Mahya Işıkları 1. Gün | Hilal Göründü
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=qCUTO2i1nf0.
Müzik… Ramazan ayının yaklaşmakta olduğu, İstanbul’daki çekiş sesleri ve kalay kokusuyla kendini belli ederdi. Çekiş sesleri, marangoz ustaları tarafından şehrin büyük camilerinin avlularından yükselirdi kente.
Marangoz ustaları tezgahlar kesip hazırlarlardı. Çünkü Ramazan ayı boyunca o sergilerde esanslar, kokular, kumaşlar, hatta sahaflar eski kitaplarını satarlardı. Kalay kokular ise mahallelerden yükselirdi. Çünkü bütün halk kabını kacağını temizler. Kalaylardı iftar sofralarında, sahur sofralarında kullanmak için. İstanbul’da bir yandan çekiş sesleri, bir yandan kalay kokusu… Yükselirken, bütün kenti sararken, sözüne güvenilir en doğru insanlar. Ama en güvenilir insanlar, minarelerin şerefelerinde ya da kentin yüksek yerlerinde gökyüzüne bakarlardı. Akşamüstere doğru. Hilali görmek için. Çünkü Ramazan ayının başlaması için hilalin görülmesi gerekir.
O yıllarda günümüzdeki teknik olanaklar yoktu. Bu yüzden hilali. Ancak insan gözüyle görmek mümkündü. Ve aralarından biri, eğer o güvenilir insanlardan biri, hilali görürse hemen koşarak İstanbul Kadısı’nda alırdı soluğu. ”Efendim, hilali gördüm.” Kadı sorardı. ”Tanım var mı?” ”Var efendim.” Tanıklar içeri girerdi. İki tanık. ”Bu arkadaşımız hilali gördüğünü söylüyor. Sizler de tanıklık eder misiniz?” ”Evet efendim, tanıklık ediyoruz. Bizler de gördük.” Bunun üzerine kadı karar alırdı. Hilal görüldü. Öyleyse Ramazan ayı başlasın. Evet, Ramazan ayı eski dönemlerde mahkemede alınan kararla böyle başlardı. Zaten o güvenilir insanlar kadının görevlenildiği
sözüne güvenilir gerçekten dürüst insanlardı. Onların hilali görmesiyle Ramazan ayı başlardı. Ramazan ayının hilalin görülmesiyle başladığı bu güzel topraklarda, yıllar yıllar önce, yaklaşık iki bin yıl önce, Lükyanus bir hikaye anlatır ve anlattığı o hikayeyi kaleme alır el yazısı. Lükyanus Samsatlıdır. Samsat, Urfa ve Adıyaman arasında çok güzel, çok eski bir kentidir Anadolu’nun. Lükyanus’un bu hikayesini Nûrullah Ataç ustamız Türkçe’ye çevirmiştir. Nûrullah Ataç hikayenin adına Aya Yolculuk koymuş olsa da Lükyanus iki bin yıl önce hikayesine şu adı vermiştir. Olmuş bir hikaye. Evet, olmuş bir hikaye. Gerçek. İki bin yıl önce yazılan bu hikayede Lükyanus, olimpiyatlara katılan elli atletle kararlık bir denizde bir gemide yaptığı yolculuğu anlatır. Hikaye böyle başlar. Fakat fırtına çıkar. Dalgalar yükselir, alçalır, dal yükselir, alçalır. Bir yandan büyük bir fırtına rüzgar, dalgalar rüzgar. Gemiyi kaldırır, gökyüzüne atar. Lükyanus ve arkadaşları Aya giderler. Der ki hikayesinde Lükyanus, Aya’da bir Aya Kralı vardı. Kral varmış Aya’da. Ve ilk uzaylıları anlatır o hikayesinde.
Lükyanus hikayesinde uzaylıları taşı kaldırdığımızda altında yaşayan böceklere, örümceklere benzetir. İlk uzaylı tanımlamaları. Hatta der ki Aya muhafızları kocaman akbabalara binmişti. Ve şu bilgiler de verir bize Lükyanus uzaylılar aklında iki bin yıl önce. Ayda, keller güzel, saçlılar çirkin. Ve yine der ki Lükyanus,
Ayda yaşayanlar öyle garip canlılar ki istediklerinde gözlerini çıkarıyorlar bir kenara koyuyorlar. Bakmak istediklerinde oradan alıp yeniden gözlerine takıyorlar. Tabii Lükyanus ve arkadaşları biraz korkuyor. Biraz değil, bayağı korkuyor herhalde. Efendim diyorlar biz Kazaylı’ya geldik, bizi dünyaya geri gönderin. Olmaz diyor Aya Kralı, olmaz. Bizim güneşle savaşımız var. Bu savaşta bize yardım edin, sizi öyle dünyaya göndereceğiz.
İlk Yıldız Savaşları. Ve yardım ediyorlar Aya. Ay güneşi yeniyor, Ay Kralı sözünü tutuyor. Bunun üzerine Yerkelini gemiyi dünyaya geri gönderiyor. İnsanlık tarihinin ilk bilim kurgu hikayesi bu olsa gerek. Anadolu’da, bizim coğrafamızda kalem alınmıştır. Lükyanus tarafından. Ve Lükyanus, olmuş bir hikaye dediği,
bu Aya yolculuğunu 80 günde yaptığını anlatıyor bize. Yani Yerkelini geminin fırtınalı havada dünyadan ayrılıp Aya gitmesi tam 80 gün sürmüş. 80 günde devre alem. Kim geldi aklınıza? Jules Verne. Ne garip değil mi? Ünlü Fransız Ezer Jules Verne’nin de 80 günde devre alem adlı bir romanı vardır. Ne dersiniz? Jules Verne acaba Lükyanus’u okumuş olabilir mi? Bilemiyoruz. Ama şunu biliyoruz, Jules Verne’nin 1865 yılında Aya Yolculuk adlı bir romanı vardır. Jules Verne de insanların Aya yolculuk yapma hayalini romanında gerçekleştirmiştir. Ve o romanı Jules Verne Amerika’dan başlatır. Bir kulüp üyeleri Aya gidecekler. Kararlılar ama paraları yok. Bir roket yapacaklar o günün şartlarıyla. Ama paraları yok. Ne yapalım, ne edelim? Paralar alıyorlar. Ya biz insanlık için Aya gidiyoruz. Bütün gazetelere ilan verelim. Bize inanan, insanlığın bu hayaline güvenen inananlar para göndersin, o parayla bu roket yapalım. Ve gazetelere ilan veriyorlar. En çok paranın gönderildiği kentlerden biri İstanbul. İstanbul’dan 1 milyon 372 bin 640 kuruş gönderiliyor. Kuruşu kuruşuna gönderilen parayı Aya Seyat adlı romanında yazmıştır Jules Verne. Evet, Jules Verne’nin ünlü Aya Seyat romanında İstanbul var. İstanbul’dan 1 milyon 372 bin 640 kuruş gönderiliyor. Ve bunun nedenini şöyle açıklıyor Jules Verne, Aya Seyat adlı romanında. Türkiye cömert davranmıştı. Ama bu konuda kişisel bir ilgi duyuyordu.
Çünkü onun yıllarının akışını Ramazan Ayı orucunu düzenleyen aydır. Evet, sadece kendi edebiyatımızda değil, dünya edebiyatında da Ramazan Ayı’nın, Hilal’in ayın gökyüzüne güvürülmüşsü ile başladığının belgesi, bilgisi vardır.
En çok okunan kitaplardan biri olan Jules Verne’nin Aya Seyat’inde bu gerçek karşımıza çıkar. Şimdilik bu kadar. Yarın yeniden Mahya Işıkları’nda buluşmak dileğiyle.
Sürçülisan ettiysek affola.