Kitabın Başında Spoiler Veren Yazar: Alejandro Zambra
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=ihuIhsR5ouA.
Nereden Başlamalı 8. bölümünde Alejandro Zambray’ı, Şilili yazar Alejandro Zambray’ı konuşmak üzere karşınıza getirmiş bulunuyorum. Bugün çok genç bir yazar konuşacağız. Aslında Zambra çok fazla eseri olan bir yazar da değil. Dolayısıyla Nereden Başlamalı sorusu çok da zor bir soru değil Zambra özelinde. Ama Zambra üzerine konuşmak istedim çünkü çok çok seviyorum ve çok büyük bir yazar olacağını düşünüyorum. Bir klişe vardır eksoyla,
belki bilirsiniz buralar çok değerlenecek diye. Ben öyle olacağımı düşünüyorum bu Zambra meselesinin. O yüzden de erkenden kendisinden biraz bahsedelim. Bilmeyenler varsa da tanışsınlar istedim. O yüzden bugün Zambra konuşuyoruz. Burada şey sormak istiyorum. Notos yayınları yayınlıyor eserlerini ve çok erken zamandan beri yani Notos’un bu konuda böyle özellikle Latin Amerika edebiyatında daha yıldızı parlamakta olan isimler keşfetmek konusunda çok iyi bir koku alma yeteneği olduğunu düşünüyorum ve çok müteşekkirim kendilerine. Bunu da belirtmek istedim. İyi ki Zambra’yı 2015’ten beri yanılmıyorsam yayınlıyorlar. İyi ki bizle tanıştırmışlar diye bir içtan kalpten teşekkür Notos’a. Diyerek başlıyorum. Zambra 1975 doğumlu, çok genç bir yazar yani. Edebiyatla oldukça hışırneşil, edebiyat okumuş ve edebiyat doktorası olan üniversitede de edebiyatla tanıştığı için doktorası olan üniversitede de edebiyat dersleri veren biri. Yazar olmakla ilgili şöyle bir şey söylüyor. Ben yazar olmayı seçmedim. Sadece diğer şeylerde kabul edilemez, oruçta da başarısızdım diyor. Biraz zaruretten yazarlık olduğunu söyleyebiliriz. Pinochet diktatörlüğü altında yaşadığı için tabii eserlerinde çok fazla izini görüyoruz. Hayatının önemli bölümü orada geçtiği için, onun altında geçtiği için. İlk kitabı 2006’da yayınlandı. Bonzai ismiyle.
Hatta 5 yıl sonra da Christian Jimenez filmini çekti. 2011 yılında Cannes Film Festivalinde gösterildi film. Bonzai kitabı, Şili edebiyatında, Bir devrin sonu ve yeni bir dönemin başlangıcı olarak kabul ediliyor. Çok küçük bir kitap olmasına rağmen. Bu yönde çok fazla yazı yayınlandı o dönemde. Çünkü şu yüzden, büyülü değil, düz ve düz gerçekçi bir kitaptan bahsediyoruz. Büyülü gerçekçilik bölümünde konuşmuştuk. Latin Amerika’nın üstüne giydiği ve bir türlü çıkaramadığı büyülü gerçekçilik gömleğine çok net bir şekilde atıldığı bir eser. Bence Bonzai. Düpe düz gerçekçi. Bence Zambra’yı özel kılan şey, bu günü yazıyor olması. Edebiyatın şöyle bir şeyi vardır, bilirsiniz. Eskiyi anlatır, bizi büyülü bir yere götürmesinde bir tür nostaljik tat buluruz mesela.
Ama Zambra bu günü yazıyor ve bu günü çok yalın basit kelimelerle, kimi zaman köfürlerle falan yazarak edebiyat yapabiliyor. Ben bunu çok acayip buluyorum. Yani böyle bildiğiniz bilgisayarlar var. Ne bileyim mesela bir örgüsünde uzak ilişki yürütüp sanal seks yapan bir çiftin hikayesi bile var mesela. Ve bütün bunlar sanatçı edebi biçimde anlatılıyor.
Bu kadar günümüze dair bir şeyi edebi lezzetle aktarabilmek bence hakikaten herkesin harcı bir iş değil yani. O yüzden de tabi ilişkilenmemiz de çok kolay oluyor dediğim gibi bu günün içinde geçtiği için. Bonzai dediğim gibi ilk eseri ve çok iz bırakan bir eser, Şili edebiyatında. Tabi Şili edebiyatı deyince aklı ilk Bolanyo gelir, Roberto Bolanyo. Belki bir gün onunla ilgili de konuşuruz. O da çok özel bir yazardır. Bolanyo ile tabi çok kıyaslandı, hep böyle olur. Yeni Bolanyo mu filan? O da şöyle demişti bir röportajında. Ya valla bu Bolanyo kıyaslaması beni kaybetmeye başladığından beri baya rahatsız ediyor. Ve ben daima kaybedeceğim söz konusu Bolanyo ise demişti. Tevazu sahibi bir insan olduğunu söyleyebiliriz sanırım. Ama evet tabi Bolanyo ile de kıyaslamak biraz acımasızlık yani. Neyse. Bu arada Bonzai’nin ilk cümlesi sonunda kız ölür ve oğlan yalnız kalır diye başlıyor. Kitabın sonunu başında öğreniyoruz ve buna rağmen de büyük bir merakla okutuyor kendisini.
Ne var Zambrada? Çocukluk nostaljisi var. Hatıraları kovalamak var. Zambranın çocukluğu aslında benim 34 yaşındayım. Benim çocukluğuma çok yakın bir dönem olduğu için biraz kendi çocukluğumu da görüyorum. Bence bizim kuşağın özellikle çok bağlanmasının Zambraya bunun etkisi var. İşte aşk hikayeleri, unutulmayan aşklar, bölük pörçük hikayeler, yazma çabası vs.
Bir de tabi Pinochet var. Başta da söyledim. Konum hep Pinochet’e geliyor. Çünkü yani bir diktatörlük altında yetişmek biraz da böyle bir şey sanıyorum. Şunu söylemek istiyorum. Şili ve Türkiye kültürleri aslında çok benzer unsurlar var. Zambrada Türkiye’de çok sevilen bir yazar olduğu için çok fazla röportaj da vardı aslında Türkiye’deki çeşitli mecralara. Ona da hep bunu soruyorlar. İşte sizce Türkiye’ye şöyle vardır ya bu da bizde şeydir. Türkiye’yle ilgili ne düşünüyorsunuz? Yani ne düşünüyorsunuz? Sizce benziyor muyuz falan?
Yabancı herkese bunu sorma şey. Bunu Zambraya da yaptılar. Ben biraz bıktığını düşünüyorum. Her röportaj falan. Peki sizce Türkiye falan? Neyse. Sonuç olarak bu soru çok soruldu kendisine. Ama şimdi burada da haksız da değil bu soru. Hakikaten çok benziyor. Bir kere acayip deprem ülkesi, Şili. Herkesin hayatında iz bırakmış bir deprem var. Hep onu diyor yani. Benim etrafımda bir depremde birini kaybetmemiş hiç kimse yoktur diyor. Mesela şöyle bir şey söylüyor. Bu da bana çok hoş gelmişti. Biz toprağın hareket etmesinde çok alışkınız. Eşik çok yüksek. Bazen güçlü sarsıntılar oluyor ama üzerine tek söz etmiyoruz. Bence bu duyarlılığınızı da etkiliyor. Bir şekilde bu müdahalelere birden her şeyin tepe taklak olabileceği ihtimaline alışıyorsunuz. Burada tabi o siyasi çalkantıları da bir gönderme var. Yani her şey olabilir. Toprak başınıza çıkar, iner. Devlet kafanıza yıkılır falan böyle bir kültür.
Çok uzak değil bizim çalkantılı memleket tarihimize. Bence bu yüzden de biraz yakınsıyoruz. Bir diğer konu tabi darbe. 11 Eylül 1972 Pinochet’in Allende’yi devirip iktidara gelmesi ve bu çok iz bırakmış bir şey Şili tarihinde. 12 Eylül 1980’de bizim darbemiz. Pinochet ve Kenan Evren çok benzetilirler birbirlerine. Şeyi mesela bizim kuşakta hep böyledir.
Anne babalarımız siyasi çalkantılardan çok çektikleri için hep söylenir. Çok apolitik bir kuşak yetiştirdiler diye. Hakikaten de çok az siyaset konuşturdu bizim çocukluğumuzda o korkuyla. Mesela Zamra da buna benzer bir şey anlatıyor. Şöyle diyor. Çocukluğunda büyükler bana ciddi ve sıkıcı görünürdü. Galiba sessizlik ve susturulmuşluk arasındaki farkı anlamam zaman aldı. Yetişkinlerin hep böyle sıkıcı olduğunu düşünüyordum ama büyüyünce aslında korktuklarını anladım. Bu da mesela bence Türkiye’de kolaylıkla uyarlanabilecek bir vaziyet. Bir de futbol tabi bir diğer büyük benzerlik. Şili’de bir futbol delisi ülke. Herkesin hayatında futbol var. Bütün sokaklarda toprakta futbol oynanıyor. Dolayısıyla çok benzer böyle işte milli takım bir şey yapabilir gibi olduğunda kıyamet kopuyor falan. Bu açıdan da benziyor ve bütün bunları Zamra’nın eserlerinde görebiliyoruz.
Ve ben çok böyle kendi kültürümüze ve çocukluğuma benzeyen şeyler okuduğum için de keyif alıyorum. Bu arada dediğim gibi edebiyatçı olduğu için yani daha doğrusu edebiyat üzerine eğitim de aldığı için ve eğitim verdiği için bu konularda da çok kafa yoruyor. Yazma biçimleri, teknikleri vesaire. Genelde biraz da enteresan bir yazma tekniği var. Her yazarın kendine has yöntemleri var malumunuz. Eskiden işte daktilo da yazarmış sonra bilgisayara geçmiş.
Önce el yazı, sonra daktilo, sonra bilgisayara geçmiş. Şimdi genelde elde, karışık teknik kullanıyorum diyor. Bazen elde yazıp bilgisayara geçiyorum, bazen de bilgisayarda yazıp ele çekiyorum diyor. Böyle de değişik. Bir de yazdığı her şeyi okuyup kaydedermiş, sonra da dinlermiş nasıl geliyor kulağa diye. Böyle biraz ilginç. Bu konuda mesela çok ilginç bir şey sormuştu. Bana böyle çok aklımda kalmıştı.
Yazarken kullandığımız cihazın yazma biçimini etkilediğine dair mesela Proust, kayıp zamanın izindeyi bilgisayarda yazsa o kitap başka bir kitap olurdu demişti. Hiç bu açıdan düşünmediğimi fark etmiştim yani. Bilgisayarın imkanları ve duygusu ile aslında ortaya çıkan eserin nasıl etkilenmekte olduğu. Bu açılardan da kitaplarında bu tür şeyler de bulabilirsiniz. Hani böyle yazma fikriyle ilgili de bir takım şeyler söylüyor, ilginç şeyler söylüyor. Son olarak nereden başlamalı konusuna ve eserlere girmeden önce şöyle bir şey sormak istiyorum. Pek çok kişi Türkiye’de kendisini Barış Bıçakçı’ya benzetiyor. Ben bunu asla katılmadığımı sormak istiyorum. Beni bilen biliyor. Ben Barış Bıçakçı sevmiyorum. Bunu da böyle bir süre kıvrandıktan sonra açıkça söyledim bir noktada yani. Hiç sevmiyorum. Dolayısıyla bu benzetmeyi de kabul etmiyorum. Yani şöyle nesnel bakmaya çalıştığında da benzetmiyorum.
Yani eğer hani böyle bir şeyle karşılaşırsanız bir yerlerde Barış Bıçakçı’ya benziyor diye bence çok ona şey yapmayın. Çünkü Barış Bıçakçı’nın eserlerinde mesela çok fazla aforizma var. Beni yoran şey o zaten. Böyle büyük büyük tespitler. Zambra da bu yok. Zambra olağanüstü basit kelimelerle çok çok gerçekten çok yalın bir şekilde bir his bırakıyor. Yani Barış Bıçakçı bence böyle kafamıza bir şey söylemeye çalışıyor bazen vurarak tespitini. Zambra onun duygusunu böyle üstümüzden akıyor ve sonra bir şey kaldığını anlıyorsunuz. Bence kıymetli olan da budur zaten. Bu faslığı uzatmadan ve sensasyonayol açmadan bitiriyorum. Ve nereden başlamalı sorusunu yanıtlamaya çalışacağım. Dediğim gibi oldukça basit aslında Zambra. Kronolojik gidilebilir. Burada bir değişik bir şey. Şunu söyleyeyim.
Ben bundan önceki bölümleri neredeyse pek çoğunda, hepsinde hatta, öykülerle başlamanın kolaylaştırıcı olduğunu söylemiştim. Bu öyle de düşünüyorum. Zambra hariç. Çünkü Zambra’nın Öykü Kitabı bence bugün okuyar yazdığı en iyi kitap. Dolayısıyla onu sona bıraktım. Bence öyle bir lezzet yani. İlk kitap Bonzai. Bundan zaten epeyce söz ettim az önce ilk kitabı zaten. Yani çok böyle hoş tatlı bir kitap.
Sonunda Emilia ölüyor, Julio ise ölmüyor, gerisi edebiyat diye bir cümle var arkasında. Bir aşk hikayesi. Uyumadan önce, her gece sevişmeden önce birbirlerine böyle pırustumadan, bovari falan okuyan bir çiftin böyle tatlı naif aşk hikayesi. Çok çok sevimli ve içten bir kitap bana sorarsanız. İyi bir tanışma kitabı olacaktır. Ardından Ağaçların Özel Hayatı. Buradan ne kadar güzel bir isimdir bu da bence. Bu da yine böyle Julio’nun Daniela’ya, kızını anlattığı bir takım hikayeleri, bir kız çocuğunu anlattığı hikayeler. O hikayelerde kendi çocukluğu vesaireyi buluyoruz. Bunlar dediğim gibi çok minicik, böyle bir oturuşta okunmalık ama çok yoğunda his bırakan kitaplar. Kitapta ne olup bittiği çok önemli değil ama bence dediğim gibi duygusu kalıyor. O yüzden kıymetli.
Sonra da yine bir başka ismini çok sevdiğim Eve Dönmenin Yolları. Bunları bir tür bir üçleme gibi aslında da düşünebiliriz. Hatta bu Zamre’ye sorulmuştu bir keresinde. Bunları bir üçleme gibi düşünebilir miyiz falan diye. O da şey demişti. Yani hani bu duyguyu verdiklerini biliyorum. Yani oturup bir üçleme olarak yazmadım ama ne bileyim galiba da sürekli aynı kitabı yazıp duruyorum gibi bir tatlı cevap vermişti.
Çünkü aynı dürtü, aynı arzu ile yazıyorum demişti. Evet bunlar birbirini tamamlayan eserler aslında bakarsanız. Burada da yine böyle yazar adayı bir anlatıcımız var. Zamre yazar adaylarına biraz meraklı. Okuyayım şöyle arkasını. Burada hoş bir alıntı var çünkü. Ne kadar naif olduğunu belki size anlatır. Bir keresinde kayboldum.
6 ya da 7 yaşındaydım. Aklım başka yere gitmişti. Birden annemle babamı kaybettim. Korktum ama sonra yolumu buldum ve eve onlardan önce vardım. Ama bence o akşamüstü asıl onlar kaybolmuştu. Çünkü ben eve dönmeyi biliyordum ama onlar bilmiyordu. Yetişkinlere dair böyle çok tatlı hoş bir bakış sunan bir kitaptır bu. Bunu da sıraya koyuyorum.
Sonrasında da işte zaten belgelerim. Herhalde hayatta en çok hediye ettiğim kitap bu. Gerçekten böyle şey yani ben ve belgelerimi hediye etmek diye bir bir ara bir şey olmuştu. Her arkadaşım aaa ben sana belgelerimi hediye edeyim falan. Hiç de sevmeyen olmadı hediye ettiklerimden. Bu bir öykü kitabı. Çok dediğim gibi yani böyle belgelerim adı bilgisayarlarımızdaki belgelerim klasöründen geliyor bu arada.
Çok bugününü anlatıyor demiştim zaten. İşte böyle acayip karakterler var. Çok böyle kendinizi bulacağınızı düşündüm. Basit tutunmaya çalışan, böyle bir sakin kalmaya çalışan, çok komik çocukluğuna dönen işte babası, babayla anılar, anneyle anılar falan böyle hepimizin bir yerine dokunacak öyküler var. Bir tane sigarayı bırakmaya çalışan bir adamın öyküsü var mesela. Orada şöyle bir şey söylüyordu hiç unutmadım.
Sigarayı bırakmaya çalışırken okudum ve korkunçtu. Yani o öyküyü sigara içmeden okumak çok mümkün değil herhalde. Şöyle bir şey söylüyordu. Sigarayı bırakmak, sigarayı bırakmayı bıraktığınızda olan bir şeydir. Eğer sigarayı bırakmaya çalışıyorsanız sigarayı bırakmamışsınızdır zaten diyordu. Ve ben böyle of ben hala bu aşamadayım ya falan demiştim okurken. Çok tatlı gelmişti bu tespit. Belgelerin böyle çok tatlı bir hoş bir kitaptır. Bu arada birkaç eseri daha aslında yani Türkçe’de de var yayınlanan iki eseri daha ama ilk defa hacimli bir roman yazdı. Yanılmıyorsam o da bu sene içinde yayınlanacak diye biliyorum ve büyük bir heyecan ve hevesle bekliyorum. Şöyle bir şey son olarak çok sevdiğim bir alıntı ile bitireyim. Diyor ki bana kalırsa kitaplarında yer alan hikayelerin hepsi bir şekilde bir tür topluluğa ait olma hakkında, bir çeşit hakikati paylaşmanın hikayeleri.
Bence hakikati anlatmak zorunludur ve aynı zamanda imkansızdır. Bir mücadeledir çünkü hakikat salt bilgiden fazlasını içerir. Şili’yi düşünürsem hakikati anlatmaya alışık olmadığımızı söyleyebilirim. Örneğin son 10 yılı ele alırsak nasıl yapacağımızı öğrenmekteyiz. Yine de alınacak çok yolumuz var. Diktatörlük sonrası Şili’de hakikati konuşmaya çalışan bir toplumun sesi oluyor belki de zembra. Ve bence bizim de bu anlamda öğreneceğimiz ve duyacağımız çok şey var esalarında kendi anılarımızı anlamlandırmamız açısından. Çok isterim herkes zembra okusun. Çok güzel yerlere götürüyor ve iyi bir duygu ile bitiriyorsunuz kitaplarını.
Umuyorum birilerinin bu videoyla birilerinin zembra ile tanışmasına vesile olmuş olurum. Dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.