Zafer Algöz Anlatıyor #7 | Kamuran Usluer

Zafer Algöz Anlatıyor #7 | Kamuran Usluer videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=czj7dV4SxDU. Sen bu topa çıkma. Tavuklarınızın götüne sağlık. Yeter ya al dedi. Oğlanız, avradınızı lan! Evet evet evet hanımefendi gerçekten çok güzeldi. Orda tıkı tıkı tıkı geziyorum. Ben hazırım. Başlayın. Aleyküm selam. Ben kendi ellerime koyuyorum. Dokunma bana. Saygı gösterin mahkemeye…

Zafer Algöz Anlatıyor #7 | Kamuran Usluer

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=czj7dV4SxDU.

Sen bu topa çıkma. Tavuklarınızın götüne sağlık. Yeter ya al dedi. Oğlanız, avradınızı lan! Evet evet evet hanımefendi gerçekten çok güzeldi. Orda tıkı tıkı tıkı geziyorum. Ben hazırım. Başlayın. Aleyküm selam. Ben kendi ellerime koyuyorum.
Dokunma bana. Saygı gösterin mahkemeye biraz. 992-61 davacı nebahat ışık. Tamusumuz, vicdanımız, insanlığımız pek osma. Ben değil. Başka ne olacağını sanıyordum. İmkansızı yakalamak istiyorsan elini kirletmekten kaçırmayacaksın.
İmparatorluklar Sevgili dostlar biliyorsunuz insanlık tarihine baktığımızda çok büyük uygarlıklar, çok büyük imparatorluklar var. Mesela Çin imparatorluğu var, Moğol imparatorluğu var, Roma imparatorluğu var, Osmanlı imparatorluğu var, Hun imparatorluğu var. Hun imparatorluğunun ne kadar etkili ve ne kadar kuvvetli olduğu konusunda şöyle basit bir örnek vereyim.
Uzaydan bakılında insan eliyle yapılmış en görkem, en büyük yapı olarak Çin seddini görüyoruz. Yani 6,5-7 kilometre uzunluğunda düşünün. O devirde bile Çin Hun Türklerinden korktuğu için araya böyle bir Çin seddi yapmış, oluşturmuşlar. Adam Çin seddini oluşturmuş ama mesela Hun imparatoru Atilla, daha o devirde adam kalkmış, o topraklardan Roma’nın kapılarına kadar dayanmış. Şimdi uçakla aynı yolculuğu yapsan, cettek oldum dersin. Yani o dönemdeki teknolojiyi düşünürsek, o dönemdeki imkanları düşünürsek, atlarla bilmem nereyle falan kaç ay sürecek bir yolculuk, binlerce askerle beraber gelip ta Avrupa topraklarına kadar gelip Roma’nın kapısına kadar dayanıyorsunuz. Bizim hikayemizin tabii özü Hun Türkleri nasıl Müslüman oldu. Biliyorsunuz o devirde onlar Müslüman değildi, Şaman da ama nasıl Müslüman olduğunu anlatayım izin verirseniz. Yıllar önce Salkıman’ın Taneleri diye bir sinema filmi yapmıştık. Zaten izleyen dostlar bilirler, Salkıman’ın Taneleri de Yılmaz Karakoyunlu’nun eserinden senaryolaştırılmıştı ve sevgili Tomlis Giridlioğlu sahneye koymuştu.
Bu dönemde yapılmış olan en güzel filmlerden biriydi. Türkiye’deki tam varlık vergisi dönemini anlatan oldukça başarılı bir oyuncu kadrosu vardı. Ben varım diye söylemiyorum. Benim dışımda çok iyi aktörler, çok iyi aktrisler vardı. Bir tanesi Kamran Usluer’di rahmetli. Kamran abi, Zuhal Olcay, Hülya Afşar, Güven Kıraç, Ben.
Yani onun dışında birçok oyuncunun gelip emek verdiği çok güzel bir işti. Biz o zaman Kamran abiyle çok uzun sohbet etme şansına sahip olduk. Ben zaten Kamran abi çok daha öncesinden ilk defa Uğur Yücel’in yazıp yönettiği ve kendinin de oynadığı Aziz Ahmet diye bir dizi vardı. O zaman birlikte çalışma fırsatı bulmuştuk ama Kamran abi zaten bizim tiyatro camiasında ve dublaj sektöründe tanımayan yoktur. Dünyanın en renkli, en kaliteli insanlarından biriydi. Bilmeyen arkadaşlar için bir daha anlatayım Kamran abi. Eşkıya filminde biliyorsunuz, Baran’la beraber Kece’ye aşık olan Berfoy’u oynamıştı Kamran abi. E tabi set aralarında falan böyle büyük üstatları bulunca da sohbet imkanı buluyorsun. O zamanında yaşamış olduğu deneyimleri anlatıyor.
Bizlerle paylaşıyor. Biz de tabi öyle büyük ustalardan hep feyz alıyorduk. Kamran abiye hep şunu sorardım. Derdim ki Kamran abi hayata bir daha gelsen yine aktör olmak ister misin? İsterim ama bu memlekette değil evladım demişti. Çünkü bu memlekette aktörün kıymeti öldükten sonra biliniyor. Bakın Avrupa toplumlarına ya da Batı toplumlarına her neyse orada oyuncular böyle bir elden ayaktan düştüğü zaman artık çalışılamayacak duruma geldiği zaman
genelde devlet hep onlara sahip çıkar. Kalacağı yere kadar sağlık giderlerine kadar her şeyle ilgilenir adamı boşta. Biz de öyle değil. Dostları vefasız bıraktı. İşte vefa göstermediler. Adam kıyıda köşede kaldı kimse ilgilenmiyor diye. Hep böyle gider. O yüzden de ben hep hayata bir daha gelsem bu mesleği yaparım ama bu memlekette yapmak istemem evladım demişti Kamran abi.
Set arasında da bize bir gün dedi ki evladım ben size Hun Türklerinin nasıl Müslüman olduğunu anlattım mı? Dedi ki abi bilmiyoruz nasıl anlattın? Dedi ki ben yıllar önce Tarkan’da Hun İmparatoru Attila’yı oynadım. Kartal Tübet abim biliyorsun oynuyordu. Bir sahne var dedi. Attila çadırdan çıkacak. Atın üstüne binecek.
Atın üstündeyken haydi yiğitlerim deyip Hun Türklerinin seferini başlatacak. Böyle bir sahne var. Tam o sahneye sıra geliyor. Kamran abi diyor ki kusura bakmayın ben ata falan binmem. Niye abi falan diyorlar. Diyor ki kardeşim ben yıllar önce ata bindim. At beni öldürüyordu. Gerçekten de Güneydoğu’da bir film çekerlerken Kamran abi ata da alışsın diye 3-4 gün öncesinden bir at getiriyorlar. Atın üstüne bindiriyorlar. Kamran abi atla orada tıkı tıkı geziyor. Tamam hayvan senin huyunu, suyunu da öğrendi abi. Bu da son derece işte huysal bir attır. Sen bununla beraber yaparsın, edersin diyorlar. Fakat çekim sırasında hayvan bir şeyden ürküyor. Şahlanıyor ve Kamran abi atın üstünden aşağıdaki bir kayanın üstüne bırakıyor.
Bırakınca işte belinde kırıklar, çatlaklar bilmem neler falan yani aylarca çok çileli bir dönem yaşamış ve tövbe etmiş. Demiş ki abi ben bir daha ata mata binmem kardeşim bana ısrar etmeyin. Fakat filmde de at sahnesi var. İkna etmeye çalışıyorlar diyorlar. Üstadım hani çadırdan çıkacaksın, atın üstüne seni bindireceğiz.
Katanda kaskın, maskın, kılıcın hadi yiğitlerim falan filan yapacaksın. Bu kadar biz atı sabit tutacağız korkma falan deyip ikna ediyorlar Kamran abi. Geliyorlar tabi sete. Atın sahibi Seyisi, Meyisi atın ağzına bir tane şey bağlamışlar böyle uzaktan bir ip kadracın dışında o. Kamran abi ata biniyor. Atın üstünde hiç hareket etmeden laflarını söylüyor böyle hadi maddi kestik diyorlar.
Kamran abi attan alıyorlar. Çayını sigara kahvesini ikram ediyor. Hocam siz dinlenin falan diye yönetmen hiç memnun olmuyor bu sahnede. Atın sahibini çağırıyor. Diyor ki gelsene buraya gel. Buyurun hocam. Yavrum diyor koskoca Huni imparatoru Attila. Bu adam ata biniyor. Atında güzelliği var maşallah. Ama hayvan böyle uyusupa gibi duruyor bu da üstünde.
Şunu diyor bana bir şahlandır hayvanı. Hani böyle ee ee ee ee ee ee ee ee ee ee ee yapsın diyor. O da diyor ki ha hocam nasıl yapayım. Atabilecek olan aktör korkuyor. Oğlum diyor ona söylemene gerek yok. Bir formül bulun yapın buyrun. Peki falan diyorlar ne yapalım diyelim. Atın sahibi diyor ki sen bana bırak diyor. Bunlar aralarında tezgahı kuruyorlar. Kamuran abiye diyorlar ki hocam işte kamerada bir problem olmuş. Burayı bir daha çekmemiz lazım falan. Kamuran abi de tabi öyle. Yahu çektik daha ne kadar çekeceğiz. Yahu halafel bir yapıyor. Hocam diyor önemli değil bir tane daha çekeceğiz hallederiz falan. Kamuran abi tekrar getirip atın üstüne bindiriyorlar. Bu sefer ipi biraz daha uzun tutuyorlar. Kamera biraz daha açılıyor. Atın sahibi Seyis’i hazırlamış abi.
Şöyle bir kıymık. Atın arkasına geçiyor Seyis. Atın sahibi uzaktan şehit tutuyor tabi yollarını. Kamuran abi lafları söylerken lafın ortasında atın taşaklarına kıymığı bir saplıyorlar. Saplayınca hayvan şahlanınca kayıtla devam ediyor. Kamuran abi rolü unutuyor.
Allah’ınızı, avradınızı laaaat laaaat bağırıyor falan zor zapt ediyorlar durduruyorlar. Aman hocam, hocam. Atdan alıyorlar. Kamuran abi küfür kıyamet. Tamam abi geçmiş olsun bitti falan diyorlar. Kamuran abi de söylemiyorlar bunun bir tezgahı olduğunu ama adam onu ödü kopuyor tabi tekrar düşeceğim diye. Akşam otelde söylüyorlar abi böyle böyle oldu kusura bakma falan diye gülüp geçiyorlar.
Yine aylar geçiyor. Filmin dublajına geliyorlar. Filmin dublajında ne söylemişse aynen oradan oturtacak. Kamuran abi bir baktım diyor attım üstünde şahlanıyorum. Ağzımdan çocuklara ettiğin bütün küfürler okunuyor. Elde kılıç bağır allah bağır. Abi burada ne dedin ne yaptın falan deyince o saydırdığım yerlerde diyor.
Allah Allah Allah Allah Allah Allah dedim diyor. Tamam abi kayıt bitti deyip gönderdiler beni diyor. Sonra filmi diyor sinemada seyrettim aynen duruyor. Kimse de demedi ki ulan Hun Türkleri ne zaman Müslüman oldu kardeşim? Benim sayemde Müslüman oldu demişti. O kadar tatlı bir adamdı ki kendine az özellikleri vardı. Mesela dublajda saatlerce beklersin. Gidip oturursun mesela. Kamuran abi kaneviç örerdi. Dantel yapardı. Masa örtüleri. Evladım sigara içmemek için ben bunlarınla oyalanıyorum derdi. Numaralı gözlükleri takardı. Onunla böyle gergefler yapar bilmem neler yapar hep kendini oyalardı. Bir şeyini fark etti tam rakının hakkını veren bir zerafete sahipti Kamuran abi.
Şimdi mesela Büyükada’da çekim yaptık. Büyükada’da çekim yaptığımızda Kamuran abinin çift bavulla geldiğini gördüm ben. Ben de kendi kendime deneyim. Ulan zaten burada filmde vermiş oldukları kostümleri zaten adamlardan giyiyoruz. Onun dışında insan yanında ne getirebilir ki iki tane bavulla geliyor diye. Bir fark ettim ki bavulun içinde kendi akşamcı aksesuarları var.
Mesela asla plastik tabakta yemek yemez. Şöyle kıçı kalın limonata bardağı ile rakı içmez. Beyaz örtü olacak. Bütün takımları yanındaydı. Beyaz örtüsünü yayar. Ehli keyfi var. Buz kabı var. Çatalı bıçağı kaşığı. Porselen tabak.
İşte yoğurdu. Ümraniye’den alır. Tulum peynirini. Balık pazarındaki bilmem kimden. Lakerdayı. Kurtuluştaki Ermeni bilmem hangi ustanın yapmış olduğundan. Bunların hepsini alır. Sadece iki dubler rakı içler her akşam. Ama kendi başına. Masasını kurar. Onları böyle zevkle yapar. Yudum yudum yudum içeride. Üçüncüyü içmezdi ki. Ertesi gün sabah geldiğinde işini hakim olsun. Performansını etkilemesin diye. İnanılmaz çalışkan, disiplinliği müthiş bir adamdı Kamuran abi. Yıllar önce Bodrum’da Dali Motel’de sanatçılarda böyle bir duygu taşması olur ya. Hadi gidelim falan yaparsın. İstanbul’da böyle aniden bir karar verdik. 3-4 araba gece evlere gidip hemen acil eşyaları falan toplayıp hadi Bodrum’a gidiyoruz dedik.
10-12 kişi Bodrum’a torbaya geldik. Torbada şimdi var mı bilmiyorum Dali Motel diye bir motel vardı. Tam deniz kenarında. Denize sıfır. Böyle 20-25 tane odası olan mütevazı bir yer ama çok güzel bir otel. Gittik oraya yerleştik. Meğer oraya Kamuran abi her sene gelirmiş kendisi de. Ve orada kalırmış Kamuran abi. Biz bilmiyorduk. Gittik orada Kamuran abiyi gördük. E tabi tiyatrocu büyüğümüz, ahbabımız, abimiz falan hep sohbet ediyoruz, muhabbet ediyoruz. O da anlatıyor, güldürüyor falan. Bir de tecrübe de var. Hayat tecrübesi de var. Bir sabah kahvaltıya indik. Kahvaltıda motelin sahibesi hanımefendi de açık büfenin yanında kasa var orada oturuyor kadın. Gökhan Bey hoş geldiniz, Ayşe Hanım hoş geldiniz, Fatma Hanım günaydın falan. O arada abla da istiyor ki kendi yaptığı ekstraya tabi olan şeyleri de bir işleriye satsın. Şimdi o da kahvaltı ya. Kahvaltıda ne var? 5 tane zeytin var. Kibrit kutusu kadar peynir, işte reçel bilmem ne falan ama ekstra olanlar var. İşte patatesli gözlemesi var. Kıymalısı var, bazlaması var, bilmem nesi var ve abla sürekli şunu söylüyor. Yağda yumurta ister misiniz? Arkada tavuklarımız var. Şimdi hayvanın altından aldık.
Polluktan aldık, tap taze, saf tereyağı ekmek banarsanız çok güzel olur falan diye hep reklamlı yuvarlayıp. Biz de geldik bize dedi ki işte gözleme ister misin onu ister misin falan. Biz de sevgili İsmail İnce Kara abim vardı o ince onunla beraber indik. Yok falan filan dedik. İsterseniz yağda yumurta yaptırayım. Şimdi hayvanın altından aldık yumurtaları. Şimdi ekmek banarsanız tereyağı da çok güzel olur hatta Kamuran Bey de yedi. Öyle değil mi Kamuran Bey dedi.
Biz fark ettik ki Kamuran abi de orada. O da kahvaltıda evet evet evet hanımefendi gerçekten çok güzel dedi. Çocuklar tavsiye ederim çok iyi falan dedi. Bize de işaret etti gelin yanıma falan diyor. Biz de siparişi verdik geldik oturduk kahvaltı yapıyoruz. Sanat, sepet, siyaset, spor konuşuyoruz falan. Kamuran abi o ara bize anlatıyor ama müşteri de otele sürekli kahvaltıya inenler geldiği için kadın her gelene aynı şeyleri söylüyor.
Kamuran Bey günaydın. Bazlama ister misin gözleme ister misin? Kendi yumurtalarımız var. Hayvanın şimdi altından aldık. Az önce Kamuran Bey de yaptık. Öyle değil mi Kamuran Bey diyor. Kamuran abi de otur diyorlar evet evet evet falan yapıyor. Kadın sürekli Kamuran abi reklam malzemesi olarak kullanmaya başladı. Her gelen müşteriye diyor ki Kamuran Bey de şimdi yaptık. Öyle değil mi Kamuran abi. Kamuran abi de tabi tabi hanımefendi falan diyor.
O arada işte bu sanatçıların hakkı hukuku falan filan çok ciddi şeyleri konuşurken kadın tekrar dedi şimdi hayvanların altından aldık. Çok güzel yağda yumurta yapıyormuşlar ekmek banarsınız öyle değil mi Kamuran Bey dedi. Kamuran abi bir anda böyle dedi ki hanımefendi ziyadesiyle yedik tavuklarınızın götüne sağlık yeter ya dedi.
Ve mevzuyu kapattı. Kamuran abi çok büyük aktördü. Gerçekten bitişme aktördü. Ben onunla daha çok çalışmak isterdim. Yani sadece işte Aziz Ahmet’te ya da ne bileyim Salkım Hanım’ın taneleriyle keşke kalmasaydı ama tabi belli bir zaman dilimi geçtikten sonra
onun da sağlık sorunları falan filan yükseltti ve rahmetli oldu gitti. Ama sadece Kamuran Ustuhar olarak hatırlanmaktan maada onun dışında da çok önemli aktörlerin dublajlarını yaptı. Mesela yıllarca Tarık Akan’ı konuştu. Tarık abiyi konuştu. Yani şimdi gençler belki beni izlediler ya Kamuran abi kim mi derlerse eğer şöyle bir Google’a gidip baktıklarında öyle şahane gözleriyle son derece yakışıklı tatlı kaliteli yetenekli bir İstanbul beyefendisini görecekler. Ne diyeyim yani mekanın cenneti olsun. Biz ona hep Atilla derdik Hun İmparatoru Atilla bizim aramızdaki kod adı oydu. Şeyle ilgili de bir şey anlatayım Salkım Hanım’ın tanelerinde şöyle bir şey yaşadık bir gün. Kamuran abi çok disiplinli adamdı ya hep isterdi ki haftalık programımı ben göreyim abi. Benim ne zaman işim var canım. Efendim pazartesi boşsunuz. Salı günü çekiminiz var kaçta? E gündüz gündüz kaçta yavrum? Gündüz dediğin 8 de başlıyor 7’ye kadar hangi saatte? Nefret ederdim muallakta olan şeylerden. E efendim işte 12 de başlarız kaçta biter? Kaç sahne var hep bunları titizlikle sorardı çünkü bir gece önceden dersine çalışırdı. Bir gün bir sahne bitti falan filan. Kamuran abi sizin ertesi gün işiniz yok dediler. Başka sahneler varmış adam da gitti. E biz de gittik işte Güven ben falan bizim ekip akşam bir yerde oturduk.
Kamuran abiyi davet ettik abi gel aramızda falan filan diye. Genelde prensip olarak kendisi kendi masasını kurar ya hadi bizi kırmamak için geldi bizde beraber. Bizde beraber oturup iki duble içti sonra iki duble de kendi odasında içti. Nasıl olsa ertesi gün tatilim diye. Yağmur mu olmuş bir şey olmuş galiba programı değiştirmişler.
Sabah 9’da Kamuran abinin sahneyi koymuşlar ve buna sabaha karşı karar veriyorlar. Koca Hun İmparatoru Atilla’ya bu yapılır mı? Kafiyi çalıyorlar telefonlar Kamuran bey sizin sahneyi çekeceğiz falan deyince Kamuran abi acayip sinirlenmiş. Hırsla tabi kalkmış yataktan benim bugün tatil günümde beni niye çağırıyorsunuz falan dişleri fırçalamış tıraşın muraşın olmuş.
Bunu faytonla alıp seferoğlu yalısına götürmüşler. Tomris hanım da ya bu Kamuran şimdi ateş püskürüyor. Bunu kim yumuşatır? Kim yardım eder? Güven. Güvenle Zafer’im uyandırın Kamuran beye gelip yumuşatsınlar demiş. Bir de yumuşatma görevimiz var görüyorsun paşam. Biz de uyuyoruz o gün işimiz yok. Abi telefonlar çalıyor kapılar yıkılıyor. Paşam kim lan ne oluyor dedim. Tomris hanım sizi acele sette çağırıyor. Allah Allah aradık hocam ne oldu? Çocuklar böyle böyle programda acil bir değişiklik yapmak durumunda kaldık. Kamuran bey de çok sinirlendi. Şu anda sette ateş püskürüyor. Kurban olayım bana yardıma gelin.
Biz daha gözümüzün çapağını silmeden eşofvanlarımızı giyip faytona atladık. Bizi seferoğlu yalısına getirdiler. Sette cenaze var zannedersin çıkmıyor. Çünkü Kamuran abi demiş kaçta başlıyoruz? 9.30 mı? Ben hazırım başlayın. Onu yumuşatmak için bir de ona kahve söylemişler. Rahmetli böyle oturmuş seferoğlu yalısında.
İmparatoru Akira gibi böyle denize bakarak kahvesini içiyor. Set burada arkasında ama. Bir de bir saatine bakıyor. Biz yürüdük neredeydik? Parmağımızın üstünde böyle ki günaydın abi falan dedik. Kamuran abi zaten şöyle bir yan döndü. O bizim geldiğimizi anladı ki ulan bunlar beni vernerlemeye gelmişler yumuşatmaya.
Güven geldi böyle karşısına oturdu. Nasılsın Kamuran abim falan dedi. Ben de geldim. Böyle bir yanaklarından bir seveyim dedim. Kamuran abi nasılsınız dedim. Bak bana böyle yaptı. Sen bu topa çıkma. Karışma dedi. Canım benim. Allah’ım mekanla cennet etsin. Kamuran abime sevgiler saygılar sunuyorum.
Kalk kocamanın paratoru Akira be. Erişim www.seslibetimlemedernegi.com