Jamie Vardy | “KARŞI KOYAN ADAM”

Jamie Vardy | “KARŞI KOYAN ADAM” videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=M2Zv3kP_hAE. Bu videoyu izlediğiniz için teşekkür ederim. Bu videoyu izlediğiniz için teşekkür ederim. Bu videoyu izlediğiniz için teşekkür ederim. Oku Ne olursa olsun bir diploma al. Hepimiz çocuk yaşlarda büyüklerimizden genellikle bu nasihati işitiriz. Büyüklerimiz, özellikle de okumayan ya da okuyamayan büyüklerimiz…

Jamie Vardy | “KARŞI KOYAN ADAM”

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=M2Zv3kP_hAE.

Bu videoyu izlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu videoyu izlediğiniz için teşekkür ederim. Bu videoyu izlediğiniz için teşekkür ederim.
Oku Ne olursa olsun bir diploma al. Hepimiz çocuk yaşlarda büyüklerimizden genellikle bu nasihati işitiriz. Büyüklerimiz, özellikle de okumayan ya da okuyamayan büyüklerimiz kendi pişmanlıklarını ve karşılaştıkları zorlukları düşünerek bize böyle nasihatlerde bulunurlar. Fakat çocuk yaşlarda insan bunun ne demek olduğunu gerçekten de anlayamaz, fark edemez. İnsan günde 12 saat boyunca fiziksel bir iş yapmanın ne demek olduğunu ancak ilk iş günü bittiğinde tabanları şişip yürüyemeyecek hale geldiğinde geceleri vücudunun her yeri sızladığı için uyuyamadığını da anlayabilir. Ve bunu bir ömür boyu her gün yaşadığınızı düşünün. Jamie Wardy tam olarak bu hayata razı gelmişti aslında. Kaderine rıza göstermişti. Bir süre içinde olsa futbolun onun için doğru seçenek olmadığını inanmıştı. Ancak hikayenin geri kalanında içinde bir yerlerde hala inancını, umudunu kaybetmediğine
gayrı güçlü kanıtlar var. Yoksa nasıl başarabilirdi ki? Jamie Wardy ile onun bile hayallerinin ötesine geçen bir yolculuğa çıkıyoruz. Çünkü bu onun tabiriyle bir rüya olmadığını anlamak için her gün kendine tokat atması gereken bir hikaye. Leicester’ın gol makinesi. Kod adı Hızlı Tilki. Jamie Wardy.
11 Ocak 1987 Sheffield İngiltere doğumlu Jamie Wardy, orta hali bir ailenin çocuğu. Babası Richard bir winch operatörüydü. Annesi ise hukuk bürosunda sekreter. Jamie’nin futbolu alan ilgisi çoğu futbolcu gibi çocukken başlıyordu. Çok küçük yaşlardan itibaren futbolu profesyonel bir meslek olarak güçlemeye başladı. İlginç olan ailesinin de onun bu arzusuna destek vermesi ve eğitimini tamamlaması
için çok ısrarcı olmamalarıydı. Ebeveynlerine göre okuma yazma büdyo olması yeterliydi. Fakat Jamie’nin hevesini kırmak üzere gelişti her şey. 16 yaşında Sheffield Beniz’de genç takımında idmanları çıkarken antrenörlerinden futbolcu olamayacağına dair öngörüleri ilk kez işitti ve ona kapıyı gösterdiler. Jamie kendi yaş grubu içinde bile en ufak tefek, en çelemsiz çocuktu. Dahası futbol yeteneği olarak pek bir şey vaat etmiyordu. Kulübü tarafından reddedilişi Jamie’nin hayallerini yıkmıştı.
Futbolla dair tüm düşlerini bir kutuya koyup rafa kaldırmak zorunda kalacaktı. Futbolcu olamayacağı öngörülen ve eğitimini yarım bırakmış 16 yaşında bir genç adam olarak artık yapabileceği tek bir şey kalmıştı geriye. Bir iş bulup çalışmak ve ailesinde yük olmayacak kadar para kazanabilmek. Vardy günde 12 saat çalışmak zorunda olduğu ve aslında çok da iyi para kazanamadığı bir fabrikada işe girdi. O günleri şöyle anlatıyor. Fabrikada karbon fiber teknisyeni olarak çalışmaya başladım. Engelli insanların kullanımına yönelik materyaller üreten bir fabrikaydı. Gün içerisinde yüzlerce kez sıcak fırından çıkan sıcak malzemeleri kaldırıp indirmek zorunda kalırdık. Sırt ağrısından ölüyordum. Jamie Vardy okumadığı için hiç pişmanlık duyduğumu bilmiyorum ama o günlerde bu hayatı yaşamaya razı olmuştu. Belki de tüm yaşamını değiştirecek fırsatın karşısına çıkacağından habersiz bir şekilde. Fakat yine de Jamie’nin iş arkadaşları onun hayatından çok da memnun olmadığının farkındaydı. Onu bu gerçekle yüzleştirmek futbola bir şans daha vermesini sağlamak için ona epey dil döktüler. Daha 16 yaşındaydı ve hiç değilse hafta sonları futbol oynayabilir ve biraz daha
para kazanabilirdi. Rafa kaldırdığı hayallerini kutusundan çıkarıp onlara tekrar sarıldı Jamie. Zor bir hayat olacak gibi gözüküyordu ancak genç adam karşı koymaya karar vermişti. İngiltere Premier Ligi’ni birinci lig, kempinsipi ise ikincilik olarak kabul edecek olursak Jamie Vardy’nin yolculuğuna nereden başladığını daha iyi anlayabiliriz. Vardy 2004 yılında İngiltere 8. Ligi’nin 5 kategorisinden birine tekabül eden Kuzey Premier Ligi Güney Birinci Ligi takımlarından Stokes Bridge Park Steels takımının alt yapısına girerek yeniden futbola döndü.
3 yıl aradan sonra A takımı yükselen Vardy, 2007’den itibaren yarı amatör kabul edilen İngilizlerin Pazar Ligi dediği bu oluşumda Stokes Bridge ile maçlara çıkmaya başladı. Bir yandan fabrika işçisi olarak çalışmaya devam ediyor, hafta sonları Pazar Ligi’nin altın üstüne getiriyor ve kulübünden haftada sadece 30 pound kazanıyordu. 3 sezon boyunca formasını gidiyor Stokes Bridge’de muhteşem istatistikler yakaladı Vardy.
İlk yılında 18, takımını bir üstlük olan Kuzey Premier Ligi’ne çıkardı. 2008-2009 sezonunda ise 25 gol attı. Artık bir üstlükteydi ama orada da kendisini kanıtlamaya başardı Jamie. Kuzey Premier Ligi’nde oynadığı 38 maçta 23 gol atarak takım arkadaşları tarafından yılın oyuncusu ödülüne layık görüldü. O esnada 23 yaşında olan Jamie Vardy’e yakın yaşlardaki bazı oyuncular neredeydi ne yapıyordu diye bakacak olursak Vardy’nin durumunu daha iyi anlamış olabiliriz. Örneğin Vardy’den 2 yaş büyük olan Wayne Rooney 2010’da Manchester United’e 3 Premier Lig şampiyonluğu kazanmıştı bile. Vardy’den 1 yaş küçük olan Sergio Aguero o dönemde atletico forması giyiyordu ve 1 yıl içerisinde Manchester City’ye tam 45 milyon euroya transfer olacaktı. Vardy ile yaşıt Karim Benzema Real Madrid’e 35 milyon euroya henüz transfer olmuştu ve yine aynı yaştaki Luis Suarez Ajax formasıyla 35 gol atarak Hollanda Ligi’ni kasıp kavurmakla meşguldü. Tüm bunları olup biterken Jamie Vardy halen yarı amatör bir futbolcu olarak her hafta maçlardan sonra evine götürüp kendisini yıkamakla sorumlu olduğu Stocksbridge formasını giyiyordu. Hayalini gerçekleştirmiş sayılmazdı. Gerçek bir futbolcu gibi hissetmiyordu belki ama yine de bu hayattan memnundu. Derken Jamie’nin bütün hayatını değiştirecek bir fırsat çıktı karşısına. Aynilikle mücadele eden Halifax Town Klubu Vardy için 18.000 sterling ödeyerek onu Stocksbridge’den transfer etti. Vardy artık karbon fiber fabrikasındaki günlerine elveda demiş ve 23 yaşında tam zamanlı bir kontrat imzalayarak profesyonel olmuştu. Artık bir futbolcu olarak hayatını kazanabilecek duruma gelmişti. Bundan ötesini hayal bile edemezdim diyor Vardy. Ama hayat onun karşısına hayallerinin bile ötesinde bir futbola yaşantısı sürsünmeyecekti. Halifax Town’da geçirdiği tek sezonda 33 maça çıkan ve 23 gol kaydeden Vardy oynadığı her lige birkaç numara büyük geliyor gibiydi sanki.
Ertesi sezon bu kez 300.000 euro karşılığında 5. lig seviyesindeki National League takımlarından Fleetwood’a transfer oldu. Üç farklı seviyede kendini kanıtlamış bir golcü olarak bir yerde boyunun ölçüsünü elbette alacaktı Vardy. Suyun kendi boyunu geçtiği, su yüzünde kalmakta zorlandığı bir yer mutlaka olacaktı. Acaba olacak mıydı? Vardy National League’de de boyunun ölçüsünü almadı. Hatta National League Vardy’den nasibini aldı demek daha doğru olur.
Fleetwood Town’da rüya bir sezon geçirdi Vardy. 103 puanla şampiyon olarak 4. ligye yükseldikleri sezonda 36 lig maçında toplam 31 gol 17 asist yaptı ve gol kralı oldu. Oynadığı 3 farklı takımla üst lige yükselen ve hepsinde de takımının en skor el ismi olan Jamie Vardy için bir üst seviyeyi deneme vaktiydi artık. Ancak ona her zaman hayallerinin ötesinde sürprizler sunan kaderi, Vardy bir üst seviyeye yani 4. ligye değil, Premier Lig’e yükselme tümünvası olan Championship’e taşıdı. Onun bonservisi için Fleetwood’a 1 milyon 200 bin euro ödeyen Leicester City Vardy’i renklerine bağladı. Transferi duyurulduğunda Twitter kullanıcısı bir Leicester taraftarı aynen şöyle bir tweet atmıştı. Leicester amatörlükten futbolcu alıyor. Tanrım futbol ne hale düştü. Championship’teki ilk sezonundan sadece 19 maçta ilk 11 başladı. Rotasyonunda onun önünde bulunan kiralık golcu Chris Wood ve David Nugent gibi isimler onun süre almasını zorlaştırıyordu. Üstelik ligin 2. yarısında toplamdan Harry Kane adında 19 yaşında bir çocuk kiralamışlardı ki bu durum Vardy’nin sürelerini iyice azalttı. Evet Vardy her gittiği takımın ilk 11 oyuncusu olmaya ve her yerde en skorer olmaya alışmıştı. Ancak yine de ilk gördüğü zorlukta pes edecek bir adam da değildi. Karşı koyacaktı. İngiltere’de alt liglerden Premier Lig’e kadar belirgin bir seviye farkı olduğunu inkar edemeyiz belki ama diğer ülkelere göre bu farkın çok çok daha az olduğunu söyleyebiliriz. Bu yüzden bir üst lige yükselen takımlar kadrolarını ciddi oranda muhafaza ederek mücadelesine devam edebiliyorlar.
Alt liglerdeki curcunadan anlının akıyla çıkan bir futbolcu hem mental hem de fiziksel olarak çok sağlam çok dayanıklı demektir. Bu yüzden böyle adamlardan kolay kolay vazgeçilemez. Öncelikle çok fazla lig ve çok fazla takım olduğunu söylemek gerek. Ve 5. ligden itibaren her turnuva en az 24 takımla oynanıyor. Bu da demek oluyor ki her takım sezonda en az 46 tane maç yapıyor. FA Cup’ı lig kupası derken maç takvimini, mental ve fiziksel yoğunluğu varın siz hesap edin.
İngiltere’nin en alt liginden başlayarak en yukarıyı hedeflediğiniz bir teknik direktörlük simülasyonunda bile düşünün eğlenmek amacıyla oynadığınız ve sadece bilgisayar başında oturarak yaptığınız böyle bir aktivitede bile insan ruhsa olarak çökebiliyor. Mental anlamda yoruluyor tükeniyor. Lafı şuraya getirmek istiyorum. Bir üst lige çıkmak için ciddi manada acı çekmeniz gereken bir sistem mevcut İngiltere’de. Zindan gibi hapis gibi ligler var. İşte Vardy böyle bir yoldan geçmişti. Hem de bir değil defalarca kez. Zorluklarla karşılaştığında geri adım atan değil karşı koyan bir karakter olduğu için bunu başarmıştı. Onun her seferinde bir üst seviyede kendini kanıtlamasını, basamakları böyle üçer beşer tırmanmasını ancak böyle açıklayabiliyorum. Evet bu adam iyi futbolcu, iyi golcu, hızlı, zeki ve bitirici biri evet. Ama her şey bir yana Jamie Vardy mental anlamda tam bir canavar. Görüp görebileceğiniz en dayanıklı adamlardan birisi. Leicester’daki ilk sezonunda 6. olarak playoff yarı finalinde Redford’a galbeden ve premierlige yükselme şansını ucu ucuna kaçıran Vardy ertesi yıl Deivont Nugent ile birlikte takımın değişilmez hücum oyuncularından birisi olmayı başardı. Üstelik Leicester geçen yıl kıyısından döndüğü premierliğe yükselme hakkını bu kez kira döke şampiyon olarak kazanıyordu. Vardy 37 maçta attığı 16 gol ile son ve en büyük basamağa da başarıyla tırmanmıştı. Bundan daha fazlasını, daha ötesini sadece o değil gerçekten kimse hayal edemezdi. Bunu bir film senaryosu olarak kaleme alsanız muhtemelen hiçbir yapımcı bu filmi çekmek istemezdi.
Bu senaryonun gerçeklikten uzak ve fazla abartılmış bir senaryo olduğunu düşünürdü. 23 yaşında profesyonel olduğu, 4 yıl içinde dünyanın tepesine premierliğe kadar yükseldiği bu yolculukta Jamie Vardy 27 yaşına basmıştı. İlk premierlik sezonunda onları buraya yükselten menajer Nigel Pearce’in yönetiminde hedefe olan ligye tutunmayı başarmıştı Leicester.
Vardy bu yeni ve en yüksek seviyeye alışmakta ve kabret etmekte biraz zorlanmış gözüküyordu. Kötü bir sezon geçirmemişti ama o her zamanki muazzam rakamlarından biraz uzak kalmıştı. 34 maçta 5 gol 8 asist üretti ve Leicester sezonu 14. sırada bitirdi. Bu sonucun ardından bir değişikliğe ihtiyaç duyan Leicester yönetimi Nigel Pearson ile yollarını ayırarak İtalyan menajer Claudio Ranieri ile anlaştı. Takımın orta sahasına, kanide form’a giyen ufak tefek ama çok enerjik bir orta sah transfer edildi. 24 yaşındaki Mali asıllı Angolo Kante. Bu çocuk takımdan ayrılan Esteban Cambiaso’nun görevini üstlenecekti. Giden başka bir isim David Nugent’in yerine Japon golcü Okazaki alındı. Solbeki Avusturyalı Christian Fuchs transfer edildi. Savununun göbeğine ise Robert Huot alındı. Leicester’ın bu hamlelerle, bu çoğumuzun adını bile bilmediği adamlarla bir şampiyonluk kadrosu kurduğunu kim bile bilirdi ki? Önceki yıl az süre bulabilen Danny Drinkwater ve Mark Albrighton gibi isimler Ranieri’nin bankoları oldular. Ancak o sezon Leicester kadrosundan iki adet futbolcu birer süperstera dönüşecekti. Leicester’ın iki yıl evvel Lohav’dan sadece 500.000 euro karşılığında transfer ettiği Riyad Mahrez ilk iki sezonunda fena bir performans göstermemişti ama öyle uçup kaçtığı da yoktu. 24 yaşındaki Cezayirli artık genç sayılmazdı ve gelişimi göstereceği de şüpheliydi. Çok rahat adam geçebilen ve hücum hattında benzersiz bir yaratıcılık sunan bu çocuk, meslektaşı her Cezayirli gibi devamlılığı düşük, kopuk kopuk oynayan, bazen tamamıyla
şartları indiren ve oyundan kafa olarak ayrılan tercihleri ve kararları ile sorgulanan bir oyuncuydu. Fakat 2015-2016 sezonunun başlaması ile birlikte bu savruk Cezayirli Premier Lig’in en elit oyun kurucularından birine dönüş verdi. Mahrez sağ açık gibi başlamasına karşın sahanın ön tarafında o kadar geniş bir adana oper ediyordu ki kanat forvet, forvet arkası ve oyun kurucu rollerinin bir sentezini kusursuza yakın oynuyordu. Hem hazırlıyor hem bitiriyor hem de organize ediyordu.
Wardia’ya gelecek olursak bir golcünün en verimli çağı 27-32 yaş aralığı derler. Wardia buraya kadar sürekli oynayarak ve ritmini hiç kaybetmeden gelmişti zaten. Onun oyunu rakip defans oyuncuları ile kendi arasında geçen bir tür satranç maçı. Wardia’yı durdurmak için kesinlikle çok zeki ve konsantrasyonu yüksek savunmacılara ihtiyacınız var. Onun kadar hızlısını zor da olsa bulabilirsiniz. Ondan daha güçlüsünü bulabilirsiniz. Ancak Wardia’nın sahip olduğu mental yetenekler gerçekten eşsiz.
Wardia sürekli offside çizgisi ile flirt halinde vardı. Buna rağmen offside’e düşme sıklığı şaşılacak derecede az. Alan işleme kabiliyeti inanılmaz. Gol koşusu nedir? Fake koşu nasıl atılır? Offside’e düşmemek için nasıl bir açıyla ve nasıl bir inmeyle hareketlenilir? Dahası bu işin zamanlaması nasıl yapılır? Wardia bu konularda ders verebilecek seviyede. Lakabının fastfox yani hızlı tilki olmasına şaşmamalı. Bu tarz oyuncular genellikle fiziksel mücadeleden temasdan uzak oynamayı sever.
Kaç boyunca rakip savunmadan kurtulacakları anın peşinde koşar, topa çok fazla dokunmasalar bile o an geldiğinde fişi çekmek üzerine mesai yaparlar. Wardia’ya benzer stildeki golcülere Aboumeiang, Lacazette, Prime Daniels-Turich, Germain Defoe ya da Icardi gibi oyunculara örnek verebiliriz. Wardia’nın farkı ise kavgadan, dövüşten hiç geri durmayan bir stil olması. Jamie Wardia bu stildeki bir oyuncuya göre acayip derecede inatçı, mücadeleci ve gözü kara bir oyuncu. Az önce de söylediğim gibi onu hızınızla ya da gücünüzle
belki alt edebilirsiniz ama Wardia’dan daha dayanıklı olmanız, onun inadıyla baş etmeniz çok zor. Jamie Wardia tam bir baş belası. Belki de onun bu özellikleri İngiltere’nin alt liglerinden birlikte getirdiği bir karakteristiktir. Belki de Wardia koşmamanın, mücadele etmemenin, vücudunu feda etmemenin, oyun içerisinde kendisini ve enerjisini saklamanın ne demek olduğunu hiç bilmiyordur. Velhasıl Chelsea’yle oynadıkları bir premiallik maçında rakip menajer Jose Mourinho ona yaklaşıp şöyle sormuştu.
Sen hiç durmaz mısın? Hiç soluklanmadan sürekli böyle koşar mısın? Tanrı aşkına yorulmak nedir bilmez misin sen? Bu kadar fiziksel ve bu kadar yoğunluğu yüksek bir stile sahip olmasına rağmen Wardia kariyerinde şu ana dek hiçbir ciddi sakatlık yaşamadı. Onun bu mental yetenekleri hızlı ve birinci sınıf son vuruş kabiliyetiyle birleşince ortaya premialligin en elit golcülerinden birisi çıkmıştı. Wardia, Haziran 2015’te Irlanda ile oynanan özel maçta İngiliz Milli Takımının
performansını sırtına geçirdi ve bir kilometre taşını daha devirmiş oldu. 28 Ağustos ve 28 Kasım 2015 tarihleri arasında üst üste çıktığı 11 premiallig maçının tamamında gol atma başarısı gösteren Wardia daha önce Rudvan Nistelroya ait olan premiallig rekorunu tarihe gömdü ve halen elinde tutuyor. Mahrez-Wardia ikilisinin lig’e yaptığı bu olağanüstü başlangıç takımın performansını
daha doğal olarak etkilemişti. Lig’in ilk 17 haftasında sadece tek yenilgi alan Tilkiler topladığı 38 puanla ligin zirvesine oturmuştu. Premier Lig’in dev takımlarının hepsinin o sıralarda kendine has problemleri vardı ve bazıları başa çıkılamaz boyuttaydı. Ancak yine de Leicester’ın şampiyonluğuna kimse ihtimal vermiyordu. Örneğin son şampiyonun Chelsea’de oyuncu grubunun çıkardığı isyan, Jose’nin başını yemişti. Portekizli Hoca 16. hafta itibariyle işini kaybettiği sırada Chelsea Leicester’dan
tam 20 puan fark yemiş durumdaydı ve yarış dışı kalmışlardı. Olan şampiyonluk şüphelerinden Manchester City’de Manuel Pellegrini daha Şubat ayında takım yarışın içindeyken sezon sonu ayrılacağını ve görevi Pep Guardia olaya bırakacağını açıklamıştı. Bu açıklamanın ardından peş peşe 6 maçta sadece tek galibiyet alabilen City yere yuvarlandı. Pellegrini City’den ayrıldıktan sonra bu açıklamanın zamanlamasının bir hata olduğunu ve takımı yarıştan kopartan faktörün bu olduğunu kabul etmek zorunda kaldı.
Bir başka dev Manchester United’ın başı ciddi anlamda beladaydı. Takımın başına Louis Van Halie getiren kırmızı şeytanlar iki sezonunda toplam 350 milyon euro para harcamış fakat takım olmayı başaramamışlardı ve bitime 8-10 maç kala şampiyonluk ümitlerini tamamen tüketmişlerdi. Liverpool sezonun başında Brandon Rogers’u yollayıp Jürgen Klopp ile anlaşmıştı ve o sezonu zaten tamamen gözden çıkarmışlardı. Liverpool’un 8. sırada kalması kimseyi şaşırtmadı. Premier League’de 2015-2016 sezonunda bir şampiyonluk yarışından bahsedeceksek eğer bu da zavallıdır ama bu yarış Leicester City, Arsenal ve Tottenham Hotspur arasında geçecekti. Halen Arsene Wenger yönetimindeki Arsenal her sezon yaptığı gibi o sezonu da çok iyi başlamış, Lig’in ilk yarısını lider bitirmiş ve taraftarlarını umutlandırmıştı. Ancak Arsene Wenger deneminin Christmas sonrası çöküşleri meşhurdur. Şubatın ortalarında Leicester City’ye sezon boyunca aldığı üç mağlubiyetten birini tattıran topçular 26. hafta itibariyle onlara 2 puan kadar yaklaşmıştı. Ancak daha sonra peş peş oynadığı United, Swansea ve Tottenham maçlarından sadece 1 puan çıkarabildi. Bitime 9 maç kalan Leicester yarışta Spurs ile başa baş kalmıştı. Sanırım tam olarak bu noktadan sonra herkes Leicester City şampiyonluğunun gayet gerçekçi bir ihtimal olduğunu kabul etmek zorunda kaldı. Her şeyden önce bu takım gerçekten makul ve sürdürülebilir bir ana plana sahipti. Oldukça muhafazakar bir 4-4’lük oynayan Ranieri’nin takımı, rakibini 4’er kişilik 2 sağlam blokla yerinde karşılayarak hava toplanında tabiri caizse kuş uçurtmayan Robert Hüt ve Wes Morgan’ın savunma tandemine güveniyor. Aynı zamanda oldukça ağır olan bu ikinin çabukluk defektini de bu sayede ölebiliyordu. Orta alanda her deliği tıkayan Jamie Vardy’nin defansif orta sağ versiyonu, durmak nedir bilmeyen Angola Kante’ye sahiptiler ve sahipsiz her top Kante sayesinde onların oluyordu. Top Leicester’a geçtiğinde Vardy’nin sürekli taciz ettiği, kendisiyle birlikte bir sağa sürüklediği rakip savunmalar deforme oluyor, oluşan boşlukları iki çabuk oyuncusu Mahrez ve Albrighton’la suistimal ediyorlardı. Fakat yine de gole en kolay ulaştıkları yöntem, topu alır almaz Jamie Vardy’e doğru uzatmaktı. Vardy’nin premierlikte açık sağda hızıyla ekarte edemeyeceği oyuncu sayısı zaten çok azdı. Üstelik ona attığınız pasın, öyle çok isabetli olmasını da gerek duymuyordu. Vardy, almasının ya da yetişmesinin imkansız olduğu toplara bile koşardı. Maç boyunca böyle bir taciz altında oynamak, rakip savunmalar için kabusttu.
Vardy, Premier League’in gördüğü en acayip kontra tehditlerinden birisi olmuştu. Leicester 29. haftadan itibaren üst üste 5 maç kazandı ve bu maçların hiçbirinde kalesinde gol görmedi. 34. haftada Weston’a takılarak 1 puan kaybetmelerinin rağmen Spurs ile aralarındaki puan farkı 5 puanın altına hiç düşmemişti. Bitme 2 maç kala Manchester United deplasmanından 1 puan alan Tilkiler Spurs’un Chelsea deplasmanında puan kaybetmesiyle birlikte 36. haftada Premier League şampiyonluğunu ilan etti.
Başından sonuna kadar herkesin inanmakta güçlük çektiği ancak yaklaştıkça daha da netleşen, belirginleşen bir görsel misali Leicester 132 yıllık tarihinde ilk kez göstere göstere şampiyon olmuştu. Mahrez 17 gol ve 10 asist, Jamie Vardy ise 24 gol ve 5 asistle kariyer sezonlarını yaşayarak Premier League’in yeni gözde ekilisi oldu. Vardy sezon sonunda İngiltere’de yılın oyuncusu seçildi. Aynı zamanda PFA tarafından seçilen yılın 11’inde kendisine yer buldu. İşte hikayenin bu kısmı, nasıl derler, tarihin ta kendisiydi. Leicester’ın Ranieri ile birlikte yazdığı bu peri masalı tekrar etmedi. Zaten etseydi peri masalı olmaktan çıkar bambaşka bir şeye dönüşürdü. Ancak bu muazzam başarının tekrar edileme işinin çok anlaşılır sebepleri var. Leicester şampiyon kadrosundaki oyuncularını hızlı bir şekilde kaybedecekti.
Şampiyon oldukları sezonun sonunda Kante Chelsea’ye imza attı. Ertesi yıl Angola’nın suç ortağı Delaney Drinkwater onu izledi ve o da Chelsea’ye katıldı. 2018 yazında ise Mahrez Manchester City’nin yolunu tuttu. Vardy uzunca bir süre kontratında 20 milyon euroluk serbest kalma maddesi olmasına karşın Leicester City’den ayrılmamayı tercih etti. En ciddi teklifi Arsenal’dan olan Jamie bu teklifleri reddetti ve Leicester City ile olan kontratını hatırı sayılır bir zamla uzattı.
Leicester City bir daha ne zaman şampiyonluk adayı bir takıma dönüşür bilemeyiz ancak 2016’dan beri çılgın fiyatlara oyuncu satışı yaptıkları ve buradan gelen parayı da son derece makul yatırımlar için kullandıkları bir gerçek. Bunun en güzel örneklerinden birisi de kuşkusuz Vardy’nin takım arkadaşı, milli gururumuz Çağlar Söyüncü. O tarihten beri iki kez ligi 9. sırada bitiren ve bir kez de 12. sırayı alan tilkiler tehlikeli bölgeye hiç yaklaşmadı.
Mart 2019’da takımın başına geçen Brandon Rogers ile birlikte yeniden inme kazanan Leicester City, 2019-2020 sezonunu 5. sırada tamamlayarak beklentileri hayli aşan bir performans sergiledi. 32 yaşındaki Jamie Vardy attığı 23 golle kariyerinde ilk kez premierlikte gol krallığı yaşadığı ve altın ayakkabının sahibi oldu. 108 golle Leicester City kulüp tarihinin en çok premierlik golü atan oyuncusu olan Vardy lig tarihinde ise en skorer oyuncular listesinde şimdilik 23. sırada.
Hafta sonları Pazar liginde top oynayarak başladığı bu yolculuk onu 2018’de İngiliz Milli Takımı ile Dünya Kupası’na kadar götürdü. Vardy, yıllar geçtikçe atletizmini kaybetmesine karşı çok geç bir yaşta profesyonel olmasının kariyerini uzatacağına inanıyor ve daha uzun yıllar futbol oynamaya hedefliyor.
Jamie Vardy kendi hayat hikayesinden yola çıkarak kendisi gibi futbolcu adaylarını bulmak amacıyla amatör kümerlerde futbol oynayan oyuncuları geliştirmek için bir futbol akademisi kurdu. Çünkü o her şeyden vazgeçmek üzere olduğu, bir fabrika işçisi olarak hayatına devam etmeyi göze aldığı bir anda içindeki umuda tutunarak başarmıştı. Bir bakıma şanslı bir adam vardı ve şimdi aynı şansa ihtiyaç duyabilecek başkalarının yolunu açmakla meşgul.
Bir şeyler başarmak için bazen desteğe, bazen şansa, bazense başaramayacağımızı söyleyen insanlara ihtiyacımız vardır.
Çünkü bazen Jamie Vardy kadar inatçı, onun kadar mücadeleci olmak, onun gibi karşı koymak gerekir.