Daniel Sturridge Hikayesi | “The Poacher”

Daniel Sturridge Hikayesi | “The Poacher” videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=47LJV0dA7Dg. Bazıları hayatın onlara ne kadar acımasız davrandığında şikayet edip dururlar. Etrafınızda, ailenizde ya da arkadaş çevrenizde mutlaka böyle birileri vardır. Hayatın onlara karşı hiç adil olmadığından şikayet eden, sürekli yakınan ama bir şeyleri yoluna koymak için asla çabalamayan, mücadele etmeyen. Onlara…

Daniel Sturridge Hikayesi | “The Poacher”

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=47LJV0dA7Dg.

Bazıları hayatın onlara ne kadar acımasız davrandığında şikayet edip dururlar. Etrafınızda, ailenizde ya da arkadaş çevrenizde mutlaka böyle birileri vardır. Hayatın onlara karşı hiç adil olmadığından şikayet eden, sürekli yakınan ama bir şeyleri yoluna koymak için asla çabalamayan, mücadele etmeyen. Onlara her zaman şunu söyleyin. Uyan artık hayat kimseye karşı adil değil. Şikayet etmek sadece zayıf insanların işidir. Oturup kendi halinize acıyarak ne kadar vakit harcayabilirsiniz ki?
Eğer kelebeğin umudu olmasaydı, Rammun’u uçarak geçirebilir miydi?
Daniel Sturridge, benim her zaman özel sempati duyduğum oyunculardan biri olmuştur. Yaşadığı onca talihsizliğe rağmen, sağ içinde ve sağ dışında her zaman gülümsüyen yüzüğü, ve her zaman her zaman her zaman her zaman her zaman her zaman her zaman her zaman her zaman her zaman her zaman
her zaman her zaman her zaman her zaman her zaman her zaman her zaman her zaman her zaman her zaman her zaman her zaman her zaman her zaman
Ama bize düşen hikayenin bugüne kadar ki kısmını anlatmak. İşte karşınızda Kaçak Avcı Daniel Sturridge. 1 Eylül 1989, Hawkeley Birmingham doğumlu, Jamaica asıllı bir İngiliz. Daniel küçüklüğünde bile öyle sempatik bir çocukmuş ki. Tüm aile fertleri, hatta yetiştiği çevredeki herkes tarafından çok sevilen bir afacan. Aynı zamanda da şanslıydı.
Tıpkı kendisi gibi futbolcu olan babası Michael, amcaları Dean ve Simon küçük yaşından itibaren onun üzerine titremişlerdi. Üç futbolcu kardeş onu Pelin’in videolarını izleterek büyüktü. Daniel bazen evin ön bahçesinde, bazen çevredeki futbol sahalarında, hatta bazen evin içinde kısacası her zaman her yerde top tekmeleyen bir çocuktu. Futbola 6 yaşındayken Cadbury Athletic adında yerel bir kulüpte başladı. Tıpkı profesyonel kariyerinde göreceğimiz gibi çocukluk yıllarında da sık sık yer değiştiren, kendisi için en iyi fırsatı kovalarken oradan oraya sürüklenen birisiydi. Bir yıl sonra Aston Villa, 4 sene içerisinde Country City ve nihayet 13 yaşına geldiğinde profesyonelliğe adım atacağı yer olan Manchester City Genç Akademisi’ne katıldı. 2004’te dünyanın 15 yaş altı kategoritindeki en prestijli turnuvası Nike Kupası’nda hem gol kralı oldu hem de turnuvanın en iyi oyuncusu seçildi. 2006’da 17 yaşındayken Ağ Takımı formasını ilk kez giydi ve 3 sezon boyunca ufak ufak süre bulmaya başladı. Temmuz 2009’da Manchester City ile olan sözleşmesi sona erdi ve Chelsea ile kontrat imzaladı. O sezon Carlo Angelotti yönetiminde Premier Ligi kazanan Chelsea’de kısıklı süreler almış olsa dahi kariyerinin ilk kupasını kaldırdı. Ertesi yıl ligin ikinci yarısında Bolton Monteros’a kiralık gitti ve bu yarım sezonluk kiralık macerasının kariyeri açısından ona büyük katkısı oldu. Bolton da 13 maçta 8 gol atarak İngiliz milli takımından davet aldı. Kasım 2011’de İsveç ile oynanan özel maçta ilk kez milli formayı giydi. Ada futbolunun son yıllarda yetiştirdiği birçok hücum oyuncusu var ve bunların çoğu birbirine benzer özelliklere sahip. Sian Wright Phillips’den Aaron Lennon’a, Theo Walcott’dan Oxlade Chamberlain’e, Danny Valbette’den Rahim Sterling’e, Jesse Lingard’dan Marcus Rashford’a kadar hemen hepsi oyununu atletizm ve fiziksel özellikleri üzerinden tanımlayan hızlı sprinter oyuncular. İşte Daniel Donnlardan birisiydi. Fakat bir oyunculuğun en belirgin, en güçlü özelliğini ondan alırsanız geriye ne kalır? Hala fark yaratacak derecede iyi yaptığı, keskinleştirdiği bir becerisi var mıdır?
İşte sorulması gereken soru bu. Eğer cevabınız evetse, o oyuncu gerçekten iyi futbolcu demektir. Tıpkı bugün Starridge’in yaşadığı sakatlıklar sonucu, elözyona uğrayan atletizmi ve düşen hızına rağmen hala üst düzey bir bitirici olması gibi. 2011-2012 sezonuna Andre Villas Boas’la başlayıp Roberto Di Matteo ile bitiren Chelsea’de Starridge artık kendini kabul ettirmiş, takımın önemli parçalarından biri olmayı başarmıştı. Dört kulvarda toplam 43 maça çıktı, 13 gol attı. Sezon sonunda takımıyla hem FA Cup hem de Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşadı. Ancak bir sonraki yıl, takım büyük bir düşüş yaşamaya başlamış, Daniel’ın süreleri gitgide azalmıştı. Roberto Di Matteo’nun kovuluşu ve yerine Rafa Benitez’in gelmesiyle Starridge’in bileti kesildi. Devre arasında 15 milyon euro bonserist bedeli karşılığında Liverpool’a transfer oldu. Brandon Rogers yönetimindeki Merseyside ekibinin sanki eksik parçasıydı Daniel. Geldiği gibi ilk 11’in değişmez oldu. 14 maça çıktı, 10 gol attı. Sonraki sezon klubun 23 yıllık şampiyonlu kasvetine son vermek için ellerine büyük bir fırsat geçti. Philippe Coutinho, Rahim Sterling, Kaptan Steven Gerrard ve elbette Luis Suarez Daniels’le Liverpool şampiyonluğa koşuyordu. Uruguaylı ve Daniel arasındaki mükemmel uyum sezon boyunca bu ikilinin toplam 55 kez skoru değiştirmesini sağlayacaktı.
Daniel, üst düzey atletizmi ve çabukluğunun üzerine dribbling yeteneğini de hatırı sayılır biçimde geliştirmişti. Hücum bölgesinin her yerinde oynayabiliyor, çok skorer bir oyuncu olmasına rağmen merkezden uzaklaşıp çizgilere yaklaştığı zaman verimi azalmıyordu. Müthiş bir sola ayağı sahibi olmasının yanı sıra kuvveti sayesinde yere çok sağlam basıyor, kolay kolay yıkılmıyordu. İngiliz futbolcuların karakteristik özelliklerinde çoğuna sahipti. Topu hücum bölgesine çok hızlı bir şekilde taşıyabilen, oyunun hızını belirgin şekilde yükseltebilen,
çok ani yön değiştirebilme özelliği ve hızı sayesinde karşısında durması çok zor bir oyuncuya dönüşmüştü. Gol rakamlarının oldukça yüksek olmasına karşın Daniel bencil bir oyuncu da değildi üstelik. Kafası hep yukarıdaydı, gözü her zaman müsait durumdaki bir takım arkadaşını arardı. Gol desen her çeşidi vardı bu adamda. Topu ayağında fazla eveleyip gevelemeden çabucak kalecinin uzanması en zor yere nişanlardı. Kaleyi çaprazdan gören dar açılardan gol çıkartmak konusunda çok mal etmişti. Savunmanın arkasına bir kez sarkıp topla buluştuğu an affı yoktu. Kaleciyle karşı karşıya kaldıktan sonra gol atmakta ne var diye düşünebilirsiniz ama işin zor tarafı zaten o pozisyona girebilmek. Poacher, İngilizcede yasak bölgede avlanan kaçak avcı anlamına gelen bu tabir, futbolda sturge ve onun gibi golcüler için kullanılır. Poacher maç boyunca çok fazla topa dokunmasa bile, hatta takımı topa çok fazla sahip olmasa bile, doğru an geldiği zaman savunma arkasına hareketlenir ve topla buluşup golü yapar.
Bunu yapabilmek için üst düzey bir topsuz oyun becerisi, yüksek konsantrasyon, denge, hız, son vuruş kabiliyeti, gol sezgisi ve belki de en önemlisi, offside da kalmamak için doğru zamanlamayla ve doğru ivmeyle gol koşusunu yapabilmek gerekir. Yoksa karşı karşıya kaldıktan sonra biraz topçuyosanız golü zaten atarsınız. O işin gerçekten kolay kısmıdır. Starich hem zoru hem de kolay yapmak konusunda kaçak avcılar arasında en önde gelenlerden biriydi.
O sezon dünyanın en zor liginde 29 maçta attığı 21 golle takım arkadaşı Suárez’in hemen arkasından premierlik gol kral durumunda ikinci sıraya aldı. O sezonun hikayesi gerçekten de çok farklı yazılabilirdi ama futbol zaten bu yüzden çok güzel bir oyun değil mi? Son 4 haftaya lider giren Liverpool, Chelsea deplasmanında çıktığı kader maçını 2-0 kaybetti.
Kaptanın ayağı kaydı, çeyrek asırlı kupas hızreti bugünlere kadar devam etti. Yine de Daniel için her şey yolunda gözüküyordu. O güne dek oradan oraya savrulmuş bir oyuncu olarak nihayet kendisi için ideal yeri bulmuş gibiydi. Ancak o günden itibaren kariyerini etkileyecek birçok olay meydana geldi. Sezon sonunda önce ekürisi Suárez takımından ayrıldı, ardından sezon sonunda sözleşmesi biten kaptan Steven Gerrard. Bu iki oyuncu, Starich’in gollerinin büyük bölümünü asiste eden adamlardı. Üstelik bu kariyerinin en iyi döneminde önce Uyluk, ardından Kalça kemiğindeki sakatlıklar sebebiyle tam 40 maç kaçırıldı. 2015-2016 sezonunda Jurgen Klopp’un gelişiyle formunu geri kazanır gibi oldu ama sakatlıklardan yine yakayı sıyıramadı. Sağda olduğu 25 maçta 13 goleğimizi atarken kaçırdığı maç sayısı bu kez 17 idi. Ve elbette Liverpool’un staroji bekleyecek kadar sabrı yoktu. Sakatlanmadan evvel takımın as oyuncusuyken artık yerini Firmino’ya kaybetmişti. İyileşti iyileşecek, döndü dönecek derken 3.5 senesi resmen hebe aldı, boşa geçti. 2017-2018 sezonunun devri arasında biraz ritmini bulması adına Veszpremovic Elbin takımına kiralık gitti. En azından düzenli forma şansı bulmayı umut ediyordu. Peş peşe iki maça çıktı, üçüncüsünde Chelsea’e karşı ilk 11 başladı ama sadece 3 dakika sağda kalabildi. Uyluğun da ki sakatlık yine yükseltmişti. Yarım sezonluk Veszpremovic Elbin macerası da umduğu gibi olmadı. Sezon sonu Liverpool’a geri döndü. Ayrılmadan önce takımın en azından yedek forvetiydi ama geri döndüğünde bu kez rotasyondaki yeri için genç belçikalı Divock Origi ile rekabet etmesi gerekiyordu. Daniel Storridge son beş yılda Liverpool için kilit oyunculardan birisi değildi. Ama bu kadar uzun süre burada kalmasının bir sebebi vardı. Jurgen Klopp onun için şöyle diyor. Ben Liverpool’a ilk geldiğimde o da buradaydı. Birlikte bir takım olmamıza ve yeniden bir yapı inşa etmemize yardımcı oldu. Daniel modern zamanlar için Liverpool’un ikon oyuncularından birisi. Benim gördüğüm en üst düzey bitiricilerden biri. Bizim için harika ve çok önemli birçok gole imza attı. Mümkün olmayacağını düşündüğünüz imkansız goller atabilecek bir oyuncu. Aynı zamanda soyumu odasında mutlaka olmasını isteyeceğiniz çok büyük bir karakter. Orada bulunmayan birisi elbette bunun farkında değildir ancak oldukça zeki, özgüveni yüksek ve açık sözlü biri. Takıma yardımcı olmak adına inandığı bir şey varsa bunu mutlaka söyler ve yapar.
Üstelik genç oyunculara sürekli mentörlük eden ve buradaki gelişim sürecine sürekli katkıda bulunan birisi oldu. Benim fikrim Daniel kendisi için doğru yerdeydi. Ve burada kalabildiği kadar uzun süre kalabilmek için elinden gelen tüm gayreti gösterdi. Yedek kalmayı hatta bazen haftalarca oynamamayı bile göze aldı. Hep pozitif kaldı, hep başını yukarıda tuttu. Bunun sonucunda Liverpool’la bir Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu kazandı. Son 29 yılda Premier Lig şampiyonluğuna en çok yaklaşan iki kadronun ikisinde de yer aldı. Bu açıdan Liverpool tarihinde hep özel bir yeri olacak. Belki son dönemde fazla süre almadı, fazla katkı yapamadı ama buna rağmen soyunma odasının kanseri değil liderlerinden biri oldu. Eğer Liverpool YouTube kanalını benim gibi yakından takip ediyorsanız bilirsiniz. Daniel aynı zamanda bu pozitif enerjisi sayesinde kanalın başrol oyuncusu ve adeta Liverpool’un yüzüydü. Şimdi bu bahsettiğim karakter özellikleri Trabzonspor’da ona yarar da sağlayabilir zarar da. Ne de olsa burası Türkiye. Burada her şey score tabelasının endeksidir.
Starage’ın başarılı olduğu bir senaryoda taraftarın sevgilisi olduğunu, sempatikliğinin pozitif enerjisinin Trabzonspor’un şehrinde gerçekten bir karşılık bulduğunu görebiliriz. Hatta belki tüm Trabzonspor’un şehrine starage dansı yaparken, starage’yi ise kolbasta oynarken görebiliriz. Kötü senaryodaysa bu pozitifliği vurdumduymazlık ya da umursamazlık olarak algılanıp kısa bir sürede bavulunu toplamak zorunda bile kalabilir. Ama ben inanıyorum ki Daniel Trabzonspor’un şehrinin de gülümseyen, gülümseten yüzü olacaktır.
Starage bugün 29 yaşında, Liverpool’la olan sözleşmesini tamamladı ve 303 resmi maçta attığı 105 golle ada futboluna, Şampiyonlar Ligi şampiyonu madalyasıyla klübüne, ülkesine ve hatta kim bilir belki de 26 kez formasını giydiği İngiliz milli takımına veda etti. Trabzonspor daha önce hiç ülkesi dışına çıkmayan ve Türkiye’yi çok iyi tanımayan Starage’i ikna ederek bence çok büyük iş başardı. Peki gelelim esas soruya. Daniel’ı bundan sonra salaklı bir futbol kariyeri bekliyor mu?
Bunu bilmemiz elbette mümkün değil ama bazı tahminlerde bulunabiliriz. Öncelikle çağımızın teknolojik imkanlarıyla birlikte tıp sektörünün her gün biraz daha aşama kaydettiğini söylemek gerek. Bununla birlikte spor bilimleri gibi yeni meslek dalları da ortaya çıktı. Artık sporcuları sadece tedavi etmek değil, onları sağlıklı tutmak da çok önemli. Oyuncuların sakatlık geçmişini, yaşını, boyunu, kilosunu, kas kütlesini, maç oynamayolunluğu gibi verileri ortaya dökerek sakatlık risk analizi yapan profesyoneller mevcut.
Bu durumda tabi ki Trabzonspor sağlık ekibine de büyük bir iş düşüyor. Örneğin bir oyuncunun 9 günde 3 maça çıkması, sakatlık riskini belli oranda arttırıyorsa oyuncuyu dinlendirmek en mantıklı yöntem. Artık sporcudan fedakarlık bekleme ya da sakatlığına rağmen iğnelerle sahaya çıkarma devri yavaş yavaş geride kalıyor. Gelinen bu noktada Starage’in sakatlığının kronikleştiğini ve mutlaka nükseleceğini söylemek biraz peşini kümrülük olur. Şunu da ekleyelim ki Trabzonların yüreğine biraz olsun su serpmiş olalım. Daniel son 1.5 yılda önemli bir sakatlık yaşamadı. Tabi ki şans faktörü burada çok önemli. Starage bugüne dek şansıya haber giden biri olmadı. Umarım bordo mavi formayı giymesiyle birlikte şanslı da dönmüş olur. Ve umarım Starage kariyerini tekrar ayağa kaldırmak için hala yeterli umuda ve enerjiye sahiptir. Çünkü zirveye çıkışlar kadar dibi görüp geri dönüş hikayeleri yazmak da spor tarihinde her zaman eşsiz bir yere sahip olmuştur.
Ben inanıyorum ki onun hala söyleyecek çok sözü, atacak çok golü, yapacak çok dansı var.
Herkes yeni bir sayfa açmayı, yeni bir başlangıcı hak eder. Unutmayın bugün geriye kalan hayatınızın ilk günüdür.
Altyazı M.K.