Tarihin Fay Hatları / Celal Şengör / Bölüm 8: İstanbul Depremi Ne Zaman ve Ne Kadar Yıkıcı Olacak?
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=pQ11OyBNaDs.
Elimizdeki son veriler şunlar.
Bir, fayı detaylı bir şekilde haritalamış vaziyetteyiz. Fakat buna rağmen gözden kaçmış bazı parçalar ortaya çıkıyor. Onlar da haritalanıyor. Bunlardan en sonuncusunun mesela Beril Karadöller diye bir öğrencimiz. Caner İmren’in öğrencisi İtüjiyo Fizik’te çok kritik bir yerde böyle belirli belirsiz böyle adeta yeni oluşmakta olan bir kolunu yakaladı.
Kuzenyadolu fayının çınarcı kavzası içinde bir şey. Öyle yenilikler var. Ondan sonra bu en son 5,8’lik Kumburgaz’ın güneyinde olan deprem çok yeni bilgiler verdi bize. O yeni bilgiler de şudur. Kumburgaz’ın güneyinde belli bir alan var. Yani fayın belli bir aralığı var. Bu aralıkta hatırı sayılır bir deprem çok uzun zamandır olmuyordu.
O şunu düşündürdüydü bizlere. Burası ya kitli veyahut kayıyı ufak ufak deprem yapmadan. Kitli ne demek hocam? Bir daha deprem olmaz mı oradan? Hayır hayır hayır. Fayın üzerinde düzensizlikler var tabi. Aynası gibi değil. Onun oradan bir tanesine takılıyor fay. Takıldığı zaman ne oluyor? Anadolu yerinde durmuyor devam ediyor. Bunun üzerindeki gerilme yani güç artıyor artıyor artıyor artıyor sonra ne oluyor? Kırıyor bunu. Kırdığı zaman bir kaç saniye içerisinde işte 6-7 metre küt diye atıyor. O da depremi yaratıyor. Yapılan çalışmalar gösterdi ki Kumburgaz’ın güneyindeki kısımda böyle gıdım gıdım gıdım gıdım kayma olmuyor.
Burası kitlenmiş vaziyette ciddi bir şekilde. 5,8’lik deprem ve onu izleyen depremlerde gösterdi ki bu kitli kısım batıdan doğuya doğru kırılmaya başladı. Şimdi o şunu düşündürdü bize. Büyük deprem bunun üzerinde olacak.
Ve bunun üzerinde olduğu zaman 7,3’lük falan bir büyüklük üretebilir. Şimdi biz eskiden diyorduk iki ihtimal var. Ya çift parça kırılır 1766’da olduğu gibi veya tek parça yani İzmit’ten Şarköy’e kadar kırar. Şimdi İzmit’ten Şarköy’e kadar kırarsa bu 1509’daki senaryodur. Çok muazzam 7,6’lık bir deprem olabilir.
Eğer iki parçalık kırarsa o zaman 1766’daki senaryo olur ki o biliyorsun Fatih Cami’ni falan tahlim etmiş olan depremdir. Önce, şimdi göründüğü kadarıyla önce doğudaki parça kırılır birkaç ay sonra da batıdaki parça kırılır. İki tane 7’nin üzerinde depremin olur. Bu tabii korkutucu bir senaryo. Hem Tekirdağ gider hem İstanbul gider.
Şimdi ki elimizdeki veriler bunlar. Bunun yanında bizim artık bu fayfaal değildir dediğimiz güney kol üzerinde bazı fayların faal olduğu çıktı. Çünkü biz işte Türkiye’de bunların üzerinin pliyosenle kaplandığını görüyoruz.
Yani 5 milyondan bu yana çökelmiş sedimanlar kaplamış diyorsun. İyi bu artık fayal değildir. Fakat gidiyorsun onun devamı olan fayda Ege Deniz’in de pat altı büyüklüğünde deprem oluyor. Bu da şunu gösteriyor. Güney kol çok yavaş hareket ediyor. 0,8 milimetre falan senede. Güney, kuzey kol gibi değil. Kuzey kol 2,5 santim gidiyor senede.
Dolayısıyla güney kol’da böyle atlamalı, sıçamalı depremler beklenebiliyor. Ama bekleniyor. Ama çok yavaş hareket ettiği için mesela 1855’te Bursa’da bayağı ciddi bir deprem olmuş. Aynı yerde bir tane daha öyle bir deprem beklemiyorsun. Şu anki veri ihtimal olarak tek parça kırılma ihtimalini daha mı güçlendiren bir veri?
Daha azaldı. Daha azaldı. 2 parça. Tek parça ihtimali azaldı. 2 parça ihtimali daha çok azaldı. 2 parça ihtimali daha bu 5,8’lik depremden sonra daha ziyade arttı. Dolayısıyla bir takım hesaplamalar vardı. Siz de Naci Hoca da sürekli anlatıyorsunuz. Belli bir zaman içerisinde olma ihtimali. O zaman geçtikten sonra kalan zaman içinde olma ihtimali.
Tabii. İstiklal giderek artıyor. 2000 senesinde bir hesap yapıldı yine. Tom Parsons tarafından. O zaman dendiydi ki bundan 50 sene sonra İstanbul’un güneyinde 7’den büyük bir depremin olma ihtimali %67 idi galiba bunun üzerindedir. 50 mi? 35 miydi hocam? İlk 30 laflara edildi fakat sonra yapıldıysa 50 çıktı. Tamam. Şimdi bu emin bir hesap mı? Hayır. Neden? Bir kere istatistiğe dayanıyor. Kardeşim senin elinde istatistik yapabilecek bollukta veri yok. Yani İstanbul dünyanın en iyi kayıtları olan yerlerden biri ama deprem çok olmuyor tabiatta. Çok sık oluyor da bu büyük depremler çok sık olmuyor.
Dolayısıyla elimizdeki veri noktaları sağlıklı bir istatistik yapabilecek durumda değil ama elimizdekilerle yapıyoruz. Ondan sonra Aykut Barka rahmetliyle bizim Ross Stein bir hesap yaptılar da Ross ondan sonra onu daha da geliştirdi. Coulomb teorisini kullanarak gerilme birikimine bakıyoruz.
İzmit depreminden evvel Aykut’la Ross böyle bir hesaplama daha yaptılar ve dediler ki İzmit tehlikede. Bunu yayınladılar. Ben o zaman rahmetli Aykut’a dedim ki ya bak kardeşim bunu yayınladınız mı dedim. Bunu Türkiye’de kimse okumaz. Onun için Türkiye’de bizim politikacılarımızın falan okuyabileceği yerlerde yayın yapalım. Onun üzerine Orhan Bursal’dan rica ettik. Cumhuriyet Bilim Teknik’te o bir kere yayınladı.
Bir de Tübitakın Bilim Teknik’inde bu yayınlandı. Yani kimse diyemez ki İzmit depreminde vah vah vah biz hazırlıksız yakalandık kimse bizi ikaz etmedi. Hiç öyle değil. İstanbul depreminde şu anda böyle bir yayın var mı? Var. Onlar hem de nasıl var ya. Ne diyorlar bazen? O yayınlar aynı İzmit’teki gibi İstanbul topun ağzında diyor.
Yani gayet açık. Kolon birikimi yayınlandı. Statistikler yayınlandı. Yani artık bunun şu namıcı mı kalmadı. Yalnız şu ihtimal de var. Önümüzdeki 500 senede hiç büyük deprem olmayabilir mi? Olmayabilir. Nasıl olacağım? Ben anlamıyorum ki ya. Hayatım çünkü dediğim gibi orada bir takıntıya takılıyorsun. Bunu kırabilecek kadar gücü biriktirmen lazım. Genellikle bu 200-250 senede falan birikebiliyor. Oradaki pürüzlerin büyüklüğüne göre. Ama bir sürü parametre var bu işin içine gelen. İşte Anadolu’nun hızında acaba değişik oluyor mu zamanla. Pürüzün gücü hep aynı mı değil mi? Bütün bunları hesap ettiğin zaman mesela o 1509 depreminden evvel uzun bir zaman deprem olmamış.
Ama sonra 1 olmuş korkunç. Dolayısıyla şimdi biz diyoruz ki kardeşim bak ihtimal %70’leri geçti. İstanbul’da 7’den büyük bir deprem olacak. Şimdi sen akıllıysan tedbir alırsın. Dövüşuna benziyor. Meteoroloji diyor ki efendim bugün %80’in üzerinde yağma ihtimali vardır.
Yani 5 para da kalkın varsa şemsiye alır, gidersin. Hav gün yağmayabilir ama yağarsa da sen ıslanmamış olursun. Bu tip tedbirlerinin alınması lazım. Şimdi bu tip tedbirler politikanın oyunu haline getirilebilecek tedbirler değildir.
İşin kötüsü bizim dediğimiz, yani bilim adamlarının dediğini anlayacak politikacı da yok karşında. Şu an hemen acil yapılması gereken şey ne hocam İstanbul’da? Valla onu deprem entilerine ve sosyologlara sormak lazım. Halkı nasıl toplayacaksın?
Ben olsam, deprem oldu ekmeğimi nereden alacağım bilmiyorum. Bir müteharrık fırın kurulacak mı kurulmayacak mı bilmiyorum. Veya yaralandım nereye gideceğim? İşin kötüsü Nişantaşı’nda bir bina çöktü, yangın çıktı. Nasıl çıkacaksın oradan? Nasıl gireceksin? Değil mi yani İstanbul’a iyi bilen insanlarsınız.
Şimdi bu tabii İstanbul’da bir sürü yangın başlayacak. Ormanlarda çıkan yangınları söndürmek için havadan müdahale edilebilir tabii. Ama şehre müdahale ile ormana müdahale aynı değildir. Havadan müdahale. Bunun eğitimi verilmiş midir? Buna uygun alet edavat alınmış mıdır? Bütün bunlar bu sorular cevap bekliyor.
Bir de enteresan şöyle bir durum var ama Ceylan abi çok doğru tabi. Devlet kademesinde yıllardır devam eden duyarsızlık. Duyarlıymış gibi devam eden duyarsızlık. Ama ben sanırım vatandaş ayağında da ciddi bir sorun var. Hayatın devlet kim ya Candaş devlet kim? Devlet senin vatandaşın. Değil mi? Bak ben bir olay anlatayım. Kemal Gülüz depremden sonra dedi ki Demirel seni görmek istiyor dedi. Bu bir kere çok önemli bir şey. Beni Demirel’den başka kimse görmek istemedi depremden sonra. Askerler hariç. Askerler hariç. Hemen söyleyeyim. Askerler anında beni görmek istediler. Orada burada konferans verdirdiler bana. Neyse.
Gittik Demirel’e sayın Cumhurbaşkanım nasılsınız iyi misiniz falan. Oturduk Kemal burada ben burada. Üç kişi Demirel de orada. Anlat bakayım şunu. Ben bir A4 kağıt istedim. Onun üzerine Marmara Denizi’ni çizdim. Fayı koydum. Sayın Cumhurbaşkanım izin verseniz fay çözümlerini de yerleştireyim. Fayı nasıl hareket ettiğini görelim. Onları bırak dedi. Şu ivmeleri yaz bakayım dedi. Biz de yanından bir hafta falan evvelki o ivmeleri hesap ettik Zaviyye ile beraber. Aklımda kalanları yazayım Sayın Cumhurbaşkanım dedi. Ben başladım yazmaya. Üçüncü yazarken galiba Demirel baktı. İşte bu fena dedi. Aynı fikirdeyim Sayın Cumhurbaşkanım dedi.
Şimdi bak Demirel çok iyi okumuş bir mühendis. Ne dediğini biliyor. Yani konuştuğun zaman şak diye cevap alıyorsun. Yani bugün bakıyorsun bizim politika camiamıza. Yani bunu yapabilecek benim tanıdığım tek adam var. Onun da hiç sessiz olduğu çıkmıyor. Ne yapıyor bilmiyorum. Kim o canım?
Düşün. Binali Yıldırım. Niye? Gayet basit kardeşim bu adam itinin girilmesi en zor fakültelerinden birine girmiş. Oradan iyi bir şekilde mezun olmuş. Onunla da kalmamış gitmiş yurtdışında. O mühendislik dalında çalışmış. Şimdi bu palavrayla olmuyor.
Yani bir binali beye bir şey verip hesap yap dediğin zaman yapabiliyor. Demirel aynı durumdaydı. Bu adamlara bir şey söylediğin zaman anlıyorlar. Çünkü eğitimleri müsait. Anlatabiliyor muyum? Şimdi devlet de, Amerika’da da böyle bir sorun çıktıydı ben hatırlıyorum. Dendi ki Amerika’da bilim adamlarıyla yöneticiler arasında bir arah sınıf olması lazım. O dediler yok Amerika’da. Bunu kaybettik. Bilim çok ilerledikçe tabii halkla kopuyorsun. Çünkü dilin gelişiyor, bilim memnun oluyor falan filan. Halk anlamaz hale geliyor bilime. Şimdi onu halka anlatacak birisi lazım. Grup lazım. Amerika Birleşik Devleti’nde bilimler akademisi bu görevi yapıyor ama nasıl yapıyor? Sürekli belirli konularda raporlar arz ediyor hükümete.
Hükümet istese de istemese de. Hükümet istemiyorsa bakmaz bu raporlara. Benim hocam bunu söylerkenki teslimimin kaynağı şu. Ben gazetecilik yapıyorum biliyorsunuz. Arada haftada bir de televizyon programı yapıyorum. Televizyon programının ne kadar seyredildiğine bakarız her programından sonra. Benim en az seyredilen programımın hangisiydi biliyor musunuz? Naci Görür Hocayı konuk ettiği bir programdı. Şimdi sizle de mesela bunu yapıyoruz YouTube’da. Muhtemelen en az seyredilen programımız bu olacak. Tuhaf bir şekilde bizim insanlarımız deprem konusunu deprem olmadan duymak istemiyor. Bir an önce de kapatmak istiyorlar bunu. Yani deprem hemen oldu bitti hemen bir şey olsun istiyor. Tuhaf bir şey bu. Olabilir. Ama bizim Fatih ile yaptığımız programlarda çok değişik bir netice aldık. Çok enteresan. Bu arada mesela Fatih dedi ki o programın raitingleri, haberlerin bile önüne geçti dedi. Ama ne güzel hep öyle olsun. Yani biz Tuhaf bir şey var. Sen güzel de kardeşim bak oğlum da ne dedi biliyor musun? Halk dedi hakikaten bilimi merak ettiği için mi dinliyor? Yoksa sen güzel anlatıyorsun onun için mi seni dinliyor dedi. Geçenlerde şey anlattı hocam Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı anlattı. Binalarda belediye tespit yapmış. Diyormuş ki kardeşim bu bina yıkılacak ciddi bir risk var. Dışarıdan gördüğümüzde bile var bu risk. Biz bunu girip bir araştırma yapmamız lazım. İşte örnek alacağız bilmem ne yapacağız falan filan. Diyor ki belediye başkanı bunun benim canlı yayında söylediği vatandaş kapıdan içeri almıyor. Hayır giremezsin diyormuş. Gidersen yıkacaksın sen. Evi yok ben şimdi aynı oranda ev bulamam. Diyor ki yıkılacak öleceksin diyoruz. Evi sokmuyor bizi diyor vatandaş. Şimdi bu acayip bir şey değil mi hocam ya?
Ya yani hem öyle hem değil. Çünkü adam çaresizse ne yapsın? Ölsünme hocam yani o mu? Yani bak şimdi covid çok ciddi bir tehlike değil mi? Şüphesiz. Ha adam 5 defa aynı kahveyi açmış. 5 defa ceza vermişler. Adama diyorlar ki kardeşim niye bunu yapıyorsun? Aksi takdirde evime ekmek götüremeyeceğim.
Şimdi böyle bir ikilemle karşı karşıyayız. Hepimiz hem yöneticiler hem halk. Yani Türkiye kapansın iyi kapansın. 2 hafta tamamen kapatalım Türkiye güzel. Şimdi bu 2 hafta zarfında kimin başına ne gelecek onu iyi biliyor muyuz? Ona bir cevap vermemiz lazım. Yani 2 haftada kimse ölmez ama o bir bebek ölür.
Anlatabiliyor muyum? Bunu adam gibi değerlendirmek lazım. Bunu yapabilmek elinde çok iyi kayıtların olması lazım. Bu işi irdeleyen adamların güvenilir insanlar olmaları lazım. Hem bilgilerine hem ahlaklarına güvenilir insanlar olmaları lazım. E senin elindekinde ne o ne o varsa hapı yuttun.
7.3’lik bir deprem biraz önce söylediğin senaryo gerçekleşirse İstanbul’da nasıl bir yıkımı yaratır? Valla işte bizim ilk yaptığımız o 7.6’lık şeyinde Mustafa Erdik de deydi ki İstanbul’daki o zamanki 2000 senesinden bahsediyorum. O zamanki bina envanterine göre 8.000 bina yassı kadayıf diyordu Mustafa ona. Öyle olacak diyordu.
İşte 100.000 kişilik bir ölüm oranını tahmin ediyoruz diyordu. İşte 50 milyar dolarda bir zarardan bahsediyordu o zaman. Şimdi bunlar ne oldu bilmiyorum tabi ama herhalde artmıştır. Yani ben bir kere bunu dile getirdim. İstanbul’daki ciddi bir yıkım Türkiye’nin bağımsızlığını elinden alabilecek yerlere götürür Türkiye’yi. Çünkü her şeyin de bağımlı hale geleceğiz. İstanbul öyle bir yer ki Türkiye’nin kalbi her şey. Atatürk boşuna mı sanayiyi Anadolu’ya dağıtalım dedi. Yani gidip Taturhal’da niye şeker fabrikası kurdurdum adam. Sanayiyi niye Kırk Kale’de kurdurdum? Neden? Çünkü dağıtmak istiyordu sanayiyi ve ticareti. Anadolu’nun ayağına gitsin istiyordu ki adam orada iş bulsun. İstanbul’a yüklenmesin. İstanbul’a yüklendiği zaman İstanbul’un yaşanmaz hale geleceği belliydi. İstanbul’un en tehlikeli yerleri neresi hocam? Sahil, Güney Sahili. Avrupa yakası mı Anadolu yakası mı? Fahiy ikisinden geçiyor. Sahilden ne kadar yukarı doğru kısım tehlikeli? Aşağı yukarı bak şimdi birinci köprüyü düşün.
Birinci köprüden sahile paralel çizgiler çiz. Hem Avrupa yakasına hem Asya yakasına doğru. Onun güneyi aşağı yukarı sekiz şiddetinde yer yer mesela Tuzla ve Yeşilköy’de dokuz şiddete varıyor. Yani 7,6’lık büyüklüğünde bir deprem olduğunu düşün sahilde şiddet dağılımı 9’a 8’e çıkıyor. Mustafa Erdiğin meşru bir lafı vardır. Her yere bina yapılır dediği depreme dayanıklı. Yeter ki bil. İnsanlara şeyi söyleyebilir miyiz hocam? Herkes tabii bunu merak ediyordur.
Kendi binasının riskli olduğuna dair emareler nedir bir insan için? Onu çağırıp sormak lazım. Binanın tarihini bilmek lazım kim yaptı. Ama duvarlarından örnek almak lazım. Özellikle demirlerinden örnek almak lazım. Sonra statik hesaplarına bakmak lazım. Öyle baktığım olduğu ile olacak iş değil. Deliriyor işte 2000’den önceki binalar sonraki göre daha riskli. Efendim o hiç öyle değil. Hiç öyle değil çünkü Ayasofya hala ayakta. Değil mi? Milattan sonra 6. yüzyıl. İside ve Artemide oradan bakıyorlar bize. Siz hocam Anadolu Hisarı’nda mı oturuyordunuz yanlış mı hatırlıyorsunuz? Evet. Anadolu Hisarı da denizde çok yakın değil mi? Ben Anadolu Hisarı’nın tepesinde oturuyorum. Hele hele Boğaz’da, Yalı’da. Bana deseler ki saray üzerine altın maaş vereceğiz. Bir de Yalı veriyoruz. Git otur burada oturma. En büyük tehlike günün birinde kucağında bir tankeri bulur musun? Bulmaz mısın tehlikesi? O ayrı tabi. Bir de o var. Korkunç bir tehlike. O şaka değil o yani. Çok nadir olan bir şey ama oldu mu da facia oluyor. Oldu ya.
Evet. Çöpük bir dağıtıyor vurduğu zaman. İkincisi bir tsunami tehlikesi her zaman boğazda var. Dolayısıyla ben enayi miyim niye yalıda oturayım ya? Bizim ev tepede yukarıda. Üstelik Anadolu Hisarı’nın geolojisi orta devon deforme olmuş şeylerinden oluşur. Kayaşlarından oluşur. Bizim ev kretese yaşlı bir andezit daykının üzerinde oturuyor. Yani andezit granit gibi bir şey zor kırarsın yani. Onun üzerine oturtulmuş vaziyette. Düşün 1999 depremi oldu. Avcılar mavcılar yıkıldı. Yeşilköy’de annemin babamın evinin duvara ayrıldı.
Bizde mumlar, Şam’dan üzerinde duran mumlar düşmemiş. Müthiş. Arası başımız hocam benim zemin granit mi bilmiyorum. Ben de Çengelköy’de oturuyorum. Gerçi ben de yukarıda onu oturuyorum. Deniz kenarında değilim ama. Ama Çengelköy değil tabii. Yani bak alüvyon tabanda olma. Mesela ben Anadolu Hisarı’nda gidip de Göksu Deltasında oturmam.
Cılkaltı biliyorsun. Başka nerede oturmazsınız mesela? Kartal’da oturur musunuz mesela? Oturmam hayır. Sahilde oturmam. Sahilde oturmam abicim sahilde oturmam. Komik bir hikaye anlatayım mı sana? Lütfen buyurun. Bir gün Asparuk General 24. Hava Koetleri Komutanımız bizi davet etti. Şimdi Fenerbahçe’de oturuyor bunlar. Malum Fenerbahçe orada evinde. İşte Emekli Koet Komutanları için bir bina var. Orada oturuyorlar.
Gayet güzel böyle Fenerbahçe’ye bakıyor falan. Gittik. Aylı Hanım hemen beni gördü. Celal dedi. Burasının depremselliği nasıl? Firebizz ne kadar yakınız? Deyince. Ben de hanımefendi dedim hemen oradan geçiyor dedim. Ben bunu derdim. Asparuk General döndü. Anan dedi. Merhaba demeden konuşacak laf mı bulamadınız dedi.
Hiç unutmuyorum. Merhaba demeden konuşacak laf mı bulamadınız dedi.