Hal ilmi Nasıl Elde Edilir? | How is obtain from Ledun acquirement? | Spiritual Therapy |

Hal ilmi Nasıl Elde Edilir? | How is obtain from Ledun acquirement? | Spiritual Therapy | videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=oqQXRIJz4Yw. Arkadaşlar merhaba. Size göre hayal, bize göre gerçek. Bugünkü konumuz bizim sürekli karşılaştığımız ve ileride de sizin karşılaşacağınız bir soru. Bu da tebliğ ederken insanlara, bizden yardım isteyen kardeşlerimize bahsettiğimiz konular….

Hal ilmi Nasıl Elde Edilir? | How is obtain from Ledun acquirement? | Spiritual Therapy |

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=oqQXRIJz4Yw.

Arkadaşlar merhaba. Size göre hayal, bize göre gerçek. Bugünkü konumuz bizim sürekli karşılaştığımız ve ileride de sizin karşılaşacağınız bir soru. Bu da tebliğ ederken insanlara, bizden yardım isteyen kardeşlerimize bahsettiğimiz konular.
Bu da helallik, muska ve soydan gelen sıkıntılar üzerine. Örnek veriyorum benim üç kuşak önceki dedem bir hata yapmışsa bugünkü benim çocuğumun üzerindeki cinliği musallatın sebebi nedir? Veya niye hak etmediği halde üzerinde musallat oldu? Yani bu adaletsizlik oluyor. Niye bizim üzerimize geliyor? Biz bunu hak etmedik, biz bunu yapmadık. Bu adalet mi?
Diyen çok insan oldu bana ve bunu Allah rızası için anlatalım. Bir hastalık bize dedi ki, dedemin yediği erihten veya elmadan niye dedi benim dedi, dişlerim kamaşacak? Bizde bunu izah ederken İslami kaynaklarda bu zamana kadar çok eser tehlif etmiş bir alim İmam-ı Sûlyeti’nin bir sözünden yola çıkarak hareket ettik.
Bu da diyor ki İmam-ı Sûlyeti’nin ana ve baba tarafından yedi kuşak dediğimiz, anne tarafından 256 tane anne, 256 tane baba eder. Nasıl miras yolu bizim üzerimize maddiyat, miras olarak varis olarak kalıyorsak şerler dediğimiz sıkıntılar üzerimize bu şekilde kalıyor. Biz onun günahını çekmiyoruz. Onun yaptığı günahından dolayı, hatasından dolayı üzerimize o ruhsat erinen, çünkü ruhsat aldığı iblisin avanesi de bu yol üzere kendilerine diyor ki bu adam zamanında misal olarak anlatıyor. Gıybet etmiş, bu gıybetten ötürü yapılan gıybette hak helalliği verilmemiş, tövbeler yapılmamış babadan da toruna sirayet etmiş. Torun da bunun sıkıntısını çekiyor. Biz de bunun misalini verince, İmam-ı Sûlyeti deyince zaten o arkadaşımız bir kere duraksa da İmam-ı Sûlyeti böyle bir şey buyuruyor mu dedi. Ben kitaplarda okudum bulamadım demişti. Biz de dedik ki demek ki siz okunacak kitapları okumamışsınız. İslami kaynaklar dev bir külliye. Bir de bizim hep karıştırdığımız nokta şu, o soydan gelen şer ile alakalı şeriat ilmine göre hareket ediyoruz ama size acayip gelen konu ne?
Ledun ilmi. Çünkü Hızır Aleyhisselam ve Musa Aleyhisselam yola çıktığı zaman Musa Aleyhisselam’da şeriat ilmi vardı. Yani Allah’ın bir kitabı vermişti ve şeriat ile hükmediyordu. Kendisini idare edince, ya Rabbi benden daha bilgili birisi var mı deyince Allah-u Teala cevabı Hızır Aleyhisselam’a yönlendirdik. Yani şunu mu anlıyoruz burada, peygamberlik vasfı var ama Leduni vasfı Rabbim dilersin veriyor. Yani peygamberlerin bazılarında bu olmaya da biliyorsun.
Evet, tabi. Zaten Kuran’ı bir bütün olarak eğer doğru okumuş olsak zaten bu içinde var. Allah’ımız Celle ve Celle buyuruyor ki وَفَوْقَ كُلِّ دِيْفِنْ مِنْ عَلِيمِ Her bilenin üzerinde bir bilen yarattıysa illa ki muhakkak herkes aynı şeyi bilecek diye bir kayda yok. Onun üzerinde, onun üzerinde bu iş ta Rabbimize doğru gider. Rasulullah Aleyhisselam’ın bildiklerini bugün attaki ona varis olanlar yüzde kaçını biliyor. Böyle bu şekilde silsile devam ediyor. Bir de şu var, hani soydan gelenlerle alakalı.
Eğer yerinin yapmış olduğu hatalar sonrakilere sirayet etmeyecekse, şimdi Kuran’da bir çok kısalar var. Bazı toplulukların yapmış olduğu hatalardan dolayı Allah Tanrı bir beldenin tamamını helak ediyor. Bir kaç kişinin yaptığı hatadan dolayı. Ama yarın da insanlar diriltileceği zaman da oradaki insanların niyetlerine göre diriltilecekler. Yani şunu diyebiliyor muyuz? Hal ilmi kulların çokça ibadet etmesi, çokça zikir çekmesiyle güçlenebilir. Ama onlardan elde edilemez. Ki biz bunları zaten yaşadık, biliyoruz. Eğitim almış hayatları boyunca Hz. Kuran’ı okumuş, ayetleri ezberlemiş, konuşurken ayetlerle anlatan Allah dostları insanlar var. Allah razı olsun onlardan. Fakat onların Hz. Kuran’ı, ayetleri ve hadisleri tam olarak biliyor ve anlamış olsalardı.
Bir kişi çıktığında bu ilim üzerine bir şey söylediğinde bunun olabileceğini zaten kabul ederlerdi. Ama eksik olduklarında, tam hayatına geçiremediklerinde bu ilimle söylenileni tam anlayamıyorlar ya da itiraz ediyorlar. Veyahut da eğer ki bu ilim olacaksa mutlaka ve mutlaka bizde olmalıydı diye düşünüyorlar. Çünkü karşıdaki kişi cahil onlara göre. Yani diploma yok. Diplomanın olmayışı ki üniversitelerde hal ilmi ya da ledun ilmi verilmiyor. Zannediliyor ki medreselerde veriliyor veyahut da ilahiyatta verildiğini düşünüyorlar. Halbuki bu öyle bir şey değil. Rabbim bunu verecek, bahşedecek. O kişi de gidişatını buna göre düzenlediğinde bu ilim kapılısı da açık olduğu için anlamaya başladıkça ki belirli bir yıllar geçmesi gerekiyor. Anladıktan sonraki veriliş sebebi o kişinin kendisi için değil. O ilmi Allah rızası için insanlara faydalı olmak için kullanmak mecburiyetinde. Fakat diplomalı olanlar diplomasız olanları kabul etmiyor. Olacaksa bizde olsun veya bizde olur diyorlar. Yani 25 yılın üzerine konuşuyorum. En çok problem yaşadığımız tariqat ehilleridir. Üzerine cübbeyi giyen, sarığı takan tüm o ilme vakıf olduğunu düşünüyor. Ve bağlı oldukları Allah dostlarını o mübarek insanların tüm bilgilerinin kendilerine geçtiğini zannediyorlar. Ve bunun üzerine konuşuyorlar. Buradaki en büyük problem aslında şu. Örneğin bir kardeşimiz diyor ki ben diyor kendi şeyhimden bunu diyor duymadım anlattığınızı. En büyük yanılma zaten burada oluyor. O Allah dostları, o tarikat şeyhleri, o güzel insanlar döneminde döneminin insanlarının anlayacağı kadarını anlatıyorlar ki onlar buna vakıf. Bir de soy silsile de o Allah dostları bedenen yaşayanlar önceki dönemde yaşamış rahmetli olmuş, kabir hayatına geçmiş, yaşamaya devam edip
Rabbin tarafından da müsaadesi olup da yeryüzündeki kendi soyuna veyahut da o yoldan gidenlere hala manevi, teknik, taktik desteklerini vermeye devam ediyorlar. İlimlerini aktarmaya devam ediyorlar hal ilmi üzerine. O baştaki şey, o Allah dostları, o güzel insanlar bunları sohbetini dinlemeye gelenlere aktarınca kişilerin gelenlerin sorduğu soruya cevap verirken Hal ilmi üzerine, Ledun ilmi üzerine cevap veriyorlar fakat o soranların anlayacağı kadarını söylüyorlar. Şimdi anlayacağı kadarını söyledikten sonra kardeşlerimiz dönüp bize diyorlar ki biz diyorlar şeyhimizden bunu duymadık. Bilseydi söylerdi. Demek ki böyle bir şey yok ki söylemedi diyorlar.
Halbuki sorulan soruya göre cevap verilir. Aynı zamanda da anlayacakları kadarıyla cevap verilir. Şöyle düşünelim, yine tarikat ehli kardeşlerimizden çokça karşı gelenler oluyor. Yani biz tarikat ehliyiz, bu olacaksa bizde olması gerekiyor diyorlar. Birçok ritüeller yapıyorlar ki burada da o pencere açıksa zaten tesbihat, zikirlerle desteklendikçe daha da manevi nur çoğalır. Ama eğer o pencere açık değilse veyahut da açık da yaptığı zikir ve dualar Allah-u Teala’yı çokça, çokça anın, çokça anmak yerine istediklerini elde etmek için. Yani ben bunu okuyorum sen de bana bunu vereceksin’e getiriyorlar. Bu defa da rahmet değil zahmet geliyor bunun da farkında değiller. Bir de iblis ve türevlerini gördüklerinde veyahut da cinnileri gördüklerinde zannediyorlar ki kalp gözü açıldı bütün her şeyi görüyorlar. Halbuki eğer öyle olsaydı şizofrenilerin de hepsi aynı şekilde.
Şimdi şizofrenilerden farklı bir yanları var ama açılan kapı manevi kapı olup olmadığını bilmiyorlar o kapıdan geçmedin ki. Ama bir Allah dostu olsa inandıkları güvenlikleri bu kapı şeytani kapı, bu kapı Rahmani kapı, bu şu kapı, şu kapı, bu yola gider, bu buraya gider izah edilmiyor ki. Yani şu bardağı verilip bu tencere denilebilir. Sen tencereyi görmedin ki bunun bardak olduğunu anlayabilesin.
Yani bunlar yapılırken de aynı zamanda bilgilendirilme olması gerekiyor ancak onlar bunu da bilmiyorlar. Fakat bilmedikleri şu var. Hazreti Kur’an’ın anlaşıldığı en iyi dönemin herkes kendi dönemi olduğunu zannediyor. Halbuki Hazreti Kur’an geçmişten geleceğe, Hazreti Kur’an’ı en iyi anlayacağımız yer neresi biliyor musunuz? Bize göre son nokta ama tam anlaşılır değil.
Bu dünyada yaşadık, kabir hayatında yaşadık. Cehennemi görürdü ve cennete gidildiğini düşünelim ki Müminler, Müslümanlar gidecektir, imanla ölenler. Cennet hayatını da yaşayınca çünkü müjdelenenler Hazreti Kur’an’da cennet hayatında da olduğunu gördükçe işte bugün ayetleri anladıklarını iddia ediyorlar ya,
asıl o zaman daha iyi anlayacaklar. Bugün bizlerin anlattığını 100 yıl sonra o ayetleri okuyanlar daha iyi anlayacaklar. Ama bundan 100 sene önce yaşayanlar, Allah dostlarını kastetmiyorum burada, düz sıradan insanları bahsediyorum. 100 sene önce ayetle ilgili bir meal, bir çıkarım yaptılar, anlamaya çalıştılar ki bu doğru bir şey. Anlamak lazım.
Ama Hazreti Kur’an her döneme her zamanı tapsıyor. Rabbim bir ayet indirmiş, o ayet her dönemde bakıldığında aynı kelimelerle, aynı cümleyle farklı şeyler anlatıyor. Peki bunu nasıl anlayabiliriz? Teknoloji geliştikçe, bakış açımız, ufkumuz değiştikçe o ayeti daha iyi anlıyoruz.
Ama düz sıradan insanlar, Allah dostlarını bahsetmiyorum, düz sıradan insanlar 1900’lü yıllarda Allah dostlarının o döneme göre anlattığı şeklini bugün ezberlemişler, bugün karşınıza geliyor. Neden geliyor? Kendi bilgisizliklerinden. Ama bunu kabul etmeyeceklerdir. Halbuki bizlerin anlattığı da bir 100 yıl sonra değişecek.
100 yıl sonra bu ilme vakıf olup da anlatanların dediği daha da doğrudur. Bu da doğrudur. 1900’lü yıllardakilerin de dediği doğrudur. Hepsi doğru yanlış değil. Ama dönemine göre daha iyi anlatılıyor. Efendimiz aleyhisselam ayakkabı bağcığı ile konuşmadıkça kıyamet kopmayacaktır denildiğinde ne daha düşünülmüş olabilir?
Ayakkabı bağcığı veya kırbaç değil mi? Ama bugün telefonların kablolarını gördük değil mi? Daha iyi anlıyoruz. O günkü anlatımla, anlayışla bugünkü bir mi? Değil. Devamı 100 yıllarda bunlar daha da iyi anlaşılacak. Ama bizim kendi dönemimize göre daha iyi anlayabilmek için ya Allah dostlarının bugünkü teknoloji durumlarıyla bizlere mealini açıklamalarını yapmış olmaları lazım. Ki biz bunları okuyup ezberleyip anlamaya çalışalım. Veyahut da geçmiş dönemdeki mealine baktığımızda bakın meali derken de yanlış anlamayalım. Anlatılanı teknoloji değiştikçe daha iyi anlıyoruz demek istiyorum. Aynı meali farklı dönemlerde okunduğunda okuyan insan farklı düşünür. Bunu demek istiyorum.
Dolayısıyla Hz.Kur’an’ın ayetleri biz şu anda anlamış değiliz, anlıyoruz değiliz. Demek istediğini teknoloji geliştikçe çıkanlarla mukayese ettiğimizde Hz.Kur’an’a hayranlığımız daha da artıyor. Ancak bir şey var ki bu çok önemli. Ahir zamana girdik. Sonunun son düzlüğüne girdik. Allah-u Teala kullarına merhametli ve anlamalarında problem olur diye ki Rabb’in kulunu biliyor. Manevi kapıları açık olan çok insan var.
Bakın Müslüman olmayan bak insandan bahsediyorum. Kapılar açık. Bu açık olan yerden davete icap edenler bütün Müslüman bütün insanlar hepsi halife ya bunların içinde davete icap eden ve etmeyen de ikiye ayrılır. Müslümanlığı seçen daveti icabet eden halifedir. Diğeri de davete icap etmemiş, katılmamış halifedir. Yani Yahudi, Hristiyan veya Uydurulmuş din, Budizm gibi vesaireye inananlar. Onları davete kabul etmedi. Dolayısıyla onlarda da var penceresi maneviyata açık olan insanlar. Bunların sayıları çoğaldı, çok çok fazlalaştı. Bu fazlalaşan insanlar ne olduğunu anlamadığı için ya şizofreni ya vipolar veya ruhsal bunalımlara düşüyorlar ya da tarikat ehli veyahut da anlamaya çalışanlar anladıklarını rehbersiz yorumlayarak şirke düşüyorlar.
Veyahut da doğru anlayanlar doğru anlatıyor. Bu birkaç ihtimalden birisi. Tarikat ehli veyahut da dinini yaşamaya çalışan insanlar diyelim. Şirke düşebildikleri hepsi hiç söylemiyorum he yani.
Nereden düşüyorlar? Okuduklarını bu manevi hal, kalp farklı bir çalışır. Beyin farklı çalışır. Sesi duyarsın, duymazsın, görürsün, görmezsin bir şeyler anlatır sana. Bu anlatılanla doğru mu değil mi bunu anlayabilmek o anlatılan anlatanın rahmanimi şeytanı mı olduğunu bilmiyorsun.
Burada hataya düşüyorlar. Bunlar anlatılırken mutlaka ki yanında ya maneviyattan manevi ordulardan görevliler vardır Rabbim’in izniyle ya melekler vardır evliyalar veliler yani soydan bağlantı vesaire vardır. Ya da iblis ve iblisin uşakları şeytanlardan vardır. Maneviyat maneviyata doğru çekmek ister. Şeytan kendi tarafına çekmek ister.
Bu ister Müslüman olsun ister olmasın. Bunlara kanca takmıştır şeytan. Maneviyat da kurtarmak ister. Burada bizlerin özelliği şu algılıyoruz ayrı bu algılamamızın üzerine de yıllardır bize yön göstermiş bize tanıtmış bu bardak bu sandalye bu budur.
Bunun izahatı budur. Bakıyorsun kişinin üzerinde musallat olmuş vücuduna damarlarında dolaşıyor görebiliyorsun. Üzerindeki ifriti de görebiliyorsun. Onunla ilgili ne olduğu hakkında bir fikrimiz yok. İşte o manevi hat geliyor üzerindekini de anlatıyor tanıtıyor. O hasta olan kişinin de ne olduğunu ne yaptığını anlatıyor.
Bu bilgilendirmeden dolayı biz en az hasarla ilerlemeye çalışıyoruz. Ama bir çoğu ne yapıyor algılıyor görüyor. Gördüğünün üzerine bildiği kadarıyla yorum yapıyor. Biz bildiğimiz kadarıyla yorum yapmıyoruz. Algıladığımızı gördüğümüzü üzerine düşünmüyoruz. Direkmen hocamıza soruyoruz.
Ve şu vardır ayetlerin en iyi anlaşılan noktası cennet hayatındaki son noktadır. Çünkü gerçekleşerek devam edecektir. Haliyle bugün tam olarak anlamıyoruz. Ayetlerin ne söylediğini bunun üzerine eğitim almış Allah dostları insanlar var. Youtube’da da farklı yerlerde de bir çoğunu atıyorlar niyetleri bakıyorum.
Bir çoğu o kadar doğru bir çoğunun içinde de söylediklerini doğru zannediyorlar ama kasti bir şey yok. Bakın kasti bir şey yok. Bildiği o kadar Allah razı olsun. Herkes bildiğini ortaya koyuyor konu aynı. Peki biz burda nereden işi kurtarmaya çalışıyoruz?
Biz Efendimiz aleyhisselamın yaşantısına bakıyoruz. Yani şu farz, sünnet, icma ve kıyasa bakıyoruz bir de manevi hocalarımızın söylediğine. Peki bunlar hepsini biliyor musun diye sorarsan bana bilmiyorum.
Ama böyle konularda etrafımda güvendiğim insanlara sorup bununla ilgili Efendimizin hayatında, yaşantısında bununla ilgili o dönemde var mı? Bu farza, sünnete, icma, kıyasa bunlara ters düşen bir nokta var mı gibi istişareler yaparak geldik bir 25 sene. Ama bunlar farklı yerlerde farklı insanlar ve birbirlerini bilmezler ve bunlarla da istişare ettik. Bakın algılıyoruz diye teslim olduğunda eğer o hat yanlışsa ki onun yanlış ve doğru olduğunu bilmiyorsun. O hatla uzun yıllar yürümen gitmen lazım. Farklı konular, olayları yaşaman lazım. Aldığım bilgileri derleyip toparladıktan sonra söylenecektir bu. Yani kişi algılıyor algılı adı kendisine göre şeytan da diyebilir, Rahman’ı olan da diyebilir ama biz de öyle değil.
Biz de hem bilgilendirilir hem de belirli bir yönlendirme ile gidiyoruz ve her verilen bilginin de altında birçok izahatı var. Her söylenileni biz anlattığımızda yakın bir zamanda gördük değil mi? Evet. Söylediğimizi öyle bir mealini değiştirmiş ki kendine göre kendi bildiğini aktarmış. Ama bize söylenilen o değildi ve biz bunları Allah rızası için sıkıntıda olan insan kardeşlerimize onlara yardımcı olmak amacıyla uyguladık, talep ettik.
Ve işleyişi nasıl olduğunu da seyrettik. Bir tarihçi bundan bin yıl önce, beş yüz yıl önceki bir savaşı ne kadar anlatabilir? Bir de o yüksek bir dağın üstüne çıkmış o savaşı seyreden bir kişi nasıl anlatır?
Aramızdaki farktan da bu. Gözlemleyerek, anlamaya çalışarak ve hepimizin, birçoğumuzun farklı farklı hocalarımız manevi üveysi olarak hocalarımız var. O hocalarımızın anlattıklarıyla, söyledikleriyle anlıyoruz. Bize yorum değil, bize net bir bilgi getiriyor. Ve biz bunu yine anlayamıyoruz. Anlayabildiğimiz kadarını söylüyoruz. Yani yüz kelime söylediyse onu anlıyoruz. Üçünü söyleyebiliyoruz.
Ve burada da yine her zaman farz, sünnet, icma ve kıyasa göre bir farklılık olabilir mi diye hep bu şekilde kontrol ederek gelmişizdir. Yoksa hiç kimse ahiret hayatını, cennet hayatını yani Rabbimin rızasını tehlikeye atmak ister mi? Bize ne? Niye böyle bir şeye girerim tehlikeye? Ama bir şeye de emin olduktan sonra bu defa da Allah rızası için anlatmaya çalışıyorsun. Çünkü çoğaldı. Kalp gözü açık diyelim. Ama şeytan taraftan ama Rahmani var ya o özellik var okulda. Açık olduğu için, çoğaldığı için. Bakın tarakçılar, falcılar, enerjiciler veyahut da bilumun bütün bu astral seyahatlerde tutun da bütün bunların hepsi bunun içindir.
Bir Budizme inananın da açık olabilir, Yahudi’nin de açık olabilir, Güneş’e tapanın da açık olabilir. Hangi din de olursa olsun yani onun insan olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Açık olabilir. Bu açık olduğu yerden neyi algılıyor, algılanıldığını da nasıl yorumluyor o önemli. Şu anda 3. Dünya Savaşı’nın tam içindeyiz. Devam ediyoruz.
Koronavirüs öncesinden başladı ve devam ediyor ve değişenlikle devam edecek. Zannediyorlar ki savaşlar önceki gibi kılıç kalkanlı olacak. Veyahut da gemiler, uçaklar, bombalar olacak. Hayır artık o kadar şeye gerek yok. Artık yeni silahları var. Peki bunları nereden öğrendiler, nasıl geliştirdiler?
Düşünsenize 70’li yıllarda daha telefon geldi. Şu anda teknoloji geldiğimiz noktaya bak. Nasıl oldu? Bunların altyapılarını Rabbim yarattı her şeyi. İblis de oradan besleniyor, maneviyat da oradan besleniyor. İblis kendi tarafına bunu aktarıyor, maneviyat da kendi tarafına bunu aktarıyor.
Aktarıyor ve şöyle düşünün, Endülüs’ten önce de Diyarbakır’daki kurulan o medrese, Ulu Cami, oradaki 4 tarikatın da ayrı ayrı külliyeleri vardır. Oradaki astronomi bilgi, teknoloji, cezeli, düşünün robot. O zamanlar maneviyattan aldıkları bilgilerle insanları yönlendirmişler.
İnsanlar dininden uzaklaştıkça, bu manevi aldıklarını aktarmadıkça veya körlendikçe bunu iblis ve şeytanlar bunları kullanarak kendi kontrolündeki insanlara yaptırarak devam etmişlerdir ve o gücün teknolojinde sahibi olmuşlardır. Bu bir gerçek kabul edelim. Ama aynı teknolojiyi bize de veriyor. Bunu bir örnekle anlatayım. Bizler ahir zaman insanlarıyız. İnsanların görmeleri, duymaları artık çokça artacak ama neyi görüldüğünü bilmeyecek. Herkes kendi yorumu kadar, bir kardeşim tarikata gidiyor, tarika değil Allah razı olsun, algıladıkları var. Algıladıklarını üzerine yorum yapıyor ve bakıyorum hiç onunla hiç alakalı değil. Tarif ettikten sonra, anlattıktan sonra bütün yaşadığını düşündü o zaman hak verdi hepsini birleştirince.
Çünkü bir kılavuz yok. Aslında bizim anlattığımız suydu. Hal ilmini bildiğimiz kadarıyla anlatalım. Tabii ki çok çok bilen de anlatan da var. Ama biz bize verildiği kadarını anlatalım. Öyle ya ilmin sadakası nasıl olur ki? İlim ne olur? Verildiği kadarını anlatalım. Siz bunları alın. Kendinize bir cep kitapçı yapın. Hangi yoldan giriyorsanız gidin. Gittiğiniz yolda bu size lazım olacak. Daha iyi anlatanlarda olacak.
Onları da alın. Birleştirin. Ama kesinlikle olmak zorunda. Çünkü bu ilm vardı, hep de var olacak. Biz bilmiyoruz diye anlamaya çalışıyoruz ama tahmin yapıyoruz. Tahminimizin de yanlış olduğunu da kabul etmiyoruz. Saplantı halindeyiz. Diyoruz ki benim bağlı bulunduğum şeyhim bunu bana söylemedi, izah etmedi.
Sizde o kapasite yok ki. O Allah dostların hepsinin donanımları var. Ama sana ileri noktayı söylediği zaman Muhittin Arabe Hazretleri’ni düşün. Ne oldu? İdam değil mi? Evet. Sonunda ne yaptılar? Düşünün. O yüzden o dönemdeki anlayabileceği kadarına verir. Fazlasını vermez.
Biri de herkes kendi tarikatının üstün olduğunu düşünüyor. Bu da yanlış. Onların hepsi birer yoldur. Hak’tır, makbuldür. Mutlaka ki o yollardan birinden gitmek lazım. Ama benim yolum senin yolundan daha güzel asfaltlı demenin de bir anlamı yok. Evet. Herkes nasibi olduğu yoldan gider. Ama mutlaka birinden gidin.
Dolayısıyla ahir zamandayız. Manevi hatlar açık ama araya şeytan sızıyor. Şeytanın sızıyor ama bizi de şeytan bilgili olduğu için bizde 50-60-70 sene ömür var. İblis hep yaşıyor. Şeytan, ifritler 1000 yıl yaşıyor. 1000 yıllık tecrübeyle senin 50 senenin tecrüben bir değil ki.
Kişi diyor ki ben profesör oldum, ilahiyatta okudum. Ya sen kaç sene okudun? 30 sene, 50 sene. Şeytan, İblis’ten de bahsetmiyorum. Şeytan 1000 yıldır yaşıyor. Seni 50 kere sollar. Selektör bile yapmadan sollar. Dolayısıyla bizler bilmediğimiz konu hakkında yorum yapıyoruz. Biz dünyayı, alemleri ne kadar anladıysak bu kadar kabul ediyoruz. Bunun üzerine ilave farklı bir şey söyleyeni inkar ediyoruz.
Ve onu suçluyoruz. Niye göre suçluyoruz? Diyor ki ben böyle anladım ayetlerden. Tamam öbürü de öyle anlamış. Diğer türlü anlayan sana kabahat buluyor mu? Bulmuyor. Peki sen niye onu buluyorsun? Rep ederek ne yapacaksın?
Burada şu da olmasın. Hani bazen çıkıyorlar öyle şeylerden bahsediyorlar ki farza, sünnete, icmaya, kıyasa karşı geliyor. Bunu bahsetmiyorum. Aman bu aman. Sakın bunu demiyorum. Lütfen Allah rızası için. Bunu demiyorum. Ama bir de bir gerçek var. Enerjiciler çoğaldı. Tarotçular çoğaldı. Falcılar çoğaldı. Türlü türlü internette dolaşan, nuska yapanlar var. Enerjiyle anlatanlar var. Ritüeller yapanlar var. Tarotçular var. Ya bunları niye laf söylemiyorsunuz? Çünkü onların hakkında bilgileri yok. Onların hakkında bilginiz olması için hal ilmine vakıf olmanız lazım.
Vakıf olsanız zaten ona laf söyleyeceksiniz. Yani Müslümanlar uğraşmayacaklar. Tabii uğraşmayacak. Falcıya diyecek ki sen fal’a bakıyorsun ama kartlara bakıyorsun. Tarot. Tarot’u yıldızlara göre işaretlemişler. Aslında dinimiz İslam’da yani Rabbim bize yıldıznameyi vermiştir. Yıldızname haktır.
Ama yıldıznameyi doğru okuyup doğru anlamak da lazım. Yıldızname hak var ama sen yıldıznameyi doğru anladın mı bakalım? Sana söyleyen yıldıznameye baktığını söylüyor. Acaba doğru mu anlatıyor? O da var. Onu bir de okuyabilmek önemli. Yani bir tarota bakan, bir fal’a bakanın yıldızname kaynaklı olduğunu.
Çünkü o tarota fal’a bakıyor ama onun başında asıl yıldızname yıldızlardan gelir. Rabbim her şeyi yıldızlarla anlatır. Hz. İsa Aleyhisselam’ın geleceğini önceden züre yıldızı öğrenildi ama annesi Hz. Meryem anamız doğdu değil mi? O aradaki farkı hal ilmi olan onu anlardı. Anlayamadılar baktılar kız doğunca peygamber bekliyorlardı. Bakın işte tam bu da lazım.
Ama yıldızlarla her şeyi anlatır. Anlatılan yıldızları İslami olarak yıldızname, şeytani olarak da tarot falan vesaire. Doğru tarota bakan da, doğru tespiti yapan da şeytani olmasına rağmen doğru bilgi verebilir. Enerjiciler, bunların hepsinde bir altyapısı vardır. Onlarla inşallah konuşuruz. Bunları yaptıkları zaman onların da üzerine musallat olan ifritler o dine destek veriyorlar. Çünkü onların halifeliğini almak istiyor insanların. Halide onlara destek veriyor, yardımcı oluyor. Gidip hastayı bile tedavi edebilir. Bunları nereden anlayacaksınız siz? Hal ilmiyle anlayacaksınız. Peki o ifritler hastaya şeytan da çünkü tedavi eder. Ettiği zaman o kişi düzelir mi? Emin olun bir hastalığı düzelir, on tane hastalığı artar başka bir yerden. Aynı şekilde devam eder, kesinlikle düzelmezler. Ama hasta olduğu noktanın yeri değişir. O da düzeldiğim zanneder başka bir şey başlar gibi. Bütün bunları nereden anlayacaksınız? Hal ilmiyle anlayacaksınız. Rabbim bunu daha da fazlalaştırmış. Fazlalaştırınca hal ile bu şekilde insanlar çoğaldı çokça fazla. Ama kendilerini bilmiyorlar. Ve biz ayetleri anlamıyoruz. 100 yıl sonra bu daha da fazlalaşacak bu ilim. 200 yıl sonra daha da fazlalaşacak. O zaman daha iyi anlayacaklar. Şu anda bizim anlattıklarımız çöp olur. Değeri kalmaz. Çünkü niye daha iyisi geldi? Daha güzel anlatılıyor. Hazreti Kur’an gelince, Hazreti İncil’in hükmü bitti. Çünkü niye? Hazreti Kur’an geldi. Şimdi burada da biz anladığımız kadarıyla. 100 yıl sonra bunu daha iyi anlamlar. 50 sene sonra daha iyi anlarlar.
Bunun için bizdeki haller gayet normal. Sıraların insanlar olacağı haller. Emin olun her haneyi tarasan her ailede bir tane vardır böyle. Mutlaka vardır. Her köyde mutlaka ki derece olarak en üstü olan vardır. Beldelerde bölgelerde vardır. Rabbim bunları serpiştirmiş, dağıtmıştır. Ama biz onları bilmiyoruz, anlamıyoruz. Farklı isimler takıyoruz.
Yani imanın olması için deli demeleri gerekiyor önce. Biliyorsunuz değil mi? Onun için anlatılanları, söylenilenlere, insanlar anlamadıkları için itiraz ediyorlar. Yani ağzımızdan çıkan kelime değil, kalbimizden geleni alamıyorlar. Biz de bunu mecbur kelimelerle anlatıyoruz. Kelimeler de sınırlı. Veyahut da diyor ki hocam ben de göreyim. Yani senin pencerem kapalı. Sen onu gördüğün zaman ayakların senden önce kaçacak.
Neye göre, neye dayanacaksın? Rabbim o ilmi verirse yani taşıyacağı kadar yük vermiştir. 3-5 tane ifrit sizi hasta ediyor. Bunalmışsınız, çıldırmışsınız. Ki ahir zamandayız. Bunların bunlar kavga, gürültüler, çıldırmalar, mutsuzluklar, intiharlar, bereketlilikler. Herkes birbirini suçluyor. Herkes de asık surat. Kimse memnun değil. Bunlar hep bunun eseri. Bunlar hepsi ayrı ayrı hastalıklar. Bunların hepsinin temeli bu. Üzerinizde musallat olan iblisler, şeytanlar, ifritler, cinlerden olan da var. Müslüman olanları kastetmiyorum. Velası. Sen onlardan bir tanesi, iki tanesi seni hasta etmiş. Sen bir de geneli algılamaya çalıştığın zaman ne yapacaksın? Bir de onlarla mücadele ederken üzerinde zırhın olması lazım. Askeriye de bir de bir erin bulunduğu bir bölük, tabur, alay, bir ordu vardır.
Bir sınıfı vardır. Birçok askerlerden oluşur. Zırhları vardır, silahları vardır. Bunların da olması lazım. Onun için de bir yere kayıt olman lazım. Kayıt olduğun yer sana ruhsat verecektir. Sen az biliyorsun, çok biliyorsun değil. Senin telefon hattın açık. Biz seni yönlendiriyoruz diyor. İstiyorsan hiçbir şey bilmiyor ol. Kelime-i şehadeti bildin, namazı kılmaya çalışıyorsun. Kılmıyorsan bile uyarır. Çünkü açık o hat var. O hat farklı bir şey. Sen yaptığın gayretler o olan hatlı güzelleştirir. Daha güzel ses alırsın. Daha geniş alanlara müdahale edebilirsin. İçindeyken derecen yükselir, etki alanın artar, gigabaytın artar vesaire. Ama yoksa ritüellerle onu da elde edemezsin. Ancak ahir zamandayız. Bunlar çokça var. İnsanlar kendilerini bilmiyorlar. Bilmediklerini de bilmiyorlar. Bildiğini zannediyorlar. Dolayısıyla bu sadece ne tarikat ehlinde olur, ne müslümanlarda olur. Hepsinde var. Ama nereden besleniyor önemli. Bir de bununla ilgili sana anlatacak. Ayrı bir yeten ayrı bir hat olması lazım. Bir de bunları anlamak, görüntü veya sadece sesle olmaz. Beş duyu organını kullanabilendir. Birine baktığın zaman kalbi ağrıyorsa kalbin de ağrıması lazım. Romantizma ise eğer yürüyemiyorsa bir anda hareketlerinin kısılması lazım.
Görüntüyle acıyı anlayamazsın. Olmadı. Görüntü kandırır çoğu. Görüntü olanlardan biz hep uzak durduk genelde. Lazım olduğunda şöyle şöyle olması lazım diye anlatıyoruz. Neden? Bunlar bir de tecrübe edildi, deneyenliği görüldü. Bunlarla ilgili yıllar, onlarca yıl geçti. Bunun üzerine anlatıyoruz. Ama yattığı zaman iki şekil, iki duman gören her şeyi gördüğünü de zannediyor.
Hayatı boyunca ayetleri okumuş, Hazreti Kur’an’ı okumuş, Allah razı olsun insanları aktaran kardeşlerimiz var. Onların da bir çoğu bu ilmide bildiklerini zannediyorlar. O da yanlış. Siz hayatınızı o yola harcadınız. Biz bu yola harcadık. Biz bir araya gelirsek eksiklerimizi tamamlarız. Yapkoz parçası gibi bir araya gelirsek anlarız. Biz sizin bilginizden faydalanacağız. Siz de bizimkinden faydalanacaksınız.
Sırt sırta vereceğiz, omuz omuza vereceğiz. Birlikte mücadele edeceğiz. Birbirimizi bilmiyor diye suçlamanın anlamı yok ki. Biz hiç kimseye dedik mi? Senin kalp gözün açık değil. Dediğimiz oldu mu hiç öyle bir şekilde? Yok. Olamaz. Ama diğerleri ayeti okumuş, ayetin kendine göre de yorumlamış, kendi mealini biz söylediğimizde bize karşı gelebiliyor. Ama bunu diyoruz ki, bak farz-ı sünnet-i icmak kıyası aykırılımı değil. Ama nereden ne yapmaya çalışıyor?
İlyaki tam kendi dediği gibi olacak. Kendi gittiği tarikattan gideceksin. Ama hepsi hak. Hak olan tarikattan hepsi hak. Dört mezhep hak. Onun için ayrıştırma yapmazsak, bizim içimizde tarikatlardan da veya birçok yerden Allah dostları insanlar var, kardeşlerimiz var. Farklı mesleklerde memur olanlar da var, doktor olanlar da var. Çok farklı yerden var. Ama kimse kimseyi suçlamıyor. Herkes kendi bildiğini ortaya koyuyor ve çokça istişare ediyor. Çokça bir araya geliyoruz. Herkes bildiğini ortaya koyuyor, aldığı manevi bilgileri oraya koyuyor. Ortada alıp biz bunlarla istişare ediyoruz. Kendimize göre de bir istişare gurbümüz var. Bunları yapsak hiçbir tanemiz tam değil ki. Sen A’yı biliyorsun, ben B’yi biliyorum, NSJ’yi biliyor. Toplanarak A, B, C yapıyoruz. Onun için Rabbimizin doğru anlamayı, doğru uygulamayı ve doğru anlatmamızı nasip eylesin inşallah. Son bir söz abi, hakkını helal et. Aslında insanlar bunu kabul etmiyor, hem de iftirada farkında olmadan buluyorlar. Bunun üzerinde varsa kesin cindir diyerek, aslında burada Efendimiz Aleyhisselam başkomutan olarak, onun altında silsile halinde bulunan mübareklere de iftira atmış oluyor. Hayır cindi de görmemiş ki. Evet. Cinnedir, ifrit nedir? Dört unsura göre farklı olanları nedir? Hangi şekillere girer, girdiği şekilde ne kadar süre kalır? Nereye değişir? Veyahut da bir ifrit kertenkele şekline girmiş, vücudun içine dolaşıyor, şu kadar. Damarı tıkamış. Onu aldığın zaman idam edildiği zaman bile o vücudun içinden onun da ruhu çıkıyor. Veyahut da bir anda ufalabiliyor, hemen şekil değiştirebiliyor.
Bunlar hiçbirini görmemiş, diyor ki bundaki cindir diyor. Cini gördün mü? Tanıyor musun kardeşim? Bir bilgin var mı? Hiçbir şey yok, varsayın üzerine. Ama bir de şu var, kişinin gördüğün hal ve hareketini anlarsın, bir de konuştuğuna bakarsın. Şimdi konuştuğuna da baktıktan sonra bunu diyebilirsin ama bunu da diyebilmek için yine o konu hakkında bilgi sahibi olman lazım.
Yani soru sormak için bilmek lazım, bildiğinin üzerine sorabilirsin daha da geliştirmek için. Adamın konuyla ilgili hiçbir bilgisi yok, direkt diyor ki bundaki cinlidir. Ya olabilir, belli ki cinli olsun. Ya insanlara faydalı olabiliyor muyuz? Anlattığımız insanlar Allah rızası için faydalanıyor mu bunda? Biz bir şey de talep etmiyoruz. Faydalanan insanlara diyoruz ki senin dini bilgin var. Bak, Hz. Kur’an’a veya hadislere aykırı bir şey var mı kardeşim? Söyle diyorsun.
Herkese söylemiyor muyuz bunu? Diyor ki yok, hiç aykırı bir şey bulamadım ve bunlar farklı mezhepler, tarikatlar veya farklı yaşamda olan insanlar. Birbirlerini tanımayan, ülkenin dört bir değişikliği olan insanlar ve bunları herkese söylüyoruz. Bir şey varsa bizi uyarın diyoruz ve şu ana kadar bir tane uyaran olmadı. Çünkü maneviyattan geleni aktarıyoruz dolayısıyla velev ki cinli olsun. E size ne bunlar? Biz sizi zorlamıyoruz, siz geliyorsunuz, bildiğimizi anlatıyoruz ve faydasını görüyorsunuz.
Geri kalan nedir? Amaç ne yani?
Allah razı olsun.