Mahya Işıkları 2. Gün | Çatıdaki Uyurgezer
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=zQnGhS0OTEc.
Müzik Merhaba, hoş geldiniz. Yine bir Mahya Işıkları’nda ne mutlu bizlerdeki sizlerle birlikteyiz. Bir Amerikalı yazardan söz etmek istiyorum bu akşam ben sizlere. Morgan Robertson.
Morgan Robertson, Amerika edebiyatının en ünlü yazarlarından biridir. 1898 yılında bir roman kaleme alıyor. Bu romanda batan bir gemiyi anlatır. Geminin adı Titan. Evet, 1898. Amerikalı yazar Robertson bir roman kaleme alıyor dediğim, o romanda bir gemi batıyor, geminin adı Titan. Aklınıza hangi gemi geldi?
Evet, Titanic. Titanic, 1912 yılında batıyor. Bakın, Titanic’in batışından 14 yıl önce kaleme alınan romanda, batan geminin adı da Titan. Benzerlik sadece bu değil. Robertson’un romanındaki Titan adlı geminin uzunluğu 248 metre. Titanic’in uzunluğu 252 metre. Neredeyse aynı.
Robertson’un romanındaki gemi, İngiltere’nin Southampton limanından kalkıyor. Evet, Titanic’in kalktığı limanda Southampton. Ve romandaki geminin üç pervanesi var. Titanic’in de üç pervanesi var. Ve yine ne gariptir ki, Morgan Robertson’un o ünlü romanındaki gemide ölen insan sayısı 1500.
Bu romanın yazılışından 14 yıl sonra batacak olan Titanic’te ölen insan sayısı ne kadar? 1513. Ve Amerikalı yazar Robertson, romanındaki gemiyi Atlas Okyanus’unda Newfoundland açıklarında batırıyor. Titanic’te 14 yıl sonra aynı yerde su olarak gömülecektir. Peki, Robertson’un romanındaki gemi neden batıyor?
Buzdağına çarpıyor. Evet, Titanic’te buzdağına çarparak denizin dibine gömülecektir. Ne garip. Ve bugün 14 Nisan, Titanic’in batış yıl dönümü. Bugün Titanic 1513 insanla Atlas Okyanus’unun dibine son yolculuğunu yapmıştır.
Morgan Robertson, Titanic batışından 14 yıl önce yazdığı romanda bu olayı aynına anlatmıştır. Titanic üzerine gariplik bununla kalsa yeter. Robertson’dan daha da önce, 1892 yılında bir yazar, William Stead. William Stead, buzdağına çarparak batan, bir gemiden kurtulan insanı anlatan öykü kalem alıyor.
Ve William Stead nasıl söylüyor biliyor musunuz? Bu yazarın da adı, Titanic’teki yolcu listesinde karşımıza çıkıyor. Titanic’teydi, William Stead. Ama yazmış olduğu öykünün kahramanı gibi, ne yazık ki Titanic’ten kurtulamıyor. Ha bir yolcu, bir yolcu! Bilet aldığı halde Titanic’e binemedi. Yolcunun amacı, New York’ta yapılacak çok ünlü, çok büyük bir kongreye. Uzun bir yolculuk onun ki, Titanic’e binecek ama, önce bir tren yolculuğuyla Paris’e gidecek. Gidiyor. Orada kaçırmıyor Titanic’i. Sonra Manş Denizi’nin kıyısına ulaşacak. Orada da sorun yok. Ve Manş Denizi’ni aşmak üzere bir gemiye binecek. Southampton, Titanic’e binip ver elini New York. Ama Manş Denizi’ne geldiğinde,
bir Fransız yelkenli gemisine biniyor, lakin Manş Denizi’nde siz. Kaptan diyor ki, gidemiyorum. Geri dönüyor. Yolcu çok üzülüyor. Ama birkaç gün sonra çok sevinecek. O yolcu biletini İstanbul’dan satın almıştı. Doktor Besim Ömer Paşa. Hı? Besim Ömer mi? Bizim ilk kadın doğum uzmanımız.
Paris’ten mezun oluyor. Kadın doğum ve kadın hastalıkları konusundaki ilk yetişen doktorumuz. İstanbul’da ilk veledathanede yani doğum evini kuran Doktor Besim Ömer Paşa. Cumhuriyet’in ilk yılında, 1924 yılında meclis başkanını da yapmıştır. Sağlık ansiklopedisini kalem almıştır. Doktor Besim Ömer Paşa. Ve 1900’lü yılların başında, İstanbul’da doktorların muayenehaneleri Cahaloğlu semtindeydi.
Bunu ilk başlatan da yeni bir hekim, operatör doktor Cemil Topuzluydu. Evet, bir dönem İstanbul Belediye Başkanı da yapmış olan Cemil Topuzlu. Cemil Topuzlu Bey, Cahaloğlu’nda üç katlı bir ev alıyor. Alt katı muayenehane. O yıllarda öyleydi. Doktorların evi hemen muayenehanelerin üstündeydi. Ve hemen yanındaki binayı da Besim Ömer’in alması için araya giriyor.
Besim Ömer de Cemil Topuzlu’nun yanındaki evde bir muayenehane açıyor. Üst katında oturuyor zaten Besim Ömer. Titaneyi kaçıran yolcumuz Besim Ömer, bir gece şöyle sabaha karşı, yurt dışından getirdiği tıp dergilerini, makaleleri okumaktadır. Vakitin nasıl geçtiğini anlayamıyor. Yani güneş ha doğdu, ha doğacak. Zifiri kalanlık ama geceyi de öyle geçirdi. Eyvah, geç oldu.
Gideyim biraz kalkayım, dinleneyim diyor. Yarın yine hastalarım gelecek. Hani öyle yaparız ya, şöyle yatağa gitmeden önce bir pencereyi açarız da bir sokağa bakalım diyoruz. İşte Besim Ömer de onu yapıyor. Bir ara şu perdeleri aralıyor, bakıyor. Tam evinin karşısında bir okul. Hiii! O ne? Okulun çatısında bir öğrenci, gecelik entarisi, üstünde çatıda dolanıyor. Hayalet gördüm sanıyor önce Besim Ömer. Hemen koşuyor okula, kapıyı çalıyor. Nebötçü öğretmenle buluşuyor. Durumu anlatıyor. Birlikte çatıya çıkıyorlar. Çok sessiz olmaları gerekir. Ürkütmeden uyurgezer öğrenciyi yatağına yatırıyorlar. Ertesi sabah araştırılıyor. O okulun çatısında dolaşan öğrenci, sınıfının en başarılısı, öğretmenleri de en çok sevdiği, en başarılı bulduğu öğrencilerden biri. Besim Ömer kurtarıyor o sanki. Bu öğrenci, sadece derslerinde başarılı değil, bir tiyatrocu olmak istiyor. Yaz aylarında Anadolu’na turniye çıkıyor. Sahnede birlikte rol aldığı kim? Muhsin Ertuğrul. Muhsin Ertuğrul’un arkadaşı. Ama siz, onu tiyatro sanatında değil, edebiyat sanatında yazmış olduğu birbirinden güzel şiirler ve romanlarla tanıyacaksınız.
Titaneyi kaçıran yolcu, doktor Besim Ömer’in, o gece sabaha karşı şöyle penceresinden bakarak, okulun çatısında gece entarisiyle uyurgezer halde gördüğü öğrenci kim mi? Sabahattin Ali. Evet, dışarıda deli dalgalar, gelip duvarları yalar, seni bu sesle doyalar. Aldırma gönül, aldırma. Bu dizelerde yazan Sabahattin Ali.
Bu akşamlıkta Bahya Işıkları’ndan bu kadar. Yarın yeniden aynı saatte birlikte olalım.
Sürcünüzü bekleyinize, affola.