetleri de kaybediyor olabiliriz. Başka bir sorun ise bu sürdürülebilir olmayan noktaya gelmiş olan tarımı da kaybedebiliriz. Yeraltı suyu kayboluyor, yüzey suları kayboluyor, dereler akmıyor, göller yok. Nasıl bir tarım yapacağız o zaman? Yani IPCC’nin 9 Ağustos’ta açıklanan 6. değerlendirme raporunda iç sularla ilgili söylediği en önemli şey kuraklıkların artması. Zaten yanlış bir kullanımın üstüne kuraklıktan bahsediyorum ki. Bu Konya Kapalı ve Burdur Havzası’nda yanlış bir kullanımı görebiliyoruz. Etkilerin içinde yaşıyoruz. Bunun üstüne kuraklığın, ısı dalgalarının artması.
Sonucu tarımın insan sağlığının çok ciddi riskli olduğunu söylüyor. Yani biz de bu noktaya gitmeden daha verimli suyu daha verimli kullanabileceğimiz sulama sistemleri ve suya daha az ihtiyaç duyan ürünleri düşünüyor olmayı ve buna geçiyor olmayı
ve önümüzdeki günlerde acendamızda olması gerekiyor diye düşünüyorum. Sağ olun, çok teşekkürler. Mürüc Hocam, şimdi size şunu merak ediyorum. Göllerimiz kayboldu bir sürü gölümüz, %60 ay kayboldu diyebiliriz toplam göl alanımızın.
En büyük gölümüz olan Van Gölü’nün 3 katı kadar bir göl alanını Anadolu’da kaybetmiş, daha doğrusu Türkiye’ye gayet kaybetmiş vaziyetteyiz. Fakat buna karşı kazandığımız göl alanları var, baraj göllerimiz. Bunları karşılaştığımız zaman, yüz ölçümü veya toplam tutulan su hacmi olarak karda mıyızdır, zararda mıyızdır? Bununla ilgili bir veri var mı elimizde? Bir baraj gölü, bir doğal gölün yeri tutar mı? Yoksa baraj gölü, tam aksine bir çevresel sıkıntı mı yaratıyor Uzunvalide? Sorunuza geçmeden izin verirseniz Fatih Bey, şey söyleyeyim, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün ismi geçti. Benim Ankara’ya sık sık gittiğim durumlar olur bilimsel amaçlı. Bana göre Türkiye’de en iyi bilimsel çalışman yapan kurum Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’dür. Gerçekten akademik çalışma yaparlar, mesela taşın kontrolü raporları var, hasta sanayi raporları var. Siyanotoksü projesini yürüttük falan, son derece bilimsel çalışmaya inanan bir genel müdürlük. Zaten mühendis onu söylüyor, bilimsellikler için bir sıkıntı yok, uyuramazsın. Ama işte yetkileri yok, yani o deseyi ve Çerre Bakanlığı’nın şey yapmaları lazım. Yetki karmaşası var, ben de lafı buraya getirecektim. Aslında su kanunu çıksa ama bu haliyle değil, biraz daha elden geçmesi lazım. Dolayısıyla sanki orada haklarını teslim etmek lazım, iyi çalıştıkları için o genel müdürlüğün.
Sorunuzu şöyle anlatayım isterseniz, aslında düzeni bozduktan sonra, ekosistem bozduktan sonra suyu depolamanın bir şeysi yok. Şu anda Burdur Gölü’nü konuşuyoruz. İşte biliyorsunuz iki gün önce Basra’yı yansıdı, noduleler diye bir siyanobakteri artıyor ve o aradaki ekosistemi darmadavan etmiş. Neden? Çünkü oraya yakan dereler üzerine baraj yaptığınız zaman barajda suyu depoluyorsunuz ama göldeki su kurutuyorsunuz veya bir sulak alanı kurutuyorsunuz. Bunun geçişli bir tarafı yok.
Ben şunu söylemek isterim Fatih Bey, artık benim çocuk doğumunda, bilmiyorum ekranda bunlar söylenir mi ama biz haftada bir gün duş yapardık, banyo yapardık. Annemiz bize öyle öğretmişti. Bunu açıkça söyleyeyim, bu ne ayıp bir tarafı yok. Ama şu anda günde iki lafı üç defa banyo yapıyoruz. Yani günlük ihtiyaçlar çok arttı. Diğer bir konu artık insanlar şeyi anlaması lazım. Tüketim alışkanlıklarıyla ilgili biz bildiklerimizi değiştirmezsek gerçekten barajlarda göllerde de akarsular da hocam da bahsetti su bulamayacağız. Domatesi yerken aslında suyu içtiğinizi, 150 litre civarı su harcanıyor. Düküyor domatesi. Evet düküyor domatesi. Ayakkabı giyerken artık üç çift ayakkabı yetiyorsa yedinci alma kardeşim artık bunu yapmayın. Et yerken. Et yerken, süt içerken.
Çünkü bunun arkasında bir su var. Bizim de su hacmimiz dünyada biraz belki rahat ama biz özellikle Kuzey Avrupa ülkeleri biraz bize göre rahat ama biz rahat bir ülke değiliz. Gittikçe kötüye giden bir vaziyetimiz var. Şimdi ben şeyi biraz konuyu heslere getirmek istiyorum bizim herherseniz. Evet ben unutamıyorum. Çünkü rahatsız olduğum bir konu. Gerçekten son yıllarda tabircay ise uygun olan ya da olmayan her yeri hes yapmaya başladık. Şimdi bu taşlarla ilgili bir direk bağlantı kurmak istemiyorum ama örneğin ben Artinliğim orada biliyorum küçük bir ilçede Şafşat’ta 6 tane hes yapıldı. Yani buralar bakın bir model Avusturya aslında ben Avusturya’da 1 yıl kaldım. Yani orası yani suyunu satmak zorunda değiliz. Sudan elektrik üretmek zorunda değiliz. Yani su akar Türk bakar kısma beni çok rahatsız edemiyor. Bırakınız Aksın diyorsun. Bırakınız Aksın gerçekten orayı da ekosistini pazarlayalım. Endemik pitliler var onları pazarlayalım.
İnsanlar ekosistemi keşfedip oraya gelsinler ziyaret etsinler Avusturya’da Fatih Bey 10 milyonluk Avusturya’ya 30 milyon turist geliyor. Bakın bize bildiğim kadarıyla 40 milyon turist yakalayamadık. Önümüzde bildiğim kadarıyla. Bu koca bir ülkede denizci güneşi satıyoruz ama hala 10 milyonluk Avusturya’nın trendini yakalayamadık. Dolayısıyla biz bilelim ki Merem hocanın da bahsettiği gibi çok şeyi kaybediyoruz. Yani 384 tür balıktan bahsetti Merem hoca ama 4 turu şimdiye kaybetmişiz. Yok bir daha gelmeyecek ve Avusturya’ya göre 44 tane tür tehlike altında. Yani bunlar biraz daha üzerine gidersek derileri gölleri biraz daha kurtarsak gelmeyecek. Havada kuşunuz yoksa suda balığınız yoksa yani beton size ne anlatır? Artık insanların bunu anlaması lazım. Yani isyan etmemiz lazım. Yahu attığını gördük Selda’ya. Evet Selda’nın anlattığını gördük. Yani bunu artık yavaş yavaş bizim de herkesi anlatmamız lazım.
Diğer bir konu yani o artık pelesenk oldu dili ama dillerimiz ama ya ne olur artık su yönetimiyle ilgili bilimsel yazılanlar çizilenler uygulamaya geçsin. Bunlar çok rapor var. İnanılmaz güzel raporlar var. Ama biz hala eğer şeker pancarını, şeker kamışını, kan olayı kapalı ağızla değiştirmeye kalkıyorsak bu göller koruyacak. Yer altyazıları eğilmeye devam edecek. Obruklar oluşacak her sene.
Ben korkuyorum ki şehrin içine doğru gidecek olduklar. Yani bu artık şehrin mahallesi gitmiş. Yani buna hakkımız yok gerçekten. Su yönetimiyle ilgili dediğim gibi çok yazılmış güzel metinler var. Yazılmış güzel kitaplar var. Makaleler var. Sorunumuz ne? Sorun uygulamamak. Siyasi iradeyi artık bu yöne doğru yönlendirip bir an önce korkutucu karar almak lazım. Eğer biz sudan korkmazsa su bizi korkutacak Fatih Bey. Yani geleceğimiz gerçekten çok sıkıntılı. Çünkü biz İstanbul’da ve çevresinde şunu görüyoruz. Biraz önce Meryem Hoca, Barun Erik bahsetti. Evet bazı alanlar kurtarılabilir. Ama şunu görüyoruz. Giden gelmiyor. Maalesef gelmiyor. Yani habitatı tekrar oluşturmak oldukça zor. Ama sevinerek de söyleyeyim bir sarı yer derileriyle çalışıyor İstanbul’da sarı yer derileri. Hala balık var. Şehrin içerisinde balık var. Bunları koruyabiliriz. Buraları bir ekosistem yuvası yapabiliriz. Ve şehirde bir su kültü yaratabiliriz. Neden bunları söylüyorum?
Yani 1980’li yıllar sonuydu. Hocam şunları şeyi temizlediler. Neydi oran adı? Kurbağalı dereyi temizlediler. Evet, evet. Ne diye uğraştı, ne dindi, ne yaptı. Bir sene önce temizledi. 15 gün önce tekrardan büyük bir pisti. Çünkü içine herkes yine her şeyi atmış. Hani bu fotoğrafta olduğu gibi. Bakın 1980’li yılların sonuydu galiba. Dünya Bankası’ndan bir yardım alınmıştı anlıyorsam. İstanbul dereleri restore edilecekti. Restore edilmek adına ne yapıldı biliyor musunuz Fatih Bey? Üzerleri örtüldü kanaline getirildi.
Bu doğru bir şey değil. Ne olduğunu sonra müsterajla uğraştık. Şu anda bakın sizle program yaptınız. Ben de izledim. Müsterajla ilgili ne yaptık ondan sonra? Hiçbir şey yapmadı. Simaf çayı hala kötü akıyor. Dilde Doğulası’ndaki deri hala kötü akıyor. Biga çayı hala kötü akıyor. Denizli eşyajına devam ediyoruz. Yani bunlara ilgili kuşkusuz bu güne yarına bir şey olmaz ama en azından iç su kaynaklarının denize göre daha kısıtlı olduğunu, bir çeşitli bakımdan zengin olan kaynakların Türkiye’ye bir ödev yüklediğini,
bunları kaybedersek aslında dünya rezervlerinden de bir şeylerin gittiğini anlamamız lazım. Yani şu anda belki özellikle Konya Kapalı havzayı konuştuk ama inanın Karşı’dan Ardağan’a kadar, Kur’an’a erine kadar, Aras’ın erine kadar, Müriş’e erine kadar hepsinde sıkıntılarımız var. Debirleri düştü, su katilleri düşük, yoç işçilik azaldı. Peki mesela bu bir iki yıldır söz konusu olan ve bu yıl artan kuraklılığı bir alakası var mı yoksa genel hatalar mı? Genel hatalar.
Genel hatalar, ya bu hatalar çok sık yapıyoruz, yani ölçüsüzce su çekiyoruz dereden. Yani bir hesap kitap olmalı. Yani şu anda örneğin hesler yapılırken, can suyu diye bir şey bırakılıyor. Biz ona canı çıksın suyu diyoruz artık. Yani belli bir metrelere su tamamen kayboluyor. Yani sizin eğer derenizde alabalığınızı artık kaybediyorsanız, o aradaki bakın bir hes de, hes yapılırken inanın bana havadaki kuşu düşmeniz lazım. Ormanda ayı varsa, kurt varsa onu düşünmeniz lazım. Yani bir karat sistemini düşünmeniz lazım.
Türkiye’de şu anda ne yazık ki üretilen elektrik ve kazanma para konuşuluyor. Ama kaybettiğimiz ekosistem konuşulmuyor. Yani ben tekrar ediyorum, biz güzellikleri kaybederken paranın önemi olmadığını düşünüyorum. Ve habitat kayıpları gerçekten bize büyük hedef yüklüyor. Meryem Hoca da bahsettiği ciddi bir şekilde şu anda bizim kırmızı listimize giren ciddi bir habitat kayıplarımız var.
Bunlar geri gelmeyecek ve gelecekle ilgili olarak bizim özellikle Tarım Bakanı’nın, Şehri Bakanı’nın bir araya gelip, iyi bir emarte çalışmaları yapıp hakikaten aklımızı başımıza almamız lazım. Yoksa ciddi bir şekilde biz 4 balığı kaybettik ve 2-44 balığı kaybedeceğiz. Hocam, sizin için çok güzel bir şey kaldı mı?
Ben söylemek istedim evet, benzer şeyler var ama bize mesaj yazan arkadaşımız bir yerde haklı ama bir yerde de teknik anlamda, idari anlamda daha uzun bir düzeltme yapmak lazım. Hocam, bir şey etleyebilir miyim Fatih Bey? Çok özür dilerim. Çünkü çok aklıma gelince çok, ve sahada rastlayınca dikkatimi çeker. Birkaç yedir rastladığımız için, özellikle Orta Anadolu’da gidiyoruz, tabela var.
Yüzmek yasakları tabelası var, ortada göl yok. Yani ciddi bir şekilde bizi düşündürmeli. Tabela gerçekten var, hala çakaladır ama göl görmüyoruz ortalıkta. Diğer bir konuda onu biraz önce Siyano bakterilerini anlatırken söylemek istedim ama galiba unuttum söylemeyi Fatih Bey. Artık sularımız kirlendi. Su miktarı azaldı, su seviyeleri düştü.
Değişen su miktarı, azalanan su miktarının kirletilince maalesef orada zararlı organizmalar daha fazla çoğalma şansı buluyor. Su azalınca çünkü daha fazla, kirletici daha fazla etki yapıyor. Daha yoğunlaşıyor. Örneğin bu Siyano bakterileri, Siyano toksininden insanlar da karaciğer kanserini titikleyen etki yapabiliyorlar. Hocam bir şey soracağım, şimdi bizim izleyicimiz sormuş. Bu göllerdeki kirlenme, buharlaşarak havada da kirlenmeye sebep oluyor mu? Siyano toksine ilgili öyle bir durum var maalesef. Eğer aşırı yükleme varsa, Siyano toksin üretimi varsa maalesef havadan da alınma şansınız var. Dolayısıyla bunun takip edilmesinde büyük fayda var. Bu çalışmalarda da var. Hatta biz de bir proje yazdık şu anda yeni. Bununla alakalı çalışıyoruz. Şimdi tabelalar çakılır Fatih Bey. Birçok yerde Siyano bakterisi, Siyano toksini artışı olduğunda işte bu gölde, bu Baraj gölde yüzmesi yasaktır.
Ta ki seviyeler düşünecek kadar. Çünkü Dünyasal Gökyüzü diyor ki böyle bir şeye girmezseniz insan sağlığına zarar vereceksiniz. Benim bildiğim şu ana kadar Türkiye hiç bir tabela çakılmadı. Biz bunu İznik Gölü’nde de görüyoruz. Siyano bakteri artışları var. Orada fotoğraflarında çektik bol bol. Fakat uygulanmada maalesef böyle bir şey yöneliz. Göremiyoruz. İznik Gölü’de bir küçülme var mı? Küçürmediğim yerin üst seviyesinde düşünüş var ama onun geçiş olduğunu düşünüyoruz. Bir kilise çıktı ortaya hatta falan. Ama tekrar ediyorum, pessizlik kirlenmesi son derece ağır geçiyor. Barajlar yapılmaya başlandığı şeyin üzerinde dikkatli olmak lazım. Baraj da oraya ekositeme büyük zarar verebilir. Sapanca? Sapanca’da da aslında ilginç bir göl, Sapanca Gölü. Orada da plan tozik istediğimiz Siyano bakteri oturu 10-20 metre derinlerde. Yani suyun üstünde baktığınızda tertemiz ama 10 metrede durum fecat. Ama gerçekten çok yaratıyorlar belediyeye. Bunu güvenle söyleyebilirim. Arıtma tesisinden çıkan su miktarına da sürekli ölçümü yapıyoruz. Gayet şey ama özellikle bunu sorduğunuz için teşekkür ediyorum. İçme suyu şişeleme fabrikaları var o derelerin üzerinde. Ciddi bir şekilde ben uzun vadede oraya sıkıntı yaşatacağımı düşünüyorum. Biraz kontrol edinmeleri gerektiğini düşünüyorum. Yani çünkü biraz ölçülsüz ücreti çekerlerse ekositemin ciddi zararı verecek diye görüyorum.
Peki hocam sağ olun. Bir kısa ara vereyim. Sonra Havsul Hoca’ndan kapatacağız programı son bölümde. Havsul Hoca’m özür dilerim beklemek müstahakaldım. Son bölümde son süre sizde. Buyurun.
Çok teşekkür ederim. Küçük bir düzeltme bence yapma gereği var. Bizi izleyen değerli seyircimizin Devlet Suişleri Genel Müdürlüğü’nde şube değil ama bir daire olarak bir yaratıcıları ile ilgili bir daire olduğunu bir düzeltelim. Devlet Suişleri’nin bir personeli değilim ama su ile ilgilenen birisinin mutlaka girdiği bir kurum olarak devlet suişleri’nin yapısını biraz biliyorum. Orada Jöğüt Teknik Hizmetleri ve Yaratıcıları dairesi başkanları var.
Şube’den daire olan. Şube’nin üstü evet doğrudan genel müdürlüğe bağlı genel müdürlüğün bir altında. Su yönetme genel müdürlüğü de kendi kuruluş yasası gereği epey çalışma yapıyor ve özellikle bu konumuzla ilgili yaptığı çalışmalardan bahsetmek yeri gelmişken bence gerekir.
Kuraklık yönetim planları havza bazında uzun zamandır yapılıyor ve aslında enteresan da Konya ile başladı. Yani bugün biz Konya’yla özellikle konuştuk. Konya kapalı havzasıyla başladı. 2015 veya 2016 yılı olması lazım. İlk rapor çıktığı sene. O gün bugündür özellikle Türkiye’nin doğusundan ve güneyinden başlayan yani kuraklığa meyilli havzalarının kuraklık eylem planları yapıldı.
Bunun öncesinde aslında taşkın eylem planları da yapıldı. Özür dilerim. Taşkın yönetim planları. Ve şimdi kuraklık yönetim planları yapıldı. Ve bu yönetim planları aslında bir kere yapılıp raflara konmak şeklinde değil işin içine girmiş birisi olarak söylenen şey şu. 6 yılda bir yenilenmek üzere revize edilmek üzere yapılıyor bu raporlar. Bu çalışmalar. Tabii şu anda ne aşamada bilemiyorum.
Kaç tane havza yapıldı kaç tane havza yapıldı bilmiyorum ama 2008 kuraklığına ben dikkat çekmek istiyorum. Hazır şurada ekranda var ama seyircilerimize yansımıyor. Yaşta 2008 yılında biz ciddi anlamda bir düşüş gözlemiştik. Türkiye’nin rafları. Arkadaşlar şu grafiği alabilir miyiz? Hazır gelmişken göstermekte bence fayda var. 2008 yılı ve Seyhan havzasını biz bu kapsamda inceledik. Seyhan havzasında o zaman devlet su işlerinde yetkili. Yani bu gündem daha mı vahimdi o zaman düşünce? Evet yani o yukarıdaki grafikte dişlerin en küçüğü 2008 yılı. En son rakamımız 2020. 2021 rakamları henüz yok. 2020 daha yukarıda 2008 gördüğünüz gibi bu dişlerin en küçüğü 2008 yılı çok kötü yağış anlamında. Tabi ciddi anlamda bir kuraklık olmuş ve o zaman Seyhan havzasında Adana’ya su veren barajların ölü hacminden su alınmış. Ölü hacim dediğimiz şey şudur. Baraj ömrü boyunca bir kısım toprak gelir ya su ile. Onun toplanacağı yerdir. Ama tabi baraj yapılır yapılmaz. Orası toprakla dolmaz. Bir miktar önce su dolar. Yani projenin ömrü sonunda oranın toprakla dolması beklendirir. O zaman oraya bile inilmiş. O derece yani Adana’ya su vermek için ölü hacimden su alınmış. Yani o kadar etkili bir kuraklık olmuş. Ve o zaman tabi hububat ekiminde ciddi anlamda rökolde düşmeleri ve zararlar olmuş tarımda. Tarım için süpansiyonlar yapılmış. Devlet birtakım destekler vermiş. Rakanlar belli ama şu anda o rakamları ben söylemek gereği yok. Artı çok da gerekli değil. Yenilerde biten hatta yeni. 15 Ağustos’ta bittiğimiz bir projem sizden ben de kısaca bahsetmek isterim. Verinin öneminden de sunumu göstermeye dahi gerek yok. Ama orada Meryem Hoca’nın da bahsettiği veri konusuna ben değinmek istiyorum. Küçük Menderes havzasını inceledik. Küçük Menderes havzasını anlamak için 3 sene boyunca kullandığımız toplam veri. 5 tane akım gözleme istasyonu, 5 tane de meteoroloji istasyonu. Ve ondan daha az sayıda da yaratı su seviyesi.
Yani bu kadar az veri var. Veri var aslında yok değil ama yeterli değil. Bu verinin kaynağı da aslında 1935’e kadar gidiyor. Elektrik İşleri Etitveresi diye bir kurum vardı. Kapatıldı. Süleyman Demir’in başkanı olduğu kurum bir arada. Evet. Elektrik İşleri Etitveresi. Turgut Özal da. Turgut Özal, Süleyman Demir yani. Reca Eytutan. Evet. Veriden sorumlu buydu aslında.
Şunu söyleyerek aslında ben de toparlıyordum. Biz kuraklık riskini ortadan kaldıramayız. Kuraklık her zaman olacak. Gelecekte geçmişte olduğu gibi, gelecekte de karşımıza çıkacak. Bizim yapabileceğimiz şey şu, onun şiddetini azaltmak. Su kullanımını doğru bir şekilde getirerek.
Yani kuraklığı yönetebilmeliyiz. Kuraklığı yönetebilmeli. Risk ortada olacak ama biz onu yönetebilir hale getirmemiz lazım. Bunu yapacak bana göre kapasitemiz de var ama kuraklığı ortadan kaldırma kapasitemiz insan olarak yok. Yani bu bir doğa olayı çünkü ama mühendis olarak çevre bilimci olarak biz bunu minimize edebiliriz. Yapmamız gereken o. Bunun için bir takım önlemler almamız lazım.
Önlemler tabii oturup ben burada aslında yukarıya değil ben aşağıya bir takım mesajlar vermek isterim. Aşağıdayken vatandaşları. Vatandaşa. Yani hani İngilizcede batma, at dedikleri yaklaşımı kullanmak isterim. Yani aşağıdan yukarıya. Çünkü devletin kurumlarının zaten kuruluş yasalarında yapmaları gereken şeyler öngör. Evet.
Yani bu oturup onlara öğretecek durum. Söz konusu değil zaten biliyorlar. O yüzden onlar zaten biliyorlar. Onların artık problemi. Ama biz birey olarak, topun bir birey olarak yapmamız gerekenler ortada. Kuraklık yönetim planlarında bir takım yanılsamalar var. Onlardan bizim kaçınmamız lazım. Mesela sulamada kullanalım diye eğer bir su biriktirirsek ve barajda biriktirdiğimiz suyu gördüğümüzde bakın suyumuz varmış deyip bir yanılsama içine girmememiz lazım. Bu suyun olduğu anlamına değil geçici bir süre oradaki varlığına işaret eder. Yani barajdaki su bizim suyumuz nedir aslında? Geçici bir sudur. Sonuçta kullanalım diye biriktirmişiz orada.
Aslında biz hani hocam söyledi aslında akıp gitmesi ve bizim bakmamız gereken suyuyken biz onu da toplanmışız. Gerektiğini de kullanabilelim diye. Bu birincisi. İkincisi arz talep döngüsü. Aslında biz su arz ederek talebi arttırıyoruz. Yani bunu yapmamamız lazım. Bana göre talebe göre bizim arz geliştirmemiz gerekir. Bu da önemli bir sıkıntı. Bir şey daha var. Mesela sulama tekniklerinden bahsettiği daha etkin sulama tekniklerinden daha etkin sulama teknikleriyle aslında biz bir su tasarrufu yapıyoruz.
Bu bir kazançtır. Ama bu ürün desenini değiştirmemize neden olmamalı. Ha suyumuz varmış deyip daha fazla su ihtiyacı duyan eğer ürüne dönersek o zaman burada da yine bir yanılsama içine gireriz. Bundan da kaçmamız lazım. Bir de kurumsal karmaşıklık. Ona hiç dokunmayalım isterseniz. Hem merkezli hem de yerel kurumların. Kimin sorumlu kim ne yapıyor? Kimin görevine belli değil. Hepsi üstte bir sorum.
Aslında belli herkes kendi sorumluluğu layıkıyla yapması lazım. Başka hiçbir şey değil. Ve burada yerelin bir şekilde taleplerinin merkezden yönetilmesi gerekir. Ama yerele danışılmadan merkez eğer karar verirse o zaman yerinizin sorumluluğu çözmemiş oluyorsunuz. Siz bir karar vermiş oluyorsunuz. Şimdi işimiz şu bana göre sonuçta biz bir bireyiz. Ben şunu söyleyeceğim. Bu dünya hepimizin hepimizin bu dünyayı korumamız lazım.
Suya da sahip çıkmamız lazım. Su da aynı şekilde suya da sahip çıkmamız lazım. Ve su aslında bir bütçesi vardır. Eğer gelenden fazla harcarsak biz negatif edersiz. Yapmamız gereken şu kazanacağımızdan daha fazla su harcamamamız lazım. Bu dileklerimi de ben kapatmak istedim. Ve su kazancı hiç değişmiyor. Net bir kazanç var. Bu değişmiyor. Teşekkür ediyorum. Erin teşekkürler. Meryem hocam teşekkürler. Hocam çok teşekkür ediyoruz.
Derdiler Türkiye’nin kuruyan göllerini ve su meselesini konuştuk. Çok açık bir biçimde Türkiye’ye göllerini kaybediyor. Bu kaybın da kimse aksini söylemeye kalkışmasın. Kürt eser ısınmaya falan filan alakası yok. Daha işin o kısmına gelmedik. Yani şu anda kayıplar tamamen insan ile yaratılmış kayıplar. Yer altı sularını kaybettikçe yerli sularını kaybediyoruz. Yerli sularını kaybettikçe yer altı. Yani bir birleşik kaplar teoremi gibi birini harcadığınız zaman öbürünü de harcıyorsunuz. Yer altı suyu biterse yer östü su yer altına ıkıyor. Yer östü su biterse yer altını besleyemiyor gibi bir sistem var. Biz sistemini şu anda köküne kadar bozmuş vaziyetteyiz. Bunun temel nedeni de tarımsal sulama, tarımsal sulama, tarımsal sulama. Kişi başı tükettiğimiz suyun hemen hemen bin katını tarımsal sulama da tüketiyoruz. Bunun da temel nedenleri bir üretim planlaması yanlışlığı. Suya yüksek oranda gereksinliğin duyan bitkileri üreterek kendi bindiğimiz dalı kesmemiz, su planlaması yapmamız, üretim planlaması yapmamız ki bu tarımın hemen hemen her alanda tüketilmesinden geçerli. Vatandaş olarak yapmamız gerekenler de çok net ortada. Yaptığımız her türlü tüketimin sonuçta ucu gidip suya dayanıyor. Yani kendinize yeni bir tişört aldığınız anda ya bir tişört 3 kuruş diyorsunuz doğru 3 kuruş olabilir ama arkasında 4 ton su var bir tane aldığınız tişörtün. Yediğiniz bir etin arkasında yine bir bonfilenin, gerçi pahalı oluyor artık zaten yiyemiyor vatandaşlarımız ama yiyebildiğimiz zamanlarda aldığınız her bonfilenin arkasında da birkaç ton su olduğunu biliniz. Mevsimide şimdi yediniz her ürünün hatta bazı ürünün mevsiminde yerseniz bile bir kilo domatesin içerisinde 150 litre su olduğunu unutmayın. Onun için bir tüketimi azaltın, iki israfı azaltın, üç üretimi devlet planlasın. Vatandaşla bu planlamaya uysun diyelim ve noktada da gölleri aslında kimse unutmuyor biz kurtuyoruz.
Onu da bilin o yüzden kimse kimseyi suçlamasın. Herkes bensiz o hepimiz eşit oranda suçluyuz olanlardan suçu başkasına atarak da çocuklarımızın geleceğini kurtaramayız. O yüzden herkes elini taşın altına sokacak. En başta da tüketimden başlayarak.
Hoşça kalın.