Tarihin Fay Hatları / Celal Şengör / Bölüm 10: Sokrat Öncesi Dönem Neden Felsefenin Zirvesi Sayılır?

Tarihin Fay Hatları / Celal Şengör / Bölüm 10: Sokrat Öncesi Dönem Neden Felsefenin Zirvesi Sayılır? videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=UF84I7-XlCQ. MÜZİK M.겨자rones’i M ♥RA♥T’ől KYE NOVUMDA running S.Weiss spreader M. Drucker M. Lac darker M. M僕柇 MilIVEk’ten önce 7. Yüzyılın sonundan itibaren almamız lazım bu presokratikleri bu presokratiklerin bazıları aslında sokratla…

Tarihin Fay Hatları / Celal Şengör / Bölüm 10: Sokrat Öncesi Dönem Neden Felsefenin Zirvesi Sayılır?

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=UF84I7-XlCQ.

MÜZİK M.겨자rones’i M ♥RA♥T’ől KYE NOVUMDA running S.Weiss spreader M. Drucker M. Lac darker M. M僕柇 MilIVEk’ten önce 7. Yüzyılın sonundan itibaren almamız lazım bu presokratikleri
bu presokratiklerin bazıları aslında sokratla yaşıt. Presokratik denmesi bunların hepsine ııı belli bir felsefeyi temsil ettikleri için daha doğrusu belli bir bakış açısını temsil ettikleri için. Bunlar ııı dediğimiz gibi tabiatı incelemek istiyorlar. Niçin tabiatı incelemek
istiyorlar. Çünkü o zamana kadar ııı Yunanca konuşan halkların tabiat hakkındaki ııı açıklamaları dine dayanıyor. Mitolojiye dayanıyor. Efendim ııı işte büyük bir fırtına denizde çıktığı zaman diyorlar ki Poseidon yapıyor. Yıldırım falan düşüp bir yerleri yaktığı zaman diyorlar Zeus kızdı. Zeus yapıyor. Büyük fırtınalar çıkıcılır. Zeus yapıyor. Iıı ateş tanrısı demircilerin falan tanrısı Hephaistos. Güzellerin tanrısı Afrodit. Böyle enteresan bir ııı doğayı kişiselleştirme doğaya insan özellikleri atfetme üzerine
kurulmuş bir din bu. Yalnız Yunan dininin çok ilginç bir özelliği var. Bu tanrılar da insanlar gibi belli kurallara bağlılar. Yani bunların da üstünde bir kural var. Bu Sami tanrılarından veya Sami tanrısından tamamen ayrı bir
özellik. Şimdi Sami tanrısı değil mi? Yahveyle başlayalım. Yani Yahudilerin tanrısıyla aslında kananitlerin tanrısıyla başlayalım. Değil mi? Her şeye kadir. Yaratıyor, bozuyor, yapıyor, ediyor, kanun koyuyor, kanun kaldırıyor falan. Yunan tanrıları böyle değil. Yunan tanrılarının özellikleri bir ölümsüzler iki insanların yapamadığı pek çok şey
yapabiliyorlar. Işte şekil değiştiriyorlar, hayvan haline giriyorlar. Iıı insanların şeklini değiştirebiliyorlar. Fırtına çıkartabiliyorlar. Ya doğa güçlerini hükmedebiliyorlar falan. Fakat bunların üzerinde zike var. Zike nedir? Zike adalet tanrıçasıdır. Zike ama bizim anladığımız dar
anlamdaki sosyal adalet değil. Zike tabiattaki dengenin ve bu dengeyi sağlayan yasaların tanrıçasıdır. Bu tanrılar da ona bağlıdırlar. Zikenin kuralları dışında faaliyet gösteremezler.
Şimdi presokratikler ııı Talys ile başlar. Milattan önce altıncı yüzyıl başlar. Tales biliyorsun Miletos’udur bizim. Yani Aydın’dan Sökeye’ye doğru giderken biraz daha gidersen orada bir Balat köyü vardır. Balat köyünün bir kilometre kuzeyinde harabeler vardır. Orası Miletos’dur. Fakat o
bugün yüzeyde gördüğün harabeler aslında Roma’dan kalmalı. Esas antik Miletos yani ııı şöyle diyeyim ııı arkayık Miletos toprağın altında henüz onu Almanlar kazıyorlardı. Iıı galiba o durduruldu Almanya ile aramız açıldı bilmem ne oldu falan filan. Bu bu hükümet döneminde. Ama bu ne yazık ki toprak altında. Bir de Miletos orada ııı milattan önce altıncı beşinci yüzyılda falan mevcutken bir limandı. Çünkü Menderes’in deltası henüz gelip onun önünü kapatmamıştı. Menderes’in deltası daha çok genelerdeydi. Miletos bir limandı. Ve Miletos ııı Doğu Akdeniz’in önemli limanlarından biri. Ya düşün ki hem Akdeniz çevresinde ticaret yapan kaptanlar oraya geliyor gidiyor. Bir de ta o zaman
İngiltere’den Kasitlerites adaları diye bilinen İngiltere’den kalay getiren kaptanlar da oraya geliyor. Yani epey dünyayı bilen bir sürü adam geliyor oraya. Şimdi bu adamlar da bir sürü şeyler anlatıyorlar. Yok işte fırtına oldu, bilmem ne oldu, deprem oldu. Aman efendim mesela bazı yerlerdeki depremler buradakiler gibi değil. Bu bu tür bilgiler var ortalıkta.
Bu arada Tales ııı Mısır’a gidiyor. Çünkü Tales Miletos’un aristokrat takımından. Her ne kadar ııı bu toplumlar büyük ölçüde demokratik iselerde bunlar için de aynı bugünkü İsviçre’deki gibi mesela bir ııı şey takımı var. Aristokrat
takımı var değil mi? Iıı yani bir sürü Patrisyan denilen bir sınıf var. Şimdi ııı Tales’te bu sınıfın mensubu zengin bir adam işte Mısır’a geliyor gidiyor. Mısır’a gelip giderken orada dikkatini bir şey çekiyor. Iıı Nil Nehri her yaz geliyor taşıyor. Herkesin malını, mülkünü örtüyor. Şimdi Mısırlar da bunu biliyorlar. Bu muntazam olan bir olay. Dolayısıyla ona göre yaşıyorlar. Çünkü bu sellerin getirdiği son derece faydalı bir ııı ince toprak tabakısı var her sene. Geler. Ama bu bu seller geliyorlar senin benim tarlamın üstünü örtüyorlar. Sen de benim aramdaki sınır kayboluyor. Onun için Mısır’da bir meslek türemiş. Kadastrojlar.
Bu her şeyden sonra selden sonra bunlar geliyorlar, ölçüyorlar, biçiyorlar, işte diyorlar ııı Candaş’la Celal’in tarlası arasındaki sınır buradan geçiyor. Işte Celal’in tarlasının alan uçu kadar. Candaş’ın alan ııı uçu kadar. Bunun için belli kurallar kullanıyorlar. Mesela benzer üçgenler. Mesela bizim pitagor teoremi diyebildiğimizde.
Onları kullanıyorlar. Iıı talesin dikkatini çekiyor. Gidiyor bunlara diyor ki ııı siz diyor nereden öğrendiniz bunları diyor. Onlar da diyorlar ki ustamızdan öğrendik. Tales fark ediyor ki bu adamlar şunu farkında değiller. Kullandıkları ilişkiler
kesin geçerli ilişkiler. Kainatın neresine gidersen git geçerli olacak ilişkiler. Ve bir rivayete göre ııı Firavun diyor ki talese şu şeyin ııı piramitin yüksekliğini ölçebilir misin diyor. Tabii diyor talesi çok kolay. Iıı işte ne lazım? Hiçbir şey lazım değil diyor. Duruyor kendi gölgesinin boyu kendi boyuna eşit olduğu an piramitin de gölgesine bakıyor. Onu ölçüyor, al sana diyor. Piramitin yüksekliği. Bezer üçgenleri kullanıyor. Iıı şimdi bu talesin gördüğü bunlar her yerde geçerli. Yani bunlar
ispat edilebilir teoremler. Birden çok seviniyor. Diyor ki ya diyor ben diyor bunu öğrendim. Hiçbir tanrının da yardımı olmadı. Demek ki biz insanlar diyor. Tanrılara muhtaç olmadan bir şeyler öğrenebiliriz. Milatos’a geri döndüğünde arkadaşı Anaxim Andros’a anlatıyordur bu. Diyordu böyle böyle. Ben diyor bunu keşfettim
ki diyor biz insanlar pek çok şey öğrenebiliriz. Ondan sonra bunlar düşünüyorlar diyorlar ki ya başka neler öğrenebiliriz. Mesela fırtınaların sebebini öğrenebilir miyiz? Depremleri sebebini öğrenebilir miyiz? Orada ııı fark ediyorlar ki ııı bu tip sorular bu geometrik sorulardan farklı. Geometrik
soruları kesin bir şekilde ispat etmek mümkün. Fakat bu tip sorulara verdiğin cevabı kesin bir şekilde ispat etmek mümkün değil. O zaman ne yapalım diyorlar? Bunlar oturuyorlar ııı diyorlar ki ya mantıki açıklamalar düşünelim. Bu mantıki açıklamalar ama doğru olmayabilir. Bunları
eleştiriye açık tutalım. Daha iyi bir fikri olan varsa gelsin buyursun. Falan işte onun üzerine tales ııı bu depremleri fırtınaları falan açıklamak için diyor ki şöyle bir şey düşünelim diyor. Işte Tahsumelerden beri gelen bir görüş var. Işte dünyamız bir disk olsun. Bu okyanusun üstünde yüksün. Okyanusta büyük fırtınalar olduğu zaman işte
bize de biraz yansısın. Bir de bizde deprem olsun. Çünkü bu şeyi sallansın falan. Ne diyorsun diyor Anaximandros’a? Bu diyor iyi bir fikir mi? Anaximandros’a Anaximandros nereden geldi hocam? O da milletli. Ha. Bunlar hepsi millet. Hepsi milletli şimdilik. Falan Anaximandros diyor ki ya tales burada hani iyi, güzeldi diyor bu dediğin. Ama diyor bir kere diyor dünya bu etrafımızda görüyor. Taştan
oluşuyor. Taşa alıp suya attı mı batıyor. Şimdi bu dünya niye yüzsün diyor. Ama diyor hani batmayan taş da var. Işte pomza taşları var volkanik, Egede’de iyi bilinen. Falan hadi diyelim ki diyor bütün dünyamızın altı bu tip taşlardan oluşuyor. O da dünyanın yüzmesine yardımcı oluyor. Peki diyor diyelim ki dünyamızın su tutuyor. Peki o suyu ne tutuyor? Diyelim ki buna bir cevap verdiğini farz edelim. Peki o cevap verdiğin şeyi ne tutuyor? Dolayısıyla tales diyor senin varsayımın sorunu çözmüyor. Sadece uzağa atıyor diyor. Bu diyor mantırken kabul edilebilir bir şey değil. Onun üzerine tales diyor. Peki sen sen ne düşünüyorsun diyor. Anaxim Andras diyor ki benim kanaatime göre diyor dünya diyor boşlukta duruyor. Şimdi Candaş bu ifade benim kanaatime göre insanoğlunun dile getirdiği en önemli ifade bütün insanlık tarihinde. Yani Einstein’ın kinde var çok daha
önemli bir ifade bu. Neden? Çünkü bu tamamen mantığı ki bir çıkarım. Eğer bir destek arayacaksan dünyaya onun diyor sonu yok. Dünya boşlukta duruyorsa okey sorun yok. Talistiyopik’in niye öyle olsun diyor. Çok basit diyor Anaxim Andras. Çünkü diyor dünyanın oraya veya buraya
gitmesi için bir sebep yoktur. Yani burada hemen işte aşağı yukarı sağa sol gibi kavramların aslında bağıl kavramlar olduğu çıkıyor. Anlamısız. Ve Anaxim Andras’ın bu lafı o kadar önemli ki gidiyorsun Tevrat’ın Eyüp
kitabına orada yirmi altıncı bölüm yedinci şeyde Beyt’te bir bakıyorsun Anaxim Andras’ın lafı var. Ama tarihe atfedilmiş. Çünkü eee biliyoruz Eyüp kitabı Anaxim Andras’tan çok sonra yazılmıştır. O herhalde yani Orta Doğu’daki insanların genel inanışlarına, tutumlarına falan bakarsan Yunanlı’dan çok farklı. Eee bu herhalde bir eee Yahudi bunu gördü. Anaxim Andras’ın kitabı yayınlanıyor bu arada. Peri Filseos değil mi? Herhalde onu okuduğu zaman demiştir ki bunu ancak bir tanrı söyleyebilir. Çok önemli bir şey. Onun için Tevrat’a giriyor. Halbuki Anaxim Andras ve Talis için bu tartışılabilir bir teori. Ve gözlemle denetlenebilir bir teori. Çıkarım tamamen mantıki olmasına rağmen gözlemle denetlenebilir bir teori. Şimdi bu arada bunlar şunu da merak ediyorlar. Bütün bu etrafınızda gördüğümüz kainat nasıl oluştu? Bu kainatın bir ilgisel maddesi var mıydı? Talis Mısır’daki tecrübelerin etkisiyle bu diyor suydu. Her şey sudan oluşmuş. Anaxim Andras şunu demiyor yani Talis ya senin su demen yanlıştır demiyor. Her neyse diyor bu zamanda ve mekanda sonsuz olmalıdır. Müthiş bir ilah. Peki hocam bir şey söyleyeceğim. Presokratik dönemin eee niçeden Karl Popper’e kadar herkes tarafından felsefenin zirvesidir. Iıı şahikasıdır diye tanımlanmasının temel sebebi bu dönemde aynı zamanda bilimsel düşüncenin ve bilimin de ortaya çıkışı mı? Evet. Yani şimdi bak oraya geleceğiz. Bu şekilde bu bu tartışmalarla değil mi? Mesela Anaximenes geliyor hemen bunlardan sonra. O da milletli. O da diyor ki ya diyor ııı ilgisel malzeme belki havaydı.
İşte havayı kondanser edersen katı olur. Biraz açarsan sıvı olur. Çok açarsan gaz olur. O da o diyor daha mantıklı geliyor bana diyor. Ondan sonra ııı ona atfedilen bir teori var. Iıı o da işte dünyamız giderek kuruyor. Kuruyan dünya gevrekleşiyor. Gevrekleşen dünya böyle çıtır çıtır çıtır büzülüyor. Bu da depremleri yapıyor. Mesela Anaximenes gitmiş ııı Sparta’da Yunanistan’da tabii Sparta bir kereçtaşı cennetinin ortasında duruyor. De bir sürü mahalları bilmem neler falan var. Iıı bakmış ki burada ııı delik, kovuk falan çok fazla. Demiş burada bir deprem olabilir. Ve hakikaten de olmuş arkasından. Tabii alakası yok.
Ama bu yani aa bak bu adam depremi de bildi falan diye literatüre geçmiş o zaman. Şimdi ııı bu adamlar tabiatı tek başlarına sorguluyorlar. Yani diyorlar ki ya tanrılara gerek yok. Buna karşı bazı klasikçiler diyorlar ki ya mesela Tales’in bir lafı var. Mıknatıs her şeyi çektiği için
çektikleri de kendi kendilerine hareket ettikleri için her şey tanrılarla dolu diyor. Millet de diyor ki aa bak öyle değil. Tales tanrılara atıf yaptı. Şimdi gidelim Heraklitos’a. E bizim Efesli. O da presokratik ve bence yani Anaximalros’tan sonra ııı presokratiklerin en büyüğü Heraklitos. Heraklitos bir gün bir ııı ateşin önünde ısınıyormuş. Misafirliğe gelenler
olmuş. Işte onlar da kapıda duruyorlar. Heraklitos demiş ki gelin oturun ya demiş. Hani siz de ısının burada. Bakın demiş bu ateşin içi tanrılarla dolu. Şimdi burada hem Tales hem Heraklitos şuna atıf yapıyor. İşte eski Yunan dininde kendi kendine hareket etmek mümkün değil ancak tanrılar bunu yapabilir. Yani bir şey hareket ediyorsa onu tanrı hareket ettiriyordur. Bunlar tanrı kavramıyla dalga geçiyorlar.
Her şey tanrılarla dolu çünkü kendi kendine hareket ediyor. Ateş böyle böyle var. O da tanrılarla dolu diye bununla dalga geçiyorlar. Ve presokratiklerin zamanında ilk defa insanoğlu kendi aklının gücünün ama aynı zamanda sınırlarının farkına varıyor. Ve bu sınırları genişletmenin
yolunun da sürekli bir sorgulama bu sorulara var sayımsal cevaplar verme. Ama o cevapları da onlardan çıkarımlar yaparak o çıkarımları gözlemle kontrol edip eleştirerek ilerlemek. Ekrem Akurgal ııı sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en önde gelen arkeologlarından biriydi.
Değil mi? Muhteşem bir adamdı. Ya bizim ülkemizde ne yazık ki pek eee anlaşılamamış. Akurgal bir kitap yayınladı bin dokuz yüz altmış odada. Doğu ve batı. Ondan sonra bu kitap İngiltere’de İngilizce’ye tercüme edildi. Amerika’da bir daha İngilizce’ye tercüme edildi. Fransa’ya tercüme edildi. İtalya’nca’ya tercüme edildi. Eee Türkçe’ye
tercüme edilmedi. Çünkü söyledikleri pek bizi ilgilendirmiyor herhalde. Değil mi? Kendi adamımız bu yani. Nihayet. Doğu’yla batıyı bir sentez içinde birleştirmeye kalktı. Yani İskender mesela işte doğu kültürleriyle Yunan kültürünü bir araya koyup yeni bir sentez yapmaya çalıştı. Ekrem Bey diyor ki bakın diyor ben sanat tarihçisiyim.
Arkeolog aynı zamanda sanat tarihçisi değil mi? Ben bakıyorum diyor doğuda bir keşif yapılıyor sanatta. Belli bir stil icat ediliyor diye. Bir bakıyorsun diyor o stil hiç değişmeden bin sene iki bin sene yaşıyor. Yani arka arkaya gelen nesiller kendinden öncekini aynen kopya ediyorlar.
Halbuki diyor Yunanistan’a gidiyor bu sanatlar. Bir nesil içinde bir bakıyorsun diyor. Tamamıyla değişik. Çok daha ilerlemiş, güzelleşmiş şeyler çıkıyor ortaya diyor. Yani mesela seyircilerimiz bilirler. Bir disk atan atlet heykeli vardır. Yunanlılarla değil mi yaptığı veya ölmekte olan bir
savaşçı. Ya bakıyorsun. Yani neredeyse Mikel Arşın David’inden farksız abi. Bütün detaylar duruyor. Hareket var heykelle. Halbuki doğuya gidiyorsun, hepsi birbirinin aynısı. Değil mi? Resimlere bakıyorsun. Mısır’da. Hep iki bin sene bir
binde aynı. Ekrem Bey diyor ki bunun nedeni ne? Bu farkın nedeni ne? Bu farkın nedeni diyor doğuda özgürlük yok, kişisel özgürlük yok. Sen bir ustanın çırağıysan o ustanın yaptığını yapıyorsun. Ustanı eleştiremiyorsun. Ki geçmek bir
yana bulsun. Ha. Yani eee ben hiç unutmuyorum. Bir gün Kazım Çeçen Hoca’yla rahmetli biz bir makale yazdık. Bunu basanlar benim adımı unutmuşlar. Koymayı. Falan tabii ikimiz de kızdık gittik düzelttirdik falan ama Kazım Bey de gülerek dedi ki sen biliyor musun dedi eskiden çırak dedi hürmetten kendi adını koymazmış, hocasının adını koyar. Yaptığı işe. E tabii böyle olunca ilerleme olamıyor. Hani hocanın yaptığı işi belki biraz daha güzel falan yapıyorsun ama olmuyor. Halbuki kişisel özgürlüğün olduğu yerde sen ustana diyorsun ki veya hocana ben bunu beğenmedim abi. Iı ben daha iyisini yaparım. Ve daha iyisini yapıyorsun. Senin çırağın da sana aynı şeyi söylüyor. Ben diyor daha iyisini yaparım. Ekrem Bey şunu göstermiştir ki Batı Anadolu’da milattan önce sekiz yüz yedi yüzden itibaren demokratik toplumlar oluşuyor. Çünkü kimse baştakinin her dediğini alan niye inanayım demiyor. Atina’da beş yüz ne oluyor? Değil mi? Yani denir ki Atina’da demokrasinin gelmesinin en önemli sebeplerinden biri Pisistratos’un, yani Tiran bu adam ama aynı zamanda da iş adamı, kitapçı. Çünkü Pisistratos diyor ki abi hepimiz
evde dedelerimizin anlattığı Homeros’un efendim Hesiyonos’un destanlarını dinleyerek büyüdük. Ama diyor dede yoksa anlatan da yok. Aslında bunu diyor biz bir kitap haline getirsek. Herkes okusun. Şimdi kitap haline gelince torun da okumaya başlıyor. Biliyorsun Atina’da ve bütün bu Yunanca konuşan toplumlarda okur yazan oranı çok yüksek. Şimdi bunu
torun da okuyor. Ondan sonra dede gene başlıyor akşam anlatmaya. Bu sefer torunun elinde kitap var. Diyor ki dede iki satır atladın. Dedeyi tenkit başlıyor. Presokratiklerin icat ettikleri en önemli şey bu. Tenkit. Hiç kimsenin dediğine inanmamak. Ha şimdi bu tenkitten ne çıkıyor?
Bak söyleyeyim sana. Gelelim Heraklitos’a. Efes’teyiz. Değil mi? Heraklitos bir kitap yazıyor. Hala millet tartışır. Bu kitapta bu adam ne demek istiyor? Hatta ve hatta ilk çağda bile Heraklitos için bu demişler karanlık filozof. Ne dediği belli değil. Halbuki adamın ne dediği o kadar açık
ki aklındır. Şimdi Heraklitos diyor ki maymun dişisi bir maymun için çok güzel olabilir. Ama bizim için çirkindir. Bir insan güzeli bizim için çok güzel olabilir. Ama tanrılar için çirkindir. Deniz suyu bizim için ölümdür. Ama balık için
hayattır. Yün çikri. Bunun yolu hem düzdür hem yuvarlaktır. Dairenin sonu ve başı aynıdır. Bunlar hep onun kitabından. Heraklitos’un kitabından. Kardeşim bunun üzerine iki bin beş yüz yıldır şu tartışma
sürüyor. Heraklitos acaba birbirine ters şeyler aslında aynıdır mı demek istedi? Her şey aynıdır mı demek istedi? Hayır kardeşim adam bambaşka bir şey söyledi. Ha bir de efendim Heraklitos ilk defa her şeyin değiştiğini söyledi. Yani Platon’un bir ifadesi vardır onun için. Pantaray,
her şey akar. Yani Heraklitos’un meşhur lafı bir nehele iki defa giremezsin. Aynı değil mi? Yani ııı bütün bunlarla şimdi Heraklitos ne demek istedi? Adamın ne demek istediği çok açık. Yani bir kere değişim Heraklitos’un inçal ettiği bir şey değil de Anaximanderos’tan bile geliyor. Hatta ve hatta Yunan mitolojisinde var değişim. Değil mi? Altın çağ diyoruz, gümüş çağ diyoruz, demir çağ diyoruz. Yani insan tarihinde bir değişmeden bahsediyoruz. Kimi mitolojilerde devler, çağ var, bilmem ne var falan. Değişim zaten bilinen bir şey. E zaten insan yaşlanıyor kardeşim. Bakıyorsun. Yani bir çocuk oluyor, genç oluyor. Değişim Heraklitos’un keşfi değil. Her şeyin değişimi olduğu da
Heraklitos’un keşfi. Heraklitos’un keşfi şu. Bir değişim mi anlatmak istiyorsun? Bir değer yargısı mı mevzu bahis? Şunu belirtmen lazım. Başvuru sistemin nedir? Deniz suyu zararlıdır. Git balığa sor değildir. Kimi neyi sen başvuru sistemi kabul ediyorsun? Ancak buna nazaran konuşabilirsin. E sevgili candaş geldik mi Einstein’e? Evet. Biz sıçramayı yaptık. Heraklitos’lar Einstein’e geldik. İnanılmaz. Değil mi? Yani şimdi okuyorsun klasikçiler bu Heraklitos hakkında ve bir sürü laflar
ediyorlar. Bir gün İngilizler Schrödinger’e diyorlar ki ya işte sen kaçtın geldin buralardasın sağ olasın. Bu Schrödinger’in de kim olduğunu hatırlatalım. Kuantum mekaniyeni icat eden adam yani yirminci yüzyılda en büyük fizikçilerinden biri. Diyorlar ki ya sen bize bir konferans verir misin? Tabii diyor. Ama ne olur diyorlar. Kuantum fiziğini anlatma. Çünkü kimse anlamıyor. Çok fazla kar bakar çıkmış. Daha
basit bir şey anlatabilir misin? Yani o da düşünüyor bu adam Vianalı. Müthiş kültürlü bir adam. Lan ne anlatayım ne anlatayım? Peki diyor. Doğa ve Yunanlılar. The nature and the Greeks. İngilizce olarak. Bir konferans verin. Ben onu okudum. Küçücükte bir kitap. Yani candaş gözlerim yerinden
fırlıyor. Çünkü Schrödinger presokratikleri bütün klasikçilerden daha iyi anlamış. Heraklitos’un ne yapmak istediğini anlamış. Yahu aklım durdu yani onu okuyunca. Dedim kardeşim bu klasikçiler
bu adamı okumuyorlar mı ya? Şimdi neden bu böyle? Çünkü Schrödinger fizikçi, doğa bilimçi. E Aristo ne diyor? Presokratiklere, sokrat öncesi bizim filozof dediklerimize fizikçi diyor. Bunlar benzer adamlar. Sorunları aynı. Yani bir tanesinin iki bin beş yüz sene evvel yaşamış olması, diğerinin yirminci yüzyılda yaşamış olması. Hiçbir şey fark ettirmiyor. Sorunları aynı. Tabiatı anlamaya çalışıyorlar. Ve işin en ilginç tarafı yöntemleri de aynı. Yani sokrat öncesi fizikçiler diyelim bunların en önemli katkısı bilimi ve bilimsel yöntemi icat etmiş olmada. Ve candaşçım bu başka hiçbir toplumda olmamış. Çin’de bu yok. Hint’te bu yok. Orta Amerika, Güney Amerika kültürlerinde bu yok. Afrika’da bu yok. Mısır’da yok, Babil’de yok, Sümer’de yok. Hocam size anlatırken aklıma ne geliyor biliyor musunuz? Eee bahsettiğiniz topraklar millet.
Yani işte Ege. Bizim ege. Ya işte bizim burası. Şimdi hep şey söylüyorsunuz ya siz. Zaman oku her zaman ilerlemeyi işaret etmez. Ya bundan kaç yüz, kaç bin yıl önce bahsettiğiniz bir coğrafyada şimdi bugün gelin bir tane daha talest çıkarma acaba diye. Ya mesela gitsek milletle şimdi çıkamaz. Çünkü bu toplum doğu toplumu. Şimdi bak bugün millete git milletin güneyinde bir kilometre ha. Balat köyü var. Bir o balat köyüne bak. Bir de milleti düşün. Sonra talese dön. Balat köyü milletten binlerce yıl önce. Kafe olarak. Halbuki balat köyü bugün yaşıyor. Evet. Kuzeylerinde de millet ya. Bir kilometre ha. Çocukları gidip oralarda oynuyorlar bazen. O zaman hocam şunu söyleyerek bitirelim mi? Pressokratik dönemi. Bilimle uğraşacaksanız bilimi daha doğrusu yaşadığınız hayatı dünyayı anlamak istiyorsanız eee presokratik dönemi okuyup bir şekilde içselleştirmek zorundasınız. Evet. Bilimin temeli olan tenkit kültürünün başlangıcı orası. Bravo. Bir tek niçin? Onun için diyor. Yunan felsefesinin doruk noktası diyor. Bledo falan değildi. Bu presokratiklerdir. Ne okumalılar insanlara? Presokratik döneme dair. Vallahi abi çok fazla
şey yok. Rahmetli Sami Hrıfat’ın yaptığı bir ııı Heraklitos tercümesi vardır. Yani ona bakabilirler. Ya düşün can daş presokratikler hakkındaki en önemli kitap Herman Dills’in yayınladığı daha sonra Walter Kans’ın gelişletip işte bugün bütün dünyada presokratiklerini öğrenmek istiyorsan onunla
başlıyorsun. Neden? Çünkü bu kitapta bunların hiçbir eseri yaşamamış biliyorsun. Elimizde yok. Ama bu bunların eserlerine yapılan atıflar var. Bak bütün bunlara Herman Dills toplamış. Ondan sonra Walter Krant bunu geliştirmiş. Bütün dünya bunu kullanıyor. Peki be sevgili kardeşim bin dokuz yüz kırklı yıllarda Walter Krant nerede hocalık yapıyordu
biliyor musun? Türkiye diyecek değil mi? İstanbul’da. Ne kaldı be adamdan geriye? Hiç. Şimdi sana acı bir şey söyleyeyim mi? Rahmetli olmuş bir dostum eski Yunanca profesörü. Bir gün onunla konuşuyoruz dedim ya hocam sizin için ne nimettir? Yani koridorda iki üç oda ötede Walter Krant oturuyor. Biz de
de onunla konuşmuyorduk. Haydi. Dedim neden? Bizim hocamızla dargındı. Hocaları da Türk. Tüm hocalar Türkiye yani canla saçımı başımı yoluyordu mı? Ulan iki üç oda ötede oturuyor Walter Krant. Yani Walter Krant’sın bir
Yunancıcı olarak değerini anlamamak için laf bulamıyorum. E Ahmet Hoca’mın Ahmet Aslan’ın o ilkçağı felsefesi var ya. Aa tabii. O o o bayağı iyi yani oradaki literatüre falan da baksınlar ama kardeşim presokratikleri anlamak istiyorsan dil bileceksin. Başka çare yok. Almanca veya İngilizce çünkü Fransızlar dahi bu konuda çok iyi değiller.
Gençlerimiz olabildiğince presokratikleri tanıma çalışsınlar. Yani Alisto’nun fizikçiler dediği adamlar insan medeniyetini yaratanlardır. Onlardan önce medeniyet yoktu. Onlardan önce büyük kültürler vardı. İşte Mısır’dı, Babil, Çin’di. Bilmem neydi ama medeniyet yoktu. Presokratikler birbirlerini öldürmeden, birbirleriyle kavga etmeden ayrı fikirde olmak fikrini icat ettiler. Bu o kadar mühim ki bunun da nedeni kişisel özgürlüğü. Lütfen Ekrem Bey’in kitabını İngilizce bilen İngilizceden okusun, Fransızca bilen Fransızca’dan okusun, İtalyanca bilen İtalyanca’dan
okusun, Almanca bilen orijinalini okusun. Ve bir hayır sever de oturup şunu tercüme etsin Türkçe’ye ya. Bin dokuz yüz altmış altıda yayınlanmış be Candar. Ayıp denen bir şey
var. Yani adam bizim adamımız ya Ekrem Bey.