Tarihin Fay Hatları / Celal Şengör / Bölüm 9: Elitizm Nedir, “Elit” Kime Denir?
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=BQhsgosY2p4.
El-Ettiyazm değişik zamanlarda değişik anlamlara gelmiştir.
Mesela Roma’da senatoryel ve ekwestrien, yani süvari sınıfı, şövalye sınıfı bir elit sınıftı. Buraya herkes dahil olamıyordu. Zaman içerisinde elit giderek belirli bir işi, iyi bir işi ama diğerlerinden daha iyi yapan
ve dolayısıyla bunun neticesinde belirli ayrıcalıklar elde eden kişiler bir elit sınıf oluşturdular. Bugün bütün dünyada ne yazık ki bu giderek politikacılar bilmem neler, bunlar elitler, o doğru değil.
Tekrar eski tanımımıza dönelim. Elit belirli bir işi başkalarına nazaran daha iyi yapan ve bunun neticesinde belirli ayrıcalıklar elde eden bir sınıf. Bir sınıf. Bir sınıftır elit. Nasıl elit olunur? Elit şu şekilde olunur, dediğim gibi iyi bir işi ötekilerden daha iyi yapacaksın.
Mesela çok iyi bir tahsil yapmış olacaksın ve bunu iyi kullanabileceksin. Ben bir örnek vereyim. Ben İsviçre’de doktorumu yaparken araziye giderdim, Profesör Trumpi ile beraber. Profesör Trumpi, ETH’da profesördü. Küçük otellerde kalırdık o zaman.
O küçük otellere giderse, bunlar genellikle ailelerin işlettiği oteller, Trumpi giderdi böyle. Trumpi ETH derdi. Trumpi ETH adını duydu mu oteliye zavallı neredeyse hazrola geçerdi. Anlatabiliyor muyum? Çünkü o ETH var ya, o adamın kafasında belli bir imaj oluşturuyor. Yani sen ETH’lıysan ayrı bir sınıftasın.
Mesela İstanbul Teknik Üniversitesi böyleydi 1960’ların sonuna kadar. Çünkü İstanbul Teknik Üniversitesi kendine has bir imtihan yapıyordu. Diğer üniversiteler gibi değildi. Kendine has bir imtihan. Bu çoktan seçmeli değil, bayağı problem çözülen bir imtihan falan. Çok zor giriliyordu. Oraya girdikten sonra Doğan Kuban hocamız anlatır, diyor ki biz girdik yüksek meydanist mektebine o zaman.
Yakamıza ara rozetini takıp hemen beyoguna çıkardık. Millet görsün diye. Bu tip ayrıcalık sahibi kişiler elitleri oluşturuyorlar. Ben mesela şunu söylemişimdir hep. Bir zamanlar Türkiye’de askerler bu konumdaydılar. Neden? Çünkü 1826’dan beri Asakir İvan Soreyi Muhammediyye kurulduktan sonra
bugünkü ordunun çekirdeği olan ordu kurulduktan sonra bunlar mektepli oldular. Değil mi? Zaten 1773’te kurulmuş bir mühendisane var. Teknik Üniversitesi var. Topçu subayı, istikam subayı bilmem ne zaten baştan beri orada eğitiliyordu. Fakat ondan sonra 1825’te Bahriye Mektebi buradan ayrıldı. Sultan Mahmud bunu ayırdı. Bugünkü Deniz Harp Okulu oldu. 1845’te Kara Harbiyesi buradan ayrıldı. O da kendi başına bir okul oldu. Ondan sonra askeri tıbbiye mevcuttu zaten. Buraların mezunlarıysan ayrı bir muamele görüyor. Zaten sırtında üniforma ile dolaşıyorsun, subaysın falan. Bu adamlar genellikle elitlerdi.
Zaten mesela ilk ressamlarımıza bak askerdir. İlk matematikçilerimize bak askerdir. İlk kaliteli doktorlarımıza bak askerdir. Dolayısıyla toplumda belli bir elit sınıf oluşturmuştu. Cumhuriyeti kuran kadrolar da onlar değil mi hocam? Tabii. Cumhuriyeti kuran kadrolar, bahsetmiş olduğum elit kadrolar. Çünkü bunlar dünyanın ne olduğunu bilen, genellikle bir dil bilen, yabancı bir dil bilen,
Avrupa’yı bilen falan adamlardı bunlar. Ve bu kişiler belli bir bilgi sahibi oldukları için fakat aynı zamanda halkı da çok iyi tanıdıkları için, asker bunlar, babam ellerine asker geliyor, halkı da çok iyi tanıdıkları için, işte 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’nin içine düşüttüğü feci durumda işlerin eskisi gibi gitmeyeceğini gördüler bunlar. Ve onun üzerine harekete geçtiler.
Ve ondan beridir de her zaman askerler Türkiye’de elit sınıf adledilmişlerdir. Ne zamana kadar taa işte bu, yok Balyoz’da bilmem neydi falan olup ortalık sulandırılana kadar. William Henry III diye bir adamcağız var, çok meşhur bir gazeteciydi, çok genç yaşında kalpten gitti bu adam. Bir kitap yazdı, In Defense of Elitism diye, yani elitismin savunması diye.
Orada bilhassa üniversitelerin dünyada bugün için, özellikle Amerika Birleşki Devletleri’nde, içine düştükleri durumu şiddetle eleştiren, işte her şey eşit olsun, eşitlikçi olsun, bilmem ne olsun falan, yani eşitlikçi olsun derken alt düzeyde bulunanları yükseltmekten ziyade yüksek düzeyde bulunanları, alttakilerin seviyesine indirmek olarak anlaşılmaya başladı bu Amerikan üniversitelerinde.
Ve onun için bu adamcağız bu kitabı yazmıştı. Yani eğer biz dikkat etmezsek, kendi elitlerimizi yok edersek sonumuz fena olur diye, ki haklıydı. Elitizm bu demek. Peki hocam bir şey söyleyeceğim, elitizm, şunları o zaman düzelteyim, zengin olmak demek değil, halkın elinde olmak demek değil. Hayır hayır hayır, ne alakası var efendim.
Yani Türkiye’de pek çok kavramın çarpıtıldığı gibi bu da çarpıtılmıştır. Fakat tabii Türkiye’de olan ilginç bir gelişme var. O da şu, özellikle 1946’dan sonra işte memleketimize demokrasi gelsin, tamam geldi fakat şu şöyle anlaşıldı, efendim işte bugüne kadar bu elitler arasında olmayan kişiler de elitlerin sahip olduğu haklara sahip olsunlar. Oldular fakat ondan sonra bu elitler de yok olsuna geldi iş. Özellikle 1980 darbesinden önce bunun bayraktarlığını solcular yapıyorlardı. 1980 darbesinden sonra bunun bayraktarlığını Türkiye’nin yobaz takımı yapmaya başladı. Ve bugünkü duruma geldik. Yani eğer sen iyi okumuş bir adamsan, efendime söyleyeyim belirli ayrılıkların varsa bir işi diğerlerinden çok daha iyi yapıyorsan falan, o zaman sen iyi bir adam değilsin, sen halk düşmanısın, bilmem nesi falan böyle saçma sapan bir kavram kargaşası ortaya çıktı.
Onun için buna çok dikkat etmek lazım yani bir ülke elit lafını kullanmadan ifade edeyim, bir ülke kendi insanları arasında belirli şeyleri, belirli iyi şeyleri çok iyi yapabilen, yetenekli, bilgili, zeki insanlarını elemeye kalkarsa o ülkene sonra hoş olmaz. Yani bir ülke ayak takımına teslim edilemez. Gayet basit. Elit olmak için iyi bir eğitim almak ve o iyi bir iş herkesten daha iyi yapıyor olmak. Daha iyi yapıyor tabii. Mesela iyi bir eğitimden kastım şu, sen çok çok çok iyi bir marangoz olabilirsin. Anlatabiliyor muyum? Şimdi mesela sen çok çok çok iyi bir marangozsan ister istemez belirli ayrıcalıklar elde ediyorsun. Elit misin? Başkasına gitmiyor sana geliyor. Mesela çok iyi bir restorantiye isen, örnek olarak Beyti’yi ele alalım. Değil mi şimdi Beyti amca ve ailesi elit sınıftan alır. Neden? Neden?
Çünkü Beyti Türkiye’nin en iyi restoranıdır. Nereden biliyoruz? Aldığı ödüllerine bak dünya çapında. Beyti’nin tarihine bakıyorsun, ben kendimi bildim bileli Beyti var. Değil mi? Eski bir tarihi var Beyti’nin ve Beyti’nin ailesi Kırım göçmenidir. Romanya üzerinden gelmişlerdir. Ben Beyti’nin aile tarihini baya iyi biliyorum çünkü Beyti amca bizim aile dostumuz.
Geldikleri günden beri Beyti amca anlatır. Biz ilk defa sepetçiler kasrın orada Romanya’dan gelen gemiler indik. Karşımda ben ilk defa dedeni gördüm. Herhalde bir ortak aile dostları vardı. Beyti amca küçücük çocuk o zaman. Ama dedem karşılamış bunları. Bunlar alınmışlar, Yeşilköy’e yerleştirilmişler falan.
Ondan sonra, malum küçükçek önce Beyti’nin babası bugünkü Florida galiba bakkal manav falan dükkanı açıyor. Ve en önemli müşterisi de Atatürk. Şimdi bak orada çok iyi iş yapan bir adam var burada. Atatürk’ün personeli diyorlar ki ya işte paşaya buradan alışveriş ettiler.
Otomatikman bir ayrıcalık kazanıyoruz. Değil mi yani Beyti amca küçücük çocukken bizzat Atatürk’ü tanımış. Hatta bir kere sonra Atatürk karpuz istemiş. İşte karpuz almışlar. Beyti’nin babası da Beyti amcaya böyle bir küçük karpuz vermiş. Beyti demiş bunu da sen paşaya götür demiş. Beyti amca diyor ki aldılar beni götürdüler diyor.
Florida’daki köşke, elimde karpuz. Birden diyor bir baktım diyor karşıda hasır koltuğunda Atatürk oturuyor diyor. Beyti amca heyecanla karpuzu atmış. Tabii karpuz patlamış. Koşmuş Beyti amca Atatürk’ü elini öpmüş. Atatürk de Beyti amcayı kucağına almış. Nasılsın Beyti demiş sağ olun paşam dedi mi diyor. Beyti nerede benim karpuz demiş. Beyti amca birden diyor karpuz aklıma geldi.
Başladım ağlamaya diyor. Şimdi ilişkiyi görüyor musun? Çok iyi görüyorum. Nereden kaynaklanıyor bu? Çünkü Beyti amcanın babası yaptığı işi çok iyi yapan bir adam. Ama yaptığı işi çok iyi yapmakta yetmiyor elit olmak için. Şimdi birazcık da provokatif manada soracağım soruyu. Şimdi Beyti bey yaptığı işi iyi yapan, uluslararası anlamda bilinen, ödüller alan tanınmış biri.
2021 Türkiye’sine benzer bir işi iyi yapan, uluslararası anlamda tanınmış. Hatta bence Beyti amcadan daha çok tanınan. Nusret gibi bir örnek de var. Nusret elit sayılmıyor. Niye sayılmıyor? Çünkü elit olmanın çok daha temel bir şartı var görgül olmak. Yaptığın işi çok iyi yapacaksın. Ve dediğin gibi görgül ol. Belirli ayrıcalıklar edinmiş olacaksın. Ve belli bir zaman içinde oluyor bu. Bir günde olmuyor.
Fakat mesela Beyti amcanın yaptığı işi ben Nusret’in yaptığını zannetmiyorum. Yani Beyti amcanın kalitesi mesela Beyti amcada bir vodka içersin. Ben başka yerde içemedim öyle vodka. Veya Beyti amcada bir turşu yersin. Yani öyle bir turşuyu ben bir tek Rusya’da yedim. Veya Beyti amcada bir su böreği yersin. Yani başka hiçbir yerde ben öyle bir şey yemedim. Veyahut bir künefe yersin. Ben künefe çok çeşitli yerlerde yedim. Yani Beyrut falan dahil. Ama Beyti amcanın sana sunduğu künefeyi başka yerde yiyemez. Beyti amca yaptığı her işi çok iyi yapar. Mesela Beyti amcanın Florya’daki lokantasına git. Muhteşemdir. O lokantaya girerken dört tane vitrin vardır. O vitrinlerin her biri birer müzedir ya. Hocam bir de bunun dışında da galiba bu görgülü olmanın dışında zamanın işinizi sizle çok iyi yaparken kattığı başka şeyleri de muhafaza etmek. Yani mesela örnek Beyti bey verdiğinizde söylüyorum. Ben ilk edebiyat dergisi açtığımda Beyti beyin dükkanına gittiğimde edebiyat konuştuğumuzu hatırlıyorum. Tarih konuşabildiğimizi hatırlıyorum. Nusret’e gittiğimizde de Instagram’dan takip ediyorsun etmiyor musun bunlar konuşuluyor. Tabii çok öyle. Ama dedim ya Beyti amcanın dükkanına gittiğin zaman oradaki o müze gibi vitrinlere bak. Kimler yok orada kimler gelmiş geçmiş. Yani kimisinin işte kartviziti var kimisinin Beyti amcaya verdiği hediyeler var. Ya o hediyelerin her biri hakikaten müzelik.
Ya ben hiç unutmuyorum Avaks tayyareleri alınacak hava kuvvetlerine. Hatta ben onun hakkında bir de makale yazdıydım böyle aptal aptal laflar ediliyordu Avakslar hakkında. Daha Avakslar gelmemişti. Biz bir akşam Beyti amcaya gittim. Kafamı bir kaldırdım Avaks’ın modeli duruyor. Dedim Beyti amcaydım siz dedim hava kuvvetlerine renca almışsınız Avaks’ı dedim. Ya evet dedi hava kuvvetleri komutanı hediye getir dedi.
Çünkü görüyor musun hava kuvvetleri komutanı bir yemek yemeğe giderken Beyti amcaya bir Avaks’ın modelini götürmeyi düşünüyor. E neden? Çünkü eski bir ilişki var. Orada göreceği muameleyi görüyor. E bunun karşılığında da bir şey götürmek icap ediyor. Adeta bir eve giderken hediye götürmek gibi.
Görgülü olmak elit olmanın neden olmazsa olmaz Hocam. E çünkü görgülü diyorsan nerede ne diyeceğini bilemezsin. Kimle nasıl konuşacağını bilemezsin. Ve dolayısıyla o ayrıcalıkları elde edemez. Belirli cemiyetlere kabul edilmez. Anlatabiliyor muyum?
Dolayısıyla elitliğin biraz önce dedim ya belirli işleri belirli iyi işleri başkalarından daha iyi yapmak. Cemiyet hayatı bunlardan biri. Yani serserinin biriysen elit olamazsın. Elitler galiba toplumlarda müesseseleri yaşatıyorlar değil mi hocam? Evet zaten müesseseler kaliteli müesseseler de bir elit oluştururlar kendi aralarında.
Müesseseler bir elittir. Değil mi? Yani Türkiye’de bir Vakko dediğin zaman bir Efendime söyleyeyim Beyti dediğin zaman veya eskiden de onu ne yazık ki mahvettik. İstanbul Teknik Üniversitesi dediğin zaman dedim ya sana Doğan Hoca diyor ya diyor biz diyor, ya Kaya diyor arayı taktık mı sıkı mı sana birisi kız vermesin diyor. Mümkün değildi diyor. Şimdi muhtemelen genç arkadaşlar izlerken diyecekler ki ya evet zengin olmakla alakası yoktur diyorsunuz ama bize bir fakir elit var mı Türkiye’de söylemesiniz parası olmayan ama elit biri? Evet hemen söyleyeyim. Hem de benim çok yakınımdaki iki kişiydi. İhsan Kettin sırrı erinç. İhsan Kettin okuduğu okulun okuma yazma bilmeyen hademesinin oğlu be kardeşim. Yani İhsan Kettin İngiliz lordu gibi bir adamdı.
Her yerde büyük hürmet görür. Sırrı erinç bir hakimin oğlu. Burslu okumuş. Ama yani sırrı erinç bir hiç unutmuyorum biz bir keresinde. Sırrı hocanın kızının bir halledilmesi gereken işi vardı gökte. Sırrı hoca dedi ki ya Celal dedi Kemal’e söyle dedi.
Kemal dediği Kemal Gürüz gök başkanı. Kemal’e söyle dedi. Gidelim şunu bir konuşalım dedi. Tabi hocam memnuniyetle dedim. Atladık gittik. İşte öyle yemeği yenecek. Hep birlikte aşağı indik. Şimdi bir gök başkanının oturduğu masa başı var. Bir de diğer gök üyelerinin oturduğu yerler var masa etrafında. Kemal durdu. Sırrı hocayı hocam buyurun dedi. Kendi yerine oturttu. Başa oturttu.
Şimdi orada sırrı bey otomatikman en dominant kişilik. Yani gök başkanı var bilmeler var. Hayır sırrı erinç orada dominant kişilik. Anlatabiliyor muyum? Kâzım Çeçen’i ben gayet iyi hatırlıyorum. Süleyman Demirel rahmetli şeref doktorası almaya geldi teknik üniversiteye. Tabi kürsüye çıkar çıkman bir gazeteci ordusu önünü kapattı.
Hemen Demirel’in önündeki sırada da Kâzım Çeçen oturuyor. Kâzım Çeçen de Demirel’in hocası. Demirel bir kızdı. Çekilin oradan dedi. Hocamın önünü kapatıyorsunuz. Gazeteciler çekildiler. Kâzım bey orada. Ha sırf hocası olduğu için değil bak. Tren bitti bilmem ne bitti falan. Demirel giderken tabii Kâzım bey ayağa kalktı. Koluna girdi Kâzım bey. Hocam dedi. Şimdi dedi Urfa’ya dedi bir şey açmaya gidiyorum dedi. Bir baraj açmaya gidiyorum dedi. Gelsene dedi. Bak onu beraberinde istiyor. Çünkü Türkiye’de barajlar bilmem neler yapıldıysa, ondan uçurdu Kâzım bey’in öğrencileri yaptı.
Kâzım beyin cevabını söyleyeyim sana sen de hayret. Cumhurbaşkanı davet ediyor ve diyor ki seni de akşam göndereceğim. Kendi özel tayaresiyle. Aynen bak söylüyorum. Yavaş bir sesle Süleyman dersim var bugün. Vay be. Gerçekten mi hocam ya? Evet kardeşim. Ve bunu söylediği zaman Kâzım Çeçen emekliydi yahu. Yani üniversite kendisinden rica etmiş. Bir dersi vermeye devam etmiş Kâzım bey. Demeden diyor ki gel gidelim. Şu baraj açılışında beraber mi olalım seni ben akşam göndereyim tayareyle. Hiç unutmuyorum. Eğildi Süleyman dedi bugün dersim var. İşte bak bu Kâzım Çeçen’i elit yapıyor. Tabi başka ne yapacak ki hocam bu yapmıyorsa zaten. Yani Kâzım Çeçen boşuna Hagen madalyasını almış bir adam değil değil mi?
Yani dünyanın en önemli hidronik mühendislerine verilen Frontinus cemiyetinin verdiği madalya. Süleyman Demirel demiş ya biraz siyasete evirip kapatalım elitizm bahsini. Bugünün siyasetinde de geçmişten bu yana da hep şunu görüyoruz. Siyasetler birbirlerine dair şöyle bir söylem benimsiyorlar. Diyorlar ki bırakın kardeşim bu elitist söylemleri. Halkın sesine kulak verin. Bunu söyleyen cehaleti temsil eder. Bu kadar basit. Yani bak teminden beri konuşuyoruz. Yani elitin ne olduğunu bilmeyen, elitin önemini bilmeyen birisinin söyleyeceği laflar bunlar. Söylesin kardeşim yani hemen kendi yerini belli edin. Anlatabiliyor muyum? Çok net söylediniz. Halktan bir haber olan zaten elit olamaz dediniz. Tabii ya mümkün mü ya? Ya kardeşim bak ben Süleyman Demireli baya yakın tanıma imkanına kavuştum. Demirel elitti miydi hocam? Demirel elitti kardeşim neden? Demirel köylü. İyi mi? O köylü çocuğu alınmış. Candaş 7 sene itide okumuş. O zaman 7 sene demediniz olabiliyorsun. Bak, Bozkurt Güvenç Demirel’den 1-2 sınıf küçük. Daha sonra onun baş danışmanıydı. Bozkurt Güvenç hoca dedi ki ben MIT’ye gittim dedi. Burs kazanmış MIT’ye gitmiş itiden. Beni dedi hemen matematik asistanı yaptılar dedi. Derslerde çünkü dedi benim bildiğim matematik oradakilerin hepsinden fazla indi. MIT’den bahsediyoruz.
Demirel böyle bir yerde okumuş. İstanbul’da okumuş. Müthiş zeki bir adam. Sırf kendi arkadaşları sayesinde belli bir yerlere gelmiş Demirel. Sosyal yaşam açısından. Sırf bilgi değil. Mesela biz Oya’yla kendisini ziyarete gittik. İlk defa Kemal Gürüz götürdü. Ben tanımıyorum Demireli. Tanışmaya gittik.
Ben elini sıktım Sayın Cumhurbaşkanım. Şeref duydum. Çok memnun oldum. Sayın Cumhurbaşkanım izin verirseniz bir şey az etmek istiyorum dedim. Siz dediğim siz sırf Cumhurbaşkanı değil bizim itili abimizsiniz. Müsaade ederseniz bir elinizi öpeyim dedim. Candaş bütün havayı değiştirdi. Biz yanından ayrılırken kapıya kadar uğurladı bizi.
Bizzat. Çünkü bak bu şu mesajı verdi birden Demirel’e. İşte meşhur bir bilim adamı kendisini ziyaret ediyor ve diyor ki biz aynı gruptamız. Demirel bunun kıymetini bilen bir adam. Değil mi? Onun için Hocası Kazım Çiçek’e de o muameleyi yapıyor.
Şimdi sizi de linç edecekler Hocam. Koskoca Celal Şengör. Dünyada almadığı kendi alanında bilimsel ödül yok. Akademik kurul yok. Gidiyor bir siyasetin elini mi öpüyor diyecekler size? Ama işte siyasetçi olarak değil. Bir kere Cumhurbaşkanı değil mi? Devletimin başı. Ama daha da önemlisi orada kendisine söylediğim gibi bir itili abimiz. Benden çok daha büyük bir adam. Ben siyasetçi sıfatıyla değilim.
Tabii bizim kültürümüzde ne gerekir? Gidersin o adamın elini öpersin. Bugün siyasetinde elitler kimler Hocam? Yok. Sıfır mı? Benim tanıdığım son elit İsmail Cemdi. Hocam siz dediniz ya müesseseler yaşamıyor elitler olmadan. Evet. Elitlerin bu müesseselere olan duyarlılığı, merakı, hassasiyeti nereden geliyor? Aydiyet duygusu ve kalite kontrol damgası. Şimdi sen kaliteklisin sırtında bir damga var. Bu kaliteli adamdır. İşte ETH örneğini verdim. Yani İsviçre’de Avrupa’da. Ben rahmetli İhsan Bey’e sordu dedim. İhsan Bey Kayseri’di. Şimdi 1914’de doğmuş 1914’ün Kayseri’sini göz önüne getir. Doğduğu ailede baba okuma yazma bilmiyor. Yaptığı iş hademelik. Dedim ya Hocam siz nereden çıktınız? Sorması ayıptır ama yani nasıl oldu bu iş? Dedi ki iki faktör. Bir Atatürk. Niye Atatürk? Atatürk bunlara belirli standartlar vermiş. Ondan sonra Hans Claus. Hans Claus buna gidiyor. Hans Claus sadece çok büyük bir zöhrlok değil ama aynı zamanda sanatçı. Azam bir adam. E şimdi bu adamın yanında çevresindeki öğrencilerle falan. E yontuluyorsun abi ister istemez. Ben Ekrem Aturcu’yla tanıdım. Sedat Alp’i tanıdım. Bunlar İhsan Hoca’nın arkadaşlarıydı. Beraber gidenlerden.
İkisi de diyorum yani baktığın zaman acaba hangi yüksek aristokrat ailenin evladıdır diye bakardın? Ekrem Bey’e de Sedat Bey’e de. Sedat Bey kim? Selani’nin köylüsü. Ne alaka ne dava. Hadi Ekrem Bey’in ailesi zenginmiş. Ama ne kadar o zaman Türkiye’sini zengin mi düşünelim? Ne olur yani? Bundan bir sürü önce yani biraz yıllar önce bu anayasa değişikliklere hep konuşuluyor.
Türkiye’de gündemde o tartışma var. İlber Ortaylı ile Hoca Erebi oturuyoruz bir yerde konuşurken. Dedim ki hocam anayasa değişiklikleri falan. Bir ana anlatmıştı. Bu cumhuriyeti ilk kurulduğu yıllarda geçen konuşmaya dair bir alıntı ile cevap vermişti bana. Demişti ki bize konstitüsyon değil, institüsyon lazım demişti. Bak işte abi. Şimdi sen orada bir elitle konuşuyordun. Evet. İlber ile konuşuyordun değil mi?
Şimdi Türkiye’deki elitlere bana bir örnek ver desen hemen aklıma gelen ilgisi mi ilber olur ya bugün? Değil mi? Adamın kültürü. Birkaç adet haber ederseniz hocam. İlber Ortaylı dışında, İlber Ortaylı’nın elitliğini zaten tartışacak. Evet lütfen Beyti amca. Peki Beyti Bey dışında. Bugün aklınıza gelen böyle akademide olur, düşünce dünyasında olur, yazarlıkta olur ne bileyim.
Eee gazetecilikte olur. Siz mesela Fatih abiye elit diyorsunuz Fatih’e. E mesela neden? Al Fatih’in ailesine bak. Değil mi? Bunlar Van’da Kuay Milliye’yi organize eden kişiler. E Fatih nerede okumuş? Galatasaray’da okumuş abi. Yani ben Fatih’e diyorum ki senin diyorum gittiğin lise okuduğun üniversiteden daha iyi. Zaten üniversiteye gitmiş. Boğaz içine gidiyor orayı da bırakıyor tekrar falan.
Evet ondan sonra da Amerika. Yani Boğaz içine iki sene gitmiyor. Aynı Fuat Köprülü gibi. Fuat Köprülü de biliyorsun hukuk mektebine devam etmiş. İki, iki buçuk sene galiba. En sonunda gel demiş bunların bana öğreteceği bir şey yok demiş. Çekmiş gitmiş. Fatih de aynı işi yapmış. Kapatırken bugünkü Türkiye’de elitizm algısıyla kapatalım mı hocam? Siz diyorsunuz ki Türkiye bugün bu halde ise elitizmi anlayamamış olması, elitlere sanki böyle halk düşmanıymış muamelesi yapmasının çok alakası var bu durumda. Efendim Türkiye’de bugün çok büyük bir kavram kargaşası yaşanıyor her konuda. Türkiye ben bunu bir kaç kere dile getirdim hatta bir yüzünden. Hakkımda suç duyurusunda bile bulundular. Bilgi düzeyi çok çok çok düşük bir ülke. Yani ben Türkiye’ye kadar bilgi düzeyi düşük bir ülke görmedim açık söyleye. Bu kadar yer dolaştım.
Ama Türkiye gibisini görmedim. Yani bugün bir İran’a git. İran’daki adam kendi kültürünü iyi bilir. Yani ben Hayyam’ın üç beş rübaisini Şak diye ezbere okuyamayan jeolog görmedim İranlı. Adam kendi kültürüne hakim.
Onun için çok uzun yıllar yani bu şeyler Hümeyni takımı gelene kadar İran Jeoloji Servisi bizim Meta’dan falan çok daha iyiydi. Ben hocam geçenlerde anayasanın ilk üç maddesinden birini söyle dedim. Söyleyemeyen bir hukuk pulitesi mezunu ile tanıştım.
Ama ben sana bir şey söyleyeyim mi? Buna benzer o kadar çok şey var ki Kıbrıs’ta askerlik yaptım deyip Kıbrıs’ı Karadeniz’i zanneden adam televizyondaydı ya. Yani Türkiye’de eğitim tamamıyla iflas etmiştir. Ben hep diyorum Türkiye’de bir tane üniversite yok. Bir tane tek bir tane. Tıp eğitimi biraz daha iyi değil mi hocam? Hayır değil değil.
Fela değil. Yani tıp eğitimi iyi de kaç tane Nobel ödüllü tabip tanıyorsun ülkemizde. Alanlar da dışarı alıyorlar zaten. Hayır Aziz Bey’i herhalde Türkiye’nin aldığı Nobel diye düşünmüyorsun. Amerika’ya kredi hanesine yazılır. Çünkü adam bütün meslek hayatını orada geçirmiş. Senle hiçbir alakası yok.
Türkiye’nin çok ciddi bir sorunu var. Ben bir gün Doğan Kuban hocayla konuşuyordum. O benim komşum biliyorsun yan yana. Gidip gidip gelirdi Doğan Hocayla sık sık. Ona ben bir gün dedim ya çok ciddi bir eğitim reformu lazım hocam dedim Türkiye’de. İyi de dedi kimle yapacaksın? Öğretmen mi kaldı? Şimdi bu çok ciddi bir açmaz. Hadi karar verdin. En iyi niyetle karar verdin. Elinde adam yok.
Yani Atatürk’ün en büyük sorunu buydu Türkiye’de. Adam yok elinde. Yani Atatürk 1933 üniversite reformunu yapıyor. İşte kürsülere bir sürü adamdan atanıyor. Fuat Köprülü kendisi atandığı halde hatta kendisi hakkında. Mayşin raporunda ya bu Dariül Fünun’un üniversiteye benzer tarafı yok ama içinde bir yer var.
O hakikaten uluslararası bir yer. Ciddi bir eğitim kurumu. O da Türkiye tesisi. O da Köprülünün yarattığı bir yer. Yani bu kadar iltifat görmüş bir adam bu şey neticesinde reform falan neticesinde. Atatürk’e diyor ki bak bu yaptığın yanlış. Çünkü diyor sen politik atama yapıyorsun. Atatürk’ün adamı yok elinde. Köprülü diyor ki o zaman dışarıdan getirelim.
İşte tesadüf Hitler. Yahudileri, homoseksüelleri, komünistleri falan kovunca bizimkilere gün doğuyor. Hemen topluyorlar ama onu da biz başarılı götüremedik. Çünkü Türkiye’de bulunan öğretim kadrosu bu Almanlarla bağdaşamadı.
Ve bu Almanlar da Türkleri iyi bir niyetle yönetmek yerine onları böyle biraz yukarıdan bakarak kompleksi bir hale düşürdüler. Ve sonunda faydalanamadık bu adamlarla. Öyle diyorum gerçi ama yani ben Doğan Kuman hocayla gene bir gün konuşurken ya dedim ya hocam bu Almanlar gelmiş.
İzi kalmadı adamların. Aaa sakın öyle deme dedi. Onlar gelmeseydi dedi çok daha kötü bir halde olurdu. Hocam güzel bir elitizm yayını yaptık. Nusret’i kızdırdık. Öğretmenleri kızdırdık bakalım. Hayır yani kimsenin kızmasına gerek yok. Çünkü burada hakare tamiz küçük düşüncüyü hiç söylemedik. Yani biz burada bir durum tespiti yaptık. Yani keşke elimde bir de reçete olsa.
Ya şunu düzeltmek için de şunu yapacak diyebilsem. İşte onu diyemiyorum.