Mahya Işıkları 8. Gün | Kitabın Işığı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=UDj7qO-i09Q.
İNTRO Merhaba, hoş geldiniz. Hepiniz Mahya Işıkları’na hoş geldiniz. Ramazan ayının en güzel etkinliklerinden biri de kitap sevgileriydi. Evet.
Ramazan ayı boyunca camilerin avlularında kitap sevgilileri açılırdı. Ah şu kitaplar! Ramazan ayının çiçekleri gibiydi. Her yerde açılırdı. Düşünsenize yani… Ramazan’da, İstanbul’da camiler ve camilerin avlularında o güzelim kitaplar. İnsanlar kitaplar seçerlerdi. Okuyacakları kitaplar. Hatta ödünç okumak üzere kitap bile alırlardı.
Ramazan sevgilerinden. Gelin şimdi biraz da sarayın bahçıvanına göz atalım. Abdülmecid dönemindeyiz. Bahçıvan Tahsin Ağa. Çok güzel bir bahçıvan. O kadar iyiydi ki Tahsin Ağa, çiçekleri yetiştirir, onlarla öğrenciler gibi konuşur, sohbet ederdi. Harika bahçeler tazim ederdi. Tahsin Ağa çok ünlüydü. Ve bir gün Tahsin Ağa’yı bahçıvanlık görevinden alıp
kütüphaneye verdiler. Müthiş bir şey değil mi? Düşünsene sen. Tahsin Ağa, sen çok güzel bahçe düzenliyorsun. Harika işler yapıyorsun. Seni şimdi de kütüphaneye veriyoruz. Bir de kitaplarını düzenle. Müthiş bir şey. Yani bir bahçıvanı kütüphanede görevlendirmeyi düşünmek. Müthiş. İstanbul. Güzelim İstanbul. Tahsin Ağa, kütüphaneyi düzenlerken dikkat ediyor. Bazı kitaplardan iki tane var.
El yazısı ya da baskı. İki kitaplar var. İki tane. Bazıları iki tane raflarda. Diyor ki, ya şu kitaplardan fazla olanlarını bana verir misiniz? Ne yapacaksın? Memleketime göndereceğim. Orada bir kütüphane açmak için. 900’e yakın kitabı alıyor, develere yüklüyor ve memleketi Ürküp’e gönderiyor. Güzelim Tahsin Ağa. Orada da kümbet şeklinde bir kütüphane yaptırtıyor
ve Anadolu’da bir kütüphane açıyor. Bahçıvan mı desek, kütüphaneci mi desek, o güzeller güzeli Tahsin Ağa. İşte 1943 yılında Ürküp’e Vefa Sporun Kalecisi geliyor. Kendisi de Ürküplü. Mustafa Güzelgöz adında Vefa Sporun Kalecisi. O yıllarda Vefa… Yani tamam bugün de çok iyi bir kulüb. Bir şey demiyorum Vefaya. Laf etmedim aman efendim. Yani o yıllarda çok daha yavaştaydı Vefa Spor. Ve onun kalecisi Mustafa Güzelgöz askerliğini bitirmiş, memleketine bir uğruyor. Oradaki gençler tabi ona ilgi gösteriyor. Vefa Sporun Kalecisi Ürküplü, Mustafa abileri o. Dönemin kaymakamı diyor ki Mustafa Bey, siz İstanbul’a dönmeyin. Burada size bir iş bulalım. Bakın bu gençler başıboş. Sizi çok seviyorlar. Onları spora yönlendirin. İşten arta kalan zamanlarınızda onları çalıştırırsınız. Bir takım kuralım. Burada kalın. Ailesinin de baskısıyla Mustafa Güzelgöz İstanbul’a geri dönmüyor. Karnakamın ona bulduğu iş kütüphanede memurlu. Evet, o Tahsin Ağa’nın kürdüğü kütüphanede memurluk. Geliyorum her gün kütüphaneye oturuyor.
Eski Vefa Sporun Kalecisi. Gelen giden yok. Kimse kitap okumaya gelmiyor. Mesai bitince çıkıyor. Gençlere futbol öğretiyor. Sabah yine geliyor, oturuyor. Hiç kimse gelmiyor. Bir gün, bir hafta, üç hafta, dört ay. Diyor ki kendi kendine. Ben burada bu kitaplara bekçi olarak mı oturuyorum? Neden insanlar kitap okumaya gelmiyor? Bunu dert edinmeye başlıyor. Öyleyse diyor, eğer insanlar kütüphaneye gelmiyorsa, ben kitapları insanlara götürmeliyim. Tutuyor, Bekir Koca adlı bir Ürgüplüyü kütüphaneye memur olarak alıyor. Ama bir şart. Eşeği de olacak. Bekir Koca’nın eşeği de var. Marangoz’da sandıklar yaptırtıyor Mustafa Güzelgöz ve tutuyor. O kitapları sandıklara yükletiyor. Sandıkları da eşeklerin üstüne ve köy köy dolaşmaya başlıyor. İnsanlara kitap dağıtıyor okumaları için. İlk gittiği köyden 30-35 kitap bırakarak geri dönüyor. Ve o kadar çok insanlar seviyor ki kitap okumayı, artık insanlar gelmeye başlıyor kütüphaneye. Lakin şunu fark ediyor, gelenlerin çoğu erkek, kadınlar nasıl gelecek? Özellikle kadınlar gelmeli kitap okumak için.
Tutuyor Mustafa Güzelgöz, Ürgüp kütüphanesine dikiş makineleri alıyor. Halı tezgahları koyuyor. Ve öğretmenler tutuyor. Kadınlara dikiş öğretmek için, çocuk bakımını öğretmek için. Öğretmenler, tabii öğretmenlerin bir ücreti var. Nasıl ödeyecek? Kadınlar gelirken kütüphaneye, o dersleri almak için beraberinde patates getiriyorlar. Mustafa Bey patatesleri satıyor. Onların parasıyla öğretmenlerin ücretini ediyor.
Futbol turnuvaları düzenliyor. Hatta birileri tepki vermesin diye, futbola çok meraklı bir imamı kaleci yapıyor. Kendi mevkiinde oynatıyor. Bu güzel insan ve pasipon eski kalecisi, Mustafa Güzelgöz. Ürgüp’ün pek çok köyüyle sinemaya ilk kez buluşturduğu gibi, Ürgüp’teki ilk müzeyi de kuruyor. Bizde bir söz vardır.
Çok güzel bir sözdür, ben çok severim. Abdal giyiğe, kahraman ata, bilge eşşeye biner. Abdal giyiğe biner. Neden? Çünkü geyik bir av hayvanı ve abdallar et yemez. Kahraman ata biner. Neden? E yetişecek, acelesi var. Bilge eşşeye biner. Tabii onun acelesi yok. O ağır ağır düşüne düşüne gidecek.
İşte Anadolu’daki bu güzel söz, bilge eşşeye biner sözü. Kitapları eşşeyin sırtına koyup, insanlar okusun diye köylere taşıyan Mustafa Güzelgöz ile buluşuyor. Anadolu’nun en büyük zenginliklerinden birine dönüşüyor. Dedim ya, Ramazan ayının çiçekleriydi kitaplar. Her Ramazan’da, camilerin avlarında kitap sevgileri düzenlenirdi.
Öyleyse biz bu Ramazan akşamında, bu sohbetimizde, Mustafa Güzelgöz ile birlikte, kitabın ışığını hayatımıza kazandıran bütün o kütüphanecilerimizi de saygıyla ve rahmetle analım. Yarın akşam yeniden yine burada, aynı saatte birlikte olalım.
Söcünü sen ettiysem, affola.