Sayın Bezmenler Kapıyı Açar Mısınız? | Uğur Dündar’ın Unutulmaz Hikayesi

Sayın Bezmenler Kapıyı Açar Mısınız? | Uğur Dündar’ın Unutulmaz Hikayesi videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=5H2oDAX86P0. İnsan hayatında öyle anlar vardır ki bir an yaşanır bir ömür unutulmaz. Unutulmasa hoş geldiniz. Bugün ki konuğumuz. Unutulmaz indirimlerin süper marketi iste gelsin, unutulmazı sunar. Yıl 1994 İSKİ skandalı yani İstanbul Su ve Kanalizasyon İdarecisi İstanbul…

Sayın Bezmenler Kapıyı Açar Mısınız? | Uğur Dündar’ın Unutulmaz Hikayesi

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=5H2oDAX86P0.

İnsan hayatında öyle anlar vardır ki bir an yaşanır bir ömür unutulmaz. Unutulmasa hoş geldiniz.
Bugün ki konuğumuz.
Unutulmaz indirimlerin süper marketi iste gelsin, unutulmazı sunar.
Yıl 1994 İSKİ skandalı yani İstanbul Su ve Kanalizasyon İdarecisi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait orada bir klor yolsuzluğu skandalı ortaya çıktı. İSKİ genel müdürü Ergun Göknel ile fahiş fiyatla klor sattığı öne sürülen iş insanı Halil Bezmen yargılanıyordu. Ergun Göknel tutuklandı. Halil Bezmen de evet yani kazıkladıysam ben devleti kazıkladım dediği için tutuklanacağını anlayınca yurtdışına kaçtı. Adresi tespit eder etmez atladık. Uçağa New York’a gittik. Greenwich Connecticut.
New York’a aşağı yukarı bir saat uzaklıkta dolar milyar derlerinin yaşadığı, Rockefeller’in, Bush ailesinin falan, Maliki annelerinin bulunduğu bir yer. Ben daha önce telefon açtım. Sesten Selma Bezmen olduğunu anladım Halil Bey’in eşi. Evde olduklarını da böylece fark edince hemen aracımızla bulundukları evin önündeki otoparka geldik.
Bir engel yok. Bir barikat, bir kapı geçilmez diye bir levha söz konusu değil. Asfalt yol sizi Wilshire Road unutmadıysam eğer caddenin ismi de o eve getiriyor. İndim kapıyı çaldım. Sayın Bezmenler, lütfen açar mısınız kapıyı?
Türkiye’den getirdiğiniz paralarla belki bize bir bardak su ikram edersiniz dedim. Şimdi açsalar kapıyı ne yapacağım ben? BBC’de öğrettiler ne yapılması gerektiğini. Bir kaçak gazeteyci tarafından kovalanıyor ve gazeteyci onun bulunduğu yeri tespit ediyorsa zili çalar. Kapı açıldığında ayağını o kapının içine koyar. Karşı taraf kapatmaya çalışırken gazeteyci hazırladığı 4-5 önemli soruyu peş peşe sorar. Cevap verdi verdi. Vermedi çeker ayağını. Kapı kapanır. Gazetecide çeker gider. Biz böyle yapacaktık. Kapı açılmadı. Açsalarını destoracaktınız. O 4 soru hazır mıydı?
Hazırdı tabii. Çünkü o günün değerlendirmesine göre Mali Polis bir operasyon yapmıştı. O da bize gelen bir ihbar sonucu gerçekleşti.
Bulgaristan bandıralı Stankov muydu öyle bir gemiyle Amerika’ya konteyner içinde bir eski köşkün eşyaları kaçırılıyordu. Mali Polis operasyonu yapıp konteynerdan indirdi ev eşyalarını.
Antika avizeler, tablolar falan ve eksperler geldi, müzeyyetkinleri geldi. Onların değerlendirmesine göre bunlar tarihi önemde eşyalardı ve kaçırılması mümkün olmayan, yurtdışına çıkarılması mümkün olmayan eşyalardı.
Biz de bunun haberini yaptık. Alıcı olarak da Remzi Çelik diye bir kişi gözüküyor. Remzi Çelik’in de Amerika’daki malihanede bezmenlerin çalışanı olduğunu tespit ettik. Kapı çalındı, içeriden perde aralandı, bekleyin gibi bir işaret yapıldı. Ben de dedim ki kameraman arkadaşıma, biz şu malikaniye gelmişken bir görüntü diyelim.
Arka taraftan da görüntü, önden de görüntü diyelim. Bir de anons çekelim. İşte geldik, kapıyı çaldık, açılmadı ve biz de bu anonsla haberimizi sonlandırırız diye düşündüm. Gökhan diye, Gökhan Acun diye çok değerli bir kameraman kardeşim. Gele gele Remzi Çelik geldi. Bizi Türkiye’de yeterince reklam ettin dedi, bizi kaçakçı başı yaptın dedi. Çünkü o tarihi ev eşyalarının alıcısı olarak bezmen gözükmüyor, Remzi Çelik gözüküyor.
Yoksa bizim Remzi Çelik ile bir çalışanla alıp veremeyeceğimiz ne olabilir? Ben de uzattım mikrofonu. Kardeşim dedim, değilseniz yani kaçak bir iş yapmıyorsanız anlatın buyurun.
Sonuna kadar da yayınlayalım. Buyur dedim. Tabi içeride doldurmuşlar. Herhalde demişler ki, bu muhalebi çocuklarını bir halletsen geldikleri, pişman et. Duman edersin sen onları falan diye doldurmuşlar belli.
Adam bana salladı, muhalebi çocuğu değiliz. İstanbul’un arka sokaklarında yetiştik biz. Ben Karagümrük’te olmuyorum. Fatih Karagümrük. Koca Mustafa Paşa’da yıllarca yaşadım.
Yani her şeyi biliriz, her raconu biliriz ama ben eğer burnu bantlanmış bir şekilde gelmiş olsaydım Türkiye’ye, tıpkı dayak yemiş bir kovboyun bir daha şeriflik yapamayacağı gibi bu mesleğe devam edemezdim.
Ben kavga etmeyi sevmem ama hala işte ağırlık çalışırım. Çok şükür fiziki kondisyonum yerinde. Savunmana ne demek olduğunu da bilirim. Önce kameraman hamile yaptı, ben engelledim. Şimdi seni parça parça yapacağım dedi. Kardeşim, dayak yemek, gazeteci’nin kaderi mi Allah aşkına? Ben orada kendimi savundum. Meşru müdafaa.
Asla istemezdim bir çalışan, sonuçta emeğiyle para kazanan bir insan. Sen niye bizim üstümüze saldırıyorsun? Desene ki, bu adam beni aramıyor, bu adam sizinle konuşmak istiyor.
Çıkın, vereceksiniz cevabını. Siz verin demiş olması gerekirdi. Tabii biz kendimizi savunurken düştü, burnu kırıldı. Allah rahmet eylesin. Metinokta için, solu sağından kafası solundan kuvvetli derlerdi.
Biz gitmek üzere hareketlendik. Arabamıza bindik. Tam hareket edeceğiz. Bunun eline içeriden bir bıçak tutuşturmuşlar. Böyle bir bıçak.
Sallaya sallaya bir taraftan da burun kanıyor. Biz kapıları kilitledik. O sırada karşından flasörlü polis arabaları gözüktü.
Daha sonra anlıyorum ki bize perde arkasından bekleyin bekleyin şeklinde işaret yapmaları polise haber verdik. Sen dur, biraz oyalan. İşte haneye tecavüz vesaire gidersin içeriye diye düşünmüş olabilirler.
Bizi aldı götürdü polisler. Derskelepçe. Önce geldiler silahları çektiler böyle koltular namlular bu kadar uzun.
Oturun dediler. Önce ona bıçağı at elinden dediler. O bıçağı attı. Oturun dedi. Sabahleyin çimler ıslanmış yani sulanmış. Ben pantolon da bıçak gibi ötülü. Oturmayayım da şöyle çömeliğim diye düşündüm. Polis dedi ki otur yoksa vururum dedi. Hakikaten Amerikan polisinin şakası yok. Neyse. Derskelepçe. Hepimiz birer arabaya. Arka taraf zaten arabalarda şey gibi kafes gibi doğru Grinić polis karakoluna.
Polislerin maaşlarını da oradaki zenginler veriyor. Yani oradaki karakol o zenginlerin güvenliğini sağlamak için faaliyet gösteriyor. Karakolda hemen bizi kafeslere. Şoför, ben bir de rehberimiz vardı. Benim çantamı istedim polislerden. Bir küçük çanta vardı yanımda. Çantada da George Bush’la Beyaz Sarayı’da yaptığım başkanlığı döneminde yaptığım röportajın fotoğrafı var. Altını George Bush uğra en samimi direklerimle, with my best wishes diye imzalamış. Dedim ki bakın sizin kafese attığınız kişi bu. Sizin başkanınızla röportaj yapan gazeteci.
Hemen beni hücreden çıkardılar ve bir masaya oturttular. Önüme uluslararası hattı açık telefonu koydular. Ben bir iki kişiye haber verdim. Yarım saat içinde karakolun önü miting alanına döndü. Tabii sonuçta adamın burnu kırılmış. Haneye tecavüzden değil ama o burun kırma olayından dolayı biz yargılanacağız.
Büyük olasılıkla da tutuklanacağız. Cuma günlerden cuma, iki gün yani Amerika cezaevinde mecburen kalacağım.
O sırada o Türkler ne yaptılar, ettiler, avukatlar buldular. 30 bin dolar para topladılar kendi aralarında ve beni kefaletle serbest bıraktırdılar.
Kefaletle serbest bırakıldım. Otelde geldim. İnanın nasıl öğrenildiyse sabaha kadar telefonu açıyorum.
Ben bilmem nerenin valisi falanca, Uğur Bey yanınızdayız, geçmiş olsun. Kapatıyorum, açıyorum. Uğur Bey ben falanca yerin baş savcısıyım. Yanınızdayız, geçmiş olsun merak etmeyin. Kapatıyorum.
Uğur Bey ben falanca iş insana, yanınızdayız, merak etmeyin. Bir ihtiyacınız olursa telefon numaram bu. Kapatıyorum. Açıyorum. Uğur abi ben Alaeddin Çakıcı.
10 tane arkadaşımı şimdi gönderiyorum. Sana yardımcı olsun. Yok kardeşim benim ihtiyacım yok. Kapatıyorum. Bir başkası hep böyle sabaha kadar bir dakika bile gözümü kırpmadan telefon zır zır zır zır çaldı. Aklıma hayalime gelmedik insanlardan. Bakanlardan, milletvekillerinden, bürokratlardan, sıradan insanlardan geçmiş olsun mesajları aldım. Unutulmaz bir gece yaşadım. Gözümü kırpmadan ertesi güne başladık.
Televizyonun sahibi Erol Aksuoy o sırada, şov Haberi, şov televizyonuna yapıyoruz arenayı. New York’ta beni Ahmet Ertegün’e rahmetli, Ertegün’e götürdü. Dedi ki çevresi çok geniştir. Sana yardımcı olur. Ahmet Ertegün’e gittik. Durumu anlattım. İlk uçağa atla kaç dedi bana. Neden dedim? Bunun cezaevleri çok kötüdür dedi.
Pazartesi günü mahkemeye çıktım. Hakimin kararı şu. Uğur Dündar’ı, arena seyircisinden mahrum etme hakkına sahip değilim.
Yani basın özgürlüğü tarihine geçecek bir karardır. Ama Uğur Dündar’dan bir söz almak istiyorum. Buyurun. Duruşmalara geleceksiniz değil mi? Evet geleceğim. Gerçekten de sözümü tuttum. Daha sonraki duruşmalara da katıldım ve mahkum olmadan dava sonuçlandı. Ama Türkiye’ye geldiğimde havaalanında dört beş bin insan vardı. Bir anda beni omuzlara aldılar. Olduğumu anlayamadım. Şimdi o videolar ya aslında onu tabii insan kavga ederken istemediği sözcükler çıkıyor ağzından.
Ben bipliyerek onu yayınlamıştım. Fakat nereden buldular ise nasıl buldular ise onu sosyal medyada yayına verdiler. Milyonlarca izlendi. Şimdi bir hadisi olduğunda lütfen açar mısınız kapıyı diye yaygın bir slogan haline dönüştü.
Sonuçta Halil Bezmen Türkiye’ye geldi. Zaten benim kendisiyle hiçbir meselem yoktu. Hiçbir şekilde bir araya daha önce gelmemiştik daha sonrada gelmedik. Sadece olaylar bizi karşı karşıya getirdi. Hele o çalışanla benim alıp veremediğim hiçbir şey olamaz. Keşke bize saldırmasaydı. Keşke tahrik etmeseydi.
Keşke o kavgaya sebebiyet vermeseydi. Yani sonuçta toplumun gerçekleri öğrenme hakkına hizmet ederken böyle bir serüven yaşamış olduk.
Bizi sevdiğimiz, unutulmaz. Yaşadığımız, unutulmaz. Ne sen ol Allah, yaşan Allah.
Ne sen ol Allah, yaşan Allah.