Mahya Işıkları 3. Gün | Tıbbiyenin Çiçekleri

Mahya Işıkları 3. Gün | Tıbbiyenin Çiçekleri videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=eBjwpLgvQ4s. Müzik… Merhaba, hoş geldiniz. Ne iyi ettiniz de geldiniz Mahya Işıkları’na. Yeniden buluştuk. Bu akşam sizlere İstanbul’un çok güzel tarihi bir binasını anlatmak istiyorum. Şöyle Boğaz’ın girişinde Selimi Kışlası’nın hemen yanında görünür. O saat kuleleri olan heybetli, o güzel bina….

Mahya Işıkları 3. Gün | Tıbbiyenin Çiçekleri

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=eBjwpLgvQ4s.

Müzik… Merhaba, hoş geldiniz. Ne iyi ettiniz de geldiniz Mahya Işıkları’na. Yeniden buluştuk. Bu akşam sizlere İstanbul’un çok güzel tarihi bir binasını anlatmak istiyorum. Şöyle Boğaz’ın girişinde Selimi Kışlası’nın hemen yanında görünür. O saat kuleleri olan heybetli, o güzel bina.
Evet, doğru. Tamam, doğru. Bugün Marmara Üniversitesi. Ama orası Marmara Üniversitesi değildi eskiden. Haydarpaşa Lisesiydi. Benim de bir dönem okuduğum Haydarpaşa Lisesi. Sevgili hocam, Cemal Süreya da ordu okumuştur. Evet hocam, parasız yatılıydınız. Ha, Cemal Süreya… Hamamında yıkanırken, öğrenciyken Haydarpaşa Lisesi’nde saatini çaldırmıştır.
Anlatmıştınız bana sevgili hocam. Aslında orası Haydarpaşa Lisesi olarak yapılmamıştır. Eski tıp fakültesi. O görkemli binanın ilk yapılış amacı tıp fakültesi. Ve doktor Tevfik Sağla… Tıp fakültesinde ders vermektedir. O binanın İstanbul Boğazına bakan devasa pencerelerinden birinde ders anlatırken…
Öylece kalakalır doktor Tevfik Sağla. İşgal güçlerinin donanması İstanbul’a girmekteydi o gün. 13 Kasım 1918. Ve Tevfik Sağlam öylece kalakaldı. Kapkara bir bulut geliyor denizin üstünden İstanbul’a doğru. Sonra sınıfa döndü, öğrenciler dedi ki…
”Doktor, siz ordusu hiçbir zaman yenilmemiş bir milletin evlatlarısınız.” Ve de İstanbul işgal edilirken moral veren bir konuşma yapıyor öğrencilerine. Doktor, Tevfik Sağlam sanki öğrencilerin başına gelecekleri önceden görmüş gibi. Ve işgal güçleri tabii İstanbul’da yerleşmek zorunda. Yani bütün evlere, devlet darelerine, her yere el koyuyorlar.
Askerlerin kalacağı bir yer gerekli. İngilizler tıp fakültesini, o Haydarpaşa’daki o tarihi binayı… Kışta yapmak istiyorlar. ”Çıkın buradan, gidin.” diyorlar. ”Yok artık size tıp eğitimi. Burası bizim kıştamız.” Akil Muhtar Bey, tıp fakültesinin müdürü. İngilizleri zar zor tıp eğitiminin devam etmesi konusunda ikna ediyor. ”Anma” diyor İngilizler. ”Sınıfları boşaltacaksınız.”
”Bodrum katlarda ders verin.” Çaresiz öğrencilerimiz, çoğu yeri kömürlük olarak kullanılan bodrum katında tıp eğitimi almaya devam ediyorlar. Bununla da kalsa iyi. İngilizler diyor ki, ”Yatakhaneleri de boşaltacaksınız.” Ve işgal İstanbul’unda bizim tıp fakültesi öğrencilerimiz koridorlarda yatıyorlar. ”Tuvalete gitmeniz yasak.”
O binada İngiliz askerleri her yerde, bizim tıp fakültesi öğrencilerimiz tuvaletlerini gidermek için, affedersiniz çok özür diliyorum, idrar kovaları taşıyorlardı. Bununla da kalsa iyi. Tıp fakültesi öğrencilerinin resmin kıyafet giymesi yasak. Pijamayla dolaşıyorlardı. Evet, pijamayla. Fizyoloji dersi hocası, doktor Kemal Canapbey, fizyoloji dersine giriyor, bir gün bakıyor, sınıftaki öğrencilerin hepsi pijamalı. Çocuklar, bu ne hal? İbrahim Hasan adlı öğrenci ayağa kalkıyor. ”Hocam, bu halin adı sefaleti fizyoloji.” Fizyoloji hocası Kemal Canapbey, bunun üzerine diyor ki öğrencisine, ”Evladım, ben bunca yıldır ders veriyorum, fizyolojiyi senin kadar doğru ve güzel anlatan birine daha rahat etsin.”
”Ben bunca yıldır ders veriyorum, fizyolojiyi senin kadar doğru ve güzel anlatan birine daha rahat etsin.” Ve işgal İstanbul’da tıp fakültesi öğrencileri, o güzel insanlarımız Anadolu’ya silah da kaçırıyorlar. İstanbul’da işgale karşı düzenlenen dört mitingi de onlar hazırlıyor. Başta Reşit Galip. Yeni öğretmenlerden biri, Esat Şerafettin Bey.
Botanik dersine giriyordu. Bu Esat Şerafettin Bey’in, o binanın orta bahçesinde, orada çok güzel bir botanik bahçesi vardı. Çiçekler yetiştiriyordu, birbirine güzel çiçekler. Hiçbir öğrencinin onlara dokunması yasaktı. Asla kimse giremez, kimse el süremezdi Esat Şerafettin Bey’in, botanik hocasının çiçeklerine. Öyle çocuklar gibi bakardı onları, konuşurdu. Severdi onları.
Ve bir gün Esat Şerafettin Bey derse gidiyor, giriyor diyor ki botanik dersinde, ”Çocuklar, bahçeye gidip bütün o çiçekleri koparın. Onlardan kocaman bir çelenk yapın. Bizimkiler geliyor.” İstanbul işgâheden kurtulmuş. Ve çiçeklerini bir tek yaprağına bile kıyamayan Esat Şerafettin Bey, o çiçeklerden tıp fakültesi öğrencilerine çelenk yaptırtıyor.
Kurtuluş Ordusu’nu karşılamak için. Çelenk’in üstünde de şu yazıyordu. ”Yaşa millet, yaşatanla beraber.” Evet. Kurtuluş Ordusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ve onun düşüncesinin zaferi ulaştığı o güzel ordu İstanbul’a geliyordu. Yaşa millet, yaşatanla beraber.
Hocam, bu akşam da bu kadar. Yarın akşam yeniden birlikte olalım.
Sürçin insan ettiyse affola.