Mahya Işıkları 9. Gün | Nuh’un Gemisi
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=4Dc4x3_s9QA.
MAHYA IŞIKLARI Merhabalar, hoş geldiniz Mahya Işıkları’na. Hepiniz hoş geldiniz. Yine bir meddahın etrafında toplandınız. Çok teşekkür ediyorum. Meddahlar, işte böyle mahalle kahfelerinde, kratanelerde, yani okuma evlerinde bildiklerini dramatize ederek
oynayarak didaktik bir dilli değil, oynayarak, sohbet diliyle karşısındakilere anlatırlardı. Mahya Işıkları, dedik ya programımızın adına Mahya Işıkları. Öyleyse mutlaka Halid Fahri Ozansoy’u almalıyız. Çünkü şair ve yazar Halid Fahri Ozansoy der ki, çocukluğumda benim ilham kirlilerim Mahya Işıklarıydı. Mahyalardan ilham alırdı. Özellikle, mahyaların resimli olduğu dönemlerde orada yapılan kayık resimlerini Halid Fahri Ozansoy Nuh’un gemisine benzetirdi. Evet, Nuh’un gemisi. Hıhıhıh… Sahi, nedir bu Nuh’un gemisi? İstanbul’a gelen pek çok gezgin, İstanbul’da pek çok yeri Nuh’un gemisine benzetmiştir. Örneğin, Karn-ı Sultan Süleyman döneminde Avusturya sefiri olan Müspek, Boğaz’da şöyle sırtta bir ev, bahçeli geniş bir ev yaptırmış kendisine
ve oraya Nuh’un gemisi diyormuş. Bu Müspek, bizim lale soğanlarını Avrupa’ya taşıyan Müspektir. Evet, o. Yani Avrupa, lale soğanını ondan öğrenmiştir. Sonra Andersen, Hans Christian Andersen, ünlü Danimarkalı yazar. 1841 yılında İstanbul’a geliyor, Doğu Yolculuğu adlı kitabında anlatır. Ramses adlı bir gemiyle geliyor deniz yoluyla ve o tarihi yarım adadaki Ayasofya Sultanahmet’i görünce
o kubbeleri Nuh’un gemisine benzetiyor. Neden? Çünkü Anadolu’da. McTvain, ünlü, Amerika edebiyatının ünlü yazarı McTvain. Gerçi McTvain, İzmir’de aklına düşüyor Nuh’un gemisi, onun İzmir’de aklına düşüyor. İzmir kalesini çıkarken McTvain böyle yukarıda bir yerlerde, yüksek bir yerde istirte kabukları görüyor ve Nuh’un gemisine gönderme yapıyor. Çünkü o da Anadolu’ya geldi.
Nuh’un gemisinin nerede olduğunun yazıldığı en eski belge Gılgamesh Destanı’dır. British Museum’de sergilenen Gılgamesh Destanı. Orada Nuh’un gemisinin Nisir Dağı’nda olduğu yazılıdır. Nisir Dağı nerede? Bilmiyoruz. Yani Sümerler hangi dağ Nisir adını vermiş? Bilmiyoruz. 1959 yılında Ağrı Dağı’nın haritası çıkarılırken
o yıllarda bugünkü gibi uzaydan dünyanın haritasını çıkarmak kolay ama o yıllarda öyle bir şey yok. Fotoğraf çekilerek Ağrı Dağı’nın haritası yapılıyordu ve orada Nuh’un gemisine benzeyen bir şekil ortaya çıkmıştır. O fotoğrafı çeken de bütün dünyaya tanıtan da daha doğrusu ünlü fotoğraf sanatçımız Ara Güler’dir. Ama Nuh’un gemisini öyle dağlarda ya da edebiyatta aramak yerine gelin çok daha gelinlerde arayalım. Biz başka bir yerlerde arayalım. Arketiplerde. Yazıdan önceki dönemin yazıları. Sümerler yazıyı buldu diyoruz ya. Sümerler yazıyı bulmadı. Yani ondan önce yazı yoktu demek değil bu. Sümerler onun sistematini kurdu. Arketipler vardı. İşte bu arketiplerden birinde günümüzden 9.000 yıl öncesine ait kim araştırmacılar daha da eskiliyor? Bir arketip görüyoruz. Bir ağaç çiziliyor ortaya. Bir ağaç. Ve bu ağaca doğru yürüyen her hayvandan iki tane. Bir erkek, bir dişi.
Araştırmacılar bunun Nuh’un gemisinin en eski arketiplerdeki anlatımı olduğunu kabul ediyorlar. Doçak doktor Yıldız Cıbıroğlu’nun bu konuda çok güzel bir çalışması vardır o arketip üzerine. Nedir Nuh’un gemisinde anlatılmak istenen tüm zorluklara rağmen, tüm karanlık bulutlara rağmen hayatın köklerini geleceğe taşımak? İşte en eski, en eski anlatımlarda bir ağaç görüyoruz. Ağaca doğru toplanıyordu.
Bir erkek, bir dişi, her hayvan. Ağacın etrafında toplanıyordu. Ve Yıldız Cıbıroğlu o çalışmasında o arketipin İstanbul’un boyacı sandıklarında devam ettiğini keşfediyor. Hani o ayakkabılarımızı boyattığımız sandıklar var ya, onlardan söylüyorum işte. O sandıkların yüzüne bu anlattığım çok eski arketipler resmediliyordu.
Ağaç, hayat ağacı ve ona doğru yürüyen bir erkek, bir dişi, hayvanlar. Eğer görmek istiyorsanız o boyacı sandıklarını Beydirahme Eğipoğlu’nun tablolarına bakın. Beydirahme Eğipoğlu, boyacı sandıklarını resmetmiştir. Ve bir tablosunda boyacı sandığının arkasında oturan Said Faik’tir. Said Faik Abası yanık. Çünkü o ayakkabı, boya sandıklarını
Mercan Usta yapardı eskiden İstanbul’da. Said Faik de Gün Ola Hayrola adlı öyküsünde Mercan Usta’yı anlatır. Mercan Usta, İstanbul’da uzun yıllar sözün ettiğim arketipleri yapmış olduğu boyacı sandıklarına işliyordu. Ve Beydirahme’nin bir tablosunda o Mercan Usta’yı anlatan Said Faik
boyacı sandığının arkasında oturmaktadır. Nereden başladık, nerelere kadar geldik? Ama işte böyle bir kenttir İstanbul. Kültürümüz böyle bir kültür. Ayakkabılarımızı boyatmak için üstüne bastığımız bir sandık bile aslında Nuh’un gemisi kadar hayat doludur. Geldik bir mahya ışıkların daha sonuna. Bakalım
yarın akşam hangi öyküye doğru gelten açacağız? Yeniden buluşma komodayla.
Sürçülisan ettiği sanat.