TÜRKİYE’NİN EN GİZEMLİ 10 TÜRBESİ – İNANAMAYACAKSINIZ! Tuncer Gizem Avcısı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=GRR45TUX594.
Onlar, dünyanın dört bir yanından ziyaretçi akınına uğrayan bu coğrafyanın önemli şahsiyetleri. Haklarında anlatılan gizemleri ve efsaneleri öylesine ilginç ki… Türkiye topraklarında yer alan ve hemen hepimizin bir yerlerde karşılaştığı türbeler.
Mutlaka bir ya da birkaç tanesi hakkında enteresan bir şeyler duymuşsunuzdur. İnanışa göre kimisinde 2050 yılından bırakılmış bir mesaj var, kimisi ise iş makinelerinin bile gücü yetmediğinden yol ortasından kaldırılamıyor.
İşte Türkiye’nin en gizemli on türbesi.
Bekoz’un en yüksek tepesinde tam 17 metrelik yani 10 adam boyunda acayip bir mezar bulundu. Fakat acayip oluşu sadece mezarın büyüklüğü değildi. Onu özel yapan şeylerden biri de bu mezarın en yüksek tepesinde tam 17 metrelik yani 10 adam boyunda acayip bir mezar bulundu.
Fakat acayip oluşu sadece mezarın büyüklüğü değildi. Onu özel yapan şeylerden biri de bu mezarın yaklaşık 3000 yıl önce yaşamış olan Hz. Musa Peygamber’in arkadaşlarından birine yani Hz. Yuşa Peygamber’e ait olması. Her gün yüzlerce kişinin ziyaret ettiği bu türbede bulunan en gizemli şey ise içinde yer alan ve gelecekten haber verdiği düşünülen bazı yazıtlar. Türbenin başına asılmış olan iki tane kitabe bulunmakta. Birincisi 1837 yılında, diğeri ise 1840 yılında asılmışlar.
Acayip olan kısım ise kitabelerde ustaca şifelenmiş, gelecekten geldiği düşünülen bazı mesajların yer alması. Osmanlıca yazılmış olan kitabeleri Türkçe’ye çevirdiğimiz zaman çıkan anlam bu kitabelerin bize yardım amacıyla dikilmiş olması. Kitabelerden elde edilen Ebcet hesabına göre bize bazı tarihler verilmekle birlikte İsrailoğulları ve Türkler arasında yaşanacak bazı problemlerin dünyayı kıyamet savaşına sürükleyeceğinin ustaca gizlenmiş olduğu düşünülmekte.
Araştırmacı yazar Serhat Ahmet’ten kitabeler üzerinde yaptığı derin araştırmalar sonucunda 2030 ve 2050 yıllarına ait olduğunu düşündüğü, çok çarpıcı mesajların şifelendiğini, bu tarihlere ve mesajlara nasıl ulaşmış olduğunu yazdığı Devdağı Yuşağ Tepesi’nin Sırrı isimli kitabında detaylı bir şekilde anlatıyor. Kitabenin üzerinde keşfettiği tarihlerin aynısına Topkapı Sarayı’nda bulunan Hz. Davut Pergamberin kılıcını üzerinde de rastlanınca işler gelerek garipleşiyor.
Yazara göre yapılan ebcet hesaplamalarında söz konusu olan tarihler sanki bizlere gelecekten bir haber vermek istermişçesine ustaca şifelenmiş. 2050 yılına kadar gerçekleşmesi muhtemel yeni dünya düzeni olayına dikkat çeken yazarın araştırması oldukça ilginç. En doğrusunu Allah bilir.
Haydar Paşa tren istasyonundaki rayların arasında gizlenmiş, gözlerden uzak, pek de fazla bilinmeyen Haydar Baba Türbesinin hikayesi bir hayli dikkat çekici. Aslında tren istasyonu ismini bu türbeden almış. Günümüzden çok uzun zaman önce tren rayları henüz inşa edilmediği dönemde burada sadece Haydar Baba’nın mezarı bulunmaktaydı.
Tren yolu yapılmaya başlanıyor, bir süre sonra fark ediliyor ki ray yolunun tam üzerinde Haydar Baba’nın türbesi yer alıyor. Garın hareket amiri rayın türbenin bulunduğu yerin üzerinden geçmesini istiyor. Çalışmaların devam ettiği o gece hareket amiri ilginç bir rüya görüyor. Rüyasında Haydar Baba hareket amirine beni rahatsız etmeyin diyor. Sabah olup rüyasını hatırlayan hareket amiri gördüğü bu rüyanın üzerine haydar baba’nın türüme geçer. Hareket amiri gördüğü bu rüyanın üzerine biraz içi ürperse de ray çalışmasını değiştirmemekte kararlı. Fakat bu kararı hemen ertesi gece göreceği bir başka rüyayla değişiyor. Haydar Baba ikinci kez hareket amirinin rüyasına giriyor ve bu seferki rüyasında Haydar Baba size beni rahatsız etmeyin demedim mi? Diyerek hareket amirinin boğazına sarılıyor. Gördüğü bu rüyalardan sonra içini bir korku kaplayan hareket amiri tüm çalışmalarını durdurarak rayların, mezarın etrafından geçmesini sağlıyor.
Sonrasında da hareket amiri o mezarın Haydar Baba Türbesine dönüştürülmesi talimatını veriyor. Ve her tren seferinde Haydar Baba’nın yanından geçerken tren korna çalınır ve Haydar Baba’ya selam verilerek yola çıkılırdı. Listemizin 8 numarasındaki yine İstanbul’da bulunan Lohusa Sultan Türbesinin hikayesi biraz insanın tüylerini ürperten cinsten.
Evliya Çelebi’nin seyahatname eserine konu olan bu türbe Sultan 3. Mehmet tarafından 1596 yılında yaptırılmış. Çarpıcı hikayesine gelecek olursak 1596 yılında 3. Mehmet’in gerçekleştirdiği Ehri Seferi için askerler savaşa çağrıldı. O askerlerden birisi de Lohusa Hatun isimli hamile bir kadının kocasıydı. Savaşa giderken eşi Lohusa Hatun’dan ayrılmadan önce asker Allah’a şöyle dua ediyor.
İlahi senden başka kimsem yok senin yolunda sefere gidiyorum şu dertli hanımımdan doğacak olan evladımı sana emanet ediyorum. Kerem’inle onu koru yarabbim. Böylece hamile eşini geride bırakarak sefere çıkan asker aradan uzun bir zaman geçtikten sonra savaştan heyecanla geri döndüğünde maalesef eşinin mezarı ile karşılaşır. O seferdeyken eşi hayatını kaybetmiş. Şimdi duyacaklarınızı inanmak oldukça güç fakat günümüze kadar gelmiş olan kaynaklarda öyle bir olay anlatılıyor ki şaşıracaksınız. Eşinin mezarı ile karşılaşan asker tam o anda mezardan gelen bir bebek sesi duyuyor. Bunun üzerine mezarı açtıran askerin karşılaştığı manzara akıllara zarar. Küçük bebek ölü annesini emzirirken bulunuyor. Bunu duyan Sultan 3. Mehmet bebeği saraya aldırtarak tüm bakımını üstleniyor.
Aradan yıllar geçip bebek büyüdüğünde Osmanlı’ya oldukça fazla hizmet eden bir devlet adamı oluyor. Lohusa Hatun’un oğlu olan bu kişi 16. yüzyılda annesi adına bey oğlundaki Müeyyedzade camisini yaptırıyor. Sultan 3. Mehmet tarafından ismi konulan bu adamın adı Meyitzade. Anlama ise ölüden doğan.
Kastamon yakınlarındaki bir türbe hakkında anlatılan hikayeleri ile 1981 yılında dönemin sayılı fizik tedavi uzmanlarından doktor Gültekin Caymaz’ın dikkatini çekmişti. Çünkü anlatılanlara göre türbenin çevredeki gece kondularının bulunduğu yola engel olduğu gerekçesiyle göreve gelen buldazerlerin bir türlü çalışmaması. Sonrasında ise insan eliyle yıkmaya çalıştıklarında kazmaların toprağa saplanıp hiçbir şekilde yıkılmadan bir şey yapamaz.
Yıkılmadan bir şey yapamadığı için bir türbeye ziyaret edip birkaç fotoğraf çekilmek istemişti. Fakat Ankara’ya dönüp Malik Hanesindeki filmleri banyo ettirdiğinde gördükleri karşısında şaşkınma döndü. Kendisini çektiği fotoğrafta vücudunun etrafında ışıklı bir alan oluşmuştu. Ruhsal enerjiye ve vücudumuzda bulunan aura’ya karşı inancı ve ilgisi olan doktor bu fotoğraf karşıladığı için bir türbeye ziyaret edip bir türbeye dolanmıştı.
Bu türbeye karşı inancı ve ilgisi olan doktor bu fotoğraf karşısında kayıtsız kalmayarak o türbeye tekrar gitti ve bu sefer birden fazla fotoğraf çekildi. Türbenin farklı bölümlerinde çekildiği fotoğrafların haricinde emin olmak için kendisinden başka insanların da fotoğraflarını çekti. Evine geri dönüp tüm fotoğrafları inceleyen doktor gördükleri karşısında şaşkınma döndü. Çünkü türbenin hemen yanında çekilen tüm fotoğraflarda insanların çevresinde bir ışık alanı oluşmuştu.
Bu konunun üzerine giden doktor 1970’lerde geliştirilen ruhsal ve bedensel enerji üzerindeki bir teknik ile yakından ilgilendi. Deneylerde insan vücuduna çeşitli yöntemlerle bir elektrik yüklemesi yapılıyor. Hemen akabinde çekilen fotoğraflarda ise insanların etrafındaki enerji alanları bir ışık üzmesi şeklinde belli oluyordu.
Türbe olayında da tıpkı basitçe anlatılmış bu deneydeki gibi benzer bir olay yaşanıyor olması ve evliya dediğimiz kişilerin bilmediğimiz bedensel enerjileri mezarlarının çevresinde birikip bizim anlayamadığımız bir manaya mı sebep oluyor diye düşünen doktorun acaba fotoğraf makinesinde bir arıza mı vardı yoksa bilinmeyen bir gizemi mi keşfetmişti bilemiyoruz.
Ama yaşanan bu olay türbenin isminin ışıklı türbe olmasını sağlamış. IŞIK HADISESİNDEN BASETMİŞKEN SİYİRT’TE BULUNAN İSMAİL FAKİR ULA HAZRETLERİ TÜRBESİNDEN BASETMEMEK OLMAZ. 1734 yılında hocası İsmail Fakirullah hazretlerinin ölümüne çok üzülen İbrahim Hakkı hazretleri hocamın baş ucuna doğmayan güneşi neyleyim dedikten sonra günler boyu düşünüp durmuş.
Astronomi ile de ilgilenen İbrahim Hakkı hazretleri sonunda yapması gerekeni bulmuş ve muhteşem bir çalışmaya imza atmış. İBRAM HAKKI HAZRETLERİ HOCASI İÇİN BİR TÜRBE YAPTIRMIŞ FAKAT BU TÜRBEYİ BİR KULENİN HEMEN YANIBAŞINA İNŞA HETTİRMİŞ.
TÜRBEDEN ORTALAMA 3 KİLOMETRE UZAKLIKTAKİ BİR TEPEYE DE TAŞ BİR DUVAR YAPTIRMış. Yaptığı hesaplamalarla öyle bir düzenek kurmuş ki yılda sadece iki defa 21 Mart ve 23 Eylül’de doğan güneşin ışığı Ekvator’a dik düştüğü ve böylece gece ve gündüzün eşitlendiği Ekinok zamanlarında kurulan düzenek sayesinde İsmail Fakirullah hazretlerinin kabrinin başına yansımaktı. Dünyaca üne kavuşan bu sistem ne yazık ki TÜRBE ve çevresinde yapılan çeşitli restorasyonlardan dolayı 50 yıldır çalışamaz durumdaydı. Neyse ki 50 yılın ardından Siyirt Valiliğince 7 kişilik bilim heyetinin de çalışmaları sonucu bu düzenek tekrar çalışır duruma getirildi. Şimdilerde ise senede iki defa güneşin doğuşunda TÜRBE etrafında yüzlerce kişi toplanıyor ve ekrana yansıtılan görüntü sayesinde güneş ışığının kabrin başına denk geldiği o özel anı tanıklık ediyorlar. Mersin’in Tarsus ilçesindeyiz. Türkiye’nin belki de en gizemli olaylarının yaşandığı bölge dersek yanlış olmaz çünkü bu bölge tarihi açıdan oldukça zengin bir geçmişe sahip. O gizemlerden birisi de yakın zamanda tarihi makam camisinin altından çıktı.
Hz. Ömer’in talimatıyla günümüzden 1400 yıl kadar önce zarar görmemesi adına bulunduğu konumundan daha derine gömülen bu caminin yaklaşık 12 metre kadar altında büyük bir sır açığa çıkmak üzere bekliyordu. Üstelik bu sır bundan 2500 yıl kadar önce oraya konulmuştu. Bir mezar. Üstelik bir peygamber mezarı.
Yakın zamanda keşfedilen bu mezarın bulunuş hikayesi o kadar ilginç ki. Tarihi makam camisinin derinliklerinde neyin var olduğundan habersiz bir şekilde camideki tuvaletler ekleme yaparak büyütülmesine karar verilmişti. Yeni tuvaletler yapıldı, tuvaletlerin kullanılmaya başlanmasıyla birlikte ilginçlikler de yaşanmaya başladı. Çok geçmeden Tarsus Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz gördüğü bir rüyayla adeta şaşkına döndü. Çünkü rüyasına Hz. Daniel peygamber girmişti. Rüyaların ilginç bir yanı da bu olsa gerek. Öyle değil mi? Hayatını kaybetmiş kişilerin ruhları ile bizler uyurken vücutlarımızdan ayrılan ruhlarımızla iletişim haline geçebiliyor. Hz. Daniel aleyhisselam belediye başkanının rüyasına girerek ona evladım üzerimdeki çamurları temizle demiş.
Bunun üzerine camiye yaptırılan tuvaletler derhal iptal ettirilerek büyük bir kazı çalışması başlatılıyor. Ve 10 metreden daha derine inildiğinde 2500 yıllık o inanılmaz sır gün yüzüne çıkıyor. İşin bir diğer ilginç yanı ise, Daniel aleyhisselama ulaşan işçiler kesinlikle laitini açmaya başaramıyorlar. Çünkü ne zaman ona dokunacak olurlarsa oğlukları yerde bayılıyorlar. Buna neyin sebep olduğu bilinmemekle beraber birden fazla işçinin defalarca denemesine karşın her seferinde oğlukları yere yığılmaları sonucunda kabirin olduğu gibi bırakılmasına karar veriliyor. Listemizin 4 numarasında Manisa’nın Karaköy senti, Kumlu Dere caddesinde bulunan Ayni Ali Türbesi var. Hikayesini duyanlar ise inanmakta zorluk çekiyor.
Osmanlı döneminde yaşamış olan ve elbiselerinin her yerine küçük aynalar asarak dolaştığı için halk arasında Aynalı Dede olarak anılan bu kişi hakkında anlatılan olaylardan biri de günün birinde yardıma ihtiyacı bulunan bir kadınla karşılaştığı o olay. Kadın ağlamaklı, dede neyi olduğunu soruyor. Kadın ağlayarak cevaplıyor. Oğlum Rus savaşında esir düştü. Aynalı Dede kadını teselli etmeye çalışarak ondan kendisine büyük bir ayna getirmesini istiyor. Kadın dedenin isteğini yerine getiriyor ve büyük bir ayna bulup dedeye veriyor. Aynalı Dede başlıyor dua etmeye ve tam o sırada hiç beklenmedik bir şey gerçekleşiyor. Kadın aynanın içerisinde esir tutulmuş oğlunu ve ayaklarına takılmış prangaları görüyor. Sonrası daha da ilginç. Dede öyle bir şey yapıyor ki elini aynanın içerisine soktuğu gibi kadının oğlunun ayaklarındaki prangaları çekip aynadan dışarıya çıkartıyor.
Bugün hala türbenin girişindeki asılı olan ve aynadan çekip çıkartıldığına inanılan o prangayı ziyaret ettiğinizde görebilirsiniz. Konya’ya gidiyoruz. Mevlana Hazretlerinin naaşının bulunduğu bu türbeyi özel yapan şeylerden birisi de Hazreti Mevlana’nın hayatını kaybedip kabrinin altında inşa edilen 4 metrelik mezar odasına konulduğu o günden bu yana yani 747 yıldan beri hiçbir kimsenin o mezar odasına girmemesi. Tek bir kişi hariç. O da 7 yaşındaki bir kız çocuğu. Hazreti Mevlana’nın mezar odasına yaklaşık 750 yıldır inen tek kişi bu küçük kız çocuğu. Peki nasıl? Rivayete göre Sultan 4. Murad Hazreti Mevlana türbesini ziyarete geldiğinde mezar odasında ne olduğunu çok merak etmiş ve görmek istemiş.
Fakat dönemin Mevlebi büyükleri buna kesinlikle karşı çıkmış ve onun odaya inmesini engellemişler. Sonrasında ise 4. Murad elindeki tespihi mezar odasının içine doğru atmış ya da düşürmüş. Artık doğrusunu Allah biliyor. Sonrasında tespihinin alınmasını istemiş. Bunun üzerine tespihi almak için 7 yaşındaki bir kız çocuğunu görevlendirmişler. Mezar odasıyla ilgili bilinen tek şey odanın iki tarafından mezar odasına doğru inen iki adet merdiven olduymuş.
Küçük kız çocuğu tespihi almak için mezar odasına iniyor fakat geriye yukarı çıktığında bir daha asla konuşamıyor. Mezar odasında her ne olduysa küçük kızın dilinin tutulmasına yol açmış. Hazreti Mevlana’nın 747 yıldır görülmeyen mezar odası hala gizemini koruyor. Afyon Karahisar Yaklaşık 60 yıldan bu yana Çavuşbaş Mahallesinin ortasında duran askeri baba türbesi,
şair ve filozof Gülaboğlu Muhammed Askeri’ye ait. Belediye 1960’larda çift yönlü yola engel olduğu gerekçesiyle türbeyi bulunduğu yerden başka bir yere taşımak istemiş. Fakat iş makineleri ne zaman türbeye müdahale yapmaya çalışsa çalışamaz hale gelmişler. Bunun üzerine türbeye dokunmaktan vazgeçen belediye aldığı bu karardan memnun. Yola engel olan ve bulunduğu noktadan araç trafiğini tek şeride düşüren askeri baba türbesine rağmen
o bölgede onlarca yıldır tek bir trafik kazası yaşanmamış olması dikkatleri üzerine çekiyor. Asırlar boyunca İstanbul güzelliği ve ihtişamıyla birçok ülkenin sahip olmak istediği bir şehirdi. Fakat en başta denizcilerin bildiği ve inandığı bir durum vardı. O da İstanbul’un 4 tane manevi bekçisi olduğu gerçeği. Boğazın 4 tarafına karşılıklı olarak konumlandırılmış bu 4 önemli isim geçmişte hem Müslüman hem de Hristiyan denizciler için büyük önem arz ediyormuş. Ne zaman boğazdan geçseler gemiler sahile yanaşarak bu 4 Allah dostuna selam vermeden asla boğazı geçmezlermiş.
Boğazın bu 4 manevi bekçisi Üsküdar’da bulunan Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri, Beykoz’da bulunan Yuşa Hazretleri, Sarıyer’de bulunan Telli Baba ve Beşiktaş’ta bulunan Yahya Efendi.
Günümüzde hala Boğazın 4 bekçisi ünvanıyla hatırlanan bu isimler gün geçtikçe eskisi kadar ilgi görmemeye başlansa da dünyanın birçok yerinden ziyaretlerine 100 binlerce insan geliyor. Evet onlar bu coğrafyanın nice önemli isimleri. Maalesef zaman ilerledikçe bu değerlerimiz daha az hatırlanmaya unutulmaya devam ediyorlar.
Umarım bu videoyla manevi değerlerimizi bir nevzu olsun hatırlamış oluruz.
Onlara sahip çıkma ümidiyle videoların devamı için abone olmayı ve paylaşmayı unutmayın.
İlk Yorumu Siz Yapın